TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRMENİN ÜCRET VE İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

195  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI

TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRMENİN ÜCRET VE İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Yüksek Lisans Tezi

Ebru Öztüm Tümer

Ankara-2004

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI

TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRMENİN ÜCRET VE İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Yüksek Lisans Tezi

Ebru Öztüm Tümer

Tez Danışmanı Doç.Dr.Berrin C. Ataman

(3)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI

TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRMENİN ÜCRET VE İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışmanı :

Tez Jürisi Üyeleri

Adı ve Soyadı İmzası

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

Tez Sınavı Tarihi ...

(4)

İÇİNDEKİLER

TABLOLAR LİSTESİ... V

GİRİŞ ... 1

BİRİNCİ BÖLÜM ÖZELLEŞTİRMENİN TEORİK ÇERÇEVESİ 1.1. ÖZELLEŞTİRMENİN DOĞUŞU VE TARİHSEL GELİŞİMİ... 10

1.1.1. Neo-Klasik Teori ve Özelleştirme ... 11

1.1.2. Küreselleşme ve Özelleştirme ... 14

1.2. ÖZELLEŞTİRMENİN TANIMI... 16

1.3. ÖZELLEŞTİRMENİN AMAÇLARI... 19

1.3.1. Ekonomik Amaçları... 20

1.3.1.1. Serbest Piyasa Ekonomisini Güçlendirmek ... 20

1.3.1.2. Sermaye Piyasasını Geliştirmek... 22

1.3.1.3. Döviz Gelirini Arttırmak ... 23

1.3.1.4. Verimliliği Arttırmak ... 23

1.3.1.5. Enflasyonu Kontrol Altına Almak ... 24

1.3.1.6. Küreselleşmeye Ayak Uydurmak... 25

1.3.2. Mali Amaçları ... 25

1.3.2.1. Devlete Gelir Sağlamak... 26

1.3.2.2. Hazine Yükünü Azaltmak ... 27

1.3.3. Sosyal Amaçları... 28

1.3.4. Siyasal Amaçlar ... 29

1.4. ÖZELLEŞTİRMENİN YÖNTEMLERİ ... 29

1.4.1. Tam Özelleştirme (Dar Anlamda Özelleştirme)... 29

1.4.1.1. Sermaye Piyasası Kanalı ile Hisse Senedi Satışı... 30

1.4.1.1.1. Hisse Senetlerinin Halka Satış Yoluyla Arzı ... 31

1.4.1.1.2. Hisse Senetlerinin Halka Takas Yoluyla Arzı ... 31

1.4.1.1.3. Sermaye Arttırımı ... 32

1.4.1.2. Teklif Alma Yolu ile Hisse Senedi Satışı (Blok Satış Yöntemi) ... 32

(5)

1.4.1.4. Çalışanlara Satış ... 33

1.4.1.5. Yarım Kalmış Tesislerin Satışı... 34

1.4.2. Özelleştirme Benzeri Yöntemler (Geniş Anlamda Özelleştirme) ... 34

1.4.2.1. Yasal Kurumsal Serbestleşme ... 35

1.4.2.2. Fiyatlama ... 35

1.4.2.3. Kupon Yöntemi ... 36

1.4.2.4. Sübvansiyonlar ... 37

1.4.2.5. İhale Yöntemi ... 37

1.4.2.6. İmtiyaz Yöntemi... 38

1.4.2.7. Ortak Girişim (Joint Venture) Yöntemi ... 38

1.4.2.8. Yönetim Devri Yöntemi... 39

1.4.2.9. Kiralama (Leasing) Yöntemi... 40

1.4.2.10. Yap-İşlet Devret Yöntemi ... 41

1.5. ÖZELLEŞTİRMEYİ SAVUNANLARIN GÖRÜŞLERİ... 41

1.6. ÖZELLEŞTİRMEYE KARŞI OLANLARIN GÖRÜŞLERİ... 43

İKİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE’DE KİT’LER VE ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARI 2.1. KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ ... 46

2.1.1. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (Kit)’nin Genel Tanımı... 46

2.1.2. Türk Hukuku Açısından Kit Tanımı ve Hukuki Yapısı... 47

2.1.3. Kit’lerin Başlıca Özellikleri... 52

2.1.4. Kit’lerin Ortaya Çıkış Nedenleri... 54

2.1.4.1. Genel Olarak... 54

2.1.4.1.1. Ekonomik ve Mali Nedenler ... 55

2.1.4.1.2. Siyasi ve Sosyal Nedenler (Ekonomi dışı nedenler)... 57

2.1.4.1.2.1. Siyasi Nedenler... 58

2.1.4.1.2.2. Sosyal Nedenler ... 58

2.1.5. Türkiye’de Kit’lerin Tarihçesi ... 59

2.1.5.1. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde... 59

2.1.5.2. 1923-1930 Dönemi’nde... 61

2.1.5.3. 1931-1938 Dönemi... 63

(6)

2.1.5.4. 1939-1949 Dönemi... 68

2.1.5.5. 1950-1960 Dönemi... 70

2.1.5.6. 1960-1980 Dönemi... 74

2.2. TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRME... 77

2.2.1. Türkiye’de Özelleştirme Politikalarının 24 Ocak 1980 Sonrası Dönemde Gelişimi... 77

2.2.2. Özelleştirme Öncesinde Hazırlık Çalışmaları... 79

2.2.3. Özelleştirmeye İlişkin Yasal Çerçeve... 85

2.2.4. Türkiye’de Uygulanan Özelleştirme Yöntemleri ... 95

2.2.4.1. İşletme Hakkı Devri Uygulanarak Özelleştirilen Kuruluşlar ... 96

2.2.4.2.Tesis ve İşletme Satışı Suretiyle Özelleştirilen Kuruluşlar ... 96

2.2.4.3. Blok Satış Yoluyla Özelleştirilen Kuruluşlar... 97

2.2.4.4. Halka Arz Yoluyla Özelleştirilen Kuruluşlar... 99

2.2.4.5. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda Satışlar... 101

2.2.4. Türkiye’de Özelleştirmenin Amaçları ... 102

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRMENİN ÜCRET VE İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 3.1. ÖZELLEŞTİRMENİN İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ... 106

3.1.1. Özelleştirmenin Kit’lerde Çalışanların Hukuki Statüsü Üzerinde Doğurduğu Sonuçlar ... 106

3.1.1.1. KİT’lerde Çalışan Personelin Hukuki Statüsü ... 106

3.1.1.2. Özelleştirme Kapsamında Statü Değişikliğinin ve Başka Kurumlara Nakilin Yasal Çerçevesi ... 112

3.1.1.2.1. Sözleşmeli Personel ya da Memur Statüsünde Çalışanların Statü Değişikliği ... 112

3.1.1.2.2. Sözleşmeli Personel ya da Memur Statüsünde Çalışanların Başka Kurumlara Nakli ... 113

3.1.2. Özelleştirmenin İstihdam Seviyesine Etkisi ... 116

(7)

3.1.2.1.2. İşçi Statüsünde Çalışanlar Açısından... 117

3.1.2.2. KİT'lerin İstihdamdaki Yeri ... 120

3.1.2.3. Özelleştirme Sonrası KİT’lerdeki İstihdam Seviyesi... 126

3.2. ÖZELLEŞTİRMENİN ÜCRET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ... 140

3.2.1. Özelleştirme Sonrası Taşeronlaşan İsçilerin Ücretleri... 141

3.2.1.1. Özelleştirme Sonrası Taşeron İşçi Kullanımı... 142

3.2.1.2. Taşeronlaşma Süreci ve Etkileri... 143

3.2.1.3. Özelleştirmenin Çalışanların ve Taşeronlaşan İşçilerin Ücretleri Üzerine Etkileri ... 147

3.2.2. Özelleştirmenin İşten Çıkartılan İşçilerin Üzerindeki Etkisi... 149

3.2.2.1. İş Kaybı Tazminatı ... 149

3.2.2.2. Özelleştirme Uygulamaları Nedeniyle İşten Çıkarılan İşçilerin Özelleştirme Öncesi ve Sonrası Gelirleri ... 155

3.2.3. Başka Kamu Kurum Ve Kuruluşlarına Nakledilen Personelin Nakil Sonrası Ücretleri ... 158

3.3. ÖZELLEŞTİRMENİN SOSYAL BOYUTU:... 159

3.3.1. Özelleştirme Sosyal Destek Projesi ... 161

3.3.2. İşgücü Uyum Projesi... 165

SONUÇ... 168

ÖZET... 176

ABSTRACT... 178

KAYNAKÇA ... 180

(8)

TABLOLAR LİSTESİ

Sayfa No Tablo 1: Yıllar İtibariyle Diğer Kamu Kurum ve

Kuruluşlarına Nakledilen Personel Sayıları... 115

Tablo 2: KİT’lerde Yıllık Ortalama Personel Sayısı... 122

Tablo 3: KİT’lerdeki İstihdam Durumu... 124

Tablo 4: Özelleştirme Sonrası İşten Çıkarmalar ... 129

Tablo 5: Özelleştirme Nedeniyle İşten Çıkarmalar-1997 ... 137

Tablo 6: Özelleştirme Nedeniyle İşten Çıkarmalar-1998 ... 138

Tablo 7: Özelleştirme Nedeniyle İşten Çıkarmalar-1999 ... 138

Tablo 8: İşten Çıkarmaların Nedenlerine Göre Dağılımı... 139

Tablo 9: Özelleştirme Sonrası Ücretler... 147

Tablo 10: Özelleştirme Sonrası Çalışma Koşulları ... 148

Tablo 11: Yıllar İtibariyle Özelleştirme Kapsamına Alınan ve Özelleştirilen Kuruluşlardan Bu sebeple İşine Son Verilen İşçi Sayısı ... 154

Tablo 12: Yılar İtibariyle Ödenen İş Kaybı Tazminatı ve SSK Prim Tutarı... 154

Tablo 13: Mart/1995-Ocak 2003 Ayları Arasında Yapılan İş Kaybı Tazminatı ve Sigorta Prim Ödemeleri ... 155

Tablo 14: Özelleştirme Öncesi İşçi Ücretleri... 157

(9)

GİRİŞ

Modern anlamda devlet kavramının ortaya çıkması ile beraber devletin doğrudan ya da dolaylı olarak ekonomiye müdahalesi söz konusu olmuştur. Önceleri ekonomik işleyişin düzenli sürmesini sağlamak için düzenleyici rol üstlenmiş; daha sonra kurulan Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) ile işletmeci olarak ekonomiye doğrudan müdahale etmiştir. 1929 Büyük Bunalımını takip eden yıllarda, sosyal devlet anlayışının, devletin ekonomik hayatta doğrudan varlığının lehinde gelişen görüşler, 1970’li yıllarda yaşanan petrol şokları sonucunda yerini sadece düzenleyici rolle sınırlamıştır.

1980’li yıllarda önce gelişmiş ülkelerde, daha sonra gelişmekte olan tüm kapitalist ülkelerde merkezi planlamayı benimseyen ekonomilerin başarısızlığı göz önünde bulundurularak sermayenin çıkarı üzerine temellendirilmiş özelleştirme dalgası moda gibi farklı şekillerde yayılmıştır. Bu dönemde, “her şey piyasa için”

sloganıyla hareket eden neo-liberal politikalar yeniden yapılanma sürecine girmişler, devletin her türlü müdahalesini azaltmayı, ulus-devletin haklarını kısıtlamayı, KİT’leri özelleştirmeyi ya da kapatmayı hedef seçmişlerdir. Küreselleşmenin olmazsa olmaz koşulu olarak “dışa dönük” model benimseyip, ulus aşırı şirketler ve piyasalar gibi rakipsiz karar merkezleri kurmayı amaçlamışlardır. Böylece, kapitalizm yapısal bunalımından çıkacak ve kamunun ekonomideki ağırlığı hafifleyecektir.

Özelleştirmeyi savunan görüşlere göre, kar dürtüsüyle çalışmayan kamunun elinden üretim kaynakları alınmalıdır. Çünkü kişiler sadece kendilerine ait mülkü, sermayeyi en etkin biçimde kullanır, rekabet olanakları yaratır, rekabet sonucunda üretici ve tüketiciye yarar sağlar. Oysa, kamu mülkiyetindeki sermayeyi kullanırken

(10)

aynı özeni göstermezler. Bu yüzden, devlet programını değiştirmeli, ekonomik günlük uygulamalardan çekilmelidir. Çünkü kamu işletmeleri verimsiz, israfçı, kaynak dağılımını bozan, gelişmenin önünü tıkayan, aşırı istihdama kaçan işletmelerdir.

Özelleştirmenin karşısından olan görüşler ise, uluslararası mali ve politik destek alabilmenin ön koşulu olan özelleştirmeye karşı kamu mülkiyetini savunmakta, KİT’leri reorganizasyonla tekrar verimli hale getirebileceklerine inanmaktadırlar. Çünkü, KİT’ler ülkenin ekonomik kalkınmasını gerçekleştirmek, gelir dağılımını düzenlemek, adaleti sağlamak,coğrafi dengeleri gözetmek, bölgelerarası farkları azaltmak gibi sosyal devleti korumak ve geliştirmek için kurulmuşlardır. Ancak, günümüzde kamu mülkiyeti, kamu girişimciliği ve işletmeciliğine olumsuz anlamlar yüklenerek Dünya Bankası ve IMF gibi temel düzenleyici kurumlarla yapılan anlaşmalar KİT’ler satılarak gelir elde etmek ön planda tutulmaktadır.

Bu iki tezat görüş karşısında , 1980 sonrasında güçlenen özelleştirmenin ne olduğu, nereden gelip nereye gittiği, amaçları, yöntemleri değişik görüşler etrafında derinlemesine araştırılmalı, ekonomik işleyişinin yanında şimdiye kadar göz ardı edilen sosyal yansımalarına da değinilmelidir.

Bu temel amaçtan yola çıkarak, bu tezde, birinci bölümde, öncelikle özelleştirmenin teorik yapısı çizilecektir. Bu teorik yapı içinde öncelikle özelleştirmenin doğuşuna ve tarihsel gelişimine yer verilecektir. 1929 Ekonomik Krize kadar süren Klasik İktisat Doktrinine göre devlet ekonomiyi yönetecek nitelikte olmadığından, ekonomi piyasa koşullarında kendi kendine işleyecektir.

(11)

müdahalesinin gerekli olmadığı savunulmaktadır. Bu görüşte en temel unsur tam rekabet koşullarında devletin sadece hukuki müdahalesinin söz konusu olduğu bir pazarda özel teşebbüslerce üretimin gerçekleştirilmesidir. Devlet sadece iç- dış güvenlik, adalet ve savunma işlerini yapmakla yükümlüdür. Bu düşünce iki dünya savaşı arasında işsizliğin baş gösterip, durgunluğun ortaya çıkmasına kadar sürmüştür. Tam istihdam düzeyinde ekonomide hiç bir sorunun olmayacağını ileri süren Klasik Düşünce bu ekonomik bunalımdan çıkış sağlayamayınca yerine Keynesyen İktisadi Düşünce geçmiştir. Keynes’e göre krizden çıkmanın yolu devlet müdahalesidir. Hükümetler, maliye, para ve kredi dış ticaret, dolaysız kontrol ve kamu girişimciliği politikalarından yararlanarak sosyal refahı yükseltebilir. Bu görüşten yola çıkan gelişmiş ülkeler içinde bulundukları ekonomik şartlar sonucunda uygulamaya konulan devletçilik politikasının ürünü olarak KİT’leri kurmuşlar ve KİT’ler tarım, sanayi, ticaret alanında faaliyet göstererek önemli görevler üstlenmişlerdir. Ancak bu, Keynesyen politikalar, 1970’lerde bütçe açıkları, işsizlik, yüksek enflasyon, aşırı dış borçlanma, ödemeler dengesi açıkları, iç ve dış dengesizlikler gibi problemlerin ortaya çıkmasıyla tıkanmış ve bu sorunlara çözüm getirememiştir. Yeni iktisat politikaları arayışları gündeme gelmiştir. Neo-Klasik İktisadi Doktrin olarak ortaya çıkan bu politikalar, temelde Klasik İktisadın temelini oluşturmakta , ancak onu bazı yönlerden eleştirerek, dünyanın içinde bulunduğu sorunlara devletçilik politikasından vazgeçilerek, KİT’lerden kurtularak ve liberal bir ekonomik hayatı benimseyerek çözüm getirmektedir. Ardından başlayan küreselleşme olgusu da, liberal politikaları destekleyen ve özelleştirmeyi gerekli kılan görüşleriyle, özelleştirmenin tarihsel gelişimini etkilemiştir.

(12)

Özelleştirmenin tarihinde ki bu değişik doktrinler tanımının da farklı sosyal kesimlerce farklı algılanmasına yol açtığı için, teorik çerçevede tanımının da iyice oturması gerekmektedir. Bu yüzden, temelde devletin hiç bir iktisadi faaliyete karışmadan , kamuya ait mal varlıklarının şahıslara satılması olarak tanımlanabilecek özelleştirmenin değişik tanımlarına da bakmakta yarar vardır.

Neo-liberal iktisat politikaları ve küreselleşme ile ekonomideki yapısal değişikliğin önemli bir halkası olarak görülen özelleştirmenin amaçları da ülkeden ülkeye ve dönemsel olarak farklılık göstermektedir. Teorik çerçeveyi oluşturan birinci bölümün bir alt başlığını da buradan yola çıkarak özelleştirmenin amaçları olarak belirlemekte fayda vardır. Özelleştirmenin bu amaçları temelde ekonomide ki etkinliği arttırmak, maliyetleri düşürmek, hizmet kalitesini iyileştirmek, iktisadi teşvik olarak sayılsa da genel kabul görmüş amaçları ekonomik, mali, sosyal ve siyasal olarak dört gruba ayırarak incelemek gerekmektedir.

Teorik çerçevenin bir diğer alt başlığını ise özelleştirme yöntemleri oluşturmaktadır. Bu çeşitli özelleştirme yöntemlerinden hangisinin uygulanacağı ülkelerin ekonomik şartlarına, sermaye piyasasının durumuna, özelleştirilmesi düşünülen kuruluşun niteliğine ve bu özelleştirmeden beklenen amaca göre değişecektir.

Birinci bölümün son alt başlığında bu kadar farklı görüşü içinde barındıran ve hala bir ortak tabana oturtulamamış özelleştirme konusundaki görüşler belirlenecektir. Bir kesim özelleştirmenin yanında yer alırken, diğer kesim onlara hiç hak vermeden tam zıttı yorumlar yapmakta, bu da kamuoyunun bir görüş etrafında birleşmesini ve ortak yolda ilerlemesini güçleştirmektedir. “Türkiye’de

(13)

bölümünde, bu tezat görüşler bir arada verilecek diğer bölümlerin daha iyi anlaşılmasını planlamaktadır.

Çalışmanın ikinci bölümünde, tarihsel ve ekonomik gelişmemizde çok önemli bir yere oturan KİT’lere ve özelleştirme uygulamalarına değinilecektir. 1930’larda dünya ekonomisini temelden etkileyen Keynesyen politikalar sonucunda gelişen KİT’lerin bizdeki tarihine bakacak olursak, Osmanlı dönemine kadar uzandığı görülmektedir. Osmanlı’da ordunun ve sarayın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla genellikle el emeğine dayalı olarak üretim yapan bir çok fabrika kurulmuş ve bunlar Cumhuriyet Döneminin KİT’lerine öncülük etmiştir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, gayri müslümlerin ülkeyi terk etmesiyle, ilkel tarım şartlarına geri dönen ülkede İzmir İktisat Kongresiyle sanayinin gelişmesi hedeflenmiştir, girişimcilik özendirilmiş, özel sanayinin gelişmesine çalışılmışsa da ülkenin içinde bulunduğu durum ve 1929 dünya ekonomik konjonktürü nedeniyle başarı sağlanamamıştır.

Ekonomik bunalım, kaynak yetersizliği, müteşebbis yetersizliği, teknik bilgi ve beceri yetersizliği nedeniyle devletin ekonomiye müdahalesi, planlı kalkınmaya yönelmesi gündeme gelmiştir. Bu yüzden, devlet 1930’lardan sonra mecburen sanayileşme faaliyetlerine el atmış, devletçilik ilkesiyle ülkeyi kalkındırma amaçlanmış, geçici olarak görülen bu görevini yerine en iyi şekilde getirebilmek için öncelikle Sümerbank, Şeker Fabrikası, Toprak Mahsüllerini kurmuştur. Bu gelişmeler, 1980’lerde liberal iktisat politikalarının dünyayı tekrar yönetmeye başlamasıyla sekteye uğramış ve KİT’lerin ekonomideki yerleri sarsılmaya başlamıştır. 24 Ocak kararlarıyla da özelleştirme politikası gündeme gelmiştir.

İkinci bölümün temelini oluşturan bu tarihsel süreci daha iyi irdeleyip, KİT’lerin ve özelleştirme düşüncesinin ülkemizin ekonomik konjonktüründe ki

(14)

gelişimine baktıktan sonra, ülkemizde kurulan kamu iktisadi teşebbüslerinin genel ve Türk Hukuku açısından tanımına değinip, hukuki değerlendirilmesi yapılacaktır çünkü çalışmanın asıl konusu olan “Türkiye’de Özelleştirmenin Ücret ve İstihdam Üzerindeki Etkisi”nde hukuki boşluklar nedeniyle ortaya çıkan aksamalar olduğu düşünülmektedir.

Dünyada genel kabul gören KİT özelliklerinin yanında, Türkiye acaba KİT’lere nasıl bakıyor, KİT’lerin başlıca özellikleri nelerdir, yapılan tanımlar çerçevesinde genel kriterlerini maddeler halinde sıralayarak ülkemizdeki KİT kültürünün ne olduğunu daha iyi belirlemek amacıyla ikinci bölümde bu özelliklere de değinilecektir.

İkinci bölümün oluşturan KİT’lerin bir alt bölümünde ise, dünyada değişik amaçlarla kurulan KİT’lerin ülkemizde hangi amaçlara hizmet etmek için kurulduğunu belirlenecek, bu amaçlara ulaşmakta ne kadar başarı sağladıkları irdelenecektir. Böylece, 1980 sonrası uygulamaya konulan özelleştirme uygulamalarının anlaşılmasında kolaylık sağlanacaktır.

1980’ler de Reganizm ve Thatcherizm olarak hız kazanan özelleştirme politikalarından ülkemiz nasıl nasibini aldı? IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla gelişmekte olan ülkelere kredi vermenin ön koşulu olarak öne sürülen özelleştirme programlarından Türkiye’de nasibini almış, 1983 yılında Özal ile özelleştirme yönünde kamuoyu oluşturma ve hukuki çerçeve düzenlenmeye başlamıştır. 1985 yılında Özelleştirme Ana Planı hazırlanarak, özelleştirmeden beklenen on dört amaç açıklanmıştır. Bu dönemden sonrada hızla özelleştirme uygulamalarına yönelik hukuki düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada özelleştirmeye yönelik

(15)

ne beklendiği, nasıl bir sistem ya da sistemsizlik dahilinde yürütüldüğü gözler önüne serilmeye çalışılacaktır. Dünyada genel kabul görmüş özelleştirme yöntemlerinden ve amaçlarından hangilerinin, ne şekilde ve hangi çıkara hizmet etmek için uygulandığı da bölümün sonunda belirtilecektir.

Üçüncü bölümde ise hep ekonomik yansıması üzerinde durulduğunu düşündüğüm özelleştirme çalışmalarının sosyal boyutu irdelenmeye çalışılacaktır. Bu aşamada, bilinçli ya da bilinçsiz Türkiye’de ortaya konulan özelleştirme çalışmalarının KİT’lerde çalışan personelin istihdam ve ücret düzeylerini nasıl etkilediği üzerinde yoğunlaşılacaktır. Serbest piyasa ekonomisinin geçerlilik kazanmasıyla gündeme oturan özelleştirme, bir kesime göre verimi arttırıcı, maliyetleri düşürücü, teknolojik yenilikleri takip eden bir görünüme sahipken; diğer bir kesime göre işçi açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecek, ücretlerin düşmesine sebep olacak, istihdamda daralmaya yol açacak, böylece de sosyal boyutta derin yaralar açabilecektir. Bu görüş çerçevesinde çalışma ekonomisi ana bilim dalının temel öğesi olan işçinin durumunun özelleştirme çalışmaları karşısında nasıl etkileneceği üçüncü bölümün temelini oluşturacaktır.

Başlangıçta, KİT’ler Türk ekonomisinin istihdam yaratan alanları olarak görülürken, zamanla bu durum terse dönerek kadro şişkinliğine sebep olmuştur.

İktidarların seçmenlerine hoş gözükmek için KİT’leri kullanmaları, başlarına vasıfsız yöneticiler getirmeleri verimin düşüşüne, istihdam oranlarının artmasına sebep olmuştur. Ancak, gelişmiş ülkelerin bazı finans kurumlarının aracılığıyla özelleştirmenin kapsamını genişletmesi yönünde uyguladığı programlar sonucunda, KİT’ler deki personelin statüleri değişikliğe uğramış, bazıları hiçbir hukuki tabana oturtulmadan sosyal korumadan uzaklaştırılmıştır. Bu sonucun doğumunda,

(16)

başlangıçtan beri yetersiz alt yapıyla oluşturulan kanunlar ya da yapılan kanunların tek metin haline getirilememesi mi sebep? Yoksa, toplumun tam olarak biliçlendirilmemesi ve yeterli ölçüde aydınlatılmaması mı sebep? Ya da gerçekten istihdam da azalma var mı, yoksa bu söylem sadece özelleştirmenin bu ülkede uygulanmasını istemeyen çıkar gruplarının bir aldatmacası mı?

İstihdamdaki değişmelerin incelenmesinden sonra bir başka sosyal boyut gündeme geliyor; Ücret. Çalışanların, özelleştirme sonrası ücretlerinin ne yönde değiştiği bu çalışmanın irdelediği başka bir unsurdur. Gerçekten ücretlerde düşme var mı yoksa iyileşme mi var? Üçüncü bölümün bir başka alt başlığını oluşturan özelleştirmenin ücret üzerindeki etkisini de üç başlık altında incelemek uygun olacaktır.

Bunlardan birincisi, özelleştirme sonucunda işini kaybeden işçilerin ücret düzeylerinin ne olduğudur. Bu işçiler, başka iş bulabilmiş midir ya da bulduysa, önceki yaşam standardını koruyabilecek düzeyde ücret alabilmekte midir, ücret kayıpları ne kadardır? İkincisi, özelleştirme sonrasında başka kuruluşlara nakil edilen çalışanların ücretleri, sosyal hakları ne yönde değişikliğe uğramıştır? İşe adapte olma yönünde mesleki bir eğitim verilmiş midir? Üçüncüsü, özelleştirme sonrasında uygulanmakta olan taşeron sistemin hukuki alt yapısı yeterli ölüde oluşturulmuş mudur, taşeron işçinin ücret düzeyi ne durumdadır ve taşeronlaşma süreci nasıl başlamıştır?

Hep işveren açısından değerlendirilen özelleştirme uygulamalarının istihdam ve ücret açısından işçiler üzerindeki etkilerinin araştırılacağı bu çalışmada işçilerin özelleştirme öncesi ve sonrası çalışma koşullarına bakılacak,özelleştirme sonrasında

(17)

irdelenmeye çalışılacak, böylece özelleştirmenin şimdiye kadar pek değinilmemiş, bu sosyal boyutu gün yüzüne çıkarılmaya çalışılacaktır.

Bölümlerin ve tezin temeli bu şekilde belirlendikten sonra uygulanacak yöntem, bu konuda yazılmış kitapları, makaleleri irdelemek, özelleştirme ve KİT’lerle ilgili olan internet sitelerini taramak, sendika ve diğer kuruluşların bu konudaki görüşlerine ulaşıp, yapılan seminer notlarını değerlendirmek, gerekirse sözlü mülakatlarda bulunmak şeklinde olacaktır.

(18)

BİRİNCİ BÖLÜM

ÖZELLEŞTİRMENİN TEORİK ÇERÇEVESİ

1.1. ÖZELLEŞTİRMENİN DOĞUŞU VE TARİHSEL GELİŞİMİ

1929 Büyük Ekonomik Bunalımına kadar devletin görevinin iç ve dış güvenlik ile ülkede adaleti sağlamak olduğu görüşü hakimken; 1929 yılı ile uluslararası pazarda talep yetersizliği, sermaye birikimi sürecindeki sıkıntı, durgunluk, hammadde fiyatlarının düşmesi ve kitlesel işsizliğin ortaya çıkması ile dünya ekonomisinde bunalıma doğru bir gidiş başlamıştır. 1929 Bunalımından sonra Keynesyen politikalarla ülkeler içe kapanarak, iç pazarları, yerli sanayiyi, kamu girişimciliği eliyle sanayiyi geliştirmeye öncelik vermiştir. Çünkü, klasik ekonomi teorisinin varsayımlarının temelden sarsıldığı 1929 Ekonomik Krizinin ardından Keynesyen iktisat teorisi, krizin aşılabilmesinin devlet tarafından maliye, para ve kredi, dış ticaret, dolaysız kontroller ve kamu girişimciliği politikaları ile mümkün olduğunu savunmuştur. (KİLCİ, 1994:11) Böylece, 19.yy boyunca yürütülmeye çalışılan sosyal politikalara, 1930’lu yıllardan itibaren sosyalist ve kapitalist ülkelerde ekonomide canlanmayı sağlamak ve işsizliği azaltmak amacıyla Kamu İktisadi Teşebbüsleri kurmak ve bunları geliştirmek politikaları eklenmiştir.

Bu krizin yarattığı koşullar ve daha sonra 1945’de İkinci Dünya Savaşının ardından özellikle Avrupa ülkelerinde ekonomilerin yeniden yapılanması ile devletleştirme ya da devletin sınai ve ticari girişimlere öncülük etme politikaları, kamunun genel ekonomi içindeki payını arttırmıştır. (KARDEŞ ve GÜZEL, 1995:11) Ayrıca, savaş sonrasında sol güçlerin iktidara gelmesinin yanında bazı özel

(19)

Solun kazandığı yeni prestij ve bu arada kapitalist sistemin sosyalist sistemle olan rekabeti ve karşılıklı etkileşimi, bu bağlamda sosyal devletin geliştirilmesi, gelir dağılımın düzeltilmesi, istihdamın desteklenmesi perspektifleri kamu işletmeciliğini destekleyen unsurlar olmuştur. Bu gelişmeyi destekleyen süreç ise, savaş sonrasında, 1930’larda olduğu gibi, kamu harcamalarının yarattığı taleple ekonomik büyümeyi canlandırmaya yarayan Keynesci politikalar olmuştur. (TÜRK-İŞ , 1998:7)

1960-70 yılları arasında devletin ekonomi içindeki payı artarken, iktisadi büyüme yavaşlamaya başlamış, devlet harcamalarının kontrolü zayıflamıştır, ortaya çıkan bu tarz ekonomik sorunlara çözüm getiremeyen Keynesyen ekonomik politika uygulamaları sonucu devletin hacmi ve fonksiyonları artmış, bu da bütçe açıkları, işsizlik, yüksek enflasyon , aşırı dış borçlanma ve ödemeler dengesi açıkları gibi çok önemli ekonomik sorunlara neden olmuştur. Bu yıllara kadar kamu kesiminin genişletilmesi, ekonomik gelişmenin önemli bir unsuru olarak makro ekonomi politikalarının temelini oluşturmuş, hiçbir hükümet kamu harcamalarını kısmayı ve kamu kesimini sınırlamayı düşünmemiş, kamu sektörünün de büyümesine itiraz edilmemişken; 70’li yılların ilk yarısında 1. Petrol Şoku özellikle petrol ihracatçısı ülkelerde ciddi ekonomik krizlere yol açmış, petrol krizi ile enflasyon ve işsizliğin bir arada görülmesi kamu kesimi faaliyetlerinin ve Keynesyen politikaların sorgulanmasını gündeme getirmiş, kapsamı daraltılmaya çalışılmıştır. Yeni çözüm arayışları kamu müdahalesini ve kamu hizmetlerini eleştirmeye yönelik olmuştur.

1.1.1. Neo-Klasik Teori ve Özelleştirme

1970’lerden sonra ortaya çıkan ekonomik sorunların ortadan kaldırılması için temelde klasik iktisat teorisine dayanan, fakat onun bazı yönlerini eleştiren ve

(20)

yeniden yorumlayan Neo- Klasik Teori adı altında başka iktisat politikaları gündeme gelmiştir. 1970’lerde yerleşmeye başlayan ve 1980’lerde varlığını iyice hissettiren liberal görüşe göre, krizden çıkmak için kamu kesimi ekonomiden, piyasalardan tamamen çekilmelidir. Bu anlayış çerçevesinde kamu işletmelerinin verimsiz, israfçı, kaynak dağılımını bozan, gelişmenin önünü tıkayan, aşırı istihdam kaçan işletmeler olduğu iddiası sermayenin ideolojik saldırısının en önemli parçası olmuştur ve bütün dünyada kabul görmeye başlamıştır. (TÜRK-İŞ, 1998: 9)

Neo-Klasik görüşe göre derinleşen iktisadi krize karşı artık zıt ve farklı müdahaleler çözüm olabilecektir. Bu bağlamda klasik liberal teorinin devamı olarak özel mülkiyet, müteşebbis, kar amacı, girişim serbestliği, fiyat mekanizması temelinde özelleştirme görünmez el prensibinin günlük hayata geçirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Yeni Dünya Düzeni olarak adlandırılan bu dönemde, devletin her türlü müdahalesinin en aza indirilmesi , ulus devletlerin hükümranlık haklarının kısıtlanması ve yerine ulusaşırı şirketlerin geçmesi belirlenmiştir. Bu değişim şarttır, çünkü iktisadi hayattaki rolü Keynesyen politikalarla büyüyen devlet artık iktisadi, sosyal ve siyasal sorunların sorumlusu konumuna gelmiştir.

Bu dönemde Neo-Klasik iktisadın yeni alt akımları da özelleştirme düşüncesinin doğuşunda etkili olmuşlardır. Chicago Üniversitesinden M.Friedman’ın öncülüğündeki Monetaristler işsizlikle enflasyonun birlikte görüldüğü(adına stagflasyon dedikleri) dönemde Keynesyen iktisat politikalarının bu sorunu çözmede yetersiz kaldığını ileri sürerek , stagflasyonun sorumlusu olarak para arzının hükümetlerce gereksiz yere ve aşırı ölçüde arttırılmasını görmüşlerdir. Lucas öncülüğündeki Rasyonel Beklentiler Teorisin de, devletin üretici ve tüketiciyi

(21)

Laffer öncülüğünde geliştirilen Arz yönlü İktisat teorisi de, üretimin talebe cevap vermemesinin iktisadi sorunlara yol açacağını savunmuş, kamunu iktisadi etkinliği engellediği üstünde durmuştur. Bu durumda devlet küçültülmeli, rekabete dayalı geniş bir pazar ekonomisi kurulmalıdır. Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat görüşü ise, özelleştirme akımının doğuşunda önemli rol oynamış, Keynesyen görüşü reddetmek için ortaya çıkmıştır. Bu görüşe göre, Keynesyen politikalarla büyüyen kamu kesimi ve etkili sendikacılık uygulamaları enflasyon ve işsizliğe neden olmuştur. Kamu sorunların temelini oluşturduğundan kamusal harcama, kamu geliri ve bütçe politikaları siyasi kararlara bırakılmadan, anayasal hükümlerle bu konulara kısıtlamalar getirilmesini savunmuştur.

1970’lerin sonlarında İngiltere, A.B.D, Fransa, Japonya gibi gelişmiş ülkelerde Yeni Sağ olarak adlandırılan iktisadi ve siyasi düşünce akımı tarafından uygulamaya konulan neo-klasik görüş kısaca, üretim araçlarının devlet mülkiyetinde olmasını, KİT’lerin varlığını dışlar. Bu akıma göre, bütün piyasalarda tam rekabet koşulları var ise, ekonomide Paretto optimumuna ulaşılır, bu durumda da kaynaklar en etkin biçimde dağıtılarak toplumsal refah en yüksek düzeyde gerçekleşir. Bu görüşten yola çıkarak İngiltere ve A.B.D ‘de de uygulanan iktisat politikalarının başlıcaları, kamu harcamalarının azaltılması, kuralsızlaştırma ve yaygın özelleştirme uygulamaları olmuş, devletin ekonomideki rolünü azaltmaya yönelik girişimler önem kazanmıştır.

(YARROW,1995). Bu politikalar, gelişmiş ülkelerde ilgi görürken, gelişmekte olan ülkelerde ise Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu‘nun çabalarıyla özelleştirme politikaları benimsetilmeye çalışılmıştır. Neo-Klasik politikalar özelleştirmenin tarihsel süreçte gelişimine bu yönlü etki ederken küreselleşme olgusunun yirminci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkması ile de özelleştirme hız kazanmıştır.

(22)

1.1.2. Küreselleşme ve Özelleştirme

Küreselleşme, kapitalizmin gelişiminde bir aşama, ulusal devletin ekonomik ve mali yetkilerini aşan bir dünya bütünleşmesini ve tek pazar oluşumunu ifade eder ve neo-klasik politikalar ve özelleştirme ile yakından ilişkilidir. Müdahaleci devlet ekonomisinin küçülmesi, devletin bütün sosyal ve ekonomik alanlardan çekilerek, pazarın serbestleşmesi ve aynı zamanda dünya ölçeğinde büyüyerek, ulusal sınırların dışına çıkması, global köy halini alması küreselleşme olgusunun gündeme gelmesine sebep olmuştur. Küreselleşme ile birlikte özelleştirme de hız kazanmış, böylece, büyük çapta kaynaklar fakirden zengine doğru akmıştır. Dolayısıyla bu ilişkiye, rahatlıkla, Yeni Sömürgeleşme diyebiliriz.(JONES, 1996)

Küreselleşme, bir taraftan ekonomik dengeleri değiştiren, fakir bir halk kitlesi yaratan, işsizliği arttıran bir öğe olarak görülürken; bir taraftan da sermayenin uluslararası alanda yayılımını kolaylaştıran, ekonomik kalkınmayı sağlayan, rekabet ortamı yaratan, yeni girişimlere olanak tanıyan, özelleştirme kavramını da içinde barındıran bir öğe olarak anılmaktadır.

Küreselleşmeye sözlük anlamında baktığımızda, tek bir pazar haline gelmek demektir. En küçük ekonomi oyuncusu olan girişimcinin incelenmesi, büyük küresel ekonominin nasıl işlediğinin incelenmesiyle birleşecektir. (NAISBITT, 1994:4) Küreselleşme, dünyanın her yerinde istediğin gibi üretim yapabilmek, istediğin gibi mal ve hizmet satmak ve daha da önemlisi sıcak para denen spekülatif parayı bütün dünyada istediğin gibi dolaştırmak, en yüksek kar oranı neredeyse anında oraya ulaşmaktır. (EROĞLU, 1997:47). Uluslararası ulaşım ve iletişimin gelişmesi, ticaret ve sermayenin dolaşım engellerinin azalması ve çok uluslu şirketlerin faaliyet

(23)

alanlarının artması küreselleşmeye hız kazandırmış, bu da özelleştirme politikalarının gündemde daha çok tartışılmasına yol açmıştır.

Kısaca, küreselleşme süreci, gelişmiş ülke sanayinin, ekonomik ve sosyal hayattaki bütün sorunların devlet müdahalelerinden kaynaklandığını ileri sürerek, gerçekte kar oranlarını korumak amacıyla, ucuz ve örgütsüz işgücüne sahip, sermayeye büyük kolaylıklar sağlayan neredeyse hiç vergi ödemeden faaliyette bulunabilecekleri üçüncü dünyaya aktarılması ile yaygınlaşmıştır. Özelleştirme de küreselleşme süreci çerçevesinde talep edilen uygulamalar olarak karşımıza çıkmıştır. Bu da gösteriyor ki, küreselleşme ve özelleştirme kavramlarının her ikisinin de temelinde sermayenin sıkışması ve bununla birlikte gerçekleşen kamu kesimi mali krizi yatmaktadır.

Tarihsel sürecin özeti olarak, 1930’larda başlayan, dünya ekonomisinin Büyük Bunalımına çözüm olarak ortaya atılıp giderek gelişen, 2. Dünya savaşı sonrasında

“sosyal devlet” anlayışı çerçevesinde kurumsallaşan korumacılık ve devletçilik anlayışı 1970’lerin neo liberal politikalarıyla ve 1980’lerin küreselleşme olgusuyla tasfiye edilmeye çalışılarak kapalı ekonomik sistemlerden dışa açık, rekabetçi sistemlere geçiş uygulanmaya konmuştur.

Bu aşamada, özelleştirme de çıkış yollarından biri olarak 1980’li yılların başından itibaren “yeni sağ” ideolojiler tarafından gündeme getirilmiştir. Ulusal ve uluslararası düzeyde sermaye birikim sürecindeki tıkanmaları aşabilmek ve kapitalist toplumun kendini yeniden üretebilmesi için araç ve çıkış yolu olarak görülmektedir.(BİREŞİM YAYINLARI, 1994:15) Yeni Dünya Düzeni’ne ayak uydurmak için yeniden yapılanmanın ana eksenine oturan özelleştirme, devletin küçülmesini, bürokrasinin azalmasını, kamu girişimciliğinin kalkmasını, ekonomik

(24)

faaliyetlerde piyasa ekonomisinin etkili olmasını, kamu kesiminin finansman açığının kapanmasını, kamu iştiraklerinin verimli hale getirilmesini hedef olarak belirleyerek, bütün dünya ekonomilerini kaçınılmaz olgusu haline gelmiştir.

1.2. ÖZELLEŞTİRMENİN TANIMI

Çok yönlü bir iktisadi olgu olan özelleştirmenin birçok bilim dalının ilgi alanına girmesi nedeniyle, bütün özelliklerini ve unsurlarını içeren, herkes tarafından kabul gören bir tanımı literatüre girememiştir. Dolayısıyla yapılan bilimsel tanımlamalarda farklılıklar oluşmaktadır. Gerçekten de özelleştirme; ekonomi, işletme ve yönetim, hukuk, politika bilimi gibi bir çok disiplinin ilgi alanına girmektedir. (GÜROL, 1994:46) KİT’ler de istihdam edilmiş bulunan mavi ve beyaz yakalı personel nedeniyle çalışma ekonomisi disiplinin konusu içerisine de girmektedir. Özelleştirme ekonomi açısından, devletin ekonomik faaliyetlerinin azaltılması, tamamen ortadan kaldırılması; hukuk açısından Kamu İktisadi Teşebbüsleri yönetiminin özel kesime devredilmesidir. Yani, ekonomi bilimi açısından “ mülkiyetin özelleştirilmesi”, hukuk bilimi açısından ise “yönetimin özelleştirilmesidir”.

Sözlük anlamıyla başlayacak olursak; özelleştirme özel hale getirmek, özellikle bir iş veya endüstrinin kontrol ve mülkiyetini kamudan özel kesime geçirmek şeklinde tanımlanır.

Özelleştirme, esas olarak ekonomide devlet müdahaleciliğinin asgariye indirilmesini ve zaman içerisinde ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir politika niteliği taşımakta ve bu niteliğiyle “serbest piyasa ekonomisi”ne geçişin ifadesi

(25)

kamulaştırmanın tam karşıtı bir anlam ifade etmektedir. (OHASHİ ve ROTH, 1980:17)

Bir başka tanımda ise özelleştirme, devlete ait kamu girişimciliğinin (state owned enterprises) azaltılması olarak ifade edilmektedir. Devletin kendine ait kamu girişimi kurmasındaki neden, toplumda adaleti sağlamaktır. İşte bu nedenle kuruluşların özel sektöre devri de özelleştirme olarak ifade edilmektedir. (BAILEY, 1993:242)

Dar anlamıyla özelleştirme; halen devletin elinde bulunan üretim birimlerinin mülkiyetinin özel sektöre devrini ifade etmektedir. Fakat, mülkiyet ve yönetim devrinin söz konusu olduğu dar anlamda özelleştirme tanımında, mülkiyet devrinin nasıl olacağı konusunda görüş farklılıkları vardır. Bazı yazarlar, mutlak olarak mülkiyet devrini temel ilke olarak görmekte, bu devir işleminin KİT sermayesinin tamamı ya da en az %51’i kadar olması gerektiğini belirtmektedirler. Zira, mülkiyetin özel kesime ait olabilmesi için, KİT’in yarıdan fazla pay senedinin elden çıkarılması zorunludur. Böylece, yönetimin özelleştirilmesi de sağlanmış olacaktır.

(ÜNAL, 2000:44) Bunun dışında bazı yazarlar da, devredilecek sermaye payının pek önemli olmadığı, %10 veya %20 gibi bir pay devrinin de özelleştirme olarak kabul edilebileceği görüşündedirler. (TÜSİAD ,1992:9)

Geniş anlamıyla özelleştirme ise; sadece KİT’lerin özel sermayeye devri değildir; kamunun iktisadi faaliyetlerinin sınırlandırılması ve kısmen ya da tamamen özel sermayeye devredilmesidir. (BİREŞİM YAYINLARI, 1994:15) Geniş anlamda özelleştirme, milli ekonomi içerisinde kamunun rolünün asgariye indirilmesi veya tamamen kaldırılması olarak değerlendirilirken, müessese, bağlı ortaklık ve işletmelerdeki kamu hisselerinin satışından ayrı olarak bu kuruluşların özel kesime

(26)

kiralanması, yönetimin devri, kamu mal ve hizmetlerinin üretimi için özel sektörle sözleşme yapılması, doğal devlet tekellerinin çözülmesi, bu alanların rekabete açılmaları, finansal kiralama, ortak yatırımlar, bayilik ve acentelik verilmesi gibi uygulamalar da özelleştirme kapsamında değerlendirilmelidir. Kısaca, geniş anlamda özelleştirmeyi, iktisadi, sosyal ve siyasal sebeplerle genel ekonomi içerisinde kamunun payının sınırlandırılması ya da tamamen ortadan kaldırılması şeklinde tanımlayabiliriz. Görülen odur ki geniş kapsamda özelleştirme, liberal anlayış çerçevesinde, serbest piyasa güçlerinin ekonomide egemen duruma gelmesi, kamu kuruluşlarının ekonomik etkinliğinin azaltılması “consept of umbrella” şemsiye kavramla açıklanmaktadır. (HEALT ve MORRIS,1994:34)

Dar ve geniş anlamda özelleştirme ayrımının dışında, diğer bir ayrım da maddi ve şekli özelleştirmedir. Şekli özelleştirmede, görev kamunun elinde kalırken, anonim şirket ya da sınırlı sorumlu limited şirket şeklindeki bir tüzel kişi tarafından yürütülmektedir. Şekli özelleştirme, bazı yazarlar tarafından “göstermelik özelleştirme” olarak da ifade edilmektedir. (MAEHRLEIN, 2000:90). Maddi özelleştirme de ise kamusal belediye görevi tamamen özel iktisadi alana bırakılmalıdır. Burada hizmet özel sektörün kendi girişimiyle ve ekonomik riskiyle gerçekleştirilmektedir. Özelleştirmenin bu şekli özellikle gönüllü hizmetlerde ve hukuken izin verildiği ölçüde uygulanmaktadır. (AMELN, 2000:28)

Yeni dönem kapitalizmin, ana yönelişinin bir alt başlığı olan özelleştirme, kamunun sahip olduğu bazı mal ve hizmet üretim birimlerinin bedelleri karşılığında şeffaf ve rekabetçi bir ortamda özel kişilere devredilmesi ve başta ekonomide rekabetin sağlanması olmak üzere verimliliğin arttırılması ve fonksiyonları yeniden

(27)

politikanın bir uygulaması olarak düşünülebilir, mülkiyetin geniş halk kitlelerine yayılmasının yolu olarak değerlendirilebilir.

Kısaca, dar anlamda kamu iktisadi girişimlerinin mülkiyet ve/ veya işletmesinin,geniş anlamda tüm alanlardaki kamu mülk ve hizmetlerinin kısmen veya tamamen, bir kerede veya tedricen özele devri anlamına gelen özelleştirme, kuşkusuz neo-liberal düzenleme rejimine denk düşen bir uygulamadır. (OYAN, 1998:157)

1.3. ÖZELLEŞTİRMENİN AMAÇLARI

Temel iktisat politikası olarak düşünülen özelleştirme uygulamalarından zamanla beklentiler artmış, amaçtan çok belirlenen hedefe ulaşmak için bir araç konumuna gelmiştir. Özelleştirmenin temel amacı, devletin ekonomide mal ve hizmet işletmeciliği alanından tamamen çekilmesini sağlamaktır. (YÜKSEL ,2000:48) Devlet artık şirket yönetmeyecek, KİT’ler karlı durumda halka devredilecek, onların sorunları altında ezilmeyecektir. (CEVİZOĞLU, 1998:13) Ekonomik amacının dışında siyasal ve sosyal hedeflere ulaşmak için de özelleştirmeden yararlanmaya başlayan liberallere göre devleti küçültmek, özel sermayeyi arttırmak, demokratik bir yapı oluşturmak, gelir ve servet dağılımını dengelemek, işsizliği önleyip, istihdamı arttırmak, sendikaların siyasi gücünü kırmak…v.s. için bu akımın gerekli olduğu tüm dünyaya kabul ettirilmeli ve yapısal reformlar uygulanmalıdır.

Özelleştirmenin amaçlarını ilk olarak genel ve özel amaçlar olmak üzere iki kategoride incelemek yararlı olur. Genel amaçlar, ekonominin tüm sektörlerine ilişkin, hem ekonomik hem de sosyal boyutu bulunan amaçlar olarak tanımlanabilir.

Genel amaç olarak özelleştirmenin, devletin ekonomiye müdahalesini, özellikle de

(28)

bir müteşebbis niteliği kazandırmasını ortadan kaldırmayı ve devleti, başta iç ve diş güvenlik olmak üzere, klasik fonksiyonlarını yerine getirmeye olanak sağlayacak biçimde küçültmeyi benimsediği belirtilmektedir. (Türk Demokrasi Vakfı, 1994: 52) Buna göre özelleştirme devleti asli görevleri içine çekerek küçültmek, onun az ama iyi hizmet vermesini sağlamak ve ekonomik akılcılığın gerekleri uyarınca işleyen, üretkenliği ve verimliliği yüksek bir ekonomi yaratmak amacına yönelik düşüncelere sahiptir. (YÜKSEL, 2000:49) Özelleştirmenin özel amacı ise, genel amaca ulaşmak için gerçekleştirmek istediği ve daha çok devlet mülkiyetindeki KİT’lerin özel mülkiyete devri sorununa ilişkindir.

Özelleştirmenin ülkelere ve dönemlere göre değişen amaçları olmakla birlikte genel kabul görmüş ekonomik, mali, siyasi ve sosyal amaçları vardır.

1.3.1. Ekonomik Amaçları

Ekonomik hedefleri gerçekleştirmek için ortaya çıkmış özelleştirmenin doğal olarak en önemli amacı ekonomiktir. Özelleştirmeden beklenen temel amaç ulusal ekonomiyi serbest piyasa kurallarına göre yönetmek, kamu kuruluşlarından daha etkin ve verimli çalışan özel işletmelerin sayısını piyasada arttırarak toplumsal refahı geliştirmektir. Bu hedef doğrultusunda özelleştirmenin ekonomik amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

1.3.1.1. Serbest Piyasa Ekonomisini Güçlendirmek

Özelleştirmenin ekonomik amaçlarının başında yer alan serbest piyasa ekonomisini güçlendirmede hedef, fiyat ve kalite yönünden piyasa taleplerine karşı

(29)

KİT’lerin yerini ekonomide verimlilik ve rekabeti arttıracak piyasa ekonomilerini güçlendirmektir.

KİT’ler, tekelci ve tekel eğilimli yapıları nedeniyle piyasa denetimini ellerinde bulundurarak rekabeti ortadan kaldırıyorlar. Üretim miktarını, kalitesini ve fiyatını siyasal karar alma mekanizmaları belirlediğinden kaynakların israf edilip, ekonomik verimliliğin düşmesi söz konusu olabilmektedir. KİT’lerin zararları genel bütçeden karşılanarak tekelci yapıları devam ettirilmekte, ekonomik verimsizlikler karşısında piyasadan çekilmemek için kalite iyileştirmek, fiyat ve maliyet düşürmek gibi önlemler almak, yeni teknoloji kullanmak gibi amaçlara uzak kalmaktadırlar.

KİT’ler fiyat, talep ve arz gibi piyasanın temel unsurlarını göz ardı ederek bütçe destekli faaliyetlerinin olumsuz sonuçlarını iflas riski taşımaksızın ekonomiye yüklemekte iken özel sektör firmaları piyasa şartlarına uymayan davranışlarının karşılığını pazar paylarını kaybederek ve iflas ederek ödemektedirler. (KİLCİ, 1994:12) KİT’lerin iflas etmeme, zararlarının genel bütçeden karşılanması özelliği bu kuruluşların tekelci eğilimlerini arttırmaktadır. Bu nedenle, KİT’lerin hakim olduğu ekonomilerde genel olarak verimsizlik artmış, kalite düşmüş, fiyatlar ve maliyetler artmış, kaynaklar rasyonel kullanılmamıştır. (CEVİZOĞLU, 1989:129) Bu açıdan bakıldığında özelleştirme ile KİT’lerin olumsuz özellikleri ortadan kaldırılacak, piyasa ekonomisi içinde üretim miktarını, kalitesini ve fiyatını tüketicinin talebinin belirlediği, kaynakların etkin şekilde kullanıldığı serbest rekabetin oluşmasına yol açılacaktır. Verimliliği arttırmak, rekabet ortamında üstünlük sağlamak için özelleştirme iyi bir iktisat politikası aracı olarak görülmektedir.

(30)

1.3.1.2. Sermaye Piyasasını Geliştirmek

Özelleştirme girişimlerinin amaçlarından birisi de KİT mülkiyetinin pay senetlerinin geniş kitlelere satılarak topluma yayılmasıdır. Orta ve uzun vadeli kredi veya fon arz ve talebinin karşılaştığı hisse senedi ve tahvillerin alınıp satıldığı piyasalar olarak tanımlanan sermaye piyasaları gelişmekte olan ülkelerde daha fazla menkul değerler arzına ihtiyaç duymaktadır. Sermaye piyasalarının amacı gerçek ve tüzel kişilerin ellerinde bulunan tasarrufların menkul kıymetler aracılığıyla yatırım alanlarına kaydırılmasını sağlamaktır. Bu açıdan bakıldığında özelleştirme ile sermaye piyasalarına yeni hisse senetleri sunarak sermaye piyasasının gelişmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, sermaye piyasasının gelişmesi birikimlerin yatırımlara dönüşmesinde de en önemli faktörlerden biridir. (ALTINTAŞ, 1988:55) Özellikle gelişmekte olan ülkelerde tasarrufların değerlendirilmesi açısından finansal araçların çeşitliliği ve sermaye piyasasının gelişmiş olması çok önemlidir. KİT hisselerinin sermaye piyasalarına sunulması atıl tasarrufları harekete geçirmede başarılı olabilmektedir. (KİLCİ, 1994:13) Menkul kıymet arzının eksikliğinin hissedildiği gelişmekte olan ülkelerde özelleştirme ile sermaye piyasasının ihtiyaç duyduğu hisse senedi ihracı piyasanın canlanmasına katkıda bulunacak, tasarruflar yatırıma dönüşecek, küçük birikimlerin hisse senedi olarak sermaye piyasasına çekilmesi ile gayri menkul, döviz, altın gibi spekülatif ve verimsiz yatırımlara giden fonlar özelleştirme ile ekonomiye kazandırılacak, ülkede hisse senedi kültürü yaygınlaşacaktır. Bu kültürün yaygınlaşması ise, karlılık oranı yüksek KİT’lerin hisse senetlerinin çalışanlara, yöneticilere ve küçük tasarruf sahiplerine belli avantajlarla satılmasına bağlıdır. Böylece işletmede verimlilik yükselecek, bir

(31)

bir kesimin kamu işletmelerinin mülkiyetine ortak edilmesi gelir dağılımını olumlu bir şekilde etkileyecektir. Bunun dışında, mülkiyet ile emek faktörleri birleşerek iş anlaşmazlıklarını azaltacak ve verimliliği yükseltecektir. (ALTINTAŞ,1988:54)

1.3.1.3. Döviz Gelirini Arttırmak

Sürekli iç-dış borç sorunlarıyla uğraşan gelişmekte olan ülkelerin en büyük sorunlarından biri de ödemeler dengesinin sürekli açık vermesidir. Özelleştirme ile yapılmaya çalışılan bir başka amaç da yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye girişini teşvik ederek döviz gelirini arttırıp ödemeler dengesi açığını kapatmaktır.

Yabancı sermaye yatırımları, dolaysız yatırımlar ve portföy yatırımları olarak ikiye ayrılmaktadır. Dolaysız yatırım, genellikle çok uluslu şirketlerin yabancı bir ülkede doğrudan yada iştirak halinde yatırım yapması, yatırımın yönetimine katılmasıdır. Böylece, gelişmekte olan ülkelerin KİT’leri özelleştirerek, yabancı sermayeye bu hakkı vermesi ülkenin döviz gelirini arttırıcı etki yapmaktadır. Portföy yatırım ise, tasarruf sahiplerinin faiz ya da temettü geliri elde etmek için uluslararası sermaye piyasalarından menkul kıymetler satın almaları şeklinde yapılan yatırımlardır.

KİT’lerin hisse senetlerini gelişmiş uluslararası sermaye piyasalarına satarak ülkeye sermaye girişi sağlamak, ülkenin döviz gelirini arttırmak açısından olumludur.

1.3.1.4. Verimliliği Arttırmak

Özelleştirmenin temel ekonomik amaçlarından biri de verimliliği arttırmaktır.

Özelleştirme verimliliğin aracı olduğuna göre ülkede öncelikle rekabet ortamı

(32)

yaratılmalıdır. Çünkü, kamu sektöründe ortalama verim oranı özel sektöre göre daha düşüktür. Mali ve siyasal nedenlerden ötürü teknolojik gelişmeler yakından izlenemez, siyasal tercihli istihdam politikası uygulanır, rasyonel yatırım programları uygulanmaz, kar amacı güdülmez, verimsiz çalışma görülür. Bu aşamada yapılacak uygulama ulusal ekonomiyi piyasa ekonomisine göre yönetmek, etkinliği arttırıp, toplum refahını maksimum düzeye yükseltmektir. Böylece, serbest piyasa mekanizması optimum kaynak dağılımını gerçekleştirecek, kaynaklar tam kullanılacak, sermaye birikimi ve kalkınma sorunu kendiliğinden çözümlenecek, verimsiz ve zarar durumunda bile belli program hedeflerine ulaşmak için üretim yapan, genel ekonomik verimsizliğe neden olan KİT’ler yerini daha etkin ve ekonomik verimliliğin arttırıldığı serbest piyasa ekonomisine bırakacaktır. Mal ve hizmet üretimine yönelik olarak faaliyette bulunan kamu kuruluşlarının özelleştirilerek devletin ekonomideki payının azaltılması ulusal ekonominin verimliliğini arttıracaktır. (GÖKCE,1993)

1.3.1.5. Enflasyonu Kontrol Altına Almak

Gelişmekte olan ülkelerde KİT’lerin rasyonel davranışı ve kar amacını gütmeden çalışması, siyasi otoritelerin belirlediği fiyatlardan mal ve hizmet sunulması hüküm süren kronik enflasyonun sebeplerinin başında gelmektedir.

KİT’lerin tekel durumda olması, verimlilik açısından eksikliklerini sürekli zam yaparak gidermeye çalışmaları maliyet enflasyonuna neden olmakta, kendi kendini bile besleyemeyen bazı kamu kuruluşları hazineden ve devlet bütçesinden sübvanse edilmektedir. Bunun sonucunda da KİT’ler finansman açığını emisyon aracılığıyla

(33)

Özelleştirme ile hedeflenen ise, KİT’lerdeki mevcut kaynakların etkin kullanılarak hazine üzerindeki yüklerini kaldırmak, sübvansiyonlara ihtiyaç duymayacak konuma getirmektir. Böylece, serbest piyasa ekonomisi içinde rekabet ortamında faaliyet gösterecek olan KİT’ler verimli çalışacak ve suni fiyat artışları da gerçekleşmeyecektir. (AKTAN,1987:97) Böylece ara mal ve nihai ürünlere sık sık zam yapmaktan vazgeçip, rasyonel ve verimli işletme yapısına kavuşacak olan KİT’lerin enflasyon üzerindeki baskıları hafifleyecektir.

1.3.1.6. Küreselleşmeye Ayak Uydurmak

Siyasi sınırların bile küreselleşme olgusuyla birlikte ortadan kalkmaya başladığı günümüzde, uluslararası düzeyde rekabet etmeden yoksun bulunan KİT’lerin özelleştirilerek, eskiyen teknolojilerini yenilemeleri, verimliliklerini arttırmaları, üretim kalite sınırını yükseltmeleri gündeme gelmiştir. Çünkü artık korumacı politikaların egemen olduğu dışa kapalı ekonomiler yerini ticari rekabete bırakmıştır. Dolayısıyla ekonomiler ister istemez küresel rekabetin hakim olduğu kurallara uygun mal ve hizmet üreten yapılar haline gelecektir. Bu nedenle devletin kontrolündeki işletmelerinde küresel rekabet şartlarında faaliyet gösterecek konuma gelmesi gerekmektedir. (YILMAZ ,1994 :29)

1.3.2. Mali Amaçları

Toplumun devletten beklediği hizmetlerin çeşitlenerek sürekli artmasına rağmen devletin bunları karşılayacak yeterli gelirinin olmaması önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun engellenmesi için özelleştirme iç ya da dış kaynaklardan borç almadan, vergi yükünü arttırmadan daha avantajlı

(34)

görülmektedir. Böylece, kamu kesiminin yükü azalacak, enflasyonla mücadelede de başarı sağlayacaktır. Bunun yanında KİT’lerin özel kesime satılması ek gelir getirecek, vergi yükü artmadan, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesine imkan verecektir. Çünkü, yıllardır verimsiz, düşük teknolojiyle zararına çalışan, hazinenin finansman yükünü arttıran KİT’ler artık toptan ya da kısmen satılarak devlete kaynak yaratılmalı, gelir sağlanmalıdır. Böylece, vergi gelirlerinin yetersiz olduğunda Merkez Bankası kaynaklarından karşılanan finansman, enflasyona da yol açmayacaktır. Bu gerekçelerle KİT’lerin özelleştirilmesiyle kamu kesiminin finansman yükünün azalacağı düşünülmektedir. (ALTINTAŞ, 1988:52) Bu da devletin yükünü hafifletip, mali durumunu rahatlatacaktır.

Özelleştirme ile gerçekleştirilmeye sağlanan mali amaçları devlete gelir sağlamak ve hazinenin yükünü azaltmak şeklinde sıralayabiliriz.

1.3.2.1. Devlete Gelir Sağlamak

Özelleştirmenin asıl amacı ekonomiktir. Fakat, bazen sırf devlete gelir sağlamak amacıyla özelleştirme yoluna gidilmektedir. Devlet giderlerinin hızla artmasının sebep olduğu mali kaynak bulma sıkıntısını iç ya da dış borç kaynaklarından temin etmek ya da vergi yükünü arttırmak -ki bu özel yatırımları kısma anlamına gelmektedir- yerine özelleştirmeden sağlayabilir. Çünkü diğer gelir kaynaklarının güvensizlik veya ortaya çıkabilecek tepkiler dolayısıyla sınırına gelinmesi, kaynak sağlamada özeleştirmeyi cazip hale getirebilir. (ALPER, 1994:16)

Gelir ihtiyacını vergiler yoluyla gidermeye çalışmak, özellikle azgelişmiş ülkeler için sorun olmaktadır, ayrıca yetersiz kalmaktadır çünkü azgelişmiş ülkelerin

(35)

vergi idaresini çağdaş gereklere göre örgütlemek de bazen pahalıya mal olabilmektedir.

Gelir ihtiyacının iç yada dış borçlanmayla karşılanmasın da zorlukları vardır.

Özellikle dış borçlanma ülkenin, uluslararası arenadaki dış kredi itibarına bağlıdır.

Bunun yanında IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlara borçlanmak özellikle azgelişmiş ülkeler açısından hiç de kolay değildir. Bu durum karşısında yapılacak en olumlu girişim KİT’lerin özelleştirilmesi yoluyla bütçe gelirlerinin arttırılmasını sağlamaktır. Ayrıca, bütçeye gelir sağlanması amacıyla yapılan özelleştirme uygulamalarında, dış borçlar karşılığında KİT’lerin yabancı sermayeye devri de önemli yer tutmaktadır. (KİLCİ, 1994: 14)

Devletin KİT’leri satarak gelir sağlamasının bir başka nedeni de,ülke içindeki küçük tasarrufçuların devlet tahvili ve hazine bonosu gibi kamunun menkul değerlere olan güvensizliğidir. Devletin kendine gelir sağlama yöntemleri arasındaki vergilerin teknik olarak toplanmasındaki eksiklikler ve halkın oyuna gereksinimi olan politikacıları sevimsiz göstermesi de,özelleştirmeyi vergi gelirine karşı alternatif gelir kaynağı durumuna getirmektedir. (CEVİZOĞU,1998:22) Bu nedenle zorunlu giderlerinin bir kısmını özelleştirme gelirleri ile karşılama yolunu tercih etmektedir.

1.3.2.2. Hazine Yükünü Azaltmak

KİT’lerin verimsiz çalışmaları sonucunda oluşan açıklarını genel bütçeden karşılamaları enflasyonist bir baskı oluşturmaktadır. Bu baskının ise özelleştirme ile hafifleyeceğine inanılmaktadır.

Devlet, ekonomik alanda fazla yer almaya başladıkça kamu harcamaları artmış, hazinenin finansman yükü ağırlaşmıştır. Devlet, bu durum karşısında maliyeti yüksek

(36)

finansman yöntemlerine başvurmak zorunda kalmıştır. İç tasarrufların yetersiz olmasından dolayı iç borçlanmalarda; kredi itibarının düşük olmasından dolayı ise dış borçlanmada zorluk çeken ülkelerde özelleştirme ile hazinenin finansman yükünün azalmasıyla devlet asli görevlerine dönecek, daha az kamu harcaması yapacak, böylece özel teşebbüs de gelişerek yatırımlara ağırlık verilecektir.

1.3.3. Sosyal Amaçları

Gelişmiş yada gelişmekte olan ülkelerde farklı boyutlarda da olsa gelir dağılımı dengesizliği mevcuttur. Toplumun bireylerinin, ülkenin zenginliklerinden aynı oranda pay aldığı hemen hemen hiçbir ülke yoktur. Bu da sosyal kargaşaya yol açmaktadır. Bunun engellenmesi için özelleştirmeyi sosyal amaç olarak da değerlendirmek gerekir. Bu aşamada yapılması gereken KİT’ler özelleştirilirken paylarının bu kuruluşlarda çalışanlara verilerek gelir ve servet dağılımında denge sağlamaya çalışmaktır. Böylece, mülkiyetin kamu kesiminde yoğunlaşması bireysel özgürlüğün temel unsuru olan mülkiyet hakkına devletçi bir müdahale anlamına gelirken, mülkiyet hakkının kullanımının yaygınlaştırılması demokratik rejimin varlığı ve devamı olarak kabul edilecektir. Özel mülkiyetin yaygınlaşması, demokrasinin özgür biçimde güçlenmesi, emek geliri dışında işletmelerden de gelir sağlayacak kişilerin oluşturulması için özelleştirme yoluyla KİT hisse senetleri gelir ve serveti düşük halka satılmalıdır. Pay senetleri satışının öncelikle çalışanlara, küçük birikim sahiplerine yapılması ve satın alınan bu senetlerin kişilerin ellerinde kalmasının sağlanması, yüksek gelirli kişilerin ellerinde toplanmasının önlenmesi bu amacın gerçekleşmesinde dikkat edilmesi gereken noktalardır. (AKTAN, 1987:101)

(37)

1.3.4. Siyasal Amaçlar

Özelleştirmenin gerçekleştirilebilmesi için öncelikle siyasi otoritenin irade ve kararı belirlenmelidir yani özelleştirme aslında bir siyasal tercih sorunudur.

Özelleştirmenin benimsendiği liberal düşünceye göre devlet, ekonomik tercihlere müdahaleden uzak durmalı, tüm ekonomik faaliyetler şartlar imkan verdiğince özel girişim tarafından gerçekleştirilmelidir. Çünkü devletin ekonomik hayata müdahaleleri arttıkça bireysel özgürlükler kısılmaktadır. KİT’lerin özel mülkiyete devri ile bu müdahaleler azalacak, özel mülkiyet yaygınlaşacak ve özelleştirmenin ekonomik amacının doğru işlemesine olanak verilecektir.

1.4. ÖZELLEŞTİRMENİN YÖNTEMLERİ

Bir ekonomide özelleştirme yöntemlerinden hangisinin uygulanacağı, ülkenin genel ekonomik şartlarına, sermaye piyasasının durumuna, özelleştirilecek teşebbüsün niteliğine, teşebbüsün içinde bulunduğu mali şartlara, özelleştirmenin amaçlarından hangisine ağırlık verileceğine bağlıdır. KİT’lerin ekonomide yeniden etkin bir hale gelmeleri için ne yöntem önerilirse önerilsin, çözüm sonunda siyasal otoritenin uygulamaya ne ölçüde izin verebileceğine bağlıdır.(ALKİN, 1993:43)

Ancak yinede, kabul görmüş ve uygulanmakta olan özelleştirme yöntemlerini tam özelleştirme (dar anlamda özelleştirme) ve özelleştirme benzeri uygulamalar (geniş anlamda özelleştirme) olarak ikili bir tasnife tabi tutmak mümkündür.

1.4.1. Tam Özelleştirme (Dar Anlamda Özelleştirme)

Dar anlamda özelleştirme, sadece KİT’lerin mülkiyet ve yönetiminin özel kesime devrini ifade etmektedir. Gerçekten günümüzde özelleştirme deyince bundan

(38)

çoğunlukla KİT’leri satışı anlaşılmaktadır. (TÜSİAD, 1992: 9) O halde bu başlık altında incelenecek yöntemleri genel olarak “satış yöntemi” şeklinde adlandırmak da mümkündür.

Tam bir özelleştirmeden diğer bir ifade ile dar anlamda özelleştirmeden söz edebilmek için hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın KİT’in en az %51’lik hisse payının özel mülkiyete geçmesi olmazsa olmaz şarttır. Diğer bir kaçınılmaz şart ise özelleştirme sonucunda yönetimin muhakkak özel kesimin elinde olmasıdır. Bu şartlar tam bir özelleştirmeyi özelleştirme benzeri yöntemlerden ayırt etmektedir.

Anılan şartlar “satış yöntem”i ile gerçekleştirilir.

Satış yönteminin, sermaye piyasası kanalı ile hisse senedi satışı, teklif alma yoluyla hisse senedi satışı, direkt satış, çalışanlara satış ve yarım kalan tesislerin satışı olarak anılan ayrı türleri vardır. Aşağıda bu türlerin neler olduğunu genel hatları ile incelemeye çalışacağız.

1.4.1.1. Sermaye Piyasası Kanalı ile Hisse Senedi Satışı

Özellikle sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ülkelerde yaygın olarak kullanılan bu yöntem, kamu mülkiyetindeki anonim şirketin hisse senetlerinin tamamının veya bir kısmının özel kişi veya kuruluşlara satışı olarak tanımlanabilir.

Bu yöntemde, özelleştirilecek şirketin hisselerinin doğrudan doğruya halka satışı söz konusu olduğundan, kısaca “halka arz” olarak da adlandırılabilir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için her şeyden önce özelleştirilecek KİT’in sermayesinin paylara bölünmüş olması gerekir. Ayrıca KİT’in TTK’ya tabi sermeye şirketine dönüştürülmüş olması gerekir. Sermaye piyasası kanalı ile hisse senedi satışı birkaç

(39)

Birinci metodda hisseler için bir tavan fiyatı tespit edilmekte ve ihale yoluna başvurulmaktadır, buna İngiltere modeli de denilmektedir. İkinci metodda ise hisseler sabit bir fiyatta halka arz edilmektedir. Buna da Fransız modeli denilmektedir. (ATASOY, 1993: 187)

Bu iki metod arasındaki fark fiyatın tespitinden kaynaklanmaktadır. İngiltere modelinde, fiyat tespitini piyasa mekanizması üstlenmekte ve bu metodla satış hasılasını en üst seviyeye getirmek mümkün olabilmektedir. Diğer metodda ise gerektiğinde özelleştirmenin başarısı açısından daha düşük bir fiyat tespit edilerek hisselerin kolaylıkla satışı sağlanabilmektedir. (ATASOY, 1993: 188)

Halka arz yöntemi de kendi içinde , halka satış yoluyla arz, halka takas yoluyla arz ve sermaye arttırımı şeklinde yöntemlere ayrılmaktadır.

1.4.1.1.1. Hisse Senetlerinin Halka Satış Yoluyla Arzı

Bu metodda, adı üstünde özelleştirilecek şirketin hisselerinin doğrudan doğruya halka arz yoluyla satışı söz konusu olmakta ve hisselerin halka yayılması amaçlanmaktadır.

1.4.1.1.2. Hisse Senetlerinin Halka Takas Yoluyla Arzı

Bu yöntem özelleştirilecek şirketin hisselerinin yatırımcıların elinde bulunan yatırım belgeleri ve tahvillerle değiştirilmesi şeklinde tanımlanabilir. Burada tanımdan da anlaşılabileceği üzere taraflar arasında bir belge değişimi söz konusu olmaktadır.

(40)

1.4.1.1.3. Sermaye Arttırımı

Mülkiyetin kamu kesimine ve özel kesime birlikte ait olduğu karma ekonomi şirketlerinde sermaye arttırımı vasıtasıyla, özel pay sahiplerine daha fazla pay ayrılması yoluna giderek şirketteki kamu sermayesi oranının azaltılmasıdır.

1.4.1.2. Teklif Alma Yolu ile Hisse Senedi Satışı (Blok Satış Yöntemi) Bu yöntem özelleştirme kapsamına alınmış kamu kuruluşlarının mülkiyetinin tamamının veya bir kısmının, gerçek veya tüzel kişiler ile kuruluşlara onlardan teklif almak suretiyle satılması olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere bu yöntemde , hisse senetlerinin bir kısmı ya da tamamı borsada satılmamakta, onun yerine belli kesimlerden teklif almak yoluyla satılmaktadır. Bu yönteme “blok satış yöntemi” adı da verilmektedir. Blok satış yöntemi, özelleştirilecek kuruluşların tamamının ya da önemli bir bölümünün teklif toplayarak, pazarlıkla ya da açık arttırmayla satılmasıdır. Bu tür özelleştirme en kolay ve en hızlı özelleştirme şeklidir.

Bu satışlar devlete önemli miktarda parasal kazanç sağlar. (SEVİL, 1996: 10)

Bu yöntemle özelleştirilen kuruluşların hisse sentleri daha sonra halka satılabilir. Yöntemin bu tipine “gecikmeli halka arz” ya da “blok satış+ halka arz”denir. Halka arz yöntemiyle özelleştirmelere, ülke sermaye piyasasının yeterince gelişmemiş olmasından ya da halkın doğrudan hisse senedi alıcı pozisyonunun olmamasından dolayı, bir alternatif olarak başvurulur. Eğer piyasada özelleştirme ile halka açılmak mümkün olamıyorsa bu yöntem tercih edilebilir. (KARLUK,1994:

140)

(41)

1.4.1.3. Direkt Satış

Bu yöntem, KİT’lerin bağlı ortaklıklarının, müesseselerinin, tali faaliyet dallarının veya nispeten küçük işletmelerinin, bir defada gerçek veya tüzel yerli ya da yabancılara satılması olarak tanımlanabilir. Söz konusu yöntemde KİT’lerin satılacak aktiflerinin ve işletmelerinin belli bir ya da birkaç firmaya veya bir konsorsiyuma pazarlık yoluyla satışı söz konusu olmaktadır. Bu yönteme “özel satış yöntemi” de denmektedir. Bu yöntemde toptan olarak işletmenin tamamının veya bir kısmının devrinin söz konusu olması nedeniyle, hisse senetlerinin devri söz konusu olmamaktadır.

Bu yöntem daha çok kar amaçlı nihai mal ve hizmet üreten KİT’lerin bazı müesseselerinin veya bağlı ortaklıklarının satışında uygulanabilir.

(ALTINTAŞ,1988: 59)

1.4.1.4. Çalışanlara Satış

Bu yöntemde, çalışanların hisse senedi sahibi yapılması söz konusu olup, devletin kendine ekonomik açıdan yük olan bir KİT’i çalışanlara devretmesi ve çalışanların işletmenin sahibi durumuna geçmesi sebebiyle faaliyetlerini daha verimli bir şekilde sürdürmesi amaçlanmaktadır. Bir başka ifadeyle bu yöntemde, özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların öncelikle çalışanlara devri veya en azından yönetimin kontrolünün çalışanlara verilmesi söz konusu olmaktadır.

Bu yöntem; İngiltere, Fransa ve İtalya’da tercih edilmektedir. Özellikle İngiltere’de özelleştirilen kuruluşlarda çalışanların %90’ı, çalıştıkları şirketlere ortak olmuşlardır. (KARLUK, 1994: 142)

(42)

1.4.1.5. Yarım Kalmış Tesislerin Satışı

Yarım kalmış tesisler genellikle bir arsa ve onun üzerinde yapılmış ve yapılmakta olan binaları içermekte olup bir üretim söz konusu değildir.

(AKTAN,1994:17) Yarım kalmış bu tesislerin özel kişi ve kuruluşlara bir sınai tesis kurmak ve işletmek üzere devri de ÖİB bünyesinde sürdürülmektedir. Ancak bu tesislerin bir çoğu ekonomideki kuruluş yeri faktörlerinde öngörülen nitelikleri taşımamaktadır. (TÜSİAD,1992: 93.)

1.4.2. Özelleştirme Benzeri Yöntemler (Geniş Anlamda Özelleştirme)

Özelleştirme sadece KİT’lerin satışı demek değildir. Özelleştirme, kamu ekonomisinin daraltılması ve piyasa ekonomisinin genişlemesi amacı doğrultusunda yapılan tüm uygulamaları içermektedir. (AKTAN,1993: 9)

En geniş anlamda, özelleştirmeyi KİT’lerin faaliyetlerinin sınırlandırılması veya tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik yapılan uygulamalar olarak tanımlamak mümkündür. (TÜSİAD,1992:11)

Özelleştirme benzeri yöntemlerin ortak noktası, söz konusu yöntemlerin tam bir mülkiyet transferine yol açmaması, yani mülkiyetin %51’lik kısmının satılması kavramına uymamasıdır. Bu açıdan bu başlık altında anlatılacak yöntemler özelleştirmeye yardımcı yöntemler olup bunları “satış dışı yöntemler” olarak ifade etmek de mümkündür.

Özelleştirme benzeri yöntemleri, diğer bir ifade ile geniş anlamda özelleştirme yöntemlerini aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:

(43)

1.4.2.1. Yasal Kurumsal Serbestleşme

Devlet para ve kredi, maliye, dış ticaret v.b çeşitli iktisat politikası araçlarını kullanarak ekonomiye müdahale edebilir. Devletin ekonomiye müdahalesi bazen belirli ekonomik faaliyetleri düzenlemeye tabi tutması bazen de faktör piyasasında serbestçe oluşabilecek fiyatlara müdahale etmesi şeklinde olabilir. Birinci tür devlet müdahalesine “ekonomik regülasyon”; ikincisine ise “ekonomik kontrol” adı verilir.

(TÜSİAD,1992: 11)

O halde yasal kurumsal serbestleşme, devletin ekonomiye yaptığı fiyat ve ücret denetimi gibi müdahale, kontrol ve düzenlemelerin azaltılması ve mümkün olduğu ölçüde kaldırılması yönündeki uygulamalar şeklinde tanımlanabilir. Bu tanımdan hareketle söz konusu yöntemin, devletin ekonomiye olan müdahale ve düzenlemelerin azaltılması ve/veya tamamen kaldırılması, ve üretim faktörlerinin devlet tarafından kontrol edilen fiyatlarının serbestçe oluşmasına izin verilmesi şeklinde iki temel unsurunun bulunduğu ortaya çıkmaktadır. O halde söz konusu yöntemde, yapılacak hukuksal düzenlemelerle mevcut ekonomik regülasyon ve kontrollerin mümkün olduğu ölçüde azaltılması ve/veya sona erdirilmesi suretiyle devlet tekelindeki aktivitelerin özel sektöre de açılarak rekabet imkanının yaratılması söz konusu olmaktadır.

1.4.2.2. Fiyatlama

Devlet sunmuş olduğu pek çok kamusal mal ve hizmetin karşılığında çoğunlukla bir bedel talep etmemekte bunun yerine söz konusu mal ve hizmetlerin finansmanını vergi gelirleri ile karşılama yöntemini tercih etmektedir. Bu sayede vatandaşların, hizmetlerden yararlandıkları ölçüde değil, ödeme güçleriyle orantılı

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :