• Sonuç bulunamadı

945 numaralı Şer'iye Sicili'ne göre Ankara'nın sosyo-ekonomik yapısı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "945 numaralı Şer'iye Sicili'ne göre Ankara'nın sosyo-ekonomik yapısı"

Copied!
306
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T. C.

KIRIKKALE ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ

TARĐH ANABĐLĐM DALI

HAZIRLAYAN HĐCRAN BAYRAKCI

945 NUMARALI ŞER’ĐYE SĐCĐL DEFTERĐNE GÖRE (1849-1850) ANKARA’NIN SOSYO-EKONOMĐK YAPISI

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

TEZ YÖNETĐCĐSĐ

YRD. DOÇ. DR. M. ESAT SARICAOĞLU

KIRIKKALE, 2011

(2)

II

ĐÇĐNDEKĐLER

Đçindekiler... I Kişisel Kabul... III Şekil ve Çizelgeler Dizini... IV Kısaltmalar ...V Önsöz... VI Özet ... IX Abrastract………XI

GĐRĐŞ

1- Şer’iye Sicillerinin Önemi ve Muhteviyatı………...1

a- Kadılık Müessesesinin Tarihi………..…………4

BÖLÜM 1 ANKARA Ankara’nın Konumu ve Tarihçesi………..9

BÖLÜM 2 ANKARA’NIN SOSYAL YAPISI Ankara’nın Sosyal Yapısı………...17

a- Evlilik………..………17

b- Mehir ………..…18

c- Vesayet ………...…………...…19

d- Nüfus Durumları ………...……….………19

BÖLÜM 3 ANKARA’NIN ĐKTĐSADĐ YAPISI Ankara’nın Đktisadi Yapısı………..………..25

a- Narh Defterlerinin Önemi………...………..31

b- Meslekler………..…37

c- Gedik ………..…….37

(3)

III BÖLÜM 4

TRANSKRĐPSĐYON……….47

SONUÇ ……….255

BĐBLĐOGRAFYA……….…257

EKLER……….…….…260

(4)

IV

KĐŞĐSEL KABUL/ AÇIKLAMA

Yüksek lisans tezi olarak hazırladığım “945 Numaralı Şer’iye Sicil Defterine Göre Ankara’nın Tanzimat Döneminde Sosyo-Ekonomik Yapısı” adlı çalışmamı, ilmi Ahlak ve geleneklere aykırı düşecek bir yardıma başvurmaksızın yazdığımı ve faydalandığım eserlerin bibliyografyada gösterdiklerimden ibaret olduğunu, bunlara atıf yaparak yararlanmış

olduğumu belirtir ve bunu şeref ve haysiyetimle doğrularım.

……/…../2011 Hicran BAYRAKCI

(5)

V

ŞEKĐL VE ÇĐZELGELER DĐZĐNĐ

Tablo numarası Tablo Başlığı

Tablo 1 Tereke Kayıtlarına Göre Mahalleler ve Nüfus Tablo 2 Terekelerdeki Miras Miktarları

Tablo 3 Terekelerdeki Nakit Miktarları

Tablo 4 Narh Defterleri

Tablo 5 Gediklerin Devir Fiyatları

(6)

VI

KISALTMALAR

a. g. e . Adı geçen eser a. g. m. Adı geçen makale c. Cilt

b. Belge g. Guruş p. Pare

A. Ş. S. Ankara şer’iye sicili n. Numro

s. Sayfa bkz. Bakınız

(7)

VII ÖNSÖZ

Tarih süreklilik arz eden bir milletin geçmiş özelliklerini belirleyen, geleceğe ışık tutan, ekonomik, sosyal, askeri ve kültürel profilini ortaya çıkaran bir bilim dalıdır. Şehirlerin ruhlarını anlamamızı sağlayan, bugünkü bulundukları durumun ne denli geçmişleriyle ilintili olduğunu gösteren şehir tarihleri konusunda ülkemizde yeteri kadar araştırmanın yapıldığını maalesef söyleyemiyoruz. Bunda Osmanlı arşivlerinin yeni denebilecek kadar kısa bir süre önce araştırmacıların ulaşabileceği konuma getirilmesi en önemli etken olsa da ülkemizde genel olarak belirgin bir tarih bilinci oluşmamıştır. Arşivlerimizin ve tarihi eserlerimizin iyi korunmaması da zaten gecikmiş olan araştırmaların sekteye uğramasına neden olabilir. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için ülke kaynaklarından araştırma fonları oluşturulmalı ve üniversitelerimiz daha fazla desteklenmelidir.

Ülkemizde genel olarak tarih araştırmalarımızın azlığından Anadolu şehirlerinin ekonomik, sosyal, askeri, siyasi ve kültürel yapısı hakkındaki araştırmalar da paylarını almışlardır. Türk şehirleri farklı bölgelerde olsalar da karşımıza benzer şekilde çıkmaktadırlar.

Anadolu şehirlerinin geçmişini ortaya çıkarmak için elde mevcut kaynaklardaki her bilgiyi sabırla toplamak incelemek ve değerlendirmek Türk tarihi açısından son derece önem arz etmektedir. Ankara 945 Numaralı Şer’iye Sicil defterindeki bilgileri derleyerek yapmış olduğumuz çalışmamamız da bu bağlamda bir gayretin sonucudur..

Osmanlı tarihinin kaynakları arasında şer’iye sicilleri elimizde bulunan en mühim kaynaklardır. Osmanlı merkezi ve yerel yönetimleri tarafından neredeyse her olay kayıt altına alınmıştır. Kadıların Đstanbul yönetimi ile yaptıkları resmi yazışmalar, halkın şikayet ve dilekleri, mahalli idarelere ait hukuki düzenlemeler ve benzeri hususları ihtiva eden ferman ve hükümler en önemlisi de ait olduğu mahallin sosyal ve iktisadi hayatını yansıtan bu siciller incelenmeden Osmanlı şehir hayatının ruhunu hakkıyla ortaya çıkarmak mümkün değildir.

Yapmış olduğumuz bu çalışmada söz konusu sicil defterine bağlı kalarak bu sicillerin transkripsiyonu yapılmış muhtelif eserlerden de istifade edilerek o dönemdeki Ankara’nın sosyal ve iktisadi yapısı vücuda getirilmeye çalışılmıştır.

Çalışmalarım esnasında kendisinden çok şey öğrendiğim ve karşılaştığım her problemde yardımını gördüğüm değerli tez danışmanım Yrd. Doç. Dr. M. Esat SARICAOĞLU ile Tarih Bölümü’nün değerli öğretim üyelerine, tezin hazırlanması ve yazımı esnasında maddi manevi hiçbir desteğini esirgemeyen sevgili aileme teşekkürlerimi belirterek çalışmamı sunmak istiyorum.

(8)

GĐRĐŞ

1-ŞER’ĐYE SĐCĐLLERĐ’NĐN ÖNEMĐ VE MUHTEVĐYATI

Osmanlı Devleti’nin din, dil, etnik yapı ve kültür bakımından homojen olmayan bir bölgede altı asır ayakta kalmasının şüphesiz askeri, idari, iktisadi, sosyal ve demografik sebepleri vardır. Dünya tarihinde çok sık rastlanmayan bu başarıyı tek bir sebebe bağlamak elbette mümkün değildir. Ancak bu başarının altında Osmanlı yönetim ve hukuk anlayışının oynadığı rol unutulmamalıdır. Osmanlı hukukun en önemli kaynağı şüphesiz sayıları on binleri aşan mahkeme defterleridir. Sadece Türkiye sınırları içinde kalan şehirlere ait mahkeme defterlerinin sayısının 20 bin civarında bulunduğu, buna yakın bir sayının da Türkiye sınırları dışında kalan şehir defterleri için söz konusu olduğu dikkate alınırsa Osmanlı şer’iye sicillerinin Türk ve Đslam hukuk tarihi araştırmaları için ne kadar zengin bir kaynak olduğu kolayca anlaşılır. Osmanlı mahkeme defterleri Osmanlı hukuk ve iktisat tarihi ve genel olarak Osmanlı sosyal tarihi hakkında daha ayrıntılı, güvenilir değerlendirmeler yapmamıza imkân tanımaktadır.Dilleri, dinleri ve kültürleri birbirinden farklı insanlar dört asır boyunca nasıl bir birliktelik sergilemişler, karşılıklı ilişkileri nasıl bir seyir izlemiştir? Ayrı komünler halinde mi yaşamışlar, yoksa belli/önemli iç içe mi olmuşlardır? Ticari ilişkileri, sosyal ilişkileri, aile ilişkileri nasıl olmuştur? Đşte bütün bu soruların cevabını bulmak bu çok yönlü birlikteliğin sosyal yapıdaki izlerini takip etmek ancak ve en iyi şekilde Đstanbul mahkemesi defterlerinin sayfaları arasında mümkündür.1

Arşivler, Türk devletinin devamlılığını sağlayan temel kuruluşlardan biridir. Çünkü arşivlerimiz, Milli tarih ve kültürün gerçek kaynağıdır. Türk milletinin hafızasıdır.

Arşivlerimiz bütün sosyal ve insani bilim dallarının ana kaynağıdır. Arşivlerimiz yüzyıllarca kader birliği yaptığımız milletlerle sonra bütün medeni dünya milletleri ile bilgi ve düşünce alışverişine ve kaynaşmaya götürebilecek en sağlam, en zengin kaynaktır. Bugün Osmanlı Đmparatorluğu’nu vücuda getirmiş olan toprak üzerinde yirmiyi aşkın devlet yaşamaktadır. Bu milletlerin beş yüz yıllık gerçek tarihleri bizim arşivlerimizde bulunmaktadır. Bu arşivlerin sahibi olarak onları bu hazine üzerinde çalışmaya çağırmak ev sahipliği ve kılavuzluk yapmak

1 M. Akif AYDIN, Đstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 1 Numaralı Sicil, Đsam Yay. Đstanbul 2010 s. 11- 12.

(9)

2

hatta bu malzemenin değerlendirilmesinde ön ayak olmak bizim ödevimizdir. Hakikatin yattığı arşivlerimiz, dünyadaki kimlik savaşında en kuvvetli en yanılmaz başarı silahıdır.

Osmanlı arşiv kaynakları özellikle sosyo-ekonomik tarih bakımından önemi tartışılmaz ve zengin bir kaynaktır. Köylere, kentlere ait istatistik bilgileri, toprak tasarrufu şekilleri, köylünün içinde bulunduğu koşullar, köy-şehir ilişkileri, vergi sistemi, vakıflar ve malikâneler, akla gelebilecek her türlü konu tahrir defterleri ve Şer’iye sicilleri ile aydınlanabilir.2

Şer’iye sicilleri halkın arazi ve hudut anlaşmazlıkları, vakfiye kayıtları vb. konularda günümüzde bilgi verir. Mali, askeri, hukuki, iktisadi, idari ve diğer sosyal kurumlarımız tarihlerinin, memleketin pek çeşitli maddi ve kültürel konuları üzerinde mahallen yapılacak araştırmaların birinci derece kaynaklarıdır. Sicillerin en eskisi, zamanımızdan 4-5 asır evvellerine, Fatih Sultan Mehmet devrine kadar inmektedir. Eyalet merkezleri ile sancak ve kazalardaki şer’iye mahkemelerinin her çeşit zabıt ve kararları, vakfiye, kefalet, vekaletname, mukavele, borçlanma, tereke, taksim gibi şer’i muameleler, mahallen alınacak emniyet, inzibat ve asayişe, belediye hizmetleri, halkın her türlü giyecek ve yiyeceklerine narhlara ve diğer ihtiyat maddeleri ve eşyalarının imallerine, imal ve satan sanayi ticaret erbabının çarşı ve pazarlarının kontrol ve murakabelerine, esnaf teşkilatından yiğitbaşı ve şeyhlerinin seçim ve azillerine, esnaf adlarına ihtikara ve murabahacılara karşı alınacak tedbirlere, vakıf ve hayrata, tımar tevcihatına ait işlemlere, vakfa ait alınacak davaları, vakıf mukâtaaları ile mahkeme zabıt ve kararları dolayısıyla defterlere geçmiş semt, mahalle, köy, kasaba ve şehirlerin isimleri ile sakinlerinin erkek, kadın, ihtiyar, çocuk, Müslim ve gayrimüslim adları, unvan ve lakapları, halkın salgınlardan korunmaları, hastalıkların tedavileri, cerrahlarla hastalar arasında düzenlenen mukaveleler ve mahkemece alınmış kararlar, cami, medrese, han, hamam, hastane, yol, köprü gibi hayır müesseselerinin inşaatı ve tamiri dolayısıyla tutulan defterlere yazılmış karar ve bilgiler, askeri ve mülki ricalin, müderris, müfti, kadı, alim, şair ve mimarların hal ve tercümeleri, arada sırada fetva makamından gönderilen bir kısım fetvalar, bazı tayin ve aziller dolayısıyla vazifeye başlama ve ayrılma tarihleri, azil ve nakilleri dolayısıyla vazifeye başlama ve ayrılma tarihleri, azil ve nakilleri dolayısıyla teessüre kapılan bir kısım devlet ricalinin, kadı ve naiplerin şiirleri, devlet ve hükümet makamlarından beylerbeylerine, sancakbeylerine ve kadılara, müftülere, mütesellilere, dizdarlara, defterdarlara, mütevellilere, voyvodalara, müderrislere, eminlere ve vilayet ayanına ve iş erlerine, memleket idaresi, siyaseti, emniyet ve asayişi, maliyesi, askerliği, vakıf

2 Halil ĐNALCIK, “Osmanlı Arşivlerinin Türk ve Dünya Tarihi Đçin Önemi”, Osmanlı Arşivleri ve Osmanlı Araştırma Sempozyumu, Türk Arap Đlişkileri Đnceleme Vakfı Yay., Đstanbul, 1985 s. 31- 36.

(10)

3

ve hayratı gibi işlerle ilgili tayin, nakil, azil ve sürgün gibi cezalara çarptırılanlarla hapis ve idamların: malların müsadereleriyle isyan ve şekavet hareketlerin bastırılmasına, mevcut kanunlarına göre alınacak vergi ve îrad kaynaklarıyla devlete ait emlak ve akarların kiraya verilmeleri hususundaki mali işlere, arazi tahrirleri ve tımar tevcihleriyle ilgili toprak idaresi, toprakların işletilmesi ve bunların tescil ve ref’ine, asker alma, erzak ve yiyecek tedarikine ve mühimmat maddelerinin imal ve sevklerine, seferberlik hazırlıklarına ve harp karalarına, çeşitli şikayetlere, fırtına, dolu, su baskınları ve yangın gibi tabi afetle, açlık ve kıtlık sonucu muhaceretlere, hastalık ve salgınlarda, alınacak tedbirlere ve daha birçok hususlara mütedair ferman, berat, divan tezkeresi ve resmi mektuplar nev’inden hükümet merkezinden gönderilmiş emir ve yazı suretlerinin geçirilmiş olduğu görülmektedir.3

Eski şer’iye mahkemelerimizin çalışmalarını açıkça belirten bu kayıtların her biri bilhassa kadılar veya naipleri tarafından mazbut şekilde ve gününde işlenmiş olduklarından dolayı sıhhatli birer vesika mahiyetindedir. Bu itibarla şer’iye sicillerini, kültür tarihimiz ve folklorumuz için üzerlerinde durulmağa değer, birinci derecede ehemmiyetli birer kaynak telakki etmek yerinde olur. Şer’iye sicilleri, ictimaî, idarî, malî, iktisadî, ticarî, ziraî, beledî, askerî ve siyasî bakımlardan tarihimizin bilinmeyen taraflarını ve geçmiş devirlerde tabi bulunduğumuz yaşama şartlarını doğru olarak aydınlatmak ve teşvik etmek imkânlarını veren kıymetli hazinelerdir. Şer’iye sicillerine suret olarak geçmiş bulunan muhtelif fermanlar, beratlar, mektuplar, divan tezkireler vs. resmi kayıtlar, eski nizamların iç yüzlerini ortaya koyan en müspet vesikalardır. Zabıtlarda, ferman ve berat gibi resmi kayıtlarında geçen kişi adlarıyla kasaba, köy, mahalle, semt, adları, büyük bir yekûn teşkil eder. Bunlardan kadın ve erkek adlarıyla unvan ve lakaplar, dil bakımından incelenmeğe değer konulardır. Kasaba, köy, mahalle, semt, çiftlik, mezra, hususiyle aşiret ve cemaat adlarını ihtiva eden resmi kayıtlar, iskân tarihimiz için paha biçilmez belgelerdir. Askeri ve siyasi bakımlardan şer’iye sicillerinin ehemmiyetleri ön planda yer alır. Menzillerin kurulması, mirî develerin iaşeler, savaş için mühim olan barut ve sair levazımın yollanmaları, yiyecek maddelerinin satın alınarak yola çıkarılması, sefer vukuunda muhasebeleri sonradan görülmek kaydıyla mukâtaa bedellerinin tahsil olunarak ve keselenerek hazine-i hümayuna gönderilmesi, timarlı sipahilerin ve sancak beylerinin maiyet kullarıyla birlikte, belirli günde ve belirtilen yerlerde toplanmaları gibi hususlarda ve herhangi bir sefer hakkında daha savaş başlamadan önce merkezden eyaletlere yazılan emirler tarihimiz bakımından tetkike değerdir.4

3 Feyyaz GÜRKAN, “Şer’iye Mahkemeleri Üzerine Bir Araştırma”, 9. Tarih Kongresi Kongreye Sunulan Bildiriler, 2. Cilt, TTK Yay., Ankara, 1988, s. 776.

4 Halit ONGAN, Ankara’nın 1 Numaralı Şer’iye Sicili, TTK Yay. Ankara, 1958 s. X- XIII.

(11)

4

Fertlerle fertler ve fertlerle devlet arasındaki bütün önemli olayların günü gününe ve hatta saati saatine kaydedildiği şer’iye sicillerinin incelenmesi ilmi bir zarurettir. Bunun yanı sıra şer’iye sicillerinin, bütün Osmanlı ülkesinin yer isimlerini tespitte ve hatta mahalle isimlerinin bile tayinin de mühim rol oynadığı ifadeye bile gerek yoktur. Ameliyat olan şahsın, ameliyat yapacak doktora şahsiyet haklarından olan kişinin vücut bütünlüğü üzerinde sahip olduğu hakka riayet edilerek ameliyata icazet verdiği ve bu icazetin mahkemece zabta geçirildiğini görüyoruz.Bireysel haklara ait bu titizliğe benzeyen bir şekilde aile hukuku ile ilgili kararlar ve sicil kayıtlarından eski Türk aile yapısını, nişanlanma, evlenme ve benzeri müesseselerin nasıl işlediğini, tamamen erkeğe ait gibi sanılan boşanma hakkının kadın tarafından da nasıl kullanıldığını görülmekteyiz. Mesela şiddetli geçimsizliğin kadına evlenmeyi sona erdirme hakkını verdiğini, karı koca arasındaki mal ayrılığı rejimini, karı kocanın çocuklar üzerindeki hak ve vazifelerini, mehir olarak hangi eşyaların verildiğini ve bu mehirlerin miktarlarıyla ekonomik hayattaki değişiklikleri izleyebilmekteyiz. Tarihin muhtelif devirlerinde bir Türk ailesinde hangi şeylerin önem arz ettiğini ve en önemlisi de evlenme akdinin sicile ( mecburi olmasa da) kaydedildiğini öğrenebiliriz. Miras hukukuna ilişkin kayıtların çoğunluğunu miras sözleşmeleri, devletin mirasçılığı ve tereke taksimleri teşkil etmektedir. Hem tereke taksimi hem de vasiyetle ilgili kayıtlardan, muhtelif devirlerdeki Türk ailelerinin refah seviyelerini, kullandıkları eşyaları ve fertlerin sahip olduğu mal varlıklarını öğrenmek mümkündür.5

Kadılık Müessesesinin Tarihi

Kadı kelime olarak “hükmeden”, “yerine getiren” manalarına gelmekte olup, Osmanlılarda şer’i ve hukuki hükümleri tatbik eden, ayrıca devletin emirlerini yerine getiren bir fonksiyona sahipti. Dolayısıyla hukuki olduğu kadar idari bir memuriyet olarak da görülmekteydi. Osmanlı Devleti’nde şer’i ve hukuki bütün meseleler şer’i mahkemelerde Hanefi fıkhı üzerine çözüme bağlanırdı. Bu vazifeyi yerine getiren kadılar, aynı zamanda bulundukları idari bölgede şehir ve kasabaların beledi hizmetlerini, bugünkü manada bir noter

5 Şer’iye Sicilleri; Mahiyeti; Toplu Kataloğu ve Seçme Hükümler C. 1, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay., Đstanbul, 1988, s. 13-14.

(12)

5

gibi vekâletname ve alım-satım işlerini de yürütürlerdi. Osmanlı kaynaklarında kadı kelimesine ilk defa Osman Gazi devrinde rastlanmaktadır. Bilecik’in fethinden sonra Selçuklu sultanından istiklal alametleri olarak tabl, alem ve kılıç gelmiş, bunun üzerine Tursun Fakih, Karaca Hisar’a kadı ve hitap tayin edilerek hutbe Osman Gazi adına okunmuştur. Dolayısıyla ilk kadı Tursun Fakih olarak görülmektedir. Kadılık XV. Yüzyıla gelinceye kadar aldıkları ücretin düşük olması yüzünden fazla rağbet görmemiştir. Neşri, Osman ve Orhan Gazi dönemlerinde gayet dürüst hareket eden kadıların, Osmanlı ülkesinde hile ve bid’atı başlattığını söylediği karamanlı Kara Rüstem’in de tesiriyle rüşvet ve yolsuzluk yaptıklarını, bunda da gelirlerinin az olmasının rol oynadığını belirtmektedir. Fatih Sultan Mehmed zamanında kadılara tahsis edilen ücret artırılmıştır. Bir kimse, medreseden mezun olup, kadıasker divanında bir nevistaj gördükten sonra kadılığa tayin edilirdi. Đsteyenler ise bir müddet müderrislik yaptıktan sonra doğrudan doğruya bir kazaya kadı tayin olunurdu. Bu gibiler müderrislikleri sırasında derecelerine göre kadılığa getirilirlerdi. Bu durum kanunnamelerde tespit edilmiştir. Kadı tayini, XIV ve XV. Yüzyıllarda Divan-ı hümayün toplantılarında Rumeli ve Anadolu kadıaskerinin arzı ve padişahın onayıyla olurdu. Bu şekil Fatih devrinden itibaren, özellikle divan toplantılarının veziriazamın başkanlığında toplanmaya başlamasından sonra değişmiş ve kadı, kadıaskerlerin teklifi ile veziriazam tarafından tayin edilemeye başlanmıştır. XVI. yüzyıldan itibaren ise mevleviyet denilen büyük kadılıklar, şeyhülislamın ehemmiyet kazanmasından sonra onların teklifi üzerine veziriazam tarafından yapılmıştır. Kadılık müddeti devirlere göre on sekiz aydan üç seneye kadar değişmiştir. Sürelerini dolduran kadılar ma’zül olarak bir üst dereceye yükselmek için sıra beklerlerdi. Bu müddet zarfında Đstanbul’a gelirler kadıasker daireseine devam edip tecrübe kazanır ve sırası gelince derecesine uygun kadılığa tayin olunurlardı. Şayet bir kadılığa birden fazla aday çıkarsa imtihan yapılır ve en ehil olanı tercih edilirdi. Bununla beraber zaman zaman kadılık tayininde usulsüzlükler çıkmış, kadılıkların parayla satıldığı iddiaları yayılmıştır. Ayrıca kadıların devletin uzun savaşlar yüzünden eyaletlerle fazla ilgilenmemesi yüzünden halka zulmettikleri ve usulsüz para talep ettikleri görülmüş, bu tür hadiseler sebebiyle tahkikatlar yapılmıştır. Bu sebeple de kadılık tayinlerinde kanun ve nizamlar çıkarılmıştır. Kendilerinden şikâyet edilen kadılar takibata uğrar, suistimalleri görülenler cezalandırılır, hatta idam edilirlerdi. Kadıların mahkemelerde kendi adına vazife gören naipleri vardı. Kazanın büyüklüğüne göre kadının birden fazla naibi bulunabilirdi. Bu sebeple naipler vazifelerin önemine göre kaza naipleri, kadı naipleri, mevali naipleri, bab naipleri, ayak naipleri ve arpalık naipleri olmak üzere altı kısma ayrılmaktaydı. Kadıların yardımcısı olarak kazalarda bir de vefat etmiş kimselerin mallarını varisleri arasında pay eden

(13)

6

“kassam” adı verilen bir memur bulunmaktaydı. Her eyalet ve sancakta XVI. Yüzyılın sonlarına kadar toprak kadıları ismiyle seyyar kadılıklar bulunmakta idi. Gerek devlet merkezinde gerekse eyaletlerde tahkiki icap eden bir mesele toprak kadıları vasıtasıyla teftiş olunurdu. Toprak kadılarından başka bir de mehayif müfettişleri vardı ki bunlar mahalli kadı ve naipler (vekiller) dışında köylere kadar halkın derdini dinlemek ve şikâyetlerini değerlendirmek için devletin tayin ettiği kadılardı. Sefer esnasında padişahla birlikte kadıaskerler, orduya ait işleri görürlerdi. Ancak padişahların sefere gitmeyi terk etmelerinden sonra kadıaskerler de seferi terk etmişler ve serdar-ı Ekrem olarak sefere giden veziriazamların yanlarına vekâleten “Ordu Kadısı” ismiyle emekli olmuş mevali denen büyük kadılardan biri kendisine bir tayin beratı verilerek tayin olunmuştur.6

Tanzimat-ı hayriyeden biraz evveline kadar hukuk, ceza, ticaret ve diğer bütün davalara kadı huzurunda bakılır, Osmanlıyla herhangi bir ecnebi arasında mütekevvin davalar da tercüman huzuru ile şer’iye mahkemelerinde görülürdü. Nizamiye mahkemelerinin teşkili üzerine şer’i mahkemeler ve nizamiyenin vazifelerinin ayrılmasına dair 24 cemaziyelahir 1305(8 Mart 1888) tarihli “tezkire-i samiye” kadıların fi’li salahiyetlerini küçültmüş ve ekseri davalar için şer’iye mahkemelerinin yerine nizamiye mahkemeleri ikame eylemiştir.7

18. yüzyılda mali bünyede yaşanan değişiklik ve adem-i merkeziyetçi bir mali idare dolayısıyla Rumeli ve Anadolu eyaletlerinde çıkan yeni kuvvet grupları; yani ayan, mütesellim karşısında Anadolu ve Rumeli’deki kadıların mali görevlerinin asayiş konusundaki idareci rollerinin nasıl eridiği veya ne ölçüde muhafaza edilebildiğidir. II.

Mahmut dönemi reformlarının bu konuda büyük değişiklik getirdiği ve kadıların artık idari ve mali görevlerini ve yetkilerini büyük ölçüde kaybettikleri malumdur. Tanzimattan sonra Nizami mahkemelerin kurulması ticaret ve ceza konusunda bir nevi çifte uygulama ve çifte muhakeme sisteminin çıkmasıyla kadının görevleri bugünkü hususi hukuk alanına ait sahayla sınırlı kalmış ve son asırda gittikçe bir görev aşımına uğramıştır.8

“26 Zilkade 1332 (16 Ekim 1914) tarihinde neşrolunanmahakim-i şer’iye nizamiyenin tefrik-i vezaifine dair olan nizamnamede, ne gibi davaların nizami mahkemelerde ve ne gibi davaların nizami mahkemelerde görüleceği tasrih edilmiştir.18 cemaziyelevvel 1335 (12 Mart 1917) tarihli kanun ile kazaskerlik, muhallefat ve evkaf mahkemeleri de dâhil olduğu halde bütün şer’i mahkemeler ile ona merbut olan diğer daireler Adliye nezaretine devredilmiş, 469

6 Yusuf HALAÇOĞLU, 14,-17. Yüzyıllarda Osmanlıda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, TTK Yay. Ankara, 1991, s. 109-114.

7 Ebül’ula MARDĐN, “Kadı”, MEB Đslam Ansiklopedisi, Đstanbul, 1977, C. 6, s. 45.

8 Đlber ORTAYLI, Osmanlı Devletinde Kadı, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, s. 72-73.

(14)

7

numaralı ve 4 Ramazan 1342 (8 Nisan 1924)tarihli şer’i mahkemelerin ilgasına dair kanun ile şer’i mahkemelerin bütün vazifeleri asliye mahkemelerine tevdi olunmuş ve bu tarihten itibaren Türkiye’de kadılık unvanına nihayet verilmiştir.”9

Ayrıca bu bölümde Tanzimat’la alakalı olarak Ahmet Eryüksel’in 1990 yılında Đstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Đktisat Tarihi Anabilim dalından yüksek lisans çalışması olarak çıkardığı “Đstanbul Kadılığı 213 nolu ferman defterine göre 1831-1863 senelerinde sosyal ve iktisadi hayata dair kaynaklar” adlı çalışmasından yararlanılmıştır.

Đstanbul Mahkemesi 213 nolu ferman defterini kaynak alan bu çalışma Tanzimat devrinin iktisadi ve sosyal yapısına ışık tutmaya çalışmaktadır. Söz konusu ferman defteri üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci Bölümde Tanzimat öncesi Tanzimat sonrası Osmanlı siyasi, içtimai ve iktisadi hayatı anlatılmaktadır. Đkinci bölümde kadılık sistemi ve şer’iye sicilleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise defterin incelemesi yapılmış ve belgeler değerlendirilmiştir10

9 MARDĐN, a.g.m., s. 45-46

10 Ahmet ERYÜKSEL, Đstanbul Kadılığı 213 nolu ferman defterine göre 1831-1863 senelerinde sosyal ve iktisadi hayata dair kaynaklar,(Yayınlanmamış Y. Lisans Tezi), Đstanbul, 1990.

(15)

BÖLÜM 1

ANKARA

(16)

2

Ankara’nın Konumu ve Tarihçesi

Ankara Đç Anadolu’nun kuzey batısında, Sakarya nehrinin kollarından A kara Çayının geçtiği ova üzerindedir. Orta Anadolu’nun step mıntıkasının kenarında fakat Đç Karadeniz bölgesinin dağlık yörelerinden uzak ve korunmaya elverişli bir yerde bulunuşu nedeniyle eskiden beri kervan yollarının uğrağı olmuştur. Osmanlı döneminde de aynı özelliği devam etmektedir.11

Đç Anadolu’nun kuzeybatısında Ankara çayının geçtiği ovanın doğusunda yer alır.

Şehir müstahkem mevki yanında ana yolların kesiştiği bir kavşak noktası olması sebebiyle de tarih boyunca büyük önem arz etmektedir.

Ankara’da ilk şehri Frigler’in kurduğunu (m.ö. 8. ve 9. yüzyıllar) ve kalıntılar arasında Hititler veya daha eski kavimlere ait izlerin bulunduğunu ortaya koymuştur.12

Ankara Hisarı, 978 metre yüksekliğinde bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Kökeni çok eskilere gider. Ahalisi arasında Hititlerin, Friglerin yer aldığı Ankara Roma istilasından önce Galatlardan Tektosajların merkezi idi. Şehir kalenin kapladığı alana inhisar ediyordu.13

Şehrin çeşitli devirlerde Ankyra, Ankras, Angora, Engürü, Engüriye gibi şekillerde kullanılan isimlerinin kimler tarafından konulduğu ve ne anlam taşıdığı kesin olarak bilinmemektedir. Arkeolojik buluntulara göre Ankara’nın tarihi Friglerle başlamıştır. Ankara, Frig Devleti’ni yıkan akıncı Kimmerlerin geri çekilmesinden sonra Lidyalıların ve milattan önce 547 yılından itibaren de Perslerin yönetimi altına girdi. Ankara, milattan önce 278-789 yılları arasında Trakya’dan gelen Galatların Tektosages kolunun başşehri oldu: en parlak çağını ise Romalılar döneminde yaşadı. 580 yıl süren Roma döneminde Galatya eyaletinin başşehri olan ve abidevi mimarlık eserleriyle süslenen Ankara, aynı zamanda dini yönden de bölgenin merkezi haline geldi. Ankara’nın Hıristiyanlıkla ilk teması 50 yılında havarilerden Saint Pierre’nin 51 yılında da Saint Pavlus’un burayı ziyaret etmeleriyle başlamıştır.7. yüzyıl başlarından itibaren Đranlıların onların arkasından da Arapların saldırıları başlamış ve şehir yaklaşık 10. yüzyılın ortalarına kadar çeşitli defalar el değiştirmiştir.1073’te Selçuklular

11 Özer ERGENÇ, XVI. Yüzyılda Ankara ve Konya, Ankara Enstitü Vakfı Yay., Ankara, 1995, s. 15.

12 Rıfat ÖZDEMĐR, “Ankara”, Türkiye Diyanet Đslam Ansiklopedisi, Đstanbul 1991, C. 3 s. 201-205.

13 ERGENÇ, a.g.e., s. 21.

(17)

3

tarafından fethine kadar yaklaşık 150 yıl sakin bir dönem geçiren Ankara 1101’de Haçlıların eline düşmüş ve onlardan tekrar Bizanslılara intikal ederek tahminen yirmi yıl yine bir Hıristiyan şehri olarak kalmıştır. Selçuklular Malazgirt Zaferinden iki yıl sonra Ankara’yı da fethettiler(1073). 1. Haçlı seferi sırasında Ankara 23 Haziran 1101 ‘de Bizans Đmparatorluğu’na bırakıldı. 1127’den önceki bir tarihte tekrar Selçukluların eline geçtiği anlaşılmaktadır. Ankara 1304-1341 yılları arasında Anadolu’yu istila eden Đlhanlılara tabi idi.

Alaeddin Eretna 1341’de bağımsızlığını ilan etti ve Ankara Osmanlı hâkimiyetine kadar Eretnaoğluları’nın idaresinde kaldı. Ankara 1354 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman paşa tarafından Osmanlı ülkesine katıldı. Daha sonra Osmanlı-Karaman nüfus mücadelesinden etkilenen Ankara 1402’de Yıldırım Bayezid ile Timur arasındaki savaşa sahne oldu. Timur’un Anadolu’dan çekilmesiyle Amasya’da hüküm süren Çelebi Mehmed’in hâkimiyetine girdi.

Ankara 17.yüzyıl celali isyanları sebebiyle sıkıntılı günler yaşadı. 19.yüzyılda ise 2.

Mahmut’a karşı isyan eden Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın askerlerinin istilasına uğradı.

Ankara, 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın gelmesiyle yeni bir devletin merkezi olmaya namzet oldu. 13 Ekim 1923’te yeni kurulan Türkiye Devleti’nin başşehri kabul edildi ve bu devletin yönetim şekli olan cumhuriyet 29 Ekim 1923’te Ankara’da ilan edildi. Tarih boyunca önemli bir mevkiye sahip olan Ankara şehri bugünkü istasyondan itibaren yükselen bir tepenin üzerine kurulmuş olup en yüksek noktada kale bulunmaktadır. Đlk yerleşme kalenin içinde ve etrafında olmuştur.14

Ankara’da 19. yy.ın ilk yarısındaki kent nüfusunun, kentsel işlevlerin değişimine koşut olarak yeni merkez lehine yoğunluk değiştirdiği söylenebilir. 19. yy.ın ikinci yarısında kentte oluşan yeni ticaret merkezinin genişleme yönü, 19. yy.ın ilk yarısındaki bu nüfus kaymalarıyla ilişkili olmalıdır. Ankara, 1836’da yapılan düzenlemelerle kurulan Ankara vilayetinin merkez sancağı olarak yeni bir askeri ve idari bir kadroya kavuşmuştur. 19.yy.ın ilk yarısında, ekonomik işlevlerle oluşan ikili sosyal yapının dışında, ortaya çıkan yönetici durumundaki bu küçük nüfus grubu bir idari merkez oluşturur.19. yy.ın ilk yarısından itibaren ekonomik değişmelere paralel olarak, sosyal tabakalaşma açısından etnik kökenleri ile ayrışan başlıca iki kesim ortaya çıkar. Bunlardan ilki, bölge ürünlerini düşük vergilerle dış pazarlara satan ve bu yolla zengin olan Rum tüccarlarla bu ürünleri köylüden toplayan, küçük ölçekte toptan ve veresiye ticaretle uğraşan aracı Ermeniler ve kentteki zanaat ve perakende ticaretle uğraşan Müslümanlardır. Aslında Ankara vilayeti en fazla Müslüman nüfusun bulunduğu sancak niteliğindedir ve bu niteliğini 19. yy boyunca da korumuştur. 17.-18. yy.lar boyunca

14 ÖZDEMĐR, a.g.m., s. 201-205.

(18)

4

daha çok yabancı tüccarların elinde olan ticaret 19. yy.ın başından itibaren bu kesimlerin kentten ayrılmasıyla yerini gayri Müslimlere bırakmıştır. Dolayısı ile etnik grupların iş bölümü açısından söyle bir tablo oluşur. Müslüman kesim daha çok toprakla ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Eski ayan ve derebeyleri toprakların mülkiyetini Tanzimat’tan sonra ellerine geçirmişlerdir. Zahire ve un ticaretinin yanında bölge içinde perakende ticaret yapan tüccarlar da Müslüman’dır. Fırıncılık, kasaplık, manavlık, baharat, tütün ve kömür ticareti gibi esnaf kolları ile eyer ve semer yapmacılığı gibi zanaatlar daha çok Müslümanlar tarafından yapılmaktadır. Gayri Müslimlerle Müslümanların bir arada çalıştığı esnaf ve zanaat kolları ise; ayakkabıcılık, nalbantlık, terzilik, demir ve bakırcılık, gümüş işçiliği, kuyumculuk ve suculuktur. Gayri Müslimler büyük ticareti ellerinde tutarlar. Bunun yanı sıra sarraf, tefeci, muhassıl ve mültezimlerle, inşaatçılık, marangozluk, boyacılık ve dokumacılık da daha çok Hıristiyanların elindedir. 19. yy. da Ankara nüfusunun küçük bir bölümünü oluşturan Yahudiler ise en fakir kesim olarak hırdavatçılık ve tuhafiyecilik yapmaktadırlar. Her iki grubunda içinde gördükleri ekonomik işlevler açısından farklı alt kesimlerin var olduğu düşünülebilir.15

1830’larda Ankara, morfolojik açıdan, 17.yüzyılda inşa edilen surlarının içinde kapalı bir üretim ve ticaret kenti iken, yüzyıl sonra kazandığı ülkesel yönetim merkezi kimliği ve işlevleri ile güney aksı boyunca hızla gelişerek bir açık kente dönüşmüştür. Dış ticaretin değişen nitel ve nicel boyutları Anadolu’da önemli bir dokuma merkezi olan Ankara’da yerel üretimi oldukça etkilemiştir. 18. yüzyıl ortalarında Fransız sefareti tarafından hazırlanan bir rapora göre Ankara kenti ve çevresindeki 50 kadar köy ve kasabada fakir halk, tiftik keçisinin kılını eğirmekte ve çile halinde satarak geçimini sağlamaktadır. Kaba ipliğin en büyük kısmını Beypazarı üretmektedir. Ermeni tüccarlar, Ankara’ya getirmeden, her yıl doğrudan Đzmir’e yaklaşık 250 balya iplik götürmekteydi. Ankara’da Fransızların Đstanbul’daki temsilcileri tarafından yönetilen 6, Đngilizlerin 2, Hollandalıların da 2 ticaret evi vardı. Ankara kentindeki ve bölgedeki üretim, Đstanbul ve Đzmir tüccarlarının ticaretini yaptıkları en değerli mallardı.

Avrupalı ve ermeni tüccarlar eliyle, Ankara’dan yılda ortalama 3000 balya (yaklaşık 6 ton) tiftik ipliği dış satımı yapılmaktaydı.16

15 Neriman ŞAHĐN GÜÇHAN, “16. Ve 19. Yy.larda Nüfus Tahminlerine Göre Osmanlı Ankara’sında Mahallelerin Değişim Süreçleri Üzerine Bir Deneme”, Tarih Đçinde Ankara, Aralık 1998 Seminer Bildirileri ODTÜ Ankaralılar Vakfı/ Ankara Sanayi Odası, , Ankara, 1998, s. 142-143.

16 Sevgi AKTÜRE, “1830’dan 1930’a Ankara’da Günlük Yaşam”,Tarih Đçinde Ankara, Aralık 1998 Seminer Bildirileri ODTÜ Ankaralılar Vakfı/ Ankara Sanayi Odası, , Ankara, 1998, s. 35-38.

(19)

5

Ankara üzerinden geçip, batıda Đzmir’e kadar devam eden tarihi Kral Yolu, bu dönemde kullanılmakta idi. Mesela 1813 (1229) tarihinde Ankaralı zımmi tüccarlara ait 11 yük kahve ve emtiayı Sandıklı Kasabası’ndan olan katırcıların Ankara’ya taşıdıklarını görmekteyiz.17

19. yüzyıl başlarında da Ankara kenti iç ve dış ticaretindeki konumunu korumaktadır.

Ankara imalathanelerinde dokunan sof ve şallar iç pazarda tüketildiği gibi dış ülkelere de satılmaktadır. 1812 yılında hala kent ve çevresinde 1000 kadar dokuma tezgahı çalışmakta, 10.000 kişi bu işle uğraşmaktaydı. Ticaret gerilemiş olmakla birlikte yünlü dokumalar kentin temel gelir kaynağı olmaya devam etmektedir. Ancak 1817 tarihli resmi kayıttan, o tarihte yıllık toplam sof ve şal üretiminin yaklaşık 10.000 topa düştüğü hesaplanmaktadır. Bir karşılaştırma yapılırsa kumaş üretiminin 18. yüzyıl ortalarına göre yarı yarıya azaldığı görülmektedir. Böylece 1820’lere gelindiğinde çeşitli yollarda ülke dışına tiftik ipliği satışı yerel üretimi zor duruma sokacak boyutlara ulaşmış olmalı ki yerel üreticiyi korumak amacıyla, 1821 yılında mütesellim Mustafa Ağa sof ve şal üretiminde kullanılan ipliğin Đzmir tüccarına açık veya gizlice satılmasını bir buyuruldu ile yasaklamıştı. 1827 yılında Ankara’da 546 adet şal dokumacısı, 9adet tiftik satıcısı, 4adet tiftik boyacısı, 42 adet bez boyacısı, 19 adet kaba kumaş dokuyan ve 193 adet kumaş satan esnaf gösterilmiştir. Bu tarihten 3 yıl sonra, 1830’da yapılan genel nüfus sayımında ise Ankara’daki tüm esnaf grubunu oluşturan dokumacılar1830’lara gelindiğinde hammadde darlığı, Avrupa’nın fabrika malları ile rekabet edememek gibi nedenlerle olsa gerek, neredeyse üretimlerini durdurma noktasına getirmişlerdi. Đşlenmiş mal üretimi alanındaki bu düşüşe karşın, 1827-1830 döneminde kasapların sayısında 2,5 kat gibi önemli bir artış olmuş ve sayıları 13’ten 30’a çıkmıştı. Şal dokumak ve ayakkabı yapımı gibi dış satıma yönelik, temel işlenmiş mal üretimi faaliyetleri kalabalık bir grup kent esnafı için önemli bir gelir kaynağı iken, bunun kısa sürede düşmesi, bir yanda kent yaşam düzeyinde önemli kayıplara neden olurken diğer yanda kent içi gelir dağılımında önemli farklılaşmaların ortaya çıkmasının da nedeni olmalıdır.1830 yılında Ankara’da yapılan nüfus sayımı kayıtlara göre kentte, birisi Avrupalı olmak üzere, 2 tane Müslüman olmayan tüccar bulunduğu saptanmış iken bu tarihten sonra kısa sürede kentte yaşayan Ermeni tüccarların sayısının hızla artığı ve 5-6 yıl içinde bir koloni haline geldikleri anlaşılıyor.Ankara, son dönemde kazandığı çok kültürlü kent niteliği ile hayli canlı bir ticaret merkezi görünümünde olmalıdır. Bunu sağlayan etken ise iç dinamiklerle değil, dışsal nedenlerle ortaya çıkan çoğunluğunu Đstanbul kökenli Katolik Ermenilerin oluşturduğu, yeni ticaret burjuvazisidir. Başka kaynaklardan da 1828 yılında, Đstanbul’da oturmakta olan

17 Rıfat ÖZDEMĐR, XIX. Yüzyılın Đlk Yarısında Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara, 1986, s. 23.

(20)

6

Ermenilerin 6.000 kişilik bir grubun topluca Ankara’ya yerleştiğini biliyoruz. Kentlerde yaşayan Ermeniler, iç ticaret, dış ticaret, sarraflık, kuyumculuk, bankerlik, müteahhitlik, mültezimlik gibi mali işlerle uğraşıyorlardı. Askerlik hizmeti yerine hafif bir vergi vermekte idiler; bu nedenle de sürekli işlerinin başında olabiliyorlardı. Gelir düzeyi bakımından Müslüman Türklerden daha iyi durumda idiler; ancak bu üstünlükleri Müslümanlarda kıskançlık yaratmadı ve yan yana huzur ve güven içinde yaşadılar. Mezhep yönünden bir birlik göstermedikleri ve üç kiliseye bölündükleri için Ermenilerin çoğu Türkleşmişti ve Türkçe konuşmaktaydılar.18

19.yüzyıl başları, Osmanlı Đmparatorluğu’nda sınırların yeniden çizildiği bir dönemin başlangıcıdır.

19. yüzyılın ortalarında yürürlüğe giren 1848 tarihli “ 1. Ebniye Beyannamesi” ve 1849 tarihli “2. Ebniye Nizamnamesi”nde “ Han, hane ve dükkânların belirli bir hıza tutturmaları, hiçbir binanın diğerinin önüne çıkmaması, genişletilen ve düzleştirilen yollarda yeniden yapılacak olan binaların geri çektirilerek inşası, aksi halde ruhsat verilmeyeceği kesin hükümlerle belirlenmişti. 19. yüzyılda ancak Đstanbul’da görülen kent mekânlarının değişim süreci, Anadolu kentlerinde farklı olmuştur. 19. yüzyıl sonlarına gelindiğinde bile Ankara’da ve genellikle Anadolu yerleşmelerinde kent mekânları belirgin bir değişim geçirmemişti ve ancak dönemin sarsılmakta olan ekonomisinin gerektirdiği mekânlar düzenini yansıtmaktaydı.19. yüzyıl içindeki çöküntüyle tiftik–sof üretiminin göçmesine koşut olarak Ankara’nın nüfusunda da bir azalma izlenmektedir. Ticaret- üretim ilişkilerindeki bozulma sonucu, nüfus 19. yüzyıl başlarında azalma gösterir. 1840’lara doğru artma, tam yüzyılın ortalarında da gene bir miktar azalma olmuşsa da bir önceki yüzyıldaki üretim ve dış ticaretin eriştiği boyutlara yaklaşılmadığından bu döneme genelde bir çöküntü ve nüfusta azalma dönemi olarak bakılmalıdır.19. yüzyıl sonlarında, Ankara’da ekonominin yeniden parlamasına yetmeyecek de olsa bazı imar girişimleri olmuştur. Batıdan gelen ve doğuya uzanan demiryolu ancak yöresel olarak taşımacılığı destekleme olanakları getirebilmiştir. Đzmit- Ankara yolunun yapısı, kente Elmadağ suyunun bağlanması, yerel yönetim örgütleşmesi, tulumba ve posta idaresinin kurulması gibi girişimler gerçekleşebilmiştir.19

Bu bölümde ayrıca Đhsan Aydın’ın Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalından yüksek lisans tez çalışması olarak hazırladığı “Tanzimat Döneminde

18 AKTÜRE, a.g.m. s. 35-38.

19 Serim DENEL, “19.yy.da Ankara’nın Kentsel Formu ve Konut Dokusundaki Farklılaşmalar ” Tarih Đçinde Ankara, Eylül 1998 Seminer Bildirileri ODTÜ Ankaralılar Vakfı, , Ankara, 1984, s. 132-134.

(21)

7

Ankara ve Gaziantep Terekelerinin Mukayeseli Bir Çalışması” adlı eserden de faydalanılmıştır.

Çalışmada Tanzimat döneminde Ankara ve Gaziantep terekeleri mukayeseli olarak ele alınmıştır. Terekelerden yola çıkarak bu iki Anadolu kentinin Tanzimat dönemindeki sosyal ekonomik durumları karşılaştırılmıştır. Bu iki kentin benzerlik ve farklılıkları, genel ekonomik durum ve sosyal hayat ele alınmış buradan hareketle Anadolu’daki sosyal ve ekonomik hayat hakkında çıkarımlar yapılmıştır.20

Çalışmamızda konumuzu aydınlatması açısından incelenen diğer bir eser ise Gülin Erdem’in Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi Anabilim dalından Yüksek lisans tezi olarak hazırladığı “Kastamonu, Aydın, Hüdavendigar ve Ankara (Bozok) Vilayetlerinin Đdari Taksimatı (1272h/1855-6 ile 1328h/ 1910-1)” adlı eseridir.

Çalışmada 1855- 1910 yılları arasında Kastamonu, Aydın, Ankara (Bozok) ve Hüdavendigar vilayetlerinin mevcut idari taksimatı ile bu vilayetlerde meydana gelen değişiklikler ele alınmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kastamonu vilayetinin idari dağılımı ve meydana gelen sınır değişiklikleri, ikinci bölümde Aydın vilayetinin idari dağılımı ve meydana gelen sınır değişiklikleri, üçüncü bölümde Hüdavendigar vilayetinin idari dağılımı ve meydana gelen sınır değişiklikleri, dördüncü bölümde Ankara vilayetinin idari dağılımı ve meydana gelen sınır değişiklikleri ve beşinci bölümde müstakil sancaklar devlet salnameleri esas alınarak ele alınmıştır.21

Ayrıca Hüseyin Çınar’ın Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Türk Tarihi Anabilim dalından Yüksek lisans tezi olarak hazırladığı “1020 – 1021 Tarihli 13 Numaralı Ankara Şer’iye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirme” adlı eser de incelenmiştir.

Çalışmanın konusu 1611 -1612 yıllarını içeren 13 numaralı şer’iye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ankara’nın 13 numaralı şer’iye sicili hakkında bilgi verilerek defterde yer alan belgeler konularına göre sınıflandırılmıştır. Đkinci bölümde sicilde yer alan belgelerin idari, sosyal, iktisadi ve askeri açıdan değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise 13 numaralı

şer’iye sicilinin transkripsiyonu yapılmıştır.22

20 Đhsan AYDIN, Tanzimat Döneminde Ankara ve Gaziantep Terekelerinin Mukayeseli Bir Çalışması, (Yayınlanmamış Y. Lisans Tezi), Sivas, 2008.

21 Gülin ERDEM, Kastamonu, Aydın, Hüdavendigar ve Ankara (Bozok) Vilayetlerinin Đdari Taksimatı (1272h/1855-6 ile 1328h/ 1910-1), (Yayınlanmamış Y. Lisans Tezi), Niğde,2001

22 Hüseyin ÇINAR, 1020 – 1021 Tarihli 13 Numaralı Ankara Şer’iye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirme, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara, 1993.

(22)

BÖLÜM 2

ANKARA’NIN SOSYAL YAPISI

(23)

2

Ankara’nın Sosyal Yapısı

Osmanlı şehir yapısını incelediğimizde Anadolu’daki bütün şehirlerin hemen hemen aynı özellikleri gösterdiğini görüyoruz. Ankara Anadolu’nun karakteristik şehir kültürünü taşımaktadır. Şehrin sosyal yapısının oluşumunda Đslam dininin büyük etkisi vardır.

Tereke kayıtlarından yola çıkarak çocuk ve eş sayılarını hatta çocukların cinsiyet popülasyonunu izlememiz mümkün olmaktadır. Bir başka uygulama ile miras taksimi sonrası ihtiyaç duyulan kişilere atanan vasilerin sahip olması gereken özellikleriyle akrabalık durumları hakkında bilgi edinebilmekteyiz.

Evlilik

Ankara’da evlilik gelenekleri diğer Anadolu şehirlerinde olduğu gibi Đslam hukuku çerçevesinde tezahür etmiştir. Đslam hukukuna göre şartların müsait olması halinde 4 evliliğe kadar izin verilmiştir. Đncelediğimiz dönemde Ankara’da evlilik durumu genellikle tek eşlidir.

Đstisna olarak 131 tereke kaydından sadece 4 tane belgede iki eşliliğe rastlanmıştır. Bu 4 belgenin hepsi Müslimlere aittir. Đki eşten fazla eş sayısına rastlanmamıştır. Ve 72. Belgedeki iki eşten birisi ölüdür. Elimizde çok fazla veri olmamasına rağmen bu durum bize, Đslam hukukunun çok eşliliğe cevaz vermesine rağmen Ankara’da genel olarak da Anadolu’da bunun fazla tercih edilmediğini gösteriri. Gayrimüslimlerde ise çok eşliliğe hiç rastlanmamıştır. Đncelenen kayıtlarda gayrimüslimlerin hepsi tek eşlidir.

Đncelenen terekelerde sadece 4 boşanma davasına rastlanmıştır. Bu boşanma davalarının 4’üde Müslimlere aittir. Bu belgelerden 3’ünde boşanmayı kadın talep etmiştir. 163.

belgedeki Hatuniyye mahallesindeki Ayşe binti Mehmet’in kocası Mustafa bin Abdullah’a açtığı boşanma davası örneğinde olduğu gibi.23

Mehir

Sözlükte mehir(mehr) “ücret” manasına gelir. Evlenme sırasında veya öncesinde evlenecek erkeğin kız tarafına belirli bir para yahut mal verme uygulamasının muhtelif din ve kültürlerde oldukça eski bir geçmişi vardır. Zaman içinde uygulama nikahı satım akdi, yapılan ödemeyi de satış bedeli olmaktan çıkarmış, ailelerin birbirlerine yakınlaşmasını sağlayan

23 A. Ş. S. n. 163.

(24)

3

hediyeleşmeye veya kadın için ekonomik ve sosyal bir güvenceye dönüştürmüştür. Cahiliye döneminde mehir evlenecek kızın velisine ödenirdi, kadınlar mehirden bir pay alamazlardı.

Ancak Đslam’ın zuhurundan kısa bir süre önce mehrin bir kısmının bizzat evlenecek kadına verilmeye başlandığı görülmektedir. Đslam hukukunda nikah kıyılması esasında genelde taraflar kadına ödenecek mehrin miktarı ve ödeme şekli hususunda anlaşırlar; bu analaşma nikah akdinin yazıyla tespit edildiği durumlarda nikah belgesinde de yer alır.24

Đslam’da, ilerde herhangi bir anlaşmazlığı önlemek maksadıyla mehri akid esnasında isimlendirmek ve tayin etmek sünnettir. Mehir deve, sığır koyun gibi ehli bir hayvan olabileceği gibi para veya paradan sayılan herhangi bir şey, paraya tahvili mümkün bir menfaatte olabilir.25

Mehrin tamamı nikah anında ödenebileceği gibi tamamının veya bir kısmının ödenmesi daha sonraya da bırakılabilir. Bir kısmının peşin ( mehr-i muaccel), kalanın daha sonra( mehr- i müeccel) ödenmesi genel bir uygulama gibi görünmektedir.26

Mehir kadının hakkıdır. Kocası ona kadının rızası olmadığı halde hiçbir şekilde el koyamaz ve harcayamaz kadın kendi rızasıyla onu kocasına verir ise kullanılmasında da şer’an bir engel yoktur.27

Tereke kayıtlarından mehrin terekeden düşürüldüğünü görüyoruz. Örnek verecek olursak; 72. belgedeki Kulderviş Mahallesi’nde vefat eden Berber Mustafa bin Ali’nin mirasının taksim edilmeden önce mehr-i müeccelinin 550 kuruş olarak tespit edilmiştir.28 Tereke kayıtlarında bolca rastladığımız mehr-i müeccel 100 kuruş ve 800 kuruş arasında değişmektedir. Bu rakam belirlenirken, evlenen erkeğin maddi durumu talip olunan kızın güzelliği, becerisi, ailesinin sosyal ve ekonomik durumu belirleyici olmaktadır. Bazı terekelerde mehirin olması Đslam hukukunun kadına vermiş olduğu bu hakkın Anadolu’da yaygın olarak uygulandığını göstermektedir.

Vesayet

Vasi; bir kimsenin mallarında veya çocuklarının işlerinde tasarruf etmek üzere tayin edilen kimsedir. Vasi tayininde kendisine verilecek sorumluluğu kaldırabilecek, buluğa ermiş ve hür olması şartları aranır. Çocukların vasileri; babaları, babalarının belirlediği biri, en

24 M. Akif AYDIN,” Mehir”, Türkiye Diyanet Đslam Ansiklopedisi, C. 28., Ankara, 2003, s. 389.

25 O. SPIES, “Mehir”, MEB. Đslam Ansiklopedisi, c.7, Đstanbul, 1957, s. 496.

26 M. Akif AYDIN, a. g. m., s. 390.

27 Meltem HERDĐ, 12 Numaralı Şer’iye Sicil Defterine Göre Kırşehir’in Sosyo- Ekonomik Yapısı (Yayınlanmamış Y. Lisans Tezi), Kırıkkale, 2001, s. 17.

28 A. Ş. S., n. 72

(25)

4

yakın akrabalar, onlarda bulunmasa hâkimin belirlediği bir kişidir. Vasi tayinlerinde Đslam hukuku hükümlerine uyularak vesayet görevini yerine getirebilecek en yakın akrabalar ile mutemet(kendisine itimad edilen, inanılıp güvenilen kimse)29 kimselerin seçildiğini görmekteyiz. Boşanma veya ölüm nedeniyle yetim kalan çocuklara, beldeden kayıp olanlara kadı, çocuklara bakmak, büyüyünceye kadar mallarını tasarruf etmek, yevmi olarak çocuklara nafaka veya “kisve baha” adıyla belirli bir parayı sarf etmek üzere, hüccet-i şer’iye ile uygun gördüğü bir kimseyi vasi-yi muhtar sıfatıyla tayin ederdi. Örnek verecek olursak; 193.

belgedeki Debbâğhâne Mahallesinde vefat eden Sima veled-i Kefork’un küçük çocuğuna Kuyumcu oğlu Đstefan veled-i Andon vasi tayin edilmiştir.30

Bazen mahkemenin uygun görmesi halinde şehirde bulunan” eytam müdürleri” de vasi olarak tayin edilirdi.

Nüfus Durumları

Đncelenen 131 terekeden 101 ‘i Müslim 30’ü ise gayrimüslim terekesidir. Toplam Müslim nüfusu 456 olup Gayrimüslim nüfusu ise 138 kişidir. Kadın nüfus sayısı 294 erkek nüfus sayısı ise 302’dir. 145 kız çocuk varken 149 erkek çocuk vardır. Görüldüğü üzere kayıtlı terekelerde erkek nüfusu fazladır. Müslim nüfusu Gayrimüslim nüfusunun 3 katından fazladır. Erkek nüfusu kadın nüfusundan 8 fazladır. Erkek çocuk nüfusu kız çocuktan 4 fazladır.

131 terekeden 2 den fazla tereke kaydı olan 18 ayrı mahalle tespit edildi. Bu 18 mahalleden 11’i Müslim, 3’ü Gayrimüslim ve 4’ü karışık iskân olunmuş mahallelerdir.

Terekelerdeki; Ahi Hacı Murat, Erzurum, Hacendi, Hacı Bayram, Hacı Musa, Kattanin, Konurca, Kulderviş, Mukaddem, Öksüzce, Teke Ahmet31; Müslim mahalleleridir. Bu mahallelerden kayıtlara göre en fazla nüfusa sahip olan 35 nüfusuyla Mukaddem mahallesidir.

Aynı zamanda şer’iye sicil kayıtlarında en çok ismi geçen Müslim mahallesidir. En çok ismi geçen Müslüman mahallesi olması ve tereke kayıtlarında fazlaca bulunması sebebiyle Mukaddem mahallesinin Ankara’nın büyük mahallelerinden biri olduğu söylenebilir.

Dellal Karaca, Đmam Yusuf, Keyyalin mahalleleri Gayrimüslim mahalleleri olup en fazla nüfus 16 kişiyle Keyyalin mahallesidir.

29Mu’temed Bkz. Ferit DEVVELLĐOĞLU, Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara 2004, s. 694

30 A. Ş. S. n. 193.

31 Mahalle adları Đçin bkz. ERGENÇ, a.g.e. s.29-31, ÖZDEMĐR, a.g.e. s. 77-78.

(26)

5

Balaban, Hacı Tufan, Hisar Đçi, Kazur Ali ise karışık iskân olunmuş mahallelerdir. Hisar Đçi 62 kişi nüfusuyla en kalabalık mahalle ve şer’iye sicillerinde en çok ismi geçen Ankara mahallesidir.

Ankara’da mahalleler ya bir dinsel yapının etrafında oluşmuşlar ya da meslek gruplarından bazılarının topluca oturma istekleri sonucu ortaya çıkmışlardır.32

Tablo-1 Tereke Kayıtlarına Göre Mahalleler ve Nüfus

MĐLLETĐ CĐNSĐYETĐ ÇOCUK SAYISI

Sıra

no MAHALLE ADI MÜSLĐM G.RĐ

MÜSLĐM KADIN ERKEK KIZ

ÇOCUK ERKEK ÇOCUK

1 Kulderviş 3 3 2

2 Erzurum 4 4 3

3 Kayı Karyesi 6 3 3 2 2

4 Hacı Tufan 4 2 2 1

5 Hisar Đçi 9 6 3 5

6 Papani 6 2 4 1 2

7 Mihriyar 5 1 4 3

8 Teke Ahmet 4 3 1 2

9 Hacı Musa 5 2 3 1 2

10 Hacı Mansur 1 1

11 Şemseddin 5 1 4 3

12 Kazur Ali 5 3 2

13 Balaban 6 3 3 1 1

14 Mukaddem 6 3 3 1 2

15 Hacı Đvaz 1 1

16 Dellal Karaca 4 1 3 1

17 Dellal Karaca 4 1 3

18 Dellal Karaca 3 3 1

19 Saraçhane 4 2 2 1 1

20 Hisar Đçi 2 1 1

21 Kulderviş 4 1 3 2

22 Direkli 3 1 2

23 Kureyş 5 2 3 2

24 Đmam Yusuf 5 3 2

25 Hacı Musa 3 2 1

26 Sed 1 1

27 Mukaddem 4 2 2 1

28 Kayabaşı 7 3 4 2 3

29 Balaban 3 2 1 1

32 Ergenç a.g.e., s. 29.

(27)

6

30 Yenice 2 1 1

31

Haymanateyn Şerefli

Karyesi 3 1 2 1

32 Kulderviş 6 2 4 1 3

33 Rüstem Na'al 5 1 4 3

34 Hatuniye 1 1

35 Hacendi 4 2 2 1

36 Bala Kıbrıs Karyesi 6 2 4 1 3

37 Erzurum 3 1 2 1

38 Konurca 3 1 2 1

39 Kulderviş 4 1 3 2

40 Hisar Đçi 1 1

41 Valtarin 4 1 3 2

42 Zir Yalıncak Karyesi 1 1

43 Mukaddem 1 1

44 Kattanin 5 3 2 2

45 Hisar Đçi 1 1

46 Kulderviş 4 2 2 1

47 Öksüzce 3 3 1

48 Bala Kıbrıs Karyesi 3 3 2

49 Hisar Đçi 9 5 4 3 3

50 Konurca 4 2 2 1 1

51 Ahi Hacı Murat 5 3 2 1 1

52 Ürgüp 5 3 2 1

53 Hacı Halil 5 1 4 3

54 Keyyalin 10 7 3 5 2

55 Erizgan (Ayaş) 6 4 2 3 1

56 Leblebici 4 3 1 1

57 Öksüzce 3 2 1 1

58 Yusuf Habbaz 6 4 2 3 2

59 Seferihisar 4 1 3 1

60

Yürek Kazası (Kuşcu

Karyesi) 5 3 2 1 1

61 Ahi Hacı Murat 4 2 2 1

62 Mevcud 6 4 2 3 1

63 Yakup Na'al 5 4 1 3 1

64 Teke Ahmet 5 4 1 2

65 Mukaddem 5 2 3 2 2

66 Keyyalin 3 1 2

67 Balaban 3 2 1 1

68 Eşenhor (Aşor) 7 4 3 3 2

69 Teke Ahmet 5 4 1 2

70 Konurca 3 2 1 1 1

71 Đmam Yusuf 5 3 2 2 1

72 Direkli 1 1

73 Hallac Mahmud 7 4 3 3 2

74 Yusuf Habbaz 6 3 3 2 2

(28)

7

75 Helvayi 7 5 2 3 1

76 Kattanin 7 5 2 3 1

77 Hisar Đçi 9 4 5 3 4

78 Bostani 3 2 1

79 Kattanin 6 4 2 2 1

80 Kattanin 5 3 2 2

81 Hisar Đçi 4 2 2 1

82 Hoca Paşa 6 4 2

83 Ahi Hacı Murat 2 1 1

84

Hamit Sancağı Karaağaç

Karyesi 7 3 4 2 3

85 Behlül 6 3 3 2 2

86 Hacendi 4 2 2 2 1

87 Hacı Bayram Veli 6 3 3 2 3

88 Leblebici 4 1 3

89 Hacı Seydi 4 2 2 1 1

90 Zir Çavundur 3 1 2 1

91 Keyyalin 3 1 2 2

92 Hacendi 5 2 3 1

93 Zir Çavundur 5 3 2 2 1

94 Kattanin 4 2 2

95 Hacı Musa 4 1 3

96 Öksüzce 3 2 1 1

97 Kulderviş 8 5 3 4

98 Papani 3 1 2 1

99 Kazur Ali 4 2 2 1 1

100 Hacı Tufan 3 1 2 1

101 Öksüzce 4 2 2 2 1

102 Hacı Tufan 4 2 2 1 1

103 Hisar Đçi 12 6 6 5 5

104 Hacı Bayram Veli 5 2 3 1 2

105 Đmam Yusuf 3 3 2

106 Hisar Đçi 6 4 2 3 1

107 Kazur Ali 4 3 1 2

108 Erzurum 3 1 2

109 Mukaddem 10 6 4 5 3

110 Kattanin 6 4 2 3 1

111 Yakup Harrat 6 2 4 1 3

112 Mukaddem 9 4 5 3 4

113 Hacı Đvaz 4 1 3 2

114 Hacı Seydi 5 2 3 1 2

115 Erzurum 5 4 1 2 1

116 Đbn-i Gökçe 4 1 3

117 Koçhisar 3 1 2 1

118 Erzurum 7 4 3 3 2

119 Hacettepesi 6 3 3 2 2

(29)

8 120

Hamit Sancağı Yalvaç

Karyesi 7 3 4 2 3

121 Buryacı 4 2 2 1

122 Hisar Đçi 1 1

123 Hacı Doğan 4 2 2 1

124 Hacı Bayram Veli 8 3 5 2 4

125 Hisar Đçi 7 5 2 4 1

126 Balaban 4 2 2 1 1

127 Misafir Fakih 5 3 2 1

128 Erzurum 4 2 2 1 1

129 Börekçiler 3 2 1

130 Hisar Đçi 1 1

131 Ahi Hacı Murat 4 2 2 1 1

TOPLAM 458 138 294 302 145 149

(30)

BÖLÜM 3

ANKARA’NIN ĐKTĐSADĐ YAPISI

(31)

2

Ankara’nın Đktisadi Yapısı

Osmanlı iktisat sistemi üç ana kaynaktan beslenmiştir. Bunlar Eski Anadolu uygarlıkları, Türkistan tecrübesi ve Đslam ekonomisidir. Osmanlı iktisat sisteminin oluşmasında, ilkeler ve kurumlar açısından Đslam ekonomisinin ve Đslam devletlerinin büyük bir önemi vardır. Đkta-tımar, mukataa, fütüvvet-ahilik-esnaf, hisbe-ihtisap (Müslümanların günlük hayatta birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen şeriata dayanan kuralların tümü)33gibi kurumların Đslam devletlerinden tevarüs edildiğini biliyoruz. Osmanlı ekonomisi üretim ve arz yönlü bir ekonomidir. Fiyat istikrarını sağlamanın en öneli unsuru da budur. Sistem küçük üreticiliğe dayanmaktadır. Bu yolla ekonomi kendine yeterli hatta dış piyasaya yönelik bir sanayi ve tarım sistemine sahipti. Merkezi otoritenin zayıfladığı ve mahalli güçlerin tarım kesimi üzerinde etkili olduğu XVII. ve XVIII. yüzyıllarda çiftlikler ve büyük üreticiler ortaya çıkmakla birlikte hakim üretim tipi küçük zirai işletmecilikti. 1840’larda yapılan bir araştırmaya göre ülkede ekili toprakların %80 civarındaki bir kısmı 60 dönümden küçük işletmeler tarafında ekilmektedir. Bu sonuç özellikle Anadolu için geçerlidir. Tanzimat, tımar sisteminin hukuki varlığını ortadan kaldırmıştı. Özellikle artan yabancı baskısı ülke topraklarına daha kolay müdahale edebilmek için liberal bir toprak sistemi getirmişti.1858 Arazi Kanunnamesiyle zirai topraklarda özel mülkiyet ağırlık kazanmış miri toprakların el değiştirmesi hızlanarak yaklaşık %70’i özel mülkiyete geçmiş ve 1926 Đsviçre Medeni Kanuna giden süreç başlamıştır.34

33 Hisbe, Bkz. Yaşar YÜCEL, Es’ar Defteri (1640 Tarihli), TTK. Yay. Ankara, 1992, s. 22

34 Ahmet TABAKOĞLU, “Osmanlı Đktisadi Yapısının Ana Hatları”, Yeni Türkiye, 701 Osmanlı Özel Sayısı 2, Ekonomi ve Toplum, Mart 2002, s. 11-12.

(32)

3 Tablo-2 Terekelerdeki Miras Miktarı

TEREKE SAHĐBĐ TEBA MĐRAS MĐKTARI

(Sahh’ul- Baki)

Musa bin Ahmet Müslim 803 g.

Kartaloğlu Hasan bin Mehmet Müslim 21300 g.

Fatma binti Ali Müslim 1385 g.

Vartan oğlu Karabet Gayrimüslim 1625 g.

Pedrus veledi Kefork Gayrimüslim 3490 g.

Halime binti Đbrahim Müslim 2426 g.

Mücsima binti Mücavir Gayrimüslim 9974 g.

Kürt oğlu Abdullah Müslim 172 g.

Ayşe Müslim 328,5 g.

Selim oğlu Babaoğlan Müslim 4397 g.

Bostancı Đbrahim bin Ali Müslim 108 g.

Veyszade Mehmet Şükrü ibni Mehmet Müslim 878 g.

Şerife Nazife binti Hacı es-Seyyid Müslim 6426 g.

Abdulhamit Efendi bin Mustafa Müslim 131 g.

Memiş bin Hacı Ömer Müslim 2406 g.

Acı Dimitri veledi Đstavri Gayrimüslim 2875 g.

Kiryaki veledi Dimitri Gayrimüslim 440 g.

Sultan binti Yorgi Gayrimüslim 877 g.

Kangırılı Boğos veledi Gayrimüslim 2864 g.

Bekçi Salih bin Mahmut Müslim 417 g.

Anakız Fatma binti Abdullah Müslim 878 g.

Ebubekir bin Abdullah Müslim 361 g.

Beyoğlu Kirkor Gayrimüslim 12586 g.

Fatma binti Abdulkadir Müslim 514 g.

Mematike binti Ali Müslim 974,5 g.

Şahveli oğlu Đbrahim Müslim 530 g.

Halime binti Hüseyin Müslim 15237 g.

Akkız Fatma binti Ali Müslim 623 g.

Mehmet bin Yusuf Müslim 9095 g.

Berber Mustafa bin Ali Müslim 5246 g.

Ayşe binti Hasan Müslim 361 g.

Ayşe binti Elhac Mehmet Müslim 2870 g.

Halil bin Mustafa Müslim 1910 g.

Yozgatlı dede Mehmet bin Ahmet Müslim 1201 g.

Ayşe binti Mehmet Müslim 746 g.

Papazoğlu Hacedir veledi Kefork Gayrimüslim 1699 g.

Dibekçi Deli Halil bin Memiş Müslim 6205 g.

Sağırcı Mehmet bin Ali Müslim 2476 g.

Emine binti Abdullah Müslim 374 g.

Halil bin Abdullah Müslim 36254 g.

(33)

4

Hamamcı Halil Ağa ibni Mehmet Müslim 17620 g.

Halil bin Abdullah Müslim 2768 g.

Abdullah bin Abdulcelil Müslim 15805 g.

Ayşe binti Halil Müslim 3900 g.

Ayşe binti Mehmet Müslim 1053 g.

Bostancı Seyyid Mehmet bin Mehmet Müslim 2801 g.

Aydınoğlu Boğos veledi Abraham Gayrimüslim 3617 g.

Mehmet Şakir Efendi ibni Đsmail Müslim 15721 g.

Şahabettin Hüseyin Müslim 4416 g.

Hatice binti Mehmet Müslim 1203 g.

Akkız Fatma binti Ali Müslim 2591 g.

Karbas oğlu Kefork Gayrimüslim 156 g.

Hacı Süleymen bin Mehmet Müslim 897 g.

Hasan bin Süleymen Müslim 86 g.

Duhancı Emin bin Hafız Mehmet Müslim 3360,5 g.

Torbacı oğlu zevcesi Ana binti Andon Gayrimüslim 4843 g.

Emine binti Hasan Müslim 1928,5 g.

Börekçi Hüseyin Bin Mehmet Müslim 947 g.

Igaz oğlu Refail veledi Pedrus Gayrimüslim 3674 g.

Larin oğlu Andon Gayrimüslim 2707 g.

Refail veledi Mihtar Gayrimüslim 684 g.

Emine binti Hasan Müslim 1928,5g.

Emine Fatma binti Mehmet Müslim 1021 g.

Kirbaki veledi Laner Gayrimüslim 2911 g.

Ohan veledi Abraham Gayrimüslim 2851,5 g.

Duhancı Halil bin Abdullah Müslim 1088 g.

Afife binti Hasan Müslim 1094 g.

Andon veledi Karabet Gayrimüslim 3081 g.

Aydıncıklıoğlu Halil Efendi ibni Mehmet Müslim 75,339 g.

Hekim köle oğlu Andon veledi Karabet Gayrimüslim 1461 g.

Nakohi binti Karabet Gayrimüslim 645,5g.

Rabia binti Mustafa Müslim 1872 g.

Abbas oğlu Arif Müslim 3715 g.

Đzmirli Karabet veledi Ohannes Gayrimüslim 17995g.

Sabine binti Hasan Müslim 1436 g.

Şerife binti Abdullah Müslim 771,5 g

Hacı Memiş bin Veliyyüddün Müslim 4 g.

Sadık veledi Đsmail Müslim 89 g.

Mürcime binti Andon Gayrimüslim 1236 g.

Ayaşlı Elhac Hüseyin Ağa Müslim 1912 g.

Bostancı Ak Mehmet bin Abdullah Müslim 624,5g.

Fatma binti Đbiş Müslim 672 g.

Dellal Çuhadar Ali bin Memiş Müslim 2099 g.

Ahmet bin Đbrahim Müslim 1065 g.

Garlioğlu kızı Hürisima Gayrimüslim 3023 g.

(34)

5

Fatma binti Ahmet Müslim 1491,5 g.

Çoban Abin bin Numan Müslim 573 g.

Molla Hüseyin bin Đbrahim Müslim 3451 g.

Emine binti Abdullah Müslim 813 g.

Akkız Fatma binti Hüseyin Müslim 187 g.

Mehmet Nezir bin Đbrahim Müslim 1788 g.

Nalbant Đbrahim bin Mehmet Müslim 1639 g.

Sefer oğlu Pavlos Gayrimüslim 40877 g.

Sarkiz veledi Sacar Gayrimüslim 3303 g.

Es seyyid Sadettin Mehmet Müslim 3068 g.

Hatice binti Mehmet Müslim 1234 g.

Ömer Hamza beyoğlu Mehmet bin Hamza Müslim 780 g.

Kiraz oğlu Vasıl Gayrimüslim 9553 g.

Hacı Salih ibni Hacı Emin Müslim 54727 g.

Havaniloğlu Yorgi veledi Yovan Gayrimüslim 5384 g.

Emine binti Hüseyin Müslim 2235 g.

Tekkenişin Abdurraman bin Mehmet Müslim 5287 g.

Karaağaç Đmamı Osman bin Mustafa Müslim 354 g.

Dedeağazade Ömer Ağa Müslim 9376 g.

Es seyyid Said Ağa ibni Hafız Abdullah Müslim 6548 g.

Ömer bin Memiş Müslim 2462 g.

Muytab Osman bin Abdullah Müslim 790 g.

Dudu Fatma binti Abbas Müslim 841,30 g.

Emine binti Mehmet Müslim 729,5 g.

Berber Abid bin Süleymen Müslim 1076 g.

Emrullah Müslim 35 g.

Bahçelioğlu Hasan bin Hüseyin Müslim 1446 g.

Hacı Memiş bin Veliyyüddün Müslim 2447 g.

Safe Ömer bin Ali Müslim 188 g.

Pastırmacı Topaloğlu Boğos veledi Kirkor Gayrimüslim 2018 g.

Keçeci Elhac Ali Ağa ibni Mustafa Müslim 30770 g.

Hacı Salih Ağa ibni Hacı Salih Müslim 6904 g.

Kalaycı Ömer Ağa bin Mehmet Müslim 52125 g.

Şakir Efendi ibni Mehmet Müslim 1339 g.

Habibe binti Feyzullah Müslim 3702 g.

Bağcı Ahmet Ağa kerimesi Zahide Müslim 17804 g.

Afife binti Mehmet Müslim 4591 g.

(35)

6

Đncelediğimiz 136 terekeden 122’sinde bırakılan miras miktarı (Sahhu’l- Baki)35tespit edilmiştir. Bu 122 terekenin sadece 28’i gayrimüslimlere ait olup geri kalan 94’ü Müslimlere aittir. Gayrimüslimlere ait olan 28 terekenin 26 ‘si ortalamalarda standart sapmalara neden olmayacak şekilde olup; 2 terekeden 1’i çok yüksek (Sefer oğlu Pavlos’a ait olan 242. Belge 40877 g.), diğeri çok düşük( Karbas oğlu Kefork’a ait olan 144. Belge156 g.) rakamlar içermektedir ve standart sapmalara neden olmaktadır. Bu sebeple bu 2 terekedeki miras miktarı ortalamaya alınmamıştır. Gayrimüslimlere ait 26 terekedeki miras miktarı toplam olarak 102527 g.dur. Ve ortalama 1 Gayrimüslime 3943,34 g. düşmektedir.

Müslimlere ait olan 94 miras terekesinin 6 tanesi standart sapmalara neden olabilecek rakamlara sahip olduğu için ortalamaya alınmamıştır. Bunlardan 2’si çok yüksek (Hacı Salih ibni Hacı Emin’e ait olan 250. belge 54727 g. ve Kalaycı Ömer Ağa bin Mehmet’e ait olan 275. Belge 52125 g.) 4’ü çok düşük( Hacı Memiş bin Veliyüddün’e ait olan 220. belge 4 g. , Emrullah’a ait olan 267. belge 35 g. , Hasan bin Süleyman’a ait olan 148. belge 86 g. ve Sadık veledi Đsmail’e ait olan 221. belge 89 g.) rakamlar içermektedir. Ortalamaya alınan 88 miras tereksinin toplamı 307856’dır. Buna göre 1 Müslime düşen miras miktarı 3498,36 g. dur.

Terekelerdeki miras belgelerine bakıldığında Müslimlerin miras belgelerinin daha fazla olmasına rağmen( 88 belge)kişi başına düşen miras miktarının (3498,36) gayrimüslimlerde kişi başına düşen miras miktarından(3943,34) daha düşük olduğu görülmektedir.

Kişi başına düşen miras miktarına bakıldığında Gayrimüslimlerle Müslimlerin arasında çok büyük bir fark olmadığı görülmektedir. Teb’alar arasında kişi başına düşen miras miktarı açısından pek bir fark olmamasına rağmen Müslimlerin kendi içinde bıraktıkları miras miktarlarının arasındaki fark dikkat çekicidir. 250. belgedeki Hacı Salih ibni Hacı Emin (54727 g.) ile 220. belgedeki Hacı Memiş bin Veliyüddün (4 g.)’ın bıraktıkları miras miktarında görüldüğü gibi.

Gayrimüslimlerle Müslimlerin arasında kişi başına düşen miras miktarında çok büyük bir fark gözlenmemektedir fakat Müslimlerin 88, gayrimüslimlerin ise 26 belgeye sahip olduğu unutulmamalıdır.

35 Tereke kayıtlarında mirasçıların paylaştığı salt para. Sahh( “Doğrudur, yanlışsızdır” manasına remi yazılara konulan bir işaret) , Bkz. DEVVELLĐOĞLU, a. g. e. s. 911

Referanslar

Benzer Belgeler

Çal›flmam›zda cinsiyetler aras›nda, DEHB bileflik ve dikkat eksikli¤i alt tipleri aras›nda efl tan› oranlar›- n›n anlaml› farkl›l›k göstermedi¤i ve en

Medine-i Kalecik mahallâtından Halil Ağa Mahallesi sâkinlerinden iken bundan akdem fevt olan AiĢe bint Mustafa nâm müteveffiye merkûmenin verâseti zevci Hacı Ġsmail

Dârü’l-cihâd ve’l-mücâhidîn Medîne-i Vidin mahallâtından Çavuş mahallesinde sâkin iken bundan akdem vefât eden Ahmed Ağa bin Alî ibn Abdullah’ın verâseti

Medîne-i Kayseriyye'de Hasbek Mahallesi sükkânından iken bundan akdem fevt olan Ali bin İbrahim’in verâseti zevce-i metrûkesi Rukiye binti el-Hac İsmail ile sulbî

Medine-i Kayseriyye’de Kalenderhane Mahallesi sükkânından iken bundan akdem fevt olan el-Hâc Mustafa ibn-i Ali nâm kimesnenin veraseti zevce-i metrûkesi Şerife Ayşe

Hamidiye Kazāsıʹna tâbi‘ Danişmend Karyesi sâkinlerinden Akçaoğlu Ömer ibn Mehmed nâm kimesne mahkeme-i şerʻiyyeye mahsūs odada maʻkūd-ı meclis-i şerʻ-i

Vilayet-i Haleb’a tabi Medine-i Ayntab ahalisinden iken bundan akdem fevt olan Hacı Ramazan Hocazâde Hacı Mehmed Efendi ibn-i Hacı Mehmed’in veraseti sağîr kebîr oğulları

In general, the Multinomial Naive Bayes Algorithm [11] (MNB), Bi-LSTM Model, and Hybrid Model were implemented for detecting emotion from text data. For this, Natural