T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
DİŞİ ANKARA TAVŞANLARININ HARDER BEZİ ÜZERİNDE
HİSTOLOJİK VE HİSTOKİMYASAL ÇALIŞMALAR
Oğuzhan KUŞCU
YÜKSEK LİSANS TEZİ
HĠSTOLOJĠ VE EMBRĠYOLOJĠ ANABĠLĠM DALI
Danışman
Yrd. Doç. Dr. Murat BOYDAK
2 T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
DİŞİ ANKARA TAVŞANLARININ HARDER BEZİ ÜZERİNDE
HİSTOLOJİK VE HİSTOKİMYASAL ÇALIŞMALAR
Oğuzhan KUŞCU
YÜKSEK LİSANS TEZİ
HĠSTOLOJĠ VE EMBRĠYOLOJĠ ANABĠLĠM DALI
Danışman
Yrd. Doç. Dr. Murat BOYDAK
Bu araĢtırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel AraĢtırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 09202030 proje numarası ile desteklenmiĢtir.
i
i. ÖNSÖZ
Bu çalıĢma diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin histolojik yapısının aydınlatılması, gözün lokal bağıĢıklığına muhtemel katkılarının değerlendirilmesi ve bu bölgede gerçekleĢtirilecek olan lokal müdahalelere yardımcı olabilecek histolojik
bilgi birikimine katkıda bulunması hedeflenerek yapılmıĢtır.
Bu çalıĢmanın gerçekleĢtirilmesinde bilgi ve deneyimlerinden faydalandığım Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim üyeleri Prof. Dr. Hasan Hüseyin DÖNMEZ, Doç. Dr. Emrah SUR, Yrd. Doç. Dr.Yasemin ÖZNURLU ve ArĢ. Gör. Dr. Tuba ÖZAYDIN‟a; materyal temini konusunda desteklerini esirgemeyen Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalının tüm öğretim üyelerine ve çalıĢanlarına teĢekkür ederim.
ii. İÇİNDEKİLER SİMGELER VE KISALTMALAR 1. GİRİŞ 1 2. GEREÇ VE YÖNTEM 9 2.1. Doku örnekleri 9 2.2. Yöntem 9 2.2.1. Parafin kesitler 9
2.2.2. Dondurma mikrotomu kesitleri 10
3. BULGULAR 11 4. TARTIŞMA 21 5. SONUÇ VE ÖNERİLER 25 6. ÖZET 27 7. SUMMARY 29 8. KAYNAKLAR 30 9. ÖZGEÇMİŞ 34
iii
iii. SİMGELER VE KISALTMALAR
GPTP Glandula palpebra tertia profundus
GPTS Glandula palpebra tertia superficialis
PT Palpebra tertia
KPT Kartilago palpebra tertia
AB Alsiyan Blue
PAS Periyodik asit Schiff
PAS/AB Periyodik asit Schiff / Alsiyan Blue
PB Pembe lop BZ Beyaz lop AR Ara lop ak Akıtıcı kanal sg Salgı granülü KG Korpus glandule
ili Ġnterlobuler intersitisyum
bd Bağ doku
kd Kan damarı
myh Miyoepitel hücresi
ph Plazma hücresi
1. GİRİŞ
Palpebra tertia‟nın kartilagosu (KPT) ile kornea arasında yerleĢmiĢ olan gl. palpebra tertia profundus yani Harder bezi, ilk kez John Jacob Harder (1694) tarafından tanımlandığından bu isimle anılmaktadır. Harder (1694) bu bezi ilk defa geyik ve alageyiğin orbitasında bulmuĢ ve “Glandula nova lacrimalis” olarak isimlendirmiĢtir. Zira araĢtırıcının yaĢadığı dönemde orbital boĢluktaki gl. lakrimalis‟in varlığı bilinmekle birlikte, henüz kesin bir isimlendirme yapılmadığından, glandula innominata olarak anılmaktaydı. AraĢtırıcı ilk defa membrana niktitanstaki glandula niktitans yakınında yeni bir bezi, yani glandula nova lakrimalis‟i tanımlamıĢ ve daha sonraları bu araĢtırıcının adına izafeten de söz konusu bez, Harder bezi olarak isimlendirilmiĢtir. Harder (1694), daha sonra yapmıĢ olduğu çalıĢmalarda, bezin sadece memelilere özgü olmadığını; bu türler dıĢında kanatlı, reptilya ve amfibilerde de bulunduğunu tespit etmiĢtir (Sakai 1981, Olcese ve Vesche 1989, Payne 1994, Willem ve ark 2007).
Harder bezi özellikle membrana nictitans‟a sahip olan çoğu karada yaĢayan türlerin oküler orbitası içinde lokalize olmuĢ bileĢik tubuloalveolar (Sabry ve Al-Ghaith 2000; Pradidarcheep ve ark. 2003, Marcos ve Affanni 2005, Munkeby ve ark. 2006, Khan ve ark. 2007, Ortiz ve ark. 2007) veya bileĢik tubuler (Schwarz-Karsten 1937, Paule ve ark 1955, Bloom ve Fawcett 1975) bir bezdir. Harder bezinin maymunlarda rudimenter, insan fötüslerinde 11. haftadan baĢlayarak 30. haftaya kadar bulunduğu ve eriĢkin insanlarda rudimenter olduğu bildirilmiĢtir (Kennedy 1970).
Harder bezi ile nictitant bez farklı histolojik özellikleri olan ve günümüzde
birbirlerinden ayrı iki yapı olarak kabul edilen bezlerdir (Olcese ve Wesche 1989). Lowenthal (1892b, 1896), on değiĢik memeli türünde bu bezleri histolojik olarak incelemiĢtir. AraĢtırıcıya göre Harder bezi ile nictitant bez arasındaki önemli farklar:
1. Harder bezi tek bir akıtıcı kanala, nictitant bez ise birden fazla akıtıcı kanala sahiptir.
2 2. Harder bezi, nictitant bezin üçüncü göz kapağı kıkırdağı (kartilago palpebra tertia) ile daha sıkı bağlantısı nedeniyle kolayca ayırt edilmektedir.
3. Harder bezinin korpus glandulelerinin glanduler lümenleri nictitant bezinkilere göre çok daha geniĢtir.
Lowenthal‟ın (1892a, 1892b, 1896) belirlediği yukarıdaki kriterler esas alınarak, iki bez birbirinden tamamen ayrı yapılar olarak ele alınmakta ve Harder bezi, glandula palpebra tertia profundus (GPTP) ve nictitant bez de glandula palpebra tertia superficialis (GPTS) olarak kabul edilmektedir.
Memelilerin Harder bezi üzerinde yapılan araĢtırmalar çoğunlukla kemiricilerin (Grafflin 1942, Schneir ve Hayes 1951, Christensen ve Dam 1953, Cohn 1955, Paule ve ark. 1955, Chiquoine 1958, Björkman ve ark 1960, Kennedy 1970, Norwell ve Clabough 1972, Bucana ve Nadakavukaren 1973, Jost ve ark. 1974, Brownscheidle ve Niewenhuis 1978, Lin ve Nadakavukaren 1979, Watanabe 1980, Wooding 1980, Johnston ve ark. 1985, Chieffi ve ark. 1990, Kühnel 1992, Lopez ve ark. 1992, Yasmina 1992, 1994, Shanas ve ark. 1996, Shirama ve ark. 1996, 1997) bezleri üzerinde yoğunlaĢmıĢtır. Çoğunluğu laboratuvarlarda deney hayvanı olarak kullanılan bu hayvanlar çok iyi geliĢmiĢ Harder bezlerine sahiptirler. Bu türlerde bezin sitolojik yapısı, biyokimyasal özellikleri ve muhtemel fonksiyonları üzerinde çalıĢılmıĢtır.
Harder bezinin salgılama tarzı üzerinde de uzun yıllar araĢtırıcılar arasında ortak bir görüĢe varılamamıĢ; ancak 1960‟tan sonra yapılan çalıĢmalarda (Woodhouse ve Rhodin 1963, Brownschidle ve Niewenhuis 1978, Watanabe 1980, Johnston ve ark 1985, Maxwell ve ark. 1986) salgılamanın merokrin tarzda gerçekleĢtiği kabul edilmiĢtir. Salgı materyali hayvan türlerine göre farklı özellikler göstermekle birlikte; genelde lipoidal karakterdedir. Harder bezinin fizyolojik fonksiyonları hala tam olarak aydınlatılamamıĢtır. Salgısının, membrana niktitans ve/veya kornea‟nın nemli tutulmasında önemli rol oynadığı bildirilmektedir (Sakai 1981, Olcese ve Vesche 1989, Payne 1994). Son zamanlarda yapılan çalıĢmalarda (Sakai 1992, Payne ve ark 1992), Harder bezinin farklı biyokimyasal ve fizyolojik özellikleri de ortaya çıkarılmıĢtır. Bunlar arasında seksüel dimorfizm,
fotosensitivite, hormon sentezi, davranıĢların termoregülasyonuna yardımcı olma, reprodüktif fonksiyonların düzenlenmesi ve feromonların üretilmesi sayılmaktadır.
Cohn (1955), Harder bezinin histolojik yapısının, endokrin bezlerinkine büyük benzerlik gösterdiğini ileri sürmüĢtür. Aynı araĢtırıcı (Cohn 1955), bezin salgılama Ģekli hakkında araĢtırıcılar arasında farklı görüĢler bulunduğunu vurgulamaktadır. Cohn (1955)‟ın bu görüĢlerine Tsutsumi ve ark (1966)‟ları da katılmaktadır. Nitekim ilk önceleri bezin deri bezlerine benzer olduğu ve apokrin salgılama yaptığı kabul edilmiĢtir (Tsutsumi ve ark. 1966). Bununla birlikte Woodhouse ve Rhodin (1963) tarafından yapılan elektron mikroskopik çalıĢmalarda sekresyonun merokrin tarzda olduğu sonucuna varılmıĢtır. Daha sonraki çalıĢmalarda da bu görüĢü destekleyen bulgular elde edilmiĢtir (Brownschidle ve Niewenhuis 1978, Watanabe 1980, Maxwell ve ark. 1986). Johnston ve ark. (1985) gibi Sakai ve Yohro (1981)‟da, kemirici Harder bezinde sekresyonun merokrin tarzda olduğunu bildirmiĢlerdir. Björkman ve ark. (1960), ise tavĢanlardaki salgılamanın holokrin veya apokrin tarzda olduğunu destekleyecek kanıtlara ulaĢamamıĢlardır. Kühnel (1971) ise salgılamanın merokrin türde olduğunu ifade etmektedir.
Son yıllardaki çalıĢma (Sakai 1981, Sakai ve Yohro 1981, Olcese ve Wesche 1989, Sakai 1992, Payne 1994, Shirama ve ark. 1996, 1997, Willem 2007) sonuçlarına göre: Memeli Harder bezi, oküler bezler arasında tubuloalveolar sonlanmalara sahip olan ve lipid karakterdeki salgısını merokrin mekanizmayla salgılayan bir bezdir.
Sakai (1981), yunuslar, marslar, ıslıklı tavĢanlar, tarla fareleri, ev fareleri ve adi kırmızı diĢli Avrupa sıçanları (soreks) üzerinde yaptığı bir çalıĢmada, bu türlerin Harder bezlerinin en belirgin ortak histolojik özelliklerini üç madde ile özetlemiĢtir. Bunlar:
1. Korpus glanduleleri alveolar ya da tubuloalveolar özelliktedir ve lümenleri geniĢtir.
4 3. Bez, sıkı biçimde paketlenmiĢ korpus glandulelerden ve interlobuler akıtıcı kanallardan oluĢan belirgin lopçuklar Ģekillendirir.
Brownscheidle ve Niewenhuis (1978)‟un albino ratlar ve Watanabe (1980)‟nin fareler üzerinde yaptıkları çalıĢmalarda, Harder bezinde Tip A ve B olmak üzere iki farklı epitel tipinin
bulunduğunu bildirmektedirler. Aynı araĢtırıcılar (Brownscheidle ve Niewenhuis 1978, Watanabe 1980), Tip A hücrelerinin Tip B‟lerden daha fazla sayıda olup; lipid benzeri ve filamentöz bir madde içeren iri salgı granülleri içerdikleri halde, Tip B hücrelerinin çoğunlukla küçük salgı granülleri içerdiklerini ve her iki tip hücrenin de apikal yüzlerinde kısa mikrovilluslara sahip olduklarını bildirmiĢlerdir. Bu hücreler açık ve koyu hücreler olarakta tanımlanmaktadır
(Woodhouse ve Rhodin 1963, Tsutsumi ve ark 1966, Bucana ve Nadakavukaren 1973). Ancak bu iki hücre tipinin, preparat hazırlanması esnasında oluĢan hatalara bağlı olarak ortaya çıktığını ileri süren araĢtırıcılar (Chemes ve ark. 1977, Sinowartz ve Amselgrober 1986) olduğu gibi; bazı araĢtırıcılar da (Tsutsimi ve ark 1966, Lopez ve ark 1992) her iki hücre tipinin, metabolik ya da hücre aktivitelerini farklı durumlarda göstermesi olarak bildirmektedirler.
Kemiricilerin Harder bezlerinin korpus glanduleleri Tip A ve B hücrelerinin her iki tipini de içermektedir (Sakai 1981). Ġkinci tip sekretorik hücreler erkek hamsterlerde (Paule ve ark. 1955), ratlarda (Grafflin 1942, Brownscheidle ve Niewenhuis 1978), ev farelerinde (Woodhouse ve Rhodin 1963, Watanabe 1980), tarla farelerinde (Sakai 1981) gözlenirken; Tip A hücreleri ise diĢi hamsterlerde (Paule ve ark.1955), antilop farelerde (Sakai ve Yohro 1981) ve kobaylarda (Sakai 1981) gözlenmektedir. TavĢanlarda bezin, beyaz ve kırmızı bölümlerinde her iki sekretorik hücre tipinin de mevcut olduğu bildirilmektedir (Björkman ve ark. 1960, Kühnel 1971, Jost ve ark. 1974, Wooding 1980 ).
Loewenthal (1892a) ilk kez kirpinin Harder bezinin histolojisini tanımladığı makalesiyle bez üzerinde hazırlanmıĢ ilk makaleyi yayımlamıĢ ve daha sonra yaptığı bir çalıĢmada ise (Loewenthal 1892b) beyaz fare, rat, kobay, domuz, buzağı, koyun ve atın Harder bezlerinin histolojisi hakkında önemli bilgiler vermiĢtir. Her iki yayında da bağ doku ve sekretorik epitel arasında düzleĢmiĢ, yassı bir çekirdeğin varlığını bildirilmiĢ ancak bunların miyoepitel hücreleri olarak isimlendirmesini yapmamıĢtır (Loewenthal 1892a, b). Daha sonraki 20 yıl içinde Harder bezinin histolojisi ve embriyolojisi çok sayıda araĢtırıcı tarafından (Loewenthal 1896, 1900, Taddei 1900, Sundwall 1907, Loewenthal 1912, 1913a, 1913b, Mobilio 1913, Hauschild 1914, Loewenthal 1916, Mukai 1926, Davis 1929) çalıĢılmıĢ ancak bu çalıĢmalarda da miyoepitel hücrelerinden bahsedilmemektedir.
Hauschild (1914), ilk kez bu hücrelerden bahsetmekle birlikte, bağ doku hücreleri olarak identifiye etmiĢtir. Harder bezi üzerinde histokimyasal çalıĢmalar yapan araĢtırıcılar (Küc-Staniszewska 1914, Grafflin 1942, Cohn 1955) da miyoepitelyal hücrelerden bahsedememektedirler. Ġlk kez Derrien ve Turchini (1924) tarafından yapılan bir çalıĢmada, ratın Harder bezinde miyoepitel hücreler tanımlanmaktadır.
Sakai (1981) tavĢanlarda ve hamsterlerde, sinir sonlanmalarının korpus glandule hücreleriyle veya miyoepitel hücreleri ile iliĢki içerisinde olduğunu bildirmiĢtir. Devede (Fathel-Bab ve ark. 1991), hindide (Maxwell ve ark. 1986), evcil kanatlılarda (Rothwell ve ark. 1972), miyoepitel hücrelerinin, salgı epitelleri ve bunların bazal laminası arasında lokalize oldukları bildirilmektedir. Möllendorf (1927), miyoepitel hücrelerinin; tükürük, ter, meme ve lacrimal bezlerdeki gibi bir pozisyona sahip olduklarını yani, bazal membran ve salgı epiteli arasında yerleĢmiĢ olduklarını tespit etmiĢtir. Chiquoine (1958), bu hücreleri, salgısal epitel hücreleri ile bazal membran arasında yerleĢmiĢ olan, bir çekirdek ve çok sayıda sitoplazmik uzantıları olan yıldız veya örümcek Ģeklindeki hücreler olarak tanımlamıĢtır. Aynı araĢtırıcı (Chiquoine 1958), faz - kontrast mikroskobu ile miyoepitel hücrelerinin çekirdeklerinin çok iyi ayırt edildiğini bildirmiĢtir.
Birçok araĢtırıcı (Shinoda 1958, Sakai 1981, Payne 1994, Willem 2007) Harder bezinin tek bir akıtıcı kanalının bulunduğu halde, lacrimal bezde ve süperfisiyal bezin (nictitant) çok sayıda akıtıcı kanala sahip olduklarını bildirmiĢlerdir (Sakai 1981). Loewenthal (1896), Harder bezini ve nictitant bezi değiĢik memeli türlerinde (kedi, köpek, koyun, buzağı, at, domuz, tavĢan, kirpi, kobay ve beyaz fare) incelemiĢ ve bunların ayırt edilmesinde akıtıcı kanalların sayısının da önemli bir kriter olabileceğini ileri sürmüĢtür. Geyiklerde yapılan bir çalıĢmada (Meissner 1900), Harder bezinin tek olan akıtıcı kanalının çatallanarak iki noktada palpebra tertia (PT)‟nın bulbar yüzüne açıldığı bildirilmiĢtir. Pütter (1903), balinaların Harder bezinin de çok sayıda akıtıcı kanala sahip olduğunu tespit etmiĢtir.
Sakai (1981), Harder bezinin salgıyı akıtan kanallarının fazla dikkate alınmaması gerektiğini; zira yapılarının baĢlangıç yerlerinin ve sayı çarkının türler arasında önemli değiĢiklikler gösterdiğini bildirmektedir. AraĢtırıcı (Sakai 1981), PT‟ya açılıĢ yerlerindeki farklılıktan dolayı, Harder bezinin PT‟dan bağımsız bir yapı olduğunu ileri sürmektedir.
6
King ve McLelland (1984) ile Wight ve ark. (1971) Harder bezinde bursa Fabricii‟den köken alan plazma hücrelerinin bulunduğunu bildirmektedirler. Bu hücreler gözün lokal antijenik stimülasyonunda primer yanıt olarak antikorları üretir ve böylece enfeksiyonlara karĢı gözü korur (King ve McLelland 1984). Bunun yanı sıra evcil kanatlılarda, Harder bezinin bursa Fabricii‟ye alternatif bir merkezi lenfoid organ olduğu ileri sürülmektedir (Glick ve Olah 1981). Kanatlıların Harder bezindeki plazma hücreleri, interlobuler bağ dokusunda lokalize olmaktadırlar. Burada yapılan B-lenfositlerinin, sekonder lenfoid organlara göç ettikleri ileri sürülmektedir (Bang ve Bang 1968, Aitken ve Survashe 1977). Rothwell ve ark. (1972), kümes hayvanlarındaki plazma hücrelerinin ultrastrüktürel açıdan memelilerdekilere benzediklerini ve ortak histokimyasal özelliklere sahip olduklarını tespit etmiĢlerdir. Harder bezindeki plazma hücrelerinin Ig A (Mueller ve ark 1971, Russel 1993, Russel ve Koch 1993), Ig G (Russel 1993, Russel ve Koch 1993) sentezleyebildiğinden ve bezin Newcastle virüsüne karĢı lacrimal Ig A üretiminde en önemli organ olduğundan da söz edilmektedir.
TavĢanların (Wendt 1877, Peters 1890, Loewenthal 1896, Bowen 1926, Davis 1929, Schneir ve Hayes 1951, Cohn 1955, Chiquoine 1958, Björkman ve ark 1960, Jost ve ark 1974, Wooding 1980, Sakai 1981, Kühnel 1992, Shirama ve ark 1996, 1997) Harder bezi üzerinde yapılan çalıĢmalar bu türün Harder bezi hakkında değiĢik görüĢler ortaya koymaktadır.
TavĢan Harder bezi diğer türlerden farklı olarak önemli özellikler göstermektedir. Bu türün bezi üzerindeki ilk histolojik çalıĢmalar Wendt (1877), Loewenthal (1896) ve Bowen (1926) tarafından gerçekleĢtirilmiĢtir. Histokimyasal incelemeler ise Schenein ve Hayes (1951) ile Cohn (1955) tarafından yapılmıĢtır.
Davis (1929), orbital venöz sinus ve Harder bezinin her ikisinin de tavĢanlarda çok iyi geliĢmiĢ olduğunu ve bezin dıĢ yüzeyinin pürüzsüz bir Ģekilde, orbitanın posterior parçasını iĢgal ettiğini bildirmiĢtir. Bowen (1926), Davis (1929), Dempsey (1956), Aureli ve Carelli (1956) ve Björkman ve ark (1960) tavĢan Harder bezinin iki parçadan oluĢtuğunu; bunlarında üstte yer alan küçük beyaz parça ile altta yer alan iri kırmızı parça olduğunu bildirmiĢlerdir. AraĢtırıcılar (Bowen 1926, Davis
1929, Aureli ve Carelli 1956, Dempsey 1956, Björkman ve ark 1960, Kanwar 1961) bu iki parçanın renk farkına değinmemektedirler.
Björkman ve ark (1960), tavĢan Harder bezindeki lopların renk farkının, bu alveol epitellerindeki pigmentasyonun farklı olmasından kaynaklandığını; ancak her iki parçanın da lipoidal salgı ürettiğini bildirmiĢlerdir. AraĢtırıcılar (Björkman ve ark (1960), kırmızı parçanın düzensiz lümene sahip, kübik epitel içeren daha geniĢ alveollerle karakterize olduğunu, hücre çekirdeklerinin yerleĢimlerinin farklılık göstermekle birlikte, daha çok bazal yerleĢimli olduğunu; çekirdeklerin sınırlarının düzensiz olduğunu, sitoplazmalarının zayıf boyandığını ve iri sudanofilik damlacıklar içerdiğini bildirmektedirler. Alveolar lümenin lipid damlacıkları ve artıklarını içerdiği de tespit edilmiĢtir. Aynı araĢtırıcılar (Björkman ve ark 1960), beyaz parçada ki alveollerin nispeten daha dar bir lümene sahip olduklarını, alveol epitellerinin basık prizmatik olup; lümenin kırmızı parçadakilere göre daha düzgün olduğunu, çekirdeklerin düzenli bir Ģekilde bazale yerleĢtiğini; sitoplazmanın, kırmızı loptakilerden daha küçük lipid damlacıkları içerdiğini ve alveol epitellerinin diffuz bazofili gösterdiğinide gözlemiĢlerdir. Björkman ve ark (1960) Harder bezi karakteristik özelliklerinin lipit damlacıklarını içermeleri olduğunu; ancak rutin preparatların hazırlanması sırasında lipidlerin çözündüğünü ve yerlerinde boĢluklar halindeki vakuollerin kaldığını ileri sürmektedirler. AraĢtırıcılar (Björkman ve ark 1960), bu vakuollerin değiĢik boyutlarda olmakla birlikte, kırmızı parçadakilerin daha büyük olduklarını tespit etmiĢlerdir. Lipit damlacıkları alveol lümenlerinde de gözlendiğinden, apikal bölgedeki vakuollerin, içeriklerini lümene boĢalttıkları kabul edilmiĢtir (Björkman ve ark 1960). Aynı araĢtırıcılar (Björkman ve ark 1960) özellikle kırmızı parçadaki sekretorik hücrelerin apikal yüzlerinin mikrovilluslar içerdiklerini tespit etmiĢlerdir.
Björkman ve ark (1960), beyaz lopta sürekli dejenerasyon olduğunu ve bu olayın bazen kırmızı parçada da görüldüğünü bildirmektedirler. Dejenerasyon olayı, Dempsey (1956) tarafından yaĢlanan hücrelerde, elektron mikroskopik çalıĢmalarda da ortaya konmuĢtur.
8
Wendt (1877) ile Aureli ve Carelli (1956) tavĢan Harder bezinde holokrin tarzda salgılama yapıldığını bildirmektedirler. Björkman ve ark (1960) ise holokrin salgılamanın, hücre yaĢlanması ve ölümünü takiben oluĢan hücresel artıkların atılması iĢlemi olduğunu kabul etmektedirler. Kanwar (1961) tavĢanlarındaki salgılama mekanizmasının holokrin ve apokrin salgılama arasındaki bir salgılama türü olduğunu ileri sürmektedir. Eldeki bulgulara göre tavĢan Harder bezi, tubuloalveolar bir bez olup; üçüncü göz kapağı için kayganlaĢtırıcı olarak görev yaptığı düĢünülen, lipidden zengin salgısını, holokrin tarzda salgılayan bir bez olarak kabul edilmektedir (Wendt 1877, Aureli ve Carelli 1956, Björkman ve ark 1960). Salgılama Ģeklinin apokrin tarzda olduğu da ileri sürülmektedir (Davis 1929, Cohn 1955).
2. GEREÇ VE YÖNTEM
2.1. Doku Örnekleri
Bu çalıĢmada Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim dalında, daha önceden kesime sevk edilmiĢ ve boyama tekniklerine yönelik tespit solusyonlarında korunmuĢ bulunan 10 adet diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezleri doku örnekleri materyal olarak kullanılmıĢtır.
2.2. Yöntem
2.2.1. Parafin Kesitler
Total olarak çıkarılan Harder bezi doku örnekleri yeniden % 10‟luk nötr formolde 1 gün süre ile bekletilerek tespit edildi. Doku parçaları bilinen histolojik tekniklerle yıkama, dehidrasyon ve parlatma iĢlemlerini takiben parafinde bloklandı. Bloklardan alınan 6µm kalınlığındaki kesitlere aĢağıda belirtilen iĢlemler uygulandı.
1- Genel histolojik inceleme için Crossman tarafından modifiye edilen Mallory (Mallory 1900)‟nin üçlü boyama tekniği.
2- Plazma hücrelerinin demonstrasyonu için Methyl gren-pyronin boyama metodu (Pappenheim 1899).
3- Bez dokusunda salgı materyalinin niteliğinin araĢtırılması amacıyla;
a) Nötr mukosubstansın belirlenmesi için Periyodik asit Schiff (PAS) (McManus 1946) reaksiyonu.
b) Asidik mukosubstansın belirlenmesi için AB (Alsiyan Blue ) pH= 2,5 (Scott ve Dorling 1965) metodu.
c) Nötr ve asidik mukosubstansın birlikte demonstrasyonu için Periyodik asit Schiff/ Alsiyan Blue (PAS/ AB) pH= 2,5 kombine boyama metodu (Mowry 1956).
10
2.2.2. Dondurma mikrotomu kesitleri
Bu amaçla alınan dokular lipoid salgı materyalinin demonstrasyonu amacıyla formol-kalsiyum solusyonunda +4o C de 1 gece tespit edildi ve kryostat (Slee, London) ile alınan 12 µm. kalınlığındaki kesitler Sudan-black (Burdon 1946) yağ boyası ile boyandı.
Hazırlanan preparatlar, Leica DM 2500 dijital kameralı (DFC-320) laboratuar mikroskobunda incelendi ve gerekli görülen bölgelerin fotoğrafları yine bu mikrokopta çekildi.
3. BULGULAR
Çıplak gözle yapılan incelemede diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin; mediyal göz açısında yerleĢmiĢ olan palpebra tertia‟nın devamında yer aldığı ve bu organla iliĢki içerisinde olduğu görüldü. DiĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin iki farklı renkte olduğu ve kök kısmının baĢlangıcında pembe renkli ve oldukça geniĢ bir bölüm ( pembe lop ) dikkati çekti. Harder bezinin kartilago palpebra tertia ile iliĢkisi içerisinde olduğu gözlemlendi (Resim 3.1).
Resim 3.1. Ankara tavĢanının Harder bezinin kartilago palpebra tertia (KPT) ile olan iliĢkisi görülmekte. Pembe lop (PB). Üçlü boyama.
DiĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin ıĢık mikroskobik bakısında; üstte yer alan beyaz lop ile altta yer alan pembe lobun farklı histolojik özelliklere sahip oldukları gözlendi. Bu iki bez grubu arasında ise üçüncü bir bez bölümü, ara lop bulunmaktaydı. Bu bez gruplarının tamamı tek bir kapsülle çevrilmekte ve GPTP‟u yani Harder bezini oluĢturmaktaydı ( Resim 3.2 ).
12
Resim 3.2. Ankara tavĢanında Harder bezini meydana getiren pembe (PB), beyaz (BZ) ve ara lopların (AR) korpus glandule‟lerin genel görünümü. Akıtıc kanal (ak).Üçlü boyama.
DiĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin pembe lobunun korpus glandule hücrelerinin sınırlarının, beyaz loptakilerden biraz daha belirgin olduğu; çekirdeklerin, hücre sitoplazmalarının alt 1/3 kısmında yerleĢtikleri ve hücrelerin pirizmatik Ģekilli oldukları tespit edildi. Hücre çekirdeklerinin; oval-yuvarlak Ģekilli ve ökromatik, sitoplazmalarının ise beyaz loptaki hücrelerin sitoplazmalarıyla karĢılaĢtırıldığında biraz daha asidofilik oldukları dikkati çekti ( Resim 3.3).
Resim 3.3. Ankara tavĢanının Harder bezinin pembe lobundaki korpus glandule (KG)‟ler görülmekte. Salgı granülü (sg). Üçlü boyama.
Pembe loptaki korpus glanduleler arasındaki ince bağ dokusu bölmelerinde (intralobuler intersitisyum) yaygın kapillar damar ağı ve yer yer plazma hücreleri gözlendi. Korpus glandule lümenlerinin bazı loplarda geniĢ, bazılarında ise nispeten dar olduğu ve düzgün sınırlara sahip oldukları tespit edildi. Korpus glandulelerin etrafında yer yer miyoepitel hücrelerinin çekirdeklerine de rastlandı. Ġnterlobuler lokalizasyonlu, sekonder akıtıcı kanallar gözlendi (Resim 3.2) . Bu akıtıcı kanalların duvarları kübik epitel hücrelerinden oluĢmaktaydı.
Pembe lopla, beyaz lop arasında yerleĢmiĢ olan ara lobun epitel hücrelerinin sınırlarının belirgin olmadığı dikkati çekti. Hücre çekirdeklerinin yuvarlak ve ökromatik oldukları tespit edildi. Yüksek büyütmelerde hücre sitoplazmasının, irili ufaklı salgı granülleriyle dolu olduğu dikkati çekti. Bölgenin bağ dokusunun, pembe loba göre daha az, beyaz loba göre ise daha fazla vaskülarize olduğu tespit edildi. Bu bölümün loplarında, intralobuler lokalizasyonlu akıtıcı kanal kesitine rastlanmadı ( Resim 3.4 ).
14
Resim 3.4. Ankara tavĢanının Harder bezinin ara lobundaki korpus glandule (KG)‟ler görülmekte. Üçlü boyama.
Palpebra tertia (PT)‟nın kök kısmında lokalize olan beyaz lobun korpus glanduleleri, daha önceki loplarınkinden daha iriydiler. Nitekim pembe bölümde her lopçuk 5-6 korpus glanduleden oluĢurken; beyaz lopta her lopçukta 2-3 korpus glandule bulunmaktaydı. Beyaz loptaki korpus glanduleler geniĢ lümenleri ile karakterizeydiler. Hücre sınırları belirgin değildi ve hücreler basık pirizmatik Ģekilliydiler. Ökromatik çekirdekleri bazale itilmiĢ durumdaydı ve hücre sitoplazmaları hafif asidofili göstermekteydi ( Resim 3.5 ). Ġnterlobuler bağ dokusu septumlarının diğer loplara göre daha belirgin oldukları dikkati çekti. Yüksek büyütmelerde, korpus glandule epitellerinin sitoplazmalarının salgı granülleriyle dolu olduğu gözlendi. Bu salgı granüllerinin, pembe loptakilerden daha iri ve ara lobundakilerle hemen hemen aynı büyüklükte oldukları dikkati çekti. Beyaz loptaki granül sayıları ara loptakilerden biraz daha azdı. Hücre çekirdeğinin, salgı granüllerince bazale itilmiĢ ve yassılaĢmıĢ olduğu dikkati çekti. Korpus glandulelerin lümen sınırlarının olduğu ve düzgün seyrettiği gözlendi. Ġnterlobuler lokalizasyonlu, sekonder akıtıcı kanallar gözlendi.
Resim 3.5. Ankara tavĢanının Harder bezinin beyaz lobundaki korpus glandule (KG)‟ler görülmekte. Üçlü boyama.
Alcian Blue ile pH=2,5‟ta boyanarak hazırlanan kesitlerde, diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin loplarında AB-pozitif reaksiyon veren korpus glandule epiteli tespit edilmedi. Pembe lobun ( Resim 3.6) ve beyaz lobun akıtıcı kanallarının AB-pozitif reaksiyon verdikleri gözlemlendi.
Resim 3.6. Ankara tavĢanının Harder bezinin pembe lobundaki korpus glandule (KG)‟ler arasında yer alan akıtıcı kanaldaki (ak), AB-pozitif hücreler görülmekte. Ġnterlobuler intersitisyum (ili). Alcian blue pH=2,5.
16
Periyodik asit-Schiff (PAS) boyamasında; diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinde sadece ara lobu oluĢturan korpus glandule hücrelerinin hafif PAS-pozitif oldukları gözlemlendi ( Resim 3.7 ).
Resim 3.7. Bi Ankara tavĢanının Harder bezinin ara lobundaki korpus glandule (KG)‟lerinde hafif PAS-pozitif reaksiyon gösteren hücreler görülmekte. Ġnterlobuler intersitisyum (ili) Kan damarı (kd). Periyodik asit-Schiff boyaması.
PAS/AB pH=2,5 kombine boyamasında; diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinde PAS/AB - pozitif hücre gözlenmedi ( Resim 3.8).
Resim 3.8. Ankara tavĢanının Harder bezinin pembe lobundaki korpus glandule (KG)‟lerde negatif PAS/AB pH=2,5 görünüm. Salgı granülü (sg). Bağ doku (bd). Periyodik asit-Schiff/Alcian blue pH=2,5.
Methyl green–pyronin boyamasında; plazma hücrelerine az sayıda ve Harder bezinin pembe lopunun korpus glanduleleri arasında rastlandı ( Resim 3.9, Resim 3.10 ). Beyaz ve ara loplarda ise, intersitisyumda oldukça az sayıda plazma hücresi bulunmaktaydı ( Resim 3.11 ).
18
Resim 3.9. Ankara tavĢanının Harder bezinin pembe lobunda plazma hücreleri (ph). Korpus glandule (KG). Kan damarı (kd). Methyl gren-pyronin.
Resim 3.10. Ankara tavĢanının Harder bezinin pembe lobunda plazma hücreleri (ph). Korpus glandule (KG). Kan damarı (kd). Miyoepitel hücresi çekirdeği (myh). Methyl gren-pyronin.
Resim 3.11. Ankara tavĢanının Harder bezinin ara lobunda az sayıda görülen plazma hücreleri (ph). Korpus glandule (KG). Methyl gren-pyronin.
Sudan-black boyamasında, diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin beyaz lobunun epitel hücreleri lipid damlacıklarından oldukça zengindi ( Resim 3.12 ). Ara ve pembe loplarda ise lipid damlacıkları gözlenmedi. Beyaz loptaki lipid damlacıklarının, epitel hücrelerinin sitoplazmalarını tamamen dolduracak kadar iri oldukları dikkati çekti. Korpus glandule lümenlerinde de çok sayıda lipid damlacıkları gözlendi ( Resim 3.13 ).
20
Resim 3.12. Ankara tavĢanının Harder bezinin beyaz lobunda yer alan korpus glandule (KG) epitel hücrelerinin sitoplazmalarında ve bez lümenlerinde lipid damlacıkları görülmekte. Sudan-black boyaması.X100.
Resim 3.13. Ankara tavĢanının Harder bezinin beyaz lobundaki korpus glandule (KG) epitel hücrelerinin sitoplazmaları ile korpus glandule lümenlerindeki lipid damlacıkları (LD) görülmekte. Sudan-black boyaması X300.
KG KG KG KG LD LD KG KG KG KG
4. TARTIŞMA
Sakai (1981) tavĢan Harder bezinin dıĢ yüzeyinin pürüzsüz bir Ģekilde orbitanın posteriör parçasını iĢgal ettiğini ve bezin iki parçaya, yani üstte yer alan küçük beyaz parça ve daha aĢağıda yer alan büyük pembe parçaya ayrıldığını bildirmektedir. Bu çalıĢmada da tavĢan Harder bezinin makroskobik bakısında pembe ve beyaz olmak üzere iki parçadan oluĢtuğu gözlenmiĢtir. Yapılan mikroskopik incelemede palpebra tertia kıkırdağına daha yakın olan lobun pembe lop olduğu daha altta yer alan lobun ise beyaz lop olduğu gözlenmiĢtir. Bu iki bez grubu arasında ise üçüncü bir bez bölümü, ara lop bulunmaktaydı. Björkman ve ark (1960) da tavĢan Harder bezi üzerinde yaptıkları bir çalıĢmada, tavĢan Harder bezinin iki ayrı loptan oluĢtuğunu bildirmiĢlerdir. Bu araĢtırıcılar (Björkman ve ark 1960), pembe lobun düzensiz Ģekilli, kübik epitel hücrelerinden oluĢan korpus glandulelerle karakterize olduğunu; epitel çekirdeklerinin yerleĢimlerinin değiĢkenlik göstermekle birlikte, daha çok bazal yerleĢimli olduklarını ve çekirdek sınırlarının düzensiz olduğunu bildirmiĢlerdir. Yine Björkman ve ark (1960), epitel hücrelerinin sitoplazmalarının zayıf boyandığını; iri sudanofilik damlacıklar içerdiğini; alveolar lümenin ise bazen lipid damlacıkları ve çekirdekler içeren hücresel artıklar içerdiğini bildirmiĢlerdir. Bu çalıĢmada, pembe loptaki korpus glandule hücrelerinin pirizmatik Ģekilli oldukları; bu hücreler arasındaki sınırların, beyaz loptakilerden daha belirgin olduğu ve hücre çekirdeklerinin oval-yuvarlak Ģekilli, ökromatik olduğu ve sitoplazmanın alt 1/3‟ünde yerleĢtikleri tespit edilmiĢtir. Hücre sitoplazmalarının beyaz loptaki korpus glandule hücrelerine göre biraz daha asidofilik olduğu; korpus glandulelerin aralarında çok sayıda kapillar damar ve yer yer plazma hücrelerinin bulunduğu gözlenmiĢtir. Korpus glandule lümenlerinin belirgin sınırlarının olduğu ve bazı korpus glandulelerde geniĢ bazılarında ise nispeten dar olduğu tespit edilmiĢtir. Korpus glandulelerin epitel hücrelerinin bazal yüzlerinde miyoepitel hücre çekirdeklerinin bulunduğu dikkati çekmiĢtir.
Björkmann ve ark (1960) beyaz loptaki alveollerin nispeten küçük ve daha dar birer lümene sahip olduklarını; epitelin basık pirizmatik olup, pembe loptakilerden daha düzenli olmaları yanında çekirdeklerinin de düzenli bir Ģekilde bazale yerleĢtiklerini, sitoplazmanın pembe loptakilerden daha küçük lipid damlacıkları içerdiğini ve diffuz bazofili gösterdiğini bildirmiĢlerdir. Bu çalıĢmada
22
beyaz loptaki korpus glandulelerin daha iri ve pembe loptaki korpus glandulelere göre daha geniĢ bir lümene sahip oldukları tespit edilmiĢtir. Korpus glandule epitel hücrelerinin basık pirizmatik olduğu; belirgin sınırlarının olmadığı; sitoplazmalarının asidofili göstermediği; çekirdeklerinin bazale itilmiĢ ve ökromatik çekirdek oldukları yine bu çalıĢmada tespit edilmiĢtir. Aynı zamanda beyaz lopta lopçuk sayısının az ve interlober intersitisyumlarında pembe lobtakilerden göre daha belirgin olduğu dikkati çekti. Yüksek büyütmelerde korpus glanduleyi oluĢturan epitel hücrelerinde gözlenen salgı granüllerinin; çekirdeği tamamen bazale ittiği, hücre sitoplazmasının tamamen salgı granülleriyle dolu olduğu ve bu salgı granüllerinin pembe loptakilerden daha düzgün sınırlara sahip oldukları ve daha iri oldukları tespit edilmiĢtir. Ġnterlobuler intersitisyumda akıtıcı kanal gözlenirken; bu kanalların etrafında da miyoepitel hücrelerinin çekirdekleri belirgin bir Ģekilde görülmüĢtür.
Bu çalıĢmada, diĢi Ankara tavĢanları Harder bezi üzerinde yapılan incelemelerde pembe ve beyaz loplar arasında daha dar bir alana sıkıĢmıĢ olan ve farklı histolojik özelliklere sahip olarak görülen ara lopta hücre sınırlarının tamamen ortadan kalkmıĢ olduğu ve korpus glandulelerin lümen sınırlarının belirgin olmadığı tespit edilmiĢtir. Epitel hücre Ģekilleri ve sınırlarındaki bu düzensiz görünüme rağmen, hücre çekirdeklerinin belirgin, yuvarlak Ģekilli ve ökromatik oldukları gözlenmiĢtir. Oldukça iri olan salgı granüllerinin korpus glandule epitel hücrelerinin sitoplazmalarını tamamen doldurduğu; interlobuler intersitisyumdaki kapillar damarların sayıca pembe loptakinden az; beyaz loptakinden ise fazla olduğu tespit edilmiĢtir. Ara lopta intralobuler, interlobuler ve interlober intersitisyumda akıtıcı kanal gözlenmemiĢtir. Ara lobun korpus glandulelerinin lümenlerinin çoğunluğunun pembe loptakilerle aynı olmakla birlikte; ara lopta geniĢ lümene sahip olan korpus glandule sayısının daha fazla olduğu tespit edilmiĢtir. Bazı araĢtırıcılar (Björkman ve ark 1960) ara lobu, karıĢık salgısal özelliğe sahip olan hücrelerden oluĢan korpus glanduleler olarak nitelemektedirler. Bu çalıĢma sonuçları, söz konusu araĢtırıcıların (Björkman ve ark 1960) salgı granülleri için verdikleri bilgilerle uyumludur.
Rothwell ve ark (1972), Harder bezinin karakteristik yapısının, salgısal epitel hücrelerinin sitoplazmalarında lipid damlacıklarının varlığı olduğunu; bu damlacıkların koyu, diffüz bir membran ile sınırlandırılmıĢ olduklarını ve bu yapıların pembe loptaki epitel hücrelerinde daha iri olduklarını bildirmiĢlerdir. Bu çalıĢmada ise, lipid damlacıklarına sadece beyaz lopta rastlanmıĢtır. Bunun yanı sıra; korpus glandule epitel hücrelerindeki salgı granüllerinin; pembe lopta, beyaz
loptakilerden fazla olduğunu dikkati çekmektedir. Rothwell ve ark (1972) lipid damlacıklarının, alveollerin lümenlerinde de görüldüğünü bildirmiĢlerdir. Nitekim beyaz loptaki korpus glandule lümenlerindeki lipid damlacıklarına bu çalıĢmada da rastlanmıĢtır.
Bowen (1926) ve Dempsey (1956) tarafından beyaz loptaki epitel hücrelerinde varlığı ileri sürülen dejenerasyon olayı bu çalıĢmada gözlenmemiĢtir. Söz konusu epitel dejenerasyonunun
yaĢlanmayla ilgili olduğu yine aynı araĢtırıcı (Dempsey 1956) tarafından ifade edilmektedir.
Bu çalıĢmada tavĢanlarda ıĢık mikroskopik gözlemlerden elde edilen bulgulara göre diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezi bileĢik tubuloalveolar özellikte ve salgısının lipoidal ve salgılama tarzının da apokrin olduğu sonucuna varılmıĢtır. Bu sonuç, Aurelli ve Carelli‟nin (1956) sonuçlarına uymamaktadır. Kanwar (1961) ise tavĢanlarda salgılama tarzının holokrin ile apokrin salgılama arasında bir geçiĢ formunda olduğunu bildirmektedir. Björkman ve ark (1960) ise salgılama tarzı hakkında görüĢ bildirmemektedirler. Davis (1929) ve Cohn (1955) ise, bu çalıĢmada elde edilen sonuçlarla uyumlu bir Ģekilde salgılama tarzını apokrin salgılama olarak tanımlamıĢlardır. Kühnel (1971) salgılamanın merokrin tarzda gerçekleĢtiğini ifade etmektedir.
TavĢan Harder bezinin histolojik yapısının bileĢik tubuloalveolar bez Ģeklinde olduğunu ileri süren araĢtırıcılar (Woodhouse ve Rhodin 1963, Norvell ve Clabough 1972 ) olduğu gibi bezin yapısının hem dallanmıĢ kanal sistemini hem de tubular alveolleri içerdiğini bildiren araĢtırıcılar (Bloom and Fawcett 1975) da bulunmaktadır.
Fathel-bab ve ark (1991), devede, sekretorik epitel hücreleriyle, bazal membran arasında yerleĢmiĢ olan miyoepitel hücrelerini gözlediklerini bildirmiĢlerdir. Maxwell ve ark (1986) hindide yaptıkları bir çalıĢmada, miyoepitel hücrelerinin kolumnar sekretorik epitelyumun altında bulunduğu ve bazal membranla iliĢkili olduğunu bildirilmiĢlerdir. Evcil kanatlılarda yapılan baĢka bir çalıĢmada ise (Rothwell ve ark 1972), miyoepitel hücrelerinin salgı epitelleri ile bunların bazal laminası arasında lokalize oldukları ifade edilmektedir. Bu konuda en kapsamlı çalıĢmayı Chiquoine (1958) tavĢanlarda yapmıĢ ve önemli bilgiler elde etmiĢtir. Bu çalıĢmada ise diĢi Ankara tavĢanlarının, Harder bezi‟nin korpus glandulelerinde ve akıtıcı kanallarının duvarını oluĢturan hücrelerin bazal yüzlerinde miyoepitel hücreleri tespit edilmiĢtir.
24
Harder bezinin akıtıcı kanalları üzerinde de çalıĢmalar (Loewenthal 1892b,1896, Shinode 1958) yapılmıĢ ve sonuçta, yardımcı lakrimal bezde ve üçüncü göz kapağında olduğu gibi çok sayıda değil; tek olduğu sonucuna varılmıĢtır. Loewenthal (1896), Harder bezini ve GPTS‟i farklı memeli türlerinde incelemiĢ ve Harder bezinden niktitant bezin ayırt edilmesi hususunda önemli bir kriterin de akıtıcı kanalların sayısı olduğu fikrini ileri sürmüĢtür. Geyiklerde yapılan bir çalıĢmada (Meissner 1900), Harder bezinin akıtıcı kanalının ana bir kanal olarak bezi terk ettiği; ancak daha sonradan çatallanarak iki noktaya açıldığı gösterilmiĢtir. Sakai (1981), tavĢan Harder bezindeki pembe ve beyaz lopların akıtıcı kanallarının birleĢerek tek bir akıtıcı kanal oluĢturduğunu bildirmiĢtir.
DiĢi Ankara tavĢanları Harder bezi üzerinde yapılan incelemelerde, bezin pembe ve beyaz loplarında sekonder akıtıcı kanallar tespit edilmiĢtir. Kanal duvarı, AB pH=2,5‟ta pozitif, PAS/AB pH=2,5 kombine boyamasında ise daha çok AB-pozitif reaksiyon veren tek katlı pirizmatik epitel hücrelerince oluĢturulmaktadır. Bu çalıĢma sonuçları, Sakai (1981)‟in akıtıcı kanallarla ilgili verdiği bilgilerle uyumludur.
5. SONUÇ VE ÖNERİLER
Yapılan tüm bu histolojik ve histokimyasal incelemeler sonucunda diĢi Ankara tavĢanlarında, nictitant beze desteklik sağlayan hiyalin türde palpebra tertia kıkırdağı (kartilago palpebra tertia) bulunmaktadır. Harder bezinin oluĢturan lopların pembe, beyaz ve ara lop olmak üzere üç kısıma ayrıldığı gözlemlenmiĢtir. Harder bezi‟nin tubuloalveolar yapıda olup; tüm loplarda korpus glandule lümenlerinin farklılıklar olmakla birlikte oldukça geniĢ olduğu dikkati çekmektedir. DiĢi Ankara tavĢanlarında, Harder bezi‟nin beyaz lobunda salgı karakterinin lipoidal olduğu tespit edilmiĢtir. Harder bezinden salgılamanın apokrin tarzda olabileceği düĢünülmektedir. Zira salgı maddesinin lipoid olması bu düĢünceyi desteklemektedir. Salgılama holokrin tarzda olsaydı, korpus glandule içerisinde ve bazal membran üzerine oturmuĢ halde çok sayıda genç hücre ile mitotik figürlerin kesitlerde görülmüĢ olması gerekirdi. DiĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin pembe ve beyaz loplarında, interlobuler intersitisyumda akıtıcı kanallar bulunurken; ara loptaa akıtıcı kanalların bulunmadığı tespit edilmiĢtir.
DiĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezi üzerinde yapılan bu araĢtırma sonucunda özellikle korpus glandule salgı karakterinin daha iyi tespit edilmesi için histokimyasal yönden çalıĢmaların yapılmasıyla daha iyi sonuçlar elde edileceği düĢünmekteyiz. Çünkü lipoidal olarak bildirilen salgı karakterinin sadece beyaz lopta yer alan korpus glandule epitel hücrelerinde gözlemlenmesi, diğer loplarda yer alan korpus glandule epitel hücrelerinin salgı karakterinin tespiti için bunun bir gereklilik olduğunu düĢünmekteyiz.
Harder bezi akıtıcı kanalı gerek sayı ve gerekse histolojik yapı açısından literatürde de tartıĢma konusu olmuĢtur. Bu konuda daha detaylı çalıĢmaların yapılmasıyla, söz konusu akıtıcı kanalın histolojik özelliklerinin daha iyi anlaĢılacağı kanısındayız.
Bu çalıĢmada elde edilen bulgular, diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin histolojik yapısının ve özellikle salgısal fonksiyonlarının anlaĢılmasındaki katkıları yanında, gözün lokal bağıĢıklık sistemi hakkında da önemli bilgiler sağlayabilecektir ve aynı zamanda gözün bu bölgesinde gerçekleĢtirilecek olan lokal müdahalelerde de önemli temel bilgi birikimi oluĢturacaktır.
26
6. ÖZET T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
Dişi Ankara Tavşanlarının Harder Bezi Üzerinde Histolojik ve Histokimyasal Çalışmalar
Oğuzhan KUŞCU
Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı
YÜKSEK LİSANS TEZİ / KONYA-2010
Bu çalıĢmada diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin histolojik yapısının aydınlatılması, gözün lokal bağıĢıklığına muhtemel katkılarının değerlendirilmesi ve bu bölgede gerçekleĢtirilecek olan lokal müdahalelere yardımcı olabilecek histolojik bilgi birikimine katkıda bulunması amaçlandı.
Bu amaçla diĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin histolojik ve histokimyasal özellikleri ıĢık mikroskobik düzeyde incelendi.
Materyal olarak; 10 adet diĢi Ankara tavĢanlarından alınan Harder bezi dokusu örneklerinden yararlanıldı.
Harder bezindeki hücrelerin histokimyasal özelliklerinin belirlenmesinde; nötr mukosubstansın belirlenmesi amacıyla Periyodik asit-Schiff (PAS), asidik mukosubstansın belirlenmesi amacıyla Alsiyan Blue (AB ) pH=2,5, hem nötür ve hem de asidik mukosubstansın birlikte demonstrasyonu için Periyodik asit-Schiff/Alsiyan Blue (PAS/AB ) pH=2,5 kombine boyama metodları uygulandı.
DiĢi Ankara tavĢanlarının Harder bezinin histolojisinin bileĢik tubulo-alveolar yapıda ve mukosubstans karakterde salgıyı apokrin tipte yapan bez özelliklerini gösterdiği tespit edildi.
Plazma hücrelerinin bağ dokusu septumlarında bulunduğu tespit edildi.
Miyoepitel hücreleri; Harder bezinin korpus glandulelerı ile akıtıcı kanalın duvarını oluĢturan epitel hücrelerinin bazal yüzlerinde gözlemlendi.
28
7. SUMMARY
Histologıc and Histochemıcal Studies on The Harderian Gland of The Female Angora Rabbits.
In this study, it was aimed that illuminating of structure of Harderian glands of female Angora rabbits and effect of Harderian glands on the local immunity of the eye and the basic histological knowledge to be used as reference out in local interventions.
For this purpose, Harderian glands of female Angora rabbits were investigated to have been used histochemical and light microscopic evaluation compartively.
Samples of Harderian glands of 10 female Angora rabbits were used as material.
Periyodic acid-Schiff reaction (PAS) for neutral mucosubstance and Alcian blue pH=2,5 staining method (AB ) for acidic mucosubstance were performed. And also periyodic-acid-Schiff/Alcian blue (PAS/AB) combined staining at pH=2,5 was used to demonstrate simultaneously both the acidic and neutral mucosubstances in the cells of the Harderian gland.
It was determined that Harderian glands of female Angora rabbits showed gland characteristics which has branched tubulo-alveolar construction with apocrine type secretion in lipoidal form.
It was found that plasma cells were in the connective tissue septums.
Myoepithelial cells were found to be located in the corpus glandule and walls of the duct system of Harderian gland.
8. KAYNAKLAR
1. Aitken ID, Survashe BD. Plasma cells in Vertebrate Paraocular Glands. Int Archs Allergy appl Immun 1977; 53: 62-67.
2. Aureli G, Carelli G Richerche morfologiche ed istochimiche sulla ghiandola di Harder del coniglio. Atti Soc Ital Sci Vet. 1956; 10: 441-446.
3. Bang BG, Bang FB. Localized Lymphoid Tissues and Plasma Cells in Paraocular and Paranasal Organ Systems in Chickens. Am J Pathol. 1968; 53(5): 735-751.
4. Björkman N, Nicander L, Schantz B. On the Histology and Ultrastructure of the Harderian Gland in Rabbits. Zeitsch Zellforsch.1960; 2: 93-104.
5. Bloom W, Fawcett DW. A textbook of histology. 10th ed. Saunders, Philadelphia. 1975; 108-135. 6. Bowen R H Studies on the Golgi apparatus in gland-cells. II. Glands producing lipoidal secretions
the so-called skin glands. Quart J Micr Sci. 1926; 70:193-215.
7. Brownscheidle CM, Niewenhuis RJ. Ultrastructure of the Harderian gland in male Albino rats. Anat Rec. 1978; 190: 735-754.
8. Bucana CD, Nadakavukaren MJ. Ultrastructural investigation of the postnatal development of the hamster Harderian gland. II. Male and female. Zeitsc Zellforsch Mikros Anat. 1973; 142: 1-12. 9. Burdon KL Fatty material in bacteria and fungi revealed by staining dried, fixed slide preparations.
J Bacteriol. 1946; 52: 665.
10. Chemes HE, Dym M, Fawcett DW, Javadpour N, Sherins RJ. Patho-physiological observations of Sertori cells in patients with germinal aplasia or severe germ depletion. Ultrastructural findings and hormone levels. Biol Reprod. 1977; 17: 108-123.
11.Chieffi BG, Minucci S, Di Matteo L, Chieffi G. Harderian gland and the lacrimal gland of the lizard Podarcis s. sicula: Histology, histochemistry and ultrastructure. Anat Rec. 1990; 226: 269-278.
12. Chiquoine AD. The Identification and Electron Microscopy of Myoepithelial cells in the Harderian Gland. Anat Rec. 1958; 132: 569-583.
13. Christensen F, Dam H. A sexual dimorphism of the Harderian glands in hamsters. Acta Physiol Scand. 1953; 27: 333-336.
14. Cohn SA. Histochemical observations on the Harderian gland of the albino mouse. J Histochem Cytochem. 1955; 3: 342-353.
15. Davis F A. The Anatomy and Histology of the eye and orbit of the rabbit. Trans Amer Ophth Soc. 1929; 27: 401-441.
16. Dempsey E W. Variations in the structure of mitochondria. J Biophys Biochem Cytol. 1956; 2:305-312.
17. Derrien E, Turchini J. Sur l‟accumulation d‟une porphyrine dans la glande de Harder des rongeurs du genre Mus et son mode d‟excretion. C R Soc Biol. 1924; 91: 637-639.
18. Fathel-Bab MR, Kamel G, Selim AA, Sayed RA. Histomorphological and Histochemical Studies of the Harderian Glands of the One-Humped Camel. Assuit Vet Med J. 1991; 23(46): 37-53. 19. Glick B, Olah I. Gut-associated-lymphoid tissue of the chicken. Scanning Electron Microscopy.
30 20. Grafflin AL. Histological observations upon the porphyrin-excreting Harderian gland of the albino
rat. Amer J Anat. 1942; 71: 43-64.
21. Hauschild MW. Zellstruktur und Sekretion in den Orbitaldrüsen der nager. Anat Hefte. 1914; 50: 531-629.
22. Johnston HS, McGadey J, Thompson GG, Moore MR, Breed WG, Payne AP. The Harderian gland, its secretory duct and porphyrin content in the Plains mouse (Pseudomys australis). J Anat. 1985; 140: 337-350.
23. Jost U, Kühnel W, Schimassek H. A morphological and biochemical analysis of the Harderian gland in the rabbit. Cytobiol. 1974; 8: 440-456.
24.Kanwar K C. Morphological and cytochemical studies on the Harderian glands of rats. Cellule. 1961; 61:129-141.
25. Kennedy GY. Harderoporphyrin: A new porphyrin from the Harderian glands of the rat. Comp Biochem Physiol. 1970; 36: 21-36.
26. Khan MZI, Jahan MR, Islam MN, Haque Z, Islam MR, Kon Y. Immunoglobulin (Ig)-containing plasma cells in the Harderian gland in broiler and native chickens of Bangladesh. Tissue and Cell. 2007; 39: 141-149.
27. King AS, Mclelland J. Birds their structure and function. Second Edition. Balliere tindall, Londan, Philadelphia, Toronto, Mexico city, Rio de Janerio, Sydney, Tokyo, Hong Kong.1984.
28. Küc-Staniszewska A. Zytologische Studien über die Harder‟sche Drüse. Anat Anz. 1914; 47: 424-431.
29. Kühnel W. Struktur und Cytochemie der Harderschen Drüse von Kaniachen. Z Zellforsch. 1971; 119: 384-404.
30. Kühnel W. Morphology of the Harderian gland in the rabbit. A short review. In Harderian Glands. Porphyrin Metabolism. Behavioral and Endocrine Effects. S M Webb, R A Hoffman, M L Puig-Domingo and R J Reiter, Berlin Springer. 1992; 109-125.
31. Lin WL, Nadakavukaren MJ. The androgenic effect on the fine structure of the Harderian gland in the male hamster. Cell and Tissue Res. 1979; 198: 119-127.
32. Loewenthal N. Notiz über die Harder‟sche Drüse des igels. Anatomischer Anzeiger. 1892a; 7: 48-54.
33. Loewenthal N. Beitrag zur Kenntnis der Harder‟schen Drüse bei den Säugetieren. Anatomischer Anzeiger. 1892b; 7: 546-556.
34. Loewenthal N. Drüsenstudien. I.Die Harder‟schen Drüse. Internationale monatsschrift für Anatomie und Physiologie. 1896; 13: 27-65.
35. Loewenthal N. Drüsenstudien II. Die Glandule infraorbitalis und eine besondere der Parotis anliegende Drüse bei der weissen Ratte. Arch Mikr Anat. 1900; 56: 535-552.
36. Loewenthal N. Drüsenstudien IV. Beitrag zur Kenntnis der Entwicklung der Augenhohlendrusen. Ibid. 1912; 79: 464-503.
37. Loewenthal N. Zur Frage der Entwicklung der Augenhöhlendrüsen. Anat Anz. 1913a; 43: 618-623.
38. Loewenthal N. Schlusswort. Ibid. 1913b; 44: 525-528.
39. Loewenthal N. Weitere Beobachtungen über die Entwicklung der Augenhohlendrüsen. I. Zur Frage des erstens Auftretens der Tränendruse beim Rind. Ibid. 1916; 49: 13-23.
40. Lopez JM, Tolivia J, Alvarez-Uria M. An ultrastructural study of myoepithelium maturation during postnatal development of the hamster Harderian gland. Anat Embryol. 1992; 186: 573-582.
41. Mallory FB. A contribution to staining methods: I. A differential stain for connective-tissue fibrillae and reticulum. J Exp Med. 1900; 5: 15-20.
42. Marcos HJA, Affanni JM. Anatomy, histology, histochemistry and fine structure of the Harderian gland in the South American armadillo Chaetophractus villosus ( Xenarthra, Mammalia). Anat Embryol. 2005; 209: 409-424.
43. Maxwell MH, Rothwell B, Burns RB. A fine structural of the turkey Harderian gland. J Anat. 1986; 148:147-157.
44. McManus JFA. Histological demonstrationof mucin after periodic acid. Nature, London. 1946; 158: 202.
45. Miessner H. Die Drüsen des dritten Augenlides einiger Saugethiere. Arch Wiss Prakt Tierheilk. 1900; 26: 122-154.
46. Mobilio C. Risposta alle osservazioni di N. Lowenthal sui miei sullo svilluppo della glandola lacrimale e della glandola della terza palpebra nil bue. Anat Anz. 1913; 44: 218-224.
47. Mowry RW. Observations on the use of sulphuric ether for the sulphation of hydroxyl groups in tissue sections. J Histochem Cytochem. 1956; 4: 407.
48. Möllendorf WV. Handbuch der Mikroskopischen Anatomie des Menschen. Berlin. 1927; 1: 187-189.
49. Mueller AP, Sato K, Glick B. The chicken lacrimal gland, gland of Harder, caecal tonsil, and accessory spleens as sourches of antibody producing cells. Cell Immunol. 1971; 2: 140-152. 50. Mukai H. Über die feinere Struktur der Harderschen Drüse beim Kaninchen. Arch Ophth.1926;
117: 243-272.
51. Munkeby BH, Smıth HJ, Larssen EHW, Bjornerud A, Bjerkas I. Magnetic resonance imaging of the Harderian gland in piglets. J Anat. 2006; 209: 699-705.
52. Norwell JE, Clabough JW. Adrenergic and cholinergic innervation of the hamster Harderian gland. Science. 1972; 178: 1102-1103.
53. Olcese J, Wesche A. The Harderian Gland. Comp Biochem Physiol.1989; 93A(4): 655-665. 54. Ortiz GG, Feria VA, Tarpley RL, Bitzer QOK, Rosales CSA, Velazquez BIE, Lopez NOG, Reiter
RJ The orbital Harderian gland of the Male Atlantic Bottlenose Dolphin (Tursiops truncates): A morphological study. Anat Histol Embryol. 2007; 36: 209-214.
55. Pappenheim A. Vergleichende Untersuchungen über die elementare Zusammensetzung des Rothen Knockenmarkes einiger Säugenthiere. Virchows Archiv fur Pathologische Anatomie Physiologie. 1899; 157: 19.
56. Paule WJ, Hayes ER, Marks BH. The Harderian gland of the Syrian hamster. Anat Rec. 1955; 121: 349-350.
57. Payne AP, McGadey J, Johnston HS. The structure of the Harderian gland of the golden hamster. In Harderian Glands. Porphyrin, Metabolism, Behavioral and Endocrine Effects. S M Webb, R A Hoffman, M L Puig-Domingo and R J Reiter, Berlin: Springer.1992; 53-67.
32 59. Peters A. Beitrag zur Kenntnis der Harder‟schen Drüse. Arch Mikrosk Anat. 1890; 36:192-203. 60. Pradidarcheep W, Asavapongpatana S, Mingsakul T, Poonkhum R, Nilbu NS, Somana R.
Microscopic anatomy of the orbital Harderian gland in the Common Tree Shrew (Tupaia glis). J Morphol. 2003;255:328-336.
61. Pütter A. Die Augen der Wassersäugethiere. Zool Jahrb abt Anat Ontogen. 1903; 17: 99-402. 62. Rothwell B, Wight PAL, Burns RB, Mackenzie GM. The Harderian glands of the domestic fowl.
IIUltrastructure. J Anat. 1972; 112: 233-250.
63. Russel PH. Newcastle disease virus: Virus replication in the Harderian gland stimulates lacrimal Ig A; the yolk sac provides early lacrimal Ig G. Vet Immuno Immunopathol. 1993; 37: 151-163. 64. Russel PH, Koch G. Local antibody forming cell responses to the Hitcher B1 and Ulster strains of
Newcastle disease virus. Vet Immunol Immunopathol. 1993; 37: 165-180.
65. Sabry I, Al-Ghaıth L. The Harderian gland of the Dhub lizard Uromastyx microlepis of the Kuwaiti desert: an ultrastructural approach. Tissue and Cell. 2000; 32 (1): 71-78.
66. Sakai T. The Mammalian Harderian Gland: Morphology, Biochemistry, Function and Phylogeny. Arch Histol Jap. 1981; 44(4): 299-333.
67. Sakai T. Comparative anatomy of the mammalian Harderian glands. In Harderian Glands: Porphyrin Metabolism, Behavioral and Endocrine Effects. S M Webb, R A Hoffman, M L Puig-Domingo and R J Reiter, Berlin: Springer. 1992; 7-23.
68. Sakai T, Yohro T. A histological study of the Harderian gland of Mongolian gerbils. Meriones meridianus. Anat Rec. 1981; 100: 259-270.
69. Schneir ES, Hayes ER. The histochemistry of the Harderian gland of the rabbit. J Nat Cancer Inst. 1951; 12: 257-258.
70. Schwarz-Karsten H. Über de orbitaldrüsen von Lacerta agilis, Lacerta muralis, Ophisops elegant, Tarentola mauretanica und Tropidonotus natrix. Morphologische Jahrbuch. 1937; 80: 248-279. 71. Scoot JE, Dorling J. Differential staining of acid glycosaminoglycans (mucopolysaccharides) by
alcian blue in salt solutions. Histochemie. 1965; 5:221-233.
72. Shanas U, Arensburg B, Hammel I, Hod I, Terkel J.Quantitative histomorphology of the blind mole rat Harderian gland. J Anat. 1996; 188: 341-347.
73. Shinoda S. Harder‟s gland in some mammals. Acta Med. 1958; 28: 4623-4635.
74. Shirama K, Satoh T, Yokoyama Y, Kano K, Kitamura T, Yamada J. Ultrastructural study on the Harderian gland of the rabbit (Oryctolagus cuniculus). Folia Morphol (Warsz). 1996; 55(3): 133-141.
75. Shirama K, Ozawa S, Seyama Y, Kobayashı M, Sawamura S, Yamada J. Postnatal Development of the Harderian Gland in the Rabbit: Light and Electron Microscopic Observations. Mic ResTech. 1997; 37: 572–582.
76. Sinowartz F, Amselgrober W. Postnatal development of the bovine Sertori cells. Anat Embryol. 1986; 174: 413-423.
77. Sundwall J. The structure of the Harderian gland of the ox. Anat Rec. 1907; 1: 72-73.
78. Taddei D.Contributio all canascenca istofisiologica della ghiandola dell‟Harder nel coniglio. Arch Sci Med. 1900; 24: 319-336.
79. Tsutsumi A, Iwata K, Ogawa K, Matsuura K. Histochemical and electron microscopic observations on the Harderian gland of the albino rat. Arch Histol Jap. 1966; 27: 553-567. 80. Watanabe M. An autoradiographic biochemical and morphological study of the Harderian gland of
mouse. J Morph. 1980; 163: 349-365.
81. Wendt E C. Über die Hardersche Drüse der Saugetiere. Strasburg. Quoted from Loewenthal (1890). 1877.
82. Wight PAL, Burns RB, Rothwell B, Mackenzie GM. The Harderian gland of the domestic fowl. I- Histology with reference to the genesis of plasma cells and Russell bodies. J Anat. 1971; 100: 307-315.
83. Willem JH, Darryl AP, Susan JR. „„A new lachrymal gland with an excretory duct in red and fallow deer‟‟ by Johann Jacob Harder (1694): English translation and historical perspective. Ann Anat. 2007; 189: 423-433.
84. Woodhouse MA, Rhodin JAG. The ultrastructure of the Harderian gland of the mouse with particular reference to the formation of its secretory product. J Ultrastr Res. 1963; 9: 76-98. 85. Wooding FBP. Lipid droplet secretion by the rabbit Harderian gland. J Ultrastr Res. 1980; 71:
68-78.
86. Yasmina D. The Harderian gland of desert rodents: a histological and ultrastructural study. J Anat. 1992; 180: 465-480.
87. Yasmina D. The Harderian gland and its excretory duct in the Wistar rat. A histological and ultrastructural study. J Anat. 1994; 184: 553-566.
34
9. ÖZGEÇMİŞ
Oğuzhan KUġCU 1982 yılında Mersin‟de doğdu. Ġlköğretim ve lise eğitimini Mersin‟de tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü‟nden 2007 yılında mezun oldu. Bekar olan Oğuzhan KUġCU halen S.Ü.Meram Tıp Fakültesinde TPN ünitesinde görev yapmaktadır.