CUMHURİYET
I
i
1L5
i n c i
öl l ü m
y ı l İd ö n ü m ü n d ■e i
~1
--- --- r
MEHMED AKİF
Yedi kitablık «Safahat» m birin cisi 1911 de çıktığı zaman biz Da
rülfünunda talebe idik. Yalnız
mektebe değil, mekteb kadar Türk Ocağına da devam ediyoruz. O za manlar Mehmed A kif daha çok bir , din şairi olarak görülüyordu. Türk | Ocağı Reisi Hamdullah Suphi de o zamanki romantik havaya uygun parıltılı hitabetile milliyet cereya nının bayraktarlığını yapmaktadır.
«Safahat» m intişarım öyle bir
milliyetçinin göklere çıkararak
methetmesi umumî bir hayret u - yandırdı. Bu hayret iki tane Meh
med A k if olduğunu unutmaktan
ileri geliyordu şüphesiz.
Evet iki A kif vardı: Biri «Vâız olan», öteki «biz olan». İmparator luk zamanında birinci A kif önde, İkincisi birazcık arkadaydı. Namık Kemal gibi şeyda bir millet şairi hasıl vatanın bütünlüğü end:şesile Türk yerine «m illet-i hâkime» de yip duruyorsa vatanperver Akif de j gene o endişe ile çeşidli İslâm ka- j yünlerini yekpare bir kardeşlikle I perçinlemek için dini milliyet yap- | mek uğruna haykırıyordu: ı Hani milliyetin İslâm idi kavmiyyet
i ne?
Bu, «kavm iyyet» dediği ırkı red detmekti. İmparatorluktaki çeşidli müslüman milletleri ırkçılık yap mağa kalkarlarsa bu. vatanı parça
lamak olurdu. Onun için kendi
mensub olduğu ırka bile bütün öf- kesile çıkışıyor:
Amavudluk ne demek, var mı şeriatte yeri? Hele Aralılar, onlar ki imparator luk içinde bizden de kalabalıktılar; eğer onlar da İslâmlığın birleştirici kardeşlik bağını koparmağa kalkar larsa bu her iki milletin yani bütün vatanın mahvı olacaktır. Şair inana inana bu korkunç tehlikeyi söyler: Ne Arablık, ne de Türklük kalacak aç gözünü: Balkan faciasında Rumeh'yi, B i rinci Cihan Harbinde imparatorlu ğu kaybettik. Ne Am avudluk kal dı, ne Arab ülkeleri. Cihan Haıbi
galibleri imparatorluğu yıkmakla
kanmıyarak Anadoluyu da yıkmak istediler. Mehmed A k if derhal A - nadoludadır. Manzumelerde kalb- leri şahlandırıp beldeden beldeye telkinlerde halkı aydınlatıyor. «İs tiklâl marşı» şairi:
Ebediyen sana yok, ırkıma yek izmihlal Diye ilk defa «ırk» ı şi’rine alı yor. O manzume ne yalnız bir marş, ne yalnız bir güfte, ne yalnız bir şiir; hayır o manzume, herşeyin üs ■ tünde, imanın • nurunu dalgalandı ran bir bayraktı. 21 nisan 1922 de
rahmetli Yunus Nadinin «Yeni
Gün» gazetesinde başmakale ola rak- çıkan «İki- bah,ar ve ik i gazi» yazısının son kısmında Osman Ga zi de Gazi Mustafa Kemali altı as rın iki ucundan bîrbirlerile konuş tururken birinci Gazi ikinci Gazi
ye: «Türbemi Yunandan, İzmiri
mavi - beyazdan, İstanbulu son ha
fidimden ne zaman kurtkrarak-
sın?» diye sorduğu zaman ikin :i Gazinin cevabını M"hmed Akifin ağzından şu mısra de vermiştim:
— Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakııı.
r
ı
«"""■o* Y^zan:
İSM AİL HABİB SEVUK
İ
«İstiklâl marşı» şairinin mihman edildiği Tacüddin dergâhında «ul v î» sıfatına hak kazanmış ne gü
zel geceler geçiriyorduk. Çünkü
şair bize yaratmakta olduğu «A - sım» i okuyordu. Bu kitabı vecıdli bir hazla dinledikçe yepyeni bir A k if görüyordum. «Vâız olan» A - kif büsbütün ortadan çekilip «biz olan» A kif bütün hevbetile m ey dana çıkmıştı. O ne kitab o: Demir çubukları bükmekten bin kat güç
olan cam çubukları bükmektir.
«Asım » da Türk aruzunun mısra ları da öyle bükülüyordu. Bu kitab bütün şiir âlemimizde «nev’i şah sına münhasır» bir hüviyet sahibi: Daimî bir teselsül içinde, baştan so na kadar muhavereli, kendi de k ö se imam arasında hayata, hâdisele re, cemiyet meselelerine, memleket
davalarına, büyük taraflarımızla
küçük taraflarımıza, mazideki haş metle haldeki yoksulluğa, Balkın fecaatine karşı Çanakkale şeharne- tinin destanına, hulâsa yıkılan âlem le doğacak âleme bakan kül halin de bir eser. «A sım » yalnız bir k i tab değil bir mimarî yapıdır.
Dindar Mehmed A kif şiir denen büyüyü dinin inbiğinden bir iksir çeker gibi çıkarmanın sırrma erdi. Ona kadar bütün «na’t» 1ar mücer- red mefhumlardı. Halbuki Peygam berimiz onun şi’rinde müşahhaslaş- mış bir hakikattir. Balkan faciası nın karanlık matemlerinde «M ev- lid» gecesi, sanki karşısında otu ran peygamberin dizlerine kapana rak ellerini öpüp milleti için yal vardığım görüyoruz:
Allah için eyN ebyy-i ma’sum, İslâmî bırakma böyle bîkes,
İslâmî bırakma böyle mazlum.
«Bir gece» isimli şi’rinde de Peygamberin doğması gibi yeryüzü tarihinin şüphesiz en büyük vaka sına sanki en heybetli bir romana başlar gibi haş’ ıyor:
On dört asır evvel gene bir böyle j geceydi:
j
Kumdan ayın on dördü bir öksüz Içıkıverdi,
j
Akifin şiir kıymetine en inandın- j cı iki şehadeti ona en zıd olan iki 1 şairimizin sözlerde anlatayım: Bun ı lardan biri Ahmed Haşimdir. O ki hem dil, hem kanaat, hem şiir te- ; lâkkisi itibarile Akife karşı en aynı I rı bir kutubda bulunuyor. Ö yley ken «Akşam » gazetesinin 4 şubat 1926 tarihli nüshasında bizim «Türkteceddüd edebiyatı tarihi» nden
bahsederken aynen sunu yazdı: «Bu eserde bazı göbekli ve enseli m ü him zevata karşı itinasız olan m ü ellif, faraza, valnız şair olan Akifin şi’ri karşısında dikkat ve hürmetle tevakkuf etmiştir.»
Akifi beğenen d fieri. Ahmed Ha- şime nisbetle onr*?n kat kat daha zıd olan Nâzım Hikmet'ir. K om ü nistliği icabı dir.riz olduğu için ideoloji it’barile ona yalnız aykırı değil kanlı bıçaklı düşman bulu nan Nâzım Hikmet «Desten» inin Dumlupmar taanuzuna aid kısmın da onun şairliği için şunları- yazar: Vaka büyük taarruzdan beş daki ka önce başlıyor.
Saat beşe on var. Kırk dakika sonra şafak Sökerek.
«Korkma sönmez bu şafaklarda
al sancak» Bilmem nasıl anlatsam,
A kif inanmış adam, Biiyük şair.
.
Hayatının son demlerinde vıllar dır o kadar hasretini çekip durdu ğu İstanbula gelmeden önce onu: üç beyıtlik küçük bir şi’ri geldi Yusuf Zinanın neşrettiği bir der gide çıkan «Resmim için» baslıkl bu şiir mızrabsız nağme gibi ke'ıi melerin gövdelerini eritip ruh ke silmiş bir şeydi. Fotoğrafı çekilir ken gölgesi yere vurmuş. Kendis hayat yükünü, hicran içinde, do
ğup büyüdüğü Îstanbuldan uza!
taşıyıp dururken gölgesi toprağ
kavuştu, öyle mi?
Şu serilmiş görünen gölgeme im renmedey'm Ne saadet? Hani ondan bile mah rumam ben Evet gölgesi mesud, kendisi ise Daha bir müddet eminim bu hava tın yükiinii Dizlerim titriyerek ç e ^ n c e mah kûmum ben Tek emeli şu: O kadar özlediğ o toprağa o kadar candan sevdiği
İstanbulda kavuşma. Erenköy üne
tren bileti ister gibi ölümü o kadar sükûnetle isteyişi hunTan;
Çöz de, yarab, yükümün kördüğüm olmııs bacını, Bana çok görme nihayet bir avuç toprağını. Ertesi sene İstanbula kavuştu. Fakat Şişli Sıhhat Yurdunda yat maktadır. İlk ziyaretimde bu şi’ri okuvorum. İTçüncü mısradaki «bir m üdd-t» ke’ trtıesi dergide «bir kaç y ıl» dive çıkmıştı. Ben şi’ri bitirin ce gözleri parlıyarak «aman dedi biı kaç yıl nasıl diyebilirim, doğrusu daha bir müddet» dedi ve sabiden bir miıddetcik sonra ölüverdi. Ölü verdi demek de ne demek? Onur yedi kitabı Türk dili durdukça n e silleri vasatıp duracak. Ne kadaı vasıyan var ki yaşadıklarım biler yok. O ki yaşatandır, yaşatmaklar daha kuvvetli yaşayış cVmaz. BSy leşine öldü denir mi? Varol azi: şairimiz.