‘Sıcak ve samimi filmler yapmaya çalışırım’

Tam metin

(1)

EYLÜL - EKİM 2015

‘Sıcak ve samimi filmler yapmaya çalışırım’

En son Geniş Aile: Yapıştır ve Gu- ruldayan Kalpler’in yönetmenliğini üstlenen Ömer Uğur, “Kendime yapmayacağım filmleri başkasına yapmayacağıma yemin etmiş bir adamım” diyerek yönetmenlik mot- tosunu anlatıyor. Günümüz teknolo- jisiyle sinemanın demokratikleştiğini söyleyen Uğur, artık cep telefonuyla bile film çekilebildiğini söylüyor.

30 l İSMMMO YAŞAM

Y AŞAM’IN POR TRESİ

(2)

EYLÜL - EKİM 2015

BANU BOZDEMİR

O bir köy öğretmeniydi… Köylerdeki görevi sırasında hem öğrencilerine hayatı öğretirken bir taraftan da öyküler yazdı. Çocuklukta başlayan yazma aşkını senaristliğe taşıdı. Ardından oyunculuk ve yönetmenlik geldi… Ertem Eğilmez, Atıf Yılmaz gibi usta yönetmenlerin asistanlığını yaparak kamera arkasını öğrenen Ömer Uğur, şimdilerde çok izlenen dizilerin ve filmlerin yönetmeni… Cesaretin Var Mı Aşka, Geniş Aile, Kalbim Ege’de Kaldı gibi çok izlenen dizilerin yönetmeni olan Uğur, Hemşo, Eve Dönüş gibi çok izlenen filmlere de imza attı. Sinemada en son Geniş Aile: Yapıştır ve Guruldayan Kalpler filmleri izleyiciyle buluşan Yönetmen Ömer Uğur ile hem televizyon hem de sinema dünya- sının değişen dinamiklerini konuştuk.

Sinemacılar, bakanlıkça istenen Eser İşletme Belgesi’nin bir sansür aracı haline geldiğini belirtiyorlar. Ülkenin dertleri bitmiyor değil mi?

Bu konu ülkenin genel dertleri içinde küçük görünüyor ama mühim bir meselenin önemli bir parçası. Burada aslolan yabancılardan istemiyorsan yerlilerden neden istiyorsun?

Uzun metrajı anlarım, bir araba alıyorsan bunun bir ruhsatı olacak. Uzun metrajlı filmler şöyle ya da böyle bu tecimsel çarka giriyor. Belgeselci ve kısa filmciler zaten zor yapıyor bu işi. Çifte standardın bir an önce ortadan kaldırılması gerekiyor. Ama tepkiler bu kadar üst üste olunca olan yine bize oluyor. Mesela Antalya’yı bekliyorum ben, Yusuf Kaplan diye bir adam var onu oraya koyarlar, biz filmleri göndermesek bile onlar sen ben bizim oğlan festivali yaparlar. Festival sinemacıların malı, onların ekmeğine yağ sürmeye de gerek yok yani. Eninde sonunda bizim bir yöntem bulmamız lazım, baskı yapıp belgesel ve kısa filmlerden bu belgeyi kaldırmamız lazım. Festivallerin bu hale düşmesi de çok mantıklı değil. Bazı filmlerin vizyon şansı bile olmuyor ki?

Dizi ve aynı zamanda film çeken yönetmenler ikisi arasındaki farkı nasıl yaratıyorlar? Sinema filmi ve dizi için ayrı ayrı yöntemleriniz mi var?

Dizilerde daha çok klişe kullanıyoruz hem anlatım biçimi hem de hikaye olarak. Film daha müstakil. Film daha anlaşmalı. Seyirci hangi filmi izleyeceğini tercih ederek biliyor. Dizide yüzlerce kanal var bir yolunu bulup insanları orada tutacaksınız. Dizilerin daha popülist bir an- layışı var. Yönetmen orada daha fazla seyirciye göre hareket ediyor. Sinemada daha çok kendi gibi oluyor. Aslında aynı ellerden çıkan işlerde bir kan bağı da oluyor. Aynı stil iş oluyor. Benim hikayelerimin çıkış noktası genelde aynı oluyor. Zor durumdaki adam hikayesi... Biri siyasi, biri ekonomik biri kamusal olarak... Sonuçta her yönetmen aynı filmi çeker. Son Urfalı’da adamın sesi güzeldir şarkıcı olmak ister. Olur da ama İbrahim Tatlıses’e benziyorsun derler hayal kırıklığı. Hemşo da adam dağlardan iner; şehirde anlamadığı bir mantık. Eve Dönüş’te Mustafa lümpen biridir, oradan çıkmaya uğraşır ama olmaz. Hepsinde hayal kırıklığı vardır. Guruldayan

İSMMMO YAŞAM l 31

Y AŞAM’IN POR TRESİ

SENARİST, OYUNCU, YÖNETMEN

1954 yılında Tokat’ta doğan Ömer Uğur yönetmenliğinin yanında senaristlik ve oyunculuk da yapıyor. Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra, görev yaptığı köylerde yazdığı kısa öykülerin yanı sıra sinemaya olan ilgisi de bitmeyen Uğur, Dokuz Eylül Üniversitesi Film Tasarımı Bölümü’nü bitirdi. Zeki Alas- ya, Sinan Çetin, Ertem Eğilmez, Atıf Yılmaz gibi usta yönetmenlerin yanında asistanlık yaptı. 1982 yılında ilk rolünü oynadı. İlk filmini 1986 yılında çekti. Öykü yazma deneyimini senaristlikte değerlendirdi. Yeşil- çam’ın kriz yaşadığı yıllarda televizyon ağırlıklı çalıştı.

Belgesel çekimleri de yapan sanatçı, Eve Dönüş fil- miyle adını duyurdu. Hemşo, Yarım Elma, Eve Dönüş, Cesaretin Var mı Aşka, Geniş Aile gibi dizi ve filmlerin yönetmeni olan Uğur ayrıca senarist ve oyuncu olarak da filmler de rol alıyor.

(3)

EYLÜL - EKİM 2015 Kalplerde de öyle... Adamın bir tane derdi vardır, geçim. Kıyı mahalle, sıradan insan, küçük hika- yeler; ekmeğinin derdindeki insanların hikayesi. Kendime Orhan Kemal’i yakın bulurum mesela.

Eve Dönüş politik olduğu için midir, bir hesaplaşma hikayesi taşıdığı için midir bilmem sizinle diğer işlerinize göre daha bütünleşmiş bir film. O filmin bu kadar ön planda olmasının nedeni nedir?

Eve Dönüş televizyonlarda 27 dakika kısa gösteriliyor. Ben her anlamdaki ukalalıktan hoşlanmadım hoşlanmam. Ben köy çocuğuyum, 27 yaşında geldim büyükşehre. Sinema okudum ama çocukluktan beri iyi bir sinema izleyicisiydim. Kendime yapmayacağım filmleri başkasına yapmayacağına yemin etmiş bir adamım. Samimiyetten ve yalınlıktan yana bir adamım. Seyre- dilebilirliği olsun, hem de sempatik olsun isterim. Mesafesi olsun istemem filmlerin. Üç aşağı beş yukarı sorunu olsun bir de. Hemşo’daki gibi küçük, Eve Dönüş’teki gibi açık. Guruldayan Kalpler de çok politik bir film, sanat konusunda politik bir duruşu var.

Eve Dönüş… O ana kadar böyle filmler yapıldı, yapılıyor nitekim en son Eksik yapıldı.

Eve Dönüş’ün karakteri sokaktan bir insan, karakter. Ömrü karı kız, okey arasında geçen lümpen bir adamın 12 Eylül’de yaşadıkları. Hikayenin sonu şöyle diyor, bu 12 Eylül alakasız insanlara bunu yaptıysa bu işe gönül vermişlere neler yapmıştır kimbilir. Çok iddialı bir film değildi o, naif bir hesaplaşma filmiydi.

Öğretmenlikten yönetmenliğe…

Yılmaz Güney kuşağıyız; biz onlarla büyüdük. Ben çocukluktan beri yazıyordum, sonra hikayeler yazmaya başladım. Milliyet Sanat’ın öykü yarışmasını kazandım ve yazmayı ciddi düşünmeye başladım. Güzel Sanatlar da okudum, okulu uzattım siyasi nedenlerden dolayı ama bitirdim. Filmci olmaya o zamanlar karar vermiştim, hiç olmazsa senaryo yazayım diyordum.

Öğretmenlikten yönetmenliğe böyle oldu. İkisi de her şeyi derinlemesine bilmek zorunda bence, ikisinin birleştirici yanı da bu bence.

O zaman mı yoksa şimdi mi daha kolay filmci olmak?

Şimdi daha kolay tabii. Dijital çekimin ortaya çıkması, negatifin ortadan kalkması büyük kolaylık. Cep telefonuyla çekilen filmlerin yarışması var. Oradan keşfedilen gençler var. Ben buraya gelince iki yıl okullu olduğumu sakladım, alaylı olmak önemliydi o yıllar. Bu bir sürü şartlanmayı kaldırıyor, çünkü o zaman bir yönetmeni çok takip edip etkisinde kalabiliyorsun. Bu anlamda çok demokratikleşti sanat. Fikri, zekası ve söyleyecek sözü olan film çekiyor, bu iyi bir şey.

Şimdinin teknolojisiyle film çekiyorsunuz, eskiyi atmak kolay oldu mu? Yeni teknolojiyi takip ediyor musunuz?

Evet ama sonunda biz işleri birilerine pas ediyoruz ve unutuyoruz. Dijital kameraya çok vakıf değiliz ama biliyoruz artık. Ama biz negatife de çok vakıf değildik ama biliyorduk. Bunu bizim yerimize yapanlar var, mesela görüntü yönetmeni. Kurgu da pek öyle değil, kurgucu ge- nelde operatörlük yapar. Şöyle bir avantajı var ilk filmimi 30 kutuyla çektim. 120 dakika yani, o film 90 dakika bağlandı. Yani hiç tekrar şansın yok. Bu da şunu getirdi ama, biz dekupajlı çalışırız, neyi çekeceğimize önceden karar veririz ya dijital olunca şöyle bir sorun çıktı. Birçok açıdan çekip atıyorlar; kurgucunun önüne. Özellikle dizilerde böyle oluyor bu. Ekşi Sözlük’te benim için montajcıların en sevdiği yönetmen derler. Ben çektiğim zaman kurgucu dekupaja göre o yani o sıralamaya göre bağlamak zorunda. Başka plan yok çünkü. Dizilerde çok çalışıp, çok çekip yoğunluktan montaja da giremeyince işteki hakimiyetiniz kayboluyor biraz.

Guruldayan Kalpler Altın Portakal’da yarıştı. Siz nasıl bakıyorsunuz bu festival filmi mantığına?

Ben çok katıldım Antalya’ya ama şu durumdan rahatsızım. Sanat filmi diye bir şey var bir de iş filmi diye bir şey. Bunların arası çok açılmış durumda. Ben seyredilebilmeye inanıyorum.

Hikaye, resim ve montajın iyi olması lazım filmlerde. Amerikalı dünyanın en berbat hikayesini

32 l İSMMMO YAŞAM

Y AŞAM’IN POR TRESİ

(4)

EYLÜL - EKİM 2015

alıyor, seyrebilebilir yapıyor. Eskiden böyle değildi, mesela Atıf Yılmaz filmi ödül alırdı; vizyonda da izlenirdi. Şimdi Antalya’da en iyi film ödülünü ala- nı vizyonda 500 kişi izlemiyor. Burada milyonlar- ca kişinin izlediği film de Antalya’nın kapısından giremiyor. Bu durumu sağlıklı bulmuyorum. Ben gri alandayım, seçmiyorum bunu. Genel tavrım, tarzım bu benim. Ben hep millet gülsün hem de alttan alta bir şey tartışsın istiyorum. Bir sürü film olsun, bu iyi bir şey. Benim tahammül edemedi- ğim herkesin tarzını dayatmaya çalışması, onu film olarak kabul etmesi. Hepsi sinema işte, film.

Samimiyetten doğan bir komedisi var, konusu ve aktarımı da güzel…

Duyuru sorunu var bizim ülkemizde, kapitalizmden kaynaklı olarak artık yaptığınız iş sadece sizin değil. Bir iş yapıyorsunuz bir de bunun pazarlama durumu var. İlk üç gün çok önemli mesela. İlk üç gün 10 bin kişi izlediyse o filmin yapacağı en fazla 50 bin. İlk üç günde 50 bin geldiyse 300 bin yapıyor. İlk üç gün seyirciyi getirebilmek çok mühim. Ama seyirci gelirse ku- laktan kulağa yayılır diye de düşünüyorum. Nasıl bir tepki alacağını biliyorum ama Mayıs ayında giriyor, ilk gün 1 Mayıs. O gün izleyen olmaz pek.

Ama yolu açık olur umarım.

Filmin çekildiği atölye pek farklı, güzel bir yer…

Orası Kars’ta içine tükürülen ucube anıtının sahibinin yeri yani Mehmet Aksoy’un. Senaryoyu çok sevdi ve yerini verdi bize sağolsun.

Oyuncuların uyumu da iyiydi…

Herkesin becerebildiği bir şey vardır ya mesela ben yazıdan geldim. Ben iyi bir hikayenin her zaman iyi bir film çıkartacağına inanırım.

Mümkün olduğunca da az hatalı bir senaryo olsun isterim. Bir de sıcak ve içine çabuk girilebilen film yaparım, öyle olması gerektiğine inanıyorum. Bu hikaye çok tehlikeli aslında; ukalalık yapmaya yatkın ama ben oralara hiç sokmadım.

Asıl nokta bir heykelin özgünlüğün- den çok çoğaltılabilir olması sanırım…

Evet, olay şu. Aynı heykeltıraş aynı heykeli de yapsa aynısı olmuyor. Aslında bunun orijina- linin bir daha olamıyor olması. Eninde sonunda siz eserle insanları karşılaştırırsanız herkesin o işle ilgili bir fikri oluyor. O eskici mesela eseri saklayacağım diyor. Türk halkı sanattan anlamaz deriz ya anlar işte. Bütün halklar anlar, yeter ki kafa kafaya gelsin. Ona bakacak vakti olsun.

Onunla karşılaşma imkanı olsun. Dikkatli bakınca mutlaka bir şeyler görecektir. Bazı sanatlar çok yüksek. Ben sanatın şiddetli abartılmasına ve halk anlamaz lafına şiddetle karşıyım. İnsanları karşı- laştırmak lazım sanatla, salonlara sokamıyoruz.

Sempatik, mütevazı bir film yaptık, bakalım.

Seyirci neden izlesin bu filmi?

Hem sanat üzerine bir film seyredecek, hem de ukalalık dümbeleği dinlemeyecek. Sanatla kafa bulacak ama sanatı aşağılamayacak. Ya da iki tane yoksul insanın, karı kocanın, kadın da orada güçlü, güç veren bir karakter, hikayesi bu. Gelsinler eğlenecekler. Kendilerine bir ufuk açarlar.

İSMMMO YAŞAM l 33

Y AŞAM’IN POR TRESİ

DİZİ VE FİLMLERİ YÖNETTİ

l Kırlangıç Fırtınası - 1985 (Yönetmen yardımcısı) l Son Urfalı - 1986 l Zamansızlar - 1987 l Arka Evin İnsanları - 1988 l Biri Beni Gözlüyor - 1988 l Allah Düşürmesin - 1988 l Bir Eski Yangın - 1988 l Bekleyiş - 1989 l Ekran Aşıkları - 1989 l Bizim Eller - 1992 l Çok Özel İlişkiler - 1993 l Yüzleşme - 1996 l Bana Sevgiyi Anlat - 1996 l Kalbimi Kıra Kıra - 1997 l Yasemin - 1997 l Eski Bir Yangın - 2000 l Hemşo - 2000 l Yarım Elma - 2002 l Şeytan Sofrası - 2004 l Saklambaç - 2005 l Eve Dönüş - 2005

l Cesaretin Var mı Aşka? - 2007 l Geniş Aile - 2009

l Kalbim Ege’de Kaldı - 2015

SENARYOLARINI YAZDI

l 14 Numara-1985 l Son Urfalı - 1986 l Zamansızlar - 1987 l Arka Evin İnsanları - 1988 l Bir Eski Yangın - 1988 l Biri Beni Gözlüyor - 1988 l Bekleyiş - 1989 l Ekran Aşıkları - 1989 l Çok Özel İlişkiler - 1993 l Hemşo – 2000

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :