ANKARA ÜNİVERSİTESİ

82  Download (0)

Tam metin

(1)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

DÖNEM PROJESİ

3030, 5216 VE 6360 SAYILI KANUNLAR ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE’DE ANAKENT ALANLARINDA KENTSEL GELİŞİM

YUSUF BALCI

TAŞINMAZ GELİŞTİRME ANABİLİM DALI

ANKARA 2014

Her hakkı saklıdır

(2)

ÖZET

Dönem Projesi

3030, 5216 VE 6360 SAYILI KANUNLAR ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE’DE ANAKENT ALANLARINDA KENTSEL GELİŞİM

Yusuf BALCI Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Taşınmaz Geliştirme Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Ayşegül MENGİ

İnsanlar yüzyıllar boyunca yerleşim yeri seçimlerinde doğal kaynaklara, havzalara, su kaynaklarına, iklim ve topoğrafya olarak tarıma elverişli arazilere yakın yerleri tercih etmişlerdir. Ticaret ve sanayinin yaygınlaşmaya başladığı yüzyıllardan sonra da bu tercihlerine ek olarak deniz ve kara ulaşımının kolay olduğu bölgelerde kentler ve metropoller oluşmuştur. Kentsel gelişmenin ivme kazandığı sanayi devrimi sonrasında, büyük kentleri yönetmek, sağlıklı gelişmelerini planlamak ve gerekli önlemleri almak, kamu otoritelerini en çok meşgul eden sorunlardan biri haline gelmiştir. Nüfus artışları ve ekonomik anlamda gelişmeleri, kentleri çekim merkezi haline getirmiş, kentlerdeki büyüme ve gelişmeyi hızlandırmıştır. Gelişmekte olan Türkiye’de de giderek büyüyen anakentlerin yönetimi ve gelişimi, çeşitli düzenlemelerle şekillendirilmeye çalışılmıştır.

Bu çalışmada; 3030, 5216 ve 6360 Sayılı Kanunlar kapsamında Türkiye’de anakent alanlarında kentsel gelişim incelenmiştir. İnceleme sonuçlarına göre; Türkiye’de anakentlerin, geçmiş ve mevcut kanunlar ile uygulama safhasına henüz geçilmemiş olan güncel 6360 Sayılı Kanun sonrasında oluşabilecek olumlu veya olumsuz kentsel gelişim eğilimleri çalışılmıştır. Özellikle anakent belediyeleri ile ilçe belediyelerinin görev, yetki ve sorumlulukları açısından gelecekte ortaya çıkabilecek sorunların olabileceği, mevcut düzenlemelerin söz konusu sorun alanlarını ortadan kaldırmak için yeterli olmadığı ve bunlara ilave olarak mevcut yasal düzenlemenin anakentlerin görev alanları içinde kır-kent bütünleşmesinin sağlanmasına yönelik faaliyetlere ağırlık vermediği ortaya çıkmaktadır.

Ocak 2014, 75 sayfa

Anahtar Kelimeler: Kent, kentleşme, kentsel alan, anakent, kentsel gelişim

(3)

ABSTRACT

Term Project

URBAN DEVELOPMENT IN THE METROPOLIS IN TURKEY WITHIN THE FRAMEWORK OF LAW NUMBER: 3030, 5216 AND 6360

Yusuf BALCI Ankara University

Graduate School of Natural And Applied Sciences Department of Real Estate Development

Supervisor: Prof. Dr. Ayşegül MENGİ

People have preferred for many centuries in choices of their settlements the lands which are close to natural resources, watershed, water resources, as the climate and topography the arable land. Then the centuries, trade and industry began to become widespread, in addition to these preferences in areas where sea and land transportation is easy, cities and metropolises has occurred. After then the industrial revolution, which urban development gained momentum, managing large cities, planning the healthy development and take the necessary measures have been one of the problems which the public authorities have become very busy. Population increases and economic development have become cities center of attraction, and have accelerated in the cities growth and development. Also in Turkey have been tried to form management and development of a growing metropolis, with several arrangements. According to the investigation results; within the scope of Law No: 3030, 5216 and 6360 were examined in the metropolitan area of urban development in Turkey. Result of the study; has been tried to put forward the positive or negative urban developments tendencies, that the metropolises in Turkey with previous and present legislation, implementation phase that has not been implemented yet, may occur after the current Law No: 6360. Especially in terms of the task, authorities and responsibilities of the metropolitan municipalities and district municipalities are manifested that there may be problems that may arise in the future, current regulations is not sufficient to eliminate mentioned problem areas and in addition to current legal regulations in the task areas of metropolises don’t give weight to rural-urban integration of the activities of the provider.

January 2014, 75 pages

Keywords: city, urbanization, urban area, metropolitan, urban development

(4)

TEŞEKKÜR

Bu çalışmamın hazırlanması sırasında beni yönlendiren ve desteğini bir an olsun esirgemeyen danışmanım Prof. Dr. Ayşegül MENGİ’ye, çalışmama ana kaynak oluşturan ve ilham veren Prof. Dr. Ruşen KELEŞ’e, yüksek lisans programının dünya standartları seviyesinde olması için gecesini gündüzüne katan, taşınmaz bilimleri alanında derinlemesine bilgi birikimi ve bilinç oluşumuna paha biçilemez katkı yapan Üniversitemiz Taşınmaz Geliştirme Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Harun TANRIVERMİŞ’e, üzerimde emeği olan birbirinden kıymetli bütün hocalarıma ve Taşınmaz Geliştirme Anabilim Dalı’nın fedakar çalışanlarına, desteğinden dolayı kuzenim Semra Şahin BALCI’ya minnet ve teşekkürlerimi sunarım.

Yusuf BALCI Ankara, Ocak 2014

(5)

İÇİNDEKİLER

ÖZET ... İ ABSTRACT ... İİ TEŞEKKÜR ... İİİ SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ ... V ÇİZELGELER DİZİNİ ...

1. GİRİŞ ... 1

2. KURAMSAL ÇERÇEVE ... 3

2.1 Kent Kavramı ve Tanımı ... 3

2.2 Kentlerin Genel Özellikleri ... 4

2.3 Kent ve Kentleşme Olgusu ... 7

2.3.1 Kentleşme süreci ve metropoliten planlama ... 9

2.3.2 Metropoliten kent ... 12

2.4 Kentsel Alan Kavramı ... 14

2.5 Kentsel Gelişim Kavramı ve Niteliği ... 16

2.6 Türkiye’de Kentsel Politikalar ve Kentsel Gelişme Stratejileri ... 20

2.6.1 Bütünleşik kentsel gelişme stratejisi ve eylem planı (2010-2013): Kentges ... 21

2.7 Anakent Belediyeleri ve Kentsel Gelişimleri ... 22

2.7.1 Anakent kavramı ve gelişimi ... 23

2.7.2 Türkiye’de anakent belediyesini ortaya çıkaran nedenler ... 28

2.7.3 Geleneksel belediyeden anakent belediyesine geçme isteği ve ilgili düzenleme çalışmaları ... 30

2.7.4 Anakent belediyelerinin kuruluşu ve amacı ... 34

2.7.5 Anakent belediyelerinin yeniden düzenlenme ihtiyacı ... 35

2.7.5.1 Anakent belediyelerinin sorunları ... 36

2.7.5.1.1 İmar sorunları ... 36

2.7.5.1.2 Sınırlardaki değişiklikler ... 38

2.7.6 Anakent belediyelerinin yeniden düzenlenmesi ile ilgili yapılan çalışmalar . 39 2.7.6.1 Kamu yönetimi araştırma projesi (KAYA) raporu ... 39

2.7.6.2 TÜSİAD raporu ... 40

2.7.6.3 TOBB raporu ... 41

2.7.7 Kentsel alan ve kentsel alan sınırları ... 41

2.7.7.1 3030 Sayılı Kanun ... 42

2.7.7.2 5216 Sayılı Kanun ile anakent belediyesinde değişiklikler ... 42

2.7.7.3 6360 Sayılı Kanunla yapılan yeni düzenlemeler ... 43

2.7.8 Hizmet sunumu ve mali yükümlülükler ... 45

2.7.8.1 3030 Sayılı Kanun ... 45

2.7.8.2 5216 Sayılı Kanun ile anakent belediyesinde değişiklikler ... 47

2.7.8.3 6360 Sayılı Kanunla yapılan yeni düzenlemeler ... 48

2.7.9 Anakent belediyelerinde kentsel gelişim ve ilgili yasalar ... 49

2.7.9.1 3030 Sayılı Kanun ... 49

2.7.9.2 5216 Sayılı Kanun ile anakent belediyesinde değişiklikler ... 53

2.7.9.3 5747 Sayılı Kanun ile yapılan yeni düzenlemeler ... 56

2.7.9.4 6360 Sayılı Kanunla yapılan yeni düzenlemeler ... 57

3. SONUÇ VE ÖNERİLER ... 65

KAYNAKLAR ... 69

ÖZGEÇMİŞ ... 75

(6)

SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ

Simgeler

% Yüzde

m Metre

km Kilometre

Kısaltmalar

AİTİA Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi DPT Devlet Planlama Teşkilatı

GABB Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği İİBF İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İTÜ İstanbul Teknik Üniversitesi KAYA Kamu Yönetimi Araştırması

KBAM Kentsel ve Bölgesel Araştırmalar Merkezi KENTGES Kentsel Gelişme Stratejisi

MİGM Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü

MEHTAP Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi ODTÜ Orta Doğu Teknik Üniversitesi

SDÜ Süleyman Demirel Üniversitesi TOBB Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

TODAİE Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü TÜİK Türkiye İstatistik Kurumu

TÜSİAD Türk Sanayici ve İşadamları Derneği YTÜ Yıldız Teknik Üniversitesi

(7)

ÇİZELGELER DİZİNİ

Çizelge 2.1 Anakentlerin toplam nüfus içindeki payı..………..….………....….15 Çizelge 2.2 Mevcut ve yeni anakentlerin nüfusları..…..………....……….63

(8)

1. GİRİŞ

Yirmi birinci yüzyıl, kentsel yaşamın dünyada egemen olduğu bir yüzyıl olmaya başlamıştır. Araştırmalar, dünya nüfusunun yaklaşık yarısından çoğunun şehirlerde yaşadığını gözler önüne sermektedir. Son yıllarda dünyada yaşanmakta olan küreselleşme, siyasal ve ekonomik dönüşümler de kentleşmeyi arttırıcı rol oynamakta, kentlerin büyüme ve gelişmeleri ivme kazanmaktadır. Kentli olmanın dünyada fırsat çeşitliliği açısından kentlilere muazzam seçenekler sunması, kentleşmenin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kentleşmenin hızlı yaşanması, yasa koyucuları, kentsel alanla ilgili yasal düzenlemeleri daha öncelikli görmelerine sebep olmuştur.

Sanayileşme ve ekonomik gelişmeye bağlı olarak kent sayısının artması ve bugünkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum yapısında artan oranda örgütlenme, işbölümü ve uzmanlaşma yaratan, insan davranışı ve ilişkilerinde kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus birikimi, hemen hemen her ülkede görülmektedir (Ulusoy ve Akdemir 2001). Bu bağlamda kentleşme toplumsal değişme sürecini etkileyen ve çoğu zaman değişimi hızlandıran bir olgudur (Kılınç 1993). Büyükşehir belediyelerinin ortaya çıkmasına etki eden en önemli unsurlardan biri kentleşmedir.

Dünya nüfusu, sanayi devrimine kadar oldukça yavaş artmıştır. Sanayi devrimi sonrasında artan dünya nüfusu, giderek kentsel alanlarda toplanmıştır (Koçak ve Ekşi 2010).

İkinci dünya savaşından sonra demografik yapıdaki değişim sonucu dünyada, kentleşmenin artması, kamu hizmetlerinde nicel artış meydana getirdiği gibi niteliksel olanakları da sorgulanır hale getirmiştir. Türkiye’de yasa koyucuların yerel yönetimler ile ilgili düzenleme çalışmalarında en göze çarpıcı sebep de, yerel yönetimlerin kamusal hizmet üretme ve etkinlik sağlayabilme kabiliyetlerinin arttırılmasıdır. Anakent alanlarının hızlı kentleşme ile sürekli bir devingenlik içerisinde olması, söz konusu yasal düzenlemeleri, birçok çalışmanın konusu haline getirmektedir (Eke 1982, Eke 1985, Keleş 1985, Özgür 2005, Erdumlu 1993, Görmez 1993, Acar 1997, Tekel 2002, Yeter 2002, Tuzcuoğlu 2003, Yıldız ve Çıracı 2006, Demiral 2007, Urhan 2008,

(9)

Canpolat 2010, Güngör 2012, Keleş 2012, Keleş 2012b, Çınar vd. 2013, Çimen 2013, Ersoy 2013, İzci ve Turan 2013). Belirtilen önceki akademik çalışmalar, Türkiye’de yerel yönetim uygulamalarının dayandığı kanunlar çerçevesinde kentsel gelişim kavramını detaylı açıklamakla birlikte, uygulama safhasına henüz geçilmemiş güncel bir düzenleme olan 6360 Sayılı Kanun, anakentlerin yönetiminde radikal değişiklikler öngördüğü (anakent sayısındaki artışlar, kırsal alanların kentsel alan kabul edilmesi gibi) açıkça dikkati çekmektedir. Bu çalışmada Türkiye’de anakent alanlarında kentsel gelişim konusunda yeni düzenleme çerçevesinde durum değerlendirmesinin yapılması amaçlanmıştır.

Çalışma konusu üç bölümde ele alınmıştır. Konunun önemi ve amaçlarının açıklandığı giriş bölümünden sonra kuramsal çerçeve içerisinde kent, anakent, kentleşme ve metropol tanımlarına yer verilmesinin yanı sıra kentleşme olgusu ve Türkiye’de anakent alanlarında geçmişten günümüze olmak üzere sırasıyla 3030 Sayılı Kanun, 5216 Sayılı Kanun ve 6360 Sayılı Kanunlar çerçevesinde Türkiye’de anakent alanlarında kentsel gelişimin değerlendirilmesi yapılmıştır. Özellikle son yıllarda yapılan kapsamlı yasal değişikliklerle birlikte yerel yönetimler alanında önemli reformlar yapılmakta olduğundan, kentsel gelişimdeki aşamaların geniş bir perspektifte ele alınması, değişen mevzuat çerçevesinde incelenmiştir. Sonuç olarak son kapsamlı düzenleme olan 6360 Sayılı Kanun sonrası anakentlerde oluşabilecek yetki, görev ve sorumluluk açısından ilçe belediyeleri ile anakent belediyesi arasındaki sorunların yanı sıra, kent-kır bütünleşmesini sağlayan söz konusu düzenlemenin anakent alanlarında kentsel ve kırsal yaşama olan etkisi değerlendirilmeye çalışılmıştır.

(10)

2. KURAMSAL ÇERÇEVE

2.1 Kent Kavramı ve Tanımı

Kent, genel anlamda kentsel yerleşmelerin yaygın adı olarak kabul edilmektedir. Kırsal olmayan şeklinde belirtilen kent tanımına geçmeden önce kırsal ifadesi ile anlatılmak isteneni açıklamak gerekir. Kırsal kesim, kentin karşıtı olarak nüfusun büyük kısmının tarımla uğraştığı, daha çok cemaat karakteri gösteren yerleşim birimleridir. Kırsal kesim veya köy; sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, yönetim durumu ve demografik açıdan kentten ayırt edilen, genellikle tarımsal alanda çalışmak gibi işlevlerle belirlenen, konutları, öteki yapıları ve toplumsal ilişkileri kırsal yaşamı yansıtan yerleşme birimidir (Kızılçelik 2000). Bunun yanı sıra kentler doğurganlık oranının kırsal kesime göre düşük olduğu, çekirdek aile tipi yaygın olan, eğitim öğretimin yaygın olarak yapıldığı yerleşim birimleridir (Baysal 2007).

Sosyologlar, genellikle kent denilen sosyal grubu köy topluluğunun karşıtı olarak görmüşler ve bu anlamda tanımlamışlardır. Bu yaklaşımın temelinde Ferdinand Toennies’in kavramsallaştırdığı “cemaat” (gemeinschaft) ve “cemiyet” (gesellshaft) ideal tipleri gelir. Toennies’e göre cemaatler, ırk, etnik menşe ve kültür bakımından farklılaşmamış fertlerden meydana gelen ve fertler arasındaki şahsi, sıcak, samimi veya içli dışlı bağlantılar üzerine kurulmuş olan küçük, homojen ve mahrem topluluklardır.

Cemiyetler ise ırk, etnik menşe, sosyo-ekonomik statü ve kültür sistemleri bakımından farklılaşmış, geniş ve heterojen topluluklardır. Bu kavramlaşma da cemaat köyü, cemiyet ise kenti karşılamaktadır (Yörükan 1968).

Kent, insan ilişkilerini açısından ancak belirli bir nüfusa sahip toplumlarda karşılanması mümkün olan fizyolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçların belirli düzeylerde karşılandığı, her ülkenin kendi özelliklerine göre kriterlerini belirlediği fiziki yerleşme alanıdır (İsbir 1993).

Kent, kentsel yaşamın oluşturduğu ve insan yapısı çevrenin doğal çevreye egemen kılındığı bir ortamdır. Bu tanımlama kavramsal ve genel-geçer bir özelliğe sahipken,

(11)

somut ölçütlere dayanılarak yapılan kent tanımları, kentlerin sahip oldukları sosyal, siyasal, ekonomik ve demografik gibi özelliklerine göre farklılıklar gösterir. Bu farklılıkları belirleyen en büyük etken bulundukları ülkelerin yapılarıdır (Gürel 1970).

Kenti yönetsel bir örgüt birimi olarak ele alan idari tanımlamalarda, kent belirli idari sınırlar içinde kalan yerleşim yeri, köy ise bu sınırların dışındaki birimler olarak görülür. Bu tanımlamalarda genellikle belediye sınırları içindeki nüfus “kentli nüfus”

olarak adlandırılır. Keleş (2010) ekonomik yönü ile ele alındığında kenti; “mal ve hizmetlerin, üretim, dağıtım ve tüketimi sürecinde toplumun sürekli olarak değişen gereksinimlerini karşılamak için ortaya çıkan bir ekonomik mekanizma” biçiminde tanımlamaktadır.

Kenti ekonomik bir birim olarak değerlendiren görüşte, nüfusun geçim kaynakları üzerinde durulduğu görülmektedir. Geçim kaynağının tarıma dayandığı yerler köy olarak tanımlanırken, tarım dışında çalışan nüfusun fazla olduğu birimler kent olarak tanımlanmaktadır. Kent; iktisadi, idari, nüfus ölçütleri yanı sıra sosyolojik açıya vurgu yapan ölçüte göre de tanımlanabilir. Kent sosyolojisinde başvurulan geleneksel tanım Louis Wirth’in 1938 yılında kentlileşme kuramı üzerine kaleme aldığı “Bir Yaşam Biçimi Olarak Kentlileşme” adlı makalesinde yer verdiği tanım olmuştur. Louis Wirth’e göre; kent, toplumsal açıdan bir örnek olmayan insanların göreli olarak geniş bir alanda, yoğun bir biçimde ve sürekli olarak birlikte bir yere yerleşmiş bulunmasıdır (Duru ve Alkan 2002).

2.2 Kentlerin Genel Özellikleri

Bazı toplumbilimcilere göre kent, tek bir bakış açısı ile açıklanamayacak kadar karmaşık ve farklılıkları barındıran çok yönlü bir organizasyondur. Bu yüzden, kentin sadece bir boyutunun ele alınarak yapılan tanımlamalardan farklı olarak, kentin kendine has özelliklerini de vurgulamak mümkündür. Bu amaçla kentleri açıklarken çok çeşitli analiz biçimleri kullanılmaktadır. Kentin mekansal bazlı tanımlama metotları, nicel (kantitatif) analize dayanır; buna göre kentler ölçülebilir ve sınırları az ya da çok kesinlikle tanımlanabilir. Diğer analiz türleri, daha niteldirler (kalitatif) ve metinsel

(12)

analize veya kentin doğasını, deneyimini ve yorumunu tanımlamaya yardım eden anlatımlara kaynaklık eden görüşmelerin yürütülmesine de dayanırlar (Keskinok 2006).

Kentlerin genel özellikleri Bal (1999)’a göre aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

 Şehir heterojen bir sosyal gruptur. (çeşitli etnik gruplar, meslek ve kültür grupları, sosyo-ekonomik sınıflar)

 Büyük nüfusuna rağmen yerleşim alanının sınırlılığı sonucu nüfus yoğunluğu vardır.

 İnsanlar mekan bakımından yakın olmalarına rağmen sosyal mesafe bakımından birbirinden uzaktırlar.

 Şehir şahsiyetin, ferdiyetin ve hürlüğün gelişmiş olduğu bir çevredir.

 Şehirde insanlar arasındaki ilişkiler geleneklerin hakim olduğu enformel yollarla değil, formel ve rasyonel kanunlarla düzenlenir (aile, akraba ve hemşeri gibi). gruplarda enformel ilişkiler varlığını sürdürür (ancak genelde belirleyici olan hukuksal resmi düzenlemelerdir).

 Uzmanlaşmaya dayalı, farklılaşmış biçimsel iş organizasyonları yaygınlaşmıştır.

 Yol ve ulaşım imkanları ile sosyal unsurların mekansal hareketliliği ve sınıflar arasında sosyal hareketlilik üst düzeydedir.

 Şehir kültürü dinamik bir yapıya sahiptir. Şehirler, sosyal ilişkilere açık, sosyal ve kültürel değişimin yoğun yaşandığı yerlerdir.

 Şehir, ekonomik imkanlar, sağlık, eğitim, bilim, sanat vb. bakımdan gelişmiş yerlerdir.

 Diğer taraftan kazalar, suç işleme, alkol, uyuşturucu bağımlılığı, sefalet, anomi (kuralsızlık), yabancılaşma vb. yönlerden sorunları da üretmektedir.

Genel olarak kır ve kent ayrımı; beşeri coğrafyanın, ekonomik etkinliklerin, sosyal yapının ve kültürel değerlerin farklılaşmasını ifade etmektedir. Bu çerçevede “kır” ve

“kent” kavramları altında özetlenen mekan farklılaşması, “kırsal” ve “kentsel kavramları altında sosyolojik olarak da değerlendirilmektedir. Ancak günümüzde kenti tanımlayan bazı özelliklerin kırda, kırı tanımlayan bazı özelliklerin ise kentlerde olduğu görülmektedir. Bu durum, nüfus büyüklüğü ya da yoğunluğu ile yerleşimlerin yönetsel konumu gibi normatif ölçütleri temel alan tanımlarla, kırsal ve kentsel alanların genel özelliklerinin sağlıklı bir şekilde belirlenemeyeceğini, sosyolojik olarak da söz konusu

(13)

kavramların anlamında hızlı bir devinimin olduğunu göstermektedir (Anonim 2011a).

Nüfusu 20.000’den fazla olan yerleşim birimleri kent, diğer yerleşim birimleri ise kırsal alan olarak kabul edilmektedir. 1965 yılından başlayarak 1985 yılına kadar geçerli olan bir kabule göre, nüfusu 10.000 ve üzeri olan yerleşimler kent, diğer yerleşimler ise kır olarak sınıflandırılmakta iken, 1982 yılında mülga Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından nüfusu 10.000’den büyük 288 adet yerleşim yeri için yapılan bir araştırmada nüfusun istihdam alanları, şirket sayısı, banka şube sayısı, telefon aboneliği gibi 28 adet ölçüte göre kent olabilme eşik değerlerini aşan yerleşim yerlerinin % 80 oranında nüfusu 20.000’in üzerinde olan yerleşim yerleri olduğundan bu tanım kabul edilmiştir.

Bu yolla kır ve kent ayrımına esas teşkil eden nüfus eşiği 10.000’den 20.000’e yükseltilmiş olmaktadır (Anonim 2011a).

Kentlerin nüfus ve yüzölçümü büyüdükçe kent hizmetlerinin çoğunun da fert başına düşen maliyetinin azaldığı genel olarak kabul edilmektedir. Ancak bu azalış sürekli olmayıp, nüfus ve alan büyümesi aşırı ölçülere ulaştığında eğilim tersine dönmekte veya en azından azalma eğilimi durmaktadır. Konu ile ilgili olarak Arslan (1997) tarafından aşağıdaki değerlendirme yapılmıştır:

 Aşırı kullanımdan dolayı altyapılar yetersiz olmakta, zamanından önce aşınmakta, onarım ve işletme maliyetleri artmaktadır. Kent yaygın ve dağınık bir yerleşme yapısı gösteriyorsa altyapı yapım maliyetleri yüksek olmaktadır.

 Aşırı nüfus artışı ve ekonomik eylemlerin yığılması, arsa talebini arttırdığından fiyatlar yükselmekte, firmaların ilk kuruluş maliyeti artarken nüfusun barınma maliyeti de (konut inşaat maliyeti ve kira artışı) yükselmektedir.

 Aynı nedenden dolayı arsa spekülasyonundaki artışlar, kamu hizmetlerini de güçleştirip, pahalılaştırmaktadır.

 Kentsel yerleşme formu ve ulaşım sistemlerine bağlı olarak ulaşım hizmetleri maliyeti ile yolcuların kullanma maliyeti yükselmektedir.

 Hızlı ve aşırı nüfus artışına bağlı olarak tüketim malları üzerindeki aşırı talep baskısı fiyat artışları yoluyla yaşam maliyetini yükseltmektedir.

 Toplum güvenliğinin sağlanması, eğitim, sağlık gibi çok önemli toplumsal hizmetlerin

(14)

verimlilik, maliyet, fırsat eşitliği ve kalite açısından tartışılabileceğini özetle bir toplumsal maliyetin varlığının söz konusu olduğu belirtilmelidir. Konu sadece maliyet açısından irdelendiğinde eksik kaldığı açıktır. Bir de yararlar kesimine bakmak gerekir.

Yeri geldikçe belirtmeye çalışılan ve karşılığı ödenmeyen üretim faktörü olarak da nitelendirilen dışsal ekonomilerin yarattığı yarardan, büyük kentlerde yaratılan gelirin yüksekliğinden, kültür, bilgi ve teknoloji yaratma üstünlüğünün sağladığı yararlardan söz etmek olasıdır.

Kentlerin büyümesinin denetlenip denetlenmeyeceği ya da nasıl denetleneceği göz önünde bulundurulurken, genel refahı en üst düzeyde sağlayacak bir optimal kent büyüklüğünün olup olmadığının sorulması gereklidir. Zira kentlerin tarihsel gelişim, kent büyüklüğü, yaşam kalitesi ve iş verimliliği arasındaki güçlü ilişkiden dolayı, kent büyüklüğü insan refahının önemli bir belirleyici özelliğini taşımaktadır. Türkiye’nin il idaresi sistemi içinde yer alan ilçeler, aslında kent niteliği olduğu varsayılan bir merkezle bu merkeze göre daha az gelişmiş ve kırsal nitelikleri olan yerleşim birimlerinin (belediye ve köylerin) oluşturduğu mini bölge idaresi niteliğindedir. Bu yapı içinde ilçe idaresi, kentleşme ve bölgesel yönetim disiplinlerinin iç içe girdiği bir alanı oluşturmaktadır. İlçeler, her ne kadar yetkili organ tarafından iradi bir kararla kurulsa bile, ilçelerin optimal düzeyde olması kent ve bölge dinamiklerinin etkileşimlerine bağlıdır (Çimen 2013).

2.3 Kent ve Kentleşme Olgusu

Kentleşme toplumsal değişme sürecinin bir boyutudur. Batıda Sanayi Devrimi ile başlayan bu değişim günümüz az gelişmiş ülkelerinde farklı bir biçimde gelişmiş ve en dinamik toplumsal gerçeklerin başında yer almıştır. Toplumsal değişme süreci içinde hem bağımlı, hem de bağımsız değişken olan kentleşme, neden ve sonuçları bakımından oldukça karmaşık bir özellik göstermektedir. Üretimin, ticaretlerin ve hizmetlerin hızla büyümesini sağlayan sanayileşmenin etkisi ile dağılım oranının fazla olması ve bu fazlalığın kentin dışında yerleşme yerlerinde iskan edilmeleri nedeniyle nüfusun kentlerde birikmesine ve kent sayısının artmasına neden olan aynı zamanda da buralarda yaşayanların özel hayatlarında, ekonomik, sosyal ve siyasal davranış açısından etkileyen

(15)

ve devletin de belirli bir takım faaliyetlerini gerektiren değişikliklerdir (İsbir 1982).

Kentleşme, nedenleri ve sonuçları açısından, pek çok toplumsal soruna kaynaklık ettiği için, planlı ve programlı müdahaleyi gerektiren bir değişme sürecinin, toplumsal boyutu olarak ortaya çıkmaktadır (Es 2008).

Kentleşme, dar anlamıyla kent sayısının ve kentte yaşayan nüfustaki niceliksel artışlardır. Geniş anlamıyla kentli denilebilecek bir yaşama şeklini oluşturan, beraberinde nüfusun ölçüsü, nüfusun yoğunluğu ve nüfusun farklılığı, sosyal münasebetin mahiyetinin derecesini ve sıklığını, dolayısıyla da sosyalleşmeyi ve insan tabiatını belirlemektedir (Sezal 1992). Kentleşme olgusunun önemi, Kartal (1978)’a göre onun şu iki özelliğinden kaynaklanmaktadır:

 Birtakım ekonomik ve toplumsal süreçlerin işlemesi ile ortaya çıkan “bir sonuç”

olması,

 Toplumsal değişme sürecini “etkileyen bir öğe” olması.

Hızlı nüfus artışı hızlı kentleşmeyi getirmektedir. Bu da az gelişmiş ülkelerde önemli bir soruna yol açmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde; yıllık ortalama nüfus artışı % 2-3 aralığında gerçekleşmektedir. Kentsel nüfuslarda % 6-7 arasında artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ise; yıllık ortalama nüfus artış hızı % 0-1 arasında olurken, kentsel nüfusları ise % 1-2 arasında artmaktadır. Bu ülkelerde nüfustaki yıllık artış, oldukça yavaş seyrettiği için, kentleşme de yavaş olmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde bir ya da iki kentin aşırı derecede büyümesinin, hem kendi işlevlerinin gereği gibi yerine getirmesi bakımından, hem de bölgesel dengesizlikleri sürdürmesi yönünden önemli sakıncaları vardır. Bu ülkelerde kentleşmenin belli başlı özellikleri şöyle sıralanabilir (Keleş 2010):

 Kentleşmenin, demografik bir süreç olarak sanayileşmiş ülkelerle oranla, hızla artan bir yol izlemesi.

 Büyük kentlerin orta büyüklükteki ve küçük kentlere oranla daha hızlı büyümesi.

 Kentleşme hareketlerinin kimi coğrafi bölgelerdeki kentlere yönelmiş olması nedeniyle kimi bölgelerin kentleşme oranının düşük düzeyde kalması.

 Kentleşen nüfusun kent ve kamu hizmetleri gereksinimlerinin karşılanmasında

(16)

yetersizlikler.

 Kentleşen, nüfusun çalıştırılmasında olanak verecek temel sanayi yatırımlarının yapılamaması yüzünden, iş gücünün marjinal mesleklerde ve türlü hizmet dallarında yığılması.

Gelişmiş ülkelerde sanayinin verimi tarımsal işgücünü, büyük kentlerde sanayide çalışmak üzere harekete geçirmiştir. Ekonomik gelişmeyle birlikte nüfusun çoğunluğu hizmetlerde toplanmıştır. Kentleşme, nüfusun tarımdan tarım dışı kentsel kesimlere karışmasına karşın gelişmiş ülkelerin kentleşmeleri, haklı olarak kalkınma ile özdeş sayılmıştır (Es 2008).

2.3.1 Kentleşme süreci ve metropoliten planlama

Kentler yaşayan ve gelişen birimler olarak düşünüldüğünde, kentleşmenin bir çeşit büyüme belirtisi olduğu çıkarımı yapılabilir. Kentleşme, ülke genelinde kentsel nüfusun toplam nüfus içinde payının artması olarak tanımlanabilir. Ancak kentleşmeyi sadece nüfusun yapısının değişimi ile ilişkilendirmek yeterli değildir. Kentleşmeyi etkileyen ekonomik, demografik, politik, kültürel, teknolojik ve sosyal değişimler gibi birçok etmen vardır. Ekonomik değişim başta olmak üzere tüm bu parametreler kentleşmeye neden olmaktadır (Özer 2004):

 Ekonomik Değişim: Bu değişimlerden ekonomik olanı kapitalizmin tarihsel gelişimi ile bağlantılıdır. Kapitalizmin her aşamasında neyin, nerede, nasıl üretildiğindeki değişimler, yeni kent biçimlerine ihtiyaç duyulmasına ve mevcut kentlerin de değişimine neden olmuştur.

 Demografik Değişim: Kentleşmenin karakterini etkileyen diğer bir unsur da kentlerde yaşayan insanların yapısıdır. Diğer bir deyişle kentleşme kentsel nüfusun büyüklüğü, demografik yapısı ve artış hızıyla ilişkilidir.

 Politik Değişim: Diğer bir değişken olan politik değişim, zaman içinde politik yapıdaki değişimlerin kentleşme sürecine olan müdahaleleri (reform hareketleri vb.)

(17)

olarak tanımlanabilir (Mutlu 2010).

Kültürel Değişim: Kültürel değişim ise toplum yapısında ağırlıklı olarak ekonomik etkenler aracılığıyla nesiller arasındaki anlayış farklılaşmasının bir ürünüdür. Örnek olarak post modernizm sırasında oluşan toplumsal alışkanlıkların gözden geçirilmesi verilebilir.

 Teknolojik Değişim: Teknolojik gelişmeler çoğunlukla kentleşme ile doğrudan etkileşimde olmasa da birçok değişime neden olabilmektedir. Örnek olarak arabanın kent yapısına girmesiyle ihtiyaç duyduğu yolların ve oluşturduğu yeni yerleşim formlarının (uydu kentler ve alışveriş merkezleri gibi) kentin biçimlenişindeki etkisi verilebilir.

 Sosyal Değişim: Kentleşmeyle etkileşim halinde olan değişimlerden biri de sosyal değişimlerdir. Sınıfsal ayrım ve sınıfların birbirleriyle olan ilişkileri toplumun sosyal yapısını oluşturur. Çoğu kapitalist ülkelerdeki sınıflar arası tutumlar ve ırksal ayrımlar, geri çekilme ya da sosyal izolasyonlar gibi toplumsal yapıyı doğrudan etkileyen sonuçları içermektedir. Bu da kentleşmenin planlı ya da plansız bunlardan etkilenmesine yol açmaktadır (Kapani 1993).

Kentleşme sürecinin sonunda ortaya çıkan sonuçların bazıları kente çeşitli platformlarda planlama yoluyla çözülmesi gereken sorun alanları oluşturmaktadır. Çözümleme sürecinde planlamanın ölçeği farklılıklar gösterebilir. Makro ölçekten mikro ölçeğe kadar bir dizi planlama ölçeği bulunurken, bu ölçeklerin kendi süreçleri öncesinde ve süreçler neticesinde bir alt ve üst ölçek planlamayla alışveriş halinde olmaları gerekmektedir. Kentleşme sürecinin kendisi bile geri dönüşüm süreçlerini içermektedir (Şahin 2010). Dolayısıyla kentleşmenin yarattığı sorunları çözmeyi amaçlayan planlama anlayışı, klasik planlama yaklaşımlarından farklı olarak ileri geri hareket esnekliğine sahip olabilmelidir. Bu açıdan metropoliten planlama içinde plancı, yukarıda sözü edilen değişimlere her an hazırlıklı olabilecek ve değişik ölçekteki planlama süreçleriyle etkileşim halinde olabilmeyi öngören bütüncül bir anlayışla stratejik bir planlama oluşturmalıdır (Mutlu 2010).

(18)

Metropoliten planlama, toplumsal ve teknolojik değişimlerle metropolleşme sürecine giren kentlerde, bu durumu kent lehine çevirmeye çalışan planlama ölçeğidir.

Kentleşmenin farklı boyutlarını bir arada toplayan metropolleşme, kentsel alanın kent merkezi sınırlarını aşması ve bölgesinde bulunan kentsel olduğu kadar kırsal yerleşmeler üzerinde etkinlik kurması, işlevsel bağımlılık ve iş bölümü yaratmasıdır (Duru ve Alkan 2002).

Metropoliten alan ise yüksek yoğunluklu bir merkez ile onunla sıkı ekonomik, sosyal, kültürel ilişkiler barındıran çevre kent ve köylerden oluşan, ileri aşamada bir toplumu ve üretim biçimini içeren toprakların tümüdür. Metropoliten alanın kent merkezi sınırlarını aşması konusunda daha önce görülmüş herhangi bir şehir formundan daha da yaygın nitelikte yeni bir kentsel formun ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Metropoliten alan olarak tanımlanabilecek bu kentsel alan, genellemek gerekirse yaygın bir alana ve çoklu ilişkiler sistemine karşılık gelmektedir. Bu karmaşık sistem içinde metropoliten planlamanın iyi kurgulanmış bir yönetim sistemi içinde yerine getirmesi gereken önemli koşullar vardır. Bunlar (Tekeli 2001):

 Planlanan kentsel alanda kontrolsüz alan kalmaması,

 Planlamanın ve yönetimin tüm alt ölçeklerle ilişkili olması,

 Kent merkezinin yanı sıra, metropoliten alan bütünü düşünülerek karar alınması, şeklinde sıralanabilir.

Belirtilen koşulların sağlanabilmesi ve sorunların çözüme kavuşturulması, gelişmekte olan ülkelerde teknik ve ekonomik yetersizliklere sahip yönetsel yapılar ile gerçekleştirilemeyecek ağırlıktadır. Dolayısıyla, metropoliten alanlardaki dinamizm ve toplumsal yapının gerektirdiği hizmet talebini karşılarken belediyeler, değişmeyen yapıları nedeniyle yetersiz kalmışlardır. Bu açıdan sorunların çözülebilmesi için metropoliten alanın yönetimi ve planlaması, ilgili yerel yönetimlerin söz sahibi olduğu metropoliten bir kuruluş tarafından ele alınmalıdır (Şahin 2010).

(19)

2.3.2 Metropoliten kent

Kentin büyüklüklerine göre veya yerleşim alanlarına göre sınıflandırılmasında sık sık kullanılan ve kentbilim literatüründe yerleşmiş kavramlardan biri de, büyük kent anlamına gelen “metropolis” olmuştur. Büyük kentleri, sadece sınırları dahilinde analiz etmek doğru olmamakta, çevresiyle birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Büyük kentler çevrelerindeki irili ufaklı yerleşmelerle bir “bütün” oluştururlar. Kentin merkeziyle etki alanı içinde bulunan çevresindeki yerleşimler, kentin yönetsel ve idari olarak sınırları içinde olmasalar bile sosyal ve ekonomik olarak etkileşim halindedirler.

Bu durum kentin çevresiyle bütünleşik bir yapı oluşturmasına olanak sağlamaktadır. Bu bütünleşmiş birimlere “büyük kent bölgesi” ya da bugün çok kullanılan adı ile

“metropoliten bölge” (metropolitan region) denilmektedir. New York, Paris, Tokyo ve İstanbul metropoliten bölgeler olarak nitelenmektedir. Metropoliten bölgelerin bir araya gelmesinden oluşan kentleşmiş bölgelerin adına da “pek büyük kentsel bölge” anlamına gelen “megalopolis” denilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğu kıyısında Washington’dan Boston’a kadar uzayan yüzlerce kilometre uzunluğundaki kentleşmiş bölge, megalopolis’in klasikleşmiş örneği olarak gösterilmektedir. Kentbilim literatüründe geçen bir diğer kavram ise “Ecumenopolis”tir. Bu kavramla anlatılmak istenen; bölgenin bugünkü hızı ile varlığını sürdürdüğü takdirde, bir bütün olarak kentsel bir alana dönüşecek olmasıdır (Keleş 2010).

Teknolojik gelişmeler, sanayileşmenin artması, ulaşım ve iletişim araçlarının yaygınlaşması ile birlikte özellikle son yıllardaki bilgi teknolojilerindeki yükselme, yeni uzmanlık dalları ve buna bağlı olarak çeşitli hizmet sektörlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Söz konusu bu sektörlerin ana merkezi, geniş çekim alanları yaratan kentler olmuş, tıptaki ilerlemeler ve insan yaşamına paralel olarak nüfustaki artışlar da bu çekim alanları etrafına yığılmış ve bugünkü metropoliten kentleri oluşturmuştur.

Gelişmiş ülkelerde metropolitenleşme, gelişmekte olan ülkelerdekinden farklılık gösterir. Gelişmiş ülkelerde gelir düzeyi nispeten yüksek olan kent halkları, kent merkezlerindeki gürültü, hava kirliliği, güvenlik gibi sebeplerden dolayı kent merkezindeki yoğunluktan, daha temiz semtlere yeni yerleşimler oluşturmak suretiyle

(20)

yayılma eğilimi göstermektedir. Sanayi kuruluşları da trafik ve sıkışıklığın daha az olduğu kent çeperlerini tercih etmektedirler. Gelişmekte olan ülkelerde ise, kente göç eden kırsal kitlelerin, çeşitli siyasi ve sosyo-ekonomik sebeplerle kamu yönetimlerinin göz yumması veya çaresiz kalmasıyla, banliyöleşme ve desantrilizasyon sonucunda kent merkezlerinde yığılmalar şeklinde ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de kırdan kente göç ve sanayileşme oranının artmasıyla birlikte ulaşım ve haberleşme gelişimi ile birlikte kent nüfusları artarken öte yandan metropolleşme başlamış ve bu aşamadan sonra İstanbul örneği gibi metropoliten kent oluşmuştur.

Ulaşım ve iletişim alanındaki gelişmelerle beraber anakent merkezlerinde sanayi yatırımlarının sınırlandırılması ve bu yatırımlara yönelik teşvik uygulamalarının kaldırılması, sanayi yatırımlarının anakentin dışına çevre yerleşmelere doğru kaymasına sebep olmuştur. Göç hareketi ile gelen kitleler ise bu sanayi alanlarının çevrelerinde ya da belediye denetiminden uzak olabilmek için belediye sınırları dışında kalan yerlerde yaptıkları gecekondular ile Türkiye kentlerinin çevreye doğru yayılarak büyümesinin temel nedenlerinden birini oluşturmuştur (Özden 2008).

Yaşanan gelişmeler, büyük kentlerin sınırlarını da aşarak çevreye doğru plansız ve kontrolsüz bir şekilde yayılmasına, sosyal yapılarında ve ekonomilerinde de önemli değişiklikler yaşanmasına yol açmıştır. Buna göre aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir (Özer 2004):

 Belediye sınırları, hatta mülki sınırlar kağıt üzerinde kalmış, metropoliten alan içerisinde kalan yönetimler arası eşgüdüm bozukluğu hizmet verimini düşürmüş, bazen de hizmetler sahipsiz kalmıştır. Bunun yanı sıra, yerel hizmetleri karşılayacak yerel yönetimler de yönetsel, siyasi ve finansal yönden yaşanan sorunların çözümü noktasında çaresiz kalmıştır.

 Kentlerde ve yakın çevrelerinde imara aykırı, plansız yapılaşma ve gecekondulaşma hızla artmış, bu alanların ıslah edilerek daha düzenli bir kentsel karakter kazandırılma imkanları mevcut yerel kaynaklarla neredeyse olanaksız hale gelmiştir.

 Güvenlik, trafik, otopark, toplu taşıma, elektrik, su, kanalizasyon, sosyal ve kültürel

(21)

faaliyet alanları gibi tüm kentsel sosyal ve teknik altyapı hizmetleri giderek yetersiz kalmıştır.

 Kent çeperlerinde ve yakınlarındaki orman alanları, tarım alanları, sit alanları, su kaynakları ve havzaları, tarihi ve kültürel varlıklar gibi önemli birçok doğal ve kültürel varlık hızla işgal edilerek yok edilmiş, plansız ve kontrolsüz büyüme sonucunda çevre, hava ve su kirliliği giderek önemli bir sorun haline gelmiştir.

 Kentlere doğru yaşanan bu hızlı göç hareketi, beraberinde birçok sosyal, psikolojik, ekonomik ve siyasi problemin de ortaya çıkmasına yol açmış, bölgeler arası ekonomik ve sosyal dengesizlikler daha da derinleşmiştir. Kırdan kente göçenlerin, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan kente entegrasyonunun olamayışı, iş olanaklarının yetersizliği ve kentsel hizmetlerden etkin ve yeterli faydalanamama da anakentlerde sosyal sorunların yaşanmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak Türkiye’de anakentlerin doğmasından önceki koşullara ve gereksinimlere göre uygulamaya konulan yönetsel ve hukuki düzenlemeler, günün koşulları ve ihtiyaçları için yetersiz kalmıştır. Belirtilen sorunlardan dolayı Türkiye’de de büyük kentlerin yönetiminin ayrı bir yasal düzenleme ile çözülmesi gerektiği düşüncesi ortaya çıkmıştır.

2.4 Kentsel Alan Kavramı

Kentsel alan, genellikle bir kent yönetimi sınırları içinde kalmakla birlikte, kimi kez ondan daha geniş olan ve kırsal niteliğini yitirmiş olan ya da yitirmek üzere bulunan yöre kentlerini de kapsayan alanı ifade eder (Keleş 1998). Günümüzde sanayileşme ve iş imkanlarının kentlerde yoğunlaşması gibi nedenler kırsaldan kentlere olan hızlı nüfus akışına yol açmakta ve bu gibi nedenler, kentlerin kapasiteleri üzerinde, hızlı büyümesine neden olmaktadır. Kentlerdeki hızlı büyüme ve nüfus artışı, yerleşim yerlerinin ve iş merkezlerinin kent merkezinden çevreye doğru yayılmasına neden olmaktadır. Bu da “kentsel alan” kavramını yalnızca kent merkezini değil çevresindeki alanı da kapsayacak şekilde genişletmektedir. Bu mekanlardaki merkezi iş alanları, sermayenin yer seçimi, sanayi üretiminin örgütlenme biçimi, çalışan nüfusun dağılımı, yeni kurulan üniversiteler, askeri tesisler, ticaret, sanayi ve organize sanayi alanları,

(22)

kentin “saçakları” ve benzeri unsurlar, kentin gelişim seyrini ve yönünü belirlemede etkili olmaktadır (Ertin 1994).

Orta ölçekli kent için kesin ve net bir tanımlama yapmak oldukça güçtür. En genel tanımlama kıstası olan nüfusa dayalı bir ayırım yetersiz olsa da kavrama net sınırlar koymaktadır. Orta ölçekli kentsel alan, isminden de anlaşılacağı gibi kalabalık nüfusu olan metropollerden daha küçük ancak kent olarak tanımlanan merkezlerden daha büyük nüfusu olan ve sanayi, ticaret ve sosyal alanda da çekim merkezi haline gelmiş şehirlerdir. Nüfusu 50.000 olan bir çekirdek/merkez kent ile bunun çevresindeki yerleşimlerle birlikte oluşturduğu kent bütünü için 100.000 kişilik bir alan nüfusundan, 750.000 nüfuslu bir kentsel alan nüfusuna kadar olan aralıktaki yerleşim öbekleri orta ölçekli kentsel alanlar olarak tanımlanabilir (Özgür 2005). Bu bağlamda ele alacak olursak, Türkiye nüfusunun yarıya yakını büyükşehir belediyelerinin sınırları içerisinde yaşamaktadır (Çizelge 2.1).

Çizelge 2.1 Anakentlerin toplam nüfus içindeki payı

Yerleşimler Nüfus Miktarı (Kişi) Oran (%)

Anakent 34.833.304 46,42

Diğer 39.890.965 53,38

Türkiye Nüfusu 74.724.269 100,00

(Kaynak: Anonim 2011b)

Kentlerle ilgili çalışmalarda ölçek, optimal ölçek kavramları da kentlerin büyüklüğü ile ele alınan konulardan biridir. Keleş (2010), kentlerdeki belli hizmetlerde, yüzölçümü ve nüfus arttıkça kişi başına düşen maliyetin azalacağını, bununla birlikte; alan gereğinden fazla artarsa, kentin uzak semtlerinde hizmetlerin aynı kalitede sağlanması için yatırımların da aynı oranda artacağını ve bunun da maliyetleri yükselteceğini belirtmiştir. Bu durumda uygun yönetim ölçeğinin ne olması gerektiği konusu önem kazanmaktadır.

(23)

2.5 Kentsel Gelişim Kavramı ve Niteliği

Kentleşme, hem statik hem dinamik bir anlam taşır. Kentleşmenin statik anlamı kentin gelişmesinin belirli bir derecesini belirtir. Buna karşılık, kent büyümesi dinamik bir özellik gösterir ve kentte meydana gelen gelişmelerin yöntemleri üzerinde durur (Özer 2004).

Kent olmanın ölçütleri arasında nüfus ve nüfus yoğunluğu belirlenebilir ancak tek ölçüt olarak alınması sübjektif olabilir. Mülga Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), 20.000 kişinin yaşadığı yerleri kent olarak tanımlamaktadır. Nüfusu bu kriteri aşan yerleşmelere kent tanımını getirmektedir. Yerleşmeyi belirleyecek olan nüfus sayısı ülkelere ve bulundukları coğrafyaya göre değişir (Özden 2008).

Kentsel büyüme ve kırdan kente göç ile birlikte kentlerde yaşanan nüfus artışı günümüzde önemli bir fenomen haline gelmiştir. Dünya nüfusunda meydana gelen bu hızlı artış beraberinde hızlı kentleşme hareketlerini getirmiştir. Küçük kentler hızla büyüyerek metropoliten alanları meydana getirmişlerdir. Günümüzde kentlerin formlarında meydana gelen bu değişimler için; “kentsel yayılma”, “kentsel büyüme”,

“kentsel değişim” ve “kentsel gelişim” gibi çeşitli terimler kullanılmaktadır. Bu terimler genel anlamı ile birbirlerine yakın gözükseler de temelde farklılaşırlar. Kentsel gelişim, mekanın yanında kent içinde yaşayan toplumun da sosyo-ekonomik olarak farklılaşmasını ifade eden bir kavramdır. Kentin fiziki mekan olarak büyümesi ise kentsel büyüme olarak tanımlanmaktadır. Kentlerin barındırdığı nüfus arttıkça ve kentler ekonomik açıdan büyüdükçe çekim merkezi haline gelmiş, kentlerdeki yığılma ve mekansal büyüme de hız kazanmıştır (Keskinok 2006).

Kentler, içerisinde barındırdığı pek çok etmenle birlikte özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyüyen ve adeta yaşayan mekanlardır. Kentsel büyümenin açıklanması için ortaya konan yaklaşımlar demografik, ekonomik, sosyal ve siyasal sebepler gibi kentin etkin bileşenlerine dayanmaktadır.

Bir diğer büyüme çeşidi olarak kent çeperlerinin ötesindeki gelişme, kimi zaman

(24)

metropoliten kentlerin komşusu olan kentlere kadar uzanabilmektedir. Tarımsal arazi varlığı, kullanıcıları tarafından işlev değişikliğine uğratılarak, büyük arsalar üzerinde kentsel olmayan bir gelişmenin ortaya çıkması olağan bir durumu teşkil etmektedir.

Kent merkezinin sürekli büyümesi ve nüfusun çekirdekte yığılması en önemli büyüme şekli olarak bilinmektedir. Kırsal alanlarda yaşayan kişiler kırsal alanlardan metropoliten kentlere göç etmeye başlarken, nüfus yoğunluğu giderek kentin çeper alanlarına yayılmaya başlamıştır. Kentsel saçaklanma olgusu genel anlamda kentlerin hızlı büyümesi ve gelişmesinden kaynaklanmakla birlikte, özele inildiğinde buna neden olan etmenler çeşitlilik göstermektedir (Şahin 2010). Kentsel saçaklanmanın temel nedenleri ise; ekonomik büyüme ve küreselleşme (makroekonomik nedenler), yaşam standardında yükselme, arazi fiyatları ve ucuz tarım arazileri varlığı (mikroekonomik nedenler), nüfus artışı, hane halkı sayısındaki artış, kişi başına düşen daha fazla alan isteği, konut beğenisi (sosyal-demografik nedenler), kentsel sosyal donatıların eksikliği, kirlilik, gürültü, güvensizliğin artışı gibi kent merkezli sorunlar, özel araç sahipliliğindeki artış, toplu taşımın yetersizliği ve mevcut planlama sisteminden kaynaklı sorunlardır (Duru ve Alkan 2002).

Kentsel saçaklanmanın ortaya çıkışına neden olan faktörler aşağıdaki şekilde ele alınmaktadır (Sarıbay 2002):

 Nüfus açısından büyüme ve hane halkı yapısının dönüşümü

 Hane halklarının arazi edinmesi

 Düşük yoğunluklu gelişmeye olan talep

 Metropoliten yayılma

 Altyapı yatırımları

 İşgücü, ekonomik gelişme ve teknoloji.

Kentsel büyümenin ana faktörleri, arazi kullanımların değişmesi, nüfus artışı, hane halkı dönüşümü ve ekonomik gelişme olarak belirtilmektedir. Çeper alanlardaki nüfusun büyümesi metropoliten alanlardaki nüfusun yeniden dağılımına, nüfusun çeper alanları istila etmesine neden olmaktadır (Sezal 1992). Metropoliten alanlar bir canlı gibi organik olarak büyümeye başlamaktadır. Yeni konut alanlarının kurulmasıyla, bu

(25)

alanlara hizmet sağlayacak yeni eğitim alanları, yol, kanalizasyon ve su altyapılarına talepler ortaya çıkmaktadır. Alışveriş merkezleri ve iş alanları nüfus yayılmasını izleyerek, işgücüne giderek yaklaşmaktadır. Kentin fiziksel büyümesi, dolayısıyla demografik büyümesinin bir sonucudur. Buna göre kentler şöyle sınıflanabilir (Anonim 2013a):

Büyümesi belli bir düzeyde kalan kentler: Büyümesi belli bir düzeyde kalan kentler ya çok düşük tempo ile büyürler, ya da hiç büyümezler. Doğurganlık oranının düşmesi sonucu, ülke nüfusunun sabitleştiği, endüstri devriminin ikinci aşamasını yapmış ülkelerin şehirlerinde nüfus artışı sabitleşmiş gibidir. Örneğin; Fransa, İngiltere ve Almanya gibi...

 Fonksiyonlarını kaybetmiş kentler: Fonksiyonlarını kaybetmiş kentlere, nüfusları boşalmış veya fonksiyonlarını kaybetmiş kentler uzak batının terk edilmiş maden kasabaları, Orta Avrupa’nın fonksiyonlarını kaybetmiş müze şehirlerini örnek gösterilebilir.

Büyüyen kentler: Kolaylıkla izlenebilen bir tempo ile büyüyen kentlerdir. Gelişmekte olan ülkelerin bütün büyük şehirleri bu gruba girerler.

Kent ekonomisini ve mekansal büyümeyi etkileyen faktörler şunlardır (Gürpınar 1993):

 Kentin bulunduğu bölgede veya yakın çevresinde yapılan yatırımlar.

 Belirli bir kent için dıştan alınmış yatırım ve uygulama kararları.

 Kentin kendisinde bulunan ekonomik eylemlerin, zaman içinde faaliyetlerini büyütmek için aldıkları yatırım kararları.

 Nüfus artışının getirdiği gereksinmeleri karşılamak üzere yapılan demografik yatırımlar.

Kentsel gelişmenin önemli araçları olarak şunlar belirtilebilir (Özel 2005):

 Bütün bir kenti içeren kentsel gelişme planı

(26)

 Her bir kentsel parçayı içeren, kentsel kesimlerin geliştirilmesi planları

 Değişik uzmanlık alanları planları

 Kentsel gelişim projesi veya altyapı projesi

 Kentsel gelişim programı

 Yerel sürdürülebilirlik stratejisi (iyi yönetişim ilkesi)

Kentsel gelişim, kentin mekansal ve toplumsal niteliklerini etkileyen ekonomik, politik ve kültürel birçok değişkenin etkileşimiyle şekillenir. Dolayısıyla oluşturulan kentsel dönüşüm projeleri, kentin fiziki ve sosyal yapılarına müdahale içerdiği için geniş bir kesimi etki altında bırakırlar. Gerçekleşme sürecinde ve sonunda dönüşüm alanında oturanlar kadar kentin diğer kesimlerindekiler de ortaya çıkan durumdan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmektedirler. Kentsel gelişim sürecinde kentsel dönüşümü etkileyen ve ortaya çıkmasına neden olan amaçlar ise aşağıdaki biçimde sıralanabilir (Uyar 2002):

 Kentin fiziksel koşulları ile toplumsal sorunları arasında doğrudan bir bağlantı kurulması gereksinimini sağlamak,

 Kent dokusunu oluşturan birçok unsurun fiziksel olarak sürekli değişim gereksinimine cevap vermek,

 Kentsel refah ve yaşam kalitesini arttırıcı başarılı bir ekonomik kalkınma modeli ortaya koymak,

 Kent alanlarının en iyi ve etkin şekilde kullanımına ve gereksiz yayılmadan kaçınmaya ilişkin stratejiler belirlemek,

 Toplumsal koşullar ve politik iktidarların ürünü olarak kentsel politikaların biçimlendirilme gereksinimini sağlamaktır.

Kent olgusuna yaklaşım ve kentlerin geleceğinin belirlenmesi; sosyo-ekonomik yapısı ve mekan bütünselliği kapsamında, özgün kimlik sürekliliğinin de vazgeçilmez bir unsur olarak ele alındığı, sürdürülebilir kent dizgesinin oluşturulması ilkesi ile eyleme geçilmesidir. Bütünsel değerler ile algılanan kent planlama sistemi, kentsel dönüşüm üzerine kurularak, uygulama stratejileri ile birlikte sosyal, kültürel, fiziksel, ekonomik ve mekan ölçütlerinin arka plana atılamayacağı bir kent kimliği ile sürdürülebilir

(27)

kentlerin devamlılığını hedeflemektedir (Genç 2003).

Değişime uğrayan kentsel alanlar, tarihi yerleşim bölgeleri ya da fonksiyonunu kaybetmiş bir endüstri alanı veya pek çok toplumsal ve mekansal sorunu da kapsayan konut alanları olabilir. Bu yerlerin sorunlarının çözülmesi amacıyla gerçekleştirilen stratejileri içeren süreç genelde kentsel dönüşüm olarak göz önünde tutulmaktadır (Özer 1998).

2.6 Türkiye’de Kentsel Politikalar ve Kentsel Gelişme Stratejileri

Ülkeden ülkeye farklı biçimlerde uygulanan kentleşme politikaları sebebiyle, bazı durumlarda kentleşmenin olumsuz özellikleri söz konusu olabilmektedir. Böylece ülkelerde kentleşmeden kaynaklanan ekonomik, toplumsal, siyasal ve sosyo-psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunları en aza indirebilmek için kentleşmeyi olumlu yönde etkileyebilecek politikaların uygulanması gerekmektedir.

 Serbest piyasa düşüncesine dayalı politika: Bazı ülkeler, kentleşmenin hızını ve biçimini arz ve talep yasalarının etkilerine açık tutmak eğilimindedirler. Nitekim böyle bir uygulamada temel görüş olarak kentleşmenin hızını ve biçimini etkilemenin güç ve maliyetli olduğu savunulmakta ve kentleşme sürecine müdahale edilmemesi öne sürülmektedir (Anonim 2013b).

Nüfusu kırda tutmaya yönelik politika: Tarımsal üretimde daha çok makine daha az insan kullanılması, ürün türlerinin değiştirilmesi ve yoğun tarıma geçilmesi, toprak kullanım ve mülkiyet miras düzenine bağlı olarak işletme sayılarının azaltılarak işletme büyüklüklerinin artırılması ve tarım kesimiyle ilgili teknik ve sosyal altyapı sistemlerinin oluşturulması, ülkenin içinde bulunduğu gelişmişlik düzeyiyle, ülkede geçerli olan ekonomik sistemle ve devletin izlediği politikalarla yakından ilgilidir (Duru ve Alkan 2002).

Yaygınlaştırma politikası: Bu politika, nüfusun bir veya birkaç büyük kentte yığılması yerine bütün yurt düzeyine dağılmasını ve yerleşme yapısına dengeli bir biçim

(28)

vermeyi amaçlayan bir politikadır. Bu politika ile ekonomik ve insan kaynaklarının bütün coğrafi bölgelere dağılmasına çalışılmaktadır. Köy, kasaba ve küçük kentlerin sanayileştirilmesi; büyük metropollerin yeni sanayilere kapatılması bu politikaya örnek verilebilir (Anonim 2013b).

Yoğun kentleşme: Nüfus fazlasının tamamının ya da bir bölümünün kente akması önlenemiyor ise ya da gerekli görülüyorsa, bu durumda kentte yoğunlaşma ile ilgili bir takım politikaların oluşturulması gerekecektir (Duru ve Alkan 2002). Her toplumun teknolojik gelişme ve sanayileşmesi farklı hız ve biçimlerde olmaktadır. Buna bağlı olarak, her toplumda kentte yoğunlaşma olayı farklı görünüm ve sorunlara sahiptir.

Kentlerde yoğunlaşmayı tümüyle piyasa mekanizmasının işleyişine bırakmış ülkelerdeki sorunlarla, bu yoğunlaşmayı kamu politikaları ile yönlendiren ülkelerdeki sorunlar da birbirinden farklı nitel ve nicel boyutlara sahiptir (Anonim 2013b).

 Orta yol politikası: Orta yol politikası ile bir yandan ekonomik rasyonellik sağlamaya çalışılırken, diğer yandan toplumsal adalet ilkeleri yerine getirilmeye çalışılmaktadır.

Bu bağlamda da yaygınlaştırma gereği benimsenmekle birlikte, kalkınma için büyük kentlerin varlığı da zorunlu kabul edilmektedir. Böylece de ekonomik etkinliklerin ve nüfusun en büyük kent dışındaki bazı kent merkezlerinde yoğunlaştırılmasına çalışılmaktadır (Anonim 2013b).

2.6.1 Bütünleşik kentsel gelişme stratejisi ve eylem planı (2010-2013): Kentges

Türkiye’de kentsel yerleşmelerin mekansal yaşam kalitesinin artırılmasına, ekonomik ve toplumsal yapının güçlenmesine, mekansal planlama sisteminin yeniden yapılandırılmasına duyulan gereksinimin artmasıyla birlikte hazırlanan Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planında sağlıklı, dengeli ve güvenli kentlerin oluşturulmasında hukuki, teknik ve idari sorunların çözümüne yönelik politikalar ve etkinliklerin belirlenmesi öngörülmüştür. Kentsel Gelişme Strateji Belgesi; yerleşme ve yapılaşma konularında kentleşme ve imar için merkezde düzenleyici ve denetleyici tek bir koordinasyon birimini, yerelde ise daha güçlü ve donanımlı kimliğiyle icracı yerel yönetimleri ve onların hizmetlerini geliştirmeyi hedef almaktadır (Anonim 2010).

(29)

Kısa adı Kentsel Gelişme Stratejisi (KENTGES) olan “Bütünleşik Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planı”; sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde yerleşme ve kentleşme ile yerleşme ve mekansal planlamanın alan, tema ve boyutlarını kapsamakta, mekana ilişkin sektörleri bütünleşik bir yaklaşımla ilişkilendirmekte, temel ulusal politikalarla uyumu sağlamaktadır. KENTGES, kentleşmenin yapısal sorunlarının çözümüne, sağlıklı, dengeli ve yaşanabilir kentsel gelişmenin sağlanmasına yönelik ilke, strateji ve eylemleri ortaya koyan ve bunların uygulama esaslarını belirleyen ve bir eylem programına bağlayan ulusal bir belge olmaktadır. KENTGES’in temel amacı, yerleşmelerin yaşanabilme düzeyinin, mekan ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi ile ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarının güçlendirilmesine yönelik yol haritasının oluşturulmasıdır. Bu stratejinin temel unsurları ise şu şekildedir (Anonim 2010):

 Mekansal planlama sisteminin yeniden yapılandırılması,

 Yerleşmelerin mekan ve yaşam kalitesinin artırılması,

 Yerleşmelerin ekonomik ve toplumsal yapılarının güçlendirilmesidir.

Ekonomik, sosyal ve çevresel alanlarda dengeli gelişmeyi öngören sürdürülebilir kalkınmanın ve evrensel amacının önemli bir bileşeni olarak değerlendirilmesi gereken sürdürülebilir kentleşme ve yerleşme yaklaşımı; kentsel gelişmenin etkilediği ve kentsel gelişmeyi etkileyen tüm çevresel, sosyal ve ekonomik unsurları birbiriyle ilişkili olarak kapsamakta ve sözü edilen bu unsurların iyileştirilmesi ile birleştirilmesini öngörmekte ve gelişimin biçimi ve niteliklerinin katılımcı süreçlerle kararlaştırılmasını gerektirmektedir (Anonim 2010).

2.7 Anakent Belediyeleri ve Kentsel Gelişimleri

Bugün kentleşmeyi etkileyen birçok faktör olmakla beraber ekonomik, sosyal ve siyasal faktörler genellikle ön planda yer almaktadır. Özellikle toplumsal tabakalarda meydana gelen değişim ve buna bağlı olarak artan talep farklılaşması, ekonomik imkanlara bağlı olarak şekillenen nitelikli hizmet beklentileri, hızlı nüfus dinamizmi gibi faktörler yeniden düzenleme çalışmalarını etkilemekte ve hatta bu çalışmalara yön vermektedir.

Diğer bir ifade ile kent yönetimlerinde sürekli bir yeniden düzenlenme ihtiyacı

(30)

hissedilmektedir. Bunun yanı sıra, hızlı kentleşmenin getirdiği ulaşım, hava kirliliği, trafik yoğunluğu, gecekondulaşma, çarpık kentleşme, sanatsal ve tarihi dokunun kaybolması, suç oranının yükselmesi gibi sorunların kentlerin büyüme sürecinde ortaya çıktığı dikkate alınırsa yeniden düzenleme çalışmalarının özellikle anakent yönetimleri açısından önemi daha da belirginleşmektedir.

2.7.1 Anakent kavramı ve gelişimi

Nüfus artışı, sanayileşme ve göçler gibi nedenlerle hızla büyüyen kentlerin fiziki alanları da zaman içinde sürekli genişlemiştir. Bu sorunlar da yeni yönetim arayışlarını ortaya çıkarmıştır. Zira büyük yerleşim birimlerinin doğmasından önceki gereksinimlere göre uygulamaya konulan yönetsel ve hukuki düzenlemeler, günün ihtiyaçlarına cevap veremez olmuştur.

Anakent uygulamaları dünyada 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış ve giderek yaygınlaşmıştır. Türkiye’nin bazı bölgelerinde yaşanan sanayileşme, ülke nüfusunda yaşanan hızlı artış, ulaştırma ve haberleşme alanında yaşanan ilerlemeler, nüfusun belirli sanayileşmiş ve gelişmiş şehirlerde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Dünyada da sanayi devriminin ardından büyük ve gelişmiş şehirler kurulmuş ve bu şehirlerin etrafını saran uydu şehirler oluşmuş ve bu yerlere metropol, metropoliten ve metropolis gibi isimler verilmiştir.

Büyükşehir, anakent, metropol ya da metropolis olarak da ifade edilen metropoliten alan, banliyöleriyle, uydu yerleşmeleriyle büyük bir kentin ekonomik ve toplumsal etkisi altındaki çevre arazilerin tümüdür (Eke 1982). Büyükşehir/kent kavramı 4 Aralık 1981 tarihli 17538 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve yürürlüğe giren 2561 sayılı

“Büyük Şehirlerin Yakın Çevresindeki Yerleşimlerinin Ana Belediyelere Bağlaması Hakkında Kanun” ile mevzuata girmiştir. Günümüzde anakent belediye modelinde temel düşünce, yerel hizmetlerin sunumu noktasında federatif bir yapı oluşturarak alt basamakta sunulamayan veya sunulmasında sakınca bulunan durumlarda metropol alan hizmetlerini yerine getirmektir (Azaklı ve Özgür 2005).

(31)

Dünya ölçeğinde sürekli gelişen kentlerin genişlemesi, yakınında bulunan diğer yerleşim birimlerinin anakent (metropolis) içine girmesi nedeniyle metropol, metropolis ve metropoliten sözcükleri kullanılmaya başlamıştır. Kentsel büyüme sonucu, Türkiye’de anakent yönetimleri için getirilen sistem, Fransa’da Paris, Marsilya ve Lyon gibi şehirlerde uygulanan sistemle benzer biçimde uygulanmaktadır (Tortop vd. 2008).

Türkiye’deki anakent kavramı yerine zaman zaman metropol ve büyükşehir kavramları gibi terimlerin de kullanıldığı görülmekle beraber, bu çalışmada büyükşehir ve anakent kavramları kullanılacaktır. Ancak kavramların ifade edildiği yere göre zaman zaman metropoliten, metropolleşme ifadelerine de yer verilecektir.

Genellikle büyükşehir olgusunun artan nüfus ve genişleyen fiziki mekanlarla yakın ilişkisi vardır. Görmez (1993)’e göre; nüfus açısından belirli bir yoğunluğa ulaşmış merkezi bir kentle, iş ve ekonomik bağlantıları yoğun olan başka kentlerin bütünleşmesi ile metropoliten alan oluşacaktır. Bu yapı içinde metropoliten alan, çevresindeki tüm kentsel ve kırsal topluluklara ekonomik ve sosyal yönden egemen olduğu ulusal ve uluslararası ölçekte cazibe merkezi olduğu yerlerdir. Bu yönüyle kentler bir yandan küresel ticari ve ekonomik merkezler olurken diğer taraftan bu süreç kentleri homojenize etmektedir (Ökmen ve Parlak 2008).

Metropolleşme ile kentsel büyüme arasında kavramsal farklılıklar vardır.

Metropolleşme, birbirine çok yakın coğrafi alanlarda birden çok belediyenin oluşması anlamına gelirken; anakent olgusu bir tek belde sınırları içerisinde nüfus ve mekan büyümesi olan kentsel büyümeyi ifade etmektedir. Avrupa kentsel büyümesi sanayi devrimi yaşamış ve anakentler etrafında kendi kaynaklarını kendilerinin oluşturup zamanla anakente bağlanmasıyla doğal bir seyir izlerken, Türkiye’deki kentsel büyüme anakentlerdeki yaşam cazibelerinin artırılması ve kırsal alanlardaki makineleşme ile gerçekleşmiştir (Yaşamış 1995).

Türkiye’deki anakent yönetimi ile metropol yönetimi tarihsel olarak birbirinden farklı olsa da metropol ile anakent kavramlarının birbiri yerine kullanılmasında bir sakınca görülmemektedir. Doğal bir kentleşme süreci yaşamamış günümüz Türkiye’sinde kentler batı kentleriyle benzer sorunlar yaşamakta ve sorunların çözümü için alınan

(32)

önlemler yönetim modellerini birbirine benzeştirmektedir.

Türkiye’de kentleşme oranı İkinci Dünya Savaşından sonra ortalama % 7 civarında olmuştur. Bu açıdan Türkiye, dünyanın en hızlı kentleşen ülkelerinden biridir (Anonim 1997). Gelişmiş olan ülkelerde kentleşme oranı giderek azalmakta iken, gelişmekte olan ülkelerde kentleşme oranı artmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki sanayileşme hızına bağlı olarak gelişen kentler büyümekte, çarpık kentleşmeyle de konut ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

Çağdaş toplum yaşantısını karakterize eden özelliklerden biri, belki de en önemlisi, komün sistemi içinde yer alan ve toplum halindeki yerleşme birimlerinden biri olan kentlerin giderek büyümesidir. Sanayi devrimini izleyen yıllarda göçler şeklinde ortaya çıkan bu durum on dokuzuncu yüzyılın sonlarında belirgin bir hal alan ve yirminci yüzyılın ikinci yarısından bu yana hızını giderek arttıran bir oluşum kentleşme hareketinin günümüzde inanılamayacak boyutlara erişmesine sebep olmuştur (Nadaroğlu 1989).

Türkiye’de Demokrat Parti döneminde tarımda makineleşmenin başlaması, kırdan kente göçün hızlanması büyük kentleri daha da büyütmüştür. Tarımdaki makineleşme kırsal alandan şehirlere büyük göçlerin yaşanmasına neden olmuştur. Büyükşehirlerdeki ilk sorunlar konut ve planlama alanlarında ortaya çıktığı için, uzun yıllar bu problemli alanlara yönelik yönetsel yapı oluşturulmaya çalışılmıştır (Tuzcuoğlu 2003).

Yaşanan göçün sonucunda köylülükten çıkan ve araziye dayalı gelir ile yaşamdan kopan fazla emek kente göçtüğünde, kentte uyum sağlaması ve modern kentlere ait has sosyal organizasyon ve kurumlarla bütünleşmesi kolay olmamıştır (Kıray 1982). Bu durum gecekondulaşma, çarpık kentleşme gibi birçok sorunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Gecekondulaşmayı önlemek ve çarpık kentleşmenin önüne geçmek için 1950’lerden sonra yoğun olarak çalışmalar başlamıştır. Ancak yüksek nüfus artışı, iç göç ve kalkınma çabaları Türkiye’yi hızlı ve sağlıksız bir kentleşme olgusu ile karşı karşıya

(33)

bırakmıştır (Sezer 2007). Böylece büyüyen şehirlerimizin nüfus artışına bağlı olarak planlama sorunu da ortaya çıkmıştır. Anakentlerde biriken büyükşehirlerdeki yaşam koşullarının kötüleşmesinden ötürü sorumlu yöneticilerin böyle bir gelişmeye seyirci kalması beklenemez. Şehirleşmeye yön vermek ve olumsuz etkilerini giderme gibi ödev ve sorumlulukları vardır. Şehirlerin insanların rahat ve huzurunu sağlayacak, insanların hizmetinde olacak biçimde geliştirilmeleri zorunludur. Şehirlerin insanları sıkmaması planlı ve programlı bir çalışmaya bağlıdır (Tortop vd. 2008).

Hızlı nüfus artışı, sosyal, siyasal ve ekonomik sebeplerden dolayı yaşanan yoğun göç Türkiye’de büyük kentlerin etrafını sarmış ve yeni kentleri doğurmuştur. Başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi gelişmiş kentlerin çeperlerinde irili ufaklı bir çok belediye oluşmuş ve bu belediyeler mahalli müşterek ihtiyaçlarını başta mali imkanların yetersizliği olmak üzere çeşitli sebeplerden dolayı tek başlarına karşılayamaz hale gelmiştir. Büyük kentlerdeki bu plansız yapılanmalar, anakentler üzerinde yük olmaya başlamış, kent yönetimini imkansız hale getirmeye başlamıştır. Plansız yapılaşmaların olduğu belediyelerde imarsız yapılaşma, gecekondulaşmalar, kentlerde altyapı yetersizliğine, trafik, çevre sağlığı, güvenlik, hava ve su kirliliği gibi sorunların kronikleşmesine sebep olmuştur. Belirtilen olumsuz değişim, Türkiye’de anakent belediyeleri için yeni yönetim modelleri arayışını ve yeni sitemlerin geliştirilmesini ortaya koymuştur.

Türkiye’de anakent kurulmasıyla ilgili gelişmeler 1980 öncesi ve sonrası gelişmeler olarak iki başlık altında incelenebilir:

1980 öncesi dönem: Cumhuriyet döneminde belediyelerle ilgili ilk ve geniş kapsamlı düzenleme, 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı Belediye Kanunu ile başlamıştır. Söz konusu bu kanunda anakentler için bir düzenleme öngörülmemekteydi. Bu dönemde ortaya çıkan kentsel sorunlara çözüm arayışları, İstanbul’un parçalı ve yukarıda değindiğim sorunlu yerel yönetim yapısının imar ve planlama açısından çözme kavuşturulması amacıyla merkezi yönetimin getirmeye çalıştığı çözümler, İller Bankası öncülüğünde, İstanbul metropoliten alanları içerisindeki belediyeler için “yerel yönetim hizmet birlikleri” kurulmasını teşvik etmesinden öteye gidememiştir.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :