1980 SONRASI YENİ-LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN ETKİSİNDE YENİ BİR KENTSEL GELİŞME BİÇİMİ OLARAK GÜVENLİKLİ SİTELER: KONYA ÖRNEĞİ

489  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ

(KENT VE ÇEVRE BİLİMLERİ) ANABİLİM DALI

1980 SONRASI YENİ-LİBERALİZM VE

KÜRESELLEŞMENİN ETKİSİNDE YENİ BİR KENTSEL GELİŞME BİÇİMİ OLARAK GÜVENLİKLİ SİTELER:

KONYA ÖRNEĞİ

Doktora Tezi

Esra Banu SİPAHİ

ANKARA–2011

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ

(KENT VE ÇEVRE BİLİMLERİ) ANABİLİM DALI

1980 SONRASI YENİ-LİBERALİZM VE

KÜRESELLEŞMENİN ETKİSİNDE YENİ BİR KENTSEL GELİŞME BİÇİMİ OLARAK GÜVENLİKLİ SİTELER:

KONYA ÖRNEĞİ

Doktora Tezi

Esra Banu SİPAHİ

Tez Danışmanı Prof. Dr. Ayşegül MENGİ

ANKARA–2011

(3)
(4)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim. ……/……2011

Esra Banu SİPAHİ

(5)

i

1980 SONRASI YENİ-LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN ETKİSİNDE YENİ BİR KENTSEL GELİŞME BİÇİMİ OLARAK GÜVENLİKLİ

SİTELER: KONYA ÖRNEĞİ

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER ... i

KISALTMALAR LİSTESİ... vii

TABLOLAR LİSTESİ ... ix

ŞEKİLLER LİSTESİ ... xiv

RESİMLER LİSTESİ ... xv

GİRİŞ ... 1

I. ÇALIŞMANIN KONUSU VE AMACI………….………...1

II. KAPSAM VE TEMEL HİPOTEZLER………...………6

1. Kapsam ……….………6

2. Temel Hipotezler……….………..8

III. ÇALIŞMANIN YÖNTEMİ………9

BİRİNCİ BÖLÜM YENİ-LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN KENTSEL ALANDAKİ ETKİLERİ ve GÜVENLİKLİ SİTELER I. BİRİNCİ KISIM: YENİ-LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN KENTSEL ALANDAKİ ETKİLERİ ... 11

1.1. Yeni-Liberalizm ve Küreselleşmenin Kentsel Alandaki Etkileri... 12

1.1.1. Toplumsal Sınıflar ve Yeni Görünümleri ... 28

1.1.1.1. Orta Sınıfın Aşınması ve Sınıfsal Kutuplaşma ... 36

(6)

ii

1.1.1.2.Yeni Orta Sınıf ... 43

1.1.2. Post-Modern Tüketim Kültürünün Mekâna Yansıması ... 52

1.1.3. Kentsel Ayrışma Kavramı ve Boyutları... 65

1.1.3.1. Ekonomik Ayrışma ... 67

1.1.3.2. Mekânsal Ayrışma ... 70

1.1.3.3. Toplumsal Ayrışma... 77

II. İKİNCİ KISIM: YENİ BİR KENTSEL GELİŞME BİÇİMİ OLARAK GÜVENLİKLİ SİTELER ... 80

1.2. Güvenlikli Sitelerin Temeli Olarak Yörekentler... 80

1.2.1. Yörekentleşmenin Gelişimi... 86

1.2.2. Gelişmiş Ülkelerde Yörekentleşme... 95

1.3. Yeni bir Kentsel Gelişme Biçimi: Güvenlikli Siteler ... 101

1.3.1. Güvenlikli Site (Gated Community) Kavramı ... 102

1.3.2. Güvenlikli Sitelerin Oluşum Nedenleri... 108

1.3.3. Literatürde Güvenlikli Siteler ... 111

1.3.4. Güvenlikli Sitelerin Türleri... 114

1.3.5. Güvenlikli Sitelerin Gelişimi ... 121

1.3.5.1. Amerika’da Güvenlikli Siteler ... 123

1.3.5.2. Avrupa’da Güvenlikli Siteler ... 125

1.3.5.3. Diğer Ülkelerde Güvenlikli Siteler ... 129

1.3.6. Yeni-Liberalizm-Güvenlikli Site İlişkisi... 133

1.3.7. Kentsel Ayrışma-Güvenlikli Site İlişkisi ... 137

(7)

iii

İKİNCİ BÖLÜM

YENİ-LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN TÜRKİYE KENTLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ ve GÜVENLİKLİ SİTELER I. BİRİNCİ KISIM: YENİ–LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN ETKİSİNDE

TÜRKİYE’DE KENTLERİN DÖNÜŞÜMÜ ... 146

2.1. Yeni-Liberalizm ve Küreselleşmenin Türkiye’nin Kentleri Üzerindeki Etkileri... 149

2.1.1. Kentlerdeki Toplumsal Sınıfsal Yapı Üzerindeki Etkileri... 152

2.1.1.1. 1980 Öncesinde Orta Sınıf ve Kent ... 153

2.1.1.2. 1980 Sonrası Yoksullar ve Kent ... 157

2.1.1.3. 1980 Sonrası Yeni Orta Sınıf ve Kent... 163

2.1.1.4. 1980 Sonrası Yeni Zenginler ve Kent... 167

2.1.1.5. Kentle Bütünleşememe Sorunu... 171

2.1.1.5.1. 1980’e kadar Kentle Bütünleşmenin Görünümü... 173

2.1.1.5.2. 1980 Sonrası Yeni-Liberalizmin Etkisinde Kentle Bütünleşememe Sorunu ... 179

2.1.2. Toplumsal ve Mekânsal Etkiler ... 182

2.1.2.1. Geleneksel Mahallenin Dönüşümü ... 182

2.1.2.2. Konutun Dönüşümü ... 191

2.1.2.3. Değişen Yaşam Tarzı ve Kentin Yeniden Biçimlenmesi... 199

2.1.2.3.1. Alışveriş Merkezleri... 208

2.1.2.3.2. Plazalar... 211

2.1.2.3.3. Rezidanslar... 214

2.1.2.3.4.Villalar ve Siteler ... 217

(8)

iv

2.1.3. Eski Kentlilerin Ötekileştirdikleri Yeni Kentliler... 219

II. İKİNCİ KISIM: TÜRKİYE’DE 1980 SONRASI UYGULANAN POLİTİKALAR VE GÜVENLİKLİ SİTELER ... 229

2.2. Türkiye’de Konut Koşulları ... 231

2.2.1. Türkiye’de Konuta İlişkin Veriler... 232

2.2.2. Türkiye’de 1980 Sonrası Uygulanan Konut Politikalarının Genel Görünümü... 234

2.2.3. Türkiye’de 1980 Sonrası Uygulanan Politikalar Bağlamında Kentsel Rantlar ... 242

2.2.4. Türkiye’de 1980 Sonrası Uygulanan Konut Politikaları ile Güvenlikli Siteler Arasındaki İlişki……… ... 253

2.3. Türkiye’de Güvenlikli Siteler ... 257

2.3.1. Türkiye’de Güvenlikli Sitelerle İlgili Literatür... 257

2.3.2. Türkiye’de Güvenlikli Sitelerin Genel Görünümü ... 263

2.3.3. Türkiye’de Güvenlikli Site Araştırmalarından Örnekler ... 269

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM KONYA ÖRNEĞİNDE GÜVENLİKLİ SİTELER I. BİRİNCİ KISIM: KONYA İLİ VE GÜVENLİKLİ SİTELER... 284

3.1. Konya İli ... 284

3.1.1. Konya Kentinin Temel Özellikleri... 284

3.1.2. Konya’da Nüfus ve Kentleşme ... 289

3.2. Konya’da Güvenlikli Sitelerin Gelişimi ... 291

(9)

v

II. İKİNCİ KISIM: KONYA ÖRNEĞİ’NDE GÜVENLİKLİ SİTELER... 296

3.3. Alan Araştırmasının Konusu, Amacı, Yöntemi, Hipotezleri ve Sınırlılıkları... 296

3.3.1. Araştırmanın Konusu ... 296

3.3.2. Araştırmanın Amacı... 298

3.3.3. Araştırmanın Yöntemi... 300

3.3.4. Evren ve Örneklem ... 303

3.3.5. Hipotezler... 305

3.3.6. Araştırmanın Sınırlılıkları... 306

3.4. Araştırmanın Örneklemini Oluşturan Siteler ... 309

3.4.1. Meram Yeni Yol Konakları (MYYK) ... 309

3.4.2. Garanti Konutları (GK)... 311

3.5. Araştırma Verilerinin Analiz ve Bulguları... 316

3.5.1. Örneklem Grubunun Demografik Özelliklerinin Analizi ... 316

3.5.1.1. Meram Yeni Yol Konakları Sakinlerinin Sosyo-Demografik Özelliklerinin Analizi... 322

3.5.1.2. Garanti Konutları Sakinlerinin Sosyo-Demografik Özelliklerinin Analizi... 324

3.5.2. Örneklem Grubunun Toplumsal Statü Göstergelerinin Analizi ... 327

3.5.3. Örneklem Grubunun Siteye İlişkin Öykülerinin Analizi ... 341

3.5.4. Örneklem Grubunun Siteyi Tercih Etme Nedenlerinin Analizi... 346

3.5.5. Örneklem Grubunun Siteden Memnuniyet Düzeylerinin Analizi ... 350

3.5.6. Örneklem Grubunun Site Yaşamına Atfettikleri Değerin ve Seçkinlik Algılarının Analizi... 361

3.5.7. Örneklem Grubunun Güvenlik Algılarının Analizi ... 371

(10)

vi

3.5.8. Örneklem Grubunun Site İçi Sosyal Paylaşım-Etkileşim Düzeyinin

Analizi ... 378

3.5.9. Örneklem Grubunun Kentle İlişkilerinin Analizi ... 390

3.6. Alan Araştırması Bulgularının Değerlendirilmesi……….. ... 401

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ... 417

KAYNAKÇA... 429

EK: ANKET FORMU ... 461

ÖZET ... 467

SUMMARY ... 469

(11)

vii

KISALTMALAR LİSTESİ

A.g.k.: Adı geçen kaynak

AB: Avrupa Birliği

ABD: Amerika Birleşik Devletleri

Bkz: Bakınız

C: Cilt

Çev: Çeviren

Der: Derleyen

DPT: Devlet Planlama Teşkilatı

GK: Garanti Konutları

GSYİH: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla

IMF: Uluslar arası Para Fonu

KİT: Kamu İktisadi Teşebbüsleri

M.Ö.: Milattan önce

MYYK: Meram Yeni Yol Konakları

S: Sayı

(12)

viii ss: Sayfa sayısı

TÜİK: Türkiye İstatistik Kurumu

UNDP: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı

Vb.: ve benzeri

Vd.: ve diğerleri

Y: Yıl

(13)

ix

TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1: Sitelere Göre Örneklem Grubunun Dağılımı ... 305

Tablo 2: Katılımcıların Sosyo-Demografik Özellikleri ... 317

Tablo 3: Konya’ya Nereden Gelindiği... 328

Tablo 4: Kentte Yaşama Süresi... 329

Tablo 5: Sitede Konut İyeliği Durumu ... 330

Tablo 6: Sahip Olunan (Diğer) Konut Sayısı... 331

Tablo 7: Otomobil Sayısı ... 332

Tablo 8: Site Adı-Otomobil Sayısı İlişkisinin Analizi... 334

Tablo 9: Kullanılan Ulaşım Araçları... 334

Tablo 10: Harcamaların Öncelikli Olarak Hangi Kalemlerde Yapıldığı ... 335

Tablo 11: Serbest Zaman Değerlendirme Biçimi ... 338

Tablo 12: Site Adı-Gelir Durumu İlişkisinin Analizi ... 340

Tablo 13: Sitede Oturma Süresi... 341

Tablo 14: Siteye Taşınmadan Önceki Konutun Niteliği... 342

Tablo 15: Önceki Konutlarından Taşınma Nedenleri... 343

(14)

x

Tablo 16: Evi Edinme Şekli... 345

Tablo 17: Evi Almalarında Etkili Olan Faktör ... 346

Tablo 18: Siteyi Tercih Etme Nedenlerinin Analizi ... 348

Tablo 19: Sitenin Tekrar Tercih Edilirliği ... 350

Tablo 20: Memnuniyet... 351

Tablo 21: Muhitten Memnuniyet-Oturulan Site İlişkisinin Analizi ... 352

Tablo 22: Daha Önce Yaşanılan Yer -Siteden Memnuniyet İlişkisinin Analizi... 353

Tablo 23: Siteden Taşınma Düşüncesi... 354

Tablo 24: Siteden Taşınma Düşüncesinin Nedenleri ... 355

Tablo 25: Siteden Taşınmayı Düşünmeme Nedenleri ... 356

Tablo 26: Site Yaşamını Yakınlara Önerme Durumu ... 357

Tablo 27: Site Sakinlerinin Site Yaşamını Yakınlarına Önermeme Nedenleri... 358

Tablo 28: Çocuklu Site Sakinlerinin Site Yaşamının Avantaj ve Dezavantajlarına Yönelik Değerlendirmeleri ... 359

Tablo 29: Siteye Karşı Aidiyet Hissetme Durumu ... 361

(15)

xi

Tablo 30: Siteye Karşı Hissedilen Aidiyet Duygusu-Siteden Taşınma Niyeti İlişkisinin Analizi... 362

Tablo 31: Sitede Oturanların Taşıması Gereken Nitelikler ... 363

Tablo 32: Ayrıcalık Algısı ... 365

Tablo 33: Güvenlikli Sitede Yaşamayı Tercih Etme- Ayrıcalıklı Hissetme İlişkisinin Analizi... 366

Tablo 34: Ayrıcalıklı Hissetme- Yaşanılan Yerin Seçkin Bir Muhitte Yer Almasına Verilen Önem İlişkisinin Analizi... 367

Tablo 35: Ayrıcalıklı Hissetme ile Kendi Gibi İnsanlarla Birarada Yaşama İlişkisinin Analizi... 368

Tablo 36: Sitelerin Kentin Diğer Oturma Alanlarıyla Karşılaştırılması.... 369

Tablo 37: Daha Önce Güvenlikli Bir Yerde Yaşanma Durumu ... 372

Tablo 38: Sitede Güvenliğin Sağlanma Biçimi ... 372

Tablo 39: Sitede Yaşamanın “Güvende” Hissettirme Durumu ... 373

Tablo 40: Sitede Alınan Güvenlik Önlemlerinin Yeterliliğine İlişkin

Değerlendirme... 374

Tablo 41: Alınan Güvenlik Önlemlerini Yeterli Bulma-Güvende Hissetme İlişkisinin Analizi... 375

(16)

xii

Tablo 42: Site İçinde Suçun İşlenip İşlenmediği ... 376

Tablo 43: Site İçinde Suçun İşlenmesi Durumunu Bilme-Kendini Güvende Hissetme İlişkisinin Analizi ... 377

Tablo 44: Komşuluk İlişkileri Hakkında Yapılan Değerlendirmeler ... 379

Tablo 45: Komşularla Görüşme Sıklığı ... 380

Tablo 46: Komşularla Görüşme Sıklığı-Cinsiyet İlişkisinin Analizi... 381

Tablo 47: Komşuluk İlişkileri ile Komşuluğa Verilen Önem Arasındaki İlişkinin Analizi... 382

Tablo 48: Komşularla Nadiren Görüşme Nedenleri ... 383

Tablo 49: Komşularla Görüşme Sıklığının Az Olması ya da Hiç Olmaması ile Bu Durumun Nedenleri Arasındaki İlişkinin Analizi ... 384

Tablo 50: Komşularla Görüşme Sıklığının Az Olması ya da Hiç Olmamasının Nedenleri ile MYYK/GK’nda Oturma İlişkisinin Analizi... 385

Tablo 51: Komşuluk İlişkilerinin Düzeyi ile MYYK/GK’nda Oturma İlişkisinin Analizi ... 386

Tablo 52: Site İçinde Ortak Alanların Kullanımı ve Ortak Aktivitelere Katılım Sıklığı... 387

(17)

xiii

Tablo 53: Site İçinde Ortak Alanların Kullanılmama ve Aktivitelere

Katılmama Nedenleri ... 388

Tablo 54: Bireylerin MYYK/GK’nda Oturmalarına Göre Gerçekleşen Ortak Aktivitelere Katılmama Nedeni İlişkisinin Analizi... 389

Tablo 55: Sitenin Yönetiminde Rol Alma ... 390

Tablo 56: Mutfak Alışverişinin Nereden Yapıldığı ... 391

Tablo 57: Serbest Zamanın Nere(ler)de Geçirildiği ... 392

Tablo 58: Site Sakinlerinin Mahalle Sakinlerine İlişkin Görüşleri ... 393

Tablo 59: Mahalleden Kişilerle Görüşülüp Görüşülmediği... 394

Tablo 60: Mahalleden Kişilerle Görüşülmeme Nedenleri ... 395

Tablo 61: Yakın Arkadaşların Nerede Oturduğu... 396

Tablo 62: Yerel Gündemi Takip Etme... 398

Tablo 63: Yerel Gündemi Takip Etmeme Nedeni ... 399

Tablo 64: Sivil Toplum Kuruluşuna Üye Olma Durumu ... 399

(18)

xiv

ŞEKİLLER LİSTESİ

Şekil: Çalışmada İzlenen Yöntem ve Metodoloji ... 301

Harita: Garanti Konutları (Azra Tatil Köyü) ... 313

(19)

xv

RESİMLER LİSTESİ

Resim 1: Meram Yeni Yol Konakları ... 309

Resim 2: Meram Yeni Yol Konakları ... 310

Resim 3: Garanti Konutları (Azra Tatil Köyü) ... 311

Resim 4: TOKİ Konutları Selçuklu/Yazır Mah ... 312

Resim 5: Beyhekim Devlet Hastanesi... 312

Resim 6: Beyhekim Devlet Hastanesi... 313

Resim 7: Garanti Konutları (Azra Tatil Köyü) ... 315

Resim 8: Garanti Konutları (Azra Tatil Köyü) ... 315

(20)

1 GİRİŞ

I. ÇALIŞMANIN KONUSU VE AMACI

İnsanoğlunun en temel gereksinimlerinden biri olan, barınma gereksiniminin karşılandığı mekân olarak “ev”, geçmişten günümüze, tarihin her döneminde mahrem, korunması gereken, özel bir alan olagelmiştir. Bunun gereği olarak da, evin her dönemde; çevresinin duvarlarla, çitlerle, ağaçlarla çevrildiği görülebilmektedir.

Sözgelimi, Ortaçağ’da kalelerin surları ve kapıları, kentlerin sınırlarını belirleme işlevinin dışında; yaşam alanlarını korunaklı hale getirme işlevi de üstlenmiştir.

Diğer taraftan, feodal beylerin, aristokratların şatolarının; asillerin köşklerinin etrafı da hep duvarlarla çevrilidir. İslam kentinde de evler; duvarları dışa kapalı, ortak bir avlu etrafında çevrilmiş yapılar olarak inşa edilmiştir. Eve ilişkin bu “dışa kapalılık”

durumu, geçmişten günümüze değin süregelen belirgin bir özelliktir.

Ancak, günümüzde bu “dışa kapalılık” durumu, içerik değiştirmiştir. Yeni- liberal süreçte ev bir tüketim nesnesi olarak yeniden kurgulanırken, giderek bir statü göstergesi haline getirilmektedir. Evin geçirdiği bu dönüşüm, aynı zamanda günümüz kentlerini de dönüştürmekte ve bu süreçte güvenlikli site olgusu, küreselleşmeye özgü yeni bir mekânsal örgütlenme biçimi olarak belirmektedir.

Günümüzde dünyayı etkisi altına alan küreselleşmenin ve yeni-liberal tüketim ideolojisinin, kentsel yaşam üzerindeki izdüşümlerinden biri olarak, güvenlikli site olgusunun temel dinamiklerinin anlaşılabilmesi noktasında, genel olarak yeni- liberalizmin etkilerinin ele alınması gereklikliliği gündeme gelmektedir.

(21)

2

Dünyada, 1970’li yıllardan itibaren toplumsal refah devletinin çözülmeye başlaması, devletin küçültülmesi politikalarını gündeme getirmiş, 1980’li yıllardan itibaren de hızla küreselleşmenin gerektirdiği yeni-liberal politikalar uygulamaya konulmuştur. Bu süreçte, serbest piyasanın, her alanda daha etkin hale getirilmesine yönelik politika ve uygulamalar hız kazanmış; özelleştirme politikaları ve devletin kamusal hizmetlerden çekilmeye başlaması ile birlikte, toplumsal politikalar da önemini kaybetmiş; daha önce benzeri görülmemiş bir eşitsizlik durumu baş göstermiştir.

Kentler, bu eşitsizliğin en belirgin biçimde gözlendiği mekânlardır. Kentsel kaynakların, kentsel toplumsal sınıflar arasındaki paylaşımındaki eşitsizlikler artarken; bir tarafta kent yoksulluğu derinleşerek yaygınlaşmakta; diğer tarafta zenginlik kutuplaşarak ayrışmaktadır. Bu süreçte, geleneksel orta sınıf da kendi içinde ayrışmakta; önemli bir bölümünün geliri azalırken; küçük bir bölümünün de geliri aşırı artarak, konumu üst sınıfa yaklaşmaktadır. Kentsel bütünleşmeyi aşındıran bu durum, beraberinde rant gruplarının oluşumunu da getirmekte ve kenti bu gruplar mekânsal ve toplumsal anlamda yeniden biçimlendirmektedirler.

Bu yeniden biçimlenme sürecinde, kentte yaşayan farklı toplumsal katmanlardan insanlar arasındaki ilişkiler zayıflamakta, hatta çoğu zaman kopma noktasına gelmektedir. Bu bağlamda, kente anlam kazandıran kamusal bütünlük giderek parçalanmakta ve Kurtuluş’un ifadesiyle, “sosyal olarak inşa edilmiş bir ölçek olan”1 kent, bu niteliğini giderek kaybetmektedir. Böylece, bütünün parçaları olan farklılıklarla anlam kazanan kent, çelişkilerin ve eşitsizliklerin mekânı haline

1 Hatice Kurtuluş, “Kente Bir Sosyo-mekânsal Ölçek Olarak Bakmak ve ‘Kentsel Dönüşüm’”, Evrensel Kültür, Sayı: 164, Ağustos-2005.

(22)

3

gelmektedir. Giderek, farklı insan ve toplulukların birbirlerine dokunmadan, ilişki kurmadan yaşamlarına devam ettikleri mekânlar olarak kentler; bireyleri ve toplumsal sınıfları bir araya getiren, birbirlerini tanımalarını ve kültürel açıdan zenginleşmelerini, sosyal sermayelerini güçlendirmelerini sağlayan mekânlar olmak yerine; toplumsal katmanları birbirinden uzaklaştıran, insanlar arasında aşılması güç duvarların inşa edildiği yerler haline gelmektedirler.

Kentlerin bu durumuna zemin hazırlayan, yeni ve farklı mekânsal örgütlenmeler de, bu tür bir ayrışma ekseninde oluşmaktadır. Oluşan bu mekânsal örgütlenmelerin, kapitalizmin dinamosunu oluşturan ve tüm dünyaya hızla yayılan tüketim kültürü tarafından biçimlendirildiği gerçeği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Türkiye’de de, böyle bir mekânsal dönüşüm süreci, dünyadaki gelişmelerle paralel biçimde ve büyük bir hızla gerçekleşmektedir. Bu mekânsal dönüşüm, kentin hem ulusal, hem bölgesel, hem de uluslararası düzlemde yüklendiği rollere ve kamusal ya da sivil aktörlerin farklı dönemlerdeki kararlarına ve uygulamalarına bağlı olarak biçimlenmektedir. Farklı düzlemlerde ortaya çıkan bu dinamikler, yerel ölçekte yaratılan ya da hâlihazırda varolan gizilgüçlerle birleştirilerek, kentsel mekânı dönüştürmektedir.

Sözü edilen dinamiklerin bir araya gelmesiyle meydana gelen, büyük çaplı kentsel gelişme, yenileme ya da dönüşüm uygulamaları, Türkiye’de “yeni kent politikası” olarak gündeme gelmiş ve mekânsal dönüşümde önemli bir rol üstlenmiştir. Ancak, bu uygulama ve politikalar aracılığıyla üretilen mekânsal örgütlenmeler, aynı zamanda kentsel rantları artırmanın bir aracı olma işlevini de

(23)

4

üstlenmiş durumdadırlar. Sözgelimi, yeni iş, alışveriş ve eğlence merkezleri, beş yıldızlı oteller gibi, uluslararası sermayeyi kente çekecek yatırımlar için arsa sağlanması, ya da farklı gelir gruplarına yönelik konut alanları yaratmak amacıyla, kentin çevresini büyük ölçekli konut projeleri için imara açmak gibi uygulamalar, sözü edilen rant artışlarının belirgin örnekleridirler.

Bu çalışmanın konusunu oluşturan güvenlikli site olgusu, tam da bu noktada gündeme gelmektedir. Üst ve üst-orta sınıfa yönelik olarak inşa edilen güvenlikli siteler, kentlerde görülen bu yeniden biçimlenme sürecinde temel mekânsal örgütlenmelerden biri olarak değerlendirilmektedir. Çoğunlukla büyük kentlerde inşa edilen bu alanlar, geleneksel kentsel mekânlardan ayrışarak, hem mekânsal anlamda, hem de yaşam tarzında bir mesafe ortaya koymaktadır.

Öte yandan, gelir dağılımındaki dengesizlikler ve buna bağlı olarak kentsel alanda görülen kutuplaşma ve eşitsizlik durumu, kentlerde suç oranlarının da artmasına ve toplumda bir suç korkusu oluşmasına neden olmuştur. Bu süreçte güvenlik algısı da değişmiş, özellikle “yaşam alanlarında güvenlik”, en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Yeni-liberal aktörler, bu durumdan da yararlanmayı bilmiş; değişen güvenlik algısı üzerinden yeni kâr alanları yaratarak, oluşturulan yeni tüketim kalıpları aracılığıyla bu durumu beslemiştir. Güvenliğe olan ilgi, bu konuda üretim yapan firmaları çeşitlendirmiş, gerek özel, gerek kamusal alanda bu kaygıyla mekânlar yeniden biçimlendirilmeye başlanmıştır. Mobese kamera sistemiyle sokak ve caddelerin kontrol edilmesinden, alışveriş merkezleri ve plazalara kadar tüm kamusal mekânlara; güvenlik temelli inşa edilen yeni yaşam alanlarına kadar, güvenlik endüstrisi her yerde görünür hale gelmiştir.

(24)

5

İster tüketim kültürünün salık verdiği bir konutlaşma eğilimi, ister güvenlik gereksinimi, ister ayrışma istemi ile ortaya çıkmış olsun, 1990’lı, yıllardan itibaren dünya genelinde yaygınlaşan güvenlikli site olgusunun, yeni bir kentsel gelişme biçimi olarak, özellikle 2000’li yılların başından itibaren Türkiye kentlerine de sirayet ettiğini; İstanbul başta olmak üzere; Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük kentlerde yaygınlaşarak, etki alanını genişlettiğini ifade etmek olasıdır. Kentlerde adeta bir moda akım haline gelen siteleşme eğilimi, yeni bir kentsel rant alanı olarak;

başta büyük metropoller olmak üzere, Türkiye’de hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.

Bu bağlamda, çalışma; sakinlerine bir yandan temiz bir çevre, sosyal ve fiziksel olanaklar ve bunların da ötesinde ‘güvenli’ bir yaşam sunan; diğer taraftan, kentsel toplumu da mekânsal ve toplumsal olarak ayrıştıran “güvenlikli site” (gated community) olgusunu ele almayı amaçlamaktadır. Diğer bir ifadeyle, güvenlikli, lüks sitelerin, mekân, toplum ve insan bağlamında nasıl bir durum ortaya koyduğunun araştırılması çalışmanın temel amacıdır. Bu amaçla, çalışmada gerek dünyada, gerekse Türkiye’de zenginleşme, seçkinleşme, güvenlik ve sınıfsal ayrışma ekseninde ortaya çıkan güvenlikli sitelerin temelini oluşturan etkenler, oluşum nedenleri, dünyada ve Türkiye’deki görünümleri kuramsal olarak tartışılmakta;

Konya örneğinde gerçekleştirilen bir alan araştırması ile ve pratikteki durumu çözümlenmeye çalışılmaktadır.

(25)

6

II. KAPSAM VE TEMEL HİPOTEZLER 1. Kapsam

Çalışma, Giriş ve Değerlendirme ve Sonuç’un dışında üç ana bölümden oluşmaktadır.

Giriş’te önce çalışmanın konusu ve amacı tanıtılmakta, kapsamı hakkında genel bilgiler verilmekte ve konuya temel oluşturacak hipotezlere yer verilmektedir.

Ardından, konu incelenirken izlenen yöntem üzerinde durulmaktadır.

Güvenlikli site olgusunun temelinde yatan küresel, ekonomik, politik ve toplumsal etkenlerin ele alındığı birinci bölüm, iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda; küresel gelişmelerin ve yeni-liberal politikaların kentsel alandaki etkileri;

toplumsal sınıfsal yapı, post-modern tüketim kültürü ve kentsel ayrışma bağlamında değerlendirilmektedir. Birinci bölümün, güvenlikli site olgusuna ilişkin kavramsal analizin yapıldığı ikinci kısmında ise; güvenlikli sitelerin temeli olarak değerlendirilen yörekentleşmenin gelişimi ve gelişmiş ülkelerdeki yörekent örnekleri ele alınmaktadır. Güvenlikli sitelerin temelini oluşturan bu olgu ve etkenlerin belirlenmesinin ardından; güvenlikli sitenin olgusu tanımlanarak, konuya ilişkin mevcut literatür incelenmekte; ülke örnekleri bağlamında olgu ele alınarak, yeni- liberalizm ve kentsel ayrışma ekseninde değerlendirilmektedir.

Çalışmanın ikinci bölümü, olgunun Türkiye boyutu üzerine odaklanmaktadır.

Bu doğrultuda, iki kısımdan oluşan bölümün ilk kısmında; yeni-liberalizm ve küreselleşmenin Türkiye’nin kentleri üzerindeki etkileri; toplumsal sınıfsal yapı, mekânsal ve toplumsal etkileri bağlamında tartışılmaktadır. Bu yapılırken, toplumsal

(26)

7

sınıfların durumu ve geçirdiği dönüşüm, son dönem çözümlemelerinde kırılma noktası olarak değerlendirilen 1980 yılı temel alınarak; zenginlik, yoksulluk ve orta sınıf ekseninde değerlendirilmektedir. Ortaya çıkan tablo, 1980 öncesi ve sonrası dönemde kentsel ayrışma ve bütünleşme bağlamında betimlenmektedir. Yine bu kısım kapsamında, 1980 sonrası yeni-liberalizmin toplumsal ve mekânsal etkileri;

mekânda ve yaşam tarzında meydana getirdiği dönüşüm göz önünde bulundurularak, değerlendirilmektedir. İkinci kısımda ise, yeni-liberal politikaların Türkiye’de uygulamaya konulduğu 1980’li yıllardan itibaren, konut politikaları değerlendirilerek; konunun rant boyutu ele alınmaktadır. Ardından da, uygulanan bu politikaların güvenlikli sitelerin gelişimine katkısı, Türkiye’deki konuya ilişkin mevcut literatür ve görgül araştırma örnekleri kapsamında değerlendirilmektedir.

Türkiye’de üç büyük kent dışında, hızla metropol olma yolunda ilerleyen bir Anadolu kenti olan Konya örneğinde güvenlik sitelere ilişkin olarak gerçekleştirilen alan araştırması, çalışmanın üçüncü ve son bölümünü oluşturmaktadır. Bu bölümün ilk kısmında, kente ilişkin genel, ekonomik ve demografik bilgilere yer verilecek ve Konya örneğinde güvenlikli sitelerin gelişim süreci değerlendirilmektedir. İkinci kısımda ise; çalışmanın önceki bölümlerinde, kuramsal olarak çerçevesi çizilen güvenlikli site olgusu, kentte seçilen iki farklı güvenlikli sitenin sakinleri ile yapılan anketlerden elde edilen bulgular çerçevesinde analiz edilmektedir. Bu bölümde yer alan değerlendirme ve sonuç bölümünde ise; alan araştırmasından elde edilen bulguların, Türkiye’de yapılan diğer görgül araştırmaların bulgularıyla benzerliklerine ve farklılıklarına değinilerek, genel bir değerlendirme yapılmaktadır.

(27)

8

Çalışmanın son bölümünü oluşturan genel değerlendirme ve sonuç bölümünde ise; konunun genel bir değerlendirmesi yapılmakta, Giriş bölümünde öne sürülen hipotezlerin doğrulanıp doğrulanmadığı tartışılarak genellemelere varılmaya çalışılmaktadır.

2. Temel Hipotezler

Çalışmaya temel oluşturan hipotezleri şu şekilde sıralamak olasıdır.

1. Yeni-liberal politikaların bir sonucu olarak; kentsel mekanda yeni bir kentsel gelişme biçimi olarak ortaya çıkan güvenlikli site olgusu, günümüzün kentlerini biçimlendirmektedir.

2. Güvenlikli siteler, günümüzün kentlerinde çözülmeye ve ayrışmaya neden olmaktadırlar.

3. Güvenlikli sitelerin ortaya çıkmalarının iki önemli nedeni; “güvenlik” ve

“seçkinlik” vurgusudur.

4. Güvenlikli sitelerin gelişim süreci ve özellikleri, genel olarak benzer özellikler göstermekle birlikte, ülkelere göre zaman zaman farklı biçimlerde de gelişme göstermektedir. Türkiye örneğinde de oluşum nedenleri ve gelişim süreci bağlamında genel anlamda dünya örnekleriyle benzer özellikler göstermekle birlikte; zaman zaman farklılıklara da rastlanmaktadır.

(28)

9 III. ÇALIŞMANIN YÖNTEMİ

Bu çalışma, küresel etkilerle 1990’lı yıllardan itibaren dünyada, 2000’li yılların başından itibaren Türkiye kentlerinde ortaya çıkan ve giderek bir kentleşme olgusu haline gelen güvenlikli siteleri temel almaktadır. Özellikle son yıllarda, yeni- liberal politikaların kentlerdeki izdüşümü olarak değerlendirilen eşitsizlik ve ayrışmanın ortaya çıkardığı yeni bir kentsel gelişme biçimi olarak güvenlikli siteler;

kavramsal çerçevesi, ortaya çıkış nedenleri, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişimi ve tarihsel, ekonomik, mekânsal, toplumsal, psikolojik, kültürel vb. yansımalarıyla birlikte kuramsal düzeyde ele alınmakta ve konularla ilgili pratiklere atıfta bulunulmaktadır. Konuya ilişkin kaynak çalışmasında tarihsel bir sınırlama yapılmamış, ancak özellikle son dönem çalışma ve yaklaşımların değerlendirilmesine özen gösterilmiştir. Ancak, olguya ilişkin literatürün son yıllarda ortaya çıkmış olması, çalışmada yararlanılan kaynakların yeni olmasını zorunlu kılmaktadır.

Belirlenen amaçlar doğrultusunda, yapılan kuramsal çözümlemelerin ışığında, alan araştırmasına yönelik hipotezler formüle edilerek, istatistiksel analizlerle sınanmıştır.

Bu çalışma, Türkiye’de “yeni” bir olgu olarak değerlendirilen güvenlikli sitelere ilişkin sınırlı literatüre, kamu yönetimi disiplini perspektifinden, bir katkı yapmayı amaçlamaktadır. İstanbul, Ankara gibi büyük metropollerde, güvenlikli siteler üzerine kent planlama, mimarlık, sosyoloji vb. disiplinlerin bakış açılarıyla konuyu ele alan çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, Konya örneğinde yapılan çalışmaların sayısı birkaç araştırmayla sınırlıdır. Bu bağlamda, önemi her geçen gün daha fazla kavranan güvenlikli site olgusuna ilişkin çalışmamız, Konya örneğinde

(29)

10

biri kent merkezinde, diğeri yörekentte yer alan iki farklı sitenin karşılaştırılarak analiz edilmesi ve görüşülen kişi sayısının diğer çalışmalardan daha çok olması, dolayısıyla genel bir sonuca erişme olanağı sunması açısından yapılan diğer çalışmalardan farklılık göstermektedir.

(30)

11

BİRİNCİ BÖLÜM

YENİ-LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN KENTSEL ALANDAKİ ETKİLERİ ve GÜVENLİKLİ SİTELER

I. BİRİNCİ KISIM: YENİ-LİBERALİZM VE KÜRESELLEŞMENİN KENTSEL ALANDAKİ ETKİLERİ

Gerek kentlerde yaşanmakta olan değişim süreci, gerekse de mekânsal olarak kentlerin öneminin artmasıyla birlikte, pek çok disiplin bağlamında kentler üzerine yapılan çalışmaların sayısı artmıştır. Bu artış, dünyada ve Türkiye’de kentleşme literatürünün gelişmesini, akademik anlamda konunun çok boyutlu olarak ele alınmasını da beraberinde getirmiştir. 1980’lerden itibaren gündeme gelen yeni- liberal politikalar bağlamında küreselleşmenin etkileri, sermayenin değişen mekânsal öncelikleri, yerelleşme eğilimleri, kentsel sistemin değişen sorunları, kentler ve bölgeler arasındaki eşitsizliklerin yeni görünümleri, kentsel ayrışma gibi kentleşmeye ilişkin yeni olguları gündeme getiren süreçler sonucunda kentler, günümüzde yeniden biçimlenmektedirler.

Çalışmanın kuramsal kısmını oluşturan bu bölüm, iki kısımdan oluşmaktadır.

İlk kısımda, yeni-liberalizm ve küreselleşmenin kentsel alandaki toplumsal ve mekânsal etkileri ele alınmaktadır. İkinci kısımda ise, sözü edilen etkilerden günümüzde yeni bir kentsel gelişme formu haline gelen güvenlikli site olgusunun ne olduğu, nasıl geliştiği ve günümüz kentlerini nasıl biçimlendirdiğine ilişkin değerlendirmelere yer verilmektedir.

(31)

12

1.1. Yeni-liberalizm ve Küreselleşmenin Kentsel Alandaki Etkileri

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde beliren düzenin temelinde ulusal kalkınma modeline dayanan bir güç sistemi ile geniş anlamda Fordist2 ve Keynezyen3 bir ekonomik ve politik sistem yatmaktaydı.4 Bu sistemin temel unsurlarını; sanayileşme, hızlı sermaye birikimi, eksik istihdamın büyüme için harekete geçirilmesi, planlama ve ekonomik düzlemde etkin devlet anlayışı oluşturmaktaydı.5 Devlet, büyük sermaye ve büyük işçi örgütleri arasındaki bir uzlaşmaya dayanan bu yapı, kapitalist ülkelerde yaklaşık yirmi beş yıl sürecek bir ekonomik canlılık ve refah dönemi yaratmıştı.6 Ne var ki, 1960’ların sonlarından itibaren üretimde durgunluk ve enflasyon, işsizlik artışı, sabit kur sisteminin dağılması biçiminde kendini gösteren ve nihayetinde 1973’te petrol fiyatlarındaki ani artışla da patlak veren dünya ekonomisindeki kriz7 bu dönemin son bulmasını sağlamıştır.

Bu durumun aşılması için özellikle uluslararası sermayenin bir yeniden yapılanma aracı olarak geliştirdiği8 ve kapitalizmin yeni bir biçimi olarak ifade

2 Hareketli üretim bantları, özel amaçlı takım tezgâhları aracılığıyla ölçünleştirilmiş malların kitlesel seri üretiminin öngörüldüğü, ürün ölçünleştirilmesinin üretimin verimliliğini artırdığı ve artan istemin de bu ölçünleştirmeyi hızlandırdığı ve otomobil üreticisi Henry Ford’un geliştirdiği üretim biçimidir (Türk Dil Kurumu, Büyük Türkçe Sözlük, tdkterim.gov.tr/bts/, 08.06.2011).

3 Serbest piyasa ekonomisinin tek başına ekonomik gelişmeyi sağlamada yetersiz kaldığını; bu nedenle devletin para ve maliye politikalarıyla ekonomide yer almasının gerekliliğini savunan görüştür. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Rona Turanlı, Tamer İşgüden, Ansiklopedik Ekonomi Terimleri Sözlüğü, Bilim Teknik Yayınevi, 1992; Vural Fuat Savaş, İktisadın Tarihi, Siyasal Kitabevi, İstanbul, 2000; İlker Parasız, Keynes ve Keynes Sonrası Makro Ekonomi, Ezgi Kitabevi, Bursa, 2011).

4 David Harvey, “Postmodernizme Bir Bakış”, Birikim, Çeviren: Oğuz Işık, Sayı: 49, s. 57.

5 Fikret Şenses, “Kriz, Dış Yardım ve Yeni Liberal Politikalar”, Toplum ve Bilim, Sayı: 11, Yıl:

1998, s. 29.

6 Sevilay Kaygalak, Kentin Mültecileri, Dipnot Yayınları, Ankara, 2009, s. 46

7 Harvey, a.g.k., s. 57.

8 Kaygalak, a.g.k.,, s. 46-47.

(32)

13

edilen “yeni-liberalizm”9, 1970’lerin sonlarından itibaren; temelde devlet müdahaleciliğinin özgürlükleri kısıtladığını ve bundan dolayı merkeziyetçi bir yapının oluştuğunu, bu bağlamda devletin hedeflerinin ve etkinlik alanının mutlaka sınırlandırılması gerektiğini savunan bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Bu sınırlama, ekonomik ve siyasal özgürlüğe ulaşmada en önemli araçlardan biri olarak görülmektedir.10 Diğer bir anlatımla, bir yandan “ekonominin ve sermayenin küreselleşmesi”, “yeni dünya düzeni ile bütünleşme” ve “özelleştirme” gibi ekonomik tezlerle, diğer yandan da “devletin ve politik alanın geri çekilmesi”,

“serbest piyasa sisteminin tam egemenliğini kurması”, “sivil toplumculuk” ya da

“yerel topluluklara dönüş” gibi siyasi söylemlerle hem ulusal, hem de uluslararası alanda lokomotif bir ideoloji haline gelmiştir.11

Bu yaklaşım çerçevesinde belirlenen yeni-liberal politikaların temelini; mal ve para piyasalarının uluslararasılaştırılmasının hızlandırılması (serbestleştirme), devletin ekonomik ve toplumsal politikalarının yeniden yapılandırılması (deregülasyon/düzenleme dışı bırakma), işgücü piyasalarının yeniden yapılandırılması (esnekleştirme) oluşturmaktadır.12

Bu politikaların somut bir örneği olarak; İngiltere’de Margaret Thatcher hükümetinin uygulamaları dikkat çekicidir. Thatcher hükümetinin iktidara gelmesiyle başlayan Ortodoks para ve bütçe politikaları, faiz oranlarının artırılması,

9 Ahmet Haşim Köse, Yiğit Karahanoğulları, “Türkiye’de Faktör ve Varlık Gelirlerinin Sınıfsal Temellerine İlişkin Gözlemler”, Toplum ve Bilim, Sayı: 104, 2005, s. 24.

10 Hüseyin Yayman, “1980 Sonrası Türkiye’de Özelleştirme Uygulamalarının Gelişimi ve Kamu Yönetimi Üzerine Etkileri”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 3, 2000.

11 Songül Sallan Gül, Sosyal Devlet Bitti, Yaşasın Piyasa! Yeni Liberalizm ve Muhafazakarlık Kıskacında Refah Devleti, Etik Yayınları, İstanbul, 2004, s. 1.

12 Kaygalak, a.g.k., s. 47.

(33)

14

yüksek gelirli kesimin üzerindeki gelir vergisi yükünün azaltılması, sendikaların pazarlık güçlerinin kırılması, emek piyasasının esnekleştirilmesi, kamusal hizmetlerin ya ortadan kaldırılması ya da özel sektöre devredilmesi13 kısa zamanda finans kuruluşlarının temel hareket noktası haline gelmiştir. Diğer taraftan, ABD’de Ronald Reagan’ın başkanlığında uygulanan benzer düzensizleştirme, esnekleştirme ve yüksek vergi azaltma politikalarında ise tamamlayıcı unsur, askeri harcamaların artmasıydı. Muhalifleri tarafından “büyücü ekonomisi” olarak tanımlanan Reagan politikası, bir yandan “girişimci ruhu”nu canlandıracak önlemleri devreye sokarken, diğer yandan bütçe ve dış ticaret açıklarının büyümesini görmezden gelmekteydi. Bu noktada temel dayanağı, doların uluslararası konumuydu. ABD yönetimi, dünya tasarrufunun önemli bir bölümünü kendine çekerek bütçe ve dış ticaret açıklarını karşılayabilme ayrıcalığına sahipti. Ama bunun için reel faizlerin yükselmesi gerekiyordu. Thatcher ve Reagan politikaları dünya ekonomisinde etkisi ancak 2000’lerde azalacak olan bir faiz geliri patlaması yaratmıştır. Bu da kapitalizmin kendini yeniden dönüştürmesine yol açmıştır. Kârın tek ve yeterli ekonomik etkinlik ölçütü olarak kabul edildiği, özel sektör ve rekabetin özgür bir toplumun temeli olduğunun vurgulandığı bu söylemde, iktisadi öznelerin rasyonel oldukları ve onların faydacı mantıklarını bozan, çarpıtan önlemlerin büyümeye zarar vereceği düşüncesi geçerliydi.14

Öte yandan, yeni-liberalizm yalnızca iktisadi gelişme dinamikleri bağlamında değil, aynı zamanda siyasal hedef ve toplumsal örgütlenme biçimleri üzerinde de etkili olmuş, toplumsal adalet amaçlarıyla ekonomik büyüme hedeflerini birleştiren

13 Hasan Engin Şener, “Yeni Sağ’ın Yerellik Söylemindeki Değişimi Anlamlandırmak”, Kamu Yönetimi Dünyası Dergisi, Yıl: 4, sayı: 16, Ekim, 2003, s. 5-6.

14 Ahmet İnsel, Yeni-liberalizm: Hegemonyanın Yeni Dili, Birikim Yayınları, İstanbul, 2004, s. 9-10.

(34)

15

refah devleti sisteminin müdahaleci ve paylaşımcı pratiklerinden ciddi bir kopuşu da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda İnsel’in ifadesiyle; “neoliberal ideolojinin gerçek düşmanı”, 2. Dünya savaşı sonrasında egemen olan Keynezyen politikaların desteklediği sosyal refah toplumu15 ve düzenlenmiş piyasa ekonomisi olmuştur.16

Yeni-liberalizmin yoksul, azgelişmiş, ya da gelişmekte olan ülkelere yansıması ise yapısal uyum politikalarıyla olmuştur. Yapısal uyum17, uluslararası finans kuruluşları tarafından yapılacak finansal yardımların koşulu olarak bu ülkelere dayatılan serbest piyasa yönelimli ekonomi politikalarına verilen isimdir. Bu kuruluşlar aracılığıyla politikaların finansmanı ve tasarımında ABD önemli rol oynamaktadır. Yapısal uyum programları ticaret ve yatırıma yönelik düzenlemelerle yabancı yatırımcı için uygun ortam yaratılmasını hedeflemekte ve yaygın amaç olarak da yurtiçi piyasalar üzerine odaklanan ulusal kalkınma modellerinin yerine dışa dönük kalkınma modelleri getirilmektedir. Kısaca, bu programlarla ticaret, finans ve üretim yapılarına hakim olacak tam bir küresel bütünleşme model olarak sunulmaktadır.18 Örnek olarak,1980-1988 yılları arasında, toplam 59 ülke IMF programları çerçevesinde Dünya Bankası’ndan yapısal uyum kredisi almış ve ekonomi politikalarını bu kuruluşların belirledikleri kriterler doğrultusunda düzenlemek durumunda kalmışlardır.19 Sanayileşmiş ülkelerin tersine bu ülkelerde

15 Keynesyen refah devletinde vatandaşlık hakları pozitif özgürlükler temelinde sosyal ve ekonomik olarak değerlendirilmiş, bireysel bir hak olma özelliğinin yanı sıra kitlesel, grupsal ya da örgütlü çıkar gruplarının talep ettiği haklara dönüşmüştür. Politik haklar genişletilmiş ve demokratik katılım yolları artırılmıştır. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Gül, a.g.k.).

16 İnsel, a.g.k., s. 7-8.

17 Kavram, “yapısal uyarlama” ve “yapısal uyarlanma” biçiminde de kullanılmaktadır.

18 Alkan Soyak, “Küreselleşme, Yapısal Uyum Programları ve Yoksulluk”, “Yapısal Uyum Programları ve Yoksulluk İlişkisi Üzerine Bir Değerlendirme”, Bilim ve Ütopya Dergisi, S: 125, Kasım, 2004, s. 39-40.

19 Şenses, a.g.k., s. 29.

(35)

16

yapısal uyum politikalarının uygulanışı, daha önce devletin kontrolünde olan modernleşme ve sanayileşme politikalarından kopuş anlamına gelmektedir.

Stiglitz’in gelişmekte olan ülkelere ilişkin saptaması ilgi çekicidir. Ona göre;

söz konusu ülkelerde yapısal uyum politikaları ile gündeme gelen ticari serbestleşme yüksek faiz oranı ile birleştiğinde işten çıkarılmalar ve kitlesel işsizliğin ortaya çıkması, finans piyasaları liberalleştiği zaman ekonomik istikrarsızlıkların baş göstermesi kaçınılmazdır. Öte yandan, rekabetçi politikalar ve tekelci gücün kötüye kullanımını engellemeye yönelik öngörü yoksa, özelleştirme uygulamaları da tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açacaktır. Stiglitz aynı zamanda; IMF’nin iş sahası yaratma, toprak reformu, eğitim sağlık ve reform mağdurları için yararlı politikalar üretmek yerine, yalnızca ekonomik istikrarla ilgilendiğini, aşırı derecede enflasyona odaklandığını, bu nedenle de büyümeye değil, işsizliğe yol açtığını ileri sürmektedir.20

Özetle, gelişmekte olan ülkelerin yeniden yapılanmasına yönelik olarak öngörülen yapısal uyum politikaları, bu ülkelerde ekonomik durgunluğa, ekonomik faaliyetlerde gerilemeye ve yoksulluğun artmasına neden olmaktadır.21 Bu politikaların yoksullukla ilişkilendirilen etkilerini; işsizliğin artması, düşük ücretli marjinal işlerde artış, sendikal faaliyetlerin zayıflaması, bedava ve erişilebilir kamusal hizmetlerin azalması ve sosyal devletin önemini kaybetmesi, temel mal ve hizmetlerin fiyatlarının artması, çevrenin bozulması, okur-yazarlık oranında

20 Joseph Stiglitz, Küreselleşme: Büyük Hayal Kırıklığı, Çev: A. Taşçıoğlu, D. Vural, Plan B Yayınları, İstanbul, 2002, s. 103-107.

21 Necla Yıkılmaz, Yeni Dünya Düzeni ve Çevre, Sosyal Araştırmalar Vakfı, İstanbul, 2004, s. 24.

(36)

17

gerileme, toplumda genel sağlığın bozulması ve verem, kolera gibi salgın hastalıkların yeniden görülmeye başlaması olarak sıralamak mümkündür.22

Ancak yeni-liberal politikaların bu tür olumsuz etkilerinin yalnızca gelişmekte olan ülkelerle sınırlı olduğunu ifade etmek yanıltıcı olur. Ulusal ekonomileri temel alan karşılaştırmalı analizler, gelişmiş ülkelerde de hızla yoksullaşan ve marjinalleşen bölgelerin, kentlerin ve toplumsal grupların sayıca arttığına dikkat çekmektedir. Yakın zamana kadar üçüncü dünya ve azgelişmişlikle özdeşleştirilen geri kalmışlık, toplumsal eşitsizlik, dışlanma ve yoksulluk örüntüleri gelişmiş ülkelerde de yeniden baş göstermekte, hatta giderek birinci dünya içinde üçüncü, hatta dördüncü dünyaların varlığından söz edilmektedir.23

Günümüzde yeni-liberalizm, küreselleşme olgusuyla beslenerek, tüm toplumları ve yaşam biçimlerini etkisi altına alan dünya ölçeğinde tek ve mutlak bir siyaset ve ekonomi biçimi olarak yaygınlık kazanmıştır.24 Gerçekten, yeni-liberal ideolojinin yükselişiyle birlikte yaygınlaşan özelleştirme, liberalleşme, ulusal ekonomilerin yabancı sermayeye açılması ve ulusal ekonomik aktörlerin de giderek küresel piyasalarda yer alması devletlerarası sistemle örtüşmeyen küresel bir ekonominin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Öte yandan, ulusal olanın da özelleştirme ve liberalleşme sonucu mekânsal bir birim olarak kısmen de olsa zayıflaması ve çözülmesi, küreselleşmenin bu düzenlemeler sonucu niceliksel ve niteliksel olarak hızlanması, bu yeni sistemi ayakta tutan yeni stratejik mekânsal birimleri ortaya çıkarmıştır. Bu yeni mekânsal birimler; küresel dijital piyasalar ve serbest ticaret

22 Soyak, a.g.k., s. 39-40.

23 Şerife Geniş, “Küreselleşme, Toplumsal Eşitsizlik ve Mekânsal Ayrışma”, Sivil Toplum, 5(17-18), 2007, s. 69-70.

24 Köse, Karahanoğulları, a.g.k., s. 24.

(37)

18

bölgeleri gibi ulus-üstü (supranasyonal) ve kentler, bölgeler ve birden fazla ulus-altı yerleşimleri kapsayan, sınır-aşırı bölgeler gibi ulus-altı (subnasyonal) alanları içermektedir.

Dolayısıyla kentler, bu sürecin merkezinde yer almaktadır.25 Diğer bir ifadeyle, dünya ölçeğinde uygulanan yeni-liberal politikalarla, ulus-devletin kalkınma ve toplumsal adalete ilişkin sorumluluklarından sıyrılması26 ve sermayenin önündeki engellerin kaldırılmasıyla, kentler ve yerel yönetimler bu yeniden yapılanmanın önemli kurumları haline gelmişlerdir.27

Bu noktada küreselleşmenin kentler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesinden önce “küreselleşme” kavramının tanımlanması gereği gündeme gelmektedir. Küreselleşme, tarihin farklı dönemlerinde uluslararası sisteme hakim olmuş ve onu düzenleyen güçler aracılığıyla dünyayı etkilemiş bir olgu olmasına karşın, kavram olarak son otuz yıllık dönemde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.28 Kısaca, “ekonomik etkinliklerin, sermaye, mal ve hizmetlerin, insanların ve fikirlerin belirli bir coğrafi mekâna ve o mekânın yerleşik kurallarına bağımlılığının giderek azalması süreci”29 olarak tanımlanan küreselleşme, pek çok farklı boyutu içinde barındıran, politik ve ekonomik temelli bir kavramdır. Ancak

25 Mihriban Şengül, “Kentleşen Dünya, “Küreselleşme” ve Yoksulluk: Türkiye Kentleşmesine Bir Bakış”, Kent ve Politika: Antik Kentten Dünya Kentine, Der: Ayşegül Mengi, İmge, Ankara, 2007, s. 89.

26 Songül Sallan Gül, Sosyal Devlet Bitti, Yaşasın Piyasa! Yeni Liberalizm ve Muhafazakarlık Kıskacında Refah Devleti, Etik Yayınları, İstanbul, 2004, s. 2-3.

27 Şengül, a.g.k., s. 90.

28 Rana A .Aslanoğlu, Kent, Kimlik ve Küreselleşme, Asa, Bursa, 2000, s. 161.

29 Ruşen Keleş, “Küreselleşme ve Yerel Yönetimler”, Cevat Geray’a Armağan, Mülkiyeliler Birliği Yayınları, No: 25, Ankara, 2001, s. 564.

(38)

19

küreselleşmenin yarattığı etkiler, sosyo-kültürel ve çevresel boyutları da beraberinde getirmektedir.30

20. yüzyılın son döneminde görülen küreselleşme sürecinin en özgün yanı tarih boyunca görülmemiş bir teknolojik devrimle gelişmesidir. Ulaşımı ve iletişimi kolaylaştıran teknolojik yenilikler, dünya toplumlarını ekonomik, siyasal ve kültürel yönlerden birbirine bağlamış, birbirinden etkilenir duruma getirmiştir.31 Aynı zamanda, hızlanan hareketlilik, farklı kültürlerin karşılaşmasını ve etkileşimini mümkün kılarken, küreselin yereli, yerelin küreseli etkileme gücüne kavuşmasını sağlamıştır. Sonuçta, küreselleşme dünyanın tek bir mekân olarak algılanmasına neden olabilecek “bağlanmışlık” algısını ve karşılıklı bağımlılığı güçlendirmektedir.32

Bu bağlamda Castells, küresel ekonominin son yıllardaki bilişim ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemeyle mümkün olduğunu ve teknolojik enformasyon devriminin büyük yapısal dönüşümlerin omurgası olduğunu ileri sürer.33 Bununla birlikte, küreselleşme süreciyle mekânın geri dönüşsüz bir dönüşüm yaşadığının altını çizen Giddens’a göre; “küreselleşme yalnızca, hatta birincil olarak ekonomik bir olgu değildir; ayrıca bir dünya sisteminin ortaya çıkmasıyla da bir tutulamaz.

Küreselleşme gerçekte mekânın ve zamanın dönüştürülmesiyle ilgilidir.”

Küreselleşme sürecinde yeni bir mekân-toplum ilişkisi oluşmaktadır. Bu ilişkinin

30 Aslanoğlu, a.g.k., s. 161.

31 Ayşegül Kaplan Mengi, Küresel Çevre Sorunları ve Politikaları, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları Tezler Dizisi: 3, Ankara, 1999, s.28.

32 Senem Atvur, “Küreselleşme Sürecinde Gelişmekte Olan Ülkelerde Dünya Kentleri”, Küreselleşme, Demokratikleşme ve Türkiye Uluslararası Sempozyumu Bildiri Kitabı, Antalya, 27-30 Mart 2008, s. 235.

33 Manuel Castells, European Cities, the Informational Society and the Global Economy, New Left Review, Vol. a, 1994, p.18-32’den aktaran; Binnur Öktem, “Küresel Kent Söyleminin Kentsel Mekânı Dönüştürmedeki Rolü”, İstanbul’da Kentsel Ayrışma, Der: Hatice Kurtuluş, Bağlam Yayıncılık, Ankara, 2005, s. 28.

(39)

20

ürünü olan kentler de değişmektedir.34 Bir yandan, mekânla-toplum ilişkisinin ürünü olan bir kent; diğer yandan içinde bulunduğu bölge ile girdiği etkileşimin ürünüdür.

Bugün kentlerin etkileşime girdiği bölge dünyadır ve bu etkileşim Castells’in ifadesiyle; “yersel” değil, “ağsal” gerçekleşir. Etkileşimin yersel değil, ağsal gerçekleşmesi değişimi, kentlerin artık yakın ve uzak çevresi ile kurduğu yersel ilişki yerine, düğüm noktaları olarak ifade edilen kentlerle kurduğu farklılaşan ilişki ağlarıyla anlaşılmasını gerektirir. Küreselleşme mekânsal boyutta “yerlerin mekânı”

“akımların mekânını” ortaya çıkarmıştır.35

Bu durumda kentlerin küreselleşme karşısındaki konumu ne olmaktadır?

Bilişim ve internet teknolojilerinin gelişimiyle inanılması güç bir hareketlilik kazanan ve işlem süresini 24 saate çıkaran sermaye ve para piyasalarının ortaya çıkması, küresel dünya ekonomisini mekândan bağımsızmış gibi kurgulayan yaklaşımların güçlenmesine neden olmuştur. Oysa dünya ekonomisinin işleyişinin yeni mekânların yanı sıra kentler gibi işlevleri değişen eski mekânlara bağımlılığı devam etmektedir. Ekonominin küreselleşmesi ve dijitalleşmesi, kentlerin önemini ortadan kaldırmamış, tersine belirli bazı kentlerin dünya ekonomisinde çok önemli stratejik roller üstlenmelerine neden olmuştur. Bu durum, kapitalist dünya ekonomisinin küreselleşmeyle birlikte devamlılığı noktasında gereksinim duyulan bazı konulardan kaynaklanmaktadır. Şöyle ki, ekonomik hareketliliğin coğrafi olarak yayılması ve finans piyasalarının yeniden yapılandırılması, bu coğrafi yayılmanın süregiden bir ekonomik yoğunlaşmayla birlikte devam edebilmesi için yaygın bir

34 Nihal E. Erkan, “Dünyanın Yerel Aynası”, Kent ve Politika: Antik Kentten Dünya Kentine, Der:

Ayşegül Mengi, İmge, Ankara, 2007, s. 48.

35 Manuel Castells, The Information Age: Economy; Society and Culture, Blackwell, 2000’den aktaran; Erkan, a.g.k., s. 48-49.

(40)

21

merkezi kontrol ve yönetim gereksinimini gündeme getirmiştir. Bunlar; küresel düzlemde ve artan oranda hızla gerçekleşen sermaye akışlarını, üretim, ticaret ve pazarlama süreçlerini koordinasyon ve denetim kapasitesini sağlayan bazı kentlerde üretilen hizmetler ve teknolojilerdir. Bütün bunlar, halen küresel ekonominin mekân üzerinden üretildiğini ve sermayenin hareketliliğinin de yaratılan ve sürekliliği için emeğe ve altyapıya gereksinim duyan bir süreç olduğunu gösterir. Bu nedenle, kentler bu süreçte “atıl” olmak yerine, küresel ekonominin işleyişinde yeni ve önemli işlevler üstlenir hale gelmişlerdir. Dolayısıyla, günümüz kapitalist küreselleşmesi bir yandan sermayenin giderek dolaşım kapasitesini artırırken, bu hareketlilik, kısmen küreselleşmenin üretildiği, yani küresel sermaye dolaşımına teknolojik, kurumsal ve toplumsal altyapının sağlandığı belirli kentler tarafından mümkün kılınmaktadır.36 Sassen bu kentlere “küresel kentler” adını verir. Bu kentlerin en önemlileri New York, Tokyo ve Londra’dır.37

Gerçekten, dünya ölçeğinde hızlanan sermaye akışlarının yönünü ve bileşimini belirleyen kararların, ulus-devletlerin kontrolünden çıkarak bir avuç küresel metropolde toplanması,38 son yılların üzerinde en çok tartışılan konularından biri olmuştur.39 İlk olarak Friedman’ın “Dünya Kenti Hipotezi” (1996) başlıklı yapıtında formüle ettiği biçimiyle bu kentler, küresel sistemin karmaşık uluslararası etkileşimlerin merkezi işlevini görmektedirler.40 Finans sektörünün baş rol oynadığı

“dünya kenti”, tekelci sermayenin finanstan başlayarak tüm ekonomik sektörlerde

36 Geniş, a.g.k., s. 72.

37 Saskia Sassen, The Global City: New York, Tokyo, London, Princeton University Press, Princeton, 2001.

38 Muharrem Es, Kent Üzerine Düşünceler, Okutan Yayıncılık, İstanbul, 2007, s. 38.

39 Ayşe Öncü, Petra Weyland, “Giriş: Küreselleşen Kentlerde Yaşam Alanları ve Kimlik Mücadeleleri”, Mekân, Kültür, İktidar: Küreselleşen Kentlerde Yeni Kimlikler, İletişim Yayınları, İstanbul, 2007, s. 15.

40 John Friedman, “The World City Hypothesis”,

geog.hkbu.edu.hk/geog3750/reference/World%20City%20Hypothesis1.doc, (20.10.2009).

(41)

22

(medya, bilişim, turizm, inşaat vd.) kilit konuma gelerek “mega kapital”41 konumunu kazandığı bir evren olması bakımından önemlidir. “Mega kapital”in kendisine merkezi ya da bölgesel operasyon üsleri olarak seçtiği, uydu bağlantılı iletişim şebekesine sahip ve iletişim ağlarıyla birbirine bağlanmış, yüksek iş merkezlerinin ve

“hipermekânların”42 fiziksel mekâna egemen olduğu, yüksek nitelikli işgücünün ve kozmopolit bir nüfusun yaşadığı, uluslararası ölçekte konut ve eğlence mekânları içeren, dünyadaki sermaye ve enformasyon akımlarının denetlendiği bir merkez çevresinde, sıçramalı bir biçimde, geniş bir alana yayılmış olan bu kentlere, “dünya kenti” denilmektedir.43 Bu bağlamda dünya kenti, küreselleşme süreciyle belirginleşen bir kavramdır ve sürecin ekonomik, siyasi ve kültürel çıktıları doğrultusunda şekillenen ve ulusaldan bağımsız olarak küresel sistem içinde yer edinebilmiş olan kentleri ifade etmektedir.44 1980’li yılların sonlarından itibaren geliştirilmeye başlanan dünya kenti yaklaşımları kentler arasında, ekonomik etkinlikler aracılığıyla oluşan ağlar ve buna bağlı olarak ortaya çıkan hiyerarşik ilişkiler üzerinde durmaktadır.45 Buna göre; dünya sisteminde küresel olarak kentlerin birbirlerine göre kademelenmelerinden söz etmek olanaklıdır. Hiyerarşinin üst kısmında yer alan kentler; ayrıcalıklı konumdadırlar ve bu kentler “küresel kent”,

“dünya kenti”, “enformasyon kenti” gibi yeni kavramlarla anılmaktadırlar.46

41 Sungur Savran, “Küreselleşme mi, Uluslararasılaşma mı?”,

www.iscimucadelesi.net/arsiv/kuresel/kurmu_ulmu.htm, (20.10.2009).

42 Fredric Jameson, hiper mekânı; içi yüksek sütunlu büyük avlulardan oluşan, dışı da plaza görünümüne sahip yüksek binalar olarak betimlemektedir.(Ayrıntılı bilgi için bkz. “Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı” , www.scribd.com/doc/21362369/Fredric-Jameson- Postmodernizm, (20.10.2009).

43 A. Ekber Doğan, “Dünya Kenti- “Mega Kondu” Arasında İstanbul”, Mimar.ist, Yıl: 5, Sayı: 16, Yaz 2005, s. 24-25.

44 Atvur, a.g.k., s. 237.

45 Öktem, a.g.k., s. 33-35.

46 Tayfun Çınar, Dünya Kenti ve Toplumsal Kutuplaşma (İstanbul Bir Dünya Kenti Olmalı mı?), Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yayınları-Yıllık 97-98’den Ayrı Basım, Ankara, 2000, s. 80.

(42)

23

Dünya kentlerinin, küresel sermayeyi adeta “paratoner” gibi çekmesi, beraberinde olağanüstü bir varlık getirmektedir.47 Gökdelenler, lüks konutlar, büyük alışveriş merkezleri bu kentlerin belirleyici mekânlarıdır ve bu mekânlar, küresel iletişim ağı yoluyla tüm dünyada tanınır hale gelmiştir. Bu tanınırlık, dünya kentlerinin cazibe merkezleri olmasını da kolaylaştırmaktadır; bu nedenle dünya kentleri bulundukları ülkenin diğer kentlerinden başka ülkelerden nitelikli ya da niteliksiz büyük oranda göç almaktadır. Büyük şirketlerde çalışmak için başka ülkelerden ya da başka kentlerden gelen uzman kişilerin yanında, kentin çekiciliğine kapılarak iş bulmaya gelen ya da bulunduğu ülkedeki karışıklıktan veya çatışmadan kaçan geniş bir kitle söz konusudur. Ortaya çıkan kozmopolit yapı beraberinde çelişkili durumları da getirmektedir.48 Bu yönüyle dünya kentleri, bir yanda zenginliğin belirli kesimlerde yoğunlaştığı, diğer yanda da yoksullğun ve sefaletin etki alanını genişlettiği mekânlar olarak, adeta birer “janus”49 görünümündedirler.

Öte yandan, kentlerde yaratılan bu varlık ve birikimi vergilendiremeyen, arsa ve emlak fiyatlarındaki spekülatif artışları denetim altına alamayan metropol yönetimleri iflasın eşiğine gelmektedir. Böylelikle bu kentler giderek “yönetilemez”

hale gelmekte ve bu kentlerin sorunlarının metropol ölçeğinde çözümlenmesi yerel yönetimlerin siyasi ve ekonomik gücünü aşmaktadır.50

Dünya kentlerinden başka; ekonomik, politik ve kültürel akışların hızının ve yoğunluğunun giderek artması, imalat, turizm, ticaret, eğitim ve bilişim gibi farklı küresel akışlara eklemlenen ve bu alanlarda uzmanlaşan kentler ortaya

47 Öncü, Weyland, a.g.k., s. 15.

48 Atvur, a.g.k., s. 237.

49 Antik Yunan’da bir yüzü gülen, diğer yüzü ağlayan heykel.(Çınar, a.g.k., s. 87)

50 Öncü ve Weyland, a.g.k., s. 15.

(43)

24

çıkarmaktadır.51 Bu süreçte kentler, akışkanlığı artan uluslararası sermayenin yatırım alanlarını artırabilmek için adeta birer “yarışçı” gibi başka kentlerle rekabet etmekte ve böylelikle küresel ölçekte kentler arası yarış atmosferi yaratılmaktadır.52 Yeni- liberal yeniden yapılanma döneminde şekillenen bu yeni kentsel gerçekliği ele alan çalışmaların çoğunluğunun üzerinde birleştiği nokta, kentlerin ulusal ve küresel yerleşim sistemleri içerisindeki önemlerinin artması ve dünya ölçeğinde mal, hizmet, bilgi ve sermaye akışında avantajlı konumda olan kentlerin ön plana çıkmasıdır.53 Birleşmiş Milletler verilerine göre günümüzde dünya genelinde kent nüfusu kır nüfusunu geçmektedir ve 21. yüzyıl kentlerin önemini daha da belirginleştirmiştir.

Üretim ve tüketim merkezleri olarak kentler, artık hiç olmadıkları ölçüde büyük çekim merkezleri haline gelmiştir.54 Tarım bu süreçte kenti besleyen bir faaliyet olmaktan çıkmış, uluslararası ticaretin bir kolu haline gelmiştir. Aynı zamanda kırsal alanlarda iş olanaklarının kısıtlılığı ve kentlerin sundukları olanaklar bağlamında yarattığı çekicilik, kırdan kente nüfus hareketliliğini de yoğunlaştırmıştır.55 Bu nedenle göç giderek kentler için tehdit edici boyutlara ulaşmıştır, çünkü sanayi kentinde göçmenler fabrikalarda ya da farklı üretim alanlarında iş bulma olanağına sahipken hizmet ve finans sektöründe uzmanlaşmanın ve kalifiye elemanların aranması, yeni göçmenlerin iş bulma olanağını azaltırken, bu kesimlerin kentle bütünleşmeleri daha da zorlaşmıştır.

Diğer taraftan, ulusal sınırların esnekleşmesi ile büyük bir hareketlilik kazanan uluslararası sermaye de kentlerin yeniden yapılanmasında söz sahibi olmaya

51 Geniş, a.g.k., s. 72.

52 Yaşar Hacısalihoğlu, Küreselleşme, Mekânsal Etkileri ve İstanbul, Akademik Düzey Yayınları, İstanbul, 2000, s. 124.

53 Ali Ekber Doğan, Birikimin Hamalları, Akademi, İstanbul, 2002, s. 88.

54 Atvur, a.g.k., s. 232.

55 A.g.k., s. 235

(44)

25

başlamıştır.56 Gerçekten devlet, Keynezyen refah devleti politikaları kapsamında yaygınlık kazanmış olan eğitim, sağlık, konut gibi önemli ölçüde kente özgü olan hizmetlerden el çekmeye, bu alanları küresel sermayeye bırakmaya başlamıştır.

Devletin bu hizmetleri sunmaktan vazgeçmesiyle yurttaşlar, vazgeçilmez nitelikteki bu hizmetlerin piyasa koşullarında müşterisi olmak durumunda kalmaktadırlar.

Nitekim bu hizmet alanları küresel sermaye için çok ciddi bir yatırım alanı niteliği taşımaktadır.57 Kentsel kamusal hizmetlerin bu şekilde özelleşmesi, eşitsizliği ve toplumsal kutuplaşmayı belirgin hale getirmiştir. Bunun sonucunda zengin-yoksul (üst ve alt gelir grupları) ayrımı oluşmuş, özellikle metropoliten alanlarda bu iki grup, mekânsal ‘nitelik’ açısından birbiri ile zıt iki uçtaki “getto”lara çekilmiştir.

İstanbul’da bu durum henüz toplumsal çatışmaya yol açmasa da Londra ya da New York gibi küresel kentlerde yaşanan toplumsal çatışma bir sorun olarak planlama gündemine girmiştir.58 Bundan başka, sermayenin özellikle belirli kentlerde toplanması, kent toprağının yüksek rantlar üretmesi ve kentsel hizmetlerin piyasa koşullarında sunulması nedeniyle kentte yaşamanın maliyeti yükselmiştir. Böylece kente ayrıcalık kazandıran olanaklar, kent yoksulları için daha da erişilemez hale gelmiştir.59

Bu bağlamda küreselleşmenin etkisi altındaki kentlerde, yeni-liberal politikaların yol açtığı keskinleşen eşitsizlik ve ayrışma koşullarındaki kentsel toplumsal yapı açısından, söz konusu eşitsizliğin izdüşümü olarak “sorunlu mahalleler” öne çıkmaktadır. Ortak toplumsal değerlerle örülebilecek bir kamusal

56 Atvur, a.g.k., s. 235

57 Şengül, a.g.k., s. 90

58 Ebru Firidin, “Değişen Paradigmalar Ekseninde Kent Planlamaya Yeni Yaklaşımlar”, Planlama, 2004/2, s. 45.

59 Manuel Castells, Kent, Sınıf ve İktidar, Çev: Asuman Erendil, Bilim ve Sanat, Ankara, 1997.

(45)

26

yaşamın geliştirilmesine en çok gereksinim duyabilecek ve ancak bu yolla kendilerini de “görünür” kılabilme beklentisinde olan alt sınıflar için “mahalle”

potansiyel politik gücüyle önem taşımaktadır.60

Öte yandan, geleneksel mahalle anlayışı da küreselleşmenin etkileriyle dönüşmektedir. Üretim ilişkileri ölçek ekonomisine dayalı geleneksel üretim yapısı içindeki mahallede toplumsal iktidar, devlet, din ve ahlak değerleri üzerine inşa edilmiştir. Günümüzün küreselleşen kentleri ise piyasa mantığına uygun biçimde yeniden düzenlenirken, mahalleler de piyasaya uygun kimliklere göre biçimlenmektedirler. 1950’li 1960’lı yıllarda bir ölçüde kamu yatırımlarıyla küçük ya da ortaölçekli sermaye girişimleriyle ya da yeni kentleşen kesimlerin kendi buldukları çözümleyici gecekondu tarzı barınma mekanizmalarıyla varlık bularak sanayileşme sürecinin birikim rejimine destek sunan kentin kendisi bugün sermaye birikiminin yaratıcısı konumundadır.61

Küreselleşmenin etkisindeki kentler aynı zamanda, farklı mekân, insan, zaman, kimlik, kültür, imge ve göstergelerin kaotik ilişkiler ve birliktelikler sergilediği, oldukça heterojen ve kozmopolit alanlardır. Üzerinde yaşayan insanlar için yer/mekân olmanın ötesinde toplumsal/politik aidiyetlere, farklı yaşam deneyimlerine, kimliksel ve kültürel çoğulculuğa, yeni bakış ve düşünsel formlara karşılık gelirler. Bu yönleriyle, toplumsal gruplaşmalar, kültürel çeşitlilik, çoklu kimlikler, farklı toplumsal ilişkiler ve yaşam biçimlerinin köklendiği yerlerdir.62 Küreselleşme sürecinin dışında kalma korkusuyla, dini, etnik ve diğer kimliklerin yol

60 Adalet B. Alada, “Küreselleşen Şehrin ‘Geleneksel Mahalle”sine Reddiye”, Kent ve Politika Antik Kentten Dünya Kentine, Der: Ayşegül Mengi, İmge, Ankara, 2007, s. 36.

61 A..g.k., s. 31-32.

62 Ömer Aytaç, “Kent Mekânlarının Sosyo-kültürel Coğrafyası”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 2, Elazığ, 2007, s. 202.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :