• Sonuç bulunamadı

KANT ESTETİĞİ BEĞENİ YARGILARININ A PRIORI YAPISI TARTIŞMASI

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "KANT ESTETİĞİ BEĞENİ YARGILARININ A PRIORI YAPISI TARTIŞMASI"

Copied!
59
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Lisans Bitirme Tezi

KANT ESTETİĞİ VE BEĞENİ

YARGILARININ A PRIORI YAPISI

TARTIŞMASI

Berre CEYHAN

İSTANBUL 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİ

KANT ESTEĞİ VE BEĞE YARGILARIININ A PRIORI YAPISI TARTIŞMASI 2020

(2)

T.C.

İSTANBUL 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

FELSEFE BÖLÜMÜ

KANT ESTETİĞİ VE BEĞENİ YARGILARININ A PRIORI YAPISI TARTIŞMASI

(LİSANS BİTİRME TEZİ)

Berre CEYHAN

Danışman:

Doç. Dr. Emre ŞAN İSTANBUL

2020

(3)

T. C.

İSTANBUL 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

FELSEFE BÖLÜMÜ

KANT ESTETİĞİ VE BEĞENİ YARGILARININ A PRIORI YAPISI TARTIŞMASI

(LİSANS BİTİRME TEZİ)

Berre CEYHAN

Danışman:

Doç. Dr. Emre ŞAN

İSTANBUL 2020

(4)

BEYAN

Bu tezin yazılmasında bilimsel ahlak kurallarına uyulduğunu, başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunulduğunu, kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapılmadığını, tezin herhangi bir kısmının bu üniversite veya başka üniversitedeki başka bir tez çalışması olarak sunulmadığını beyan ederim.

Berre CEYHAN 10.06.2020

(5)

Öz

Bu tezimizde Immanuel Kant’ın estetik anlayışı baz alınarak beğeni yargılarının ilk defa empirik olarak değil de a priori bir şekilde incelemeye alınmasının süreçleri incelenmiştir. Bu incelemeyi de Kant’ın estetik görüşünü temellendiren beğeni yargısındaki a priori ilkeyi, tekil bir yargının evrenselliği olarak ele almak durumundayız.

Çünkü Kant’ın nihai amacı güzelden alınan hazzın evrensel olduğunu göstermektir.

Kant’ın bu amaç uğruna geçtiği yolları incelerken bir ortaklık fikri karşımıza çıkmaktadır.

Sensus communis kavramı bu fikri temellendirmekle birlikte, duygu birliğinin varlığını

da ortaya koymaktadır. Nitekim duygu birliğinin dayanağı ise duyguların iletilebilir olmasıdır. Bunun için de özne ve başkaları üzerine inşa edilen bu estetik yol, Baumgarten’dan itibaren salt tecrübeye dayandırılmış olsa da Kant bu dayanağı a priori ilkeler ile değiştirecektir. Bu bakımdan a priori’nin oluşumu yargıların oluşumu bağlamında incelenmelidir.

Anahtar kelimeler: Kant, Estetik, Beğeni Yargıları, A priori, Güzel

(6)

ABSTRACT

This thesis is based on Immanuel Kant’s aesthetic understanding. In this understanding, the processes of taking the judgment of tastes in a priori way are examined for the first time, not empirically. We have to consider this a priori principle in the judgment of taste, as the basis of Kant’s aesthetic view, as the universality of a singular judgment. Because the ultimate aim of Kant is to show that the pleasure of beauty is universal. While examining the ways that Kant has taken for this aim, we come across the idea of a common. The concept of sensus communis is based on this idea and reveals the existence of unity of emotion. Indeed, the basis of emotional unity is that emotions can be transmitted. For this reason, although this aesthetic way built on the subject and others has been based on mere experience since Baumgarten, Kant will replace this basis with a priori principles. In this regard, the formation of a priori should be examined in the context of the formation of judgments.

Key Words: Kant, Aesthetic, The Judgment of Taste, A Priori, Beauty

(7)

ÖN SÖZ

Bu tezde Immanuel Kant’ın estetik görüşündeki beğeni yargılarını ele aldık. Kant estetiği üzerine yazılacak bir lisans bitirme tezinde önemli olan, beğeni yargılarındaki a priori tartışmasının yapılmasıdır. Çünkü Kant, beğeni yargılarını ilk defa empirik

tümelliğin ötesine geçirerek a priori bir şekilde incelemektedir. Bu inceleme sırasında gerekçelendirdiği tüm alt başlıkları detaylı şekilde incelemeye çalışacağız. Özellikle sensus communis kavramı ve beğeni yargılarının detaylandırılması, bu temellendirmenin

önemli bölümleridir. Bunun yanında, güzelin verdiği hazzın evrenselleştirilme çalışmasının bizlere sunduğu noktaları hep birlikte göreceğiz.

Lisans hayatım boyunca verdiği tüm desteklerden dolayı İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’ne, değerli bilgilerini benimle paylaşan tüm hocalarıma, 18 yıllık eğitim – öğretim hayatım boyunca maddi manevi tüm ihtiyaçlarımı karşılayan ve bana her zaman destek olan aileme teşekkürü bir borç bilirim.

Son olarak hem lisans eğitimimde hem de lisans bitirme tezi yazımı sürecimde desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen sayın hocam Doç. Dr. Emre ŞAN’a çok teşekkür ederim.

Berre CEYHAN İSTANBUL – HAZİRAN 2020

(8)

İÇİNDEKİLER

BEYAN ... iii

ÖZ ... iv

ABSTRACT ... v

ÖNSÖZ ... vi

GİRİŞ ... 1

1. KANT VE ESTETİK ... 17

1.1 ESTETİK YARGI VE YARGI GÜCÜ ... 21

1.2 HAYAL GÜCÜ ... 27

1.1 GÜZEL’İN HOŞ, İYİ VE HAZ İLE İLİŞKİSİ ... 29

2. FELSEFİ BİR KAVRAM OLARAK ‘’BEĞENİ’’ ... 36

2.1 BEĞENİ VE SENSUS COMMUNIS İLİŞKİSİ... 37

2.2 KANT VE SENSUS COMMUNIS ... 39

2.3 DOĞADAKİ GÜZEL ... 45

SONUÇ ... 51

KAYNAKÇA ... 57

(9)

Giriş

Estetik, Yunanca duyum, duyular, algı, duyu ile algılamak anlamına gelen aisthesis kelimesinden ve nesneye karşı duyum, sezgi ve duygu yoluyla iletişime geçen anlamına gelen aisthetikos kelimesinden türemektedir.1 Bu iki kelimeden türeyen

‘’estetik’’ kavramına baktığımızda ise duyguların, sezginin ve duyumsamanın meydana getirdiği bilgilerin bilimi olarak yorumlamak sanıyorum ki yanlış olmamaktadır. Bu yorumun en açık ve geniş şekilde incelenmesi gereken alan felsefe alanıdır. Felsefenin, tüm tartışmalarda sağladığı en büyük avantaj; çok farklı ve geniş argümanları ele alıp bu argümanları sağlam temeller üzerine oturtma çabasıdır. Estetiğin anlaşılmasında da önce felsefi tartışmalara zemin hazırlamak tezimiz için ilk adım olmaktadır.

Estetik anlayışı Kant’a indirgemeden önce Platon ve Aristoteles gibi dönemin ünlü filozoflarına değinmeden geçmenin doğru olmayacağını düşünmekteyim. Çünkü ileriki bölümlerde daha detaylı ele alacağımız Kant’ın estetik görüsüne nazaran Platon, sanatı -özellikle şiir ve tradegya- idealar dünyasındaki gerçek formların dünya üzerindeki taklitleri olarak görmektedir. Bu taklit bizleri rasyonaliteden uzaklaştırıp gerçek olmayan yansımalara sürüklemektedir. Gerçek olmayan bu tür taklitler de bir bakıma kendini mantıktan soyutlamaktadır. Platon’daki önemli ‘’devlet yönetimi’’ anlayışına da bu durum oldukça zarar vermektedir. Çünkü O’na göre sanatçı kaynağını doğadan almakta ama bu alımı resmederken eksik çizmektedir. Dolayısıyla gerçekliğin önüne bir engel koymaktadır. Düşük seviye olarak ele aldığı hayal gücünün ön plana çıktığı, insan aklının rasyonalitesinin geri planda kaldığı bir durum söz konusu haline gelmektedir. Bu sebeple Platon için sanat dalları devlette yer edinmemeli ve sanatı engelleyecek her türlü yasalar yürürlüğe girmelidir.2

1 Güler Çelgin, Eski Yunanca - Türkçe Sözlük, İstanbul: Alfa Yayınları, 2018.

2 İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, Felsefe Bölümü, Aesthetic, akt: Emre Şan, 11.03.2019.

(10)

Aristoteles, Platon gibi sanatın bir taklit (mimesis) olduğunu düşünmektedir.

Fakat Platon’dan farklı olarak, sanatçının kaynak olarak ele aldığı doğa unsurlarını, gerçeğine bağlı kalarak ele aldığını düşünmektedir. Çünkü başka bir örneği olmayan dünyayı duyularımız ile kavramakta ve bu kavrayışın sonunda yorumlama yoluna girmekteyiz. Sadece sanatçının dünyayı kendi yorumuyla yeniden kurduğunu düşünmekte ve ‘’daha iyi bir dünya özlemi’’ üzerinden eserini ortaya koyduğunu vurgulamaktadır. Bu vurgulamayı yaparken de sanatı poetik bir tarafa göndermektedir.

Çünkü Aristoteles için sanatçının eserinin benzerini doğada görebilmek mümkün olduğu gibi sanatçının taklidi de onun yetkinliğinin bir ifadesi konumundadır. 3

Felsefe alanındaki estetiğin, sanat ve güzelle olan münasebeti hiç kuşkusuz bir ortaklık barındırmaktadır. Bu ilişkinin bir birliktelik arz ettiğini düşündüğümden,

‘’estetik-sanat-güzel üçgeni’’ olarak adlandırdığım bu ortaklığı ortaya konan tartışmalar içerisinde değerlendirmekteyim. Nitekim ‘’estetik-sanat-güzel üçgeni’’, özellikle estetiğin var olduğu her dönemde ele alınan bir birliktelik haline gelmektedir. Benim açımdan estetiğin alanı sanatı, sanatın alanı da güzeli beslemektedir. Her sanat eseri güzeli kendi çemberi içerisinde ele almakta ve yansıtmaktadır. Bir tablodaki fırça dokunuşları, bir şiirdeki kafiye düzeni, bir şarkının bestesi ve bir marangozun işlediği tahtadaki ufak kıvrımlar güzelin somut örneklerindendir. Estetiğin içinde barındırdığı güzeli bu anlamda her alanda görebilmekteyiz. Estetiğin, türediği kelimeler sebebiyle

‘’duygusallığın sağladığı bilgilerin bilimi’’ olarak ele alınması özellikle felsefe alanında çokça tartışmaya neden olmaktadır. Bu tarz tartışmaların sınırlandırılması açısından bizlere yarar sağlayacak olan üçgen, Kant’ın estetiğini tam anlamıyla idrak edebilmemize olanak sağlamaktadır. Çünkü Kant da estetiğin sanatı kapsadığı bir çemberde, güzeli farklı kulvarlarda ele almış gözükse de başından beri kendi görüşünü estetik-sanat-güzel üçgeni içinde döndürmektedir. Fakat bu çalışmaya girmeden önce estetiğin felsefe alanındaki genel duruşunu daha detaylı ve tarihsel olarak gözden geçirmekte fayda görmekteyim.

3 A.g.e.

(11)

Felsefe alanında estetik, uzun yıllar hem güzelin hem de güzelin doğasının önemi açısından ele alınmaktadır. Estetik kavramını da bu bağlamda inceleyen birçok filozof mevcuttur. Modern anlamda estetik kavramının ne anlama geldiğini geliştiren kişi aynı zamanda estetiğin kurucusu sayılan on sekizinci yüzyıl Alman filozof Alexander Gottlieb Baumgarten’dir. Modern anlamda ‘estetik’ terimi, estetiği ‘’şeylerin duyularla nasıl algılandığının bilimi’’ olarak tanımlayan Baumgarten’e aittir. Onu, güzel biliminin kurucusu olarak kabul etmek estetik tarihinde kabul edilebilir bir argümandır.

Baumgarten’in amacı estetik varlığını güzel düşünce alanına atfetmektir. Bu bağlamda,

‘’duyumsal bilginin bilimi’’ olan estetik, mantıksal düşüncenin tam tersi bir konumdadır.

Onun asıl amacı estetik kavramını felsefi tartışmaların içerisinde belli başlı bir yer edindirmek ve genel bir sanat kuramı ortaya çıkartmaktır. Baumgarten’in tüm güzel sanatları kapsayan bir kuram ürettiğini söylemek yerine, yeni bir başlık altında poetika ve retorika üzerine yazdığını söylemek mümkündür. 4 Ona göre, güzellik-cognitio sensitiva-estetik üçlüsü mantıksal bir çıkarıma sahiptir. Cognitio sensitiva, güzelliğin sahip olduğu bir etkinliktir. Estetiğin ulaşmaya çalıştığı da güzelin kendisidir. Sonuç olarak estetik, ‘’güzel üzerine düşünme sanatıdır.’’ 5 Bu güzel üzerine düşünme görevini üstlenen bir sanat izleyicisi olduğu gibi güzeli yaratan da bir sanatçı vardır. Kısaca bu sıfatlara da değinmenin, Kant’ın estetiğine detaylı bir şekilde girmeden yapmamız gereken ikinci bir hareket olduğu kanısındayım.

Her sanatçının amacı, kendi güzelini yaratmaktır. Sanatçının kendi benliğinden izler taşıdığı eserler, sanatçının kişilik yapısı hakkında da bilgiler ortaya koymaktadır.

Freud’un da dediği gibi ‘’Biz’i anlatan bilim ile ‘Ben’i anlatan sanat, ‘’bir insandan ötekine giden en kısa yoldur.’’6 Bu noktada sanatçı, güzeli kendi bakış açısıyla birleştirip şekil vermekte, onu kendi dünyasında oluşturmakta ve ortaya çıkarmaktadır. Timuçin Afşar’ın sanatı ve güzeli ele aldığı şu alıntıya dikkat çekmek isterim:

Sanatçı güzeli nerede, hangi koşullar altında yakalayabileceğini ya da kurabileceğini bilen kişidir. Sanatçı güzeli bütün boyutlarıyla yaşayan

4 Mevlüt Albayrak, Estetik’in Serüveni, Ankara: Akçağ Yayınları, 2019, s.148.

5 A.g.e. s. 149.

6 Nejat Bozkurt, Sanat ve Estetik Kuramları, İstanbul: Sarmal Yayınevi, 1995, s.178.

(12)

ve yaşatan kişidir. Sanatçı güzelin yaratıcısı olduğu kadar bir güzel uzmanıdır ya da ustasıdır.7

Tıpkı Afşar’ın da altını çizdiği gibi sanatçı güzelin nerede olduğunu bilmektedir.

Fakat güzelin oluşmasında ve algılanmasında sanatçı, özne rolünden çıkmamakla birlikte, güzeli yaşatan ve yaşayan kişi sıfatını da kazanmaktadır. Estetik-sanat-güzel üçgenini oluşturmada büyük rolü olan sanatçılar, güzeli oluşturmadaki kaynağını türlü noktalardan almaktadırlar. Sanatçının yarattığı güzele yargı verme konusunda en önemli sıfata sahip kişiler sanat izleyicileridir.

Sanat izleyicileri farklı estetik algılarına sahiptir. Bu farklılık, sanatı yorumlamada da göz ardı edilemeyecek kadar geniş bir alan sunmaktadır. Her sanatçının estetik-sanat-güzel üçgenini ele alıp işlemesi farklı olduğu gibi her sanat izleyicisinin de bu kavramsal üçgene bakış açısı bir o kadar farklıdır. Sanat izleyicisi estetikten haz alsa da güzeli sanatçının gözünden tam anlamlıyla betimleyememektedir. Nitekim sanat izleyicisi için sanatçının estetik algısından yola çıkmak ve bu yolun sonundaki güzele ulaşmak bir hayli meşakkatlidir.

Sanat izleyicisi yalnızca kendi sanat yolunu çizmekte ve bu doğrultuda bir güzellik algısına ulaşmaktadır. Fakat sanatçı ve sanat izleyicisi ortak bir noktada buluşmakla birlikte güzeli aslında birlikte var etmektedirler. Ne var ki, estetiğin kaynağı doğal yaşamdır ve kendini doğal yaşamda anlamlandırmaktadır. Bu da bizlere sanatın, akletme yetisine sahip insanları bir arada tutan bir merkez haline geldiği sonucunu vermektedir. Bu merkez, Kant’ın bakış açısında beğeni yargıları ve bu beğeni yargılarındaki a priori mesele çevresinde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Kant estetiği üzerine yazılan bir bitirme tezinde bu a priori meselesinin tartışması kesinlikle yapılmalıdır.

Immanuel Kant (1724-1804), 1790 yılında yayımladığı 3.eleştirisi olan Yargı Gücünün Eleştirisi ile estetik tartışmasına katılmıştır. Saf Aklın Eleştirisi’nde estetiği duyum ve algı öğretisi olarak ele alsa da Yargı Yetisinin Gücü’nde algısal yetkinlik olarak

7 Timuçin Afşar, Estetik, İstanbul: Bulut Yayınları, 2005, s.6

(13)

ele almaktadır. Algısal yetkinlik olarak estetiği, güzel ve hoş olanın öğretisi olarak tasfir etmek doğru olacaktır. Çünkü detaylı bir şekilde göreceğimiz gibi Kant’ın duyum veya algı edimiyle, güzel arasındaki bağıntı çok kuvvetli ve birbiriyle ilişkilidir.

Kant’ın estetik tartışmasındaki rolüne bakacak olursak, düşünce sistemindeki ayrılmaz ikiliyi estetik ve felsefe olarak kabul eden ve bu şekilde öne çıkartan ilk filozoftur. Bu tartışmada kendisinin sahne arkası yardımcısı ise şüphesiz Baumgarten’dir.

Nitekim Baumgarten’ı yakından takip etmiş ve kendi düşünce sistemini oluştururken pek çok Fransız, Alman ve İngiliz düşünürlerinden de etkilenmiştir.

Kant’ın estetik konusundaki düşünceleri Baumgarten felsefesindeki gibi merkezi bir rolde olmasa da eleştirel felsefenin önemli bir ayağını oluşturmaktadır.8 Kant açısından ele alınan eleştirel tarafı anlayabilmenin temel koşulu felsefi araştırma yapmanın zorunluluğudur. Bu felsefi araştırmanın da sınırları belirlemek, özellikle beğeni yargılarındaki a priori meseleyi anlayabilmek ve açıklamak adına önemli bir adım olmalıdır. Nitekim bu yargıların bir getirisi olan güzellik ve bu güzelin verdiği haz duygusunun evrensel olduğunun kanıtlanma çalışması, tezimizin odak noktalarından biridir. Bu açıdan bakıldığında ‘’estetik-sanat-güzel üçgeni’’nin önemi tekrar karşımıza çıkmaktadır. Zira Kant’ın sanatı öznelleştirme çalışmasının yanında, bu üç kavramı anlayabilmemizi sağlayacak felsefi sistemin, öznellikten ileri gelmesine rağmen aslında evrensel olduğu bu doğrultuda vurgulanmalıdır.9 Bunu da yapabilmenin sanatçı ve izleyici açısından yeterli olmaması, felsefi terimler üzerinden durum analizini zorunlu hale getirmektedir.

Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde detaylı bir şekilde ele alınan beğeni yargısı, estetik, sanat ve güzel üzerinden incelenmelidir. Nitekim Kant, güzeli değerlendirirken belli yargıların ortaya çıkacağını söylemektedir. Bu tür yargılar beğeni yargılarının kendisidir ve a priori ilkeler ile birlikte incelenmelidir. Gerekli bölümlerde göreceğimiz gibi Kant’ın estetik alanındaki devrimi, beğeni yargısının ilk defa empirik olarak değil de a

8 Gamze Keskin, Estetik Üzerine Yazılar, İstanbul: Alfa Yayınları, 2019, s.33.

9 İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, Felsefe Bölümü, Aesthetic, akt: Emre Şan, 11.03.2019.

(14)

priori bir şekilde incelemeye koymasıdır. Gerekçelendirme olarak da öznel ilkeyi baz almaktadır. Bu sayede Kant’ın tümellik talebinin zorunluluk taşımasını nasıl ifade ettiğini görebileceğiz.

Kant için beğeni yargısındaki a priori ilkeyi tekil bir yargının evrenselliği olarak ele almak, hazzın evrenselliğine ulaşmasındaki en büyük temelidir. Bu sayede güzelin tartışılabilir olma imkanını nasıl kapattığını gözler önüne sermektedir. Beğeni yargısının tümdengeliminin a priori ilkeler ile birleştirilmesi, beğeninin nesne ile nesneye bağlı duyguların iletilebilirliğinin önünü açmaktadır. Çünkü bu bağlamda bir a priori yargılama yetisi varlığını sürdürmektedir. Bu da yargı veren öznenin paylaşılabilir olan bilgi ve duygularının, bu tür a priori ilkeler barındırdığı anlamına gelmektedir. Bu durum özellikle estetik tartışmalarda yeni bir algoritma olarak karşımıza çıkmaktadır.

Baumgarten ile başlayan estetik serüveni, Kant ile birtakım değişikliklere uğradığını söylemeliyim. Zira, Baumgarten estetiği etik ve mantık üzerinde şekillendirmeye çalışırken Kant güzelin akılsal ilkeler altında inceleme yolunu kapatmaktadır. Çünkü Baumgarten’ın salt tecrübeye dayandırdığı her türlü kuralın yerini artık a priori ilkeler yerini almaktadır. Bu bakımdan a priori’nin oluşumu yargıların oluşumu bağlamında incelenmelidir. Kant’ın yargılara ulaşma biçimi, beğenilerin varlığı açısından merkez konumdadır. Bu yüzden yargıların oluşumunu detaylı bir biçimde ele almak gereklidir. Çünkü Kant için beğeni yargısının değerlendirildiği nokta salt öznellik değil, nesnenin özne ile olan estetik ilişkisi olacaktır.

Transandantal olarak tanımlanan nesnelerin doğasını tanıma ve bilme imkânı, yargıların değerlendirilme aşamasında başrol oyuncusudur. Çünkü bu kavram ile nesnelerin doğasının farklılığı ortaya çıkacak bu da bizleri yargıların çeşitliliği sonucuna götürecektir. Aslında Kant’ın mantık alanında da yaptığı gibi çeşitli kanıtlamalar ve çıkarımlar yapması estetik alanda da oldukça hakim bir tavırdır. Estetik yargıya sahip olabilme yetisine sahip bir nesnenin bile belli koşullar altında incelenmesi, Kant felsefesinin ciddi bir tavırda değerlendirildiğinin bir kanıtıdır. Gamze Keskin’in dediği gibi; estetik yargı söz konusu olduğunda, bu yargıya konu olacak nesneye de bakışımızı çevirmeliyiz. Nesneden hareketle estetik yargıya baktığımızda, nesneleri bakımından

(15)

hem estetik yargıların hem de bilgi yargılarının birbirlerine benzediklerini öne sürebiliriz.

Şu farkla ki, estetik yargılar, bilgi yargıları gibi nesnel ve kavramsal değillerdir.10Kant açısından beğeni yargılarının a priori tartışmasının incelendiği bir bitirme tezinde, beğeni yargılarının hayal gücü ile olan bağıntısına da değinmek gerekir.

Hayal gücü, estetik yargılarının özgür olmalarını sağlamaktadır. Çünkü estetik yargıları amaç taşıma zorunluluğu hissetmeyen ve pratiğe dökülme mecburiyeti de taşımayan yargılardır. Bu da nesnelliğe engel olduğunun sonucunu beraberinde getirecektir. Kant bu noktada, hayal gücünün özgürlüğü ile anlama yetisinin yasalılığının birlikteliğinden güzelin var olduğunu kanıtlamaktadır. Bu kanıtlamanın beraberinde de güzelin verdiği hazzı evrenselleştirme çalışmasına girmektedir.

Güzelden duyulan hoşlanma duygusunun tümelliğine dayandırılan evrenselleştirme çalışması, estetik yargıya sahip her özneyi kuşatma eğilimindedir. Altını çizmemiz gereken nokta, nesnenin ve öznenin haz konusunda bir amaç barındırmadığıdır.

Çünkü Kant ne nesnede ne de izleyici de bir odak noktası görmemekle birlikte, bu durumun bir tür ‘’amaçsız amaçlılık’’ olduğunun altını çizmektedir. Bu konudaki gerekçelendirme için de hazza ulaşma konusunda, bu amaçsız amaçlıları ayrı ayrı ele almanın önemini vurgulamaktadır. Nihayetinde kavramsız bir evrensellik ile iletilebilir olan beğeni yargısının birlikteliği, hiçbir amaç taşımayan bir nesnenin tasarımındaki amaçlılığı oluşturmaktadır. Bu doğrultuda güzel tanımı olarak da ‘’bir amaç taşımayan nesnenin amaçlılığına hizmet eden’’ olarak nitelendirilmektedir.

Kant’ın güzelin evrensel haz taşıdığını ispatlama çalışmasında, beğeni yargılarının a priori olarak incelenmesinin yanında, yargı yetisine sahip öznenin başkaları ile olan iletişimi de üzerinde durulması gereken bir noktadır. Çünkü güzelin iletişimsel karakterini ön plana çıkartmak için beğeni yargısının niceliksel boyutunu, hoşlanmanın tümel olarak iletilebilirliği çatısı altında ele almak durumundayız. Kant’ın bu yol ile ulaşmak istediği nokta öznel evrensellik çalışmasıdır. Herkesin beğeni algısının farklılığı yanlışlanabildiği gibi hoşlanmanın tümel olarak iletilebilirliği de bu bakımdan

10 Keskin, Estetik Üzerine Yazılar, s. 36.

(16)

mümkündür. Ancak böyle bir iletilebilirlik ile güzel olarak kabul edilen nesnenin, herkes için geçerli olması koşuluyla, beğeni yargılarından söz edebilmekteyiz. Nesnenin sahip olduğu güzelin öznedeki hoşlanma duygusunun zorunluluğu, beğeni yargısındaki a priori tarafı oluşturmaktadır. Eğer bir şeyin tümel olarak hoşa gittiğini belirteceksek bu şeyin herkes için hoşa gitmesi gerektiğini belirtmemiz gerekir. Tümellik talebinin zorunluluk taşıması da başından beri vurgulanan a priori ilke sayesinde karşılanabilmektedir. Detaylı bir şekilde göreceğimiz gibi Kant için bu durum bir ortaklık barındırmaktadır ve bu ortaklığın en iyi anlatım şekli de sensus communis kavramı ile mümkün olmaktadır.

Estetik yargı yetisi, ortak duyu anlamına gelen sensus communis ile yargılar üzerindeki kavramsal zorunluluğu ortadan kaldırmakta ve evrensel olarak iletilebilir kılan şeyi yargılama yetisine sahip olmaktadır. En nihayetinde varmak istediğimiz durum, kişilerin nesnelere karşı hissettiği duyguları ve duyumsadıkları şeyleri birbirlerine iletmeleri bir duygu birliğine ulaştıklarını göstermektir. Estetik yargının zorunluluğunu da ancak bu ortak duyu kapsamaktadır. Net bir şekilde altı çizilmese de sensus communis’in beslendiği alanın, öznelerin güzeli öğrendikleri ilk kaynaktaki ortaklık olduğunu düşünmekteyim. Yani güzeli öğrendiğimiz ilk kaynak olan doğanın herkes için aynı kaynak olması bu ortak duyunun varlığının bir ispatı niteliğindedir.

Başından beri vurguladığımız estetik-sanat-güzel üçgenine dönecek olursak, Kant için doğadaki güzel ile sanat eserindeki güzel bir değildir. Fakat bu karşıtlık bu üçgeni yanlışlamasından ziyade doğrular niteliktedir. Çünkü güzelin kaynağının oluşturulduğu doğa, sanat eserindeki güzele, güzel olabilme yetisi tanımaktadır. Bunu sağlayan öznenin kendisidir. Her ne kadar sanatçının eserindeki izlerine taklit ve eksik diyen olsa da baz almamız gereken nokta Kant’ın estetik çerçevesidir. Kant için güzele varoluşunu veren öznenin bakışı, doğa dışındaki güzel anlayışını estetikle buluşturmaktadır. Fakat altını çizmemiz gereken nokta, doğanın sahip olduğu nesneleri yorumlama eğilimimizin doğadan kaynaklı bir ihtiyaç olmayıp, tamamen ahlâki eylemlerden kaynaklı olmasıdır.

Sanat eserinde ise bu tür tavırları görmeyeceğiz. Çünkü sanat eserinin Kant açısından başarılı sayılmasının tek koşulunun dehâ olduğunu incelemeliyiz. Fakat bu dehâ, sıradan bir özneden ziyade belli yetilere sahip yüksek bir konumdadır.

(17)

Kant’ın titizlikle yazdığı, felsefi terminolojiye yeni kavramlar kattığı ve tartışmalara farklı bakış açıları getirdiği Yargı Yetisinin Gücü, bu tezin temel aldığı en önemli eser olmaktadır. Çünkü bu çalışmanın ancak Kant’ın kendi düşünceleri ve kavramlarıyla yazdığı bir eserle amacına ulaşabileceği kanısındayım. Çoğu zaman düşünceleri bulanık ve karmaşık gözükse de bu çalışmada özellikle bu bulanık ve karmaşık düşüncelere yer verilecektir. Amacımız, Kant’ın estetik anlayışını temelden tüm detaylarıyla incelemekten ziyade, estetik alanında bir ilk olan beğeni yargısının empirik tümelliğin ötesine geçerek a priori ilkelere nasıl dayandırıldığını göstermektir.

(18)

1. KANT VE ESTETİK

Öznenin beğenisini tanıtlaması gereken her yargı açısından öznenin deneyim yoluyla başkalarının yargılarını kurcalamak zorunda kalmaksızın ve onların aynı nesneden hoşlandıklarını ya da hoşlanmadıklarını önceden öğrenmeksizin kendi için yargıda bulunması istenir; dolayısıyla yargısının bir şeyin edimsel olarak evrensel haz vermesinden ötürü bir öykünme olmaması, ama a priori anlatılması gerekir. Ama bir a priori yargının nesnenin (onun bilgisi için ilkeyi kapsayan) bir kavramını kapsamak zorunda olduğunu düşünmek gerekir; beğeni yargısı ise hiçbir biçimde kavramlar üzerine dayanmaz ve bütününde bilgi değil, yalnızca bir estetik yargıdır.11

Kant estetiği dendiğinde ilk akla gelen beğeni eleştirisidir. Güzeli değerlendirme sürecinde ve bu süreç sonunda çıkan belli yargılar ortaya koyduğumuzda, ‘’beğeni’’ bu yola ışık tutmaktadır. Kant’ın adlandırdığı beğeni yargıları, her türlü güzellik anlayışında belli sonuçlar elde etmemizi sağlamaktadır. Nitekim, ‘’güzel’’ olarak adlandırılan bir şeyin, bu sıfata sahip olmasının ilk koşulu beğeni yargısının süzgecinden geçmiş olmasıdır. Söz konusu beğeni yargıları, güzele verilen tepkinin yeterliliğini belirlediği gibi Kant, bu yeterliliğin doğasının ortaya konulabilir bir hareket olduğunu düşünmektedir. Tüm çıkarlardan bağımsız olan bu beğeni yargıları, herkes için geçerlik isteminde bulunmalı ve bunu nesneler üzerine dayalı evrenselliğe bağlı olmaksızın yapmalıdır. Onunla bir öznel evrensellik istemi bağlı olmalıdır.12 Buradan çıkan sonuç da nesnelere ait kavramlara bağlı olmayan bir evrensellik, mantıksal değildir. Aksine böyle bir çerçeve ancak estetik olabilmektedir. Çünkü yargının nesnelden ziyade sadece öznel bir niceliğini kapsamaktadır.

Kant’a göre doğuştan gelen, yani deney sonucu elde edilmeyen ve düşünce bilgisinde bulunan bilgi a priori bilgidir. Genel anlamda temel öğretisini bu kavram üzerine inşa etmiştir. Aynı şekilde estetik alanında da karşımıza çıkan a priori ilke, beğeni yargısıyla bağıntılı bir haldedir. Kant’ın estetik alanda da karşımıza çıkarttığı en önemli nokta, beğeni yargısının ilk defa empirik olarak değil de a priori bir şekilde incelemeye

11 Immanuel Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi, çev: Aziz Yardımlı, İstanbul: İdea Yayınevi, 2015, s. 32.

12 A.g.e. s. 8.

(19)

koymasıdır. Transandantal olarak tanımlanan deneyimin imkânının a priori koşulları, empirik tarafı geri planda tutmaktadır. Çünkü doğadaki a priori yasalar ile doğanın teorik bilgisini elde etmekteyiz. A priori meselesini estetik tartışmasında bulmak, beklenmedik bir harekettir. Kant bu beklenmedik meseleyi ele alırken estetik anlamda a priori’nin beğeni yargısının temelinde olduğunu ve güzelin tartışılabilir olma imkanına engel olduğunu düşünmektedir. Beğeni yargısının empirik olduğu görüşüne tam tersi bir biçimde, yargının a priori bir tarafının olduğuna da dikkat çekmektedir.13 Bu açıdan bakıldığında, beğeni yargısının sahip olduğu zorunluluk, öznel bir ilkeye dayanmaktadır.

Öznel ilke dışında kalan ilkeler, beğeni yargısının zorunluluğunu tam anlamıyla ifade edememektedir. Beğeni de empirik tümelliğin önüne geçebilen bu ilke, a priori unsuru ancak bu şekilde sağlamaktadır. Bu ilke sayesinde, tümellik talebinin zorunluluk taşıması tam anlamıyla ifade edilebilmektedir.

Estetik yargılarında tümel geçerliliğin altını çizmek, Kant’ın bu alandaki felsefi görüşünü anlamak için yapmamız gereken ilk harekettir. Onun estetiği, estetik yargının imkânı üzerine inşa edilmiştir. Ne var ki, estetik yargının imkânının biçimsel koşullarını incelemekle başlayan bu serüven, beğeni yargılarının tümel geçerliliğine dayandırılarak estetiğe daha geniş bir açı sunmaktadır. Kant, bu durumu Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde şu şekilde açıklamaktadır:

Beğeni yargıları iki yanlı ve hiç kuşkusuz mantıksal bir özgünlük taşır: ilk olarak, a priori evrensel geçerlik, ki gene de kavramlara göre mantıksal bir evrensellik değil, ama tekil bir yargının evrenselliğidir;

ikinci olarak, bir zorunluluk (ki her zaman a priori temellere dayanmalıdır) ama gene de bir a priori tanıtlama zeminine bağımlı değildir, ki bunun tasarımı yoluyla beğeni yargısının herkesten beklediği onay alınabilecektir. 14

Kant, yargıları kavramların oluşturduğunun altını çizerken, beğeni yargılarının kavramlar yoluyla belirlenmediğini de belirtmektedir. Bu bakımdan beğeni yargılarının genel olarak bir yargının öznel biçimsel koşulu üzerine temellendirildiğini de vurgulamaktadır. 15 Alıntıdan da anlaşılacağı üzere Kant, beğeni yargısındaki a priori

13 İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, Felsefe Bölümü, Aesthetic, akt: Emre Şan, 25.03.2019.

14 Kant, Yargı Yetisinin Gücü, s. 31.

15 A.g.e. s. 35.

(20)

ilkeyi tekil bir yargının evrenselliği olarak ele almaktadır. Bu vurgu, Kant’ın beğeni yargısındaki a priori ilkesini anlamamız için üzerinde durmamız gereken bir noktadır.

Çünkü bu şekilde hem beğeni yargısının genel yargılardan farkına hem de güzelin, yargıyla olan ilişkisindeki evrenselliğe dikkat çekebilmekteyiz.

Estetiği duyusal bilmenin bilimi olarak ele alan Baumgarten’ın felsefi düşünce sistemine inerken Kant’ın perspektifinden bakmak yanlış olmayacaktır. Fakat Kant, beğeniyi bir duyusal bilme olarak ele almadığı gibi onun beğeni eleştirisi, beğeni yargılarında ortaya konan eleştirel tavrın bir eleştirisi olmayı üstlenir. Çünkü Kant beğeninin, empirik tümelliğin ötesine geçen a priori bir ilkesinin bulunduğu düşüncesinden hareket eder.16 Bu düşünce beğeni yargısının tümdengeliminin a priori ilkeler ile birleştirilmesine işaret etmektedir. Ne var ki hoşlanmanın herkese zorunlu olarak yüklenmesi a priori bir yargı olarak ele alındığında, beğeninin nesne ile nesneye bağlı duyguların iletilebilirliğini a priori yargılama yetisi olarak ele almak yerinde bir karar olmaktadır. Bu bakımdan bu tür a priori ilkeler, yargı veren konumunda olan öznenin paylaşılabilir bilgi ve duygularında yer almaktadır. Fakat Baumgarten’de alışık olduğumuz ‘’duygusal bilginin bilimi’’17, Kant’ın penceresinde de varmış gibi gözükse de aslında bu kavram estetikten biraz uzaklaşmaktadır.

Rasyonel estetik hakkındaki sert eleştiriler Baumgarten’de olduğu kadar Kant’ta da hakimdir. Ne var ki, Saf Aklın Eleştirisi’nin ‘’Transandantal Estetik’’ başlığının altında Kant, Baumgarten’in estetik görüşü hakkında şöyle demektedir:

Bu günlerde başkalarının beğeni eleştirisi dedikleri şeyi tanımlamak için

‘’estetik’’ sözcüğünden yararlananlar yalnızca Almanlardır. Bunun temelinde mükemmel çözümlemeci Baumgarten’in güzelin eleştirel bir yorumunu akılsal ilkeler altına getirmeye ve böylece ilkelerini bir bilim düzeyine yükseltmeye yönelik boşa çıkan umudu yatar. Böyle bir çaba hiç kuşkusuz boşunadır. Çünkü sözü edilen kurallar ya da ölçütler başlıca kaynaklarına göre salt tecrübeye dayanırlar ve bu nedenler hiçbir zaman beğeni yargımızı yönlendirecek a priori belirli yasalar olarak hizmet edemezler; tersine, kuralların doğruluklarının gerçek denek taşını oluşturan şey bizim yargılarımızdır. Bu nedenle salık verilebilecek şey ya

16 Taylan Altuğ, Kant Estetiği, İstanbul: Payel Yayınları, 2007, s. 16.

17 Gamze Keskin, Estetik Üzerine Yazılar, İstanbul: Alfa Yayınları, 2019, s. 20.

(21)

bu adlandırmayı beğeni eleştirisi için kullanmaktan vazgeçmek ve gerçek bilim olan duyarlık öğretisi için alıkoymaktır ki bu yolla hem dile hem de bilgiyi duyarlık ve kavrayıp olarak bölümlemelerinde eskilerin ona verdikleri anlama yaklaşmış oluruz.18

Baumgarten’ın etik ve mantık üzerinden şekillendirmeye çalıştığı estetiği, Kant az da olsa farklı bir tarafa çekmektedir. Güzelin eleştirel yorumunun akılsal ilkeler altına getirmenin boşa bir çaba olacağını vurgulamaktadır. Çünkü estetiğin kendine ait ilkelerinin, bilim düzeyine yükseltmeye çalışmanın yersiz olacağının altını çizmektedir.

Buradan şunu anlayabiliriz ki, Kant için beğeni yargılarındaki a priori ilke oldukça önemlidir ve salt tecrübeye dayandırılan her türlü kural ya da ölçüt ulaşmak istediğimiz yargılara bizi götürmemektedir. Üstünde durulması gereken nokta salt tecrübeden ziyade sahip olunan yargılardır. Bu sebeple Kant, Baumgarten’den farklı olarak estetiğin sınırlarını beğeni yargısındaki a priori ilke ile şekillendirmektedir.

Estetik, öznel bir yapıya sahiptir ve kesin kurallar sistemine dayanmaz. Kant, güzelin sorgulamasını yaparken geniş bir yelpazeye sahip olan estetiğin de sınırlarını kendi felsefi dayanaklarına göre belirlemeye çalışmaktadır. Kendine has tavrıyla bu öznel yapıya sahip çerçevede, nesnelliğe ulaşmaya çalışır. Bu nesnelliğe ulaşma yolundaki adımlarını da bilgi kuramı doğrultusunda gerçekleştirmektedir. Bilgi kuramı çerçevesini açıklarken a priori ilkeye özellikle vurgu yapmaktadır.

A priori, Kant’ın felsefi temellendirmesinin en temel başlığıdır. Deneye dayalı perspektifi sayesinde bilgileri uyandırma yoluna gitmektedir. Uyandırmadan kasıt hatırlatmaktan ziyade dış sezgi ve iç sezgi olarak ayrıldığı iki türün yöntemiyle mümkündür. Uzam, dış sezginin koşullarını, zaman da iç sezginin koşullarını hareket geçirir. İkisinin ortak paydası da algıdır. Çünkü algı bu iki sezgiyi zorunlu tutmaktadır.

Algının yeri estetikte önemli bir yere sahiptir. Nitekim, bireyin estetik anlayışı algılarının süzgecinden geçtikten sonra yaşantısında somut bir hale bürünmektedir.

18 Gamze Keskin, Estetik Üzerine Yazılar, İstanbul: Alfa Yayınları, 2019, s.32.

(22)

Dış sezgi ve iç sezginin birleşimi ile sahip olduğumuz algının, uzam ve zaman ile birlikte ele alınması yargıları oluşturmaktadır. Çünkü nesneye karşı olan algı, nesneye karşı yargıyı üretmektedir. Bu üretim aşamasında uzam ve zamanın sezgileri ortaya çıkartması ise zorunludur. Bu bakımdan içsel ve dışsal sezginin bahşetmiş olduğu algının estetik alandaki görevi büyüktür. Her nesne deneyimi, estetik anlayışındaki farklı noktalara değinmektedir. Bireylerin estetik anlayışındaki farklılık, algının kazandırdığı yargılar sonucu oluşmaktadır.

1.1 Estetik Yargı ve Yargı Gücü

Kant’ın estetik anlayışında -genel olarak felsefi sisteminde de görmek mümkün- yargı gücü sezgi ve algı kadar üstünde durulması gereken bir noktadır. Beğeni yargısının estetik araştırmalarının merkezi konumunda olması, Kant’ın genel felsefi yaklaşımında abes bir durum sayılmamaktadır. Nitekim Kant, güzele ulaşmak için olgularla birlikte hareket etmektedir. Nasıl ki bilimi bir olgu olarak ele alıyorsa, güzeli de aynı şekilde ele alır. Bu ele alış biçimi sürecinde de odaklandığı nokta olgunun nasıl oluştuğudur.

Olguların oluşumunda yargılar üzerine gitmektedir fakat bu yargılar genel yargılardan farklı olarak beğeni üzerinden oluşturulmaktadır.

Beğeni yargısının ortaya çıkabilmesinin ön koşulu hoşlanma duygusunun uyandırılması ile mümkündür. Beğeni yargısının değerlendirildiği nokta salt öznellikten ziyade duygu aracılığıyla ifade edilen nesne tasarımıdır. Önemli olan nokta; sadece nesne tasarımından ziyade, nesnenin özne ile olan estetik ilişkisi bakımından ele alınmasıdır.

Bu da demektir ki, nesne fenomenal varoluşu içerisinde değil, fakat salt biçimsel varoluşu içerisinde düşünülür.19 Kant, bu noktayı şu sözleriyle açmaktadır:

Beğeninin burada temel alınan tanımı onun güzeli yargılama yetisi olduğudur. Ama bir nesneye güzel diyebilmek için neyin gerekli olduğunu beğeni yargısının çözümlemesi ortaya çıkarmalıdır.20

19 Altuğ, Kant Estetiği, s.99.

20 Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi, s.1.

(23)

Güzel diye adlandırılan bir nesnenin alt tezlerinin sunumunu zorunlu tutan Kant, öznenin bilinç işlevlerindeki takındığı tutumun öneminin altını çizmektedir. Bunu yaparken de öznenin özel bir tutuma sahip olmasını gerektiğini vurgulamaktadır. Kant, verilen alıntıda görüldüğü gibi doğrudan güzele yargısını verenin beğeni olduğunu söylemektedir. Nesnenin ‘’güzel’’ olabilmesi için koşulların olduğunu öne sürmektedir.

Beğeni yargısının kendisi ve öznenin bu yargılara nasıl ulaştığı, güzele giden koşulları oluşturmaktadır. Deneyimin ya da bilginin imkânının a priori koşullarına ilişkin olarak tanımlanan ‘’transandantal’’, burada üzerinde durulması gereken bir yöntem çeşididir.

Nitekim, bu yöntem ile nesnelerin doğası tanımlanmakta ve nesnenin bilinmesi için araştırılması gereken bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Nesnelere ilişkin farkındalıkların nihai amacı her nesnenin doğasının farklılığını ortaya koymaktır. Bu da bizleri beğeni yargılarının çeşitliliği ve kişiselliği sonucuna götürmektedir.

Farkındalıkların ‘’yargılar’’ olarak tanımlanması, çözümlenmesini beraberinde getirmektedir. Somut veya soyut bütün nesnelere ait farkındalıklar, sahip olunan yargılar ile ifade edilmektedir. Bu da ‘’güzel’’ diye adlandırılan yargıların çözümlenmesinin, güzel nesnenin doğasına götürdüğü anlamına gelmektedir. Bu çözümleme çabası da tabi ki kendi yargılarımıza sormamız gereken ‘’güzel nedir?’’ sorusu ile başlar. Kant açısından bakıldığında tüm bu süreçlerin nihai amacı, estetik yargının nesnelliğini temellendirme çalışmasıdır. Bunu da ancak transandantal bir uzanım içerisinde gerçekleştirmek istemektedir.

Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi’nin önsözünde, yargı gücünün, bilgi yetilerimizin düzeni içinde, anlama yetisi ve akıl arasında bir orta terim oluşturduğunu belirtmektedir.

Bu da anlama yetisi ve akıl birlikteliğini sağlayan yetinin yargı gücü olduğu anlamına gelmektedir. Yargı gücü, estetik bilincini baz alarak, duygu alanında bir ortaklık bulmaya çalışmaktadır. Çünkü yargı dediğimiz kavram, şeyler hakkında tezler ortaya koyabilmeyi sağladığı gibi şeyleri duygu yönünden görebilme yetisini de beraberinde getirmektedir.

Yargının duygu yönünden görülebilmesini sağlayan yeti, beraberinde estetik yargıyı doğurmaktadır.

(24)

Akıl ve anlama yetisinin beraberliğini Kant’ın Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde de görmek mümkündür; ‘’Genel olarak zihin yetilerinin çözümlenmesi, arzulama yetisinin belirleniminden bağımsız bir hoşlanma duygusunun bulunduğunu gösterir.’’21 Bu durum, zihin yetilerinin Kant için; bilgi yetisi, hoşlanma ve hoşlanmama duygusu ve arzulama yetisi olarak ayrılabildiğini göstermektedir. Nitekim anlama yetisi aracılığıyla kavrayamadığımız ve akıl ile ulaşamadığımız şeyleri hissetmemizi, yargı gücü bizlere sunmaktadır. Bu sunum, zihin yetisinin üç ayrımı ile birlikte bağdaştırmayı kolaylaştırmaktadır. Zihin yetilerinin üç farklı kolu, üç bilgi yetisini beraberinde getirmesi de bu yüzdendir. Tümelin bilgisine sahip olma yeterliliği olan ‘’anlama yetisi’’, tikeli tümelin altına koyma yeterliliği olan ‘’yargı gücü’’ ve tümel aracılığıyla tikeli belirleme ya da ilkelerden çıkarımla yapma yeterliliği olan ‘’akıl’’, bu üçlü kavram çemberinden çıkmaktadır. Yargı gücünün, anlama yetisi ve akıl arasındaki köprü olduğunu söylemiştik. Çünkü akıl sadece ilkeleri beraberinde getirirken, nesneleri veren anlama yetisidir. Yargı gücünün ilkeleri nesnelere uygulama görevine sahip olması da bu köprüyü sağlamlaştırma yolunda atılan önemli bir adımdır.

Yasa koyucu ilkeler, bilgi yetisi için önem arz ederken, bu ilkelerin anlama yetisinden çıktığının altını çizmek gerekir. Anlama yetisi, doğaya a priori yasalar dikte etmekle, mümkün bir deneyimde doğanın teorik bilgisini elde etmemizi sağlamaktadır.

Taylan Altuğ’un Kant Estetiği kitabında da belirttiği gibi, bu durum şu şekilde özetlenebilir:

Anlama yetisi, bilgi yetisi için (doğanın teorik bilgisi için) kurucu a priori ilkeleri içeren yetidir. O halde, kavramlar aracılığıyla bilgi edinme yeterliliğimiz, a priori ilkesini saf anlama yetisinde bulur.22

Doğanın teorik bilgisini elde etmemizi sağlayan etken, anlama yetisinin a priori yasalar sağlayabilmesidir. Çünkü yasa koyucu ilkelere sahip olmanın ön koşulu, anlama yetisinin varlığıdır. Anlama yetisi de sahip olduğu a priori ilkeler sayesinde bitki yetisini beraberinde getirmektedir. Altuğ’unda üzerine bastığı gibi saf anlama yetisi ancak böyle

21 Kant, First Introduction to the Critique of Judgment, çev: James Haden, Bobbs, Merrill Publishing Co., Indianapolis and New York, 1965, s. 207.

22 Altuğ, Kant Estetiği, s. 20.

(25)

bir bilgi edinme yeterliliği yolunda kendini gerçekleştirmektedir. Kant’ın başından beri amaçladığı, yargı yetisinin a priori ilkesini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Saf Aklın Eleştirisi’nde de anlama yetisinin yargı gücü ile ilişkini şu şekilde tanımlar:

Anlama yetisi genel olarak kurallar yetisi olarak görülürse; yargı gücü kurallar altına koyma yetisi olacaktır, yani herhangi bir şeyin verilmiş bir kural altına konup konmayacağını ayırt etme yetisi.23

Buradan da anlaşılacağı üzere, herhangi bir şeyin kurallara dayandırılıp dayandırılmaması yargı gücünün sistemi ile birlikte çalışmaktadır. Anlama yetisinin yargı gücü ile olan birlikteliğini en net gösteren durum budur. Anlama yetisi kurallarla birlikte çalışırken, yalnızca uygulanabilen ve öğretilmesi mümkün olmayan yetiler yargı gücüne aittir. Çünkü anlama yetisini kurallar yetisi olarak ele almak demek, yargı gücünün de bir şeyi kural altına koyup koyulmaması gerektiğini ayırt eden yeti olarak kabul etmek demektir. Bu noktada yargılara daha detaylı bakmak gerekir.

Kant, belirleyici(determinant) ve yansıtıcı/düşünücü (reflective) olarak yargı gücünü ikiye ayırmaktadır. Yansıtıcı yargı gücünde tümel olan bilinmez iken, belirleyici yargı gücünde tümel olan bilinmektedir. Yansıtıcı yargı gücünde tikellerden tümellere ulaşılmaktadır. Fakat tümellerin altına tikellerin yerleştirilmesinde belirleyici yargı gücünün görevi büyüktür. Bu bakımdan belirleyici yargı gücünün, doğadaki tikeli tümele tâbi kılmada kendisine yol gösterecek bir yasa, kendisine ait a priori bir ilke aramasına gerek yoktur.24 Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde Kant, bu ayrımın temellendirmesini şu şekilde yapmaktadır:

Genel olarak yargı yetisi tikeli evrensel altında kapsanıyor olarak düşünme yetisidir. Eğer evrensel (kural, ilke, yasa) verili ise, o zaman tikeli onun altına alan yargı yetisi (üstelik, aşkınsal yargı yetisi olarak, o evrenselin altına almanın yalnızca onlarla uyum içinde olanaklı olduğu koşulları a priori verse bile) belirleyicidir. Ama eğer yalnızca tikel verili ise ve onun için evrenseli bulması gerekiyorsa, o zaman yargı yetisi salt derin-düşünendir.25

23 Kant, Critique of Pure Reason, Cambridge: The Press Syndicate of The University of Cambridge, 1998, s. 177.

24 Altuğ, Kant Estetiği, s. 23.

25 Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi, Giriş IV.

(26)

Buradan da anlaşılacağı üzere, belirleyici yargı gücü, transandantal aracılığı ile tikeli tümele göre belirleme görevini üstlenmektedir. Bu duruma zıt olarak yansıtıcı yargı gücünün ise tümeli ve yasaları yoktur. Onun sahip olduğu tek şey olumsal tikellerdir. Bu sebeple tikelin altına koyulacak tümel bilinmediğinden, bu yargı gücünde yapılması gereken ilk şey tümelin bulunması gerektiğidir.

Yansıtıcı yargı gücünün nihai amacı, tikellerin tâbi olduğu kuralları ve yasaları ortaya çıkartmaktır. Çünkü aksi takdirde, doğanın tikel kavramlarını ve yasalarını ortaya çıkartmazsak, dünyanın real deneyimine sahip olamayız. Bu bakımdan Kant, yansıtıcı yargı gücünün, olumsal tikeller alanında henüz verilmemiş tümel kavramları ortaya çıkabilmesini sağlayan a priori bir ilke olmasının gerekliliğini savunmaktadır. Bu ilkenin de doğanın bizim onu bilme amacımıza rastlantısal uyarlanımı olarak tanımlayabileceğimiz ‘’doğanın amaçlılığı’’ olduğunun altını çizmektedir. Aslında vurgulanmak istenen; yansıtıcı yargı gücünün var olan ama henüz elde edilmemiş empirik yasalar çokluğu ile ilişki kurabilmesi, doğayı kaynağını yalnızca yansıtıcı yargı gücünün a priori bir ilkede bulan amaçlılık ilkesine göre görmeye bağlıdır.

Yansıtıcı yargı gücü bir nevi eleştirel bir zihin hareketidir. Örneğin bir tasarımın zihinsel karşılaştırılması iki yola dayanır. İlk karşılaştırma bu tasarımın başka tasarımlarla karşılaştırılmasıdır ve kavram oluşturmaya dayanır. İkinci karşılaştırma ise verilmiş tasarımın bilgi yetileri ile estetik yargılara ulaşılmasına olanak sağlamaktır. Bu da estetik karşılaştırmanın duyguyu meydana getirdiğinin bir işaretidir. Bu bilgi bizi estetik anlamda estetik yargı gücüne götürür.

Estetik yargı gücünde öznel beğeni hakimdir. Öznel bir boyut taşıyan bu yargı gücünde doğal olarak o çok bilinen a priori kurallardan bahsetmek mümkün değildir.

Zorunlu alan ile özgürlüğün alanının dengesini tutturmak estetik yargı gücünün görevidir.

Öznel beğenilerin hâkim olduğu bu yargı gücünde nesnel bir hoşlanma aranmaz. Ereklilik yasasını temel almasından ötürü, Kant bu erekliliği bir a priori yasa olarak betimlemektedir. Aynı zamanda, bir nesnenin tasarımında, nesne ile değil de özne ile bağdaştırılan şeye o tasarımın estetik niteliği denir. Bu öznel yön, nesnenin bilgisinin

(27)

meydana getirilmesi için kullanılabilir olan ile kurduğu ilişkidir. ‘’Beğeni bir nesneyi ya da bir tasarım türünü hiçbir çıkar olmaksızın bir hoşlanma ya da hoşlanmama yoluyla yargılama yetisidir. Böyle bir hoşlanmanın nesnesine güzel denir.’’26 diyen Kant için yargının bilgi-dışı olması gerekir ki ancak o zaman ele aldığımız yargı bir estetik değer taşımaktadır. Bu bakımdan estetik yargılar sadece bilginin öznel koşullarını içermektedir.

Fakat kendileri birer bilgi değildir.

Nesnenin hiçbir çıkar amaçlanmadan yargılanması durumu, altı çizilmesi gereken bir noktadır. Aksi takdirde Kant’ın bahsettiği nesnenin öznel yanı, amacına ulaşamamaktadır. Buradan da anlaşılacağı gibi estetik yargı gücünü diğerlerinden ayıran en temel şey hayal gücü ve anlama yetisidir. Nitekim, estetik yargı gücü ele alındığında, hayal gücü ve anlama yetisi arasındaki ilişkinin uyumluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu farkındalık da bir hoşlanma duygusu ile açığa çıkmaktadır.

Estetik düşünüm yargıları, nesne hakkında değil fakat nesneye ilişkin duygular hakkında oldukları için salt öznel yargılardır. Çünkü bu nesneye ilişkin duyguları biz çıkartırız ve tasarım ile bilgi yetileri arasındaki uyuma ancak hissederek ulaşırız. Salt duyumun temel alındığı bu uyum, renkleri ve sesleri hissettiğimiz gibi bir duyum değildir.

Aksine, burada öznel bir duygunun temsilinden bahsedilmektedir. Çünkü bir nesnenin kırmızı veya soğuk olması onu nitelendirdiği için, nesnel nitelikleri ortaya koyduğumuz anlaşılmaktadır. Fakat burada bahsedilen nesneye ilişkin öznel duygulardır ve biz bu öznel duygular sayesinde ‘’güzel’’e karar veririz. Bu sebeple, Kant için hoşlanma veya hoşlanmama duygusu tamamen öznel olan biricik duyumdur.

Genel olarak estetik yargıya konu olacak nesne, bu yargı türünde odak noktası haline gelmesi gereken ilk şeydir. Söz konusu nesne olduğu için bilgi yargılarının ve estetik yargılarının aynı çatı altında gözükmesi olağandır. Bu durumu sadece estetik yargıların nesnel olmadığı bilgisi ile ayrılabilmekteyiz. Bilgi yargıları kavramsal ve nesneldir. Daha öncede bahsettiğimiz gibi, anlama yetisinin bilgi yargılarında yasa

26 Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi, s.5.

(28)

koyucu olarak görev yaptığını ve bunu kategoriler aracılığı ile gerçekleştiğini görürüz.27 Bu açıdan estetik yargıları, bilgi yargılarından ayıran bir diğer nokta da anlama yetisinin yasa koyuluğu yerine, artık devreye hayal gücünün sentezleme faaliyeti girmesidir.

1.2 Hayal Gücü

Hayal gücü, sanatın ve sanatçının üzerinde taşıdığı en temel yetidir. Zihinsel bir faaliyet olan hayal gücünü besleyen deneyimlerimiz ve duygularımızdır. Bu deneyim ve duygular hayal gücünün yelpazesini genişletir ve nesneye aktarmamızı sağlamaktadır.

Zihnimizde olan her türlü tabunun geri dönüşünü gerek eylemlerimizde gerek düşüncelerimiz de görmek mümkündür. Zihinsel birtakım faaliyetler sonucu ortaya çıkarttığımız, adeta soyut olarak ele aldığımız noktaların somut birleşiminin arasındaki en güçlü köprü hayal gücüdür.

Anlama yetisinin estetik yargı söz konusu olduğunda sınır koyma görevini üstlenmektedir. Bu sınır koyma görevini de hayal gücü üzerinden yapmaktadır. Hayal gücünün estetik yargıdaki görevi, tikel bir nesneyi biçim açısından düşünümsel olarak yansıtmasıdır. Bir nevi, düşünce evrenindeki şeyleri, biçime sokar ve estetik yargılarının karşısına çıkartmak için hazırlamaktadır. Estetik yargıda kavramlara yer olmadığından, anlama yetisinin kavramlarını kullanmaz. Aksine doğrudan anlama yetisinin kendisi ile ilişki kurmaktadır. Bu konu hakkında ‘’salt özgürlüğü içindeki hayal gücü, belirlenmemiş yasallığı içindeki anlama yetisi ile uyum içindedir. Son çözümde şu söylenebilir: hayal gücü burada kavram olmaksızın şematize eder’’28 diyen Deleuze, Kant’la aynı düşüncede olduğunu göstermektedir.

Her görünüş bir çokçeşitlilik içerdiğinden ve bu yüzden de zihinde birbirinden ayrı ve tekil olarak farklı görüler meydana geldiğinden; bu çokçeşitliliğin bir araya getirilmesi gereklidir. Bu bakımdan bizde, bu çokçeşitliliğin sentezi için etkin bir yetinin var olması zorunludur. Bu yetiye hayal gücü adını veriyorum. 29

27 Keskin, Estetik Üzerine Yazılar, s. 36.

28 Gilles Deleuze, Kant’ın Eleştirel Felsefesi, çev: Taylan Altuğ, Payel Yayınları, İstanbul:1995, s.90.

29 Kant, Critique of Pure Reason, s.144.

(29)

Kant’ın bahsetmiş olduğu hayal gücünün bu sentezinin doğrudan görülere/görünüşlere yönelmesi, algıda kavrama(apprehensio) olarak nitelendirilmektedir. Algıda kavramının görevi özellikle nesne üzerinde çok önemlidir.

Çokçeşitliliğe sahip bir düzensizliği, tek bir çatı altında toplanan düzene dönüştürmektedir. Bir nevi, tek bir tasarım olarak sentezlemektedir. Hayal gücünün buradaki amacı, bir görü çokçeşitliliğini imgeye dönüştürmesidir. Çokçeşitliliğin algıda kavranışında hayal gücü, kavramlara göre değil; fakat yansıtıcı yargı gücünün ilkesine göre işlemde bulunur.30 Bunu yapmasının nihai amacı da, Kant’ın yukarıdaki alıntıda bahsettiği gibi, görünüşün sahip olduğu çokçeşitliliğin bir araya getirilmesi gerekliliğidir.

Gerekliliği sağlayacak olan öznedeki etkin yetki de hayal gücüdür.

Estetikte birlik ancak deneyimin nesnel olmayan tarafları aracılığıyla oluşturulmaktadır. Çünkü hayal gücü adeta görünüşlerle oynamaktadır. Hayal gücünün özellikle insan aklına bahşettiği en önemli özellik bu ‘’oyun’’dur. Nitekim belli yargılar ve deneyimler aracılığı ile ortaya konan çeşitli bileşenler, hayal gücü sayesinde gerekli alanlara atfedilmektedir. Bu hayal gücünün yorumlayıcı yetisine sahip olduğunu göstermektedir. Estetik alanda da hayal gücünün işlevi, yorumlayıcı yetisiyle birlikte öznel bir birlik oluşturmaktır. Bu çok çeşitli bileşenler hasebiyle, anlama yetisinin kategoriler ile veyahut a priori görü biçimleriyle belirlenemez.

Şema bazında bakıldığında, estetik için çalışan hayal gücü, belirli bir kavram için şema sunmamaktadır. Aksine mümkün olan çok sayıda şemaları belirten bir biçim sunmaktadır. Bu da çeşitli deneyim ve duygulanımlar yüzündendir. Hayal gücü sunduğu bu çok çeşitli biçimleri nesneye atfetmektedir. Estetik içindeki yargıların en temel özelliği hayal gücü sayesinde özgür olmalarıdır. Belli amaçlara hizmet etmezler veya pratiğe bağlı olmak zorunda değillerdir. Bu da nesnellikten ziyade öznel bir deneyim sunmasından kaynaklıdır. Böylece estetik deneyim bu noktada biçimin tümelliği ile maddesel olanın tikelliğinin birlikteliğini göstermektedir. İnsanın duyu varlığı ile akıl varlığı yönünü de birleştiren bu birliktelik, insanın real bütünselliğini oluşturmaktadır.

Eğer amaç, güzel ve sanattaki tikellik içindeki tümelliğe vurgu yapmaksa, buradaki

30 Altuğ, Kant Estetiği, s. 38.

(30)

merkez nokta bütünsel insana gönderimde bulunup, insanı tikel bir bütünlükte kuşatmaktır. Aslında Kant’ın başından beri yapmaya çalıştığı ‘’güzelin verdiği hazzı evrenselleştirme çabası’’ burada bir soru işareti oluşturmaktadır. Nitekim, hayal gücünün sınırlarının olmaması ve beraberinde getirdiği estetik yargılarının özgürlüğü ile güzelin deneyimi sonucu ulaştığımız hazzın evrenselliğine ulaşma yolundaki çabamıza engel olacak gibi durmaktadır. Fakat biz bu konuyu şimdi ele almayacağız. Üstünde durmamız gereken nokta; güzele ulaşırken geçtiğimiz öznel yolların güzele etkisi ve farkı olmalıdır.

Zira, güzelin verdiği hazzı evrenselleştirme çalışmasında ele aldığımız güzel, hoş ve iyi ile karıştırılmamalıdır.

1.3 Güzel’in Hoş, İyi ve Haz ile İlişkisi

Nesneye hangi koşullarda ‘’güzel’’ deneceği Kant’ın başından beri cevabına ulaşmak istediği sorulardan biridir. Beğeni yargıları, nesneye ilişkin betimlemeler yapılması için ele alınması gereken ilk yapıdır. Çünkü beğeni yargıları hem pratik hem spekülatif ilgiden bağımsızdır. Bu sebeple kısa bir tanımlama yapmak gerekirse; beğeni yargıları kavram içermez ve çıkarsızdır. Bu yönüyle de nesnel yargılardan çok uzak bir mesafede barınmaktadır. Nitekim beğeni yargılarında mutlak hakikat aranmaz, sadece estetiğin açığa çıkardığı duygular hissedilmektedir. Bu sebeple güzelden duyulan yüksek haz beğeni yargısını meydana getirir. Hayal gücünün özgürlüğü ile anlama yetisinin yasalılığı birlikte ‘’güzel’’ olarak adlandırılan nesneyi beraberinde getirmektedirler.

Kant’a göre, bu özgürlük hayal gücünün bir getirisidir fakat tek başına güzeli oluşturmaz.

Aynı zamanda güzelin nesnellikten uzak bir konumda olduğunun da altını çizmektedir.

‘’Güzel’’ oluşumun bir koşulu da yasalara bağlı anlama yetisinin, hayal gücü ile birlikte çalışma şartıdır. Bu durum Kant’ın estetik anlayışında bizleri bir önemli noktaya daha getirmiştir; oyun.

Kant, hayal gücünün özgürlüğü ile yasalara bağlı anlama yetisinin bu karşılıklı etkileşimine ‘’oyun’’ adı vermektedir. Özgür ve yasalı bir etkinlik olan oyun, özellikle estetik faaliyetlerin çok yönlülüğünü yansıtmaktadır. Ne var ki, bu etkinlik dışsal bir amaç taşımadığından Kant’ın estetik görüşüne tam manasıyla uymuş gözükmektedir.

Kant, bu oyunun bilişsel yetilerimizle gerçekleştiğini aktarmaktadır. Doğadaki nesnelere

(31)

yönelimimizde anlama yetimiz ve hayal gücümüz arasındaki oyun sonucunda bir uyum yakalanıyorsa haz duygusu ortaya çıkmaktadır. Bu haz duygusu da bizi estetik yargıda bulunmaya sevk eder.31 Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde estetik yargının altını çizdiği momentleri şu şekilde açıklamaktadır:

Beğeninin burada temel alınan tanımı onun güzeli yargılama yetisi olduğudur. Ama bir nesneye güzel diyebilmek için neyin gerekli olduğunu beğeni yargısının çözümlemesi ortaya çıkarmalıdır. Bu yargı yetisinin derin-düşünmesinde dikkate aldığı kıpıları/momentleri yargının mantıksal işlevlerinin kılavuzluğuna göre araştırdım (çünkü beğeni yargısında her zaman bir anlama yetisi ile bir bağıntı kapsanır). Nitelik kıpısını/momentini ilk olarak irdelemeye almamın nedeni güzel üzerine estetik yargının ilkin onu dikkate almasından ileri gelmektedir.32

Daha öncede bahsedildiği gibi, nesnenin güzelliğinin koşulları, ancak beğeni yargısı çözümlendiğinde ortaya çıkmaktadır. Beğeni yargısının anlama yetisi ile bağıntısını mantığa indirgeyen Kant, nitelik momentinin bu bağlamdaki görevinin altını çizmektedir. Çünkü estetik yargılar, güzele karar verirken nitelik momentini baz alarak bir kanıya varmaktadır. Aynı şekilde nitelik momenti sonucu güzel olup olmadığına karar verilen nesnenin hazzının evrenselliği, bizi hoşlanma duygusunun incelenmesine götürmektedir.

Kant’ın güzelin verdiği hazzı evrenselleştirme çabası içinde olması, ‘’güzel’’den duyulan hoşlanma duygusunun tümelliğine dayandırılmaktadır. Söz konusu tümellik, estetik yargıya sahip her özneyi kuşatıcı özelliktedir. Hoşlanma duygusunu açığa vuran beğeni yargısı, genel geçer bir sisteme aittir. Çünkü Kant’ın bahsettiği tümel uylaşım talebi, beğeni yargıları ile birlikte yol almaktadır. Beğeni yargılarının tümellik barındırma düşüncesi, bilgi yetilerindeki transandantal zemine dayanmaktadır. Bu bakımdan, güzel olan sadece hissedilebilir ve hiçbir akıl yürütme yolu ile ‘’güzel’’i hissetme duygusu açığa çıkmamaktadır.

31 Keskin, Estetik Üzerine Yazılar, s. 37.

32 Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi, s.1.

(32)

Hayal gücünün özgürlüğü ve yasalara bağlı anlama yetisinin sonucunda var olan haz duygusu bir nevi biçimin yansımasıdır. Kant’ın hazza verdiği değerin ruhun yetileri arasına almasından da anlaşılabilmektedir. Yazdığı bir mektupta, ruhun yetilerinin üçe ayrıldığını ve bunları ‘’tanıma yetisi, haz ya da nefret duygusu, isteme yetisi’’ olarak ayırmaktadır. Tanıma yetisi kurumsal felsefeye, haz ya da nefret duygusu erekliliğe ve isteme yetisi de uygulamalı felsefeye karşılık gelmektedir. Kant’ın estetiği, ereklilikten daha belirleyici görmesinden yola çıkarsak, haz duygusunun da bu iki ilkenin yardımlaşması sonucu ortaya çıktığını düşünmesi elbette ki şaşırılacak bir durum olmayacaktır. Fakat tek başına ereklilikten bahsetmemizi sağlayan da imgelem ile anlığın birlikte çalışmasıdır. Erekliliğin verdiği zorunluluk burada aranmaz. Çünkü imgelem zorunlu bir bağlam içinde ele alınmamaktadır. İmgelemin hazzı yaratan genel uyumu bu örüntünün başlığı konumundadır.

Ereksek yetkinliğin yansımalarını taşıyan güzel nesnelerin var olması, doğayla birey arasındaki uyumun varlığına birer delildir. Zorunlu olarak var olan doğal düzen bireye haz verdiği gibi, bu hazzın varlığı da estetik beğeniye kapılarını açmaktadır. Hayal gücü ile sonradan oluşturulmuş biçimlerin yanı sıra, doğada zaten var olan biçimler, temel yasaların varlığına işaret etmektedir. Fakat buradaki bilgiye ulaşım ve gözlem arasında fark vardır. Çünkü doğadaki biçimlerin bilgisine doğrudan ulaşamamak hazza engel değildir. Aksine bu yasalardan haz duyulması için biçimlerin kendisi yeterlidir. Bu da doğanın güzelin temelinde bir yer edindiğinin göstergesidir. Hazzın evrensel uzanımlı olması, güzel için yarar gözetmeksizin var olan bir haz olmasını da beraberinde getirmektedir. Ne duyulur ne de ahlaki bir yarardan bahsedilmektedir. Hazzın yararla hiçbir bağlantısı olmaması, onu iyi ve hoştan ayıran en temel özelliklerden biridir.

Nitekim, Kant bu tezleri ortaya koyarken estetik alanı ile ahlak alanını birbirinden tamamen ayırmayı amaçlamaktadır. Hazzın yarar gözetmeksizin var olması meselesini ereksellik üzerinden daha iyi anlayabilmek adına biraz uzun bir alıntı ile gerekçelendirmek gerekir. Kant’ın, erekselliğin estetik alandaki konumu hakkındaki şu sözlerine dikkat çekmek isterim:

Eğer haz, bir sezgi nesnesinin formunun salt kavranışına (apprehensio) belirli bir bilgi için bir kavram ile ilişkisi olmaksızın bağlı ise, o zaman

(33)

tasarım bu yolla nesne ile değil ama yalnızca özne ile bağlantılıdır; ve haz onun derin-düşünen yargı yetisinde oyunda olan bilme yetilerine, oyunda oldukları sürece, uygunluğundan başka hiçbir şeyi anlatmaz; bu yüzden yalnızca nesnenin öznel biçimsel bir erekselliğini anlatabilir. Çünkü biçimlerin imgelem yetisindeki o kavranışları derin-düşünen yargı yetisi, amaçlanmış olmasa da hiç olmazsa onları sezgileri kavramlara bağlantılama yetisi ile karşılaştırmaksızın yer alamaz. Eğer şimdi bu karşılaştırmada imgelem yetisi (a priori sezgilerin yetisi olarak) verili bir tasarım aracılığıyla amaçlanmamış olarak anlama yetisi (kavramların yetisi olarak) ile anlaşma içine getirilir ve böylece bir haz duygusu doğarsa, o zaman nesne derin-düşünen yargı yetisi için ereksel olarak görülmelidir. Bu tür bir yargı nesnesinin erekselliği üzerine estetik bir yargıdır ki, kendini, nesnenin herhangi bir uygun bir kavramı üzerine temellendirmez ve böyle bir kavrama da sağlamaz.33

Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde amaçlılık üzerinde de durmaktadır. Biraz uzun bir alıntı yapmamızın nedeni meselenin amaçlılık tarafının önemli olmasıdır. Çünkü bu hayal gücüne ait amaçlılık, nesne ve özne birlikteliği meselesini daha da detaylandırmaktadır. Verilen alıntıdan da anlaşılacağı üzere, hazzın salt kavranış ile ilişkisinin beraberinde getirdiği öznelliğe vurgu yapmaktadır. Ne var ki, hayal gücünün bir amaçlılık yolundan geçerek biçim üretebileceğinin altını çizmektedir. Aslında bu durum aşina olduğumuz bir durumdur. Çünkü Kant’ın güzellik anlayışına bakıldığında ne nesnede ne de izleyicide bir odak noktası görülmektedir. Bu bakımdan hem özne hem de nesne dediğimiz sanat eseri amaçlılık kavramından uzaktırlar. Kant, iki zıt kavramları köprü haline getirip ortak bir çalışma yapma niyetindedir. Bu yüzden, nesnedeki öznelliğe ve nesnelliğe ayrı ayrı değinmekte ve hazza ulaşmanın yollarını bu şekilde aramaktadır.

Çünkü öznenin haz almasının yönelimi ‘’amaçsız bir amaç’’ olarak tarif edilmektedir. A priori bir yargı olan amaçsızlık, özneye değil nesneye odaklanmaktadır. Nesne amaçlı bir biçimden ziyade beğeni yargısındaki amaçlılığın temelinde haz duygusu yatmaktadır. Bu iki farklı temelin birlikteliği -kavramsız bir evrensellik ile iletilebilir olan beğeni yargısı- hiçbir amaç taşımayan bir nesnenin tasarımındaki amaçlılığı oluşturmaktadır. Bu durum Kant için ‘’amaçsız amaçlılık’’tır.

A prioriler, doğadaki bilgisel amaçlılığı yansıtmaktadır. Bu bilgisel amaçlılıktan farklı olarak estetik alandaki nesneyi karakterize eden amaçlılık ise formal bir

33 Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi, Giriş VII.

Referanslar

Benzer Belgeler

Belli ki devrim ve etrafında patlak veren sorunların aciliyeti, felsefesinden kamuya açık şekilde duyurulacak politik sonuçlar çıkarma yükümlülüğünü dayatmış ve

Eğitim bu atmosfer içerisinde artık dışarıdan dayatılan (zorunlu) bir süreç olarak algılanmaya başlar. Dıştan dayatılan bir mefhum olarak eğitim, içsellikten

Hukuk kuramına geçmeden önce Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi’ndeki “güzel”e dair tartışmasını tekrar ederek hazzı nesneyle ilişkilenmesine göre

Öte yandan, emekleyerek açığa çıkan bu ufacık Yeni’nin, kendi sesini her zaman yükseltmesi, diğer bir deyişle eski paradigmadan kopuşu sağlaması her durumda söz

İnsan şu veya bu isteme için rastgele kullanılacak sırf bir araç olarak değil,. kendisi amaç olarak vardır; ve gerek kendine gerekse başka akıl sahibi varlıklara

Aralarındaki tek temel ayrım: Empirisistler ya da Lockeçılar a priori bilginin olanaksız olduğunu düşündüler.. Rasyonalistler ya da Wolfçular a priori bilginin

  In his doctrine of transcendental idealism, he argued that space, time, and causation are mere sensibilities; "things-in-themselves" exist, but their nature

Aydınlanma ve Kant (Bilgi Anlayışı) • Üçüncü soruyu temellendirmek için, basit bir adımla başlıyor; a priori olan.. sentetik yargılar