• Sonuç bulunamadı

Eylül Grafik sanatımızın büyük ustası Yurdaer Altıntaş vefat etti

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Eylül Grafik sanatımızın büyük ustası Yurdaer Altıntaş vefat etti"

Copied!
24
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

140 Eylül 2019

Grafik sanatımızın büyük ustası

Yurdaer Altıntaş vefat etti

(2)

ESKİŞEHİR SANAT

Ayda bir sanal ortamda yayınlanan e-dergidir

Eylül 2019 / Sayı: 140 ESKİŞEHİR SANAT DERNEĞİ Adına Sahibi: Şehabeddin Tosuner Yazı İşleri Müdürü: GüngörKibaroğ-

lu

Genel Sanat ve Yayın Yönetmeni:

Yayın Kurulu: Şehabeddin Tosuner, Ay- han Oskaylar, Nilüfer Sezer, Bedrettin Yılmaz

Yayın Hazırlama:Eskişehir Sanat Derneği Yönetim Yeri: Deliklitaş Mh. Gülcemal Sk.No:46/1 Odunpazarı—/Eskişehir Tel: 0 222 2302557 GSM: 05353238363

e-posta:

[email protected] www.eskisehirsanatdernegi.org

* Eskişehir Sanat dergisi Basın-Yayın yasalarına uyar

*Yayınlanan yazı ve eserlerden sahip- leri sorumludur.

*Kaynak gösterilerek yazılardan alıntı yapılabilinir.

ESKİŞEHİR’İN

Yurdaer Altıntaş

Ali Tekin Çam

3

Ölümünün 10 yılında Pertev Ertün

10 7

Yunus Emre Emine Acar

14

Dünya Karikatüründen Milen- ko Konsanoviç Şehabeddin Tosuner

20

(3)

SIRADIŞI BİR SANATÇI, TASARIMCI VE EĞİTİMCİ!..

YURDAER ALTINTAŞ

Ali Tekin Çam

Güzel Sanatlar Akademisin- deki ilk üç yılımın, (ülkemizin içinde bulunduğu terör ağırlıklı sıkıntılı dönemden nasibimizi almamızın haricinde) oldukça rahat geçtiğini söyleyebilirim.

Hatta bu üç yılda okulun bana hafif geldiğini bile düşünmeye başlamıştım. Ne yapsam geçi- yordum çünkü!... Bu yanılgı- mın cevabını da 4. sınıfa geldi- ğimde lâyıkıyla aldım.

Diploma öncesi ve diplo- ma proje sunumlarına toplam beş sefer girip, üçünden çak- tım. O zamanlar “Beni nasıl bırakırlar?” diye çok kızdığım

bu duruma günümüzden baktığımda, bunun benim için çok önemli bir şans olduğuna inanıyor ve “iyiki

de kalmışım” diyorum...

Bu şekilde düşünmemin ana sebebi; bana mes- leğimle ilgili çok önemli bir püf noktasını öğreten ve çok önemli mesleki bir kuralı alışkalık olarak kazandıran Yurdaer Hoca ile birlikte proje üretme

fırsatını yakalamış olmamdır...

Proje derslerinde; genelde, konumuzla ilgili aklımıza gelenleri çizer ve hocalarımızın bizleri yönlendirmelerini beklerdik... Yurdaer Hoca’da ise bu böyle olmadı... Ona sundugumuz eskizlere şöyle bir göz atıp, klasik sorusunu tekrarlardı, “Sen şimdi burada ne yapmak istedin?”

Bu soru karşısında bir sürü şey anlatırdık...

Sessizce dinler ve tekrar sorardı:

“Peki bu anlattıkların burada olmuş mu?” ya da

“Bu anlattıkların burada var mı?”

Anlattıklarımızı gözden gecirip, bir de yaptığı- mız eskize bakardık... Cevap genelde, “Olmamış

Hocam” olurdu... “Peki o za- man olmuşunu yap getir derdi.

Bir süre sonra Yurdaer Hoca’nın bizlere tashih esna- sında sorduğu soruları, Proje- lerimizi hazırlarken kendi ken- dimize sormaya başladık.

“Ben ne yapmak istiyo- rum?, Yaptıklarım düşündüğü- mü yansıtabiliyor mu?”

Yaptığımız tüm işlerde tekrarlanan bu sorgulama biçi- mi, ilerleyen zamanda mesle- ğimizi de daha doğru yapma konusunda “altın bir kural”a dönüştü.

Kısacası Yurdaer Hoca; bana/bizlere, bir işi yaparken, o işle ilgili soruları kendi kendimize sor-

mayı öğreten kişidir.

Okulu bitirmemi sağlayan her iki projede de Yurdaer Hoca’mın yol göstericiliği önemli bir rol oynadı. Bu yüzden önceleri kayıp olarak düsündü- ğüm iki yılın aslında tüm hayatımı etkileyecek ka- dar önemli bir kazanç olduğunun artık farkındayım.

Hem bu sayede, Hayatımın en güzel dönemle- rinden olan öğrenciliğim de biraz daha uzamış ol- du. Yurdaer Hoca bizlere sürekli; “Bu günlerinizin kıymetini bilin, çünkü mezun olduktan sonra bu kadar renkli ve hareketli bir hayatınız olmaya- cak, ömrünüz evle, iş arasında mekik dokumak- la geçecek” derdi... Haklıymış!

Yurdaer Altıntaş, öğrencisiyle arkadaş olabil- me becerisini gösteren ender hocalarımızdan biri- dir. Onun daha özel olmasının en güzel örnekleme-

(4)

si ise, öğrencilerini yılda bir kez de olsa bir araya getirmek için düzenlediği ve 20 yıl hiç aksamadan sürdürdüğü “Yurdaer’in Doğum Günü” toplantı- larıdır.

Çoğuna severek katılabildiğim bu toplantıların oluşum sürecini de mimarının ağzından dinleyelim:

"Bir gün eskiden mezun olmuş öğrencilerim- den biriyle karşılaşıyor, ona bazı arkadaşlarını so- ruyorum. Bir kısmını anımsamıyor, çoğu hakkın- da bilgisi olmadığını söylüyor. Sınıf arkadaşları- nın birbirlerini görmeleri, eski kuşakların yeni ku- şakları tanımaları, giderek iş alışverişinde bulun- maları ve yardımlaşmalarını sağlamak amacıyla, gene doğum günüm bahanesi ile ulaşabildiğim kişilere hep birlikte bir gece yemek yeme çağrısın- da buluruyorum. Bazı hocalarla birlikte, yaklaşık yüz kişinin katılımıyla 8 Nisan 1996 yılında Gala- tasaray Adası’nda bir araya geliyoruz. Bana keyif veren bu buluşmalarımız, her yıl olmak üzere hala sürüyor."

Yaşlanmayı beceremeyen bu güzel insan artık aramızda yok. Uzunca bir süre mücadele ettiği se- vimsiz hastalığa yenik düştü maalesef.

O’na; Sevgili Arkadaşım, meslektaşım Murat Savaşkan’ın hislerime tercüman olan paylaşımıyla veda etmek istiyorum:

Dünya O'nu eserleriyle tanıdı; ben, bizi şekil- lendirirken ve her anısından, tekrar, tekrar, ders çıkartırken tanıdım O'nu. Bizi, hiç kimse, O'nun kadar ciddiye almadı; her şeyi ve herkesi, bu kadar ciddiye alıyorsam sorumlusu O'dur; ciddiye almı-

(5)

YURDAER ALTINTAŞ KİMDİR?

1935 yılında Kars'da doğdu.

Annesi Polonya Krakov’dan Türkiye’ye göç eden bir aileden gelmektedir, babası ise Girit kökenli Bursalı Şeyh Cemil Efendi'nin oğludur. Tokat, Sivas, Malatya, Erzurum, Gelibolu gibi Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçen çocukluk yıllarında Anadolu kültürünü tanıma fır- satı buldu.

Lise birinci sınıfta Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. 1952 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Süsleme Sanatları Bölümünün, Afiş atölyelerinde eğitimini devam ettirdi.

1957 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Afiş Atölyesinden mezun oldu. Altı ay gibi kısa süren reklam ajansı deneyimlerinden sonra bağımsız çalışmayı tercih etti.

1964 yılında İstanbul'da açtığı ilk kişisel ser- giyle ilk Türk grafik tasarım sergisini gerçekleştirdi. 1968 ‘de Grafik Sanatçıları Derneğinin kurulmasına öncülük etti.

1976'da Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulunda öğretim görevlisi oldu ve 1979'da okulun müdürlüğüne atandı. Grafikerler Meslek Kuruluşu’nun ilki 1982’de olmak üzere 1987'den 1993'e kadar başkanlığını yaptı. Yurt içinde ve dışında sergiler açtı, birçok toplu sergiye katıldı. Değişik ülkelerde- ki uluslararası Bienal ve Trienallere çalışmaları ka- bul edildi.

60. Yaş günü nedeniyle dünyadan seçtiği tasarımcılara çağrıda bulunarak 1995 yılında İstan- bul’da uluslararası çağrılı afiş sergisi düzenledi ve

sergiye gönderilen afişlerle Mimar Sinan Üniversi- tesi Grafik Bölümünde uluslararası afiş arşivinin

oluşmasını başlattı.

İsviçre, Polonya, Fransa, Amerika gibi ülkelerdeki müze ve arşivlere çalışmaları alındı.

Çeşitli ulusal ödüller aldı, 2004 yılında Türk grafik tasarımına yaptığı katkılar nedeniyle ICOGRADA (International Council of Graphic Design Associa- tions) tarafından kendisine “Icograda Başarı Ödülü” (Icograda Achievement Award) verildi.

2009 yılında AGI (Alliance Graphique Interna- tionale) üyeliğine seçildi. 2011 yılında Tüyap 21.

Uluslararası Sanat Fuarında "Sanatçı Onur Ödülü"

2012 yılında "Polonya Cumhuriyeti Gloria Artis Kültür Liyakat Madalyası", 2014 yılında da

"Polonya Cumhuriyeti

Üstün Hizmet Liyakat Nişanı Şövalye Haçı" ver- ildi.

1995 yılında Profesör oldu, 1996 yılında Grafik Tasarım Bölüm başkanlığına, 2001 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yönetim kurulu üyeliğine atandı. 2002 yılında aynı üniversiteden emekliye ayrıldı. 2012-2013 öğretim yılında Işık Üniversitesi Grafik Sanatlar ve Grafik Tasarım Bölümü’nde görev aldı.

2016 yılında Türk tasarımına katkıları nedeniyle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı tarafından kendisine Türk Tasarım Danısma Konseyi'nin Onur Odülü verildi.

Yakın bir zamana kadar İstanbul Kültür Üniver- sitesi ve Işık Üniversite'sinde grafik tasarım eğitimine katkıda bulunmayı sürdürdü. Işik Üniver- sitesi tarafından 8-25 Nisan 2015 tarihleri arasında Yurdaer’e 80. Yaş Etkinlikleri düzenlendi.

Temmuz 2019'da Yapı Kredi Yayınları tarafın- dan, Altıntaş'ın 60 yılı aşan verimli meslek yaşamını kapsamlı bir biçimde özetleyen "Yurdaer'i Anlat- mak: Yurdaer Altıntaş'ın Yapıtlarına Kesintisiz Bir Bakış" başlıklı kitap yayımlandı.

Grafik tasarım alanında Türkiye’nin öncü temsilcilerinden, grafik tasarımcı ve akademisyen Prof. Yurdaer Altıntaş, 24/07/2019 tarihinde tedavi gördüğü İstanbul Florence Nightingale Hastanesi’n-

(6)

de hayata gözlerini yumdu. Cenazesi, 25 Temmuz 2019 günuü, saat 14:30’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Osman Hamdi Bey Salonu’n- da yapılan tören sonrası Zincirlikuyu Mezarlığı’nda Zincirlikuyu Camii’nde kılınan ikindi namazının ardından Sanatçı dostlarından oluşan geniş bir katılımla ebediyete uğurlandı.

Sanatının Özellikleri:

Yurdaer Altıntaş, sağlam bir figür anlayışıyla, figürler arası uyumu çok iyi belirten bir sanatçı.

Geleneksel sanatımız olan Karagöz ve Hacivat tip- lemeleri, Nasreddin Hoca ve Dede Korkut Masalla- rı’nı çağdaş bir anlatım tarzıyla resmetmiştir. Ken- dine özgü desen anlayışıyla stilize ettiği figürlerde estetik değerler ve renkler gölge ve ışık düzeniyle daha belirgin bir hale getirmiştir. 1988 yılından sonra Altıntaş “Melekler” dizisi resimleriyle de mi- zahı ön plana çıkarmak istemiştir. Resimlerinde ana tema ne olursa olsun, içeriğinde sevecen bir yakla- şımla ironi işlenmiştir. Altıntaş bir çok ülkede ser- giler açıp, bienal, trienal ve karma sergilere katılıp, çeşitli ödüller almıştır. Eserleri çeşitli müze ve ar- şivlerde bulunmaktadır.

(7)

Pertev Ertün ölümünün 10.yılında karikatürleri ile anıldı

Eskişehir’de karikatür sanatını başlatan ilk sa- natçısı ,son nefesine kadar 70 yıl, her gün karikatür çizen büyük karikatürcümüz Pertev Ertün Eskişehir Sanat Derneği tarafından kendi karikatürlerinden oluşan sergisi ile anıldı.

Eskişehir Sanat Derneği’nin sergi salonunda açılan sergide konuşan Dernek Başkanı Şehabed- din Tosuner “ Pertev Ertün lise öğrenciliği yılla- rında başladığı karikatürü ölünceye kadar sürdürdü.

Eskişehir’de halkın sesi soluğu, gözüydü. Her gün Sakarya gazetesinin ilk sayfasında toplumun sorun- larını gündeme getirirdi.” diye konuştu.

Pertev Ertün 1922 yılında Eskişehir’in tarihi semti Odunpazarı’nda doğdu. Karikatüre, Eskişehir Halkevi’nde açılan Cemal Nadir, Ramiz Gökçe, Ra- tip Tahir Burak gibi karikatürcülerin sergilerinde görerek 14 yaşında başladı.İlk karikatürü 1939 yı- lında İstanbul’da yayınlanan ünlü karikatürcü Ra- miz Gökçe’nin yayınladığı mizah dergisi Şaka’da yayınlandı.İlk sergisini 1946 yılında Eskişehir Hal- kevi Sergi salonunda, ikinci sergisini 1952 yılında Ankara’da Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde açtı.

1948-1949 yıllarında Ruşen Mamuh ve Faruk Şükrü Yensel ile beraber Eskişehir’de hazırlanıp İstan- bul’da basılan mizah gazetesi “Karadayı”,1953 yı- lında Yılmaz Büyükerşen Beytullah Heper ve Rüştü Yetilmezer ile “Saksağan” ve aynı kadro ile 1955 yılında da “Cimdik” mizah gazetelerini yayınlayan- ların arasında yer aldı. Karikatürleri Akbaba, Kari- katür, Çarşaf, Çivi gibi mizah dergilerinde ve Eski- şehir’de yayınlanan günlük gazetelerde yayınlandı.

Sayısız portre çizen Pertev Ertün Eskişehir’de kitap, dergi kapakları, Demir Yolları ve Orman Genel Mü- dürlüğüne afişler yaptı. Pertev’den Çizgiler ve Per- tev Karikatürleri diye iki albümü var.Bir çok ödülün sahabi Pertev Ertün 2009 yılında 87 yaşında iken vefat etti.

(8)
(9)

Seyitgazi’de Paleo-Frigçe yazılı idol bulundu

Eskişehir bağlı Seyitga- zi ve Han ilçelerinde yapı- lan yüzey araştırmalarında litaratürde benzeri bilinme- yen ve üç satırdan oluşan Paleo-Frigçe yazıtlı bir idol bulundu.

Kültür ve Turizm Ba- kanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü- nün izni ile başkanlığını Anadolu Üniversitesi Edebi- yat Fakültesi Arkeoloji Bö- lümü Dr. Öğr. Üyesi Rahşan Tamsü Polat´ın, denetimini de Bakanlık temsilcisi ola- rak Eskişehir Kültür Varlık- larını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü Uzmanı Cemal Baykal Aydınbek´in yaptığı arkeolojik yüzey araştırma- ları çalışmalarına Anadolu

Üniversitesi öğretim üyeleri ve çeşitli üni- versitelerin arkeoloji bölümü öğrencileri ka- tıldı. 1-12 Temmuz 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında, Se- yitgazi´nin Gümüşbel Mahallesi sınırları içerisinde, 1 metre yüksekliğinde, yarım met -re genişliğinde bir idol bulundu. Bu eserin yekpare tüf blokunun idol olarak şekillendi- rildiğini ve üzerine de kazıma tekniğiyle üç idolün işlendiğini belirten Araştırma Başka- nı Tamsü Polat, eserin daha önce literatürde benzeri bilinmeyen bir örnek olduğunu be- lirtti. Ana Tanrıça Matar´ın Frig sanatında antropomorfik yani insan görünümünün yanı sıra Tanrı ve Tanrıçaların soyut betimleri olarak yorumlanan, basit, şematize bir beti- molan idol şeklinde de tasvir edildiği

ni söyleyen Tamsü Polat, yü- zey araştırması sırasında bu- lunmuş olan idol üzerinde;

üstte tek satır, idollerin altın- da ise, üç satırdan oluşan Pa- leo-Frigçe bir yazıtın bulun- duğu ve bu örneğin, Ana Tanrıçanın soyut betimleri- nin algılanması açısından önemli bilgiler sunacağı bil- gisini paylaştı.

Han ve Seyitgazi sınırla- rındaki köyler ve köy arazi- lerinin bir kısmının da bu araştırma kapsamında ayrın- tılı olarak incelendiğini akta- ran Tamsü Polat, elde edilen yeni arkeolojik verilerin böl- ge arkeolojisine önemli kat- kılar sağlayacağını bildirdi.

Araştırma Başkanı Tamsü Polat, Seyitgazi ve Han ilçe- lerinde yapılan çalışmalarla ilgili 2017 -2018 yıllarında, yine aynı ekip tarafından gerçek- leştirilmiş olan Yazılıkaya-Midas Vadisi yü- zey araştırmalarından elde edilen bilimsel so- nuçlar doğrultusunda araştırma sahasının ge- nişletildiğini belirtti.Bulunan idol Eskişehir Arkeoloji Müzesi´ne teslim edildi.

(10)

Dünya Karikatüründen:

Milenko Kosanoviç

Şehabeddin Tosuner

Karikatür sanatında her yıl dünyanın belli başlı bir çok ülkesinde uluslararası karikatür yarışmaları- nın düzenlenmesi, yarışmaları ardından albümleri- nin yapılması, karikatür müzelerinin kururması ve yaygınlaşması dünya karikatür sanatçılarının birbir- lerini tanımasında açısından çok önemli oldu. Bu yarışmalar ya da festivaller sanatçılar birbirlerini Tanırken dünya karikatür sanatının gelişmesine, yaygınlaşmasına da büyük katkısı olmuştur. Bilhas- sa aynı konuda karikatür sanatçılarına ortam yara- tılması aynı konuya ülkelerin bakışlarının yanında farklı yorumlara, mizah anlaşlarına ve sanatçıların üsluplarını, çizgilerini de görme olanağını vermek- tedir. Buna bir de internet ortamını da eklerseniz, uluslararası karikatür yarışmalarında birkaç karika- türüyle tanıdığımız sanatçıları daha da yakından tanıma, dostluk kurma ve takip etmeyi de ekleye- biliriz.,. Bu tanıdığımız karikatür sanatçılarından biri de.Sırbistanlı Milenko Kosanoviç’dir

Milenko Kosanoviç, ülkemizde yakından tanı- nan, karikatür sanatçılarımızla dostluğu olan tanın- mış dünya karikatür sanatçılarındandır. 1948 yılın- da Sırbistan’ın Bajmok kentinde doğmuş, halen doğduğu kentte yaşıyor.

Milenko Kosanoviç dünyanın en üretken, dünya siyasetini yakından takip eden, güçlü mizah anlayı- şı ve çizgisi olan karikatürcülerden biridir.

Bajmok kentindeki sanat okulunun gazete ve dergi- lerin grafik modellenmesi bölümünü bitirmiş. VPS- Belgrad’da 40 yıl süren Sanat Eğitimi Grubunun çalışmalarında birkaç bin karikatürü yayınlanmış.

İllüstrasyon ve afiş çalışmaları yapan sanatçı 1966 yılından (18 yaşından) beri karikatür çiziyor. Yurti- çinde ve yurt dışında pek çok aldığı ödülleri var.

(11)

Milenko Kosanoviç’den karikatürler

(12)

~

Şairin Meselesi

~ Kağıtla oynanan oyunsa Bu bestesi dilinden Umami

Sarkık heyecanlar Derdi olan mutludur Doldurmaksa hayat Bir boşluğu O tropik

uzun koşu Git-gel hezeyanlar Gel-git be-yaz Koyu mavi

Sular gibi korkulu Anlaşılmayanın kuulluğu Mor lavantadır

Hanımlar Serkeş Boru

Tutkulu Bil me

mek güzeldir akıl bi turunç U

Yalın Tunalı

(13)

Edirne

(14)

Yunus Emre

Emine Acar

Diğer anlamı sufilik olan tasavvuf; insan ile Allah ilişkisini bir bütünlük içerisinde açıklayan, Allah’a ona olan aşk ile ulaşma çabası içeren dini ve felsefi bir düşüncedir. Tasavvufa göre evrende bulunan tek varlık Allah’ın kendisidir. Allah’ın dı- şındaki tüm varlıkların onun birer yansımasıdır. Bu düşünce tasavvuftaki vahdet-i vücuddur. Tasavvufa göre insanın amacı bu dünya zevklerinden arınıp Allah’a ulaşmak olmalıdır.

Türklerin kendileri için İslamiyet’i seçmeleri- nin ardından yaşamlarının pek çok alanında deği- şiklikler olmuştur. Bu değişiklikler edebiyat alanın- da da yaşanmıştır. 13.ve 14.yy’da yoğun olarak ta- savvuf edebiyatının etkisi görülmüştür. Bu dönem- de yaşanan siyasi ve sosyal olaylar insanların tasav- vufa yönelmesini sağlayıp, İslamiyet’in daha hızlı bir şekilde yayılmasında rol oynamıştır. Türk ede- biyatındaki ilk tasavvufi eserler Ahmet Yesevi tara- fından yazılmıştır. Tasavvuf edebiyatının çok önemli mutasavvıfları bu dönemde yetişmiştir ve onlardan biri Yunus Emre’dir.

Yunus Emre’nin dünyaya geldiği sırada Ana- dolu’da pek çok değişiklik yaşanmaya başlamıştır.

Yaşanan göçler farklı insanları, felsefeleri, dini ina- nışları, bilim ve sanat alanlarını da beraberinde ge- tirmiştir. İslamiyet’in yayılmaya başlaması, tasav- vufi fikirlerin öne çıkması ve tüm bunların aslında İslamiyet’in geniş alanlara yayılması için yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda Yunus Emre’nin dini-tasavvufi alanda gelişim gösterebilmesi için sosyal hayatın ona zemin hazırlamış olduğu görül- mektedir. Yaşanan göçler ve savaşın sonuçları be-

Veli ile tanışmış olur. Buğday yerine hikmeti seçen Yunus Emre Tapduk Emre’nin kapısına koşup eğiti- mini almak, Allah yolunda hizmet etmek ister. Yıl- larca Tapduk Emre’nin yanında çalışmış, tasavvuf eğitimini almıştır.

Yunus Emre’nin felsefesi bu dönemde şekil- lenmeye başlamıştır. Tasavvufi görüşü Allah ile ev- reni birlikte, ayrılmaz bir bütün olarak gören

‘panteizm’ üzerinde yoğunlaşmıştır. Onun için kişi- selleşmiş, antropomorfik bir Allah düşüncesi yok- tur. Her şeyin yaratıcısı yarattığı şeylerde kendisin- den izler taşımaktadır ve yarattıklarına içkin bir hal- dedir. Ona göre din insanları mutluluğa, barışa, hu- zura götüren bir yaşam biçimidir ve bu sebeple dini- ni sevgi ile aşk üzerinde kurmayı kendisine hedef belirleyerek tüm insanlığa kucak açmıştır. Bu ne- denle Yunus Emre’ye Hümanist demek hiç de yan- lış olmayacaktır. İslamiyet’in gerekliliklerinden bir olan namazı ise farklı bir şekilde görüp “aşk nama- zı” olarak isimlendirir. Ona göre ibadetler bir zorun- lulukla değil büyük bir özlemle sevgiliye kavuşma anıdır. Yunus Emre’nin Allah’a duyduğu aşkı aşağı- da yer alan “Bana Seni Gerek Seni” isimli ilahisinde hissedebilmek kaçınılmazdır.

Bana Seni Gerek Seni

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni

(15)

Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem

Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni

Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler, külüm göke savuralar Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle bir- kaç huri

İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni Yunus'dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum

İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni Bu ilahisiyle de anlaşılacağı üzere istediği tek şey Allah aşkıyla dolmak, Allah’a ulaşmaktır.

“Gel Gör Beni Aşk Neyledi” isimli ilahisi de onun Allah’a duymuş olduğu aşkın kendi sözleriyle yapı- lan farklı bir anlatımıdır.

Gel Gör Beni Aşk Neyledi

Gönlüm düştü bu sevdaya Gel gör beni aşk neyledi Başımı verdim kavgaya Gel gör beni aşk neyledi Ben yürürüm yana yana Aşk boyadı beni kana Ne akilim ne divane Gel gör beni aşk neyledi Mecnun oluben yürürüm Dostu düşümde görürüm Uyanır melul olurum Gel gör beni aşk neyledi Aşkın beni mest eyledi Aldı gönküm hasteyledi Öldürmeğe kast eyledi Gel gör beni aşk neyledi

Gah eserim yeller gibi Gah tozarım yollar gibi Gah akarım seller gibi Gel gör beni aşk neyledi Akan sulayın çağlarım Dertli yüreğim dağlarım Yarim için ben ağlarım Gel gör beni aşk neyledi Benzim sarı, gözlerim yaş Bağrım pare, ciğerim baş Halden bilen dertli kardaş Gel gör beni aşk neyledi Miskin Yunus biçareyim Baştan ayağa yareyim Dost elinden avareyim Gel gör beni aşk neyledi

Lakin ibadetlerden de ziyade insanların bir- birlerine olan davranışları onun için önem teşkil et- mektedir. Bir kişinin kasıtlı olarak gönlünü kırmak ve telafisini yapmamak yaptığı ibadetlerin boşuna olduğunu iddia etmektedir. Çünkü Yunus Emre’ye göre ibadetler günün belirli zamanlarında, belirli sürelerde ve şekillerde yapılmaktadır ve geri kalan zaman aslında insanların özgür düşünceleriyle aldı- ğı kararlardan ibarettir. Felsefesini de “Bir Kez Gö- nül Yıktın İse” şiiriyle taçlandırmıştır.

Bir Kez Gönül Yıktın İse

Bir gez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz de- ğil

Bir gönül yaptın ise, er eteğin tuttun ise Bir gez hayr ettin ise, birine bin az değil Erden sana nazar ola, için dışın nur ola

Beli kurtulmuştan ola, şol kişi kim gammaz değil

Er odur alçak dura, ayak odur yola vara Göz odur ki Hakk'ı göre, gündüz gören göz değil

(16)

Yunus Emre'm sözün satar, söze bal ü yağ katar Altmış bin sarrafa satar, yükü gevherdir koz değil

Gönül almanın önemini bilen Yunus Emre ise tüm eylemlerini aşkla yapmaktadır. Onun hedefi aşkla dolup, ilahi aşka kavuşmaktır. İlahi aşka-öze kavuşmak ise sırasıyla şeriat, tarikat, marifet ve ha- kikat mertebelerinden geçmektedir. Yunus Em- re’nin dünya işleriyle olan ilişkisi pamuk ipliğine bağlı gibidir, maddiyata önem vermez. Dünyanın gelip geçici olduğunu benimsemiş olduğunu “Yürü Yürü Yalan Dünya” isimli şiirinden de anlamak ko- laydır.

Yürü Yürü Yalan Dünya

Yürü yürü yalan dünya, Yalan dünya değil misin?

Yedi kez boşalıp yine, Dolan dünya değil misin?

Bir od bıraktı özüme, Duman girdi gözüme, Bu gözle bugün yüzüme, Gülen dünya değil misin

Bir od bıraktın vay dile, Tutuştum yandın dert ile.

Kıyamete bir kurt ile, Kalan dünya değil misin?

Nide idim dağlar aşıp, Dağlar aşıp sular geçip,

Yelen dünya değil misin?

Yunus Emre'm sür sefayı, Sür sefayı, çek cefayı.

O Muhammed Mustafa'yı, Alan dünya değil misin?

Yunus Emre’nin güneşi meşale halinde pa- rıldayan gönlü ve halkın ortak duyguları olmuştur.

Yunus Emre katıksız bir halk insanı, ahi, emre, erendir ve bu sayede dervişler de olduğu gibi halkın üzerinde de derin etkiler bırakmıştır. Türkçe ve sade bir anlatımla ele aldığı eserleri daha geniş bir halk kitlesine ulaşmasını sağlamıştır. Tasavvufi düşünce- lerini sıcak, coşkulu, mistik bir anlatımla aktarmıştır insanlara. Şiirleri sadece Allah aşkına da değil, aynı zamanda insanlara birer öğüt niteliğindedir. Bilime- ilime önem vermektedir. Körü körüne bir şeylere inanmak yerine insanları sorgulamaya teşvik eder.

Her şeyin içinde bir anlam olduğunu, hiçbir şeyin boşuna olmadığını insanlara vurgular. Yunus Em- re’nin bu düşüncelerine gösterilebilecek en güzel örnek ise elbette “İlim Kendin Bilmektir” isimli şii- rinde gizlidir.

İlim Kendin Bilmektir

İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne Kişi Hak'kı bilmektir Çün okudun bilmezsin Ha bir kuru emektir

(17)

Çok taat kıldım deme Eğer Hak bilmez isen Abes yere yelmektir

Dört kitabın ma'nisi Bellidir bir elifte Sen elifi bilmezsin Bu nice okumaktır

Yiğirmi dokuz hece Okursun uçtan uca Sen elif dersin hoca Ma'nisi ne demektir Yunus Emre der hoca Gerekse bin var hacca Hepisinden iyice Bir gönüle girmektir

Felsefesiyle, tasavvufi aşkıyla, öğütleriyle, eserleriyle, eserlerindeki sadelikle, halka seslenişiy- le dünya kültür ve medeniyet tarihinde bir merhale olmuştur Yunus Emre. Kültürümüzün en değerli yapı taşlarındandır. Yunus Emre sadece yaşadığı döneme değil, gelecek nesillere de ışık tutmayı ba- şarmıştır. Yunus Emre'nin amacı, sevgi yoluyla dünyada yaşayan insanların, hem kendileriyle hem de evrenle kaynaşmasını sağlamak ve sonsuz ya- şamda ebedi hayata doğmalarını sağlamaktır ve bu- nu da kendisinden geride bıraktığı eserleriyle ver- miş olduğunu görebilmek mümkündür.

11. Yunus Emre Şiir Yarışması

Eskişehir Sanat Derneği, şiirimizin büyük us- ta şairi Yunus Emre’mizi sanat ortamında an- mak ve tanıtmak amacıyla geleneksel olarak her yıl düzenlediği “Yunus Emre Sanat Buluş- ması” etkinliklerinde ödül töreni olan Yunus Emre Şiir Yarışması düzenlemektedir.

Yarışma Koşulları:

Yarışma; bir konusu serbest olan şiirler, bir de Yunus Emre’yi yorumlayan, Yunus Emre için yazılmış şiirler diye iki ayrı konuda yapıl- maktadır.

Katılımcı isterse, sadece birinde, isterse her ikisinde de katılabilir.

Yarışmaya tek şiir ile katılabilineceği gibi en çok 3 şiiri ile de katılabilinir.

Şiirler daha önce ödül almamış ve yayınlan- mamış olması gerekiyor.

Şiirlerin uzunluğu 2 A4 sayfayı geçmemelidir.

Şiirler bilgisayar ile yazılmış olacaktır.

Yarışmaya katılanın kim olduğunu saklayan rumuz ile katılınacaktır. Rumuz şiirin üst sağ köşesine yazılacak . Üzerine rumuz yazılmış zarfın içersine adı, soyadı, rumuzu, telefonu, mail adresi ve kısa özgeçmişi ile fotoğrafı ko- nulacaktır.

Katılımcı her şiirinden 5’er adet gönderecek- tir.

Yarışmanın ödülleri: Her iki kategori de Bi- rincilik, İkincilik, Üçüncülük ve 2 adet Mansi- yona Plaket ve Ödül Belgesi verilecektir.

Ödül töreni 15-19 Ekim 2019 tarihlerinde ya- pılacak 11.Yunus Emre Sanat Buluşması et- kinliklerinde 19 Ekim 2019 günü şiir etkinli- ğinde yapılacaktır.

Son katılım tarihi: 10 Eylül 2019

Adres: Eskişehir Sanat Derneği Deliklitaş Mah. Gülcemal Sokak No:46 /1 Odunpazarı- ESKİŞEHİR

Bilgi için: [email protected] Telefon : 05353238363

(18)

Gözlerim,

Uzayan yeşilliklerde

Ve uzanıyorlar her tonuyla önümde…

Bu esen yel, bu koku.

Çocukluğuma alsa götürse beni Ve hiç geri getirmese…

Gözlerimi kapattığımda rüzgârın fısıltısı

“Yürü” diyor, sadece “yürü”

Ve hisset, neler söyleyeceğim sana…

Duyuyorum şimdi,

Koşuşturan ayak seslerini ve sevinç çığlıklarını.

Bakkal açılacakmış köye diyorlar.

Hemen katılıyorum kafileye, Köyün bütün çocuklarıyla.

Kutluyoruz henüz açılmadan, bakkaldan da sevinçli…

Rengârenk dizilip de nasıl yansıtıyor renkleri, Torba torba misketlerim.

Üzerlerinde minik parmakların izleri.

Arif karşıdan geliyor, Yeni alınmış bisikleti.

Sırayla hepimiz deniyoruz.

Ne de güzelmiş rüzgârın yanağımızı öpmesi.

Gıcır gıcır pabuçlarım Caminin basamaklarında

Bekliyor ilk bayram namazımda beni Ve ertesi gün

Aynı yerden akıyor sabunlu sular.

Dedemden geriye kalan, bulanık ve kederli…

İlk diktiğim fidanın Can suyu ellerimde.

Ne ayazlara inat boy verdi, Benimle birlikte.

Avucumda palamutları, saçımda gölgesiyle…

Canan Tümen

Palamutlar

(19)

Karşımda bana uzanan bir el,

Babamın elini bıraktırıyor ve götürüyor beni.

Gözümden yaşlar boncuk boncuk iniyor.

Avucumda bir kalem varken Az sonra aynı el sarmalıyor elimi.

Yüreğimde öğretmenimin sevgisi, yanımda arkadaşlarım, Kulağım ise zil sesinde.

Meğer en güzel oyunlarımı oynamışım mektebimin bahçesin- de.

Dağlara çarpıp gelince

İnsanların sevincine nasıl da karışıyor Davul zurna sesleri.

Ali ağabeyim evleniyor.

Atın üzerinde kırmızı duvaklı bir gelin, Duvağında yıldızlar gizli…

Elimde eski bir bavul, içinde sayısız anı.

Beklediğim otobüs, Nihayet geliyor.

Alnımdan inen ter damlacıklarım, Anamın gözyaşı izine karışıyor.

Merak ettim dağların ardını ve gördüm, Zamanın hoyratlığını, bizden götürdüklerini.

Şimdi bize geri verdiklerini.

Rüzgârın sesi babam oldu, Güneş sarmaladı annem gibi.

Ağabeyimin mektubu elimde,

Cebimde komşumuz Emine ninenin cevizleri.

Yanımda meşe ağacımın serinliği.

Dallar arasından gökyüzü selamlıyor, Sevinçli.

Siyah beyaz fotoğraflar canlanıyor,

Bulunduğum yerden renkli renkli gülümsüyorlar şimdi.

Ah be çocukluğum, Sahi gelemez misin geri?

(20)

Yazarlar ve Kitapları - Bizim Topraklarımız

Serpil Erdoğan

Çocuklar hayata açılan temiz bir sayfadır. Ge- leceği emanet edeceğimiz birbirinden güzel temiz kalplere ne kadar iyilik ve sevgi tohumu ekersek dünyamız da o kadar güzelleşir. Şüphesiz ki ebe- veynlerimizin ve öğretmenlerimizin temel amacı, yetiştirdikleri bugünün küçükleri yarının büyükle- ri olan sevgili çocuklarımızın bu çerçevede büyü- melerinde yol gösterici olmaktır.

Her ne kadar Türkiye’de çocuk edebiyatının yeni bir alan olduğu hakkında yazılıp çizilse de Eflatun Cem Güney’in kitaplarıyla büyüyen bir çocuk olarak Türk Çocuk Edebiyatının yeni bir alan olduğunu düşünmüyorum.

Türk Çocuk Edebiyatının önemli isimlerinden olan Eflatun Cem GÜNEY 1896 -1981 yılları ara- sında yaşamıştır.

Malatya / Hekimhan’da doğan yazar, küçük yaşlarda ailesini kaybettiği için Sivas da amcası-

nın yanında büyümüştür.

Eflatun Cem Güney’in eserleri Çocuk Edebi- yatı için önemlidir. Özellikle öykülerinin girişinde kullandığı şiirsel nitelikte ki

tekerlemeler çocukların ha- yal gücünü geliştirmesinde büyük rol oynar. Tekerleme- lerde yer alan olağanüstü betimlemeler ise çocukta mizahi bir bakış açısı oluştu- rur ki bu da çok önemlidir.

Mizahi bakış çocuğun zekâsını daha nitelikli kul- lanmasına yardımcı olan bir bakıştır.

“Eflatun Cem Güney, geleneksel halk hikâyeleri-

dı.Masalcı Baba olarak tanındı.

Danimarka'da bulunan Andersen Kurumu; 1956 yılında Açıl Sofram Açıl adlı eseriyle yazara, Dünya Çocuk Edebiyatı Onur Belgesi verdi. Dede Korkut Masalları adlı kitabıyla bu ödülü 1960 yılında tekrar

kazandı.” (wikipedia)

Eflatun Cem Güney’in hemen hemen bütün ki- taplarının girişinde kendisinin de bahsettiği gibi Ke- loğlan’ı, Köroğlu’nu, peri kızını vb. içine alan bir masal dünyamız vardır. Betimlemelerinde ki gibi de- re tepe düz giden sonrada dönüp ardına bakan bir ar- pa boyu yol gittiğini gören birbirinden güzel masalla- rımız ve tekerlemelerimiz vardır. Hayal gücümüzün uçsuz bucaksız derinliklerini zorlayan bu güzel ya- zım tarzı Çocuk Edebiyatımız için büyük bir değer- dir.

Açıl Sofram Açıl

Bir varmış, bir yokmuş Allah’ın kulu çokmuş Develer tellal iken Pireler berber iken

Ben anamın beşiğini Tıngır mıngır sallar iken Bir Keloğlan varmış…

Andersen Masalları Ödülü, Açıl Sofram Açıl, Masal Derlemesi, 1956

Nar Tanesi

Zaman zaman içinde Kalbur saman içinde Devler top oynarken Eski hamam içinde

(21)

Anadolu topraklarının masallarını muhteşem anlatımı ile derleyen ve kendi de masallar yazan büyük yazar, oğlu ile birlikte kaleme aldığı Dertli Kaval (1945) hikayesini yazdı. Hikaye yayımlan- madan oğlunu kaybeden Eflatun Cem Güney’in derin üzüntüsü kalemine yansır ve İnsan Çocuğa Ağıtlar’ı yazar.

Çocukken okuduğum bütün kitaplarım dayımın hediyesi olarak gelirdi. Her gün yolunu gözlerdim merak ve sevgiyle. Acaba bugün dayım hangi kita- bı getirecek diye. Kitap seçimlerindeki olağanüstü tercih benim o yaşlarda okumaya olan düşkünlüğü- mü ve sevgimi arttırmıştı. O zamanlar için okudu- ğum her kitap ayrı bir dünya, ayrı bir zenginlikti.

“Bir çocuğa verilebilecek en güzel armağandır kitaplar.”

Çocuklarımıza arada sırada hediye edeceğimiz kitaplar onlara okuma sevgisini kazandıracağı gibi kitap hediye etme alışkanlığını da kazandıracaktır.

Her ne kadar bugün birer yetişkin olsak da biz de bir zamanlar çocuktuk. Okunan her kitap yolu- muzu aydınlatır.

Birbirinden değerli kalemlerden çıkan öykülerle, kitaplarla büyüyen çocuklarımızın; doğayı, hayva- nı, insanı seven ve yeryüzünde nefes alıp veren hiç- bir canlıya zarar vermeyen, kendi haklarını korur- ken başkalarının hakkını da gözeten, sevgi ile bü- yüyen mutlu büyükler olması biz büyüklerin en bü- yük arzusudur.

Demir çarık, demir asa yollara düşüp de her yerin adetini, yöresini kendi tabii dekoru içinde bir bir gösterebilseydim, ne engin ve zengin bir folklorumuz bulunduğuna daha çok inandırırdım sizi.’ Eflatun Cem GÜNEY

2-20 Aralık 2019 tarihlerinde Eskişehirli sanatçılar

5. Eskişehir Sanat Günleri

etkinliklerimizde buluşuyor.

(22)

Eskişehir Sanat dergisinin daha önceki sayıları (65)

Eskişehir Sanat dergisinin 65.sayısı 2014 yılının Aralık ayında yayınlanmış. Kapağında fotoğraf sanatçısı Yüksel Ser- vi’nin Söğüt şenliklerinde çekil- miş fotoğraf var. 40 sayfa olarak internette yayınlanan derginin Yazı İşleri Müdürü Güngör Ki- baroğlu, Genel Yayın Yönetme- ni Şehabeddin Tosuner.

Derginin ilk yazısı Şeha- beddin Tosuner’in “Eskişehir’de Yunus Emre Konusu” başlıklı yazı. Tosuner Eskişehir’in Yu- nus emre gibi bir değere sahip olduğunun bilinçinde olmadığını ele alıyor. Daha çok Yunus’un kimliğini belirleyemediği için sahiplenemediğine değiniyor ve

anmaların okul müsamereleri düzeyinde olduğunu- nu anlatıyor.Yazıda fotoğraf sanatçısı Ali Şim- şek’in Yunus Emre ilkokulunun önündeki Gültekin Çağlar’ın yaptığı Yunus Emre’nin büstünün fotoğ- rafı yer almış.

Derginin diğer sayfalarında yine Şehabeddin Tosuner’in imzasını taşıyan “Türk Sinemasının 100.yılında Eskişehir’den üç film kazandıran sena- rist Hıfzı Tan” yazısı var. Hıfzı Tan Eskişehir’de yaşamış, Türk sinemasına “Ya İstiklal Ya Ölüm”,

“Yüzbaşı Tahsin” “Silah Arkadaşları” gibi üç tarihi filmin senaryosunu yazmış “Fato” diye romanı da olan yazarımızdır. Tosuner bu ismi gün yüzüne çı- karıp tanınmasına katkıda bulunmuş. Eskişehir Sa- nat Derneği’nin tiyatro topluluğu Eskişehir Sanat Tiyatrosu Erkal Umut’un yazıp yönettiği Latif Tif-

yatro Festivalinde sahnelenmiş dergide bu oyun üzerine bir yazı var. Bir başka yazı Eskişehir Tica- ret Odası AB projesi olarak konu- ğu Yunan Besteci Eleni Karain- diou’nun Eskişehir konseri. Dergi bu sayısında vefat eden ünlü kadın şairimiz Melisa Gürpınar’ı tanıtı- yor. Bir başka yazıda Eskişehir Sanat derneği’nin her yıl sürdür- düğü 8. Eskişehir Fotoğraf Şenli- ği’ne yer vermiş fotoğraflardan örnekler vermiş. Bir başka fotoğ- raf konusu İstanbul Fotoğraf Amatörleri Derneği (İFSAK) Es- kişehir’de “Enerji” konulu fotoğ- raf sergisini Eskişehir’e getirmiş onunla ilgili yazıyı görüyoruz.

Sergi yazıları arasında Eskişehirli ressam, turizm rehberi Münire Kalkım’ın “Kent İz- lenimleri” sergisi, ETO Sanat Galerisinde açılan Ankaralı ressam Perihan Özdabak’ın resim sergisi- var. Açılışlardan biri de fotoğraf sanatçısı Mehmet Ali Baysak’ın Beşikdere yolundaki Köy Kültür Evi’nin açılışı yer almış. Derginin bu sayısında fo- toğraf sanatçıları Tülay Ustaer, Erkan Dinç, Serkan Saydam, Erdal Çalışkan, Emre Evrim Yeşilkaya, Ayhan Oskaylar, Murat erme, Özlem Moran, Murat Erçevik, Evren Yılmaz, Ali Çelik, Yasin Atik, Ali Şimşek, Filiz Kısacık’ın fotoğrafları, Meryem Gök- te-pe , Güngör Kibaroğlu, saadettin Ünal, Zehra Ataoğlu’nun şiirleri yayınlanmış Türk Ressamları sayfasında Bedri Rahmi Eyüboğlu, Dünya Sanatçı- ları sayfasında Pablo Picasso tanıtılmış Eskişehir- deki Heykeller sayfasında Mesut Öztürk’ün fotoğ-

(23)
(24)

Referanslar

Benzer Belgeler

Ateşli periyotlar sırasında karın ağrısı olan dört çocuğun ikisinde aynı zamanda ailesel akdeniz ateşi [familial Mediterranean fever (FMF)] geni pozitifliğinin de

T hyroid hemiagenesis, absence of one lobe of the thyroid gland, is a rare variant of thyroid congenital abnormalities.. Most patients with this condition are

Çok uluslu şirketlerin Avrupa kıtası içindeki yeniden yapılaşma süreçlerine yönelik yapılan analizler, düşük ücret seviyesine sahip Doğu Avrupa ülkelerinin Avrupa

O n bir yıllık beraberliklerini nikâh ile noktalayan çiftten A tıf Yılm az'm ta­ nıklığını sinema oyuncusu Türkân Şoray, TUrkali’ninkiniyse yakın ar­ kadaşı

Asırlardan beri klâsik edebiyatın muhterem dünyasına girmiş olan bu eseri, Vedad Ne­ dim, Burhan Asaî ve Sadri Ertem gibi arkadaşlarımızın idare ettik­ leri bir

aegyptiaca dressing showed significant diffence in the enhancement healing when compared to cotton gauge. In histological observations, we could see

Yeni Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Çankaya Köşkü ndeki tö­ renden sonra Meclis Başkanı Yıldırım Akbulut'u Başbakan atayarak merak konusu olan yeni hükümetin Jet hızıyla

Çocuklar›n›n -az veya çok oranda- fliddet içeren video ya da bilgisayar oyunlar› oynamalar›nda sak›nca görmeyen, etkileri tüm uzmanlarca tekrarlan›p durdu¤u