• Sonuç bulunamadı

SURİYE DE İRAN VARLIĞI VE ŞİİLEŞTİRME POLİTİKALARI

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "SURİYE DE İRAN VARLIĞI VE ŞİİLEŞTİRME POLİTİKALARI"

Copied!
5
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SURİYE’DE İRAN VARLIĞI VE ŞİİLEŞTİRME POLİTİKALARI

İRAN ANALİZ / Nusayri zihniyetine sahip Esed ailesinin darbe ile iktidara geldiği Suriye’de 1970’lerden bu güne İran rejimi ile oldukça ciddi stratejik bir işbirliği zemini tesis edildi. 1979 devrim sonrası Şiilik İran devletinin resmi mezhebi haline getirildi ve Vilayet-i Fakih düzeninin diğer İslam ülkelerine ihraç edilmesi politikası uygulandı. Laik ve Arap milliyetçisi Baas Partisinin iktidar olduğu Esed rejimi Humeyni sonrası da bu stratejik ilişkisini yoğunlaştırarak artırdı. Bunun ülkedeki en önemli yansımalarından birisi ve belki en tehlikelisi Şiileştirme faaliyetleri oldu. Şiileştirme faaliyetlerine Esed rejiminin aleni desteği, bu faaliyetleri neticesinde açılan havzalar, merkezler, eğitim kurumları, ticari yapılanmalar, istihbarat ve askeri yansımaları gibi birçok bilgiyi içeren bu dosya Suriye’de Şiileştirme’ye dair önemli bilgileri ele almaktadır.

Bilgilerin ana omurgasını el Reşid Araştırmalar Merkezinden Ahmet el Zerafi’nin kaleme aldığı dosyadaki bilgiler şekillendirmektedir.

Hafız Esed döneminden itibaren başlayan Suriye-İran ilişkileri oğlunun gayri meşru bir şekilde veraset yoluyla iktidara gelmesiyle tüm hızıyla devam etmiştir. Gözlerden kaçan asıl nokta ekonomik, askeri, stratejik, siyasi ilişkilerin yanı sıra Suriye’de İran’ın yürüttüğü en önemli çalışmanın Şii mezhebinin yayılması yönündeki çalışmalarıdır.

1995 yılına gelinceye kadar Suriye’de Şiiler için sadece iki havza bulunmaktaydı. Bunların sayısı beş yıl içinde beş havzaya yükseldi. 2001 yılından 2006 yılına kadar ise şu tehlikeli gelişmeler yaşandı:

İlk olarak Suriye’de 12 Şii havzasının inşaatına başlandı. Bunlar:

1- El Haydariye Havzası

2- İmam Cevad el Tebrizi Havzası 3- İmam Sadık Havzası

4- Resul-i Azam Havzası 5- İmam Mücteba Havzası 6- İmam Hüseyin Havzası 7- İmam Zeynelabidin Havzası 8- Kamer Beni Haşim Havzası 9- İmamuz Zaman Eğitim Havzas 10- Şehideyn es-Sadikeyn Havzası

11- İmam Mehdi İslami Araştırmalar İlim Havzası

12- Eimmetil Ethar (Temiz İmamlar) Fıkıh Havzası (2006 yılında kuruldu)

Bu Şii eğitim ve öğretim yapıldığı havzalar çalışmalarını herhangi bir gözetim veya baskı altında olmaksızın yürütmektedirler. Yine Esed rejiminde Şii eğitimi üç fakülte başkent Şam’daki Seyyide Zeyneb civarında açıldı.

2003 Sonrası Suriye’de Şiileştirme ve Tezahürleri

2003 yılında dini ilimlerde uzmanlaşan ilk Şii Üniversitesi Suriye içinde çalışma ruhsatını güvenlik birimlerinden aldı. Akabinde İlmi Havzalar Müdürlüğünün kurulması bunu takip etti.

Başkent Şam’da 2005 yılında çalışmalarına başladı ve Suriye’deki dini ilimleri takip eden özel idarenin gözetiminin dışında faaliyet yürüttü. Vakıflar Bakanlığı bünyesindeki Dini İlimler Müdürlüğü normalde bu tür faaliyetleri kontrol etmekteydi. İçişleri Bakanlığına bağlı siyasi

(2)

güvenlik şubesinin onayını da alarak kontrol mekanizmalarının dışına geniş bir alanda Şiileştirme faaliyetleri yürütüldü.

İran Şii misyonerliği kabir ziyaretlerinden Hüseyniye inşaatlarına, ilmi enstitüler ve havzaların açılmasına, fakihlerin satın alınmasına kadar tüm hızıyla devam etmekteydi.

Başkent’teki Seyyide Zeyneb bölgesinde, el Rakka’daki İran kültür merkezinde, Halep’in batısındaki Hamdani’de el Meşhed binasında ve diğer Suriye şehirlerinde Şiileştirme yürütüldü.

Halkın itibar ettiği Mevlid törenleri, buralarda etli-pilavlı yemekler ve şeker ikramları faaliyetleri yapıldı. İran’a turistik, kültürel ve dini mekanları ziyaret, Suriye’deki Şii havzalarda okuyan öğrencilere burslar temin edildi.

İran rejimine sadık İranlı ve Iraklı Şiiler Suriye vatandaşlığına geçirildi. Raporlara göre çoğunluğu Seyyide Zeyneb ve Şam çevresinde yaşayanlar olmak üzere vatandaşlığa geçirilenlerin sayısı 1 milyonu aştı.

Esed’in kardeşinin gözetimindeki güvenlik teşkilatı, akrabaları ve Nusayri (Alevi) taifesinden grup Suriye’deki Şiileştirme faaliyetlerini desteklemekte, cesaretlendirmekte ve ellerinden geleni desteği vermektedirler. Zira rejimin kuruluşu, güçlenmesi ve bekası nihayetinde Şii- Nusayri ittifakı ile mümkün olabilmekteydi. Bu minvalde Şiileştirme projesine karşı çıkan, bunu ifşa etmeye çalışan veya durumu anlamaya gayret eden herkes rejimin tehdit ve sindirmelerine maruz kaldı. Tıpkı mevcut Suriye halk intifadasına yönelik ithamlarda olduğu gibi Sünni olan bu kişiler de sözde Vahhabi, Selefi ve tekfirci gibi sıfatlarla karalanmaya, itibarsızlaştırmaya çalışıldı. Lakin intifada ile birlikte mezhepçi-tekfirci-terör anlayışının Nusayri-Baas-Şii iktidarı ile müntesiplerinin zihin dünyasında en derin yere sahip olduğu da açığa çıktı.

Nusayri-Şii İttifakı ve Tehlikeyi Görüp Uyaranların, Çalışma Yapanların Tasfiyesi

İslam dininin bidat ve delalet fırkası diye tarif ettiği 12 İmamcı Şii anlayışının önünde durabilecek tek ve güçlü yapı sahih bir din anlayışıdır. Bu da Ehli Sünnet vel Cemaat olarak nitelendirilmektedir. Bunu bilen Nusayri Esed rejimi darbe ile iktidara geldiği 1970’den bu yana Sünnilere kan kusturan bir politika güttü. Bu çerçevede önde gelen ve rejimin yapısını bilen Ehli Sünnet alimlerin davet ve tebliğ faaliyetleri mümkün mertebe kısıtlandı. Konuşanlar Selefi veya İhvanul Müslimin mensubu diye sindirildi. Ki olayların en ciddi şekilde patlak verdiği 1981 yılı ve sonrasındaki Hama benzeri katliamlar da bunun bir sonucuydu. Yine bireysel olarak Nusayri- Şii tehdidinden bahseden alimler ve hareket önderleri de bir şekilde ya gözaltına alındı, ya faili meçhullere kurban gitti ya da susturuldu. Böylece uzun ve sistematik bir sindirme politikası ile Suriye şehirlerinde rejim aleyhinde veya Safavi-Fars-Şii projesi hakkında açıkça konuşan, yazan ve halkı uyaran kişi ve oluşumlar kalmadı.

Despotik rejimlerin bariz karakteri kendisini Esed rejiminde de göstermekteydi. Kendisine muhalif veya tehdit olarak gördüğü herkesi çeşitli sıfatlarla hedef gösteren rejim tasfiye politikasını yürütmekteydi. Örneğin Suriye’de en büyük suç Vahhabi veya tekfirci diye rejimin belirlediği müphem kıstaslar içinde yer almak. Rejimin paranoyak yapısı öyle bir duruma ulaştı ki mesela Şeyhulislam İbni Teymiyye’nin, İmam Nevevi, Şeyh Muhammed bin Abdulvahap, Seyyid Kutup, İmam Hasan el Benna gibi alimlerin kitapları dahil önde gelen Sünni ulemanın kaleme aldığı çeşitli kitapların satışı yasaklandı. Hutbeler ve vaazlar da kontrol altına alarak Suriye’nin İslam dışı Nusayri-Şii

(3)

Böylece oğul Esed dönemindeki Şiileştirme faaliyetleri babasındaki dönemden çok daha görünür ve yaygın bir hal aldı.

Şiiler Beşşar Esed döneminde inanılmaz imtiyazlara kavuştu. Şii misyonerlerin üniversitelerde, kültür merkezlerinde konferanslar ve sempozyumlar yapmalarına imkan tanındı. Öyle ki olaylardan bihaber memurlar ve öğrenciler herhangi bir devlet kontrolü olmaksızın bu Şii propagandaların yapıldığı programlara katıldı.

Suriye muhalefetinin yayımladığı bazı raporlar Suriye’de şu an yaşanmakta olan Şiileştirme çalışmalarını sözde irşad ve Ehli Beyt muhabbeti üzerinden Fars-İran propagandası olarak tanımlamaktalar. Asıl amacın İran’ın emperyalist projesi olduğu, dinin değiştirilmesi temelinde bu projeyi kabul etmeyenlerin tasfiyesi, göçe zorlanması ve sindirilmesi olduğuna dikkat çekiliyor. Humeyni’nin 1979 devrimi sonrasında en büyük hayali olan Velayeti Fakih rejimini İslam ülkelerine ihraç siyaseti çerçevesinde de Suriye’nin hedef alındığı belirtiliyor. Bu çerçevede dinle, imanla, namazla ve niyazla alakası olmayan Lazkiye başta olmak üzere Alevilerin yoğun yaşadığı köylere İran’ın Şiileştirme politikası çerçevesinde Şii camileri inşa ettiği kaydediliyor.

Şam’ın Seçilmesinin Tarihi-Mezhebi-Etnik Anlamlar Skalası

Başkent Şam’daki Şiileştirme faaliyetleri buranın taşıdığı ve ona yüklenilen tarihi anlamlarda gizli. En öne çıkan sebep ise Şam’ın Emevi Devletinin başkenti olması. Emeviler ile Şiiler ve aslında Araplar ile Farslılar arasındaki tarihi rekabet/çatışma alanı kendisini daha çok Şam ve beraberinde Bağdat üzerinden göstermektedir. Bu bağlamda örneğin Bağdat’ı ele geçiren Şii- Safavi devletler başta olmak üzere 2003 sonrası kurulan işgal hükümetleri ve Maliki hükümetinin yürüttüğü politikalar calibi dikkattir. Yürütülen siyaset yüzde yüz Sünni-Arap ve elbette Osmanlı-Türk eserleri adına ne varsa tahribi, tasfiyesi ve tağyirinden ibarettir. Sünni- Arap ve Emevi-Abbasi-Osmanlı dönemine ait ne varsa bunlar sistematik bir şekilde yıkıma, tahribata ve ortadan kaldırılmaya uğramıştır.

Aynı şekilde Fars-İran hegemonyasının açık bir unsuru olarak Esed hanedanı iktidarındaki Şam ve Suriye’de İslam Medeniyetinin önemli eserleri, sahabeler, alimler, şeyhler ve önde gelenlerin kabirleri, merkezleri veya onlara ait izler ciddi bir şekilde tamire, tadile ve ihyaya yönelik çalışmalardan arındırılmıştır. Böylece metruk izlenimi veren, bakımsız, işe yaramaz veya kullanılamaz bir hal arz etmiştir İslam eserleri. Tam aksi yönde ise Şam’da tıpkı diğer yerlerde olduğu gibi tarihi gerçeklikleri ters yüz edilip sanal bir şekilde yeniden inşa eden Şii-Fars aklının Ehli Beyt’e nisbet iddia ettiği makam-temsil-kabir olarak piyasaya sürdüğü kutsal makamlar, türbeler devreye girmiştir. Şam özelinde bunlara paralel bir şekilde merkezler/ticari/dini/kültürel/sosyal oluşumlar kurularak Şiileştirme politikaları son hızla devam etmiştir. Örneğin tamamına yakını Sünnilerden oluşan Seyyide Zeyneb tedrici olarak Şiileştirilmiş ve yoğunluk alanı haline getirilmiştir. Dev bir ticari merkez halini alan burası Şii dünyası açısından Necef ve Kum’dan sonra dünyadaki üçüncü büyük Şii havzasıdır!

Şiileştirme politikaları Emevi/Arap devletinin başkenti olan Şam’da böylece Şianın ve temsilcisi iddiasındaki İran’ın tarihi- dini ve kültürel ben-idrakinin nefret-imha-inşa üçleminde yeniden tarih sahnesindeki yerini aldığını göstermektedir. Yani İran açısından Şam; akidevi-kültürel-hegemonik çerçevede bir zafer kazanımı olarak görünmekte; kaybetmek ve buranın düşmesi onun tüm kazanımlarının ortadan kalkması şeklinde değerlendirilmektedir.

(4)

Yukarıdaki nedenlerle Mart 2011’de başlayan Suriye intifadasının bastırılmasında, Nusayri-Baas Esed diktasının yanında açıkça ve tüm güçleriyle destek verilmesinde Taklit Merci, Ayetullah, Hüccetülislam, Molla, cami imamı, entelektüel, şair, yazar, gazeteci, asker, diplomat, ajan, bürokrat veya sıradan bir adanmış Şii olsun tüm dünya genelinde nerdeyse ortak bir aklın harekete geçtiği görülmektedir. Mevzu akidevi temellerde zihin parametrelerini inşa eden Şia’nın bunu stratejik-askeri-diplomatik-ekonomik-sosyal-kültürel kazanım olarak Esed rejimi üzerinden Akdeniz havzasında kökleştirmeye çalışmak istemelerinde yatmaktadır. Milyonlarca Suriyelinin tam karşısında yer alan bir kanlı rejimin halka rağmen İran-Şii oluşumlarca yaşatılmaya çalışılması ana hatlarıyla mezkur sebeplerden kaynaklanmaktadır. Mesele onlar açısından bir hayat-memat meselesi olarak görülmektedir.

Şiileştirme faaliyetlerinin doğal sacayakları İran açısından çok yönlülük arz ediyor. Şiiliğin yayılmasının yanı sıra İran açısından İslam-Şii dünyasının lideri olma gibi ham bir hayal, stratejik ve ekonomik olarak konum kapma, bölgesel ve küresel güç olma gibi içi içe geçmiş;

ancak devletin resmi-mezhebi açıdan birbirini tamamlayan bir siyaseti bulunmaktadır. Yukarıda biraz daha ayrıntılı verildiği gibi bu sebeplerle özellikle 79 devrimi sonrası Şam stratejik müttefik olarak en ön sıralarda yer almıştır.

ŞAM VE ÇEVRESİNDE ŞİİLEŞTİRME FAALİYETLERİ

Şam’daki Şiileştirme faaliyetlerinin son derece yaygınlaşması çok yönlü olarak İran ve Şii hareketlere alan açtı. Bunların başında örneğin Maliki’nin oğlunun Şam’da beş yıldızlı otel açmasından, Mehdi Ordusu-Bedir Tugayları-Dava Partisi gibi Şii terör örgütlerinin Seyyide Zeyneb bölgesinde şubeler açmasına, İran Devrim Muhafızlarının istihbarat ve askeri yapılanmalarına ait yerlerin açılmasına, dini-kültürel turizm adı altında yoğun şekilde geliş gidişlerin artırılmasına kadar çok yönlü gelişmeler yaşandı. Şiiler açısından kullanılan İslamın yasakladığı geçici nikah denilen Muta evliliği adlı zina yaygınlaştı. İran tıpkı diğer ülkelerde olduğu gibi bunu önemli bir Şiileştirme ve markaja alma aracı olarak kullandı.

Örneğin Ammara bölgesinde Emevi camisinin güney kısmında İran Devrim Muhafızları yerleşim yeri aldı. Aynı bölgede yine Safiyye adlı bir Şii camisi var – Ammara Sadat bölgesinde – . Şam çevresinde Adra şehrinde de cami bulunuyor. Tıpkı namazla niyazla alakası olmayan Nusayrilerin yoğun yaşadığı yerlere Esed rejimiyle birlikte İran rejiminin Şii camileri, dini merkezleri kurması gibi. İran değil İslamla Şiilikle dahi alakası olmayan Arap alevisi Nusayrileri böylelikle Şiileştirme yolunu güttü; ama elbette mezhebi anlamda çok az başarılı oldu. Yine de İran-Şii havzası bunları kendisi açısından kazanım olarak gördü; tıpkı Türkiye Alevileri üzerinde yaptığı Şiileştirme çalışmalarında olduğu gibi…

Şiiliğin tarih bozumu ve geçmişinin çarpıtılması, İslamın tevil ve tefsirlerle yontulması gibi hususlarda son derece ileri olduğu bilinmektedir. Bu çerçevede hiçbir tarihi varlığı olmamasına rağmen sözde makam adıyla birçok türbe hem İran toprakları içinde hem de nüfuz alanına dahil yerlerde açılmaktadır. Böylece zamanla burası dini-iktisadi-ictimai olarak Şianın uğrak yeri haline gelen bir merkez olmaktadır.

Örneğin Şam çevresindeki Darya beldesinde eski bir mezarlığın üzerine İranlılar büyük bir kabir inşa etmişler burasının Hz. Ali’nin kızı Sekine’nin kabri olduğunu iddia etmişlerdir. Oysa tarihini, şeceresini çok iyi bilen, bu konuda ciddi bir sistematiği olan Şam ahalisi ve Araplar nezdinde burası sadece sıradan bir kabirdir! Ancak İranlılar burayı Nusayri Esed iktidarıyla birlikte bir açılım olarak gördükleri Suriyenin Şiileştirme projesi çerçevesinde kullanmışlardır. Önce eski bir mezar sözde önemli bir kişiye nispet edilmiş, inşa ile yeni bir kabir yapılmış ve akabinde etrafı İranlılarca satın alınmıştır. Sonra İran Devrim Muhafızları, Kudüs Tugayları ve Şii misyonerlerin en önemli araçsalı olarak kullandığı sözde kutsal mekanlara ziyaret adı altında şirketler

(5)

Sözde yeni dini mekanın etrafında arazi satın alan İranlılar hemen buraya oteller ve ticaret merkezleri açmaktadır. 2003 yılından itibaren yoğunlaşan Şiilik faaliyetlerinin en temelde türbe- kabir ziyaretleri üzerinden şekillendiğine dikkat çekilmektedir. Yukarıda belirtilen tarihi gerçekliği olmayan makam Hz. Sekine’ye ait diye lanse edilmiş, buraya yoğun ziyaret programları düzenlenmiş, acentalar harıl harıl insanlar taşımı, oteller ve işyerleri yapılarak burası kendiliğinden bir Şii mukaddes mekanı halini almıştır! Oysa bu beldede tek bir Şiinin dahi yaşanmadığı bilinmektedir. Bu tarihin çarpıtılıp yeniden inşa edildiği mekanlar İran-Şii aklının devlet eliyle Şiileştirme projesi çerçevesinde nasıl yürütüldüğünü de gözler önüne sermektedir.

Öyle ki Ahmedinecat 20 Ocak 2006 tarihli ziyaretinde burasını özellikle ziyaret ederek Darya’ya İran’ın atfettiği önemi göstermiştir.

Şam’daki İran elçiliği ve Humeyni Hayır Hastanesi de Şiileştirme faaliyetlerinde önemli roller oymaktadır. Buna birçok Şii mezhebi ve kültürel kodunu taşıyan isimlerle ticari, dini, sosyal kuruluş dahil değildir. Hacerul Esved, Duveyliye, Mesakin, Zehra gibi fakir bölgelerde Şii mollalar ve misyonerlerin cirit attığı, çok yoğun faaliyetlerde bulunduğu bilinmektedir.

Tüm bu çalışmaların yapılmasında Esed rejimin resmi ve gayri resmi olarak ciddi kolaylıklar sağladığına işaret edilmektedir. Üç kişinin bir araya gelmediği, dernek, vakıf ve herhangi bir sivil oluşumun kurulamadığı, siyasi partilere ve faaliyetlere hayat hakkı tanınmadığı, Selefilik üzerinden Sünnilerin çalışmalarına ciddi darbe vurulduğu bir istihbarat ülkesinde Şiilerin devletin gözetimi olmaksızın bu denli çalışma yapamayacaktır. Seyyide Zeyneb bölgesini ziyaret amacıyla özellikle Aşura döneminde Pakistan, Afganistan, Irak ve İran’dan yüz binlerce Şii Şam’a gelmektedir. 1978 yılında 27.000 olan ziyaretçi sayısı Esed diktasının destekleriyle beş yıl sonra 202.000’e çıkan rakam şimdi inanılmaz rakamlara ulaşmıştır.

SURİYE’DE ŞİİLEŞTİRME POLİTİKASINDA ÖNDE GELEN ŞAHSİYETLER

Seyyid Vahidi el Hüseyni: Bu şahsiyet İran vatandaşı olup Seyyide Zeyneb’de önde gelen bir isimdir. İran’ın Suriye’de yürüttüğü tüm faaliyetlerin finanse edilmesi işlemlerini bu yürütmektedir. Hüseyniyetüz Zehra adlı Şii dini merkezin sahibidir. Irak, Suriye, İran ve körfez ülkeleri arasında sürekli seyahat etmekte, Şiilerin rejimin yanında durması için bir siyaset gütmektedir. Liderliğini yaptığı oluşumun çoğu Iraklılardan oluşmakta olup kızlarının tümü Iraklılarla evlidir.

…Nasiri: Afgan asıllı olup yine Şiilerin Hüseyniye dediği dini merkezin sahibidir. Suriye’deki Afgan faaliyetlerini yürütmektedir. Hamaney’in ofisine yakın yerde ofisi bulunmakta olup aynı zamanda bazı meselelerde Afganistan Hükümetini temsil etmektedir.

Mecmuatun Nahhas (Al Nahas Group): İran asıllı Saib Nuhhas denilen şahsın başkanlığını yaptığı 486′ya yakın ticari şirketi bünyesinde barındıran bir gruptur. Bu şirketler aracılığıyla Suriye’de çok büyük iktisadi faaliyetler yürütmektedirler. Öyle ki grubun faaliyetleri Afrika, körfez ve tüm dünyaya kadar uzanmaktadır. Kendisi Mısırlı biriyle evli olup şirketleri Mısırlı biri yönetmektedir.

Ömer Şuri: Suriye’deki Bin Ladin Şirketin icra kurulu müdürüdür. Görünüşte Sünni olup gerçekte gizli bir Şiidir. Şirazi Havzasını desteklemekte olup Şiilerin zekat diye ödemekle zorunlu gördükleri Humus vermektedir. Sadece kişisel olarak değil son derece muntazam ve örgütsel bir şekilde faaliyet yürütmektedir. Öyle ki Esed rejiminin yanında olmaları, destek vermeleri için laikleri, Baasçıları ve bazı Sünni şahsiyetleri elde etme yönünde muhtelif merkezleri bulunmaktadır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Turizmin en belirgin özelliği, insan davranışı ve toplumsaldavranıla ilgili olmasıdır. Çünkü turizm olayı, bireyleri ve toplulukları kapsayan bir

Analizde finansal gelişmeyi temsilen IMF tarafından sunulan ve finansal gelişmenin farklı boyutlarını yansıtan finansal gelişme endeksi, vergi gelirlerini temsil

Abdominal lipomatozis, kapsülsüz yağ doku- nun abdominal kavitede birikimi ile karakterize, etyolojisi bilinmeyen, oldukça nadir görülen, benign bir hastalıktır..

Bu duygusal vedalaşma / uğurlama anından anlaşılan, Kadı Han ve kraliçenin duygularının karşılıklı olduğudur; ancak aynı Kraliçe, romanın sonunda Tuğ

Acil Servise Başvuran Hastaların Memnuniyet Düzeyleri Level of Satisfaction of Patients Admitting to Emergency Room.. Oya AKPINAR ORUǹ, Hanife

Bu çalışmada, acil servise toraks travması ile başvuran hastaların demografik özellikleri, travma nedenleri, gelişen patolojiler, tedavi yaklaşımları ve

Karın ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran hastaların karın ağrısındaki davranışlarının yaş gruplarına göre dağılımı istatistiksel olarak değerlendirildiğinde

Bu ayetlerden de anlaĢılacağı gibi Ģehitlik, Ġslam dini içinde yüceltilen, saygı duyulan, değer verilen dini bir kavramdır. Ama anlamları terör örgütlerinin