Page 1 of 6. d)bir belirtinin yoğunluğu ve sıklığı yanında başka hangi belirtilerin eşlik ettiğini bilmek de önemlidir.

Tam metin

(1)

ÇOCUKTA UYUM VE DAVRANIŞ

BOZUKLUKLARI

Uyum bireyin sahip olduğu özelliklerinin kendi benliğiyle, içinde bulunduğu çevre arasında dengeli bir ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi sürdürebilmesi şeklinde tanımlanabilir.

Gelişim evrelerinin getirdiği doğal zorluklara, yakın çevrenin olumsuz etkileri katıldığında çocukta bunlara tepki olarak çoğunlukla duygusal, davranışsal ya da alışkanlık bozuklukları görülebilir. Bu bozukluklar arasında;

parmak emme, tırnak yeme, alt ıslatma gibi alışkanlık bozukluklarından, tikler, kekemelik gibi duygusal bozuklulardan bahsedilebilir.

Kişilik en uygun ortamda bile birçok sorunlar çözülüp engeller aşılarak geliştirilir.

Çözümlediği her sorun aştığı her yeni engel, çocuğun ruhsal gücünü arttırmaktadır Gelişimin düz ve pürüzsüz olduğu söylenemez. İnişli çıkışlı yola benzeyen bu süreç içinde çocuklar zaman zaman çeşitli problemlerle karşı karşıya kalırlar.

Bunların birçoğu o döneme özgü olan ve ana babanın desteğiyle çözümlenecek nitelikte sorunlardır.

Ancak çocuk bu desteği bulamaz ya da ana baba tutumu yanlış olursa doğan sorunlar büyür. Örneğin; 2-3 yaşında tuvalet eğitimi başarılamazsa ve çocuğa kendi başına yeme alışkanlığı verilemezse bu sorunlar bir sonraki döneme aktarılır ve yeni dönem sorunlarıyla katlanarak büyür.

Ruhsal belirtiler tek başına çocuğun uyumsuz ve dengesiz olduğunu kanıtlamazlar. Bir belirtiyi değerlendirirken şu etkenleri göz önünde tutmak gerekir.

a)Yaşa uygunluk: Çocuğun yaşı ve gelişimindeki yeri, onun davranışının normalliğini belirlemede önemli rol oynar. Bazı spesifik korkuların gelişimiyle ebeveynin dikkatini üzerine çekme arzusu 4 yaş çocuğu için olağan bir davranış sayılırken,13 yaş genci için sapan davranış olarak değerlendirilebilir.

b)Yoğunluk(Miktar):5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu bir başkasına fiziki zarar verme ve onun haklarına tecavüz şekline dönüşürse sapan davranış kategorisine girer.

c)Süreklilik(Sıklık):Çocuğun belirli bir davranış türünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman süresince tekrar etmesidir. Okul çağında her gece yatağını ıslatma bir sorun olarak ele alınabilir.

d)Bir belirtinin yoğunluğu ve sıklığı yanında başka hangi belirtilerin eşlik ettiğini bilmek de önemlidir.

e)Çocuklar bütün ruhsal sorunlarını dışa vurmazlar. Bu nedenle dıştan belirti göstermeyen bir çocuğun her zaman uyumlu ve dengeli sayılması gerekmez. Kuruntu ve üzüntülerini dışa vurmayan çocuklar, kendi kendileri ile savaşmaktan yorgun düşer. Küçük dış baskılar altında kalınca dengeleri kolayca bozulur ve belirtiler ortaya çıkar.

(2)

Ruhsal uyumsuzluklar çok çeşitli ve karmaşık etkenlerin sonucu olarak ortaya çıkar.

Bu nedenle önerilecek çözümler ve sağlatım yöntemi çocuğun ailesi ve çevresiyle ele alınıp incelenmesine bağlıdır. Başka bir deyişle, benzer belirtiler gösteren çocuklarda bile sağaltım yaklaşımı farklı olabilir. Çünkü her çocuk değişik koşullar ve yaşantılardan geçerek belirtiler oluşturur. Çözümün soruna denk düşmesi çocuğun ve çevresinin iyi tanınmasıyla mümkün olabilir.

Zekâ geriliklerini ve öğrenme bozukluklarını saymazsak çocukluktaki ruhsal sorunları dört ana kümede toplayabiliriz.

a)Davranış bozuklukları: Sürekli hırçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, kavgacılık, okuldan kaçma, çalma, yangın çıkarma, sürekli başkaldırma ve kuralları çiğneme gibi belirtiler bu kümede toplanır. Davranış bozuklukları çocuğun ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı olarak iç çatışmalarını davranışına aktarması sonucu ortaya çıkar. Bu çocukların çevreleri ile ilişkileri sürekli olarak gergin ve sürtüşmelidir.

b)Duygusal bozukluklar: Bu kümede yer alan sorunlar çocuğun çevresinden çok kendisini tedirgin eden ruhsal belirtilerdir. Korkular, kuruntular, saplantılı düşünceler, uyku bozuklukları, tikler, kekemelik ve benzer sorunlardır. Bu belirtileri gösteren çocuklar çevreleriyle ilişkileri çok bozuk olmayan, gergin güvensiz ve çekingen çocuklardır. Kendi sorunlarını dışa yansıtmaktan çok kendilerine yönelten kaygılı çocuklardır.

c)Alışkanlık bozuklukları: Parmak emme, mastürbasyon, gece işemeleri, dışkı kaçırma gibi alışkanlıkların düzensizliğiyle ilgili belirtiler bu kümede toplanır.

d)Ağır ruhsal bozukluklar: İçe kapanıklık veya psikoz gibi çocuğun uyumunu her alanda ve sürekli olarak bozan ruhsal hastalıklar bu kümede yer alır.

Kekemelik:

Yedi yaşından önce ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur. Genellikle 3-5 yaşları arasında başlar. Belli bir yaşa kadar düzgün ve akıcı konuşan çocuk yavaş yavaş ya da birden tutulur. Önceleri belli sözcüklerde sonra her sözcükte takılır.

Kekemelikte çok şaşırtıcı değişme ve dalgalanmalar olur. Kimi çocuk okulda ve büyüklerin yanında, kimi çocuk gergin ve tedirgin olduğu anlarda kekeler.

Kekemelikte gırtlak, ses telleri, ağız ve dil gibi konuşmayla ilgili organlarda sorun tespit edilememiştir. Kekemelik genellikle erkek çocuklarda, kızlardan dört-beş kat daha fazla görülmektedir. Aile üyeleri ve yakınlar arasında da kekemeliğe sıklıkla rastlanır. Bu gözlem ailesel yatkınlığı da düşündürmektedir.

Yapılan araştırmalar kekemelikte ruhsal etkenlerin büyük ölçüde payı olduğuna hiç kuşku bırakmamaktadır. Yapılan incelemeler kekemeliğin büyük çoğunlukla belirgin bir korkutucu olayı izlediğini göstermiştir. Bu çocukların örseleyici olaydan önce de korkak çocuklar olması dikkat çekicidir.

(3)

Kekeme çocukların ailelerinde ana babaların aşırı titiz ve kuralcı olduğu gözlemlenmektedir. Bu ana babaların çocuklarından beklentileri çok yüksektir. Çocuğu sürekli denetim altında tutarlar. Konuşmasına aşırı önem verirler. ”Efendim ”siz “Lütfen ”siz konuşturmazlar. Çocuğun yaşının üstünde usluluk ve düzen beklerler, sık sık eleştirirler. Bu ortamda yeni konuşmayı sökmüş bir çocuk neyi söyleyip neyi söylememesi gerektiğini ayırt etmek zorundadır. Ağzından çıkacak yanış bir cümle başına iş açabilir. Kekemelik çocuktaki bu duraksamanın dile yansımasından başka bir şey değildir.

Kekemeliğin ortaya çıkışı hiç kuşkusuz çocuğun toplumsal uyumunu aksatır. Çocuk alay konusu olur. Konuşmaktan çekinir. Çekingenlik utangaçlık güvensizlik gibi ek belirtiler geliştirir.

Kekemelik başlar başlamaz bir çocuk ruh hekimine danışılmasında yarar vardır. Çocuğun ruhsal durumunun incelenmesi ana baba tutumlarının gözden geçirilmesi kekemeliğin yerleşmeden geçmesini sağlayabilir.

Tik:

Tik beden kaslarında meydana gelen aralıklı kasılmalardır. En çok yüz kaslarında görülür. Göz kırpma, kaş kaldırma, burun oynatma ya da omuz oynatma biçiminde ortaya çıkması olağandır. Tikler yer ve biçim değiştirebilir. Ancak bir süre sonra belli bir kasta yerleşip kalır.

Tikler erkek çocuklarda daha sıklıkla görülen bir gerginlik belirtisidir. Genel bir tedirginliğin belli bir kasın kasılmasıyla dışarı vurulması olarak yorumlanır. Kekemelik gibi tikler de çocuğun duygusal durumuyla sıkı ilişki gösterir.

Tik geliştirmeye eğilimli olan çocuklar genellikle tedirgin, kaygılı ve gergin çocuklardır.

Kekeme çocukların ana babaları gibi genellikle titiz ve kuralcı kişilik özellikleri gösterirler.

Çocuğu sıkı denetlerler. Bu tutumla yetişen çocuk örseleyici bir olaya tepki olarak tik geliştirebilir. Kekemelikte olduğu gibi tiklere dikkat çekildikçe artış gösterir.

Çocuğa sık sık kaşını gözünü oynatmamasını anımsatmak ters sonuç verir, azalma yerine artışa neden olur.

Tiklerin çoğu geçicidir. Ergenlik çağından önce sönerler. Ancak yetişkin çağa kadara uzayanlar da vardır. Çocukta bu tür bir davranış gözlemlendiğinde bir uzman desteği almakta yarar vardır.

Alt ıslatma(Enürezis):

Genellikle çocuklar ikinci yaş sonunda dışkılarını, üçüncü yaş sonunda çişlerini tutmayı öğrenirler. Ancak 4-5 yaşına gelinceye dek ara sıra gündüzleri daha sık olarak da geceleri altlarını ıslatırlar. Erkek çocuklarda gece alt ıslatma oranı kızlara oranla iki kat daha fazladır.

Yatağını ıslatan çocukların aileleri ve akrabalarının yarıya yakın bölümünde çocuk çağlarında aynı durumun bulunduğu saptanmıştır. Bu bulgu yatağı ıslatma da birçok etken arasında ailesel bir yatkınlığın varlığını göstermektedir.

Gece işemelerinin küçük bir bölümü bedensel hastalıklar sonucu ortaya çıkarlar.

Böbrekte ve boşaltım yollarında doğuştan bozukluklar, idrar yollarının yangıları başlıca nedenler arasındadır.

(4)

Yukarıda belirtilen bedensel nedenler, yanlış tuvalet eğitimi dışında gece işemesi, büyük çoğunlukla ruhsal nedenlere bağlıdır. Daha doğrusu yapısal yatkınlık ve uyku derinliği gösteren çocuklarda ruhsal etkenler kolayca gece işemelerine yol açmaktadır.

Genellikle gece yatağa işeyen çocuklar arasında davranış bozuklukları ve başka ruhsal sorunlar daha yüksek oranda görülmektedir.

Ruhsal nedenlere gelince bunlar çok çeşitlidir ve gece işemesine neden olan özel bir etkenden söz edilemez. Erken ve baskıcı tuvalet eğitimi daha sık rastlanan bir durumdur. Yine sıklıkla rastlanan bir diğer durum çocuk ve anne arasındaki gergin ilişkidir. Ancak bu gerginlik birincil bir neden midir yoksa gece işemesi nedeniyle mi ortaya çıkmıştır, her zaman ayır dedilemez.

Kesinlikle ruhsal nedene bağlı olan bir diğer neden şiddetli kardeş kıskançlığıdır. Ruhsal nedenlerin açık olarak görüldüğü başka durumlarda vardır.

Korkulardan, örseleyici yaşantılardan, ameliyatlardan sonra da gece işemeleri başlayabilir. Korkutucu durumlarda küçük çocukların altlarına kaçırmaları çok bilinen bir olaydır.

Daha önce belirtildiği gibi tek başına görülen yatak ıslatma dengeli mutlu ve uyumlu bir çocukta kaygı uyandırıcı bir durum değildir.

Yatağa işeme dışında çocuk ruhsal uyumunda bir bozukluk göstermiyorsa anne babaların kaygılanmasına gerek yoktur. Sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım sorunun daha kısa sürede çözümünü sağlar. Azarlanıp ayıplanan çocuklarda aşağılık duygusu gelişir. Sertlik ve utandırıcı cezalar belirtinin uzamasına neden olur. Uyku derinliği azaltan ve idrara torbasını büzücü etki yapan ilaçlarla gece işemelerinde %70-80 etkili olmaktadır.

Dışkı kaçırma(Enkoprezis):

Dışkı kaçırma seyrek görülen ve daha çok erkek çocuklarında rastlanan bir durumdur.

Genellikle yatağa işemede olduğundan daha ağır bir ruhsal uyumsuzluk göstergesidir. İlkokul çağlarında devam ediyor olması önemli ruhsal bozuklukların göstergesidir.

Yatağa işemede olduğu gibi yetersiz ve gevşek tuvalet eğitimi nedeniyle baştan beri dışkı tutma alışkanlığı kazanılamamıştır.

(5)

Yeni bir kardeşin doğumu, anneden ayrılık, korkutucu olaylar, hastaneye yatış, anaokuluna gidiş gibi tedirgin edici durumlar çocukta gerilemeye neden olabilir.

Bu çocukların annelerinin temizliğe ve titizliğe önem verişleri ve cezalandırıcı tutumları özellikle belirgindir. Bu çocuklar için bu durum bir bakıma annesinin ilgisini çekmek, başka bir deyişle bir başkaldırıştır, anneyi en duyarlı yerinden yaralamaktır. Bu gibi durumlarda aşırı titiz anne ile çocuk arasında bir çekime başlar.

Cezalar korkutmalar dayaklar birbirini kovalar.

Ancak anne bu savaştan yenik çıkar. Dışkı kaçırmanın yalnızca evde olması da annesiyle arasındaki bozuk ilişkinin ipucudur.

Gerçekten dışkılarını kaçıran çocuklarda pek çok uyumsuzluk belirtisi gözlemlenir. Bunlar genellikle yaşlarından küçük davranan çocuklardır. Çevreye, okula uyumları yetersiz, arkadaş ilişkileri ya kısıtlı ya da bozuktur. Bağımlı ve inatçıdırlar. Açıktan saldırgan olamaz, ama tepkilerini dolaylı yoldan gösterirler.

Dışkısını tutamayan çocuklarda her şeyden önce gereksiz baskıların kaldırılması aşırı titiz durumdan vazgeçilmesi gerekir. Çocukla olumlu bir ilişkiye girildikten sonra dışkılamayı düzen sokmak mümkün olabilmektedir.

Parmak Emme:

Parmak emme normal çocuklarda herhangi bir psiko-patolojik bir etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Genellikle 18.ay dolaylarında sıklaşan parmak emme davranışının 4 yaşının sonuna kadar sonlanması beklenir. Parmak emme oranındaki sıklık çocuk okula başladığında azalır.%2 oranında 6-12 yaşlarında kazanılmış bir davranış olarak süregelir.

Alt ıslatmada olduğu gibi sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliğin sonucu olarak gelişebilir. Böyle bir durumda anne babadan beklenen yaklaşım, telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve çocukla sürekli ilgilenmekten kaçarak ona bu alışkanlığın bebeklere özgü bir davranış olduğu başkalarının gözüne hoş görünmeyen bir davranış olduğu basit bir dille anlatılmasıdır. Aile içinde sürekli bu davranışa dikkat çekmek, bu nedenle telaşa kapılmak, gerginliğe girmek, çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek, anne babaların yanlış davranışları arasında sayılır.

Burada önemli olan gerileme(regresyon) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılmasıdır.

Alt ıslatmaya benzerliği sebebiyle parmak emme de yaşla azalır. Bu konuda özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır.

Okul öncesinde alt ıslatma ve parmak emme davranışlarında gereksiz telaşa kapılmamak bunun yerine olayın temelinde anne babanın da etkisinin bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel yöntemler uygulanmalıdır.

(6)

Tırnak Yeme:

Tırnak yeme güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde baskıcı ve otoriter bir eğitimin uygulanması çocuğun sürekli azarlanması, eleştirilmesi, kıskançlık, yetersiz ilgi ve sevgi tırnak yemeye neden olan başlıca etkenler arasındadır.

En etkili tedavi yöntemi 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Çocuğun bu alışkanlığı kazanmasına neden olan etkenler saptanarak konuya çözüm getirilebilir. Çocukların hemen yarısında görülen bu alışkanlığın kazanılmasında aile içi tırnak yiyen bir modelin çocuk tarafından taklit edilmesinin de bir etken olduğu unutulmamalıdır.

Kaynaklar:

Yörükoğlu,Atalay (2014) Çocuk Ruh Sağlığı Yavuzer,Haluk (2014) Çocuk Psikolojisi

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :