Seçildik Yeni Eğitim Öğretim Yılına Merhaba

28  Download (0)

Tam metin

(1)

8 Bin Öğrencimizle Anıtkabir’deydik

1-30 Eylül 2017 • Basım Tarihi: 18 Ekim 2017 • Sayı: 209 • www.ankara.edu.tr

2’de

Sor umluluğumuz Ar ttı Araştırma

Üniversitesi

Seçildik Yeni Eğitim Öğretim Yılına Merhaba

4’te

Bilimin Kalbi Ankara

Üniversitesi

22’de

Prof. Dr. Halil İnalcık ’ın Adı

Kütüphanemizde de

Yaşayacak

10’da

750 Hukukçuyu

Mezun Ettik

28’de

8 Bin Öğrencimizle Anıtkabir’deydik

8’de8’de

17’de

Kybele

Antik

Gemisine

Özel Ödül

Kybele

Antik

Gemisine

Özel Ödül

(2)

Araştırma Üniversitesi Seçildik

Araştırma Üniversiteleri Nasıl Belirlendi?

Araştırma üniversiteleri belirleme sürecinde 58 devlet üniversitesi niyet

beyanında bulundu. İlk aşamada dünyadaki araştırma üniversiteleri kriterleriyle göstergelere göre puanları hesaplandı. Bu göstergeler, SCI indeksli yayın sayısı, uluslararası işbirliği ile yapılan SCI indeksli yayın sayısı, bilimsel yayın puanı, atıf

sayısı, proje sayısı ve proje bütçesi, uluslararası işbirliği ile gerçekleşen proje fon bütçesi, doktora mezun sayısı,

patent sayısı, TÜBA ve TÜBİTAK ödüllü öğretim üyesi sayısı, TÜBİTAK destekli TTO bulunup

bulunmadığı ve YÖK 100/2000 Doktora Burs Programı katılımı.

Bu aşama sonunda ilk 25 üniversite belirlendi.

İkinci aşamada başvuran kurumun

“Araştırma Üniversitesi Olma Talebi Kapsamında Hazırlamış Olduğu Öz Değerlendirme Raporu” dikkate alındı. Bu aşama sonunda 19 üniversite belirlendi. Son olarak ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, TÜBİTAK, Kalite Kurulu, Devlet ve Vakıf Üniversite temsilcilerinden oluşan bir jüri,

rektörler ve üniversitelerin üst yönetimi ile bir mülakat gerçekleştirildi ve süreç sonuçlandırıldı.

Araştırma

Üniversitesi

Seçildik

(3)

ARAŞTIRMA

Ankara

3

C

umhuriyetin kurduğu ilk üniversite olan Ankara Üniversitesi, yetkin bir üniversite olduğunu yeniden ispatladı.

Üniversitemiz, tüm Türkiye’den 58 devlet üniversitesinin talip olduğu

“Araştırma Üniversitesi” statüsü için seçilen 10 üniversite arasında yer aldı. Ankara Üniversitesi’nin

“Araştırma Üniversitesi” olduğunu, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde 26 Eylül 2017 tarihinde düzenlenen “2017-2018 Akademik Yılı Açılış Töreni”nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıkladı.

“Büyük Görevler Düşüyor”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İzmir İleri Teknoloji Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin

“Araştırma Üniversitesi” olarak belirlendiğini söyledi. Yedek olarak da Çukurova Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nin belirlendiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan,

araştırma üniversitelerine,

yükseköğretim alanındaki hedeflere ulaşma konusunda çok büyük görevler düştüğünü vurguladı.

YÖK Başkanı Prof. Dr. M.

A. Yekta Saraç da “Araştırma Üniversiteleri”nin, ülkemizin

dünyada bağımsız duruşunun mihenk taşı olacağını söyledi.

“Sorumluluğumuz Arttı”

Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş, Ankara Üniversitesi’nin Araştırma Üniversitesi statüsü ile sorumluluğumuzun daha da arttığını belirterek, “Bunun için hep birlikte daha çok çalışmalıyız ve daha da çok çalışacağız.” dedi.

Araştırma Üniversitesi Ne Demek?

YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A Yekta Saraç, “Araştırma Üniversitesi” kavramını şöyle açıkladı:

• Araştırma Üniversitesi, misyonu ve stratejik yol haritasını belirlemiş ve üniversitenin çalışma disiplinini bu plana uygun biçimde yürütebilen bir kurumdur. Bu süreçte üniversite yalnızca araştırma başlığında mükemmeliyeti amaçlamaz, eğitim ve bilginin üretimi, aktarımı ve paylaşımında da en iyiyi hedefler.

• Üniversite öğretim üyesi ders dışında da araştırma faaliyetlerine öğrenci dahil ederek eğitimin kapsamını ve katkısını arttırır. Öğrenciler araştırma kültürünün içinde öğrenerek bilgilerini geliştirir ve akademik araştırmanın işleyişine hakimiyet kazanır.

• Gerçekleşen araştırma faaliyetleri, üniversitelerin ürettiklerinin değer bulmasıyla bütçelerini geliştirmelerini, verimli araştırmalarla var olan araştırma fonlarından daha fazla pay almalarını ve oluşturdukları toplumsal değerle parçası oldukları toplumun yarınlarında pay sahibi olmalarını sağlar.

• İdealimiz olan araştırma üniversitesi güçlü araştırmacılar yetiştiren, dünya bilimine ve ülkenin kalkınmasına katkı sunan doktora programları olan kurumlardır.

• İnsanlığın ortak değerlerine ülkesinin geçmişi ve geleceği ile ihtiyaçlarını dikkate alarak katkı sağlar.

(4)

4

Üniversitemizin 2017-2018 eğitim-öğretim yılı, 19 Eylül 2017 tarihinde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda düzenlenen törenle başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından başlayan törende

“Seniors&Juniors Üniversite Hafif Müzik ve Caz Orkestrası” tarafından bir müzik dinletisi gerçekleştirildi. Törende Ankara Üniversitesi Bilim ve Teşvik Ödülleri sahiplerine sunulurken, son bir yılda kadroda yükselen öğretim üyelerine de armağanları ve madalyonları verildi.

Yeni Eğitim Öğretim Yılına Merhaba

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Bilim Ödülü Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Doğan’a, Sağlık Bilimleri Bilim Ödülü Sağlık Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Neriman Aral ve Grubuna (Prof.

Dr. Figen Gürsoy, Araş. Gör. Saliha Çetin Sultanoğlu, Araş.

Gör. Selim Tosun, Uzm. Ece Özdoğan Özbal, Uzm. Sebahat Aydos, Dr. Bedriye Tuğba Karaaslan ile Öğr. Gör. Gül Kadan), Sağlık Bilimleri Teşvik Ödülü Tıp Fakültesi uzmanlarından Dr. Çiğdem Soydal ve Fen Bilimleri Teşvik Ödülü de Ziraat Fakültesi uzmanlarından Dr. Şebnem Budak’a verildi.

(5)

2017-2018 eğitim-öğretim yılı açış dersini, Eğitim Bilimleri Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz “102. Yılında Çanakkale Savaşları ve Eğitimcilerimizin Çıkarması Gereken Dersler” başlığıyla sundu. Çanakkale savaşlarının sebeplerini, sonuçlarını, bu sonuçların Avrupa’daki yansımalarını ve Çanakkale Savaşları’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün yerini anlatan Prof. Dr. Yahya Akyüz, Çanakkale Savaşları’nda ülkenin zaten cılız olan aydın kesiminin ve

üniversite öğrencilerinin yok olduğunu gören Atatürk’ün, Cumhuriyet döneminde kendi yönetimi süresince ilköğretime olduğu kadar, yüksek öğretime de önem verdiğini belirterek, “Örneğin, Cumhuriyetin kurduğu ilk üniversite olan Ankara Üniversitesi’nin 1946’da kurulmasına giden süreç içinde açılan Ankara Hukuk Mektebi (1925), Ziraat Enstitüsü (1930), Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (1935) Atatürk’ün teşviki ve desteği ile kurulup gelişmişlerdir. Bu kurumlar toplumun aydınlanmasına katkıda bulunmuşlardır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin adını bizzat Atatürk koymuştur.” dedi.

AÇILIŞ TÖRENİ

Ankara

5

Ankara Üniversitesi olarak dün olduğu gibi bugün de demokratik ve lâik Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar vermek isteyen FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerine karşı Devletimizin verdiği mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz. Bu konuda üzerimize düşeni yapmaktan bugüne kadar çekinmediğimiz gibi bugünden sonra da tereddüt etmeyeceğiz. Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk Milleti’nin

birlik-beraberliğini ve demokrasiyi ilelebet yaşatmak için gereğini yapmaya devam edeceğiz.

Devletimizin, teröre, terör örgütlerine ve onların destekçilerine karşı verdiği mücadelede taraf olmamızdan dolayı maalesef mesnetsiz saldırılara, ağır hakaretlere ve çirkin iftiralara da uğruyoruz. Ama şunu bir kez daha yüksek sesle tekrar belirtmeliyim ki, Ülkemizin, Devletimizin ve Milletimizin aydınlık geleceği için teröre ve hainlere karşı verilen her mücadelede tarafız; Bayrağımızdan tarafız, Milletimizden tarafız, Cumhuriyetimizden tarafız, Vatanımızdan tarafız, Devletimizden tarafız, Milli Egemenlikten tarafız, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ten tarafız…

Bugün 17 fakülte, 11 meslek yüksekokulu, 1 Devlet Konservatuvarı ve 1 yüksekokulu ile güçlü bir çınar olan Üniversitemiz, 10 bine yaklaşan akademik

ve idari personeli, 70 bine ulaşan öğrencisi ile 80 bin nüfusa sahip dev bir Cumhuriyet kurumu, dev

bir ailedir.

Son beş yıl içerisinde 29 adet önlisans - lisans ve 59 adet de

lisansüstü yeni program başlatıldı, 9 merkez kuruldu, üç yeni fakülte

açıldı, birçok teknolojik yeni yapılanma oluşturuldu, makine teçhizat satın alındı, işbirlikleri

gerçekleştirildi, sosyal farkındalık ve toplumsal sorumluluk temalı etkinlikler düzenlendi, okuma salonları ve laboratuvarlar hizmete sokuldu, birçok bina onarıldı, birçok yerleşke alt yapısı yenilendi, yeni binalar yapıldı.

Kalite göstergelerimizden biri olarak mali yönetim ve şeffaflık konusunda önemli başarılar gösterdik. Ve bunun sonucunda Maliye Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı tarafından çok sayıda uygulamanın gerçekleştirildiği pilot üniversite seçildik.

Teknolojik imkanlara uyum sağlama konusunda bir ilk olarak e-imza ile başladığımız ve başarı ile yaygınlaştırdığımız çalışmalardan sonra elektronik arşiv çalışmalarına da yine öncü üniversite olarak geçiş yaptık.

Üniversitemiz, farklı ülkelerdeki üniversiteler ile işbirliğini, ortak programlar açmayı, ortak projeler gerçekleştirmeyi ve uluslararası öğrenci sayısını artırmayı temel hedeflerinden kabul etmiştir.

Üniversitemizde beş yıl önce 1700 civarında olan uluslararası öğrenci sayımız 3000’e yaklaşmış olup, 5000’e çıkarmak başlıca hedeflerimizdendir.

Türkçe programlarımıza paralel olarak eğitim dili yüzde yüz İngilizce olan uluslararası lisans ve lisansüstü programlarımızın sayısı 2012’de 6 iken bugün 38’e ulaşmıştır.

Türkiye’de Erasmus fonlarından en yüksek miktarda yararlanan birkaç üniversiteden biri olan Üniversitemiz, Erasmus staj hareketliliğinden yararlanan öğrenci sayısında birincidir. Bugüne kadar Erasmus Programı çerçevesinde 5000’e

Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş, törende yaptığı konuşmada Üniversitemizin son dönemini

değerlendirdi.

Prof. Dr. Erkan İbiş konuşmasında özetle

şunları söyledi:

devamı arka sayfada

(6)

yakın öğrencimize Avrupa’da eğitim ve staj fırsatı sağlanmıştır.

Uluslararası Bilimsel Etkinlikleri Destekleme (UBED) sistemimizden son 5 yılda yararlanım yaklaşık

% 200 artarak yıllık 750 kişiyi aşmıştır.

Üniversitemiz, Londra merkezli QS 2017 dünya sıralamasında Türkiye’deki üniversiteler arasında 7. sıraya,

dünyada ise 700-800 bandına yükselmiştir. THE 2017’de ise ilk kez dünyanın ilk 1001’i arasında yer almıştır. Ulusal ve uluslararası sıralama yapan ODTÜ merkezli URAP 2016-2017’ye göre ise Üniversitemiz Türkiye’nin en iyi 4., dünyanın en iyi 618. üniversitesi konumundadır.

Akreditasyon konusunda da çok önemli adımlar attık. Tıp, Eczacılık ve Fen Fakültelerimiz ile Veteriner Fakültemizin akreditasyonu onaylandı.

Bunun yanında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültemizin bazı bölümlerindeki eğitim programları da akredite olan birimlerimiz arasına katılırken, Akraba Dışı Kordon Kanı Bankası, Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi uluslararası akreditasyon sertifikası aldı. Tıp Fakültemiz bazı bilim dalları uzmanlık eğitimi için uluslararası akreditasyon sahibi oldu.

2015 yılında kurduğumuz Akreditasyon, Akademik Değerlendirme ve Kalite

Koordinatörlüğümüz kalite çalışmalarını teşvik etmekte, yönlendirmekte ve koordine etmektedir.

Koordinatörlüğümüz YÖK Kalite Kuruluyla eşgüdümlü olarak Üniversite genelinde kalite değerlendirme çalışmalarını da yürütmektedir.

Gelişimine önem verdiğimiz Gölbaşı 50. Yıl Yerleşkemizdeki Teknokenti yeniden yapılandırdık.

Kiralanabilir alan, firma sayısı ve Ar-Ge personeli, yapılandırma öncesi durumuna göre yaklaşık dört katına çıktı. Yeni bir bina yapım çalışmalarını da başlattık.

Tematik Teknokent olarak 11 Temmuz 2016 tarihinde Ziraat Fakültemiz Keçiören Yerleşkesi’nde hizmete açtığımız Tarım, Hayvancılık ve Gıda Teknokentimizle ilgili çalışmaları hızla sürdürüyoruz. Teknokentlerimizde yenilikçi üretim teşvik edilirken araştırıcılarımıza, bilimsel proje önerisi, proje yazımı ve fikrî sınai haklar konusunda bilgi ve destek verilmeye devam ediliyor.

Üniversitemizde meslektaşlarımız tarafından yürütülmekte olan TÜBİTAK projelerinin sayısı 262’ye, AB projeleri sayısı 25’e ulaştı.

Tüm çalışanlarımızın kendilerini geliştirmeleri ve

bilgilerini yenilemeleri için hizmet içi eğitim programlarının üzerinde önemle duruyoruz. Üniversitemiz, 2014-2016 yılları arasında 3 bin 200 saatin üzerinde hizmet içi eğitim programı düzenlemiş bu eğitimlere 9 bin 500’e yakın personelimiz katılmıştır.

Cebeci’deki SKS binamız, Ankara Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi’ne dönüştürüldü.

Açıldığı günden bugüne kadar yaklaşık 2 bin 500 öğrenci Kültür Sanat Merkezimizden

yararlandı.

Ankara’nın hızla gelişen bölgelerinden Bağlıca’da alınan 2.400 dönümlük arazideki, ilk olacak Kök Hücre Enstitüsü binasının yapımına bu yıl başlanacaktır. Didim’de gelecek yıl hizmete girmesi planlanan, 300 katılımlı kongrelerin rahatlıkla yapılabileceği ve 300 kişinin konaklayabileceği yeni ÖRSEM tesisimizin inşa çalışmaları da tamamlanmak üzeredir.

2013 yılında toplam uluslararası yayın 1238, öğretim üyesi başına yayın: 0.66, toplam atıf: 20.357, öğretim üyesi başına atıf 10.88 iken, 2016 yılında toplam uluslararası yayın 1501, öğretim üyesi başına yayın:

0.81, toplam atıf: 28.536, öğretim üyesi başına atıf 15.50’ye yükselmiştir.

Farklılıkların zenginliğimiz olduğu bilincinin yüksek, demokrasi kültürünün ise güçlü olduğu iyi birer yurttaş, iyi birer aydın ve kaliteli birer Ankara Üniversitesi olmak büyük önem taşımaktadır.

Yakın gelecekte hayatın gerçekleri arasında yer alacak; yapay zekâ, nesnelerin interneti, sanayi 5.0, robotlar, sanal gerçeklik, 3 boyutlu tasarımlar vb.

gibi geleceğin konularına dair çalışmalar içinde yer almalıyız. Ankara Üniversitesi olarak, uluslararası rekabet gücünü yükseltme, araştırma stratejilerinin oluşturulması, araştırma kapasitesinin proje bütçe ve nitelik olarak geliştirilmesi, araştırmacı niteliğinin ve motivasyonun arttırılması, öncelikli alanlarda disiplinler arası lisansüstü programların açılması, kurumsallık, sürdürülebilirlik ve işbirliği kültürünün geliştirilmesi gibi konulara ağırlık vermemiz gerek. Kısacası, yüksek disiplinle sürekli çalışmak ve güçlü kararlılıkla sürekli üretmemiz gerek.

“Bitti, yok oldu” denilen bir noktada içinden Atatürk gibi büyük bir lider çıkararak büyük bir kahramanlık destanı yazan, bundan 90 yıl önce 1920’li yıllarda uçak yapan, otomobil üreten, nice büyük devrimlere imza atarak kısacık bir zaman diliminde muasır medeniyetler seviyesine ulaşan Türkiye Cumhuriyeti, neden yeniden üretmesin? Neden yeniden tüm parçalarıyla yerli uçak, yerli otomobil, yerli yazılımlar, kısacası tümüyle yerli teknoloji üreten bir ülke olmayalım?

arka sayfadan devam

(7)

Ankara

7

A

nkara Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı A. Onur Alp Halaçlı da konuşmasında, Ankara Üniversitesi’nin, Cumhuriyetimizin köklü üniversitelerinden biri olmasından gurur duyduklarını, bunun da üzerlerine ağır bir sorumluluk yüklediğini söyledi. A. Onur Alp Halaçlı,

“Bu ağır sorumluluğun bilinci dahilinde, Ankara Üniversitesi Öğrenci Konseyi olarak, öğrencilerin eğitim, sağlık, spor ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması ve geliştirilmesinde; haklarını gözetmek, ulusal çıkarlar konusunda duyarlı olmalarını sağlamak, Üniversitemiz yönetim organları ile öğrenciler arasında etkili bir iletişim kurarak, öğrencilerin beklenti ve isteklerini yönetim organlarına iletmek ve öğrencilerin eğitim-öğretim

konusundaki kararlara katılımını sağlamak amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.” dedi.

AÇILIŞ TÖRENİ

Törende “Seniors&Juniors Üniversite Hafif Müzik ve Caz Orkestrası” tarafından bir müzik dinletisi sunuldu.

Ü

niversitemizin 2017-2018 eğitim-öğretim yılının açılışında Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş, Öğrenci Konseyi Başkanı A. Onur Alp Halaçlı ve Öğrenci Konseyi Onursal Başkanı Dr. Dt. Bora Akat bir araya gelerek geçmişten bugüne Öğrenci Konseyi’nin gelişimini değerlendirdi.

A. Onur Alp Halaçlı Diş Hekimliği Fakültesi’nde okuyor. Öğrenci Konseyi’nin önceki başkanlarından Dr. Dt. Bora Akat da halen Diş Hekimliği Fakültesi’nde öğretim elemanı olarak görev yapıyor.

(8)

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi

Eczacılık Fakültesi

Fen Fakültesi

Eğitim Bilimleri Fakültesi Güzel Sanatlar Fakültesi

İlahiyat Fakültesi

Hukuk Fakültesi İletişim Fakültesi

Devlet Konservatuvarı

Açılış töreninde, geçtiğimiz bir

yıl içinde kadroda yükselen

öğretim üyelerine armağanları

ve madalyonları sunuldu.

(9)

Tıp Fakültesi

Ankara

9

Diş Hekimliği Fakültesi

Güzel Sanatlar Fakültesi

Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü

Mühendislik Fakültesi

Sağlık Bilimleri Fakültesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi

Spor Bilimleri Fakültesi Su Güvenliği

Enstitüsü Veteriner Fakültesi

Ziraat Fakültesi

Yeni Öğrencilerimizle Anıtkabir’deydik

Ü

niversitemizde her yıl geleneksel olarak yeni kayıt olan öğrenciler için düzenlenen “Uyum Programı” çerçevesindek yaklaşık 8 bin öğrenci 15 Eylül 2017 tarihinde Beşevler Merkez Yerleşke Güneş Meydanı’nda toplanarak “Bilim Ateşi”ni yaktı.

Öğrenciler daha sonra da Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş ve öğretim üyelerinin öncülüğünde Anıtkabir’i ziyaret etti.

Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı:

“Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk. Üniversitemize yeni kaydolan öğrencilerimizle bu yıl da huzurunuzdayız.

Bu gençler, Cumhuriyetimizin ilki olan ve bizzat sizin talebinizle kurulan Ankara Üniversitesi’ni tercih ettiler. Birlik ve beraberlik içerisinde tek devlet, tek millet, tek vatan ve tek bayrak altında barış içerisinde yaşamanın önemini kavrayan gençlerimizin Cumhuriyete daima sahip çıkacağına, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmenin önemini kavrayarak ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma hedefine doğru ilerleyeceklerine inancımız tamdır. Sizden aldığımız ilham ve güçle bu hedefe erişebilmeleri için onlara her zaman destek olacağımıza ve kaliteli eğitim almalarını sağlayabilmek için durmadan çalışacağımıza yine söz veriyoruz. Sonsuz minnet ve en derin saygılarımla.”

AÇILIŞ TÖRENİ-UYUM PROGRAMI

(10)

G

eçtiğimiz yıl 99 yaşında iken aramızdan ayrılan ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’ın adı, Üniversitemiz Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nin yenilenen kütüphanesine verildi. Kütüphanenin yeniden hizmete açılması ve Prof.

Dr. Halil İnalcık’ın adının verilmesi nedeniyle 7 Eylül 2017 tarihinde bir tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Milli Eğitim Bakanlığı Bakan Yardımcısı Orhan Erdem, Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş, Prof. Dr. Halil İnalcık’ın yakın çalışma arkadaşları, öğrencileri ve öğretim üyeleri katıldı.

“Halkın Tarihini Ortaya Koymaya Çabaladı”

DTCF Dekanı Prof. Dr. İhsan Çiçek, Prof. Dr. Halil İnalcık’ın, devletlerin tarihini ortaya koymaktan ziyade, halkın tarihini, halkın geçmişte nasıl yaşadığını, sosyal hayatını, ekonomisini, gündelik

yaşantısını ve bunları belirleyen şartları ortaya koymaya çabaladığı için uluslararası alanda önemli bir tarihçi olarak kabul edildiğini söyledi.

“ABD’de Kendini İspatladı”

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.

Dr. Refik Turan da Prof. Dr. Halil İnalcık’ın ABD’de kendini ispatlamış bir bilim insanı olduğunu belirterek,

“ABD’nin bugün dünyaya meydan okuyan politikalarının arka planında büyük bir bilim ordusunun olduğunu bilmekte yarar var. Bunlar içerisinde Halil İnalcık kendisini ispatlamış birisiydi.” dedi.

TÜBA Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Nuri Yurdusev ise Prof. Dr. Halil İnalcık’ın, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir cihan imparatorluğu olduğunu, sadece Osmanlı’nın yaptığı fetihlerle değil, ortaya koyduğu malzemeler ve arşivlerle de gösterdiğini anlattı.

“Yeni Tarihçilik Akımını Başlattı”

Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof.

Dr. Abdullah Atalar, Prof. Dr. Halil İnalcık’ın, tarihe sosyo-ekonomik ve kültürel açılardan bakabilme becerisini birçok tarihçiye öğreterek yeni tarihçilik akımını başlattığını, Sancak Tahrir Defterlerini ve Kadı Sicillerini ana kaynak olarak kullanmanın, Osmanlı tarihçiliğine Halil hoca tarafından getirildiğini söyledi.

“Röportajı Web Tv’de Yayınlanıyor”

Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş de Prof. Dr. Halil İnalcık’ın, tarih disiplinine yön vermiş, kendi metodolojisini, kendi

birikimlerini, eğitimde ve tarihçiliğin geliştirilmesinde kullandırmış ve kabullendirmiş büyük bir insan

Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Adı

Kütüphanemizde de Yaşayacak

Prof. Dr. Halil İnalcık’ın çalışma masası ve kullandığı ofis malzemeleri DTCF’de sergilenecek...

“Tarihçilerin Kutbu”

Yüksek tahsiline 1935’te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde başlayan Prof. Dr. Halil İnalcık, 30 Nisan 1940’ta Yeni Çağ Kürsüsü’ne ilmî yardımcı tayin edildi. Tüm akademik unvanlarını DTCF’de alan Prof.

Dr. Halil İnalcık 1972’de otuz

yıl çalıştığı DTCF’den emekli

oldu.

(11)

AİDİYET

Ankara

11

olduğunu söyledi. Onun, bileğinin hakkıyla ve alın teriyle “Tarihçilerin Kutbu” unvanını aldığını belirten Prof. Dr. Erkan İbiş, “Halil İnalcık hocamla iki kez karşılaşma fırsatım oldu. İlk olarak 17 Kasım 2014’te Prof. Dr. Doğan Atılgan’la birlikte ziyaret ettik. Elini öptüm, Üniversitemizin Web TV’si için bir röportaj vermesini istedim. ‘Peki’

dedi söz verdi. İkinci görüşmemiz 3 Nisan 2015’te oldu. O zaman DTCF’nin Dekanı olan Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Abdülkadir Gürer ve Doğan hocayla gittik, sohbet ettik, kitaplarını imzalayıp verdi. Biz de ona Üniversitemizin Bilim Çınarı Unvanını takdim ettik.

Çünkü gelip alamamıştı sağlığı sebebiyle. Arkasından çekimleri yapıldı. Bu çekimler şu anda Üniversitemizin Web TV’sinde yayınlanıyor.” dedi.

Prof. Dr. Erkan İbiş, Üniversitemiz Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 11 yıl öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Şerif Mardin ile Üniversitemizin 12. Rektörü, Türkiye’nin ilk kadın rektörü ve ilk kadın bakanı Prof. Dr. Türkan Akyol hocamızı da kaybettiğimizi belirterek, “Hepsine rahmet

diliyorum, şükranlarımı sunuyorum.”

dedi.

“Beylikler ve Bizans Dönemini de Aydınlattı”

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem de dünyaca ünlü tarihçi Halil İnalcık’ın titizliği ile ele aldığı konuları çalışırken gösterdiği sabrının, sadece Osmanlı dönemini değil beylikler ve Bizans dönemini de aydınlattığını belirterek, “Fetret devrine kadar karmakarışık olan ihtilaflı olaylar silsilesini belli bir düzene oturtmuş, kronolojiyi sağlıklı bir sıraya dizmiştir.” dedi.

“Belge Tarihçiliği ile Kavramsal Tarihçiliği Birleştirdi”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Doç. Dr. İbrahim Kalın da Prof. Dr.

Halil İnalcık’ın güçlü tarihçiliğinin en önemli katkılarından birinin, bir dünya tarihi perspektifinden bakarak Osmanlı tarihini, Dünya ve Avrupa tarihi, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar ve İç Asya tarihinin vazgeçilmez bir unsuru haline getirmek olduğunu

söyledi. Prof. Dr. Halil İnalcık tarihçiliğini, belge tarihçiliği ile kavramsal tarihçiliği birleştirebilmiş, bunun sentezini yapıp ortaya yeni bir paradigma koyabilmiş bir tarihçilik olarak tanımlamanın mümkün olduğunu belirten Doç.

Dr. İbrahim Kalın, “Halil İnalcık tarihçiliği, aslında Avrupa merkezci bir perspektiften bakmadan Osmanlı, Ortadoğu, Balkanlar tarihinin nasıl incelenebileceğini de ortaya koyması açısından son derece önemlidir.”

dedi.

“Cümleleri Kısa, Tespitleri Kati”

YÖK Denetleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Arı ise Prof.

Dr. Halil İnalcık’ın cümlelerinin kısa, tespitlerinin kati ve çarpıcı olduğunu belirterek, “Okuyucunun bilgisini zorlar, sürekli hafızasını yoklamasına sebep olur. Okumakta olduğu konuyla ilgili bilgisi zayıfsa onu ev ödevleri yapmaya ve konuyu tamamlamaya zorlar.” dedi.

Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr.

Evgeni R. Radushev de Halil hocanın, Osmanlıların, fethettikleri yerlerdeki yerli idareci ve askeri sınıflarla asilleri ya kılıçtan geçirdiği yahut zorla İslamiyete soktuğu şeklindeki Batıdaki

görüşü çürüttüğünü, Osmanlıların hizmetinde bir sürü Hıristiyan sipahinin görev aldığını ispatladığını söyledi.

“Ankara Üniversiteli Olmayı Daima Vurgulamıştır”

DTCF Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Selda Kaya Kılıç da Halil İnalcık’ın öğrenciliğini ve ders aldığı büyük hocaları anlattı. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın, Yahudi Alman hocalar, Muzaffer Göker, Bekir Sıtkı Baykal ve Fuat Köprülü gibi pek çok önemli ilim adamından dersler aldığını belirten Prof. Dr. Selda Kaya Kılıç,

“Hocamızın doktorası, doçentliği ve profesörlüğü Üniversitemizde devam etmiştir. Osmanlı tarihi derslerinin yanında hem Fakültemizde hem de başta SBF’de olmak üzere diğer fakültelerde dersler vermiştir.

Ayrıca Avrupa ve Amerika tarihi derslerini de okutmuştur. İdarî Teşkilat Tarihi ve İnkılap Tarihi derslerini de vermiştir. İnalcık hoca Ankara Üniversiteli olmayı daima vurgulamıştır. Cambridge Uluslararası Biyografi merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı iki bin bilim adamı arasında gösterilmiştir. Ankara Üniversitesi’nin haklı olarak bir gururudur.” dedi.

(12)

A

nkara Üniversitesi Ortopedik Protez ve Ortez programı öğretim elemanlarından oluşan 17 kişilik ekip, Meksika’daki Iztapalapa Rehabilitasyon Merkezi’nde ‘dinamik ayak-bilek ortezleri, diz-ayak bileği-ayak ortezleri’ eğitimi verdi.

Kapasite geliştirme programı çerçevesinde alan uzmanlarına verilen eğitim, Başbakanlık Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığı ve Sistema Nacional para el Desarrollo Integral de la Familia (DIF Nacional) Kurumu işbirliği ile gerçekleşti.

Teorik ve uygulamalı yürütülen eğitime 13’ü alan uzmanı olmak üzere 17 Ankara Üniversitesi sağlık çalışanı katıldı.

dinamik ayak-bilek ortezleri (DAFO) ile diz-ayak-bilek ortezleri

taraf ayak bileği, diz ve kalça eklem hareketlerini kontrol edemeyen felçli hasta) ve bir polio sekelli (tek taraf eklem hareketlerini kontrol edemeyen hasta) olmak üzere üç hasta ortotik yönden değerlendirildi.

Değerlendirme sonuçlarına göre beş farklı KAFO tasarlanarak ölçüsü alındı ve üretildi. Paraplejik hastalardan biri üst torakal seviye spinal kord yaralanması olan, tekerlekli sandalyeye bağımlı ve yedi yıldır ayağa kaldırılamayan hasta ayağa kalktı.

Eğitimin son gününde düzenlenen törende (KAFO) hakkında

geniş çaplı bilgilerin paylaşıldığı eğitimler hem uygulamalı ve hem de teorik olarak verildi.

Rehabilitasyon Merkezi’nde nörolojik nedenli paralitik (felçli) dört hasta, ortotik yönden değerlendirildi.

Ardından her bir hasta için sekiz farklı DAFO tasarlandı ve ölçü alınarak üretildi. Uygulanan DAFO’larla hastaların patolojik yürüyüşleri düzeldi ve tekerlekli sandalyeye bağımlı olan ve yürüyemeyen iki hastadan birinin ortezleriyle bağımsız yürümesi sağlandı. Diğer ileri düzeyde spastik hastanın da ortezleriyle ve yürüteçle mobilizasyonu gerçekleştirildi.

KAFO eğitiminde de iki paraplejik (her iki

Meksikalı Çocuklara Umut Olduk

Üniversitemiz öğretim elemanları Meksika’da ayak ve bilek ortez eğitimleri verdi. Hastaları da değerlendiren uzmanlarımız tekerlekli sandalyeye bağımlı hastaların yürümesini sağladı.

Uluslararası Büyük Başarı

ise DIF

Nacional Genel Koordinatörü Dr.

Ivonne Franck Rodriguez’in teşekkür mektubu ve Laura Barrera Fortoul’un takdir belgesi Ankara Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof.

Dr. Serap Alsancak, Müdür Yardımcısı Öğr. Gör.Yük.

Müh. Haydar Altınkaynak ve Doç. Dr. Senem

Güner’e verildi. Iztapalapa Rehabiliatasyon Merkezi idarecilerinin, eğitim alan uzmanların ve hastaların da bulunduğu törende Meksikalı hastalar Türk hekimlere, “İyi ki varsınız” diyerek duygulu anlar yaşattı.

Ortezleri yapılan Meksikalı hastalar, hastane genel koordinatörü, TİKA mensupları ve

Üniversitemiz öğretim elemanları ile eğitim verdikleri Meksikalı alan uzmanları sertifika töreninde…

(13)

ULUSLARARASILAŞMA-ARAŞTIRMA

Ankara

13

TÜRKTIPSAN ile

Ar-Ge Alanında İşbirliği

A

nkara Üniversitesi ile TÜRKTIPSAN Sağlık Turizm Eğitim ve Ticaret A.Ş.

arasında Ar-Ge alanında işbirliği sözleşmesi imzalandı. Ankara merkezli olan ve ampuller, solüsyonlar, veteriner ürünler ile medikal malzemeler üreten bir sağlık firması olan TÜRKTIPSAN ile Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nde 7 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirilen sözleşmeyi, Rektörümüz Prof.

Dr. Erkan İbiş, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr.

Gülfem Elif Çelik ile TÜRKTIPSAN Genel Müdürü H. Ömer Türk imzaladı.

Ü

niversitelerdeki bilimsel araştırma ile gerçekleştirilen çalışmaları, projeleri, tezleri ve topluma hizmet faaliyetlerini teşvik etmek amacıyla YÖK tarafından bu yıl ilk kez hayata geçirilen “Üstün Başarı Ödülleri” Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde 26 Eylül 2017 tarihinde düzenlenen “2017- 2018 Akademik Yılı Açılış Töreni”nde sahiplerine verildi.

“Çeşitli İlaçların Tirozinaz İnhibisyonundaki Rollerini İncelemek Amaçlı

Elektrokimyasal

Yılın Doktora Tezi Ödülleri

Nanobiyosensör ve Mikroçip Tasarımı” başlıklı doktora tezi ile Üniversitemiz Eczacılık Fakültesi Araş. Gör. Dr. Sevinç

Kurbanoğlu ile tez danışmanı Prof. Dr. Sibel A. Özkan,

“Bireysel Ödüller” bölümünün Sağlık Bilimleri kategorisinde

“Yılın Doktora Tezi” ödülünü almaya hak kazandı.

Yine “Bireysel Ödüller”

bölümünün Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde, “Proje Temelli Yaklaşıma Dayalı Erken Müdahale Programının Üstün Yetenekli Çocukların Problem Çözme Becerisine Etkisi”

başlıklı doktora tezi ile Yrd. Doç.

Dr. Ahmet Bildiren ve tez danışmanı Prof. Dr. Tevhide Kargın “Yılın Doktora Tezi”

ödülünü aldı.

Üniversitemiz Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi olan Prof.

Dr. Tevhide Kargın, 2 Haziran 2017 tarihinde düzenlenen törenle emekli olmuştu.

Öğretim üyelerimize ödülleri ve beratları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından verildi.

Ödüller, hoca- talebe ilişkisine dikkat çekmeyi ve bu konuya önem verildiğini göstermeyi amaçlıyor.

(14)

A

nkara Üniversitesi Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAŞAM), “21 Eylül Dünya Alzheimer Günü”

nedeniyle, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğü’ne bağlı Ümitköy Huzurevi ve Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon

Merkezi’nde düzenlediği etkinlikle, huzuevi sakini yaşlılar ile gençleri bir araya getirdi. Rektörümüz Prof.

Dr. Erkan İbiş’in de katıldığı etkinlikte Tıp Fakültesi Geriatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç.

Dr. Sevgi Aras “Alzheimer ile Kaliteli Yaşam Mümkün mü?”

başlıklı bir konferans sundu.

“Alzheimer’li Hasta Sayısı Artıyor”

YAŞAM Müdürü Prof. Dr. Emine Özmete, alzheimerin her

yaşta görülebilen bir hastalık olduğunu ancak yaşa bağlı olarak sayısı ve hızının arttığını

söyledi. Hastalığın 2010

yılından 2014’e gelene kadar ikiye katlandığını belirten Prof. Dr. Emine Özmete, “İleri yaştaki nüfusun artmasıyla birlikte alzheimer

hastaları yaygınlaşacaktır ve daha sık görülmeye başlanacaktır. Alzheimer

belki önlenemez ama az az ve sık sık şeklindeki sağlıklı beslenmeyle geciktirilebilir. Haftada en az üç kez 30 dakika yürüyüş şart. Bunun yanı sıra mutlaka bir meşguliyet olacak.

Yaşama bağlılığımız azalmayacak.

Berrak, temiz, stresten uzak düşüncelere sahip olacağız.” dedi.

“Kendi Kendine Yaşam Sürdürebilmek Önemli”

Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş de yaşamın her döneminde kendi kendine yeter, daha berrak, daha hoşgörülü, daha toleranslı bir yaşam düşüncesiyle yaşamı sürdürebilmenin çok önemli olduğunu belirterek, “Bizim kültürümüzde, inancımızda, değerlerimizde, geleneklerimizde, tüm dönemlerin siyasi iradesinde, Cumhuriyetimizin kurulduğu günden bugüne her zaman sevgi, saygı, sadakat, vefa ve hürmet temel prensiptir. Bu prensipleri koruyarak, daha da yücelterek inanıyorum ki ülkemiz daha ileri noktalara ulaşacaktır.” dedi.

“Hastanın Duymak İstemediği Cevaplar Verilmemeli”

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sevgi Aras, “Alzheimerle Kaliteli Yaşam Mümkün mü? başlıklı

Dünya Alzeimer Günü’nde

Öğrencilerimizle Birlikte Yaşlıları Ziyaret Ettik

21 Eylül Dünya Alzheimer

Günü’nde Ümitköy

Huzurevi ve Yaşlı Bakım ve

Rehabilitasyon Merkezi’ne

yapılan ziyarette,

Alzheimer’li hastaların

bakımı ve onlara nasıl

davranılması gerektiği

anlatıldı...

(15)

SOSYAL SORUMLULUK

Ankara

15

konferansı sundu. Alzheimer’in kesin tedavisinin olmadığını, kullanılan ilaçların da hastalığın ilerleme hızını yavaşlattığını, davranışsal problemlerin şiddetini

azalttığını belirten Doç.

Dr. Sevgi Aras, ailesinde olanlarda, hiç olmayanlara

göre görülme ihtimalinin yüksek olduğunu, korunmanın da genç yaşlardan itibaren başlaması gerektiğini söyledi. Tuz ve katı yağlara dikkat edilmesi ve düzenli egzersiz yapılması gerektiğini, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol yüksekliğine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç.

Dr. Sevgi Aras, tiroid hastalıkları, B12 eksikliği ve depresyon tedavisinin alzeimer’de etkili olduğunu, sosyal yaşamın devamının önemli olduğunu, dil öğrenmek, enstrüman çalmak ve sudoku çözmek gibi zihinsel faaliyetlerin yapılmasının gerektiğini söyledi.

Alzheimer hastasının, alışık olduğu ortamlarda, sevdiği kişiler ile birlikte olması gerektiğini, hafızası güçlensin diye sıkıntıya sokacak zor soruların sorulmaması gerektiğini, gerginleştiğinde sevdiği konulardan bahis açılması ve sevdiği paylaşımların yapılması gerektiğini de anlatan Doç. Dr. Sevgi Aras, ev kazaları ve kaybolmalar için önlemlerin alınması, dengeli beslenmesine ve egzersize dikkat edilmesi, yemek, uyku, büyük abdestin günün aynı saatinde olması, hastanın duymak istemediği cevapların verilmemesi, sevildiğinin hissettirilmesi, el ve göz temasının kurulması gerektiğini söyledi.

Üniversitemiz Tıp

Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı ile Türk Yoğun Bakım Derneği,

“Dünya SEPSİS Günü”

etkinlikleri çerçevesinde, vücuttaki herhangi bir enfeksiyona karşı vücudun aşırı derecede ve hayatı tehdit eden reaksiyonundan kaynaklanan, doku hasarına, organ yetmezliğine ve ölümüne yol açabilecek bir komplikasyon olan SEPSİS konusunda kamuoyunu

bilgilendirmek amacıyla 12 Eylül 2017 tarihinde bir etkinlik düzenledi.

Tıp Fakültesi Ord. Prof. Dr. Abdülkadir Noyan Konferans Salonu’ndaki toplantıda, çalışanlarının SEPSİS konusunda eğitilmesi ve halkın farkındalığının arttırılmasına dikkat çekildi.

Ankara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bahaddin Güzel, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gülfem Elif Çelik ve Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Nurullah Okumuş’un da katıldığı etkinlikte konuşan Türk Yoğun Bakım Derneği ikinci Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ünal, ülkemizdeki tüm sağlık personeline yönelik bir eğitim kampanyasının başladığını belirterek, “Bu kampanyada sepsis farkındalığı, tanısı, acil tedavisi ve ileri tedavisi ile ilgili güncel bilgileri içeren eğitim verilecektir.

13 Eylül 2017 Dünya Sepsis Günü’nde, aynı anda ülkemizin değişik şehirlerindeki 117 hastanede ilk aşamada 10 bin personele sepsis eğitimi başlatıldı.” dedi.

T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof.

Dr. Nurullah Okumuş ise bu hastalığın tedavi sürecinde erken tanı ve antibiyotik tedavisinin önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Nurullah Okumuş, “Dünyada en fazla hastalığa neden olan tablo SEPSİS’tir.

SEPSİS, uzun süreli hastane bakımı, hastane yatışı ve yoğun bakım yatışı, ciddi ve çok pahalı antibiyotik tedavileri gerektirmektedir.

Enfeksiyondan korunmanın en basit yolu el yıkamadır.” dedi.

SEPSİS’e Savaş Açıldı

• Vücudun enfeksiyona karşı geliştirdiği kontrolsüz yanıt ile kendi doku ve organlarına zarar vermeye başlamasıyla ortaya çıkan SEPSİS, erken tanı konularak tedavi edilmemesi halinde birçok organda yetmezliğe, şoka ve yüksek oranda ölüme yol açıyor.

• Dünyada her yıl 30 milyondan fazla kişide SEPSİS gelişiyor, 6 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor…

• Hastanelerdeki tüm ölümlerin %34.6’sı SEPSİS’ten.

• İlk saat içinde tedavi başlanırsa ölüm oranı % 20 iken, 6. saatten sonra tedavi başlanırsa ölüm oranı % 70’e çıkıyor.

• Dünyada her yıl 5 milyon çocuk, 5 yaşına gelmeden hayatını SEPSİS nedeni ile kaybediyor.

• Tanı ve tedavide 1 saat bile gecikme hayati rol oynuyor.

• Her yıl 100.000 anne sepsis nedeni ile hayatını kaybediyor.

(16)

Acheuleen bulgular ile yine aynı çağın orta evrelerini içeren Mousterien buluntular tespit edildi.

Ele geçen yontmataş aletlerin yapımcılarının,

Yontmataş Aletleri Bulundu

Ü

niversitemiz Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Tarih Öncesi Arkeolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof.

Dr. Metin Kartal ve ekibinin yürüttüğü 2017 yılı “Eskişehir İli Tarih Öncesi Arkeolojisi Yüzey Araştırması” çalışmaları Eylül ayı içinde

gerçekleştirildi.

Çalışmalara aynı bölümden öğretim elemanları Dr. Gizem Kartal ve Araş. Gör.

Eşref Erbil ile Arkeoloji Bölümü öğrencileri de katıldı. Araştırmaların

ilk sonuçlarına göre, Eskişehir’in kültür tarihi açısından oldukça önemli olduğu belirlendi.

Eskişehir’de Yontmataş Çağı’nın en erken aşamalarını içeren

Arkeoloji Bölümü’nün En Yeni Kazısı

Ü

niversitemiz Arkeoloji

Bölümü’nün en yeni kazısı olan Kızılin çalışmalarının 2017 yılı yaz sezonu Temmuz ve Ağustos aylarında gerçekleştirildi.

Kızılin, Antalya ili merkez Döşemealtı ilçesi Yağca Mahallesi’ne bağlı Toros Dağları eteğinde bir arkeolojik yerleşim yeridir.

Bilimsel sorumluluğunu Prof. Dr. Metin Kartal’ın yürüttüğü kazı çalışmaları çerçevesinde ilk sezon için kazı alanlarının emniyeti, yüzey buluntularının sistematik tarama yöntemiyle toplanması ve çevre düzenlemeleri yapıldı. Bu çalışmalar çerçevesinde görece

Toros Dağları Eteğindeki, Kızılin Kazısının İlk Yılı Tamamlandı

tespit edilen ilk bilimsel verilere dayanarak, yerleşimin Geç Üst Paleolitik ve/veya Erken Epi-paleolitik dönemlere tarihlenebileceği

düşünülüyor. Bu dönemler dikkate alındığında

yerleşimin geç Yontmataş Çağı avcı-toplayıcıları tarafından iskân edildiği anlaşılıyor. Yerleşimde ayrıca tarihleri henüz kesin olarak bilinmemekle birlikte M.S. 4., 5. ve/veya 6. yüzyıla tarihlenebileceği

düşünülen yarım daire planlı büyük bir yapı da tespit edildi. Kızılin teraslarının daha alt kotlarında bu yapıyla bağlantılı olduğu

düşünülen birçok mimari kalıntı da tespit edildi.

büyük bir olasılıkla ekonomisi avcılık- toplayıcılık olan Homo Heidelbergensis’ler ile Homo

Neanderthalensis’ler olabileceği düşünülüyor.

Homo Heidelbergensis ve Homo Neanderthalensis’lerin

(17)

ARAŞTIRMA-ETKİNLİKLER

Ankara

17

Kybele Antik

Gemisine Özel Ödül

A

nkara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi

Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr.

Hayat Erkanal’ın Onursal

Başkanlığı’nda, proje başkanlığını Arkeolog

Osman Erkut’un yaptığı proje ile

“360 Derece Tarih Araştırmaları Grubu”nca Urla’da yapılan “Kybele Antik Gemisi”, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 15. kez düzenlediği “Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülleri”nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Kendi yaptıkları gemilerle antik çağlarda Phokaia’dan çıkıp Karadeniz kıyıları ile Ege ve Akdeniz’i aşarak İtalya, İspanya, Fransa gibi ülkelere ulaşan Foçalılar, gittikleri yerlerde koloniler kurarak ticaretlerini geliştirmişlerdi.

Kybele Antik

Gemisine Özel Ödül

Ü

niversitemiz Veteriner Fakültesi 2007 yılı mezunları, mezuniyetlerinin 10. yılı sebebiyle 23 Eylül 2017 tarihinde, Veteriner Fakültesi Yerleşkesi’nde aileleri ile birlikte bir araya geldi. Mezunlarımız, Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. A.Gürol Bayraktaroğlu’nun verdiği sembolik ders sonrasında, toplu olarak Veteriner Anatomi Müzesi’ni ziyaret edip birlikte yedikleri akşam yemeği ile bol bol hasret giderdiler.

Mezuniyetin 10. Yılında

Fakültede Bir Araya Geldiler

(18)

Ü

niversitemiz Ziraat Fakültesi’nin Kalecik’teki Bağcılık Araştırma ve Uygulama İstasyonu’nda her yıl düzenlediği “Geleneksel Bağ Bozumu Şenliği”

bu yıl 21 Eylül tarihinde Üniversitemiz yöneticileri, öğretim elemanları, idari personel, öğrenciler, İstasyonun kurulmasına büyük emeği geçen merhum Prof. Dr. Yılmaz Fidan’ın ailesi ve sivil toplum kuruluşlarının

üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Şenlik çerçevesinde düzenlenen törenle Prof. Dr. Yılmaz Fidan’ın büstü açıldı ve İstasyona Prof. Dr. Yılmaz Fidan Bağcılık Araştırma ve Uygulama İstasyonu adı verildi. Büstün açılmasının ardından da etkinliğe katılanlar tarafından toplanan üzümler ezildi ve pekmez kaynatıldı.

Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölüm Başkan

Yardımcısı Doç. Dr. Murat Akkurt, 1980’li yılların başında Prof. Dr. Yılmaz Fidan’ın önderliğinde Kalecik

Karası üzüm çeşidinde klon seleksiyonu çalışmalarının başlatıldığını, Kalecik Karası’nın o zaman kaybolmaya yüz tutan bir üzüm iken başlatılan bir dizi TÜBİTAK projeleriyle Türkiye bağcılığına kazandırıldığını söyledi. Kalecik Karası

çalışmalarının sonrasında, 1992 yılında o zamanki Rektörümüz Prof. Dr. Günal Akbay’ın destekleri ve yine o zamanki Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.

Dr. Sabit Ağaoğlu’nun büyük gayretleriyle bu istasyonun Üniversitemize kazandırıldığını belirten Doç. Dr. Murat Akkurt,

“İstasyonumuz 174.5 dekar alana sahip. Bu istasyonun çok önemli bir özelliği de Orta Anadolu Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin de üçüncü büyük milli koleksiyon bağına sahip olması.” dedi.

Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergin Dursun da bağ bozumunun kültürel anlamına işaret etti. Prof. Dr.

Ergin Dursun, “Bağ bozumu çoğalmaktır, berekettir, coşkudur, mutluluktur. Bazı bölgelerde genç kızlar ve gelinler bağ bozumunda halay

çeker, türküler söyler, evlere üzüm gönderilir. Karşılıklı

rıza ve hoşnutlukla yapılan yardımlaşma, şenlik, oyun ve türkülerle süslenir.” dedi.

Geleneksel Bağ Bozumu Şenliği

1991’de Kurulan Kalecik Bağcılık Araştırma ve Uygulama İstasyonu’nda

Prof. Dr. Yılmaz Fidan (1934-2004)

1934 yılında Edirne’de doğmuştur. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden 1955 yılında mezun olmuş ve aynı yıl Bağ-Bahçe Kürsüsü’ne asistan olarak girmiştir.

Doktorasını 1962 yılında tamamlamıştır. 1964 yılında Japon Hükümeti tarafından verilen bursu kazanarak Chiba Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde çalışma alanıyla ilgili araştırmalar yapmış ve 1965 yılında yurda dönmüştür.

Doçent unvanını 1968 yılında, Profesörlük unvanını ise 1975 yılında almıştır. Bağ Yetiştirme ve Islahı ile ilgili birçok projede görev almış, Almanya, İsviçre ve Fransa başta olmak üzere çeşitli ülkelerde bilimsel incelemelerde bulunmuştur. 1974-1981 yılları arasında Bağ-Bahçe Kürsüsü Başkanlığı, 1998-2001 yılları arasında Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanlığı ve Anabilim Dalı Başkanlığı görevlerini yürütmüştür.

Prof. Dr. Yılmaz Fidan, günümüzde binlerce ailenin geçim kaynağı olan ve yok olmak üzereyken “Kalecik Karası Üzüm Çeşidinde Klon Seleksiyonu”

çalışmasını başlatan ve bitiren ekibin başı ve TÜBİTAK tarafından desteklenen ve sonuçlandırılan araştırma projelerinin (TOAG 157 TOAG 507 ve TOAG 634) yürütücülüğünü yapmıştır.

Bağ Bozumu Şenliği

çerçevesinde,

Kalecik

İstasyonuna

büyük emekleri

geçen merhum

Prof. Dr. Yılmaz

Fidan’ın büstü

açıldı.

(19)

ETKİNLİKLER

Ankara

19

Rektörümüz Prof. Dr.

Erkan İbiş de bağ bozumu etkinliğinde müthiş bir tarihi derinlik olduğunu, bu etkinliğin binlerce yıl geriye gittiğini söyledi.

Prof. Dr. Erkan İbiş,

“Binlerce yıllık derin tarih içinde milyonlarca öykü, yaşam, toplum, aile var. Burada aslında umudun gerçekleşmesi var. Emeğin de başarısı var. Bereketin sevinci ve mutluluğu var. Allah’a şükran ve minnetimiz var.

Dünyaya, tabiata, doğaya teşekkürlerimiz var.” dedi.

Buradaki istasyonda yerli üzüm çeşitleri korunurken yeni ürünler üretilip topluma sunulma amacının güdüldüğünü belirten Prof. Dr. Erkan İbiş, “Burada 120’den fazla asma çeşidimiz var. Bunlar deneniyor, iklim koşullarına, besin koşullarına göre en iyisi ortaya konulmaya çalışılıyor. Bu alan bilim, eğitim amaçlıdır. Burada çok insanın emekleri olmuştur. Yılmaz Fidan hocamız emektarların başında gelir. Emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum.” dedi.

Ü

niversitemiz Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü, 11-14 Eylül 2017 tarihlerinde “Türkiye 9. Bağcılık ve Teknolojileri Sempozyumu”

düzenledi. Ülkemizde bağcılık sektörünün eğitim, bilim, teknoloji ve diğer uygulama alanları ile ele alındığı sempozyumda 71 sözlü, 71 poster bildiri sunuldu. Yaklaşık 10 temel konuda bildirilerin sunulduğu sempozyuma 32 farklı şehirden 146 araştırmacı katıldı. Sempozyumda 40 farklı kurumdan araştırıcılar tarafından bildiri sunuldu.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sempozyum Başkanı Prof. Dr.

Gökhan Söylemezoğlu, “İthalat bağımlılığını ortadan kaldırmak ve ihracatı arttırmak amacıyla çalışıyoruz. Üniversite ve kamu işbirliğinin son derece sıkı olması gücümüzü ve etkinliğimizi arttırmaktadır.” dedi.

Bahçe Bitkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ruhsar Yanmaz da bir selamlama konuşması yaptı.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Bahçe Bitkileri Daire Başkanı Gökhan Kızılcı ise TAGEM enstitülerinde 84 üzüm çeşidinin ıslah edildiğini ve tescil ettirildiğini söyledi.

Üniversitemiz Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergin Dursun da hastalık ve zararlılarla mücadelede çok fazla ilaç kullanıldığını, bunun da hem çevre kirliliğine, hem de kalıntı sorunlarına sebep olduğunu, bu konu üzerinde biraz daha fazla durulması gerektiğini söyledi.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör ise Ülkemizde bağcılığın geliştirilmesi için mutlaka lisanslı depoculuğun geliştirilmesinin ve bir üzüm tanıtım grubunun oluşturulmasının önemine işaret etti.

Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Ayhan Elmalı da araştırmaların uygulamaya aktarılamamasının, Türkiye’deki tüm alanların sorunu olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Ayhan Elmalı, “Türkiye’de özel sektör-kamu işbirliği yıllardır kurulamadı. Belki bunun temelinde karşılıklı güven sorunu var. Üniversite özel sektöre güvenmiyor, özel sektör üniversiteye güvenmiyor. Veya nasıl bir işbirliği kurabileceklerini her iki taraf da bilmiyor. Temmuz ayında çıkan yeni Ar-Ge Yasası bu eksikliğin ortadan kaldırılması için bir sürü teşvik ve mekanizma ortaya koyuyor. Önümüzdeki süreçte bu işbirliğinin gelişeceğini düşünüyorum.” dedi.

Sempozyum açılışında bağcılığa önemli katkılar sağlayan Prof. Dr.

Atilla Eriş, Prof. Dr. Sabit Ağaoğlu, Prof. Dr. Ferhat Odabaş, Prof. Dr.

Hasan Çelik ve Dr. Hulusi Samancı’ya şükran plaketleri verildi.

Bağcılık ve Teknolojileri Sempozyumu

• Kuruluş:1991

• Alan: 174.5 dekar

• Rakım: 700 m

• Toprak Yapısı: Killi-tınlı, hafif alkali, fazla kireçli, tuzsuz

• Çeşit Sayısı:

(Yerli: Trakya İlkeren, Tekirdağ Çekirdeksizi, Yalova Misketi),

(Yabancı: A. Lavallée, B.

Seedless, S. Seedless Royal)

(20)

Ü

niversitemiz Tıp Fakültesi’nde bu yıl staja başlayacak olan Dönem 4 öğrencileri için 22 Eylül 2017 tarihinde

“Önlük Giyme Töreni”

düzenlendi.

“İyi Hekim Olacaksınız”

Yoğun bir şekilde kliniklerde hastayla iç içe bir eğitim dönemine girecek hekim adaylarına hitaben bir konuşma yapan Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş,

“Ankara Tıplılık ruhunda, yazılı olan ve olmayan gelenekler var. Görev ve sorumluluklarımız var. Ankara Tıplılıkta akıl, bilim ve çağdaşlık esastır. Adalet, liyakat anlayışı, empati duygusu çok üsttedir. Sevgi, saygı, vefa ve sadakat çok önemli unsurlardır.

Bu, mesleğinize,

ailenize, arkadaşlarınıza, dostlarınıza, fakültenize, kurumunuza olan vefadır, sadakattır, aidiyettir.

Elbette iyi hekim olacaksınız. Ama onun dışında büyük Atatürk’ün söylediği gibi fikri, vicdanı, irfanı hür bireyler olmalısınız. Elbette ki fikir ve ifade özgürlüğüne özen

Hekimliğe İlk Adım

göstereceksiniz.

Elbette ki o fikir ve ifade özgürlüğü, konu vatansa, konu cumhuriyetimizse, konu demokrasimizse, konu bayrağımızsa, koşulsuz sahiplenme esastır. Aksine hiçbirimiz tahammül edemeyiz. Yine Ankara Tıplılık ruhunda kimsesizin kimsesi olmak var. Ötekileştirmeme, ayrıştırmama var. Sosyal yönden güçlü bireyler olmalısınız. Sadece hekim olmayacaksınız, bulunduğunuz yerin lideri, önderi olacaksınız. Sürekli okuyun, ne bulursanız okuyun. Her okuduğunuz sizi zenginleştirecektir.

‘Sosyal Sorumluluk Projelerine Katılın’

Özellikle öğrencilik

yıllarınızda kültür sanat aktivitelerine katılın.

Drama yapın, tiyatroda rol alın, halk oyunları oynayın, koroya girin, kültür sanat evimizden etkin bir şekilde faydalanın. Spor yapın. Sosyal sorumluluk projelerine katılın.

Toplumla iç içe olacak projeler içerisinde yer almaya çalışın.” dedi.

“Artık Farklı Bir İnsan Oluyorsunuz”

Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gülfem Çelik de beyaz önlüğün hekimliği ve saflığı temsil ettiğini belirterek,

“Fakat bir giydiğiniz zaman çıkaramadığınız bir şey.

Evinize gittiğinizde bir yere asıyor olabilirsiniz ama o öyle bir şey ki 24 saat ve bir ömür sizinle. Onun içinde siz artık farklı bir insan oluyorsunuz. Siz her zaman hekim kimliğini yanında taşıyan, ruhunda hisseden, 24 saat onunla yaşayan bir insan olacaksınız. Telefonunuz çalacak, komşunuz size bir şey sormaya gelecek.

Anneniz açıp bir şey soracak, belki bunları tam tanımlayamayacaksınız, bazen bunalacaksınız ama zamanı geldiğinde hissedeceksiniz ki bu müthiş bir şey. Hiç tanımadığınız bir insana yardımcı olmak muhteşem bir şey.” dedi.

Beyaz Önlük Töreniyle

(21)

ETKİNLİKLER

Ankara

21

A

nkara Üniversitesi Kadın Platformu

Koordinatörlüğü, misyonu gereği oluşturduğu sosyal organizasyon ile kadın yöneticileri desteklemek için ziyaretlerde bulundu.

Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr.

Neriman Aral ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr.

Gülfem Elif Çelik makamında ziyaret edildi.

AÜKPK’nın “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’”

nedeniyle düzenlediği “Kampüste Kadın” fotoğraf yarışmasına katılan ve ödül alan öğrencilerin fotoğrafları dekanlarımıza teslim edilerek fakültelerine hediye edildi.

Ziyaretlerde yapılan konuşmalarda, farklı fakültelerle bir araya gelerek sosyal yönden

güçlenmek, çeşitli organizasyonlarda bir arada olmak, üniversitedeki tüm öğretim üyelerinin, çalışanların ve öğrencilerimizin aktifleşmesini sağlamak için çalışmaların devam edileceği belirtildi.

Ziyaretlere çalışma grubu üyeleri ve öğrenciler de katıldı.

Kadın Dayanışması

A

nkara Üniversitesi uyum haftasında tüm fakültelerde Ankara Üniversitesi Kadın Platformu Koordinatörlüğü (KPK) tanıtım sunumları yapıldı. Ayrıca Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı’na da tanıtım masası açan Kadın Platformu Koordinatörlüğü, yeni öğrencilerimize platformun çalışmalarını anlattı.

Tanıtım sunumlarında KPK hakkında genel bilgiler anlatıldıktan sonra platformun geçmiş yıllarda gerçekleştirdiği seminer, panel, yardım kampanyaları, proje ve geziler hakkında bilgi verildi.

Altındağ Belediyesi’yle dezavantajlı bölgelerdeki insanlara sağlıkla ilgili

Tanıtım Atağı

Kadın Platformundan

seminerler verildiği, Siirt, Muş, Batman’da yardım kampanyaları düzenlendiği ve “Hayata El Ver Projesi”yle pek çok Ankara Üniversitesi öğrencisine sağlık eğitimi sertifikası verildiği vurgulandı.

Bu yılki etkinlik temasını

“Sağlıklı Yaşam ve Temiz Çevre”

olarak belirleyen Kadın Platformu Koordinatörlüğü yeni etkinlikleri için çalışmalarını sürdürüyor.

Ankara Üniversitesi Kadın Platformu, uyum haftası etkinlikleri kapsamında ANITKABİR’de yapılan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anma törenine katıldı. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde

yapılan Akademik Yıl Açılış Törenine ise Koordinatörlüğü temsilen KPK

Koordinatörü Prof. Dr.

Neslihan Alkış katıldı.

Yeni dönemle birlikte faaliyetlerini daha fazla kişiye duyurmayı amaçlayan KPK, Facebook, Twitter, Instagram hesaplarını aktif şekilde kullanıyor.

(22)

Bilimin Kalbi Ankara Üniversitesi

İlkokul öğrencileri arasında düzenlenen resim

yarışmasında dereceye giren öğrencilere de ödülleri ve belgeleri verildi.

(23)

SOSYAL SORUMLULUK

Ankara

23

A

nkara Üniversitesi Çocuk Bilim Merkezi’nin (Çocuk Üniversitesi), TÜBİTAK’ın desteğiyle gerçekleştirdiği “Bilimin Kalbi Ankara’da Atıyor- Ankara Bilim Şenliği” başlıklı etkinlik, 28-29 Eylül 2017 tarihlerinde Üniversitemiz Beşevler Merkez

Yerleşke Güneş Meydanı’nda gerçekleştirildi. Öğretim elemanlarımız ve öğrenciler ile Ankara’daki çok

sayıda ilk ve orta dereceli okulun öğrencilerini buluşturan etkinlik çerçevesinde, bilim

atölyeleri, müze ve sergi gezileri, bilim, sanat ve spor etkinlikleri, paneller, konferanslar,

tiyatro gösterileri, konserler ve laboratuvar uygulamaları gerçekleştirildi.

“7’den 70’e Herkese Bilim”

Güneş Meydanı’nda Fen Fakültesi Halkoyunları Topluluğu’nun sunduğu gösteriyle başlayan etkinlikte bir konuşma yapan Çocuk Bilim Merkezi Müdürü Prof.

Dr. Figen Gürsoy, 7’den 70’e herkesi bilimle tanıştırmak adına gerçekleştirilen bu etkinliğin TÜBİTAK 4007 çağrısı çerçevesinde

desteklendiğini belirterek, “Umarım topluma, çocuklara faydalı, bilimi ön plana çıkaran, içine eğlenceyi de katarak bilimi, Üniversitemizi 7’den 70’e herkese tanıtmayı ve sevdirmeyi hedefleyen etkinliğimiz amacına ulaşır.” dedi.

“Bilim Kültürü Yaratmayı Hedefliyor”

Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Sibel A. Özkan da Ankara Üniversitesi’nin daima bilimi ve aklı önde tuttuğunu belirterek, “TÜBİTAK tarafından desteklenen bu etkinlik toplumun farkındalığını arttırmayı, çocukları ve gençleri bilimsel kariyer yapmaya yönlendirmeye özendirmeyi, bilimin ve eğlencenin bir arada olabileceğini göstermeyi, toplumda bir bilim kültürü yaratmayı hedeflemektedir.” dedi.

Atölyeler ve Bilgilendirme Standları

Etkinlikler çerçevesinde “Aranızda Matematiği Sevmeyen Var mı?”, “Ben Bir Veteriner Hekimim”,

“Böcek Şenlik Okulu”, “Çocuklar İçin Felsefe”, “Drama Atölyesi”, “Dünyamızı Kim Sarsıyor?”, “Gökbilim Okulu”, “Hidroket-Fizart”, “Kimya Deneyleri”, “Küçük Bahçevanlar”, “Trafik Atölyesi”, “Su Okulu”, “Toprak Bilim Okulu”, “Yaşam Bilimleri Okulu” ve “Yaşamın Şifresi DNA” adlı bilimsel atölyeler ile “Çocuk Hakları”,

“Diş Sağlığı” ve “Çocuk Sağlığı” bilgilendirme standları açıldı.

Laboratuvar Çalışmaları

Çocuklar için Eczacılık Fakültesi Farmasötik

Mikrobiyoloji Laboratuvarı, Farmasötik Teknoloji Öğrenci Laboratuvarı, Fen Fakültesi Biyoloji Laboratuvarı ve Kimya Laboratuvarlarında etkinlikler ve deneyler de yapıldı.

Sosyal Etkinlikler

Çocuklar “Yeni Hayat Belgeseli”, “Kısa Film Atölyesi”, “Astronomi- Yıldızlar Filmi” ve “Çocuk Bilim Merkezi Tanıtım Filmi”ni izlerken aynı zamanda

“Doldurulmuş Hayvan Örnekleri Sergisi”, “Eczacı Müze”

ve “Herbaryum”u gezme olanağı buldu. Çocuklara yönelik bilim, sanat ve spor etkinlikleri çerçevesinde ebru etkinlikleri, basketbol, tenis, uçurtma, origami, survivor ve kangoo jump etkinlikleri düzenlendi.

Paneller, Konferanslar

“Sence Bilim Nedir?” başlıklı paneli Prof. Dr. Aynur Bütün Ayhan yönetirken, panele Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal, Öğr. Gör. Burçin Aysu, Sebahattin Doğru, Defne Yosunkaya ve Ada Su Kan konuşmacı olarak katıldı. Prof.

Dr. Erten Gökçe ise “Bilim” konulu bir konferans sundu.

Etkinliklerin sonunda Prof. Dr. Figen Gürsoy, Yrd. Doç. Dr.

Aliye Erdem Harbelioğlu, Uzm. Dr. Ece Özdoğun Özbal’ın katılımıyla bir değerlendirme oturumu gerçekleştirildi.

(24)

Dünya İntiharı Önleme Günü Sempozyumu

10 Eylül” tüm dünyada intihar olgusuna dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen çeşitli etkinliklerle “İntiharı Önleme Günü” olarak anılıyor. Ülkemizde ilk kez 10 Eylül 2006’da Ankara Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof.

Dr. Işık Sayıl’ın kurucusu olduğu İntiharı Önleme Derneği ile yine Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinin kurduğu Türkiye Sosyal Psikiyatri Derneği tarafından “Dünya İntiharı Önleme Günü Sempozyumu” düzenlendi ve İntiharı Önleme Derneği tarafından her yıl düzenlenmeye devam edildi. “10. Dünya İntiharı

Önleme Günü Sempozyumu” Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, İntiharı Önleme Derneği ve Türkiye Psikiyatri Derneği Ankara Şubesi tarafından ortaklaşa Ankara’da yapıldı.

Farkındalık Yaratılıyor Toplantının açılış konuşmalarını yapan Ankara Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Bedriye Öncü ve Prof. Dr. Halise Devrimci Özgüven, intihar olgusunun tüm dünyanın sorunu olduğunu ve konuya ilişkin farkındalık yaratılmasının intihar davranışının önlenmesine katkıda bulunduğunu vurguladı.

“İntiharlar Yaşa Göre Standardize Edilmiyor”

Oturumların başkanlıklarını yapan Ankara Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Erguvan Tuğba Özel-Kızıl, Prof. Dr. Serpil Aygün Cengiz ile Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nden Doç. Dr. Hasan

Karadağ’ın da kısa konuşmalarla katkıda bulunduğu toplantı Prof.

Dr. Bedriye Öncü’nün “İntihar Davranışının Epidemiyolojisi ve Risk Etmenleri” başlıklı konuşmasıyla başladı. İntihar davranışında bireysel,

toplumsal, ilişkisel etmenlerin yanı sıra içinde yaşanılan çevre ve sağlık sisteminin de risk etmenleri arasında olduğunu bildiren Prof. Dr. Bedriye Öncü, ülkemizdeki intihar hızlarına da değindi. TÜİK ve DSÖ verileri arasında farklılık bulunduğunu, TÜİK verilerine göre intihar hızı düşük görünse de aslında bu durumun verilerin yaşa göre standardize edilmemesinden kaynaklandığını ifade etti.

Karatay Üniversitesi’nden Doç.

Dr. Kamil Alptekin, TÜİK verilerine göre ülkemizde tamamlanmış intihar hızının son on yılda yavaş ilerlemekle birlikte özellikle 15-24 yaş arası ile 75 yaş üstünde arttığını bildirdi.

“Öncelik Hastanın Hayatını Kurtarmaktır”

Prof. Dr. Halise Devrimci Özgüven, “İntihar Girişimlerinde İlk Yardım” başlıklı konuşmasında, karşılaşılan vakalarda ilk yapılması gerekenin hastanın hayatını kurtarmaya yönelik tıbbi müdahale olduğunu bildirdi. Ardından yapılacak ilk görüşmede kişinin neden ölmek istediğinin, kişiyi hiçbir şekilde suçlamadan, yargılamadan anlaşılmaya çalışılmasının son

derece önemli olduğunu söyleyerek, ardından ölümün dezavantajları ve kişiyi hayata bağlayacak planlar hakkında konuşulmasının faydalı olacağını belirtti. Prof. Dr.

Halise Devrimci Özgüven, intihar girişiminde bulunan kişiyle tartışmaya girilmemesi veya intihar düşüncesinden söz eden kişilere bunun sır olarak saklanacağının söylenmemesi gerektiğini, bu kişilerle yapılan intihar kontratlarının yararınınsa tartışmalı olduğunu söyledi.

“Toplumun Her Kesimi Bilinçlendirilmeli”

Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Çiğdem Aydemir “İntihar Davranışında Tedavi ve Önleme” başlıklı konuşmasında, intihar davranışını önlemek amacıyla ruh sağlığı çalışanlarının yanı sıra toplumun her kesiminin bilinçlendirilmesinin intihar davranışını önlemede en etkili yöntem olduğunu vurguladı.

Akademik Başarısızlık ve Ergen İntiharları

Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Pınar Uran Şenol da “Çocuk ve Ergenlerde İntihar Davranışı” başlıklı konuşmasında, tüm dünyada çocuk ve ergenlerde intihar davranışının önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna değindi. Ergenlerde intihar davranışının erişkinden daha farklı olduğunu, genellikle aile içi çatışmaların bulunduğunu, ayrıca akran veya romantik arkadaşlık ilişkilerinde veya akademik konularda zorluklar yaşandığında intihar davranışının daha sıklıkla ortaya çıktığını bildirdi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kamil Nahit Özmenler “Asker İntiharları” üzerine yaptığı konuşmada asker intiharlarının sayısının az olmamasındaki en önemli etmenlerin silaha kolay erişebilmek, tekrarlayan ve uzayan harekât görevleri olduğunu söyleyerek vakaya müdahalede kriz odaklı yaklaşımın önem taşıdığına değindi.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :