• Sonuç bulunamadı

HAVA KİRLİLİĞİ NEDİR

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "HAVA KİRLİLİĞİ NEDİR"

Copied!
42
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

Kirlilik Nedir?

İnsanların arzu etmediği, istemediği her şey kirliliktir.

Evimizde, okulumuzda, mahallemizde, kısaca yaşadığımız

çevrede olmasını istemediğimiz, insan ve çevre sağlığına zarar veren, insanlara sıkıntı veren, çirkin görüntü yaratan şeylere kirlilik denmektedir. Bunlara örnek olarak; pet şişeleri, oto

lastikleri, kâğıt ve sebze artıkları, soba-kalorifer külleri, fabrika, soba ve kalorifer bacalarından çıkan dumanları, atık su ve

ambalaj atıklarını... gösterebiliriz.

(3)

HAVA KİRLİLİĞİ NEDİR

Belirli şehir ya da bölgenin havasının çeşitli kaynaklar

tarafından doğal yapısının bozulması olayına hava kirliliği (air pollution) denir.

(4)

Hava Kirliliğinin Kaynakları Nelerdir?

İnsanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi için oksijene ihtiyacı vardır.

İnsanoğlu oksijeni solunum yoluyla havadan alır. Bir insan yaklaşık olarak açlığa 60 gün, susuzluğa 6 gün dayanırken havasızlığa 6 dakika bile

dayanamamaktadır. Bir insan, yaklaşık olarak günde 12.240 litre hava solumaktadır.

Temiz hava içerisinde %78 azot, %21 oksijen ve %1 oranında da diğer gaz, toz, su buharı gibi maddeler bulunmaktadır. Bu oranlara havanın doğal bileşenleri denilmektedir. İşte bu oranların bozulması, yani doğal hava bileşenlerinin oranlarının değişmesi sonucu havada yabancı

maddelerin insan sağlığına, canlı yaşamına ve ekolojik dengeye zararlı olabilecek yoğunluk ve sürede bulunması hava kirlenmesine neden olmaktadır.

(5)

Hava kirliliğini kaynaklarına göre üçe ayırabiliriz;

 Isınmadan kaynaklanan hava kirliliği

Isınma amaçlı, düşük kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma tekniklerinin uygulanması hava kirliliğine yol açar.

(6)

Havaların biraz soğumasıyla yakılan kalorifer kazanları ve

sobalar artık havaya gidip kaybolmuyor, evlerimizin içinde bile ciğerlerimize yapışıyor.

(7)

Motorlu taşıtlardan kaynaklanan hava kirliliği

Nüfus artışı ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör oluşturmaktadır. Buna önlem

alınması için egzoz filtresinin sık sık kontrol edilmesi gerekir.

(8)
(9)

Sanayiden kaynaklanan hava kirliliği

Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer seçimi, çevrenin korunması

açısından gerekli tedbirlerin

alınmaması (baca filtresi, arıtma tesisi olmaması vb.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep olan etkenlerin başında

gelmektedir

.

(10)

Hava kirliliğinin etkileri

Kirli hava, insanlarda solunum yolu hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır. Örneğin; kurşunun kan hücrelerinin gelişmesini ve

olgunlaşmasını engellediği, kanda ve idrarda birikerek sağlığı olumsuz yönde etkilediği, karbon monoksit(CO)'in ise, kandaki

hemoglobin ile birleşerek oksijen taşınmasını aksattığı bilinmektedir.

Bununla birlikte kükürt dioksit (SO2)'in, üst solunum yollarında keskin, boğucu ve tahriş edici etkileri vardır. Özellikle duman

akciğerden alveollere kadar girerek olumsuz etki yapmaktadır. Ayrıca kükürt dioksit ve ozon bitkiler için zararlı olup; özellikle ozon, ürün kayıplarına sebep olmakta ve ormanlara zarar vermektedir.

Sanayi, endüstri ve ısınmada kullanılan fosil yakıtlar ile ormanların tahribi ve arazi değişmesi sonucu, atmosferdeki karbondioksit

miktarının %5 oranında arttığı tespit edilmiştir. Bunun ise küresel ısınmaya yol açabileceği öngörülmektedir.

(11)

HAVA KİRLİLİĞİNİN HAYVANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Hayvanların hava kirliliğinden etkilenmesi solunum yoluyla ve beslenme sırasında aldıkları kirletici maddelerden

kaynaklanmaktadır. Gıdalar yoluyla alınan kirleticilerin etkisi havadan solunum yoluyla alınandan daha önemlidir. Özellikle gıdaların büyük payı vardır. Kirleticilerden etkilenen

yörelerde yetiştirilen yem bitkileri kirletici kimyasal

maddeleri emilme yoluyla etkilemekte, bitki dokusunda

biriken kirleticiler beslenme sırasında hayvanların vücuduna girmektedir. Et, süt ve yumurtasından yararlandığımız

hayvanların kirlenmeden etkilenmesi onların ürünlerini

yiyerek beslenen insanlara dolaylı olarak yönelmektedir.

(12)

HAVA KİRLİLİĞİNİN BİTKİLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

İnsanların faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim faaliyetleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası

kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatını tehdit eder bir konuma gelir. Hava kirliliğine yol açan unsurlar ya doğrudan fabrika

bacalarından, egzoz gazlarından havaya karışıyor yada havadaki diğer gazlarla birleşerek, havanın kirlenmesine yol

açıyor.Deodorant, saç spreyleri ve böcek öldürücülerde kullanılan azot oksitleri, freon gazları ile süpersonik uçaklardan çıkan atıklar da havayı kirletir.

Ayrıca sanayi işletmelerinin çıkardığı baca gazları havadaki

oksijen ve su buharı ile birleşerek, bir dizi kimyasal reaksiyonlar sonucu asit yağmurlarına dönüşür. Asit yağmurları toprağın yavaş yavaş asitlenmesine yol açarak, ağaçların ve bitkilerin topraktan beslenmesine engel olur. Asit yağmurları ayrıca çeşitli yollardan sulara karışarak, sulardaki canlıların hayatını da etkiler

(13)

Havanın gaz halinde ve sürekli hareket içinde olması

rüzgarlarla kirlenmeyi yeryüzü ölçüsünde yaygınlaştırıyor. Bu bağlamda en çok zararı ise ormanlara veriyor. Asit

yağmurları, göller ve nehirler gibi sular dünyasına

düştüğünde bunların asitlik derecesini arttırır. Balıklar sudaki asitlik değişimine çok duyarlı oldukları için böyle sularda

yaşayamazlar. Gerçekten de, Baltık ülkelerindeki göller İngiltere’deki ağır sanayi bölgelerinden kaynaklanan asit yağmurları ile asitleşmiş ve bu göllerde birçok balık türü

ortadan kalkmıştır. Asit yağmurları hayvanlar ve bitkiler gibi canlı varlıklara zarar vermekle kalmaz, taşınmaz kültür

varlıklarını da olumsuz yönde etkiler.Bitkilerin kloroplastların sayısında azalma ile renk solması veya sararma, dış

epidermal tabakanın tahribatı neticesinde yaprak

yüzeylerinin parlaklaşması veya yüzeyde benekleşme

şeklinde fiziksel etkiler veya mekanizmalarında aksaklıklar

gibi fizyolojik ve biyokimyasal etkilerdir

(14)

Örneğin, kent içi ya da kent dışındaki tarihî binalar, açık hava

müzeleri, binlerce yıllık antik kentlere ait yapılar veya Nemrut dağında olduğu gibi taş anıtlar asit yağmurlarıyla yıpranmakta ve

dağılmaktadır.Asit yağmurunun çok daha önemli etkisi ekolojinin bozulması olup,özellikle akarsularda,göllerde ve ormanlarda

görülmektedir.Göl sularının asidik hale gelmesi balıkları ve diğer su canlılarını yok etmektedir.Sağlıklı ormanları yeniden elde edebilmek için ,toprak bazı bitki besin maddeleri ile takviye edilmelidir.Bu

maddeler öyle seçilmeli ki ,bitki besin maddelerinin çevirimini engelleyen Al gibi iyonları da tutabilsin .Asidik yağmur suyu

topraktaki doğal bitki besin maddelerini sürükleyip götürür Asit

yağmurları bitki toplumlarının, örneğin geniş ormanların toprak üstü kısımlarında yakıcı zararlar oluşturduğu gibi, toprakların yapısını da bozmakta, toprak içindeki bitki köklerinin hastalanmasına ve toprağa can veren mikroorganizmaların ölmesine neden olmaktadırlar.

(15)

HAVA KİRLİLİĞİNİN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Hava kirliliğinin etkileri zaman içerisinde; zehirlenme, kansere neden olma, doğum bozuklukları, gözlerin tahriş olması, solunum sistemi

rahatsızlıkları, bronşit ve virüs enfeksiyonlarına hassasiyetin artması, kalp hastalıklarına zemin hazırlaması, kronik astımın şiddetlenmesi şeklinde görülebilir. Kirleticilerin çoğunun sinerjitik etkileri vardır. Örn:

sülfat ve nitratlar havadaki küçük partiküllerin üzerine tutunur, böylece akciğerlere tek başına verdikleri zarardan daha büyüğünü verdikleri görülür. Atmosferdeki kirleticilerin omurgalılar üzerindeki etkileri solunum sistemi bozuklukları, gözler, dişler ve kemiklere olan zararları, pestisitlere hassasiyetin artması yiyecek kaynakların azalması şeklinde görülür. Otomobil eksozlarından çıkan peroksiasetil nitrat

gözlerde kanlanmaya, yanmaya ve solunum güçlüklerine neden olmaktadır. Akciğer amfizemleri özellikle atmosfer kirliliğinin yoğun olduğu şehirlerde görülen bir solunum rahatsızlığıdır. Bu hastalık, akciğerlerde solunum parankimasının elastikiyetini kaybetmesine ve çeperlerde incelme sonucu akciğerlerdeki alveollerin açılmasına ve sonuçta akciğer kanamalarına neden olur. Şehir atmosferinde

benzantren , floranten , benzo piren, gibi kanserojen polisiklik hidrokarbonların bulunması, kanserin yayılmasında önemli bir rol oynamaktadır.

(16)
(17)

HAVA KİRLİLİĞİNİN EŞYALAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Eşyalar ve binalar üzerine etkileri günlük yaşamda pek fark edilmemekle birlikte hava kirliliğinin kullandığımız eşyalar, giysiler ve yapılar üzerinde de etkileri vardır.

Kirletici gaz ve tozlar havanın nemi ile birleşerek

ortamda asidik etkiler yaratır. Kumaş, metal ve ahşap

eşyalar üzerinde etkili olur. Binaların dış cephelerinin

kararmasına ve aşınmasına neden olur.

(18)

Asidik yağmur, asidik kimyasalların yağmur,kar,sis,çiğ veya kuru parçacıklar halinde düşmesine verilen isimdir. Atmosfere yayılan kükürt dioksit ve azot dioksit gazlarının kimyasal dönüşümlerden geçtikten sonra bulutlardaki su damlacıkları tarafından emilmesi ile oluşur. Daha sonra bu damlacıklar yeryüzüne yağmur, kar gibi

yollarla düşerler. Bu, toprağın asitlik miktarını arttırır ve tatlı su kaynaklarının kimyasal dengesini bozar.

Havadaki tipik çap konsantrasyonunda oluşan yağmurun pH'ı 5.6 civarındadır. Bu yüzden pH'ı 5.6'nın altındaki yağmur asit yağmuru olarak nitelendirilir.Ama doğal asit kaynakları yüzünden yağmurun pH'ı zaten 4.5 ile 5.6 arasında değiştiği için 5.0'ın altı daha doğru bir ölçü olarak nitelendirilebilir.

ASİT YAĞMURLARI

Asit yağmurları, özellikle sanayi devriminden sonra kükürt ve azot gazlarının atmosferde hızla birikmesiyle etkisini hissettirmeye

başlamıştır.

(19)

İlk olarak 1852 yılında sanayinin beşiği olan ingiltere’de Robert Angus Smith adındaki bilim adamı asit yağmurları ile hava kirliliği arasındaki ilişkiyi fark etmiş ve sanayinin bu yağışları tetiklediğini ortaya

koymuştur. Bu yağışlar sadece oluştuğu bölgeyi etkilememektedir. Öyle ki Çin, Doğu Avrupa, Rusya gibi bölgelerde fosil yakıtların aşırı şekilde kullanılması atmosfer hareketleri sonucunda bir çok ülkeyi

etkilemektedir. Bu nedenle 1997 yılında 160 ülkenin katılımıyla Kyoto Protokolü imzalanmıştır ve bu protokola göre her ülke azot ve karbon salınımını 1990 yılındaki düzeylere düşürmek zorundadır. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bu protokola sıcak bakmamaktadır. Çünkü sanayi Çin ekonomisi açısından çok önemlidir. Çin’den yayılan azot ve kükürt gazları atmosfer hareketleri sonucunda Japonya‘ya asit yağmurları olarak düşmektedir ve Japonya tarımı bu yağışlardan zarar

görmektedir. Bundan dolayı Japonya her yıl ücretsiz olarak Çin’e fabrikalar için baca filtresi vermektedir.

Bu yağışlar, fabrika, motorlu araçlar, termik santraller gibi insan faaliyetleri sonucunda oluştuğu gibi yanardağ faaliyetleri gibi doğal olaylar sonucunda da meydana gelir.

ASİT YAĞMURLARININ TARİHÇESİ

(20)

Asit yağmurlarına yol açan emisyonlar

Asit yağmurlarına yol açan gazların en önemlisi kükürt dioksittir. Kükürtlü bileşiklerin kullanımı üzerindeki kontrol arttıkça nitrojen oksit de önem kazanmaktadır. Senede 70 Tg(S) SO2 fosil yakıt tüketimi ve endüstriyel tüketim

sonucunda, 2.8 Tg(S) orman yangınlarından, 7-8 Tg(S) de yanardağlardan atmosfere karışmaktadır.

Doğal kaynaklar

Asit yağmurlarına sebep olan gazların, doğada bulunan en önemli kaynağı yanardağlardır. Karada, bataklıklarda ve okyanusta yaşayan bazı canlılar da bu biyolojik süreçleri sonucu bu gazları yayarlar.

(21)
(22)

İnsan faaliyetleri

Asit yağmuruna yol açan en önemli faktör insan faaliyetidir. Elektrik üretimi, fabrikalar ve motorlu araçlar gibi pek çok insan yapımı nesne zararlı

gazları atmosfere bırakır. Bu gazlar aside dönüşüp yere geri düşmeden önce yüzlerce km

taşınabilirler.Ayrıca asit yağmuruna neden olan sebeplerden en önemlisi parfüm ve

deodorantlardır.

(23)

Asit Yağmurlarının Etkileri

Asit yağmurları, tüm çevreye zarar vermektedir ancak bundan en çok etkilenen ormanlar ve tarım alanlarıdır. Bu yağışlar toprağın yapısındaki magnezyum ve kalsiyum gibi bitki gelişiminde önemli olan elementleri yıkayarak derinlere taşınmasına sebep olur.

Bunun sonucunda ağaçlar ve diğer bitkiler topraktan yeteri kadar faydalanamaz ve kurur.

(24)

Göle düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de

etkilemektedir.

Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.

 Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.

 Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir

(25)

ASİT YAĞMURLARININ ETKİSİNİ EN AZA İNDİRMEK İÇİN ALINABİLECEK

Ö

NLEMLER;

Enerji üretiminde kullanılan termik santrallerin yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı

yaygınlaştırılmalıdır. (Güneş Enerjisi, Jeotermal Enerji, Rüzgar Enerjisi vs.)

Orman yangınları engellenmeli, yeşil alanlar yaygınlaştırılmadır.

Şehir içi ulaşımlarda özel araçların yerine toplu taşıma araçları kullanılmalıdır.

Havayı olduğundan fazla kirleten kaçak kömür kullanımının önüne geçilmelidir.

Endüstriyel tesislerinin bacalarına filtre takılmalıdır.

Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.

(26)

Küresel ısınma

Küresel ısınma atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda, dünya atmosferi ve

okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen

artışa verilen isimdir

.

(27)

Dünya'nın ısınma tarihçesi

İki bin yıl boyunca onar yıllık dilimlerin ortalamaları alınarak,

farklı yapılandırmalarla saptanmış yüzey sıcaklıkları ölçümlere göre 1860-1900 yılları arasında, denizde ve karadaki küresel sıcaklık her ikisinde de 0,75 °C yükseldi 1979'dan beri kara sıcaklığı deniz

sıcaklığının iki katı hızla yükseldi(0.13 °C/on yıl karşın 0.25 °C/on yıl). Uydudan yapılan sıcaklık ölçümlerine göre alt troposferdeki sıcaklık 1979'dan beri, her on yıllık dilimde, 0.12 ile 0.22 °C

arasında yükselmiştir. Sıcaklıkların, 1850'den önceki 1000 ile 2000 yıllık dönemler boyunca, Orta Çağ Ilıman Dönemi ve Küçük Buz Çağı gibi kısmi dalgalanmalar dışında, nispeten kararlı bir seyir izlediğine inanılmaktadır.

NASA'nın hesaplamalarına göre, güvenilir ölçümlerin

yapılabildiği 1800'lerden beri 2005 yılı, 1998'i geçerek, en

sıcak yıl olmuştur. Dünya Meteoroloji Organizasyonu ve BK

İklim Araştırma Biriminin hesaplamalarına göre ise 2005,

1998 yılının ardından hala ikinci sıradadır .

(28)

Isınma Nedenleri

İklim sistemi içsel ve insani etkiler, güneş hareketleri ve sera gazları, vb. nedenlerden etkilenmektedir.

İklimbilimciler (klimatolog) küresel ısınma konusunda hemfikirdirler.Bu değişimin detaylı nedenleri açık bir

araştırma alanıdır ama bilimsel çoğunluk sera gazlarının son zamanlardaki sıcaklık artışının başlıca nedeni olduğunu

belirtmektedir.

Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) oranlarındaki artış dünya yüzeyinin sıcaklığını

yükseltmektedir. CO2 oranındaki artış dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol

açmaktadır. Buzlar eridikçe yerlerini kara veya sular

almaktadır. Kara ve suların buza oranla daha az yansıtıcı olması güneş ışınımı emilimini arttırmakta ve dolayısıyla buzullarda daha fazla erimeye yol açmaktadır.

(29)

Ozan Karakoç'un İstanbul 2050 adlı çalışması. Bu çalışmada küresel ısınma büyük boyutlara ulaşmış ve Kız Kulesi'nin çevresindeki su(Marmara Denizi) kurumuş

(30)
(31)

Dağlarda ki buzullar ciddi bir şekilde eriyor.

(32)

Kuzey kutbundan ayrılan buz kütlesi

(33)
(34)

5 yılda suların ne kadar yükseldiğini

(35)

SERA ETKİSİ

• Dünya, üzerine düşen güneş ışınlarından çok, dünyadan yansıyan güneş ışınlarıyla ısınır. Bu yansıyan ışınlar başta karbondioksit, metan ve su buharı olmak üzere atmosferde bulunan gazlar tarafından tutulur, böylece dünya ısınır.

Işınların bu gazlar tarafından tutulmasına sera etkisi denir.

Atmosferde bu gazların miktarının artması Yerküre'de ısınmayı artırır.

• Günümüzdeki tehlike, karbondioksit ve diğer sera gazlarının miktarındaki artışın bu doğal sera etkisini

şiddetlendirmesinde yatmaktadır. Binlerce yıldır

dünyamızdaki karbon kaynakları kararlı kalırken, şimdi modern insanoğlu aktiviteleri, fosit yakıtların kullanımı,

ormanların yok oluşu, aşırı tarım yapılması, atmosfere büyük

miktarlarda karbondioksit ve diğer sera gazlarının atmosfere

salınmasına sebep olmaktadır.

(36)

Şubat 2007 tarihli BM Raporu

Konu ile ilgili Birleşmiş Milletler raporu, Fransa'nın başkenti Paris'te açıklanmıştır.Raporda küresel sıcaklık artışının olası etkileri aşağıdaki biçimde özetlenmektedir.

 +2 derece: Su sıkıntısı başlayacak

 Kuzey Amerika'da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayalıkları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30'u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.

 + 5 derece: Denizler 5 m. yükselecek

 Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.

 + 6 derece: Göçler başlayacak

 Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek.

(37)

Olası Çözümler ve Alınabilecek Önlemler

 Sera gazı salınımını kontrol edecek günlük hayattaki bazı önlemler şöyle sıralanıyor:

 Standart ampulü, tasarruf ampulü ile değiştirmek, yılda 75 kilogram (kg) karbondioksit tasarrufu sağlıyor.

 Daha az araba kullanmak. Daha sık yürüyüp, bisiklet kullanmak ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanmak. Araba kullanılmayan her 2 kilometre için 0,75 kg. karbondioksit tasarruf edilecektir.

 Otomobillerin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına dikkat etmek. Çok tozlu ortamlara yaptığınız yolculuklardan sonra mutlaka filtreler temizlenmeli. Kirli filtreler fazla yakıt harcanmasına yol açmaktadır.

 Geri dönüşüme katkıda bulunmak. Evlerden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda 1200 kg. karbondioksit tasarrufu sağlanabilir.

 Lastikler kontrol etmek. Düzgün şişirilmemiş lastiklerle litre başına alınan yol yüzde 3 oranında artar. Buradan sağlanacak her 4 litre benzin tasarrufu 10 kg.

karbondioksiti atmosferden uzak tutar.

 Daha az sıcak su kullanmak. Suyu ısıtmak için çok fazla enerji kullanmak

gerekiyor. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg, giysileri soğuk su ya da ılık suda yıkayarak da 250 kg. karbondioksit tasarrufu yapılabilir.

(38)

 Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçınmak. Çöpü yüzde 10 oranında azaltarak 600 kg. karbondioksit tasarrufu yaptırır.

 Su ısıtıcısını ayarlamak. Isıtıcıları kışın 2 derece yukarı, yazın 2 derece aşağı ayarlamak. Bu basit ayarlamayla yılda 1000 kg karbondioksit tasarrufu yapılabilir.

 Elektronik cihazları tamamen kapatmak. Evde ortalama 8 saat stant by konumunda bırakılan TV, DVD, müzik seti gibi elektronik cihazlar, yılda 450 kg karbon gazının atmosfere yayılması anlamına gelir.

 Her yıl en azından bir ağaç dikmek. Bir ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emmektedir.

 Özellikle ısınmada güneş enerjisi ile çalışan sistemleri kullanılmak. Bu çok büyük tasarruflar sağlayacaktır.

 Ormanlarda piknik yapmak yerine daha çok az ağaçlık küçük park ve bahçelerde piknik yapmak, orman yangınlarını engelleyecektir

 Orman içlerinde yapılan pikniklerde kullanılan ve mercek görevi

yaparak ormanların yanmasına neden olan cam kırıklarının toplatılması için gönüllü toplayıcı ekiplerinin oluşturmak. Bu sistem yerel

yönetimler tarafından oluşturulabilir

(39)

HAVA KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMEK İÇİN ALINABİLECEK TEDBİRLER:

Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması sağlanmalı, ayrıca sanayi kuruluşları yer seçimi düzenli yapılmalı,

Evleri ısıtmak için yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları temizlenmeli,

Pencere, kapı ve çatıların izolasyonuna önem verilmeli,

Kullanılan sobaların TSE belgeli olmasına dikkat edilmeli,

Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak, özendirilmeli,

Kalorisi düşük olan ve havayı daha çok kirleten kaçak kömür kullanımı engellenmeli,

Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı,

Kalorifercilerin ateşçi kurslarına katılımı sağlanmalı,

Yeni yerleşim yerlerinde merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalı,

Yeşil alanlar arttırılmalı, imar planlarındaki hava kirliliğini azaltıcı tedbirler uygulamaya konulmalı,

Toplu taşıma araçları yaygınlaştırılmalı.

(40)

Hava kirliliğinin önlenmesi için öncelikle fosil yakıt kullanımının yerine enerji kaynağı olarak, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve

jeotermal enerji kaynaklarına önem verilmelidir

Sanayi tesisleri kurulurken yeşil alanların artırılmalı planlanmalı, sanayi atıklarının yeterince filtre edilmeden havaya verilmesi

önlenmelidir.

Kentlerde arabaların egzozlarından kaynaklanan kirliliğin

azaltılması için önlemler alınmalıdır. Bu kirleticiler kış aylarında ozon oluşmasına neden olduğu için canlıların solunumunu güçleştirir.

İnsanlar toplu taşımacılığa özendirilmeli, yakıt olarak kullanılan

doğal gazın toplu ulaşım araçlarında kullanılması yaygınlaştırılmalıdır.

Ormanların tahribatı önlenmeli, ağaçlandırma çalışmalarına hız verilmelidir.

Kloroflorokarbon gibi maddelerin etkileri ile ozon tabakası zarar görmektedir. Bu maddelerin yerine kullanılabilecek kimyasallar araştırılmalıdır.

(41)

 Bütün bu etkenlerin yanında; atıkların uygun

olmayan tesislerde yakılarak bertaraf edilmesinin önlenmesi, sanayi tesisi yer seçiminin yerleşim

alanları dışında ve hakim rüzgarlar dikkate alınarak

yapılması, imar planlarında bu alanların çevresinde

yapılaşmaların önlenmesi ve araçların egzoz emisyon

ölçümlerinin periyodik olarak yapılması sağlanmalı,

bununla birlikte; alternatif enerji kullanan motorlu

taşıtlar geliştirilmeli ve özendirilmelidir. (LPG vb.)

(42)

HAZIRLAYANLAR

CANGÜL ŞAHİN

HATİCE KAYAASLAN

LALE HAMİTBEYLİ

SÜHEYLA AKYILDIZ

GÜLSÜM YALÇIN

Referanslar

Benzer Belgeler

Mutluluðu kendi içinde ya da bir mavi kuþ olarak elindeki kafesin içinde aramak, her ne kadar gizemsel ya da metafizik gibi görünse de tek çýkar yol olsa gerek. Bireysel mutluluktan

dönemlerinde taklit ve fason ürünler üretiminin yaygınlaştığı Japonya, daha sonra kendi özgün sanayi ürünlerini çok düşük fiyatlarla Dünya pazarlarına sunmaya

Geleneksel Japon ailelerinde üç veya daha fazla nesil bir arada yaşıyor olsa da, kent yaşamında artık çekirdek aile düzeni geçerli olup aile büyükleri ayrı evlerde

Japonya’da başla- yan ve buradan çevre ülkelere yayılan müzik reformları, geleneksel müzik kültürünün, bilimsel bir üstünlüğe sahip olduğu iddiasına dayandırılan Batı

İskender Gencer’i Sağlık Müdürü olarak görmekten mutlu olduğunu kaydeden Muğla Ortak Akıl Birliği Kurucu Başkanı Hafize Nizamoğlu Acar, “Uzlaş- ma

2010 Türkiye’de Japonya Yılı etkinliği çerçevesinde ilk kez Türkiye’de düzenlenen sergi, “Türk ve Japon halkının nükleer savaş felaketi hakkında bilgilendirerek,

Japonya Savunma Bakanı Fumio Kyuma , İkinci Dünya Savaşı sonunda ülkesine atom bombası atan ABD'ye kızgın olmad ığını, "bomba atılmasaydı, Japonya'nın Sovyet

Enerji Uzmanı Necdet Pamir ise şu değerlendirmeyi yaptı: “_imdi Akkuyu’daki nükleer santralin Rusya’ya ihalesi olarak ve Türkiye’nin hiçbir teknoloji transferi sa