Sahife 6
İ K İ K A F A D A R
-771
Vaktile yazmıştım. Şimdi tekrar ediyorum:
Ahmed Alim ve Mehmed Halim efendilerin ikisi de gayet seçkin adam lardı. Gayet seçkin ve gerçekten bil gin adamlar. Bu iki insan bugün beka âlemi dediğimiz meçhuller ülkesine gitmiş bulunuyor. Ölümlü cihanda hiç anlaşamıyan Ahmed Alim ve Meh med Halim efendiler, ahirette biribi- rile uyuşabilecekler mi? Zannetmem! Bana kalırsa (Mahşer) de büe siyasî didişmelerden başlarını alamasalar gerektir. Ben onları meşrutiyetten evvel tanıdım. Ve kendüerini her mübahasade kılıç kalkan oynar gör düm. İkisi de söz savaşları için en ma haretli birer silâhşordular. Ahmed Alim ve Mehmed Halim efendileri din lerken hep ayni şey dikkatime ilişir di. Düşünürdüm ki çok düzgün dü şünceli iki baş büe ayrı ayn kanaat lerin iskelesinden yola çıkınca biribi- rine ne kadar uzak kıyılara düşüyor lar. Ve aralarında ne tehlikeli çar pışmalar oluyor!
Ahmed Alim efendi ekseriya (mu vafık) dı. Mehmed Halim efendi ise hemen daima muhalif!
Kendi kendime daima işte iki (cen- gâver) derdim. Ve o kadar müsavi kuvvetlerle savaşırlardı ki arada sıra da kabul ettikleri küçük mütarekeler, bir türlü kat’î zafer üzerine kurulu bir barışa varamazdı. Lâkin ölümü görüyor musunuz; işte hiç kesilmiyen münakaşaları onun usturası ikiye biçti.
Merhum efendüer, meşhur iki sat ranç ustası gibi biribirini mat etmeğe çakşırken ben zeki bir doktorla ko nuşur ve sorardım:
— Bu niçin muvafık, o niçin mu halif?
— Anlamıyacak ne var azizim? Mi zaç meselesi!
O halde derdim, gerek siyasî, gerek İlmî mücadelelerde biribirine denk kuvvetleri hiç istememeli! Zira o za man hiç bir işin içinden çıkılamıya- eak demek!
— Galiba öyle!.
Evet bu döğüşken fakat şamatasız adamlar bugün tamamüe susmuşlar dır ve onların şimdiki sükûtu bana eski sohbetlerini hatırlatıyor.
Ancak Ahmed Alim ve Mehmed Ha lim efendüeri okuyuculara iyi anla tamadım. Yukarıdaki satnlara göz gezdirenler zihinlerinde şöyle bir re sim yapacaklar: Hırçın, inatçı iki adam. Ve öyle iki adam ki elleri biri- birlerinin yakasından bir türlü ayrı lamaz. Halbuki hakikat hiç böyle de- ğüdi. Ahmed Alim efendi en nazik yaratüış içinde metin kanaatlere ma lik bir kimse idi ve en sert hakikatleri büe zarafetinin yapma yumuşak bir kılıf içinde sokardı. Mehmed Halim
Bay Salih Bozoka -efendiye gelince az çok o da öyle. Lâ kin o daha ziyade gösterişsiz bir mah faza içinde çok ağır mücevherler sak lamak istiyen bir kuyumcuya benzer di. Gerçi arada sırada kendisinin ha va fişeği gibi birdenbire yükseldiğini görmez değildik. Ancak muayyen bir irtifaa bir kere atıldı mı, zekâsı renk renk kandillerle bir irfan yağmuru yağdırırdı.
Ahmed Alim ve Mehmed Halim efendüerin ben bir çok konu üzerin de konuştuklarım duydum ve bunlar dan çok istifade ettim. Zira bu iki başta bir nevi Evliya Çelebi hüviyeti vardı diyebüeceğim. Şu bakımdan ki her ikisi de fikir kâinatının her ya macına tırmanmış, her yaylasında geniş nefesler almış zekâlardı. Hattâ bu kadar da değü. Onlarda düşünce hayâtının bütün şelâlelerini, girdab- lannı, hatta ummanları ile tayfun larını görürdük.
Ben vaktile (İki kafadar) başlığı altında otuz kadar makale yazarak bu iki şahsiyeti matbuat sütunların da konuşturmak istedim. Fakat mem leketin geçirmiş olduğu bin bir türlü felâket ve sansür sıkıntısı içinde bu işi sürekli olarak yapamadım. Şimdi hatırıma bir şey geliyor; diyorum ki okuyuculara küçük bir armağan su nayım; yani Ahmed Alim ve Mehmed Halim efendilerin muhtelif fikirlerin den ve eski tabirle münazaralarından zihnimde kalabilenleri yanyana geti reyim. Sonra yeni bir çok meseleyi de ■ onlann bakış zaviyeleri içinden gör meğe çalışayım. Bundan 11e çıkar der seniz işte cevabım:
Belki bir parça bohçası, belki bir karnaval kıyafeti!
Herhalde benim daima için susan bu efendileri, hayatta kendüerinin konuştuğu gibi söyletmeme imkân yok. Ancak, onları anmakta hazin bir memnuniyet buluyorum. Çünkü bir çok senem irfanlarının kıyısında akan bir su oldu ve bu su aktıkça üzerine, geçtiği kenarların akisleri döküldü; Ne güzel bağlıklar, bahçelikler!
Kahraman olarak seçtiğim fâniler, varlıklarım hiç bir kere gazetelere sezdirmemiş mütevazı ve içli kimse lerdi. Bilinmemeği ve unutulmamayı daha dünya yüzünde iken kendileri ne hem yurd hem türbe edinmiş iki mütefekkir. Onlan, ölümlerinden son ra tamamile yaşatacak Mesih! nefes elbette benim kalemimde bulunamaz. Onun için yann bu satırlar da gürül tüsüz patırtısız bir surette (Nisyan) içine düşerken orada biribirile daima münakaşa eden fakat biribirlerinden asla ayrılamıyan iki kafadara rash- yacaklardır:
Ahmed Alim ve Mehmed Halim efendiler.
Fazıl Ahmet Aykaç