AFRİKA GÜNDEMİ (TEMMUZ 2010)

62  Download (0)

Tam metin

(1)

1

AFRİKA GÜNDEMİ (TEMMUZ 2010)

SİYASET

 Uganda Afrika Birliği Zirvesi’ne Evsahipliği Yaptı

 7. D-8 Zirvesi Nijerya’da Toplandı

 Burundi’de Parlamento ve Senato Seçimleri Yapıldı

 Ruanda Seçim Süreci Şiddet Olaylarıyla Devam Ederken, Kagame Uluslararası Toplumun Hedefi Haline Geldi

 Gine’de Başkanlık Seçimlerinin İkinci Turu Ertelendi

 Nijerya’da Başkanlık Seçimleri Erkene Alındı

 Ban Ki –Mun Afrika Turunu Tamamladı

 Portekiz Devlet Başkanı Angola’ya Gitti ve Portekizce Konuşan Ülkeler Zirvesi’ne Katıldı

 Angola Devlet Başkanı Güney Afrika’ya Rezmi Ziyarette Bulundu

 Angola Savunma Bakanı Çin’e Gitti

 Hüsnü Mübarek Cezayir ve Fransa’da Temaslarda Bulundu

 Güney Afrika-Ruanda İlişkileri Nyamwasa’nın Vurulması Nedeniyle Geriliyor

 ABD’den Somali’ye Destek Sinyalleri Geldi

 Fransa El-Kaide ile Mücadelesinde Moritanya’ya Destek Verdi

 Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yolsuzluk Raporu’nda Burundi İlk Sırada

 Sudan’da UCM Gerginliği Yeniden Baş Gösterirken El-Beşir’e Farklı Tepkiler Gelmeye Devam Etti

 Libya, Yardım Gemisiyle İsrail’in Gazze’ye Uyguladığı Blokajı Delmeye Çalıştı

 Uganda’daki Bombalı Saldırılarda 76 Kişi Hayatını Kaybetti

EKONOMİ

 Zimbabve’ye Elmas Satış İzni Verildi

 Zimbabve-Çin Yakınlaşması

 ABD Kongo’nun Borcunu Sildi

 ABD Dışişleri Bakanı Clinton Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki İhtilafli Madenler Hakkında Açıklamada Bulundu

 Uzun Yıllar Aradan Sonra Uganda İlk Defa Savunma Harcamalarını Düşürme Kararı Aldı

(2)

 Nijerya Havayolları Bölgesel Rotayı Genişletme Projesi Çerçevesinde Kongo’ya Seferler Düzenlemeye Başladı

 Afrika’da Eğitim Dış Yardıma İhtiyaç Duyuyor

 BP, Libya Kıyılarında Sondaj Çalışmalarına Başlayacak

 HeidelbergCement ve Batı Anadolu Çimento Sanayinin Ürettiği Çimentolar Afrika’ya İhraç Edilecek

 İstanbul Gemi ve Yat İhracatçıları Birliği Afrika, Ortadoğu ve Arap Ülkelerine Yönelme Kararı Aldı

İNSAN HAKLARI

 BM’den Sahra-altı Afrika için Acil Yardım Çağrısı

 Darfurlu Adalet ve Eşitlik Hareketi, Çocuk Savaşçılar Karşıtı Sözleşmeye İmza Attı

 Uganda 1700 Ruandalıyı Mülteci Statüleri Olmadığı Gerekçesiyle Ülkelerine Gönderdi

 Botsvanalı Buşmenler Hükümete Açtıkları Davayı Kaybetti

 Tanzanya Hükümetine Burundili Mülteciler için 94 Bin Dolar Değerinde Bağış Yapıldı

 UCM Thomas Lubanga Davasını Askıya Aldı

 Fransa, Kadının Elini Sıkmayan Faslıya Vatandaşlık Hakkı Vermedi

ÇEVRE-SAĞLIK

 Malavi, Zambiya ve Uganda AB Gıda Destek Programı’ndan Faydalanacaklar

 Namibya, AIDS Hastalarının Ülkeye Giriş Engelini Kaldıran Yasa Çıkardı

 Zimbabve’de Sıtmadan 2 Ayda 189 Kişi Hayatını Kaybetti

 Malavi’de Kızamık 120 Can Aldı

 Demokratik Kongo’da Petrol Tankerinde Patlama Meydana Geldi

 Tanganyika Gölünün Isınması Balıkların Azalmasına Sebep Oluyor

TÜRKİYE-AFRİKA İLİŞKİLERİ

 Cumhurbaşkanı Gül Nijerya’ya Ziyaret Gerçekleştirdi

 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Mısır’ı Ziyaret Etti

 Zambiya Devlet Başkanı, Türkiye’ye İlk Resmi Ziyareti Gerçekleştirdi

 Türkiye’den Sudan’a Yardımlar Devam Ediyor

(3)

KÜLTÜR-SANAT

 “Africa on Screen”, Güney Afrika Film Festivali

 3. Fako Film Festivali

 Mandela 92. Yaşını Kutladı

SPOR

 2010 Güney Afrika Dünya Kupası Sona Erdi: Kupa İspanya’nın

 Afrika Gençlik Olimpiyatları Fas’ta Düzenlendi

 Güney Afrikalı Semenya Yarışlara Geri Dönüyor

 Nijerya Milli Takımına Ağır Ceza

 20 Yaş Altı Bayanlar Futbol Dünya Kupası

AÇAUM FAALİYETLERİ

 Vietnam Afrika ve Ortadoğu Çalışmaları Enstitüsü Heyeti Merkezimizi Ziyaret Etti

YORUM

 "Dünya Kupası Büyük İkramiye mi Yoksa Sadece Bir Amorti mi ?”, Ekin Demir

(4)

SİYASET

UGANDA AFRİKA BİRLİĞİ ZİRVESİ’NE EVSAHİPLİĞİ YAPTI

19-27 Temmuz tarihleri arasında Uganda’nın başkenti Kampala’da 15. Afrika Birliği Zirvesi toplandı. Zirvenin ana gündemini emniyet ve güvenlik konuları oluşturdu.

Uganda’da gerçekleşen 11 Temmuz saldırılarına rağmen

zirvede alınan kararlardan geri adım atılmadı. Afrika Birliği’nin 6000 askerden oluşan Somali’deki barışgücüne ilave 2000 kişilik asker gönderilmesi kararı, Kampala’da 76 kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırılar üzerine bölgede barış ve güvenlik zeminini garanti altına almak amacıyla alındı.

19 Temmuz’da başlayan Afrika Birliği Zirvesi’ne katılan liderler 27 Temmuz salı günü Uganda’dan ayrıldılar. Zirvede Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni defalarca Somali’deki Uganda güçlerinin vazgeçilmez bir çözüm olduğunu tekrarladı ve “teröristleri Afrika’dan silmek için bize yetki verin” ifadelerini kullandı. El-Şabab’ın saldırılarının devamının geleceğinden endişe duyulması üzerine güvenlik önlemleri artırılırken, Uganda’ya gelen devlet başkanları için de özel tedbirler alındı.

Zirvenin bir diğer önemli başlığını ise sağlık ile ilgili sorunlar ve alınması gereken tedbirler oluşturdu.

Afrika Birliği üyeleri ana, bebek ve çocuk sağlığındaki ilerlemeleri yakından takip edebilmek amacıyla gözlem yapmak ve rapor hazırlamak üzere bir grup oluşturma kararı aldılar. Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Jean Ping, ana-çocuk sağlığının ve bu konudaki kararın zirvenin en önemli konusunu oluşturduğunu ifade etti. Zirveye başkanlık eden Afrika Birliği Dönem Başkanı ve Malavi Devlet Başkanı Bingu wa Mutharika özellikle kadınların sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve güvenli bir ana sağlık dönemi geçirmelerinin Birliğin öncelikli konuları arasında yer aldığını belirtti. Bu konunun öncelikli gündem maddesi olarak tartışılmasında liderlerin hemfikir olduklarını ifade eden Mutharika, 2015 BM Milenyum Kalkınma Hedefleri standartlarını yakalamak için de Birliğin sağlık konusundaki kararlarının önemine işaret etti. Kalkınma konusunun Afrika’da özel bir ciddiyetle ele alınması gerektiğinin altını çizen Mutharika, “kadınların refahını sağlayabilirsek, sağlık hizmetlerine ve gıdaya erişim olanaklarını artırabilirsek ana ölüm oranlarını da gözle görülür ölçüde azaltabiliriz” dedi.

(5)

Zirvede, Afrika’da altyapının güçlendirilmesine ilişkin yeni bir programın başlatılmasına da karar verildi. Üyeler, Deniz Ulaşımı Afrika Sözleşmesi’ni imzaladılar, Afrika Birliği İnsan Hakları Komisyonu üyeleri seçildi ve yeni bir Çocuk Sağlığı Komisyonu oluşturuldu.

Özel ve ayrı bir zirve olarak toplanan Afrika Liderleri Sıtma Birliği (ALMA) sıtmanın kontrol altına alınmasında sürdürülebilirliğin sağlanması, sıtma ile mücadelede ithal edilen tıbbi araç, gereç ve ilaçlarda gümrük tarifelerinin ve vergilerin kaldırılması kararına vardılar. Sıtma özellikle son aylarda Angola, Zimbabve, Uganda ve diğer Afrika ülkelerinde artan oranda can almaya devam ediyor. Afrika Birliği de kayıplara son vermek amacıyla ek tedbirler alma yoluna gidiyor.

Zirve’de Birliğin yapısına yönelik oturumlar da düzenlendi. Bu oturumlarda Birlik organları arasındaki uyumu artırmak ve eşgüdümü sağlamak amacıyla reform niteliğinde yeni düzenlemeler yapılmasına karar verildi. Bu reformlarda ise “standartlaşma” fikrinin yerleştirilmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Yeni döneme ilişkin organlarda faaliyet gösterecek üyelerin seçimleri yanında Afrika’nın sosyo-ekonomik dönüşümü, gıda güvenliği, insan hakları ve sürdürülebilir kalkınma da gündemi oluşturan konular arasında yer aldı.

Bunun yanında Libya lideri Muammer Kaddafi de çeşitli açıklamaları ile zirvenin gündemine oturdu.

23 Temmuz 2010 Pazar günü Senegal Devlet Başkanı Abdoulaye Wade, Kaddafi’nin Birleşik Afrika Devletleri’nin hayata geçebilmesi için 90 milyar dolar vermeye hazır olduğunu iletti. Wade, toplantıda Afrika ülkelerinde uygulanmak üzere farklı projeler ele alındığını ve Kaddafi’nin bunların uygulanması için bu parayı verdiğini söyledi.

Başa Dön

Liderler Kampala, Munyonyo Commonwealth Resort’taki açılışın ardından basına poz verdiler

(6)

7. D-8 ZİRVESİ NİJERYA’DA TOPLANDI

Bangladeş, Mısır, İran, Endonezya, Nijerya, Pakistan, Malezya ve Türkiye’nin üyesi bulunduğu D-8 (Gelişmekte Olan Ülkeler Zirvesi 8 Temmuz’da Nijerya’nın başkenti Abuja’da toplandı.

Üyelerin devlet ve hükümet başkanları ile temsil edildikleri zirvenin açılış konuşması yapan Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan, zirveye katılan liderlere teşekkür ederek, burada bulunmalarının üye ülkeler arasındaki güçlü işbirliği ve ilişkileri geliştirme konusunda önemli bir gösterge olduğunu ifade etti. Türkiye'nin öncülüğünde 1997 yılında sekiz ülkeyi bir araya getiren vizyonun, gelişme yönündeki işbirliğinin koordinasyon içinde yürütülmesine vesile olduğunu dile getiren Jonathan, kuruluş toplantısının yapıldığı İstanbul'da üye ülkelerin karşılıklı bağları güçlendirmek ve oluşumdan en iyi sonuçları almak için söz verdiklerini hatırlattı.

Jonathan, globalleşen dünyada işbirliğinin gücünün daha olumlu sonuçlar doğuracağının farkında olduklarını belirterek, bu yılki zirvenin konusunu, ''Üye Ülkeler Arasında İşbirliğini Artırmak'' olarak belirlediklerini kaydetti.

Karşılıklı ticaretin artırılması ve ekonomik büyüme hedefine ulaşmak için daha önce alınan karar uyarınca hükümete Serbest Ticaret Anlaşması, Gümrük İşbirliği Anlaşması ve vize uygulamalarında düzenlemelerin yapılması için gerekli talimatları verdiğini belirten Jonathan, bu alanlarda sürecin kısa süre içinde tamamlanacağına inandığını dile getirdi.

D-8 Dönem Başkanlığı'nı Nijerya'dan devralan Malezya'nın Başbakan Yardımcısı Muhiddin Yasin ise, konuşmasında oluşumla ilgili bazı eleştiriler dile getirdi.

Üye ülkelerden politika geliştirme, ekonomik ilişkileri artırma yönünde kararlar almalarının ve özel sektörün etkin katılımının sağlanmasının beklendiğini anlatan Yasin, ''Ama maalesef bu gerçekleşmiyor. Bir bağ kopukluğu var. En hayati

Zirvenin açılış konuşmasını Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan (sağda) yaptı.

(7)

kopukluk ise, D-8'in bazı programlarında özel sektörün olmaması. Özel sektörün D-8 programlarına katılımı konusunda ilgiyi artıracak acil tedbirler almalıyız'' şeklinde konuştu.

Açılış oturumunun ardından geçilen kapalı oturumda üye ülkelerin temsilcileri ikili temaslarda bulundu. Zirve sonunda imzalanan Abuja Bildirisi’nde üye ülkeler, küresel ekonomik krizin etkilerinin giderilmesi konusunda görüş birliğine vardıklarını teyit ettiler. Bildiride tarafların işbirliğini geliştirmek konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulundukları ifade edilirken; iş göçü, yoksulluğun azaltılması, serbest ticaret bölgesinin kurulması gibi alanlarda çalışmaların hızlandırılacağı belirtildi.

Başa Dön

BURUNDİ’DE PARLAMENTO VE SENATO SEÇİMLERİ YAPILDI

24 Mayıs’ta genel, 28 Haziran’da da devlet başkanlığı seçimlerini geride bırakan Burundi’de 23 Temmuz perşembe günü parlamento, 28 Temmuz çarşamba günü de senato seçimleri yapıldı. Halen devlet başkanlığı görevini sürdürmekte olan Pierre Nkurunziza’nın iktidardaki partisi Demokrasiyi Savunma Ulusal Konseyi - Demokrasiyi Savunma Kuvvetleri (CNDD-FDD) her dört seçimi de kazanan parti oldu. Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu (CENI), 27 Temmuz salı günü resmi açıklama yaparak, CNDD-FDD’

nin yüzde 81,19 oy oranıyla sandıktan birinci parti olarak çıktığını bildirdi.

1994 yılında kurulan CNDD-FDD, Hutular ve Tutsiler arasındaki etnik çatışmalar nedeniyle yaşanan iç savaş sırasında Burundi’deki önemli siyasi partilerden biriydi. Demokrasiyi Savunma Ulusal Konseyi (CNDD) partinin siyasi kanadını, Demokrasiyi Savunma Kuvvetleri (FDD) de silahlı kanadını oluşturuyordu. Siyasi kanatta ağırlıklı olarak Hutuların bulunduğu CNDD-FDD ilk kez 2005 yılında silahlı isyancı kimliğinden sıyrılıp yasal bir siyasi parti olarak parlamenter seçimlere katıldı.

Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu sandıktan çıkan ikinci partinin, oyların yüzde 11,60’ını alan Ulusal İlerleme İçin Birlik (UPRONA) olduğunu açıkladı. UPRONA’nın destekçilerini büyük ölçüde Tutsiler oluşturmakla birlikte Hutulardan da taraftar topluyor. Burundi’nin bağımsızlık mücadelesinde önemli bir yeri olan UPRONA, 1966-1993 tarihleri arasında ülkeyi askeri diktatörlükle yönetmişti.

Burundi parlamento seçimlerinde üçüncü olan parti ise, oyların yüzde 5,88‘ini alan Sahwanya FRODEBU Nyakuri partisi oldu. Sahwanya FRODEBU Nyakuri, Burundi İşçi Partisi’nin 1986 yılında dağıtılmasının ardından Burundi Demokrasi Cephesi adıyla toplanan FRODEBU’dan ayrılarak kurulan bir parti.

(8)

Oyların geri kalan yaklaşık yüzde 2’lik kısmı ise küçük muhalif partiler arasında dağıldı. Fakat yeterli oyu sağlayamayan küçük partiler parlamentoda temsil hakkı kazanamadılar. Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu rakamlarına göre, 23 Temmuz parlamento seçimlerine katılım oranı yüzde 66,68. Bu katılım oranı, mayıs ayı genel seçimlerindeki yüzde 90,67’lik ve haziran ayı başkanlık seçimlerindeki yüzde 77’lik oranın gerisinde kaldı.

Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu Başkanı Pierre Claver Ndayicariye, partilerin parlamentoda kazandıkları koltuk sayılarını da ilan etti. Burundi Anayasası’na göre, parlamentodaki koltuk sayısının yüzde 60’ı Hutular ve yüzde 40’ı Tutsiler tarafından temsil edilmek üzere en az 100 olması gerekiyor.

Bu oran yakalanamadığı takdirde, Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu’nun dengeyi sağlayacak sayıda koltuk ilave etme yetkisi bulunuyor. Eklenen bu temsilciler de meclis üyelerinin oyu ile seçiliyor. Buna göre, CNDD-FDD 81, UPRONA 17 ve Sahwanya-Frodebu Nyakuri de 5 koltuk ile parlamentoda temsil edilme hakkı kazandı. Böylece Bağımsız Seçim Komisyonu her üç partiye de birer koltuk hakkı tanıdı ve Burundi parlamentosundaki koltuk sayısı 103’e ulaştı. Yine anayasaya göre, etnik grupların adil temsili ve kadınların siyasete dahil olmasını teşvik etmek amacıyla uygulanan bu sistemde ülkedeki etnik gruplardan “Twa”ların da her koşulda 3 koltukla temsil hakları bulunuyor. Kadın temsilciler için ise en az yüzde 30’luk kota uygulanıyor. Yeni dönem Burundi parlamentosundaki temsilci sayısı Twalarla birlikte 106’ya ulaşırken, 34 kadın temsilcinin bulunduğu parlamentoda yüzde 30 kadın kotası da yakalanmış oldu.

28 Temmuz çarşamba günü yapılan Senato seçimlerine de CNDD- FDD ağırlığını koydu.

30 Temmuz cuma günü açıklanan resmi sonuçlara göre, CNDD- FDD 41 koltuklu senatoda bölge meclis üyelerince seçilen senatörlere ayrılan 34 koltuğun 32’sini kazandı. Geri kalan 2 koltuk ise CNDD-FDD karşısında tek parti olarak senato

seçimlerine katılan ve Tutsilerin ağırlıkta bulunduğu UPRONA’nın oldu. Senato’da 4 koltuk eski devlet başkanlarına ayrılırken 3 koltuk da yine Twalara ait olacak. Toplamda 41 koltuğu bulunan senato, Tutsilerden 17 ve Hutulardan 17 temsilci olmak üzere, 17 seçim bölgesinden bölge meclis üyelerince seçilen 34 üyeden oluşuyor.

Burundi seçimlerine katılım oranı mayıs ayındaki genel seçimlerden bu yana geriledi

(9)

Burundi seçimlerine ve seçim sürecine ilişkin temel eleştiriyi ise tek bir partinin seçimlerde egemen olması oluşturuyor. Haziran ayındaki başkanlık seçimlerinde de tek aday olarak sandığa giden Nkurunziza kaçınılmaz olarak bir kez daha devlet başkanı seçildi. Burundi’de geçerli olan başkanlık sistemi gereği devlet başkanı aynı zamanda hükümet başkanı sayılıyor. Diğer yandan iki devlet başkan yardımcısının birinin Tutsilerden, diğerinin Hutulardan olması gerekiyor. Seçimlerdeki tek parti ağırlığı ise ülkenin demokratikleşme süreci önünde büyük bir engel olarak yorumlanıyor. Demokratikleşme sürecini yıpratacağı düşünülen bu riskin, Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency Intenational) Yolsuzluk Raporu’nda Burundi’nin ilk sırada yer aldığı sonuçlarla birlikte artacağı düşünülüyor.

Burundi’deki seçimler, Hutular ve Tutsiler arasında yıllarca süren çatışmanın ardından istikrar yolunda verilen önemli bir sınav olarak yakından takip ediliyor.

Başa Dön

RUANDA SEÇİM SÜRECİ ŞİDDET OLAYLARIYLA DEVAM EDERKEN, KAGAME ULUSLARARASI TOPLUMUN HEDEFİ HALİNE GELDİ

Ruanda’da medyaya uygulanan sansür, seçimlere hile karıştırıldığı iddiaları ve yaşanan siyasi cinayetler Devlet Başkanı Paul Kagame’nin uluslararası alandaki saygınlığının azalmasına neden oluyor. Kagame, Ruanda’yı takip eden ülkelerin gözünde ülkesini ileri bir düzeye taşıyan ve 1994 soykırımı sonrasındaki yeniden yapılanma sürecinde önemli başarılara imza atan bir siyasi lider olarak takdir topluyordu. Fakat 9 Ağustos seçimlerine gidilirken gündeme gelen siyasi ve toplumsal krizler dikkatleri Kagame’nin üzerine çekiyor.

Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Nyamwasa’nın Güney Afrika’da vurulması, muhalefet yanlısı bir gazetecinin öldürülmesi, Amerikalı savunma avukatının tutuklanması ve ülkede yaşanan şiddet olayları nedeniyle Kagame uluslararası toplumun baskısına maruz kalıyor. Ruanda ise olumsuz bir tablo ile her gün uluslararası basının manşetlerine taşınıyor. 9 Ağustos seçim sürecindeki gerginlikler Ruanda’yı baskı ve kısıtlamaların arttığı bir ülke konumuna getirdi. Seçimlere hazırlanan Kagame de muhalefetin kazanmasına izin vermeyeceğine ilişkin açıklamalarını kamuoyundan saklamıyor.

Muhalif Victoire Ingabire Umuhoza’nın bu yılın ocak ayında başkanlık seçimlerinde aday olmaya hazırlandığını duyurarak ülkeye dönmesinden bu yana, Ingabire’nin partisi Birleşik Demokratik Güçler (UDF), Kagame hükümetinin sert tepkilerine ve saldırılarına maruz kaldı. Seçim kampanyasında da UDF’ye birçok kez müdahale edilerek, faaliyetlerine engel olundu. Ingabire de nisan ayında, 1994

(10)

soykırımını inkar ettiği gerekçesiyle suçlanarak tutuklandı ama uluslararası toplumdan gelen baskılar muhalif liderin salıverilmesini sağladı.

Temmuz ayı içinde de muhalif kanada üç ayrı saldırı düzenlendi fakat olayın sorumlularına henüz ulaşılamadığı belirtildi. 13 Temmuz salı günü Demokratik Yeşiller Partisi Başkan Yardımcısı Andre Kagwa Rwisereka’nın kaybolduğu açıklandı. Açıklamaların hemen ardından Rwisereka, Ruanda’nın güneyindeki Butare’de ölü bulundu. Polis, darp izlerine rastlanan cesedin bölge yakınlarındaki bir nehre atılmış olarak bulunduğunu açıkladı. Bu olay üzerine Demokratik Yeşiller Partisi, doğrudan Kagame hükümetini hedef göstermeksizin cinayetinin araştırılması için uluslararası bir araştırma komisyonu kurulmasını talep etti.

Ruanda basını da yönetim tarafından köşeye sıkıştırılmış durumda. Seçime doğru gidilirken, her ne şekilde olursa olsun medyada yer bulan eleştirel yayınlar susturulurken basın mensuplarına gözdağı verildiği belirtiliyor.

Eleştirel yayın yaptıkları gerekçesiyle bu ay da gazeteciler tutuklanırken Ruanda’nın önde gelen iki gazetesine 6 aylık kapatma kararı çıkarıldı. Haziran ayında da bağımsız Umuvugizi gazetesi editörü Jean Léonard Rugambage, Johannesburg’daki Nyamwasa saldırısı hakkında yazdığı bir yazının yayınlanmasının hemen ardından vurularak öldürülmüştü.

Seçim Komisyonu, muhalefet partilerinden UDF ve Demokratik Yeşiller Partisi’nin seçimlerde aday göstermeyeceğine karar verdi.

Bu karar her iki partinin de seçim dışı kalması anlamına geliyor. Kagame’nin Ruanda Yurtseverler Cephesi (RPF) karşısında aday göstermesine izin verilen tek parti Ruanda Sosyalist Partisi (RSP) oldu. Fakat parti lideri

Bernard Ntaganda’nın yasal olmayan bir toplantı düzenlediği gerekçesi ile gözaltına alınmasıyla seçimlere girmesi engellendi. Böylece RSP’nin en güçlü aday olarak gösterebileceği isim de listelerden silindi.

Başa Dön

Paul Kagame 9 Ağustos başkanlık seçimlerine hazırlanıyor

(11)

TEMMUZ 2010

GİNE’DE BAŞKANLIK SEÇİMLERİNİN İKİNCİ TURU ERTELENDİ

Gine’nin bağımsızlığını kazanmasından bu yana gerçekleştirilen ilk başkanlık seçimlerinin 27 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turunda adaylardan hiç biri %50 oy oranına ulaşamamıştı. Ulusal Seçim Komisyonu 18 Temmuz’da gerçekleştirileceği duyurulan ikinci turda, ilk turda oyların % 40’ını alan Cellou Dalein Diallo ile oyların

% 21’ini alan Alpha Condé’nin birbirlerine karşı yarışacaklarını açıklamıştı.

Diallo, Gine’yi 24 yıl boyunca yöneten Lansana Conte döneminde uzun yıllar başbakanlık görevini yürütmüştü. Bir ekonomist olan ve Fulani etnik grubunun üyesi bulunan Diallo’nun özellikle başkent Konakri ve merkez Gine’de etkili olduğu belirtiliyor.

Condé ise, Gine’nin ilk devlet başkanı Sekou Touré döneminde rejim aleyhtarı tutumu nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmış, ancak cezası uygulanmamıştı. Conte döneminde de muhalefetin

önde gelen isimlerinden biri olan Condé, iki buçuk yıl hapis yatmıştı. Condé’nin Malinke etnik grubuna mensup olduğu ve seçmen kitlesinin yukarı Gine vatandaşları olduğu belirtiliyor.

Seçimlerin ikinci turu için hazırlıklar sürerken 3 Temmuz’da Condé’nin üyesi olduğu Gine Halk Birliği Partisi (RPG) basın danışmanı Mustafa Naite ilk tur seçim sonuçlarına itiraz ettiklerini açıkladı. 150 seçim merkezinde kullanılan oyların sayılmadığını öne süren Naite, özellikle Konakri’de pek çok seçim yolsuzluğuna tanık olduklarını belirtti. İlk turda üçüncü sırada yer alan Sidya Touré de seçim sonuçlarını kabul etmediklerini ve itiraz dilekçelerini Anayasa Mahkemesi’ne sunduklarını ifade etti.

Seçimlerde görev yapan gözlemciler ise, herhangi bir yolsuzluğa tanık olmadıklarını ve Gine’nin ilk demokrasi sınavında son derece başarılı olduğunu kaydetti. Diallo’nun partisi olan Gine Demokratik Güçler Birliği(UFDG) yetkilileri ise, şu an için seçim sonuçlarına itiraz etmeyi

düşünmediklerini açıkladılar.

Gine seçimlerinin ikinci turu için hazırlıklar sürüyor

(12)

İtirazları değerlendiren Anayasa Mahkemesi, gerekli incelemelerin yapılabilmesi için ikinci tur seçimlerin 1 Ağustos’a ertelendiğini bildirdi. Bu kararın, ülkede yükselen tansiyonun düşmesi için olumlu bir etki yaratacağına inandıklarını belirten yetkililer, oyların yeniden sayılmasının gündemde olduğunu da kaydettiler.

Seçimleri değerlendiren geçiş hükümeti başbakanı Jean-Marie Dore, ilk tur seçimlerin herhangi bir karışıklık çıkmadan gerçekleştirilmiş olmasından memnuniyet duyduklarını, ancak ülkede son günlerde yükselen tansiyonun endişe yarattığını ifade etti. Olayları kışkırtan kişilerin kimliklerinin çoktan tespit edildiğini belirten Dore, pek çok tutuklamanın yapıldığını belirtti ve Gine halkını sükûnete çağırdı.

Başa Dön

NİJERYA’DA BAŞKANLIK SEÇİMLERİ ERKENE ALINDI

Nijerya Senatosu 23 Temmuz’da başkanlık seçimlerinin dört ay erkene alınmasına imkân tanıyan anayasa değişikliğini onayladı. Ülkede başkanlık dönemi mayıs ayında sona eriyor ve mevcut anayasaya göre, başkanlık seçimleri, en erken başkanın görev süresinin dolmasından 30 ila 60 gün önce yapılabiliyordu. Onaylanan anayasa değişikliği ile seçimlerin 120 ila 150 gün önce yapılabilmesi mümkün hale geldi.

Değişikliğin kesinlik kazanması için Temsilciler Meclisi’nin de onayının alınması gerektiği, ancak Temsilciler Meclisi’nde Senato’nun aksine bir karar çıkmayacağı ifade ediliyor. Nijerya Bağımsız Seçim Komisyonu (INEC) bu değişikliğin ardından seçim tarihinin dört ay erkene alınarak 22 Ocak olarak belirlendiğini, ancak bu tarihin değişebileceğini açıkladı. INEC Başkanı Attahiru Jega, bu kadar kısa sürede seçim hazırlıklarının tamamlanabilmesi için INEC’ye daha fazla fon ayrılması gerektiğini ifade etti. Seçmen listelerinin bu süre içerisinde hazırlanabileceğinden emin olmadıklarını belirten Jega, çalışmalara derhal başlanacağını belirtti.

Devlet Başkanı Goodluck Jonathan’ın partisi olan Halkın Demokrasi Partisi (PDP) yetkilileri ise, bu değişikliği Jonathan’ın başkanlığa aday olmasına engel olmak için atılmış bir adım olarak değerlendirdiklerini belirttiler. Bu sayede Jonathan’ın adaylığını açıklayabilmek için yeterli desteği arayacak fırsatı olamayacağını söyleyen yetkililer, aday olsa bile seçim kampanyası yürütmek için yeterli süresi olmayacağına dikkatleri çektiler. Bununla birlikte henüz PDP içerisinde Jonathan’ın adaylığını destekleme konusunda fikir birliğine varılmadığı ifade ediliyor.

(13)

Bir önceki Devlet Başkanı Umaru Yar’adua’nın 5 Mayıs’ta yaşamını yitirmesi üzerine devlet başkanlığı görevine gelen Jonathan, ülkenin ilk Güney kökenli devlet başkanı olma unvanını taşıyor. Jonathan’ın adaylığına muhalefet eden gruplar ise, ülkede iktidarın Müslümanların çoğunlukta olduğu Kuzey’den Hıristiyanların çoğunlukta olduğu Güney’e geçmesine izin verilmeyeceğini ifade ediyorlar.

Henüz adaylığını açıklamayan Jonathan’ın aday olması halinde, karşısına tek bir güçlü Kuzeyli adayın çıkması bekleniyor.

Başa Dön

BAN KI –MUN AFRİKA TURUNU TAMAMLADI

BM Genel Sekreteri Ban Ki-

Mun, yoksullukla mücadele kapsamında mayıs ayında başladığı Afrika turuna 29 Haziran’da ulaştığı

Demokratik Kongo

Cumhuriyeti ile devam etti.

Burada Devlet Başkanı Joseph Kabila tarafından onuruna bir yemek verilen Ban, ertesi gün Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin 50.

Bağısızlık yılı kutlamalarına katıldı. Törende yaptığı konuşmada Ban, Demokratik Kongo’nun BM ile olan

ilişkilerinde artık yeni bir döneme geçildiğini ve bir BM üyesi olarak ülkenin özellikle komşusu olduğu Ruanda’da istikrarın sağlanması konusunda önemli bir rol oynadığını vurguladı. Ülkede görev yapmakta olan BM Misyonu (MONUC)’un adının BM İstikrar Misyonu (MONUSCO) olarak değiştirildiğini de belirten Ban, hükümet ile işbirliği içinde olacak olan misyonun bundan böyle

Devlet Başkanı Goodluck Jonathan

Ban Ki-Mun ve Joseph Kabila

(14)

istikrar, sivillerin korunması, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi, cezasızlıkla mücadele ve kadınlara karşı cinsel şiddetin önlenmesi gibi konuları ön plana alacağını ifade etti.

Kongo’nun bağımsızlık kutlamalarına katılmak üzere ülkede bulunan Belçika Kralı II. Albert ile de temaslarda bulunan Ban, görüşmede ülkedeki insan hakları durumunun ele alındığını belirtti. Ban ayrıca çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle de bir araya geldi. Güçlü bir sivil toplumun istikrarın en önemli gereği olduğuna dikkat çeken Ban, Kongo hükümetinin özellikle insan hakları savunucuları ve gazetecilere güvenlik içinde çalışacakları bir ortam yaratmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

Demokratik Kongo’dan ayrılan Ban gezisinin son durağı olan Gabon’a 1 Temmuz’da ulaştı. Burada Devlet Başkanı Ali Ben-Bongo ile görüşen Ban, Milenyum Kalkınma Hedeflerini değerlendirdiklerini belirtti. Ban, Gabon’un yolsuzlukla mücadele konusunda son dönemde aldığı önlemleri memnuniyetle karşıladıklarını kaydetti ve hükümeti endüstriyel kalkınmanın sağlanması ve çevre koruması gibi alanlarda gerekli düzenlemeleri yapmak için iş başına çağırdı.

Mecliste bir konuşma yapan Ban, kısa süre içerisinde Afrika’ya çeşitli ziyaretler gerçekleştirdiğini ve bu ziyaretlerin amacının kıtanın Milenyum Kalkınma Hedeflerine ulaşma yolunda attığı adımları yerinde gözlemlemek olduğunu vurguladı. “Afrika’nın bağışa değil, yatırımlara ve ortaklıklara ihtiyacı var” şeklinde konuşan

Ban, Afrika’yı

değerlendirirken tüm bunların göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti. Ban, ayrıca Gabon’un kıtadaki ülkelere önemli bir örnek teşkil ettiğini ve BM Güvenlik Konseyi üyeliği göreviyle de küresel bir rol oynamakta olduğunu belirtti. Gabon Anayasa Mahkemesi Başkanı Marie Madeleine Mborantsuo ve çeşitli muhalefet liderleri ile de temaslarda bulunan Ban, geç saatlerde Gabon’dan ayrılarak Afrika turunu noktaladı.

Başa Dön

Ban Ki-Moon ve Ali Ben Bongo

(15)

PORTEKİZ DEVLET BAŞKANI ANGOLA’YA GİTTİ VE PORTEKİZCE KONUŞAN ÜLKELER ZİRVESİ’NE KATILDI

Portekiz Devlet Başkanı Anibal Cavaco Silva, 20 Temmuz salı günü 4 günlük resmi bir ziyarette bulunmak üzere Angola’ya gitti.

Ziyaretinin ilk günü Anola’da yaşayan Portekizlileri ziyaret eden Silva, Angola’nın başkenti Luanda’da açılan uluslararası fuarı da gezdikten sonra, 23 Temmuz’da başlayan Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu’nun 8. Zirvesi’ne katıldı. Fuar ve zirvede Angola’ya gelen Portekizli firmaların, yeni yatırımların ve artan ikili ekonomik ilişkilerin düzeyine dikkat çeken Silva, Portekiz-Angola ilişkilerinde yeni açılımlara dönük temaslarda bulundu.

1996 yılında kurulan Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu’nun (CPLP) 8 üyesi bulunuyor: Portekiz, Brezilya, Angola, Cape Verde, Gine-Bisau, Mozambik, Sao Tome ve Principe adalari ile 2002 yılında katılan Doğu Timor. Zirve’de, Angola Devlet Başkanı Jose Eduardo dos Santos, 2 yılda bir seçilen dönüşümlü başkanlık

sistemi gereği Topluluğun önümüzdeki dönem başkanlığına seçildi. Dos Santos yeni dönem başkanlığı görevini, 2008 yılında seçilen şu andaki başkan Gine-Bisau Devlet Başkanı Domingos Simões Pereira’dan devraldı.

23 Temmuz CPLP Zirvesi’nin bir sonraki başkanlığını zirveye evsahipliği yapan Angola devralacak

(16)

Kapanış töreninde hem evsahibi ülkenin devlet başkanı hem de bir sonraki dönem başkanı olarak konuşan dos Santos, öncelikli olarak HIV/AIDS ile mücadele için kurulan eğitim ağından, topluluk ülkelerindeki okullar arasında kurulan kardeş okul projelerinden ve Portekizce’nin yaygınlaştırılmasından bahsetti. Ayrıca çok taraflı projelerin geliştirilmesi, okuma-yazma oranının artırılması ve okuma-yazma eğitimi verecek personelin yetiştirilmesi, yoksullukla mücadele alanlarını yeni stratejik vizyon kapsamındaki plan ve projeler olarak belirledi. 8 üyenin dışında gözlemci statüsünde zirvelere katılan Ekvator Ginesi, Mauritius ve Senegal’i de hesaba katarak, Topluluğun, sayısı giderek artan gözlemci statüsündeki ülkelerle siyasi diyaloğunu pekiştirmesi gerektiğini vurguladı.

Portekiz Devlet Başkanı Silva, zirve boyunca yaptığı konuşmalarda Portekizce’nin uluslararası bir dil olarak yaygınlaştırılmasının, üye ülkelerin eğitim müfredatlarında yabancı dil dersi olarak okutulmasının ve böylelikle de diğer ülkelere yayılmasının önemini vurguladı. Zirve’de ayrıca Brezilya Eylem planı da kabul edildi. Portekizce’nin teşviki, yaygınlaştırılması ve planlanmasını içeren bu eylem planın yanı sıra bazı önemli isimlere Portekizce’ye sundukları katkılar nedeniyle ödül verildi. Çağdaş şairlerden Alda Espírito Santo, Sao Tome and Principe Meclis Başkanı ve CPLP’nin ilk Parlamenterler Meclisi Sözcüsü Francisco Silva’ya ve Edebiyat Dalında Nobel Ödülü sahibi José Saramago’ya şükran plaketleri sunuldu. Kapanışta ise Luanda Deklarasyonu imzalandı.

CPLP liderleri, Mozambik’in 9. Zirve’ye evsahipliği yapma önerisini kabul ettiler ve 2012 CPLP Zirvesi’nin Mozambik’te yapılmasını karara bağladılar.

Başa Dön

ANGOLA DEVLET BAŞKANI GÜNEY

AFRİKA’YA REZMİ ZİYARETTE BULUNDU

Angola Devlet Başkanı Jose Eduardo dos Santos Güney Afrika Devlet Bşakanı Jacob Zuma’nın daveti üzerine gerçekleştirdiği iki günlük Güney Afrika resmi ziyaretini tamamlayarak 12 Temmuz pazartesi günü Angola’ya döndü. Dos Santos, 11 Temmuz Pazar günü Johannesburg’daki FIFA Dünya Kupası finalini de Zuma ile birlikte izledi.

Bu ziyaret sırasında Jose Eduardo dos Santos, Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma ve

Mozambik Devlet Başkanı Armando Guebuza ile birlikte Afrika’nın güneyindeki gelişmeleri ve mevcut koşulları siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmeler çerçevesinde analiz ederek değerlendirdi. Bu üçlü zirve esnasında, Angola ile Güney Afrika arasında alternatif alanlarda kurulabilecek ilişkiler müzakere edildi.

Başa Dön

(Sırasıyla) Angola, South Afrika ve Mozambik devlet başkanları José Eduardo dos Santos, Jacob Zuma e Armando Guebuza

(17)

TEMMUZ 2010

ANGOLA SAVUNMA BAKANI ÇİN’E GİTTİ

Angola Milli Savunma Bakanı Candido Pereira dos Santos Van- Dunem, 19-27 Temmuz tarihleri arasında Çin’e düzenlediği bir haftalık resmi ziyaret kapsamında Beijing’e gitti. Van-Dunem’e, Savunma Teçhizatı ve Altyapıdan Sorumlu Bakan Yardımcısı Salviano de Jesus Sequeira Kianda ve diğer kıdemli subayları içeren üst düzey geniş bir heyet eşlik etti. Heyetler arası toplantılarda ikili ilişkilerin ilerletilmesi yönündeki irade beyanlarına yer verildi.

Çin ve Angola halklarının kökleri oldukça eskiye dayanan geleneksel dostluk bağlarına işaret eden Çin Savunma Bakanı Liang Guanglie, Çin silahlı kuvvetlerinin Angola silahlı kuvvetleri ile olan ilişkilerine ayrıcalıklı bir yer verdiğini belirtti ve iki taraflı askeri işbirliğini teşvik amacıyla Angola ile birlikte çalışmak istediklerini sözlerine ekledi.

Angola Milli Savunma Bakanı Van-Dunem ise, Angola’nın yeniden yapılanma sürecine verdikleri destek ve ekonomik kalkınma sürecinde sundukları katkılar nedeni ile Liang’a teşekkür etti; bu ziyaretinin iki taraflı askeri işbirliği yolunda önemli bir adım olacağını sözlerine ekledi. Ayrıca, Angola’nın tek-

Çin politikasına sadık kalmaya devam edeceğinin de bir kez daha altını çizdi.

Tek-Çin politikası, Çin’in kendisiyle ilişki kuran ülkelerin Beijing’deki yönetimi Tayvan, Tibet ve insan hakları konusunda Çin’deki tek meşru yönetim olarak tanımalarını şart koşmasını ifade ediyor.

Angola ile Çin arasındaki ilişkiler Angola ulusal bağımsızlık mücadelesinin başlangıcına kadar gitmekle birlikte resmi olarak diplomatik ilişkilerin başlamasının 27 yıllık bir geçmişi bulunuyor. 1975 yılında Portekiz’den bağımsızlığını kazanan Angola’da 27 yıl

süren iç savaş 2002 yılında sona erdi. Çin ile diplomatik ilişkiler ise, resmi olarak 1983 yılında başlatıldı.

Başa Dön

Çin Savunma Bakanı Liang Guanglie ve

Angola Savunma Bakanı Candido Pereira dos Santos Van-Dunem

(18)

HÜSNÜ MÜBAREK CEZAYİR VE FRANSA’DA TEMASLARDA BULUNDU

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in sağlığının giderek kötüleştiği iddiaları devam ederken, ülkede öne çıkan konulardan biri de Mübarek’in yurtdışı temasları oldu. Mübarek, ilk olarak 4 Temmuz 2010 pazar günü Cezayir’e gitti. Resmî açıklamalarda ziyaretin Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Bouteflika’nın kardeşi Dr. Mustafa Bouteflika’nın vefatından ötürü Mısır liderinin taziyelerini sunması amacıyla yapıldığı belirtildi. Görüşmelerde, iki liderin bunun yanı sıra Arap ülkeleri ve Afrika kıtası ile ilgili konuları ve uluslararası gündem maddelerini değerlendirdikleri de öğrenildi.

Geçtiğimiz aylarda Mısır ile Cezayir arasında 2010 Dünya Kupası eleme maçları nedeniyle gerginlik yaşanmasından sonra Mübarek’in ziyareti önemli bir adım olarak değerlendirildi. Mısır Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul Gheit, Mübarek’in ziyaretinin ikili ilişkilerin

yeniden rayına oturması için başat öneme sahip olduğunu ifade etti. İktidardaki Milli Demokratik Parti’nin Ekonomi Komisyonu üyesi İbrahim el-Manzalavi de ziyaretin ekonomik ilişkilerin gelişmesinde önemli bir adım olacağını söyledi. İki ülke arasındaki gerginlik sonucunda, Mısırlı firmalar Orascom Telecom ve Ezz Steel’in Cezayir’deki yatırımları ile ilgili sorunlar yaşanmıştı.

Mübarek, Cezayir ziyaretinin ardından Fransa’ya giderek Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy ile de temaslarda bulundu. 05 Temmuz 2010 pazartesi günü iki lider bir araya geldi.

Görüşmelerde Orta Doğu Barış Süreci ve Avrupa Birliği- Akdeniz İçin Birlik Zirvesi’nin ele alındığı belirtildi. Mübarek, Filistin-İsrail arasında görüşmelerin başlaması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin devreye sokulmasının henüz erken olduğunu kaydetti. Mevcut dönemde iki taraf arasında dolaylı görüşmelerin yapıldığına dikkat çeken Mübarek, bunların başarısız olması durumunda bu seçeneğinin düşünülebileceğini belirtti.

Bouteflika (sağda) ve Mübarek

Mübarek (solda), Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy ile temaslarda bulundu

(19)

TEMMUZ 2010 Mübarek’in Mısır’da resmî temaslarda bulunan

Iraklı yetkililerle görüşmesi de bir başka öne çıkan gelişme oldu. Mübarek, 6 Temmuz salı günü Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ve Irak Devlet Başkan Yardımcısı Adel Abdel Mahdi ile bir araya geldi. Barzani ile yapılan görüşmelerde yeni hükümetin kurulması başta olmak üzere Irak’taki siyasi sürecin ele alındığı belirtildi. Mısır Dışişleri Bakanı Ebul Gheit görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamada, Mübarek’in Erbil ve Basra’da iki konsolosluk açma talimatını verdiğini söyledi.

Barzani, Ürdün’deki temaslarının ardından Mısır’a geçmişti.

Başa Dön

GÜNEY AFRİKA-RUANDA İLİŞKİLERİ NYAMWASA’NIN VURULMASI NEDENİYLE GERİLİYOR

Ruanda eski Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Faustin Kayumba Nyamwasa’nın Güney Afrika’da vurulması 16 yıllık Ruanda- Güney Afrika iyi ilişkilerinin bozulmasına neden olurken, Ruanda’nın Güney Afrika büyükelçisi geri çağrıldı. Nyamwasa’ya yönelik öldürme teşebbüsü üzerine bir açıklama yapan Güney Afrika hükümeti, Ruanda hükümet yetkililerinin ve başta Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame’nin olayla ilgisi bulunabileceğini iddia etmişti. Bunun üzerine, 7 Temmuz çarşamba günü Ruanda, Güney Afrika’da başlatılan incelemelerde hükümet yetkililerinin izlediği yol ve kullandıkları yöntemler ile ilgili endişelerini dile getirdi.

Korgeneral Nyamwasa, 19 Haziran’da, Ruanda’dan kaçarak yerleştiği Johannesburg’daki evinin yakınlarında silahlı saldırıya uğramış ve ağır yaralanmıştı. Korgeneral Nyamwasa bu yıl şubat ayında, bir zamanlar yakın çalışma arkadaşı olduğu Kagame ile fikir ayrılığına düşerek yollarının ayrılması üzerine ülkeyi terk etmiş ve Güney Afrika’dan sığınma talep etmişti. Ruanda, Nyamwasa’nın iadesini talep ediyordu.

Barzani (solda) ile Mübarek görüşmesinde Irak’ta yeni hükümetin kurulması gündemdeydi

Ruanda Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Faustin Kayumba Nyamwasa

(20)

Ruanda Dışişleri Bakanı Louise Mushkiwabo, Güney Afrika tarafından Ruanda’nın olay ile ilişkili olduğunun ima edilmesi üzerine tepkisini göstermek üzere Ruanda’nın Güney Afrika büyükelçisini geri çağırdı. Nyamwasa’ya bir suikast düzenledikleri yönündeki suçlamaları defalarca reddeden Ruanda Dışişleri Bakanı, “Güney Afrika resmi makamlarından bazı imalar geliyor ve Ruanda’yı hedef göstermek istercesine bu ifadeler medyaya taşınıyor. Bu gibi iddialar yanlış ve uydurma iddialardır” dedi.

Dışişleri Bakanı Mushkiwabo’nun yaptığı yazılı açıklamada,

“Ruanda ve Güney Afrika son 16 yıldır iyi ikili ilişkilere sahipler.

Fakat tahkikatın profesyonel olmayan yöntemlerle yapılıyor olması ve bu uygunsuz tavır bizi hayal kırıklığına uğrattı, bizim için sürpriz oldu” ifadelerine yer verildi.

Nyamwasa’nın vurulmasıyla ilgili olarak tutuklanan Tanzanya, Somali ve Mozambik uyruklu şüphelilerin sorgusuna devam ediliyor. 28 Temmuz çarşamba günü 29 yaşında ve Ruanda uyruklu bir başka şüpheli daha yakalandı ve ilk davası aynı gün görüldü.

Başa Dön

ABD’DEN SOMALİ’YE DESTEK SİNYALLERİ GELDİ

ABD Başkanı Barack Obama’dan Somali’ye destek sinyalleri geldi.

El-Şabab’a karşı yürütülen mücadelede sergilenen çabaların ikiye katlanacağını ifade eden Obama, El-Şabab’ın bölgeye karşı büyük bir istikrarsızlık tehdidinde bulunduğunu kaydetti. El-Şabab’ın Somali’de giderek güç kazanması durumunda tehdidinin Uganda örneğinde görüldüğü üzere farklı ülkelere de sıçrayacağına dikkat çeken Amerikan Başkanı, mevcut durum karşısında çokuluslu bir çözümün aranması gerektiğini belirtti. Obama, söz konusu yapılanmada ne ABD’nin ne de Uganda’nın başı çekeceğini;

aksine Afrika Birliği’nin ve Somali’deki hükümetin barış ve istikrarın sağlanmasında çaba göstermesi gerektiğini kaydetti.

Ayrıca AFRICOM’un başındaki isim olan General William Kip Ward 20 Temmuz 2010 salı günü yaptığı açıklamada, Somali’de bulunan Afrikalı birliklerin eğitimi gibi konularda destek

sağlanacağını kaydetti. Afrikalı ülkelerin Somali’de barışın, istikrarın ve güvenliğin sağlanması için yardımcı olmaya devam ettiğini söyleyen Ward, Somali’deki sorunun ABD de dahil olmak üzere diğer ülkeleri tehdit ettiğinin altını çizdi.

Başa Dön

Ruanda Dışişleri Bakanı Louise Mushkiwabo

(21)

FRANSA EL-KAİDE İLE MÜCADELESİNDE MORİTANYA’YA DESTEK VERDİ

Terör ve teröre karşı mücadelenin gündemde olduğu Kuzey Afrika’da, bu defa da Moritanya, İslami Mağrip El-Kaide terör örgütünün bölgedeki üssüne operasyon düzenledi. 22 Temmuz 2010 perşembe günü Moritanya-Mali sınırındaki üsse düzenlenen operasyonda en az 6 teröristin öldüğü belirtildi. Söz konusu operasyonun öne çıkan özelliklerinden biri, Fransa’nın Kuzey Afrika’daki terörle mücadele kapsamında bir operasyona ilk kez katılmış olması idi.

Operasyonun nisan ayında Nijer’de kaçırılan Fransız rehine Michel Germaneau’yu kurtarmak için yapıldığı belirtildi. El-Kaide, rehin almış olduğu 78 yaşındaki yardım görevlisi Germaneau’nun serbest bırakılması için örgüte mensup tutukluların salıverilmesini istemiş ve 11 Temmuz’da Fransa’ya bunun için 15 günlük süre vermişti. Fakat örgüt, süreç tamamlanmadan düzenlenen operasyon nedeniyle Germaneau’nun öldürüldüğünü 25 Temmuz’da açıkladı. 26 Temmuz 2010 pazartesi günü ise, Germaneau’nun öldürüldüğü Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy tarafından doğrulandı. Sarkozy, ülkesinin geçerli karşılığı vereceğini, bunun zorunlu olduğunu kaydederken, Fransa Başbakanı François Fillon da 27 Temmuz 2010 salı günü yaptığı açıklamasında El-Kaide ile savaş halinde olduklarını söyledi.

Başa Dön

ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK ÖRGÜTÜ YOLSUZLUK RAPORU’NDA BURUNDİ İLK SIRADA

Yolsuzluklara karşı mücadele eden uluslararası izleme örgütü

Transparency International (TI) Doğu Afrika Rüşvet Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Rapora göre, Burundi rüşvet ve yolsuzluğun en yüksek olduğu ülke olarak listenin başında yer alıyor. 1994 soykırımının ardından kendisini yeniden yapılandırmaya çalışan Ruanda ise, Doğu Afrika ülkeleri arasında yolsuzluğun en az olduğu ülke olarak belirtiliyor.

Ruanda’yı eleştirenler ise ülkede rüşvet düzeyinin çok düşük çıkmasının normal olduğunu çünkü Ruanda’nın bir polis devleti

Michel Germaneau’nun öldürüldüğü doğrulandı

(22)

olduğunu belirttiler. TI, Ruanda’daki kurumlarda nasıl inceleme yapıldığına dair bir kıyaslama yapmanın oldukça güç olduğunu çünkü ülkedeki rüşvet ihbarlarının ve bunlara ait kayıtların çok az sayıda seyrettiğini ileri sürdü. Diğer yandan Ruanda’da bölgesel kıyaslama yapmaya olanak tanıyacak herhangi bir örgütün de bulunmadığını açıkladı.

Araştırma, Burundi’deki Kamu Gelirleri İdaresi’nin Doğu Afrika’daki en fazla yolsuzluk yapılan kurum olduğunu ortaya koydu. İkinci sırada Burundi polis güçleri gelirken, üçüncü sırada Kenya emniyet birimleri yer aldı.

TI, bu raporun ardından temmuz ayında faaliyete geçirilen Doğu Afrika Ortak Pazarı’na ilişkin yorumlara yer verdi. Doğu Afrika Ortak Pazarı’nın, TI raporunda adı geçen 5 doğu Afrika ülkesindeki (Kenya, Uganda, Tanzanya, Burundi ve Ruanda) ticareti desteklemesi bekleniyor. Fakat TI, Ortak Pazar’ın gerçek potansiyelinin sağlanmasında bu yolsuzluk göstergelerinin ticaret düzeyini oldukça düşük seviyelerde tutuma tehdidi karşısında ülkeleri uyardı. TI raporu, bölgedeki insanların genellikle yolsuzluğa ilişkin vakaları rapor etme endişe ve gereği duymadıklarına da işaret etti. Örneğin Doğu Afrika ülkeleri arasında en fazla yolsuzluk yapılan ülke listesinde ikinci sırada yer alan Uganda’da da araştırmaya katılan kişilerden yüzde 93’ü, başlarına gelen olayı, daha önce herhangi bir yetkili makama bildirmediklerini belirtiyorlar.

Başa Dön

SUDAN’DA UCM GERGİNLİĞİ YENİDEN BAŞ GÖSTERİRKEN EL-BEŞİR’E FARKLI TEPKİLER GELMEYE DEVAM ETTİ

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)-Sudan gerginliği yeniden gündeme oturdu. Mahkeme, Sudan Devlet Başkanı Ömer El- Beşir’e yönelttiği suçlamalara soykırımı da ekledi. 12 Temmuz 2010 pazartesi günü yapılan açıklamada, El-Beşir’in soykırım ile suçlanması için yeterli sayıda kanıt bulunduğu belirtildi. UCM böylelikle ikinci tutuklama istemini de çıkarmış oldu.

Karara farklı kesimlerden farklı tepkiler geldi. Sudan, UCM’nin savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar kararında olduğu gibi soykırım suçlamasına da karşı çıktı. Afrika Birliği’nden de Sudan’a destek geldi. Komisyon Başkanı Jean Ping, 16 Temmuz 2010 cuma günü yaptığı açıklamada, UCM’nin kararlarının tepkiye neden olduğunu ve Sudan’da sürdürülmeye çalışılan barış çabalarını sekteye uğratacağını söyledi. Ping, kararın, seçimlerin ve referandumun düzenlenmesini içeren anlaşmaların uygulandığı zamana denk gelmesine de dikkat çekti. Karara karşı çıkışını

delillere dayandıran Ping, UNAMID ve BM İnceleme Komisyonu gibi farklı kuruluşların UCM’nin aksine

(23)

Darfur’da soykırım suçu işlendiğine dair kanıt bulamadığını kaydetti. Afrika Birliği Dönem Başkanı Malavi lideri Bingu wa Mutharika da bir devlet başkanının tutuklanması kararının, uğruna uzun zamandır savaşılan Afrika barışına, birliğine ve güvenliğine zarar verdiğini söyledi.

Temmuz ayında yaşanan gelişmeler paralelinde Sudan, ABD’den ikili ilişkilerin düzelmesine yönelik kimi adımların atılmasını istedi. Dışişleri Bakanı Ali Sarti 9 Temmuz 2010 cumartesi günü yaptığı açıklamada, Washington ile ilişkilerin iyileşmesi için ABD’nin teröre destek veren ülkeler listesinden Sudan’ın çıkarılması gerektiğini söyledi. Liste çerçevesinde uygulanan yaptırımların da adil olmadığını ve Sudan halkını olumsuz yönde etkilediğini kaydetti.

Bu gelişmelerin yanı sıra ülkenin geleceğinde kilit öneme sahip olacak referandum için de hazırlıklar devam etti: Referandum sonrası süreç için Milli Kongre Partisi ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nden heyetler bir araya geldi. Güney Sudanlı yetkililer, referandumda bağımsızlığın seçilmesi durumunda güney ve kuzey arasında ortak pazarın kurulabileceğini kaydettiler. Söz konusu görüşmelerin, ikili ilişkileri geliştirmenin yanında salt Sudan için değil, tüm bölgenin barış ve istikrarı için de kilit öneme sahip olduğu belirtildi.

Sudan’da yaşanan belki de en önemli gelişme El-Beşir’in Çad’a düzenlediği ziyaret oldu. El-Beşir, 12. Sahil-Sahra Devletler Topluluğu (CEN-SAD) Zirvesi için Çad’a geldi. 21 Temmuz 2010 çarşamba günü başlayan ziyarette en fazla altı çizilen nokta UCM’nin tutuk-lama talebi ve Çad’ın bu yönde nasıl bir adım atacağı konusu oldu. Çünkü Çad, Roma Statüsü’ne taraf bir ülke ve El-Beşir de ilk defa bu statüye taraf olan bir ülkeye ziyaret

düzenledi. Çad, gezinin başlangıcında Sudan liderinin tutuklanmayacağına dair garanti vermişti.

Çad lideri İdris Debi tarafından karşılanan El-Beşir, önceliğinin ikili ilişkilerde yeni bir sayfanın açılması olduğunu ve ziyaretinin de bu yöndeki kararlılığını gösterdiğini kaydetti. Çad Dışişleri Bakanı Moussa Faki Mahamat da Sudan’ın CEN-SAD’ın bir üyesi olduğunu ve El-Beşir’in de CEN-SAD üyesi bir ülkenin lideri olmasından ötürü zirveye çağrıldığını ve endişelenecek bir şey olmadığını söyledi. Ayrıca Mahamat; El-Beşir’in ülkeye davet edildiğini çünkü Afrika Birliği’nin bu yönde bir tutum benimsediğini vurguladı. Bütün tarafların Darfur krizini çözmeye çalıştığını ve önceliklerinin Sudan’da barışın sağlanması olduğunu ifade eden Mahamat, yeni suçlamaların eklenmesinin durumu zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını belirtti. Çad İçişleri Bakanı Ahmet Mahamat Beşir de El-Beşir’i tutuklamaya mecbur olmadıklarını söyledi. El-Beşir’in yönetimde olan bir devlet başkanı olduğuna

El-Beşir (solda)12. Sahil-Sahra Devletler Topluluğu Zirvesi için Çad’daydı

(24)

dikkat çekerek, hiçbir devlet başkanının ziyareti esnasında ev sahibi ülke tarafından tutuklanmadığını hatırlattı.

22 Temmuz 2010 perşembe günü gerçekleşen CEN-SAD toplantısından da El-Beşir’e destek kararı çıktı. Örgüt lideri Muhammed El-Madani el-Azhari, Darfur sorununun endişe verici olduğunu belirterek El-Beşir’e karşı yürütülen tüm suçlamaların örgüt tarafından reddedildiğini açıkladı. Debi de toplantının açılış konuşmasında Darfur sorununun çözümü için yürütülen Doha barış sürecinin desteklenmesi gerektiğini belirtmişti.

El-Beşir’in ziyareti ikili ilişkilerdeki yumuşama sürecinin parçası olarak değerlendirilebilir. Örneğin El- Beşir’in Çad’a gelmesinden önce Sudan’da bulunan üç Çadlı lider sınır dışı edildi: Timan Erdimi, Mahamat Nouri ve Adouma Hassaballah. Çadlı ayrılıkçıların sözcüsü 20 Temmuz 2010 salı günü yaptığı açıklamada üç ismin Katar’a gitmek için Sudan’dan ayrıldığını ifade etti ve Çad yönetimine karşı muhalefetlerinin devam edeceğini belirtti.

Başa Dön

LİBYA, YARDIM GEMİSİYLE İSRAİL’İN GAZZE’YE UYGULADIĞI BLOKAJI DELMEYE ÇALIŞTI

Türkiye’den sonra Libya da İsrail’in Gazze blokajını delmeye niyetlendi. Fakat İran gibi Libya da geri adım atmak zorunda kaldı. 10 Temmuz 2010 cumartesi günü Moldova bayraklı 2 tonluk gıda ve ilaç yardımı taşıyan 92 metre uzunluğundaki Amalthea adlı gemi, Yunanistan’dan ayrılarak Gazze’ye doğru yola çıktı. İsrail, geminin ilerlemesi durumunda Türk yardım gemilerine yaptığı gibi yine kuvvet kullanabileceğini ve blokajı deldirmeyeceğini belirterek, 8 savaş gemisi ile Amalthea’nın Gazze’ye yaklaşmasını engellemeye çalıştı.

İsrail, geminin başka limanlara demirleyebileceğini ve yardımın buradan ulaştırılabileceğini bildirmiş; Mısır da El-Ariş limanının uygun olacağını ifade etmişti.

Her ne kadar İsrail’in Gazze’ye uyguladığı blokajı deleceğini ileri sürse de, Libya’nın yardım gemisi yapılan baskılar sonucunda 14 Temmuz 2010 çarşamba günü El-Ariş limanına demir attı ve yardımın Gazze’ye kargo yoluyla Mısır’dan taşınmasını kabul etti. Libyalı yetkililer bu kararı vermelerinde Mısır ve

El-Beşir (sağda), Çada Devlet Başkanı İdris Debi tarafından karşılandı

(25)

TEMMUZ 2010 Avrupa’dan bir ülkenin arabuluculuk yapmasının ve yardımların Filistin’e ulaşacağı konusunda garanti

almalarının etkili olduğunu belirttiler. Yardımların Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye kara yoluyla ulaştırılacağını ifade eden El-Ariş limanı görevlisi Cemal Abdel Maksoud, tıbbi destek ve yolcuların Refah kapısından, gıdanın ise Awja sınırından geçeceğini belirtti.

Libya özelinde konu ile ilgili bir diğer dikkat çekici gelişme de

“yardım operasyonunun” Libya lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Saif el-Kaddafi’nin başında olduğu Kaddafi Vakfı tarafından düzenlenmesi idi. Vakıf yetkilisi Yusuf Savan, gemide bulunanların güvenliğini sağlamak için El-Ariş limanına demirlediklerini ifade ederek blokajı delememelerini meşrulaştırmaya çalıştı. Ayrıca Libya’nın Filistinlilere yardım edeceğini kaydetti. Örneğin

Libya’nın kış itibariyle inşaat sektörüne yönelik 50 milyon dolarlık harcama yapması konusunda karara varıldığını söyledi. Ayrıca Savan, Vakfın 500’e yakın prefabrik konut sağlayacağını da sözlerine ekledi.

Başa Dön

UGANDA’DAKİ BOMBALI SALDIRILARDA 76 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Uganda'nın başkenti Kampala'da yaşanan bombalı saldırılar sonucunda Uganda güvenlik güçleri alarma geçti. 11 Temmuz’da yaşanan iki patlamada 76 kişi hayatını kaybederken 70’in üzerinde kişi ağır yaralandı. Son haberlere göre ise halen cesetlerine ulaşılamayan 35 kayıp var. Polis, saldırıların hedefinde Dünya Kupası maçlarının izlendiği bir Etiyopya restoranı ve rugby kulübü olduğunu açıkladı. Ordu sözcülerinden Felix Kulaije ise, olay yerinde bir Somalilinin başı kopmuş cesedini bulduklarını, bu kişinin intihar eylemcisi olabileceğini belirtti.

Basına yansıyan ilk haberler Somali’deki İslamcı El-Şabab örgütünün patlamaların arkasında olabileceği yönündeydi.

Uganda ve Etiyopya'nın terörle mücadeleye destek amacıyla Somali hükümetine asker gönderiyor olması üzerine El-Şabab,

Gıda ve ilaç yardımı taşıyan Amalthea

(26)

Uganda'nın başkentini hedefleyebileceği tehdidinde bulunmuştu. Nitekim bombalı saldırıların ardından, El-Şabab, olayı üstlendi ve örgütün düşmanlarına nerede olursa olsun saldıracağını belirten bir açıklama yaptı. Bu saldırılar El-Şabab’ın ülke dışında düzenlediği ilk saldırı olma özelliği taşıyor.

Uganda ve

Etiyopya'nın hükümetin yanında savaşmak için asker gönderdiği Somali’de faaliyet gösteren örgüt

daha önce de

Uganda’ya saldırı çağrısı yapmıştı.

Saldırıların Uganda’da düzenlenecek olan Afrika Birliği Zirvesi’nin öncesine rastlaması örgütün diğer ülkelere gözdağı vermek amacı taşıdığını düşündürdü. Fakat zirveye katılacak liderler toplantıyı ertelemeyeceklerini, düzeni bozan her türlü eyleme karşı birlikte hareket edeceklerini açıklayarak Uganda’daki zirveyi gerçekleştirdiler.

Ayrıca zirve sonunda Afrika Birliği’nin 6000 askerden oluşan Somali’deki barışgücüne ilave destek amaçlı 2000 kişilik askeri birliğin gönderilmesi kararına varıldı. Somali'nin başkenti Mogadişu'da hükümete destek vermek üzere Uganda ve Burundi'den 5 bin asker görev yapıyor. Somali’deki merkezi hükümet 1991’den bu yana kontrolü sağlayamıyor. Afrika Birliği destekli AMISOM, ülkenin orta ve güney kesimlerini elinde tutan İslamcı militanlarla sık sık sıcak çatışmalara giriyor.

Uganda polisi, olayla ilişkisi olduğu tespit edilen ve doğrudan El-Şabab bağlantılı olduğu belirtilen 21 şüpheliyi tutukladı. Uluslararası toplumdan da patlamaların hemen ardından olayı kınayan açıklamalar geldi. ABD Başkanı Barack Obama saldırıyı “korkakça” diye nitelerken, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “saldırıların sorumlularının adalet önüne çıkarılması için” Uganda ile işbirliği yapacaklarını açıkladı.

Uganda hükümeti saldırılardan zarar gören ailelere tazminat ödeneceğini bildirirken, Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni, Somali'de faaliyet gösteren İslamcı örgüt El-Şabab'ı imha edeceklerini söyledi ve Afrika Birliği’nden barışgücünün asker sayısının 3 katına çıkarılarak 20 bine yükseltilmesini istedi. Bir diğer talebi de barışgücü askerlerine gerektiğinde İslamcı gruplara müdahale etme yetkisi verilmesi oldu.

Başa Dön

Dünya Kupası maçları izlendiği sırada patlama meydana gelen Etiyopya restoranı

(27)

TEMMUZ 2010

EKONOMİ

ZİMBABVE’YE ELMAS SATIŞ İZNİ VERİLDİ

Geçtiğimiz haziran ayında Zimbabve elmaslarının satışına ilişkin çözümsüz bırakılarak ertelenen görüşmeler Rusya’da sonuçlandı.

Rusya’nın St. Petersburg kentindeki toplantıda Zimbabve’nin Kimberley Süreci Sertifika Programı (KPCS) standartlarını karşıladığına ve elmaslarının satışına devam edebileceğine karar verildi. 2002 yılında faaliyete geçirilen ve amacı başta Afrika ülkeleri olmak üzere elmas kaçakçılığını ve elmas gelirlerinin yasadışı yollardan bazı örgüt ve kişilere aktarılmasını önleyecek tedbirlerin alınmasını sağlamak olan KPCS, Zimbabve’deki insan hakları ihlallerini bahane ederek, son 4 yıldır Zimbabve'nin elmaslarına lisans vermiyordu. Zimbabve ordusunun, 66 bin hektar alanı kapsayan ve dünyanın en zengin elmas bölgeleri arasında yer aldığı ifade edilen Marange elmas bölgesindeki sivil halka karşı insan hakları ihlallerinde bulunduğu iddiaları da görüşmeleri çıkmaza sokuyordu. Kasım 2009’da imzalanan bir anlaşma ile Zimbabve hükümetine Haziran 2010’a kadar bölgede gerekli düzenlemeleri yapması şart

koşulmuştu. Fakat bu düzenlemeleri değerlendirmek üzere 21-24 Haziran tarihleri arasında, KPCS’nin mevcut dönem başkanlığını yürüten İsrail’de yapılan görüşmeler sonuçsuz kalınca çözüm bir sonraki toplantıya, Rusya’ya ertelenmişti.

14 Temmuz çarşamba günü St. Petersburg toplantısında Marange elmasları çıkmazına bir son verildi. St. Petersburg kararlarındaki sıkı bir denetim ve yakın gözlem altında elmas satışına izin veren yeni düzenlemelerde Zimbabve’nin de hemfikir olması uzlaşma getirdi. Böylelikle karar sürecinde hükümetlerin, sivil toplumun ve elmas sanayii kollarının söz

sahibi olduğu KPCS, lisans verilmesine Zimbabve elmas satış lisansını aldı

(28)

karşı çıkan üyelerin katı ve sabit tutumlarından vazgeçmesiyle iki gün süren zorlu görüşmelere nokta koymuş oldu. Uzlaşmaya varılan anlaşma hükümlerine göre, Zimbabve 15 Temmuz- 1 Eylül tarihleri arasında elmas stoklarından sınırlı bir miktar satış yapabilecek. 1 Eylül’den sonra ise, KPCS’nin ülkeye göndereceği inceleme komisyonunun raporundan sonra satışlar devam edecek.

Zimbabve Birlik Hükümeti’nde koalisyon ortaklarının üzerinde anlaşabildikleri ender konulardan biri de stoklarda biriken ham elmasların ihracatı için lisans hakkı idi. Devlet Başkanı Robert Mugabe'nin Zanu-PF Partisi'nden Madenler ve Madenciliği Kalkındırma Bakanı Obert Mpofu ile Başbakan Morgan Tsvangirai'nin atadığı Demokratik Değişim Hareketi'nden Maliye Bakanı Tendai Biti yasaklanan elmas lisansını tekrar elde etmek için kampanyalar yürütmüşlerdi. KPCS’nin önceki kararlarına yönelttiği sert eleştirileri ve bu kararlara karşı katı tutumu ile bilinen Mpofu bu kez, St. Petersburg’daki çözümden memnun kaldığını açıkladı. Daha önceki süreçte KPCS kararlarına rağmen, sisteminin dışına çıkarak elmas satışlarına devam edeceğini duyuran Mpofu, yeni düzenlemelerin ardından şöyle konuştu:

“Sizlere temin ederim ki Zimbabve iş demek, ticaret demek. Bizler bu kararlara sadık kalacağız ve ne gerekiyorsa yapacağız. Emin olun kimseyi hayal kırıklığına uğratmayacağız”. Biti de yıl ortası bütçe gözden geçirme sunumları sırasında parlamento üyelerine yaptığı konuşmada devlet hazinesinden sızıntıları engellemede elmas gelirlerinin önemine işaret ederek “ülkenin giderlerinin finanse edilmesi için dış yardımlara bağımlı olmaktansa elmas gelirlerini değerlendirmeyi tercih ederim” açıklamasıyla St. Petersburg kararlarını desteklediğini ifade etmiş oldu.

Başa Dön

ZİMBABVE-ÇİN YAKINLAŞMASI

Batılı ülkelerin Harare ile ilişkilerin normalleşmesi için demokratik reformlarda ısrarcı olmaları Zimbabve’yi Çin’e yakınlaştırdı.

Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe, mevcut hükümetin Çin ile bağlarını daha da güçlendireceğini belirtirken, Batılı ülkeleri önemsemediğini söyledi. AB ve ABD, beyazların sahip olduğu çiftliklere yönelik müdahaleler, tartışmalı seçimler, baskıcı bir yönetim gibi bir dizi gerekçeye dayanarak son on yıldır bazı kamu iktisadi teşebbüslerine ve Mugabe’nin yakın çevresine yönelik kısıtlamalar uyguluyorlar.

AB’den gelen müzakere heyeti ile Zimbabve devlet bakanları arasında işbirliğine yeniden başlamak ve ilişkileri kuvvetlendirmek üzere temmuz ayında yürütülen görüşmeler somut bir sonuca varmadı. AB ve ABD’nin, Devlet Başkanı Mugabe ile Başbakan Morgan Tsvangirai liderliğindeki koalisyon hükümetinden beklentisi yönetimde gözle görülür ilerlemelerin kaydedilmesi

(29)

yönünde. Zimbabve hükümetinin somut adımlar atamadığı gerekçesiyle de kısıtlamaların kaldırılması sağlanamıyor.

7 Temmuz çarşamba günü başkent Harare’de başlayan 8. Zimbabve-Çin Karma Komisyon toplantısında konuşan Mugabe, “Batılı ülkeler bize yaptırımlar ve seyahat engelleri uyguluyorlar. Bu nedenle ne ABD ne de AB ile işbirliği yapma isteği duyuyorum. Ülkemin çıkarları ve yakın dostlarım için Çin ile yakınlaşmayı istiyorum” dedi. Zimbabve ve Çin’den üst düzey hükümet yöneticilerinin katıldığı oturumlar 14 Temmuz çarşamba günü sona erdi ve iki ülke arasında ekonomik işbirliğini ilerletme ve genişletme kararı alındı. Ayrıca Çin, Zimbabve’de inşa edilecek bir hastane ve tıbbi gereçler için 1.5 milyon dolar ödemeyi taahhüt etti. Bunun yanı sıra halen uygulanmakta olan projeler ile birlikte enerji, tarım, üretim, ulaşım, turizm ve su hizmetleri gibi yeni alanlarda da yeni projeler öngören anlaşmalara imza atıldı. Mugabe, Zimbabve’nin Asya’nın ekonomik devlerinin teknolojik birikimlerinden öğrenecek çok şeyi olduğunu ifade etti. Tarım alanında özellikle de tütün, pamuk, mısır, çiftlik hayvanları ve bahçecilik gibi alt sektörlerde ülkesinin yatırıma ihtiyacı olduğunu belirterek Zimbabve’ye yapılacak yatırımlar için Çin’e kapılarını açtı.

Bu yılın başında Zimbabve ve Çin, Afrika’nın güney ülkelerinin çökmeye yüz tutmuş altyapılarını yeniden canlandırmaya hizmet edecek birçok anlaşmaya imza atmışlardı. Bu projeler, başarılı oldukları takdirde Zimbabve’nin elektrik sıkıntısına son verebilecek nitelikte olan, terk edilmiş enerji santrallerinin yeniden hayata geçirilmesini de içeriyor.

Başa Dön

ABD KONGO’NUN BORCUNU SİLDİ

ABD ve Kongo Cumhuriyeti arasında 17 Temmuz’da Kongo’nun başkenti Brazzaville’de imzalanan anlaşma uyarınca ABD’nin, Kongo’nun 33,4 milyon dolarlık borcunu sildiği açıklandı. ABD’nin Brazzaville Büyükelçisi Alan Eastham, bu anlaşma ile Kongo’nun ABD’ye olan tüm borcunun silindiğini ifade etti ve Kongo hükümetinin, bunu, ABD tarafından hazırlanan Yoksulluğu Azaltma Strateji Belgesi’nde belirtilen hedeflere ulaşmak için iyi kullanması gerektiğini ekledi. Mayıs ayında Kanada’nın da Kongo’nun borcunu sildiğini hatırlatan Eastham, Kongo hükümetine bu fırsatın iyi değerlendirilmesini tavsiye ettiğini de kaydetti. Kongo’nun ekonomik ve siyasi reform sürecinde çok önemli adımlar attığını belirten Eastham, ABD’nin bu reformları yakından takip etmeye devam edeceğini ifade etti.

Kongo hükümet yetkilileri Kongo’nun “Yüksek Borçlu Fakir Ülkeler” (HIPC) listesinden ocak ayında çıktığını, bu nedenle borçlarının tamamının silinmesinin “Paris Kulübü” olarak anılan uluslararası

(30)

kreditörler tarafından tavsiye edildiğini belirttiler. 29’u Sahra-altı Afrika’dan olmak üzere 40 ülkeden oluşan HIPC, dünyada kalkınma seviyesi en düşük ülkeler için oluşturulmuş bir girişim. IMF ve Dünya Bankası’nın özel yardımlarda bulunduğu bu ülkeler arasında en yüksek borca sahip üçüncü ülke konumunda olan Kongo’nun dış borcu, bu silinmelerle birlikte ödenebilir seviyeye ulaştı.

Başa Dön

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI CLINTON DEMOKRATİK KONGO CUMHURİYETİ’NDEKİ İHTİLAFLI MADENLER HAKKINDA AÇIKLAMADA BULUNDU

1998 yılından bu yana 5 milyondan fazla insanı ölümüne neden olan ve çok daha fazlasını da yerinden eden çatışmaların en büyük parasal kaynağı olan maden ticaretine karşı Beyaz Saray’da bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı H. Clinton, bölgede faaliyet gösteren şirketlerin söz konusu madenleri kullanmadığını garantilemek için birçok önlemin yasalaştırıldığını belirtti. Clinton, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin de yasaya destek verdiğinin altını çizdi.

Geçen yıl Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne yaptığı ziyaretin ardından, Dışişleri Bakanlığı’na Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile etkin bir şekilde strateji geliştirme talimatı veren Clinton, maden yolsuzluğuna karşı

sıkı önlemler alma konusunda hem ikili hem de Büyük Göller

Temas Grubu

aracılığıyla Kinsaşa ile çalışmaya devam ettiklerini açıkladı.

Ayrıca Clinton, Kongo Hükümeti, yerel ve yabancı endüstri grupları ile bölgesel ve uluslararası kuruluşlar tarafından başlatılan girişimlere ABD’nin büyük destek verdiğinin altını çizerek, bütün bu adımların çatışmaların sona ermesi ve Kongo halkının birlik ve beraberliğinin sağlanması için atıldığını belirtti.

Başa Dön

ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :