SERGİ
KÜNYE
07-31 Aralık 2018
Açılış: 07 Aralık 2018 / Cuma Saat: 17.00
Yer: Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi
Proje Koordinatörü Mehmet Sami DİVLELİ (Belediye Başkan Yardımcısı) Proje Sorumlusu İlyas ACAR (Kültür İşleri Müdürü) Küratör
Erkan DOĞANAY
Proje Asistanı Murat Sefa DİNÇ Fotoğraf Yalçın YÜKSEK Metinler
Sema ETİKAN, Erkan DOĞANAY, Dr. Ercan TOPÇU
Çeviri
Osman GÜNGÖR Teknik Destek Burhan Koray AKPINAR Redaktör
Mustafa TAYAR Kapak & Grafik Tasarım Zuhal KAPLAN
TEŞEKKÜRLER
Adell Armatür Dr. Ercan TOPÇU Gülten URALLI Mehmet ÇEBİ Mahmut KÖYLÜ
İhsan İŞÖZEN Remzi GÜR Şahin PAKSOY
Salih DOĞAN (İBB Panorama 1453 Tarih Müzesi Müdürü)
© 2018 Pendik Belediyesi yayınıdır.
'İBADET ve ZARAFET/
Geçmişten Günümüze Anadolu Seccadeleri' adlı proje kapsamında yayımlanmıştır.
ISBN: 978-605-2138-48-9 © Pendik - 2018 Bu katalogtaki bütün görseller eser sahiplerine aittir.
İzinsiz kullanılamaz.
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Abdest
iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükâfatını zayi etmeyiz”.
(A’râf Sûresi 170)
şte yine bir aralık ayı ve Pendik’te Hz. Mevlana’nın 745. Vuslatı için hazırlamış olduğumuz bir etkinlikteyiz. Bilindiği üzere Şeb-i Arus kelimesi “Düğün Gecesi” manasına gelmektedir.
Mevlana ölüm gününü “Hakk’a vuslat” yani “Yaradan’a Kavuşma” (Düğün Günü-Gecesi) saymıştır, “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” der. Ölüm, Mevlana için kişinin as- lına dönüşü, kaynağının ilahi bir cevher olması nedeniyle “Allah’a dönüş” olarak yorumlar.
Bir başka ifadeyle ölüm “cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçmasıdır”.
Hz. Mevlana’nın bu sözü bize iki hayati hususu hatırlatır; biri çizgi diğeri ise nokta, tıpkı elif ve vav gibi; yani doğum ile ölüm arasındaki yolculuğumuz, “hayat” dediğimiz gaye ve kuşkusuz bu yolculukta hepimize düşen en mukaddes görev Yaradan’a ibadet etmek, doğruluk yolundan şaşmamak, özünde iyilik için çalışan kimseler olmaktır.
A’raf Suresi’nde; “Kitab’a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.” olarak buyurduğu gibi, özün varmak istediği nihai sonda budur esasında, böylede olmalıdır.
Hz. Mevlana’nın vuslatına denk düşen bu etkinlikte İslam’ın beş şartından biri olan Namaz’ın beden ve kalb ahengine yarenlik eden seccade, takke, tespih gibi objelerin yer aldığı bir sergi hazırladık. Ana- dolu insanının inancına saygıyı ve ehemmiyeti görev edindiği ve günümüzde artık her biri birer sanat eserine dönüşen eşsiz seccadeleri, dua tanesi tespihleri, Osmanlı Sarayı ve evlerinde kullanılmış olan abdest ibrik ve leğenlerini, peşkirleri, hatları ve gravürleri inanç ve ibadetimizin günümüze intikal eden Namaz objelerini bu sergide görmek itikadımızın birer nişanesi gibi.
Böylesi özel bir sergiye katkı sunan başta kıymetli koleksiyonerlerimiz Sayın Remzi Gür’e, Sayın Mahmut Köylü’ye, Sayın Mehmet Çebi’ye, Sayın Şahin Paksoy’a, Sayın Ercan Topçu’ya, Adell Armatür Koleksiyon yönetimine, Sayın Gülten Urallı, Sayın Salih Doğan ve Sayın İhsan İşözen’e teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca bu projede emeği geçen çalışma arkadaşlarımı da tebrik ediyorum.
Kıymetli Sanatseverler,
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Abdest
Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir."
(Bakara Sûresi 45)
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Abdest
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Abdest
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Dönem: 19. Yüzyıl Ebat: 35x22 cm
Namaz Sahnesi
Dönem: 20. Yüzyıl Teknik: Çakır İmzalı Pirinç Kalıp Ebat: 14x25 cm Kullanılmak Üzere Yapılmış Olan Namazgahlı Çeşme Konulu Kalıp.)
Koleksiyon: Adell Armatür
Su Kenarında Namaz
Tür: Duralite Marufle Yağlıboya Ressam: Gabriel Alex Andre Decamps
Dönem: 19. Yüzyıl Ebat: 44x62 cm
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Kartpostal Ebat: 13,5x9 cm
Ezan Okuyan Adam
Tür: Kartpostal Ebat: 13,5x8,5 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Kartpostal Dönem: Osmanlı Dönemi Ebat: 9x13,5 cm
Müftü
Tür: Kartpostal Ebat: 9x14 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Koleksiyon: Adell Armatür
Abdest Alanlar (Eyüp)
Tür: Kartpostal Ebat: 9x13,5 cm
Tür: Kartpostal Ebat: 9x13,5 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Kartpostal Ebat: 10x14 cm
Abdest Alanlar
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Kartpostal Ebat: 9x14 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Abdest Alanlar
Tür: Kartpostal Ebat: 9x14 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Kartpostal Ebat: 13,5x8,5 cm
Tür: Kartpostal Ebat: 13,5x8,5 cm
Camide Kur’an Okuyan Adam
Tür: Kartpostal Ebat: 13,5x8,5 cm
Tür: Kartpostal Ebat: 13,5x9 cm
Camide Namaz Kılanlar
Tür: Suluboya Ebat: 34x22 cm
Dervişler
Koleksiyon: Şahin Paksoy
Tür: Duralit Üzerine Yağlıboya Ebat: 28x39 cm
Fausto Zonaro'nun "Dervişler" Tablosu Deseni
Ebat: 40x39 cm
İşte Leğen, İşte İbrik, İşte Peşkir İptedir."
Koleksiyon: Şahin Paksoy
Tür: Hat Hattat: Hasan Çelebi Ebat: 59x88 cm
"Ey Misafir Kıl Namazın Kıble Bu Caniptedir, İşte Leğen, İşte İbrik, İşte Peşkir İptedir."
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Dönem: 19 Yüzyıl Ebat: 32x50 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
oğu halı sanatında önemli bir yeri olan seccadeler İslam kültür dünyasının da bir parçası- dır. Kullanılması mecbur tutulmamıştır. Ancak ibadet için temiz bir alan yaratma gerek- liliğinden dolayı bir ibadet aracı olarak İslam dininde yerini almıştır. Sanatsal ve kültürel anlamda önemli bir yerde bulunan seccadeler ibadet için temiz bir alan oluşturmalarının yanı sıra kutsal bir alan oluşturmalarından dolayı da kendilerine özgü bir süsleme tarzına sahiptirler.
Seccadelerde süsleme unsurlarının başında mihrap gelmektedir. İlk kez 8. Yüzyıl başında ortaya çıkan mihrap camide kıble yönünü belirleyen kemer şeklinde bir nişten oluşmaktadır. Niş ve kemer bütün dinlerde ve inançlarda ilahi gücü simgeleyen mimari süsleme elemanları olarak kullanılmışlardır. İs- lam mimarisinde de kemer gücün, dinî aşkın ve kutsal geçişin sembolü olarak algılanmıştır. Böyle- likle mihrap aynı zamanda yön tayin edici bir işaret olarak da seccadelerin ana motifi hâline gelmiş ve dünyanın ötesine geçişi simgelemiştir. Mihrap seccade halılarda düz mihrap, basamaklı mihrap, kancalı mihrap, boğumlu mihrap, çift yönlü mihrap gibi farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bunların yanı sıra mihrabın üst üste sıralanarak dokunduğu seccadeler de görülmektedir. Bu seccadelerde zeminde üst üste katlar halinde yer alan mihrap halk arasında hayat ağacını sembolize etmekte, İslami inanı- şa göre de cennetin katmanları olarak yorumlanmaktadır. 15. yy. Anadolu seccadelerinde de mihrap seccade zeminine farklı bir şekilde yerleştirilmiştir. Birçoğunda mihraptan sarkan kandil motifinin yer aldığı bu seccadelerde mihrap şeritle belirlenmekte, düz mihrap formundaki üçgen mihrap nişi şerit şeklinde aşağıya doğru devam ederek tabanlık bölümünde mihrap zeminine, yani içeriye sekizgen bir girinti oluşturmaktadır. Bu girinti mihraba sembolik bir giriştir. Ancak girintinin anahtar deliğine benzemesinden dolayı bu seccadeler anahtar deliği motifli seccadeler olarak da adlandırılmışlardır. Bu adlandırmanın sadece benzerlikten dolayı değil de anahtarın simgesel anlamından dolayı da olduğu bazı yazarlarca dile getirilmektedir. Kur’an’da bazı ayetlere göre; “Anahtarlar Allah’ın elindedir. O her istediği kapıyı açar, O her şeyi bilir. Cennet ve cehennemin anahtarları da onun elindedir”. Buna göre bu seccadelerdeki anahtar motifi namaz kılan kişiye cehennemin kapılarını hatırlatmakta, ama daha çok cennetin kapılarını açmasını sağlamak amacıyla dokunmaktadır. Camilerde bulunan ve seccade- lerde mihrap ile birlikte kullanılan diğer bir unsurda sütunlardır. Seccadenin her iki uzun kenarında tabanlıktan mihraba doğru yükselen ve marpuç adını da alan bu sütunlar camilerde binayı destekle- yen sütunlara benzer bir şekilde mihrap zemininde yer almışlardır. Seccadelerde bazen bu sütunların arasında bazen de sütunların tepesinde çiçek demetleri görülmektedir. Kutsal bir mekân olan caminin kendisi de İslam sanatının diğer alanlarında olduğu gibi seccadelerin süslenmesinde de mihrap ze- mininde ya da geniş bordürlerde kullanılmıştır. Bodrum Kalesi’nde bulunan 18. Yüzyıla ait bir kadın mezar taşında ve 19. yy. a ait bir Mucur seccadesinin geniş bordürlerinde cami figürü görülmektedir.
TÜRK HALI SANATINDAKİ YERİ
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Abdest
Bu seccadede basamaklı mihrabın tepesinden aşağıya doğru mihrap zeminini tamamen kaplayacak şekilde yerleştirilmiş bir ha- yat ağacı motifi bulunmaktadır. 18 Yüzyıla ait bir Yahyalı seccadesinde de cami figürü mihrap zemininde yer almaktadır. Seccade- lerde yer alan kutsal mekânlardan bir diğeri de Kâbe’dir. Kâbe tasvirlerine resim, minyatür ve çini sanatlarında da yer verilmiştir.
Çinili Köşk Seramik Müzesi’nde bulunan Kâbe tasvirli bir çini görülmektedir. Kâbe tasvirli seccadelerin örnekleri ise Türk ve İslam Eserleri ve Konya Mevlana Müzesi’nde bulunmaktadır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde sergilen 17. Yüzyıla tarihlendirilmiş bir seccade görülmektedir. Bu seccade de Kâbe ile birlikte revak ve mimber, mihrap bölümüne yerleştirilmiş, her iki yandan kandil motifleri sarkıtılmıştır. Konya Mevlana Müzesi’nde bulunan ve 19. Yüzyıla tarihlendirilen bir başka seccade de Kâbe motifi ve di- ğer motifler çok az bir farklılıkla verilen seccadede olduğu gibi yerleştirilmiştir. Benzerlikten dolayı her iki seccadenin de Konya civarında dokunduğu düşünülmektedir. Yine Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan ve 18. Yüzyıla tarihlendirilen bir diğer Kâbe motifli seccade yer almaktadır. Bu seccadede de Kâbe motifi tek başına mihrap zeminindeki sütunların üzerine tam ortaya yerleştirilmiştir. Tavana asılı bir kandil, İslam cami dekorasyonunda gelenekselleşmiş bir unsurudur. Seccadelerde de mihraptan sarkan kandil motifi ışığın ve nurun sembolü olarak sıklıkla gördüğümüz motiflerden bir diğeridir. Kandil Kur’an’da, “Allah gökle- rin ve yeryüzünün nurudur. O’nun nurunun sıfatı, sanki içinde bir çerağ bulunan bir hücredir. O çerağ bir sırça (kandil) içindedir. O sırça (kandil) da sanki bir inci (gibi parıldayan) bir yıldızdır ki güneşin doğduğu yere de, battığı yere de nispeti olmayan mübarek bir ağaçtan, zeytinden tutuşturulup yakılır. Onun yağı kendisine bir ateş dokunmasa da, hemen hemen ışık verir. Bu ışık da nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse nura kavuşturur. Allah insanlar için bir meseller irad eder. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”
şeklinde anlatılmaktadır (Nûr sûresi 35. ayet). Ancak 16. yy. Uşak, 17 yy. Gördes seccadelerinde ve saf seccadelerde daha çok gördüğümüz kandil motifi uzun süre canlılığını koruyamamıştır. Giderek çiçek dallarıyla süslenen kandiller bir süre sonra mih- raptan sarkan çiçek buketleri halinde oldukça stilize bir görünüm almıştır. İslam dininin şartlarından olan namazın, başlıca ge- reklerinden biri abdest almaktır. Abdest almada kullanılan ve böylelikle gündelik yaşamda daha çok yer bulan ibrik, temizliğin ve arınmanın sembolü olarak köylü dokumacının dokuduğu seccadelerde kandil yerine daha çok kullanılmıştır. İ. Ö. 3500 yıllarında ilk örnekleri görülen hayat ağacı motifi heykel, resim, mozaik ve tekstilde çeşitli şekillerde yer almış ve bütün dinlerde sembolik bir obje olmuştur. Türklerde Şamanizm kökenli olan bu motif dünyanın merkezi olarak kabul edilmiş ve aynı zamanda Şaman’ın yer altı ve gökyüzü seyahatinde merdiven işlevi gördüğü düşünülmüştür. Hayat ağacı ile birlikte tasvir edilen kuşlar inanışa göre ya Şaman’a eşlik etmekte ya da Şamanın kendisi olmaktadır. Şaman hayat ağacının yardımı ile gökyüzüne ulaşmaktadır. “Kutsal ağaç”, “altın ağacı”, “cennet ağacı” gibi isimlerde alan hayat ağacı İslami inançlar içerisinde de devam etmiş ve özellikle zeytin, servi ve hurma ağaçları İslam sanatında hayat ağacı olarak çeşitli tiplerde kullanılmışlardır. Anadolu’da “can ağacı” olarak da isimlendirilen ve ölümsüzlüğü simgeleyen “hayat ağacı” mimaride taş süslemelerde, çinilerde, mezar taşlarında, işlemelerde, keçe, halı ve kilimlerde sıklıkla yer almıştır. Topkapı Sarayı Harem Dairesi’nde bulunan bir çini panoda, Divriği Ulu Camiinin Kuzey Taç Kapısı’nın her iki yanında ve Gök Medrese portalindeki taş süslemelerde, Bodrum Kalesi’nde bulunan bir mezar taşının üze- rinde hayat ağacı motifi farklı biçimlerde görülmektedir. “Hayat ağacı” motifi vazoda çiçekler ve cennet bahçesi simgeleriyle de birleşmektedir. Hayat ağacı bazen ebedi hayat suyu içerdiği belirtilen bir vazodan çıkmakta ya da bazı örneklerde vazodan çıkan çiçekler seccade zeminini tamamen kaplamaktadır. 17. Yüzyıla ait bir Osmanlı çini panoda ve 1429 tarihli bir İran minyatüründe vazoda çiçekler kompozisyonları görülmektedir. Verilen seccadede vazodan çıkan çiçekler mihrap zemini tamamen kaplarken görülen Kula seccadesinde çiçekler mihrap tepesine kadar yükselmektedir. İslam sanatında vazoda çiçekler, cennet bahçesi ve cennet bahçesinin nar, hurma, üzüm gibi meyveleri mimaride taş süslemelerde, minyatürlerde ve mezar taşlarında bir cennet bahçesi tablosu oluşturacak şekilde görülmektedir.
olmuştur. Servi ağacı cennet ağacı olarak düşünülmemesine rağmen uzun ömürlü olmasından dolayı sonsuz yaşamın simgesi olarak sayılmış ve diğer sembollerle birlikte cenneti anlatması uygun görülmüştür. 19.Yüzyıla ait bir Hereke ipek seccade de mihrap zemininde yer alan servi motifleri, verilen seccadede de nar motifleri görülmektedir. Süslemede kullanılan çiçeklerden lâle, yazılışının “Allah” adının yazılışına benzemesinden dolayı, gül ise peygamberi temsil ettiğ için kutsal sayılmış ve çoğu zaman dokumalarda oldukça natüralist bir şekilde yer almışlardır. 18 Yüzyılda dokunmuş bir Ladik halısında seccadenin alınlık bölü- münde sıralanan lâle motifleri görülmektedir. İnsanoğlunu hayvandan ayıran en önemli organlardan biri de ‘el’ dir. İnsan elini kullanabilme yeteneğini artırdığı ölçüde hayvandan uzaklaşmıştır. Böylelikle kudret ve hükmetme gücünü simgeleyen el Neolitik ve Paleolitik dönem mağara resimlerinde de dinsel ve büyüsel bir yaklaşımla resmedilmiştir. Anadolu halk kültüründe de el na- zar ve uğur işaretidir. Kötü gözden koruduğuna inanılır. Halı ve düz dokumalarda el motifi çoğunlukla gerçeğe yakın parmakları açık bir el şeklinde dokunur. Bazen de parmak ya da tarak şeklinde yer alır. İslamî inanışa göre elin beş parmağının İslam’ın beş şartını ya da Hz. Muhammed, Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’i bir arada (Pençe-i Ali Aba) ifade ettiği söylenmektedir. El motifi ayrıca ev işlerinde bereketin ve bolluğun sembolü olan Hz. Fatma’nın elini de simgelemektedir. Seccadelerde el motifi namazda secde sırasında elin geldiği yere oldukça gerçekçi bir biçimde dokunmaktadır. El ile birlikte muska motifi de kötü gözün zararlı etki- sinden korunmak amacıyla dokumalarda yer alan bir motiftir. Nazar değmeden önce yapılan uygulamaların en önemlilerinden nazarlık ve muska taşıma geleneği Anadolu’da çok yaygındır. Dokumalarda basit olarak bir üçgenle ifade edilen muskanın gerçe- ğinin içinde Kur’an’dan sureler bulunur. El ve muska motifi İslam sanatından diğer alanlarında sık kullanılmamakla birlikte İslam kültüründe var olan ve seccadelerde de oldukça sık rastladığımız motiflerdendir. Bazen mutluluk, sevinç bazen de ölen kişinin ruhunu simgelediği düşünülen kuş motifi Selçuklular’da da güç, kudret sembolü olmuştur. Anadolu’da uzaktaki bir sevilenden beklenen haberi ifade etmek için de dokumalara aktarılan kuş motifi hayat ağacı motifi ile birlikte de sıklıkla dokumalarda yer almıştır. En eski halı örneklerinden İsviçre’nin Marby Kasabası’nın kilisesinde bulunan ve bulunduğu yerin adıyla tanınan Marby halısında (Hayvan motifli Anadolu halısı) da karelere bölünen zeminde ortada hayat ağacı kenarlarda ağaca bakan kuş motifleri bulunmaktadır. Zümrüt-ü Anka gibi bir hayali kuşun yer aldığı Ming halısında (Hayvan motifli Anadolu halısı) da iyi ile kötünün mücadelesi anlatılmaktadır. Burada Zümrüd-ü Anka kuşu iyiyi temsil etmektedir. İslam dininde de kuşlardan tavus kuşu cennet imgesi sayılmış hayat ağacı, vazoda çiçekler ve bazı kutsal meyvelerle birlikte İslam sanatında yerini almıştır. Çinili Köşk’de bulu- nan çeşmenin süslemesinde yer alan tavus kuşu bitkisel motiflerle bir arada görülmektedir. İslam sanatında figürün önüne gelen engel ile süsleme elemanı olarak öne çıkan bir diğer unsur da yazıdır. Önceleri Kur’an yazımında kullanılan kûfi yazı İbn-i Mukle tarafından “Aklam-ı sitte” adı altında toplanan 6 çeşit yazının (muhakkak, reyhanî, sülüs, nesih, tevkî, rıkâ) ortaya çıkmasıyla daha çok süsleme elemanına dönüşmüş ve hem kûfi yazı hem de diğer yazı tipleri çini, ahşap, maden, cam, deri, taş, alçı, mermer, do- kuma, kemik, fildişi, değerli ve yarı değerli taşlar üzerinde anlatım ve süs aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümâyûn kapısı (Saltanat Kapısı) üzerinde celi sülus hat ile yazılmış 1478 tarihini veren kitabe ise Bursa Yeşil Türbe’nin pencere alınlıklarında çini üzerine yazılı ayet ve hadisler görülmektedir. Halılarda da yazı kûfi yazı olarak Abbasiler döneminden itibaren bordürlerde değişim göstererek kullanılmış, seccadelerde ise özellikle Hereke ipek seccadelerin mihrap köşelerine ve bordürde mihrap kemerinin hizasına kadar olan bölüme talik ve sülüs yazılarla Kur’an’dan ayetler dokunmuştur. Hatt-ı Makılî yazı ile oluşturulmuş madalyonlar da yine bordürlerde yer almıştır.
Dönem: 18. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 170x127 cm
Seccade
Dönem: 17. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 162x125 cm
Dönem: 17. Yüzyıl Bölge: Gördes Ebat: 121x103 cm
Seccade
Dönem: 18. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 100x90 cm
Dönem: 17. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 170x140 cm
Seccade
Dönem: 17. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 150x120 cm
Dönem: 17. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 150x120 cm
Seccade
Dönem: 17. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 155x110 cm
Dönem: 18. Yüzyıl Bölge: Kırşehir, Mucur Ebat: 180x140 cm
Saf Halı
Dönem: 18. Yüzyıl Ebat: 160x125 cm
Dönem: 18. Yüzyıl Ebat: 165x93 cm
Seccade
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Sivas
Dönem: 19. Yüzyıl Başı Bölge: Erzincan Ebat: 145x92 cm
Seccade, Halı
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Sivas Ebat: 117x73 cm
Bölge: Manastır Ebat: 156x85 cm
Seccade
Bölge: Sivas/Zara Ebat: 147x126 cm
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Sivas Ebat: 181x102 cm
Seccade
Dönem: 19. Yüzyıl Başı Ebat: 80x122 cm
Koleksiyon: Mahmut Köylü
Dönem: 18. Yüzyıl Bölge: İç Anadolu Ebat: 210x60 cm
Saf Kilim Cami Seccadesi
Koleksiyon: Mahmut Köylü
Dönem: 18. Yüzyıl Bölge: İç Anadolu Ebat: 270x163 cm
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: İstanbul Ebat: 162x100 cm
Keçe Seccade
Tür: Sırma İşi Ebat: 117x86 cm
Dönem: 19. Yüzyıl Ebat: 125x89 cm
Gelin Çeyizi Seccade
Dönem: 19. Yüzyıl Ebat: 120x80 cm
Dönem: 19. Yüzyıl Ebat: 125x89 cm
Gelin Çeyizi Seccade
Dönem: 19. Yüzyıl Ebat: 145x90 cm
“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin.
Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.”
(Bakara Sûresi 153)
………..
Su sesi ve kanat şakırtılarından Billûr bir avize Bursa’da zaman.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Abdest
arsça şad ( çok) ve revan ( akar) bileşiminden oluşan Şadırvan için Celal Esad Arseven Sanat Ansiklopedisi’nde şunları anlatır; “Üstü çadır şeklinde bir dam veyahud bir ahşap kubbe ile örtülü yüksek bir mermer havuz olup içinde bir fıskiyeden veya bir lüleden akan sular toplanarak dış tarafından bir sıra takılmış musluklardan su dışarı akar. Bunlar umumiyetle cami avlularında halkın abdest alması için yapılmıştır.” Ord. Prof. Dr. S. Kemal Yetkin ise
“Camilerde, umumiyetle avluda, abdest almak için yapılan, üstü çadır veya kubbe tarzında örtülü, havuz şeklindeki haznesinin etrafında çepeçevre musluklar bulunan çeşme” olarak tanımlar. Yine Mehmed Zeki Pakalın Osmanlı tarih deyimleri ve terimleri sözlüğünde şadırvan için "etrafında bulunan müteaddit musluklardan ve bir fıskiyeden su akan havuz tarzında kubbeli çeşme adıdır” demektedir.
Şadırvanlar cami avlularında avlu- şadırvan, caminin ana kütlesi ve kubbe yapısı bir bütünlük oluşturur. Yaptıranları Sultanlar, ailesi veya saray erkanı olan selatin camilere avlu kapısından baktığınızda bu muhteşem görüntü sizi etkiler. Genelde cami hatıra fotoğrafı çekilirken avlu kapısından, şadırvan ve kubbeli ana cami kütlesini görecek şekilde resim tercih edilir.
Su mimarisini eserlerinde sıkça kullanan üstad mimar, yazar Cengiz Bektaş, Su İnsan kitabında görkemli şadırvanlar için kent mobilyası tabirini kullanmıştır. Hakikaten müthiş bir benzetmedir.
Şadırvanların mimari yapısına bakıldığında üstü açık veya kapalı olabilir. Kapalı olanların üzerinde suyun temiz hava ile teması için tel kafesli bir kısım bırakılır. Bazı şadırvan yapılarında musluksuz olarak yapılıp sadece su deposu vazifesi yapar. Genel- de havuzlu olarak yapılan şadırvanların mermerden yapılmış kenarlarının üzerine ferforje demir, bronz veya oyma mermer
“Şebeke” denen parmaklıklar konmuştur. Bunun amacı hem estetik görünümü hem de havuzdaki suyun havalanmasını sağla- maktır. Muslukların önünde oturmak için sıralar ve ayak koyacak taşlar vardır. Musluktan akan suyun sıçramaması için derin olarak yapılmış yalak olur. Şadırvanlar çok köşeli olup genellikle sekizgen olarak yapılmıştır. Caminin büyüklüğüne uygun olarak şadırvan büyüklüğü ve köşegenlikleri artıp azalabilir.
İstanbul Fatih Camii, Eyüp Sultan, Süleymaniye, Yeni Camii ve Sultanahmet Camii’lerinin abdest almak için yan cephelerinde merdiven girişlerine yakın bölümlerde duvar tipi şadırvan- abdest alma yerleri vardır. Bu yapılar “Zembil Şadırvan” olarak adlandırılır.
Şadırvanlar cami müştemilatı içerisinde adeta gözbebeği gibi sanat şaheseri olarak yapılmış olanları vardır. Ayasofya Şadır- vanı bunlardan biridir. Osmanlı dönemlerinde de bu güzelliğiyle fotoğrafçılara ve ressamlara ilham kaynağı ve konu olmuştur.
Osmanlı dönemine ait sokak, cadde ve meydanlardaki tarihi çeşmelerin birçoğu yok olmuş, birçokları da her türlü tahribata uğramıştır. Cami avlusunda bulunan şadırvanlar nispeten bunlara göre şanslı olmuş, daha korunaklı kalmıştır.
Şadırvan Tanımı ve Mimarisine Kısa bir Bakış ( Chadirvan, Fontaine d’ ablution)
OSMANLI DÖNEMİ ŞADIRVANLARI VE ABDEST METAFİZİĞİNE BAKIŞ
Dr. Ercan TOPÇU
sağlanır. İşte su ve mabed ilişkisi camilerde şadırvan üzerinden kurulur. Şadırvanlar ibadetler için giriş kapısı mahiyetindedir.
Sanat Tarihçisi Sezer Tansuğ, Ayasofya Şadırvanı’nı anlatırken şadırvanlar için şunları ifade eder: ”Şadırvanlarda dini muhte- vanın önemli bir özelliği yani abdest zarureti gerçekleşmektedir. İslam mistiziminde suyun kazandığı mana bu yapılara suyun kutsallığını doğrulayan adeta kutsal tabiat için dikilmiş bir anıt vasfını yüklüyor. Bu yapıları çevreleyen tezyini duyarlılık da suya atfedilen bu kutsallığın dışında değildir.”
Cami avlusunda işçilik ve tezyinatı ile adeta mücevheri andıran Osmanlı dönemi şadırvanlardan gelen su sesleri camiye ge- lenlere ruhi bir lezzet verir, insanları dinlendirir. Cami içerisinde olan havuzlu şadırvanlardaki su sesleri namaz kılanlara ve ziyaretçilere ulvi duygular yükler, manevi olarak rezonansa geçirir. Bu satırların yazarı olarak çocukluğumun geçtiği Bursa’da büyüklerimizle beraber Ulu Camii’ye gittiğimizde eğer cami içindeki havuzun suyu akıyorsa havuza yakın olan ve ağaçtan par- maklıklı olarak adeta bir seki gibi yerden hafif yüksekte olan ayrılmış olan bölüme geçip karşısına geçip uzun uzun seyrettiğimi hatırlarım. Özellikle kandil gecelerinde Mevlid-i Şerifler, Kuran-ı Kerim okunması, cemaatin hep birlikte getirdiği tekbirlerde
“Allahu Ekber, Allahu Ekber” nidaları havuzdan gelen su seslerine karışır. İçimizde coşku, ürperti, heyecan dalgası oluşur, tüylerimiz diken diken olurdu. Manevi konsantrasyonun pik yaptığı o anlarda müminlerin duaları su sesiyle birlikte semaya yükselirdi. Bu satırları yazarken aradan kırk sene geçmesine rağmen aynı haleti ruhiye içinde oldum. Anlattığım bu cami içeri- sindeki havuzlu şadırvana ait koleksiyonumuzda Osmanlı dönemi böyle bir kartpostal bulunmaktadır.
Müslümanların İslamın beş şartından biri olan namaz kılmak için abdest alması şarttır. Abdest alırken eller, yüz, kollar, baş saçlı deri, kulaklar ve ayaklar yıkanır, temizlenir. Abdest alırken su damlacıklarının her değdiği uzuv bölgesinden damlacıklar- la beraber günahlarında dökülüp gittiğine inanılır. Abdest sonrası bedeni temizlikle ve ruhi arınma ile manevi bir ferahlık his- sederiz. Tasavvufi anlamda öfkenin şeytandan olduğu, onun ateşten yaratıldığı, ateşi su ile söndürülebileceği, öfkelendiğimiz zaman onu yenmek için abdest alınması tavsiye edilmiştir.
Reisül Hattatin Hasan Çelebi üstad bir gün Üsküdar’da şadırvanda abdest alırken musluklardan suyun damlalar halinde ak- masından ilham alarak küçük damladan başlayıp gittikçe büyüyen stilize su damlası istifinde “ Ve ce’alna ma-i külli şey’in hayy- Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Enbiya 30” hat eserini yapmış olup, bu eser Adell Armatür koleksiyonunda bulunmaktadır.
Şadırvanlarda Edebi Yansımalar
Şadırvanlar birçok şair tarafından konu edilmiştir.
Behçet Kemal Çağlar 1949 yılında "iyiye, güzele, doğruya" sloganıyla Şadırvan isimli haftalık sanat ve edebiyat dergisi çıkar- mıştır.
Adell Armatür Efemera koleksiyonunda Şair, Söz Yazarı Aysel Gürel’ e ait 1985 noter tasdikli Şadırvan şiiri vardır. Bu şiiri Nük- het Duru Şadırvan isimli şarkı yapıp okumuştur.
Bir yaprak düştü döne döne şadırvana Bir kumru su içti şadırvandan
Oktay Rıfat
Bir şadırvan ki ses verir, ses alır Ve suyundan melekler, abdest alır.
Arif Nihat Asya
Geniş, serin avluda inledikçe hu hular Musluklardan bir dua gibi serpilir sular;
Halit Fahri Ozansoy
Osmanlı Dönemi Şadırvan Muslukları Tipolojisine Bakış
Şadırvan musluklarıyla alakalı tetkikin zorluğuyla söze başlamamız gerekiyor. Çünkü Osmanlı dönemine ait olup, yapıldığı tarihten bugüne orijinal şadırvan musluklarının takılı olduğu şadırvanlar pek azdır. Bu nedenle muslukların tipolojisi hakkında net bilgilere sahip olmak zor olmaktadır. Osmanlı döneminde birden fazla kez şadırvanlar ihya edildiğinde, musluklarda deği- şime uğramıştır.
Adell Armatür Ab-ı Hayat Su Medeniyetleri Koleksiyonunda bulunan ve TİEM envanterine kayıtlı olan 50 adet Osmanlı dönemi şadırvan musluğu üzerinde tetkiklerimizi yaptık.
Şadırvan Musluklarının Dönemselliği
Bugün itibarıyla beylik dönemi veya Osmanlı erken dönem, 16. yy ve öncesi şadırvan muslukları maalesef koleksiyonumuzda bulunmamaktadır. Koleksiyondaki şadırvan musluklarının tetkiklerinde büyük çoğunluğunun 19-20. yy başı, azalan miktar- larda olmak kaydıyla 17-18. yy olanları mevcuttur. Nerdeyse orijinal musluklarına dokunulmamış şadırvan kalmamıştır. Ta- bii burada muslukların belli bir süre sonunda miadlarını doldurup değiştirilmesi gerekliliği, restorasyon sonrası muslukların yenilenmesi, bakır alaşımların değerli olması nedeniyle çalınıp eritilmek üzere hurdacılara satılması vb. nedenlerden dolayı Osmanlı dönemi birçok cami şadırvan muslukları bugün itibarıyla değişmiş durumdadır. Bazılarında eski musluklara benzer yeni yapılmış musluklar, şadırvanın yapıldığı döneme dikkat etmeden gelişi güzel takılmıştır.
Ne mutlu ki bilinçli olarak dönemine uygun şadırvan musluklarının yeniden yapılıp takıldığı şadırvanlarda vardır. Bunlardan biri de Ayasofya Şadırvanının şu anda takılı olan şadırvan musluklarıdır. Şadırvanın yapıldığı 18. yüzyıla uyumlu şadırvan muslukları, aynı zamanda Ayasofya Müzesinin kayıtlı koleksiyoneri olan dostumuz Gökhan Turhan tarafından tarihe saygı ve sorumluluk bilinci ve hayır maksadıyla bilabedel döktürülerek özel olarak imalatı yaptırılmış ve şadırvan muslukları taktırıl- mıştır.
cami şadırvan musluklarının estetik açıdan ve büyüklük olarak caminin büyüklüğünü, ihtişamını yansıttığını söyleyebiliriz.
Daha büyük, havuzlu, köşegenli şadırvan tiplerinde muslukların uzunlukları 15-20 cm, yükseklikleri 10-15 cm mertebesinde, su akış ağız çapları ise 1-2 cm dir. Duvar tipi sıralı şadırvan diğer adıyla Zembil Şadırvanlarda kullanılan musluklar küçük ebatlıdır. Bu muslukların 8-12 cm uzunluğunda, 7-8 cm yüksekliğinde, su akış ağız çaplarının 0.5-1 cm olduğunu görmekteyiz.
Burada şu hususu göz ardı etmemek gerekir: Abdest alırken en önemli husus suyun israf edilmemesiydi. Musluğu fazla aç- mak, vesvese yaparak birden fazla kez abdest alımının tekrarlanması israf kabul edilmiş, hoş karşılanmamıştır. "Akarsu ke- narında bile olsanız suyu israf etmeyiniz.” diyen Hz. Peygamberin öğüdüne uyarak ve genelde özellikle yaz aylarında su ihtiya- cının artması ve su temini zorluğu da düşünülerek şadırvan muslukları mümkün olduğunca küçük, su akış ağızları dar olarak yapılmıştır.
Şadırvan Musluklarının Madeni Yapısı
Osmanlı dönemi şadırvan muslukların madeni yapısına baktığımızda bakır alaşımları olduğunu, 17-18. yy ait muslukların bakır oranı yüksek bakır- kalay alaşımı bronz yapısında olduğu, 19. yy sonu ve 20. yy başı olanların ise halk dilinde görünümü nedeniyle sarı denen ve “pirinç “olarak isimlendirilen bakır oranı daha düşük bakır- çinko alaşımından Süleymaniye işi mus- luklar olduğunu görmekteyiz.
Şadırvan Musluklarının Duvar Bağlantısı İlişkisi
Osmanlı dönemi şadırvan musluklarında duvar bağlantılarında 20. yy başlarına kadar diş açılmamıştır. Direkt su haznesinin olduğu duvar yapısına musluğun çakılması, etrafının harç ile doldurulması söz konusudur. 20. yy başlarından itibaren musluk- lara ince diş diye tabir edilen dıştan diş açılmıştır.
Şadırvan Musluklarında Tasarım Özellikleri
Şadırvan musluklarının tasarımları yapıldıkları dönemlere göre değişkenlik göstermektedir. Dönemsel sanat akımlarından, inanışlardan etkilenmiştir. 17. yy musluklarında daha yalın, burmaları stilize kubbe biçimlidir. Yine 18. yy stilize lale, stilize kubbe biçimlidir. 19. yy örnekleri tetkik edildiğinde burmaları stilize palmet şeklinde bitkisel motifler içermektedir. Bazı örnek- lerde burmalar stilize Mevlevi sikkesi biçimlidir. Su akış ağız yapıları incelendiğinde yalın, şişkince bombeli bir yapıda olduğu, bazılarında ise stilize sarık figürlü olduğu görülmüştür. Şadırvan musluklarında ev tipi veya sokak çeşmelerinde gördüğümüz stilize hayvan başlı musluklar uygun görülmediğinden dolayı kullanılmamıştır. 20. yy başı pirinç şadırvan muslukları tipik Sü- leymaniye işi dediğimiz musluk formundadır. Bazılarında duvar bağlantı kısmında diş açılmıştır.
Şadırvan Musluklarında Burma Çalışma Düzeneği
Osmanlı dönemi şadırvan musluklarının günümüzde olduğu gibi seramik kartuşlu veya contalı salmastra düzenekleri gibi bir yapısı yoktur.
Şadırvan musluğu iki ana bölümden oluşur; burma ve musluk gövdesidir. Burma tabir edilen açma kapama düzeneği konik şekilde musluğun gövdesine oturacak şekilde ve büyüklükte yapılır. Musluğun yüksekliğinde konik olarak yapılan burmanın alt kısmına yaklaşık 0.5 cm yükseklik ve 0.2 cm genişlikte su geçişine izin veren bir pencere yapılır. Su haznesinden musluğa gelen su burma çevirme hareketiyle akar, tekrar çevirdiğinizde su kesilir. Muslukta ayrıca bir contalı salmastra sistemi yok- tur. Musluğun sızdırmazlığı koniklikle sağlanmaktadır. 20. yy başlarından sonra musluklarda salmastralı, contalı sistemlere geçilmiştir.
Şadırvan Musluklarında Markalama
Koleksiyonumuzda henüz üzerinde tarih olan, üretici firmanın adı veya amblemi olan şadırvan musluğumuz yoktur. Sadece Osmanlı dönemi Süleymaniye işi pirinç musluklarda Burma üzerinde Osmanlıca "Birinç” damgası mevcuttur. Başımdan geçen bir anımı nakledeyim. Bundan 8- 10 yıl evvel İstanbul dışından antikacı bir ağabeyimiz heyecanla aradı, Osmanlı dönemi bir musluk var, üzerinde yapan ustanın adı ve tarih var dedi. Çok heyecanlandım. Kargo marifetiyle göndermesini istedim. Musluk geldiğinde hakikaten tam gövde üzerinde Osmanlıca bir yazı vardı. O vakit musluğu aldım. Garo Kürkman Bey’in yanına gittim.
Musluğa baktı, ilginç dedi. Ben bu yazıyı bir yerden hatırlıyorum dedi. Kitaplıktan bir kitap çıkardı. Meşhur saat ustası Eflaki Dede’nin ketebesi. Meğer ki saatin üzerindeki ketebeyi kalıp olarak alıp asit indirme yöntemi ile musluğun gövdesine uygula- mışlar. Musluğu geri gönderdim. Bugün hayıflandığım konu keşke resmini çekseymişim!
Meraklısına Notlar
*Bursa Koza Han avlusunda bulunan şadırvanın üstü mescittir. Oldukça nadir yapılardandır. Altı şadırvan üstü mescid, bilin bakalım burası neresi diye sual konusu olmuştur. Huzur, sükunet, maneviyat ve tarih kokan bir havayı solumak istediğinizde kaçıp Bursa’ya gidiniz. Ve Bursa Koza Han avlusunda bir çay içip şadırvanlı mescidi mutlaka temaşâ edin.
*Yavuz Sultan Selim Han vakti zamanında Dutlu Pınarı Suyunu Konya’ya getirtmiş, Mevlana Dergahı Şadırvanı ve ilave on çeşmeye bu sudan verilmiştir. Bu su yollarının bakımı ve masrafları için “Şadırvan Vakfı”nı kurarak gelir getirecek akarları bu amaçla vakfetmiştir.
* Abdülhadi bin Mehmed Vakfiyesi defterinde kışın soğuk günlerinde Müslümanların şadırvanlarda sıcak suyla abdest alması için düzenleme yapılması istenmiştir.
*Mimar Sinan’ın bazı eserlerinde şadırvanlarda abdest alma yanında su içmek isteyenler için ayrıca bir su yoluyla havuz suyu dışında bir su akıtılmıştır. Buna örnek Edirne Selimiye Camii Şadırvanı içme suyu musluğudur.
*Eskiden kıbleye tekabül eden şadırvan bölümüne musluk konmazmış. Sebebi de velev ki abdest almak isteyen sırtını dönüp saygısızlık yapmış olmasın diyedir. Günümüzde sanıyorum böyle bir uygulama yoktur.
* Şadırvanlardan veya çeşme musluklarının çalınma hadisesi gittikçe artan bir şekilde çoğalmaktadır. Bu olay öyle bir nokta- ya gelmiştir ki bugün musluklar takılıyor, ertesi gün çalınıyor. Bizim insanımıza ne oldu böyle? Allah rahmet eylesin Samiha Ayverdi Hanımefendi’nin deyişiyle “Ne idik, ne olduk?" Yeri gelmişken bir hatıramı nakletmek isterim. Bezmialem Vakıf Gureba Üniversitesi Genel Sekreteri bir gün beni arayarak tarihi öneme haiz bir çeşmelerindeki musluğun eksik olduğunu, güzel bir muslukla buradan tekrar su akıtmak istediklerini söylediler. Koleksiyondaki 60- 70 yıl önce yapılmış musluğu fabrika merkez servisinden çalışanımızı göndererek taktırdık. Hatta musluğu yerinden çıkarmasınlar diye ayrıca sabitlemek için metal çubuk kullanıldı. Beni Genel Sekreter tekrar arayarak teşekkürlerini sunmak üzere davet etti ve beraber hatıra fotoğraf çektirelim dedi. Üzerinden bir iki gün geçmeden yine telefon açtı, özür dileyerek biz gidinceye kadar, musluğun sabitleme parçasıyla bir- likte sökülüp çalındığını ifade etti. Şaştık kaldık!
* İstanbul’un bilinen ilk Şadırvanı Fatih Camii Şerifi Şadırvanıdır.
* Zembil Şadırvanları yani sıralı duvar tipi şadırvanlar ilk defa Mimar Sinan tarafından Süleymaniye Camiinde iki yan cephede 18 musluklu olarak uygulanmıştır. Sonrasında diğer selatin camilerde de yapılmıştır.
*Ayasofya Şadırvanı en güzel abidevi bir şadırvan olup 18. Yüzyılda Sultan I. Mahmud zamanında yapılmıştır. Nefis bir sanat eseridir.
Su diyor ki,
Su nimettir, boşa akıtma.
Temizlik imandandır, unutma!
Şadırvanı temiz tut, batırma Eskiden akardım yabana, Sonra çıkardılar meydana, Cennet mekanı olsun,
Bundan abdest alıp, namaz kılana.
Kaynakça
Arseven, C. E. 1952- Sanat Ansiklopedisi, Cilt IV –Milli Eğitim Basımevi, Sayfa: 1859 Bektaş, C. 2003- Su İnsan- Literatür Yayınları, Sayfa: 107- 111
Çetintaş, S. 1944- İstanbul Ve Mimari Yazıları-Yayına Haz. İsmail Dervişoğlu, 2011- Türk Tarih Kurumu.
Demirağ D.- Erten A.- Şen Mustafa- Suyla Gelen Kültür- İSKİ Yayınları, Sayfa: 152-153
Mart, Dr. H. 2013 2. Baskı - Hz. Peygamberin Hadislerinde Su Merkezli Düşünme Biçiminin Bir Tahlili - Su Medeniyeti Sempozyumu, 2009
Önge, Prof. Dr. Y. 1972- Türk Mimarisinde Selçuk ve Osmanlı Dönemlerinde Su Yapıları- Türk Tarih Kurumu Pala, İ. 2009-Dört Güzeller- Toprak- Su- Hava- Ateş- Alfa Yayınları, Sayfa: 174-176
Pakalın, M. Z 1993- Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Cilt 3- Milli Eğitim Basımevi, Sayfa:303
Şensoy, Dr. F. 2013- Suyu Vakfetmek, Arşiv Belgelerinden Konya Su Vakıflarının Okumak- Su Sempozyum-Konya- 2009 Şerifoğlu, Ö.F.2001- Çeşmeler, Sebiller, Şadırvanlar Su Güzelleri- P Dergisi Sayı: 22, Portakal Yayıncılık, Sayfa: 38-39
Tansuğ, S. 1965- 18.Yüzyılda İstanbul Çeşmeleri ve Ayasofya Şadırvanı- Vakıflar Dergisi, Sayı: VI- Baha Matbaası- Sayfa: 93- 101 Tokay, E. 1951- İstanbul Şadırvanları- İstanbul Matbaacılık- Sayfa: 4-26
Kadın Seccadesi ve Başlığı
Koleksiyon: Gülten Urallı
Dönem: 19. Yüzyıl Sonu Bölge: Tataristan
Dönem: 20. Yüzyıl Bölge: Bursa
"Yadigâr-ı Hüdavendigar" Yazılıdır.)
Koleksiyon: Adell Armatür
Dönem: 20. Yüzyıl Başı Bölge: Bursa
Peşkir
Dönem: 20. Yüzyıl Başı Bölge: Bursa
Dönem: 20. Yüzyıl Bölge: Bursa
Peşkir
(Üzerinde Osmanlı Türkçesiyle Bursa Hatırası Anlamında
"Yadigâr-ı Hüdavendigar " Yazılıdır.)
Dönem: 20. Yüzyıl Bölge: Bursa
"Yadigâr-ı Hüdavendigar " Yazılıdır.)
Dönem: 20. Yüzyıl Başı Bölge: Bursa
Peşkir
(Üzerinde Osmanlı Türkçesiyle Bursa Hatırası Anlamında
"Yadigâr-ı Hüdavendigar" Yazılıdır.)
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Süleymaniye İşi Ebat: Çap 63 cm, Derinlik 12,5 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Pirinç Abdest Leğeni
(Üzerinde Osmanlı Türkçesiyle “Sahibi İmam-ı Evvel Hâzreti Şehriyâr-i Hafız Ahmet Kamili Efendi, [H].1226” Yazılıdır. )
Koleksiyon: Adell Armatür
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Süleymaniye
Ebat: İbrik Yüksekliği 37 cm, Leğen Çapı 61 cm, Leğen Derinliği 13 cm
Bakır İbrik
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Anadolu
Koleksiyon: Adell Armatür
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Süleymaniye Ebat: Yükseklik 60 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Bakır İbrik
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Anadolu, Tokat
Koleksiyon: Adell Armatür
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Sivas Ebat: İbrik Yüksekliği 40 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Bakır İbrik
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: İran
Koleksiyon: Adell Armatür
Dönem: 18. Yüzyıl Bölge: Kastamonu Hamd Allah'adır. İçenlere Rahmet Olsun.” yazılıdır.)
Koleksiyon: Adell Armatür
Bakır İbrik
Dönem: 18. Yüzyıl Sonu Bölge: Erzurum Ebat: İbrik Yüksekliği 40 cm
Koleksiyon: Adell Armatür
Dönem: 19. Yüzyıl Bölge: Anadolu
Koleksiyon: Adell Armatür
“Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini 'Bana hiçbir şeyi ortak koşma;
evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle' diye belirlemiştik.”
(Hac Sûresi 26)
Koleksiyon: Özel Koleksiyon
Bölge: Anadolu Teknik: El Dokuması Dantel
Takke
Bölge: Anadolu Teknik: El Dokuması Dantel
Koleksiyon: Özel Koleksiyon
Bölge: Anadolu Teknik: El Dokuması Dantel
Koleksiyon: Özel Koleksiyon
Takke
Bölge: Anadolu Teknik: El Dokuması Dantel
Koleksiyon: Özel Koleksiyon
Bölge: Anadolu Teknik: El Dokuması Dantel
Koleksiyon: Özel Koleksiyon
Dönem: 19 Yüzyıl Sonu
Türkmen Takkesi
Koleksiyon: Özel Koleksiyon
Dönem: 20. Yüzyıl Bölge: Türkmenistan
Teknik: El İşi
Koleksiyon: Özel Koleksiyon
Dönem: 20. Yüzyıl Bölge: Türkmenistan
Teknik: El İşi
Tatar Takkesi
Koleksiyon: Gülten Urallı
Dönem: 20. Yüzyıl Bölge: Tataristan
Teknik: El İşi
Koleksiyon: Gülten Urallı
Dönem: 20. Yüzyıl Bölge: Başkırdistan
Teknik: El İşi
Mesnevi (II:3175)
Koleksiyon: Adell Armatür
Tür: Gravür Ebat: 13x20 cm
Abdest
nsanların uğur sayarak birtakım taş, boncuk, kemik vb. küçük parçaları bir ipe dizerek üzerlerine takmaları, boyun- larına asarak taşımaları oldukça eskidir. İlk insanların avladıkları hayvanların kemiklerini üzerlerinde taşıdıkları ve bunun uğruna inandıkları söylenir. Daha sonra bu tip takılar düşmandan koruyacağı inancıyla savaşlarda da takılmaya başlanmıştır. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar bulunmaktadır. “Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan’da, MÖ 1000 yıllarında Hindu inanışında rastlandığına dair görüşler ileri sürülür. Tespihin ataları Hindistan’da doğuya sonra Ortadoğu’ya en sonunda da Avrupa’ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hristiyanlık, Hinduizm ve Budizm'de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arasında bölümleri saymada kullanılabilir. Tespihin ortaya çıkmasını hadis kaynaklarında yer alan belli sayıda zikirlerle alâkalı rakamların etkile- diği şüphesizdir. Zikirlerin eksik veya fazla yapılmasının sünnete uygun düşmeyeceğini düşünen Sahâbeden bazıları çakıl taşı, hurma çekirdeği veya ip üzerine atılmış düğümlerle sayıyı belirlemeye çalışırlardı.”
Tespihin Türkler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. İslam dünyasında ise tespihin ilk ortaya çıkışının Sahâbe döneminde başladığını söyleyenler vardır. Bazı mesleklerde gördüğümüz “meslek piri”
yaklaşımı (Örn: Berberlerin piri: Selman-ı Farisi, Terzilerin piri: Hz. İdris, Dericilerin piri: Ahi Evren gibi.) tespihçilikte de kar- şımıza çıkmaktadır. Tespihçiliğin pîri Veysel Karanî kabul edilir ve tespihçi dükkânlarına: “Besmeleyle açılır her gün bizim tezgâhımız Hazret-i Veysel Karanî pîrimiz üstadımız” yazılı levhalar asılırdı.
Onun Hz. Muhammed’in Uhud Savaşı sırasında dişinin kırıldığını duyunca otuz iki dişini kırdığı ve peygamberin kırılan dişiyle bu rakamı otuz üçe tamamladığı rivayet edilmektedir. Bu rivayet halk arasında çeşitlenmiş ve farklı söylencelere dönüşmüştür.
Osmanlıda tespihçiliğin arşiv kayıtları XVI. Yüzyıldan itibaren tutulmaya başlamış, bir sanat halini alması XVII. Yüzyılda gerçek- leşmiştir. İstanbul İslâm dünyasında tespihçiliğin merkeziydi. Türk erkeğinin çok sevdiği bir aksesuar olan tespihin çok yüksek değer taşıyanları vardı. Müzelerde ve özel koleksiyoncular elinde çok değerli tespihler bulunmaktadır. Sarayda özellikle bay- ramlarda hediyeleşme bir gelenekti ve sadrazamların Kadir Geceleri, Padişaha seccade ve tespih takdimi usuldendi. Ramazan davetlerinde diş kirası olarak değerli tespihler de hediye edilirdi.
Tespihin kültürümüzde önemli bir yerinin olduğu, her kişide olmasa da hemen her evde bulunabilecek kadar yaygın olduğu söylenebilir. Bireysel açıdan da tespih taşımanın bir aksesuar, bir gönül işi, bir merak olduğu görülmektedir.
“Besmeleyle açılır her gün bizim tezgâhımız Hazret-i Veysel Karanî pîrimiz üstadımız.”
Dua Taneleri (Tespihler)
TESPİHİN KISA TARİHÇESİ VE KÜLTÜRÜMÜZDE YERİ
lah” diyerek Allah’ı anmak manasını taşır. “Sübha” çekilen tespih veya tespih tanesi anlamına gelir. Sözlükte “suda hızla yüzüp mesafe almak” mânasındaki sebh (sibâha) kökünden türeyen tespih, terim olarak Allah’tan başkasına nisbet edilemez anla- mındadır. Râgıb el-İsfahânî, tespihin terim anlamının kelimenin kökündeki “hızlı biçimde yüzme” mânasıyla alâkalı olduğuna dikkat çekerek bu kavrama “kulun Allah’a ibadet etme niyetiyle her türlü kötülükten hızla uzaklaşması” anlamı verir.
Türkçe manası “Allah’ı tazim etmek, onu noksan sıfatlardan ve ûluhiyetle bağdaşmayan tariflerden tenzih etmek, ululamaktır.
Arındırmak, ırak tutmak, anlamlarına gelen tespih, aynı zamanda yaratılanların Yaratan’ı anma vasıtasıdır.”
Tespih kelimesi Allah’ı zikretmenin yanında zikirlerin sayısını belirlemede kullanılan aletin adı olmuş ve Türkçe’de ses uyumu- na göre “tespih” şekline dönüşmüştür.
Bugün kültürümüzde tespih taşımanın en önemli boyutu dini açıdandır. Bir ipe dizili belli sayıdaki tanelerin elde çekilerek Al- lah’ın hatırlanması, yaratıcıyla adeta iletişime geçilerek kulluğun sunulması, ona göre davranış geliştirmesi gibi yönlendirici, düşündürücü ve bu idrak içinde olmayı kazandıran bir eylem oluşudur.
“Müslümanların kullandığı tespih 33, 99, 100, 500, 1.000 ve 5.000’lik olabilmektedir. Genellikle 99’luklar cami ve evlerde, 500’lük ve 1.000’likler tekkelerde ve dergâhlarda yer alır. Bunların taneleri normal tespih taneleri büyüklüğünde olduğu gibi çok daha büyük olanları da vardır.”
KEHRİBAR
Sıkma Kehribar Tespih, Damla Kehribar Tespih, Ateş Kehribar Tespihler. Kehribar, fosilleşmiş ağaç reçinesidir. Genellikle de kozalaklı ağaçlarda ve tropikal çiçekli ağaçlarda görülür. En kaliteli kehribar, İskandinav ve Baltık Denizi’nden çıkarılmaktadır.
Bazı süs eşyaları ile özellikle teşbih yapımında kullanılan bu maddenin, açık sarıdan kızıla kadar birçok rengi bulunmaktadır.
Tabi sadece rengi değil, madde yapısı da değişkenlik gösterebilmektedir.
Oltu Taşı Tespihler
Oltu taşı, genel olarak Erzurum’un Oltu ilçesinde çıkarılan yarı değerli bir taştır. Bunun yanı sıra Gürcistan’da da çıkarılan Oltu taşının kolay işlenebilme gibi bir özelliği vardır. Bundan dolayı da çeşitli takı ve aksesuarlarda kullanılır. Tespih de bu aksesu- arlardan bir tanesi. Oltu taşından yapılan tespihlerin ünü sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yaygındır.
Abanoz Ağacı Tespih
Genelde Hindistan ve Habeşistan’da yetişen abanoz ağacının farklı türleri Türkiye’de bulunur. Antiseptik, yara ilacı ve özellikle göz hastalıklarında kullanılır. Abanoz, aynı zamanda piyano tuşları yapımında da tercih edilen bir ağaçtır. Boşaltım sistemi ile ilgili rahatsızlıklara da iyi geldiği bilinir.
Kuka Ağacı Tespih
Kuka, tropikal bir ağacın meyvesidir. Hindistan cevizine benzeyen bu meyve, sert bir yapıya sahiptir. Osmanlı döneminde ge- nellikle sağlık sektöründe kullanılırdı. Bunun sebebi de kuka ağaçlarının anti bakteriyel özelliklerinin olmasıdır. Kullanıldıkça kararan ve değeri artan kuka tespihler yaygın olarak kullanılmaktadır.
Öd Ağacı Tespih
Öd ağacının kökü, dalları ve kabuğu hoş kokan bir ağaçtır. Özellikle hekimlikte ve esans yapımında kullanılmıştır. İki kısımdan oluşan öd ağacının bir kısmı tedavilerde, bir kısmı da güzel koku yapımında kullanılır. Daha çok zehirlenmeye karşı faydalı olması, felç hastalığına iyi gelmesi ve mideyi ısıtması ile bilinir.
Pelesenk Tespih
Pelesenk ağacı genellikle Kızıldeniz kıyıları, Hindistan, Madagaskar, Senegal gibi sıcak yerlerde yetişir. Kışın yapraklarını dök- meyen bu ağaç, doğramacılıkta sıklıkla kullanılır. Ülkemizde ise yetişmez. Vatanı; Güney Asya, Amerika ve Uzak Doğu’dur. Pele- senk, değerli bir ahşaptır ve heykel, süs eşyası, pipo, tespih gibi eşyalarda da kullanılır. Gemilerde pervane olarak kullanılması da ne denli güçlü bir ağaç olduğunun en büyük kanıtlarından biridir.
Azobe Tespih
Afrika’nın bilinen en sert ağaçlarından bir tanesi ve çok kıymetli olan Azobe, temin etmesi güç bir ağaçtır. Türkiye’de de nadir görülen bir ağaç türüdür. Doğal yaşama ortamı su tropikal veya tropikal nemli ova ormanlarıdır. Gana’da, Kaku adıyla bilinen azobe, yaygın olarak köprü ve demiryolu yapımında kullanılır. Tespih yapımında ise yaygın olarak ağacın gövde kısmına ihtiyaç duyulur.
Bocote Tespih
Tropikal iklimlerde görülür ve dokusu düzgün yapıdadır. İşlenmesi oldukça zordur. Bu nedenle “bocote” malzemenin tespihe dönüştürülmesi de yoğun emek ister.
Ceviz Ağacı Tespih
Ceviz, cevizgiller familyasından tek tüysü yaprakları karşılıklı dizilmiş ve aromatik kokulu ağaç türlerinin ortak adıdır. Kışın yapraklarını döken cevizin özü koyu, dış kısmı açık renkli, ağır ve güzel cila kabul eden odunları vardır.
Demirhindi Tespih
Adı, Arapça’da “Hint hurması” olarak bilinen Tamr-i Hindi'den gelen Demirhindi, 10-25 m boyunda büyük bir ağaçtır. Eski Yunanlılar ve Mısırlıların Milattan Önce 4. yüzyılda kullanmaya başladıkları ağaç, Osmanlı’da tıp ve mutfak alanlarında da kullanılmıştır. Yaygın olarak meyvesinden faydalanılmış ve baharat yapımında faydalanılmıştır. Dayanıklı ve sert yapısıyla tes- pih yapımında da çokça kullanılmaktadır.
iklimlere özgü farklı bir ağaçtır. 19. yüzyılda işlenmeye başlanan ağaç, ilk olarak İngilizler tarafından mobilya üretiminde kul- lanılmıştır.
Maun Ağacı Tespih
Maun, “Swietenia Mahogani” ağacının tahtasına verilen isim olmakla beraber, çeşitli türlerden koyu renkli ağaçlara verilen ge- nel bir addır. Çok uzun boylu bir ağaç olan maun, parlak, kırmızımsı ve sert kerestesi olan büyük orman ağacıdır. Büyük tüysü yaprakları ve salkımlar oluşturan küçük çiçekleri vardır. Dayanıklı bir ahşap türü olan maun, 18. yüzyıl başlarından bu yana çeşitli aksesuarlarla birlikte tespih yapımında da özellikle tercih edilen bir malzemedir.
Narçıl Tespih
Narçıl, bir dönem, Hindistan’da bol miktarda yetişen büyük cins Hindistan cevizinin kuruyup koyulaşan sütüne verilen isimdir.
Dünyada yalnızca Hint Okyanusu’nda yetişen ve on yılda olgunlaşan bir tür Hindistan cevizinin katılaşmış süte benzer özüdür.
Narçılı oluşturan meyve aynı zamanda dünyanın en büyük meyvesi (20-25 kilo) olarak da bilinir.
Palmiye Tespih
Tropik iklimlerde yetişen ve hoş görüntü oluşturan ağaçların ortak adıdır. Birçok türü vardır. Daha çok Akdeniz ülkelerinde bir süs bitkisi olarak yetiştirilen palmiyeler, kozmetik, içecek ve çeşitli eşya yapımında kullanılır. Konik gövde yapısına sahip palmiyelerin hemen hiç dalları yoktur. En büyükleri 30 metreye kadar yükselebilmektedir. Özellikle tespih yapımında aranılan bir malzeme olan palmiye ağacı kadifemsidir. Palmiye tespihler eldeki mikrobu temizleme özelliğine sahiptir, dezenfekten görevi görür.
Sandal Ağacı
Sandal ağacı, Santalaceae familyasından tropikal, 100 yaşına kadar yaşayabilen, uzun ömürlü bir ağaçtır. Hoş bir kokuya sahiptir. Son yıllarda yoğun ağaç kesimi nedeniyle tehlike altında olduğu bilinmektedir. Boyu 4 ila 9 metre arasında değişen sandal ağacı, oldukça uzun ömürlü olmasıyla bilinir. İnce ve mızrak biçiminde dalları vardır. Hoş kokulu yapısı nedeniyle parfü- meride ve tütsü üretiminde yaygın olarak kullanılır. Tespih yapımında ise tohumu kullanılan malzemenin, sakinleştirici kokusu özel tercih sebebidir. Sandal ağacının anavatanı Hindistan yarımadası, Avustralya ve doğu Endonezya'dır. Günümüzde ise Çin, Sri Lanka, Filipinler gibi çeşitli ülkelerin ormanlarına yayılmıştır.
Tür: Bağa
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih
Tür: Bağa
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Bağa
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih
Tür: Bağa
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Damla Kehribar
Tespih
Tür: Fildişi
Tür: Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Tür: Kehribar
Tespih
Tür: Kehribar
Tespih
Tür: Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih
Tür: Kuvars
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Kuvars
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih
Tür: Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Osmanlı Sıkma Kehribar
Tür: Damla Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Dönem: 19 Yüzyıl Sonu
Tür: Damla Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih
Tür: Damla Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih
Tür: Damla Kehribar
Tür: Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Fildişi
Tespih
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Fildişi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Tür: Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Tür: Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Tür: Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Balık Dişi - Fildişi
Tespih
Tür: Balık Dişi - Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Balık Dişi - Fildişi
Tespih
Tür: Fildişi
Tür: Kehribar
Tespih
Tür: Kehribar
Tür: Sıkma Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Sıkma Kehribar
Tespih
Tür: Sıkma Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tespih Uçları
Tespih
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Yıldız Taşı
Tespih
Tür: Sıkma Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Tür: Sıkma Kehribar
Tespih
Tür: Sıkma Kehribar
Koleksiyon: Mehmet Çebi
Koleksiyon: Mehmet Çebi