DİYARBAKIR SURLARI
DİYARBAKIR SURLARI
Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat
Tür Araştırma Sayfa Tasarımı Ensari Özdoğan Birinci Baskı Temmuz 2014 (e-kitap)
Bu kitabın her türlü yayın hakkı Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat’a aittir. Tanıtım amacıyla yapılacak kısa alıntılar dışında yazarın yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
ISBN: 978-605-85033-3-5 e-mail:[email protected]
DİYARBAKIR SURLARI
Yusuf Kenan Haspolat
•
1954 yılında Diyarbakırda doğmuştur. Çocuk Hastalıkları, Çocuk Acil, Geli-şimsel Pediatri ve Endokrin dallarında profesör olan yazar halen Dicle Üniversitesi Çocuk Hastanesinde Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmaktadır. Yazar evli ve iki çocuk babasıdır.Yayınlanmış Eserleri
Bedüzzaman ve Diyarbakır Dicle İlçesi
Diyarbakır Ekonomi Tarihi 1 Diyarbakır Ekonomi Tarihi 2 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 1 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 2 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 3 Diyarbakır Yeraltı Kaynakları Diyarbakır Yerüstü Kaynakları 1 Diyarbakır Yerüstü Kaynakları 2
Diyarbakır'da Çevre ve Doğa (Sempozyum) Diyarbakır'da Doğal Hayat, Su, İklim, Enerji, Maden Eğil ve Turizm
Ergani İlçesi ve Turizm
Gül Şehri - Diyarbakır Sempozyumu Hani İlçesi
Her Yönüyle Diyarbakır İlçeleri Karacadağ
Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar Kenti Diyarbakır
Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar Kenti Diyarbakır (4. Baskı) Sema (Şiir)
Tabiattan Fısıltılar (Şiir)
Tarih - Kültür - İnanç Kenti Diyarbakır Tüm Yönleriyle Çermik İlçesi ve Turizm Ümit (Şiir)
Tüm Yönleriyle Diyarbakır Kulp İlçesi Ve Turizm Tüm Yönleriyle Çüngüş İlçesi Ve Turizm Diyarbakır Kalesi
Diyarbakır İlçe Kaleleri Diyarbakır’ın Tarihi Evleri
İçindekiler
1-Diyarbakır Surları 7
2-Diyarbakır Kalesi Kapıları 33
3-Diyarbakır Surlarında Burçlar 127
4-Surlar, İçkale 201
5-Burçlar Arasında Surlar 333
6-Surların Mimari Özellikleri 405
7-Diyarbakır Kalesi Fetihleri 429
8-Diyarbakır Kalesi Efsaneleri 465
9-Surlar ve Romantizm 475
10-Surlardaki Süslemeler 499
11-Seyahatnamelerde Surlar 565
12-Sur Kuşatma Teknolojileri 586
Kaynaklar 599
DİYARBAKIR SURLARI
DİYARBAKIR SURLARI
Diyarbakır ve çevresinde İ.Ö.7000’li yıllara kadar inen ve tarımı bilen yerleşik bir dü-zenin varlığı Ergani İlçesi, Çayönü bölgesinde yapılan arkeolojik kazılardan öğrenilmek-tedir. Yukarı Mezopotamya Bölgesi araştırma kazılarında Ergani Hilar ve Silvan Hasuni Mağaralarındaki buluntular, tarımla uğraşan yerleşik kültür düzeninin İ.Ö.3000 yılla-rından başlayarak Subaru, Hurri, Mitanni, Asur, Urartu (İ.Ö.1260-653), Makedonyalı İskender İdaresi (İ.Ö.331-323), Selevkos (İ.Ö.323-140), Roma (İ.Ö.523)-Part ve Bizans (395-639) idaresinde kalan Kent, 639 yılında Arapların eline geçmiştir. Kentte Emeviler (661-750), Abbasiler (750-869), Şeyhoğulları (869-899), Hamdaniler (899-930), Bü-veyhoğulları (978), Mervaniler (984-1085), Büyük Selçuklular (1085-1093), Şam Sel-çukluları (1093-1097), İnanoğulları(1097-1142), Nisanoğulları (1142-1183), Hasankeyf Artukluları (1183-1232), Mısır ve Şam Eyyubileri (1232-1240), Anadolu Selçukluları (1240-1302), Mardin Artukluları (1401-1507), Safeviler (1507-1515) ege-men olduktan sonra, 1515’te Osmanlıların eline geçmiş ve en önemli eyaletlerden birinin (Amida) merkezi olmuştur. Osmanlıların, Safevi ve Memluk siyaseti nedeniyle uzun süre orduların toplanma ve hareket üssü, kışlağı ve bir ara aynı nedenle Anadolu Beylerbeyliği yönetim merkezi görevini üstlenmiştir (2).
M.Ö.69 yılından itibaren kentte egemenlik kuran Romalılar, IV.y.y’ın ortalarından itibaren kenti Roma Mezopotamyasının baş şehri haline getirdiler. II.Contantius 330 yılında mevcut kaleyi onartmış ve yarım daire şeklinde doğu surlarını yaptırmıştır ( Ken-tin batı surları yaklaşık olarak bugünkü Gazi Caddesi’nin yerine rastlıyordu.
M.S.367-375 yılları arasında, İranlıların egemenliğinde yaşamak istemeyen Nusay-bin’in Hıristiyan halkı Diyarbakır’a göç ederek kentin batısındaki düz alana yerleşmiş, surlar bu halkı da içine alacak şekilde bugünkü biçimini almış ve daha sonra kenti ikiye bölen kentin batı surları yıktırılmıştır. Yapılan bu genişletmeyle Gazi Caddesini izleyen yeni bir surun yapıldığı, henüz arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılamayan bir tiyatronun İçkale’de bulunduğu tahmin edilmektedir (39)
Diyarbakır surları(Google earth)
1910 yılı şehir ve kale planı-Amida
Diyarbakır surları(A.Benli)
Suriçi
Suriçi
1910 yılı surlar-Amida
1910 yılı surlar-Amida
Diyarbakır’ın tarihi ilk çağlara kadar uzanmaktadır. Özellikle Üçtepe tepesi ve çev-resinde yapılan kazılarla burada bulunan kalıntılar, ilk çağlara ait dönemlerin izlerini ta-şımaktadır. Üçtepe mevkiinde yapılan bu kazılarda sarnıçlar, mezarlar ve yazıtlar tespit edilen kalıntılardır.
Daha sonraki dönemlerde Diyarbakır, diğer adıyla Amid, Roma ve Bizans’ın önemli kalelerinden olmuştur. Tarih içerisinde zaman zaman Bizans ve İran arasında çeşitli sa-vaşlara neden olmuş ve bu sasa-vaşlara bağlı olarak da şehir el değiştirmiştir.
Ama Amid, tarihin bu döneminde Bizans’ın önemli bir kalesi olarak kalmıştır. 639 yılında İslam orduları Diyarbekir bölgesini fethetmiştir. İslam orduları komutanı İyaz bin Ganem’dir. Ordunun sol kanadına kumanda etmekte olan Halid bin Velid, Diyar-bekir bölgesinin önemli kentlerinden olan Amid şehrini ele geçirmiştir.
Cezire bölgesinin üç kısmından birisi olan Diyar-ı Bekr, ilk İslam fetihlerinden iti-baren bölgeye gelen Arap kabileleri tarafından iskan edilmiştir. İşte Diyar-ı Bekr’e isim babalığı yapan Bekir bin Vail de Yemen tarafından gelen Arap kabilelerindedir. Diyar-ı Bekr, “Kuzeyde Güneydoğu Anadolu Toroslarının oluşturduğu yay ile batıda Çermik, Karacadağ ve Derik’e uzanan bir hat ve güneyde Mardin ve Tur Abdin bölgeleri, nihayet doğuda da Dicle’nin güneye doğru akarak yardığı vadi ile Siirt’ten Hizan’a kadar uzanan bölgelerle çevrilidir.” Diyar-ı Bekr bölgesinin ilk çağlardan itibaren en eski şehri Amid’dir. Amid, Cezire bölgesinin üç bölgesinden biri olan Diyar-ı Bekr’in başkenti olmuştur. Amid ismine ilk defa Asur kaynaklarında rastlanmasına karşın ne zaman kurulduğu bi-14DİYARBAKIR SURLARI
linmemektedir. Yine aynı şekilde Amid isminin ne anlama geldiği konusunda çok şey söylenmesine rağmen hangi dilde ne anlama geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Di-yarbekir bölgesinin şehir merkezi olan Amid her dönemde şehir ve ticaret merkezi kal-mıştır. Çünkü Amid, Akdeniz ve Basra körfezi, Harput, Sivas Samsun yoluyla Karadeniz’e, Bitlis ve Van’dan Azerbaycan ve İran’a uzanan ticaret yollarının kavşağında bulunmaktadır. Bunlara bir de şehri çevreleyen surlar eklenince Amid, hem ticaret hem de askeri açıdan vazgeçilmez bir şehir olmuştur.
Daha sonra sırasıyla Emeviler ve Abbasiler bölgeye hakim olmuşlardır. Bu dönemde de Diyar-ı Bekir bölgesi özellikle Amid şehri Bizans orduları ile yapılan savaşların mer-kezinde olmuştur. Abbasilerin üçüncü döneminde ortaya çıkan müstakil devletler tara-fından Şeyhoğulları (869-899) yılları arasında, Hamdaniler (930-978) yılları arasında, Büveyhoğulları (978-984) yıllarında, Mervaniler ise (984- 1085) yıllarında bölgeye hakim olmuşlardır. 1040 yıllarından itibaren bölgede Oğuzlar görülmektedir. Bu tarih-lerde bölgeye hakim olan Mervaniler ile Oğuzlar arasında savaşlar olduysa da anlaşmayla sonuçlandı ve Diyarbekir bölgesini Bizans’a karşı birlikte savundular. Daha sonra Mer-vaniler, Selçukluların kontrolü altına girmişlerdir. Amid, Sultan Melikşah tarafından 4 Mayıs 1085 yılında Selçukları topraklarına dahil edilmiştir. Şehir Selçuklular döneminde birçok beylik tarafından da yönetilmiştir. İnaloğulları (1097-1142) yıllarında, Nisano-ğulları (1142-1183) yıllarında hüküm sürmüşlerdir. Amid 1183 yılında Eyyubi Sultanı Selahaddin Eyyubi tarafından Nisanoğulları’ndan alınarak Hısn-ı Keyfa Artuklularına verilmiştir. Amid, 1240 yılından itibaren Anadolu Selçukluları eline geçmiştir. Fakat Anadolu Selçukluları elinde sürekli kalmayarak bazen Eyyubiler, bazen de İlhanlılar ara-sında el değiştirmiştir. Daha sonra 1384 yılına kadar bölgeye Mardin Artukluları hakim olmuşlardır. 1394 yılından itibaren de Timur saldırılarına maruz kalmış ve onun idaresi altına girmiştir. Bilahare Timur tarafından Akkoyunlu beyi Karayülük Osman’ın Timur’a göstermiş olduğu yardımlar karşılığında ona vermiştir.
Akkoyunlular bölgede 1401-1507 yıllarında hüküm sürmüşlerdir. Amid, Akkoyunlu Devletinin başkenti olmuştur. Daha sonra Karakoyunluları yenen Uzun Hasan Tebriz’i başkent yapmıştır. Uzun Hasan, Tebriz ve çevresinde nüfus yoğunluğunu Akkoyunlu-lardan yana çevirebilmek için Diyarbekir ve civarındaki aşiret mensuplarını yanında gö-türmüş ve bölgenin nüfus yapısı önemli ölçüde bozulmuştur.
1507 yılından itibaren Akkoyunlu Devletini yıkan Şah İsmail Diyarbekir’i ele geçir-miş ve Diyarbekir valiliğine de Mehmet Ustaclu’yu atamıştır. Diyarbekir, Safevi Osmanlı arasında sürüp giden rekabet sonrasında Yavuz Sultan Selim ile 1515 yılında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bölgenin Osmanlı hakimiyetine girmesinde önemli rol oynayan
sinden sonra Yavuz Sultan Selim’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devle-tine bağlanması politikasıyla ilgilidir. Bu politikada önemli bir role sahip olan İdris-i Bit-lisi, Diyarbekir bölgesinde oldukça nüfuzlu bir aileye mensup ve müritleri çok olan bir şeyhin oğluydu. Onun propagandaları ile Diyarbekir bölgesinden uzaklaştırılan Kürt beyleri ve halkın yardımlarıyla Diyarbekir ele geçirildi. Osmanlı ordularının başında Bı-yıklı Mehmet Paşa ile muhasara edilen şehir teslim oldu ve BıBı-yıklı Mehmet Paşa’da ilk vali oldu. Bu tarihten itibaren Osmanlı idaresi başlamış oldu. Osmanlı hakimiyeti ile bölgenin Tapu Tahrir’i yapılmış ve 1518 Tahriri ile başlanmış daha sonra 1540 yılında yenilenmiştir. İlk tahrirde Müslüman nüfus yoğunlukta iken ikinci tahrirde çevreden şehre göçen gayrimüslimlerin lehine nüfus oranı değişmiştir.
Osmanlı idaresinden sonra şehirde cami, mescit, han ve hamamlar yapılarak şehir mamur hale getirilmiş ve eski ticari canlılığı yeniden kazandırılmıştır. Bunlar arasında Diyarbakır’ı ele geçiren Bıyıklı Mehmet Paşa, Fatih olarak anılmaya başlanmış ve yap-tırdığı camiye de Fatih Cami ismini vermiştir. Daha sonra Hüsrev Paşa (1521-1528), Hadım Ali Paşa (1534-1537), İskender Paşa (1551), Behram (1564-1572), Melek Ahmed Paşa (1587-1591), Defterdar Ahmed Paşa (1594) birer cami yaptırmışlardır. Ayrıca Hüsrev Paşa tarafından yaptırılan Deliller Hanı (1527), Hasan Paşa Hanı (1574-1575) gibi hanlarda bulunmaktadır.
Onaltıncı yüzyılda Diyarbakır, Anadolu’daki önemli ticaret merkezlerindendir. Ticari önemi olan meslekler Madencilik, Demircilik, Bakırcılık, Sarraflık, Gümüşçülük, Deb-bağlık, Kavafiye, ve Dokuma bunların belli başlı olanlarıdır. Ayrıca Diyarbakır’da doku-nan kumaşlar yurtdışına ihraç edilmektedir.
Diyarbakır ipek dokumacılığı Osmanlı Devletinde önemli ipek dokuma merkezle-rinden biridir. Onaltıncı yüzyılda Osmanlı Devletine dahil olmasından itibaren Diyar-bakır’ın önemli gelir kaynakları arasında dokumacılık bulunmaktadır. Geleneksel birçok meslek gibi dokumacılık da son yıllara kadar devam etmiştir.
Aynı yüzyılda Amid şehrinde güherçile imalathanesi bulunmakta, buradan Halep ve Trablusşam’a işlenmiş güherçile gönderilmekteydi. Diyarbekir’de bağcılıkta ileri düzeyde idi ve 1540’da şehrin meyhanesinden elde edilen gelir yıllık 270.000 akçeye ulaşmaktadır. Ayrıca hayvancılığında merkezi konumundaydı ve buradan İstanbul’a Türkmen koyunları gönderilmekteydi. Vilayet hazinesinin çok zengin olduğu, Rumeli Beylerine 100.000 altın ve Basra’ya 30.000 sikke filori gönderilmesinin emredilmesinden anlaşılmaktadır. Diyarbekir eyaletinin sınırları ve kendisine bağlı olan sancakların sayıları ve sınırları dönem dönem değişmiştir.38 Bunlarda merkez tarafından atanan sancak beyleri, fetihler 16DİYARBAKIR SURLARI
sırasında gösterdikleri hizmet karşılığında verilen sancak ve sancakları sahiplerine fetih-lerde gösterdikleri hizmet karşılığında mülkiyet üzere verilen sancak olmak üzere üçe ayrılır. Bütün bu sancaklar üzerinde yetki sahibi olan Diyarbekir valisidir ve va-linin yetkileri geniştir.4Diyarbekir eyaleti, sekizi Kürt beylerinin ocaklığı ve on biri Osmanlı sancağı olmak üzere on dokuz sancağa ayrıldığı gibi ayrıca hükümete bağlı beş hükümeti içermekteydi.
Diyarbakır Tanzimat’tan sonra çok hareketli dönemler geçirmiştir. Bunlar arasında Yeniçerilerin ayaklanmaları, 1895 yılı I. Ermeni Olayı, Milli İbrahim Paşa’ya karşı iki ayaklanma, Meşrutiye bir tepki gibi bazı olaylar gelişmiştir. Şehrin ismi Diyarbekir olarak Cumhuriyetin ilanından sonra 1937 yılına kadar devam etmiştir. Bu dönem içerisinde 7 Mart 1925 yılında şehir Şeyh Said tarafından kuşatılmıştır. 1928 yılında kurulan Umumi Müfettişlik merkezi olmuştur.
Diyarbekir ismi 1937 yılında Diyarbakır ile değiştirilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, Diyarbakır’ı ziyaretinde 15 Kasım 1937 yılı Pazartesi günü yapmış olduğu konuşmasında Diyarbekir yerine Diyarbakır ismini kullanmıştır. Bu konuşmanın ardından ertesi gün şehrin adı Diyarbakır şeklinde değiştirilmiştir. 10 Aralık 1937 gün ve 7789 sayılı Bakan-lar Kurulu Kararı ile bu isim kesinleşti ve 18 Aralık 1937 tarihli ve 3786 numaralı Resmi Gazete’de yayınlandı. Bu ad değişikliği ile ilgili olarak daha sonra Türk Dil Kurumu ta-rafından bir çalışma yürütülmüş ve değerlendirmeler Türk Dil Dergisinde 1938 yılında yayınlanmıştır.(152)
1880 yılında Anadolu teftiş heyetinde görevli olan bir şahsın II. Abdülhamid’ sunduğu Layiha da Diyarbakır Kalesi hakkında şu bilgiler verilmiştir. “...Diyarbekir surlarının uzunluğa tahminen 5000 metre, yüksekliği 15-19 metre arası, kalınlığı 1.5 2.5 metre arasında olup, 82 adet büyük kule vardır...”. Görülüyor ki, Diyarbakır Kalesi hakkında, A. Gabriel’in verdiği bilgilerle (1940), bu bilgiler tam uyum halindedir Ancak yükseklik hakkında verilen rakamlar birbirini tutmamaktadır. Bu ise 1880 1940 yılları arasında Kale’nin önemli ölçüde tahrip olmasından kaynaklanmış olmalıdır. Bu tarihler arasında ve daha sonrasında, Diyarbakır Kale’si için herhangi bir tamirat söz konusu değildir. Buna ilave olarak Doğu’da yer alan bazı yerler tamamen yıkılmıştır. Oysa Diyarbakır Kalesi geçmiş dönemlerde olduğu gibi, XIX yüzyılda da pek çok tamirat görmüştür.
Diyarbakır Kalesi’nin XIX.yüzyılın ilk yarısında önemli ölçüde tamir ettirildiği görülmektedir. 1802-1803 (H. 1217) tarihinde harap olan yerleri tesbit ettirilmiş ve bu
konusu edilmemekle birlikte, “Diyarbakır Hazinesi ve Diyarbakır Me vâcib ve Masraflarını Gösterir defterde” Kalenin tamirine ait masraflar da kayıtlıdır.
XIX. yüzyılda Diyarbakır Kalesi en önemli tamiratı 1815 yılında görmüştür. Mart 1812 tarihinde harap olan yerler tesbit edilmiş ve 16 Ocak 1815 tarihindi Diyarbakır Kale’si Bina Emini olup, aynı tarihte kendisine Diyarbakır ve Rakka eyaletleri tevcih edilen Süleyman Paşa bu işle görevlendirilmiştir. Nitekim 23 Nisan 1815 tarihli bir tahrîrât hulâsasından, Süleyman Paşa’nın söz konusu valiliğe kalenin tamiri şartı ile getirildiği anlaşılmaktadır. Yine bu belgeden anlaşıldığı üzere kale tamirine 80 bin kuruş harcanmış ise de, kalenin tamamını tamir etmek mümkün olmamıştır. Ekim sonları 1824 ve Ocak ortaları 1829 tarihli Diyarbakı: Kale’si keşif defterinden, Süleyman Paşa’nın îç Kale’den başlayarak, Dağ Kapı’ya ve oradan da Rum Kapı’sına kadar uzanan surları tamir ettirdiği anlaşılmaktadır. Yer kesin olarak tesbit edilememekle beraber bu dönemde 51 burcun harap olan merdivenleri, duvarları ve mazgalları tamir ettirilmiştir. Adı geçmemekle beraber tamir ettirilen yerlerin Yedi Kardeş burcuna kadar uzandığı söylenebilir. Zira 1824 ve 1829 tarihli “keşif defterlerinde” de yukarıda belirttiğimiz yer-lere rastlanmaktadır. XIX. yüzyılda Diyarbakır Kale’sinin tamire muhtaç yerleri ilki Ekim sonlar 1824 ve ikincisi Ocak ortalan 1829 tarihinde olmak üzere iki defa daha tamir ettirilmiştir. Söz konusu defterlerde tamire muhtaç yerlerin, tamir edildiklerine dair her-hangi bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak bu belgeler söz konusu tarihlerde Diyarbakır Kale’sinin durumunu ortaya koyması açısından önem taşımaktadır. Bu tarihlerde Dış Kale’nin 34 burcu harap bir haldedir. Merdivenleri büyük ölçüde tahrib olmuştur. Top mazgalları ve duvarlar da tamir edilmesi gereken yerle arasındadır. Bu harap olan burçlar İç Kale’den başlayıp, Mardin Kapı’sına kadar uzanmaktaydı. Bu da diğer yerlerin 1815 yılında tamir edildiğini göstermektedir.
Dış Kale yani Diyarbakır şehrini çevreleyen surlar aynı zamanda XIX. yüzyılda bu şehrin sınırlarını da belirlemekteydi. Bu dönemde Diyarbakır’ın 5 mahallesi hariç, diğerlerinin tamamı Dış Kale içerisindedir. Bununla birlikte Dış Kale’deki burçların çeşidi amaçlarla kullanıldığı görülmektedir.(Şehri çevreliyen surlar üze rindeki bütün burçlar iki kadı olup, alt kadar ambar olarak kullanılıyor, üst kadar ise askerin ikametine ayrılıyordu .) 29 Eylül 1785 tarihli “kaleler neferâtının me-vâcib defterine” göre bu burçlarda ikamet eden asker sayısı 1683 tür. 3 Ekim 1803 tarihli “kalelerde bulunan askerin sayılması ile ilgili fermanın hemen altında, Amid Naibinin imzasını taşıyan bir kayda” göre ise bu sayının 1735 olduğu görül mektedir. 14 Mart 1823 tarihli bir arzdan anlaşıldığına göre, bu tarihte burçlar üzerinde 40 top bulunmaktaydı. Ancak askerî amaçlar için tahsis edilmiş asıl ka lenin İç Kale olduğunu da hemen belirtmek gerekmektedir.
Diyarbakır şehrini bir baştan bir başa kuşatan surların dört yöne açılan kapıları olup, şehre giriş-çıkış buradan sağlanmaktaydı.
Kapılar
Diyarbakır Kale’sine girişi sağlayan 4 kapı vardı. Diyarbakır şehrini ziyaret eden hemen hemen bütün seyyahların hakkında uzun bilgiler verdiği Dış Kale Kapı’ları şunlardır:
- Güney - Batıda Mardin Kapı - Batıda Urfa Kapı - Kuzeyde Dağ Kapı - Doğuda Yeni Kapı
Bu kapılar dışında kalan Çift Kapı ve Tek Kapı son zamanlarda yani Cumhuriyet döneminde açılmış iki yeni kapıdır.Tarihî kayıdarda Dış Kale kapılarından Urfa Kapının adı Bâbü’r-Rûm, Mardin Kapısı’nın adı Bâbü’t-Tel veya Bâb-ı Mardin, Dağ Kapı’nın adı Bâbü’l-Cebelve Yeni Kapı’nın adı ise Bâbü’l-Mâ veya Bengü Kapı olarak
geçmektedir7XIX. yüzyılda ise söz konusu kapıların adları Bâbü’r-Rum, Bâb-ı Mardin,
Bâbü’l-Cebel ve Bâbe’l-Cedîd şeklinde geçmekte olup bazan Arapça terkiplerin kullanılmayarak, Mardin Kapı veya Yeni Kapı şeklinde de kullanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla bu kapılardan Dağ Kapı için kullanılan Harput Kapı ve Yeni Kapı için kullanılan Dicle Kapı isimleri büyük bir ihtimalle baktıkları mevkiler itibariyle halk tarafından kullanılan isimler olmalıdır.
Dış Kale kapılarının geçmiş dönemlerde sık sık tamir edildiği kesindir. XIX. yüzyılda ise 1815 yılında kapıların tekrar tamir edildiklerini görüyoruz. Bu tarihte Dağ Kapı ve Urfa Kapılan tamir ettirilmiştir. 1824 ve 1829 yılları arasında ise Urfa Kapı, Mardin
Kapı ve Yeni Kapı’nın bazı yerlerinin harap olduğu anlaşılmaktadır77.
Dış Kale Kapılarının kesin olmamakla birlikte tarihî dönemler içerisinde ge celeri kapalı tutuldukları söylenebilir. Ancak XIX. yüzyılda kapıların gece kapalı tutulduğu ve bu iş için bekçiler görevlendirildiği kesindir. II. Mahmut döneminde “Mürur tezk-eresi” olmayanların bir mahalden bir diğerine salıverilmemesi için başka şehirlere olduğu gibi Diyarbakır’a da çeşitli fermanlar gönderilmiştir. Ge rek bu hususun temini ve gerekse H. 947 (1540) Tarihli Diyarbekir Vilâyeti Kanun nâmesinde yer aldığı üzere Resm-i Ebvâb-ı Erba’a yani “Dört Kapı Resmi”nin alınması için çok eski tarihlerden itibaren
erden bu tarihler arasında Dış Kale ka pılarında 4 katip ve 4 bekçinin görev yaptıkları ve yine bu tarihlerde geceleri Kale kapılarının kapalı tutulduğu anlaşılmaktadır. 1845 yılında bu görevlilerden kâ tipler gelip geçenlerin mürur tezkeresine bakmak üzere 80 kuruş aylık ile, bekçiler ise geceleri kapıları kapatarak anahtarları kaimmakama götürmek ve gündüzleri açmak üzere 50 kuruş aylık ile vazife yapmaktaydılar. Dış Kale kapılarının geceler: kapalı tutulması konusunda 1853 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden, H. Peter-mann da bilgi vermektedir. Söz konusu seyyah güneşin batmasından az bir süre sonra şehre gelmiş, ancak kapılar kapalı olduğundan şehre girmek için, sabahı beklemek zorunda kalmıştır (153)
İçkale ve Dışkalenin tarihçesi
Diyarbakır Kalesi de İçkale ve Dışkale olmak üzere iki kısımdan oluşur. Karaca-dağ’dan Dicle’ye doğru uzanan platonun doğu kenarında kurulan Dışkale’yi çeviren sur-lar. kuzey-güney yönünde 1300 m; doğu-batı yönünde 1700 m uzunluğundadır. Toplamda ise 5 km’ye ulaşır. 3.00-5.00 m ka lınlığında ve 10.00-12.00 m yüksekliğindeki bu surlar araziye uygun olarak köşeleri yuvarlatılmış dörtgen bir şema arz eder.
Tarih kaynaklarına ve kazılarda çıkan bulgulara göre, İçkale’nin yer aldığı Fis Kayası bölgesi ilk yerleşim alanıdır. Burada İ.Ö. 2000 yıllarında Hurrilerin bir kale inşa ettiği sa nılır. 349 yılında Roma İmparatoru II. Konstantin tarafından yapımına başlanan bu-günkü kalenin 367-375 yıllarında batı surları genişletilmiş, daha sonraki dönemlerde birçok deği şiklik ve onarım gerçekleştirilmiştir.(81) 367 ve 365 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılmış, Urfa Kapısı ve Mardin Kapısına uzanan bölüm yapılmış, altıncı yüzyılda Justinianus zamanında güçlendirilerek genel biçimini almış, daha sonraki yıl-larda sürekli onarımlarla genişletilerek günümüze kadar ayakta kalmıştır.
İç kale ise Kanuni zamanında genişletildi.,burada 16 burç vardır,Saraykapı ve küpeli kapıları yapıldı. Tüm surlarda 82 burç vardır. Savaşın en çok olduğu yer olan Dağkapı-Urfakapı arası burçlar yuvarlak, daha sık ve daha büyüktür. Burçlar genelde iki katlıdır, 3-4 kat olanları da vardır. Alt katlar depo ve ambar, üst katlar askeri amaçlıdır.
Surların, çoğu yuvarlak plânlı 80 kadar burçla desteklendi ğini görürsünüz. Burçlar, surun tamamını üstten dolanan bir yolla birbirine; bu yol da önemli noktalardaki mer-divenlerle kale zeminine bağlanmıştır. Kalenin batısında bulunan Ulu-beden ve Yedi
Kardeş Burçları en çok dikkatinizi çekecek bölgelerdir. Çift başlı kartal ve arslan ka-bartmalarıyla burcu kuşatan çiçekli kufi ve nesih hatlı yazılar 1208 tarihinde Artuklu hükümdarı Melik Salih Mahmud’un eseri olduğuna işaret ederler. Surlardan kaleye 20DİYARBAKIR SURLARI
(kente) girmek isterseniz, dört yöne açılmış dört ana kapıdan geçmeniz gerekmektedir. Ku zeyde Harput (Dağ) Kapısı; güneyde Mardin Kapısı; doğuda Yeni (Su, Dicle)
Kapı ve batıda Urfa (Rum-Anadolu) Kapısı yer alır. Roma döneminde, bu kapıları kar-şılıklı olarak birbiri ne bağlayan ve kenti dörde bölen ana caddeler inşa edilmiştir.
Caddelerin çoğu günümüze kadar gelebilmişin. Kalenin kuzeydoğu köşesinde İçkale
bulunmaktadır. Çağ lar boyu yöneticilerin ikamet ettiği tüm içkaleler gibi bura da da sa-raylar, sığınaklar ve depolar bulunuyordu (81)
Surlar ve Hevsel
Güney surları. Albert GabrieL
Surların güney bölümü(1973 il yıllığı)
Ulu Beden. Dikran Mgunt
Ben u Sen Burcu . Dikran Mgunt
Surların ana yapım malzemesi yöreye özgü bir malzeme olan bazalt taşıdır. Sur du-varlarında, burçlarda dış ve iç duvarlarda, döşemede, kemerlerde ve dendanlarda bazalt kullanılmış, dış cephe yüzeyleri kesme taş biçiminde, iç yüzeyler ise genellikle daha az işlenmiş taşlarla örülmüştür. Bazı burçların dış duvarlarında kılıcına (dış yüzeye dik ola-rak) yerleştirilmiş silindirik taşlar da bulunmaktadır. Burçlardaki kapalı ve yarı kapalı alanların üst örtülerini oluşturan kubbe ile tonozlar ise tuğla örtülüdür. (39)
Diyarbakır Surlarında kullanılan ana malzeme bazalttır. Kentin oturduğu kaya arazinin nivelmanından ele geçen malzeme muhtemelen sur inşaatında kullanılmıştır: Orta Anadolu’daki Karadağ volkanik masifinin fırlattığı iri taş blokların Binbirkilise yapılarının inşaatında kullanılışı gibi. Bütün Geç Antik, Ortaçağ ve sonrası geleneksel yapılarında olduğu gibi, duvar örülürken yapı ustaları duvarın dışına ve içine cidar taşlarını birer veya ikişer sıra olarak dizer ve hemen aralarını harç ve moloz taşla doldurur. Dış ve iç örgülerde taşların derinlikleri azımsanamayacak boyutlardadır; bunlar aynı za-manda taşıyıcı örgülerdir, yani günümüzdeki gibi 10 cm’lik cephe kaplaması değildir. Aralarındaki dolgu, daha az özenle dizilmiş iri ve küçük taş karışımı bir kompozisyondur ve bol harç içine yatırılmıştır. Dolgu ve cephe örgüleri iyi işçilikte bir bütün halindedir. Diyarbakır surlarında da anlatılan teknik uygulanmıştır Taş malzemenin gücü ve işçilik
kadar harcın kalitesi eşdeğer önemdedir. Diyarbakır surlarında kullanılan harç için çevre-den kireç taşı getirilmiştir. Gabriel “sıcak harç”tan söz etmektedir. Yani acele inşaatta ve çok miktarda kirecin gerekli olduğu hallerde, kireç taşının yakılıp söndürülmesinden sonra bekletilmeden hemen kullanılma durumlarında bu deyime rastlamaktayız. Aksi takdirde, söndürülmüş kirecin uzun süre dinlendirilmesi âdettendir. Kireç harcının gücünü arttırmak için içine puzzolanik katkı konulması gereklidir; bu da Diyarbakır için sorun değildir.
Surlarda çokça kullanılan bir diğer malzeme, burçların eğrisel örtülerinin yapımında başvurulmuş olan tuğladır. Tuğla 4. yüzyıl Suriye, Irak ve Kuzey Mezopotamya’sında yaygın bir malzemedir ve çok daha erken tarihlerde de kullanıldığı bilinmektedir. U planlı burçlarda genel kullanım, bir beşik tonoz ve uzantısında yarım kubbedir. Surlarda 6. yüzyıldan önce kubbeye rastlanmamıştır. Tuğla kemer ve tonozların cepheye aksetmesi ise olağan değildir
Şehir dışı duvar cidarı kesme taş niteliğinde özenli bir işçiliğe sahiptir. İç cidar ise bu titizlikten yoksundur. Kent duvarları mimarisinde genel tavır bu yöndedir. Bunda zaman ve ekonomi baş roldedir. Bazalt gibi çok sert bir malzemenin gönyeye uyarlanması, cephe yüzeyini perdahlamaya kadar giden bir yonu tekniği, sabır ve ustalık istemektedir. İç cidar düşmanın gülle atışlarına maruz kalmadığından bozulması ancak zaman içinde oluşmaktadır. Gene de örgüde yataylık ve yüzeyde, mastardan şaşmamak ana koşul olarak gerçekleştirilmiştir. Bu normlardan şaşma durumlarında çok acele inşaat veya onarım sorumlu olmuştur.(140)
Burçlar plan tiplerine göre dikdörtgen, çokgen ve silindirik olmak üzere üç grupta toplanabilir. Kapalı mekanları iki kattan oluşan burçların zemin katları depo, birinci katları ise askerlerin kaldığı bölümler olara kullanılmıştır. Teras katları savunma amaçlı tasarlanan burçların bazılarında iki teras katı bulunmaktadır. Bu burçlar üç veya dört kattan oluşmuştur.(39)
Surların sağlamlığı:
Amid’in Timur tarafından ele geçirilmesinden sonra durum şuydu ‘Askerler kente gi-rerler ve kenti yağma ederler, baltalar ve başka yıkıcı araçlarla surların üzerine çıkarlar, ancak taşlar o kadar serttir ki, surlardan birkaç küçük taş parçası koparabilirler. Surların tümünü yıkmak için bir yüzyıl gerekebilirdi. Timur’un askerleri de surların üst kısımla-rından küçük bir bölümü yıkmakla yetinirler (76)
Diyarbakır kalesinin muhkemliğini E.Çelebi anlatıyor
Kalenin burçlarından aşağıya bakıldığında, büyük Şat ırmağı küçücük bir ark gibi gö-rünür. Kalenin nehir tarafı felek kulesine boy uzatacak derecede yüksektir. Ancak, kalenin yıldız tarafı, batı, güney ve kıble tarafları düz zemin üzerindedir.
Duvarlarının yüksekliği her yerde kırk zirai ve temel genişliği onar arşındır. Bütün du-varlarda yüksek burçlar ve tamamı …..adet mazgallı siper vardır. Bu süslü kale, yontulmuş siyah taştan yapılı olduğu için “Kara Amid” denir. Hendese sahibi usta bu kaleyi dörtgen şekilde, kuzey ve güneye uzunlamasına yapmıştır, bütün kuleleri ve mazgallı siperleri bir-birine bakar ve tehlike sırasında birbirini korur. Kale, hem sert taştan yapılı hem de yalçın kaya üzerinde olduğundan, düşman kuşatıp bir tarafından da lağım açsa ve metris sürse bile, zafer kazanması mümkün değildir. Kale, ancak bir yıl kuşatılıp içinde kıtlık başla-dıktan sonra teslim edilir. Dörtgenin doğu tarafı cehennem çukuru olduğundan hendek ge-rekli değildir. Fakat kuzey, güney ve batısında …..dörtgen şeklindeki köşelerinde her biri adeta birer Kaf kulesi olan Yecuc Seddi gibi burçlar vardır. Fakat kale duvarı diğer kale-lerdeki gibi üçer dörder kat olmayıp sadece sağlam bir katı vardır.(156)
Sur akustiği
Mevlüthan Mustafa: Hoperlör yoktu. Bilinçli olarak surlara doğru okurdum. Sesim surlara çarpar aksederdi. Tabii o zamanlar sur içinde böyle rezil binalar yoktu Sesim Ur-fakapıdaki surlara çarpar tekrar geri dönerdi. İşte o sesin sırrı oradaydı (71)
Surlar ve kutsallık
Diyarbakır surlarla çevrilidir.4 kapıdan şehre girilir. Tarihi fotoğraflarda da görüldüğü üzere bu kapıların kenarlarında hamamlar vardı. Şehre girenler bu hamama sokulur ve şehre yıkanmış olarak girme zorunluluğu söz konusuydu. Yani şehir mübarek bir beldedir.
Evliya Çelebi bu hamamları şu şekilde tasvir eder: Eski hamam Rum kapısındadır. Hamamların en büyüğüdür. Dağ kapı yanındaki Zilci hamamı da güzeldir. Yenikapı ha-mamı da meşhur hamamlardandır.(72)
Bu kutsallık Hristiyanlık döneminde de vardı. Jean Baptiste Diyarbakır’la ilgili seya-hatnamesinde 72 burcun Hz. İsa’nın yetmiş iki havarisine ithafen yapıldığını ifade eder.(73)
Diyarbakır surlarında şu an 83 burç vardır. Ancak MS.349 yılında yapıldığında 72 havariyi temsilen 72 burç yapılmıştır. Diğer burçlar sonra ilave edilmiştir. Bu hususta Di-yarbakırla ilgili seyahatnamelerde Tavernier, Buckhinhamve Lord Kinros’un hatıralarına bakılabilir.
Diyarbakır’daki surlarda 4 kapı(Mardin kapı, Rum kapı, Dağ kapı, Yeni kapı): Mezkur dört kapının dört İncilcinin adına yapılmış olmasına dair bir anane vardır ki bu anane, İncilci Marcus’un sembolü olan bir öküz başının Rum kapısı üzerinde mevcut olması ile kuvvet bulmuştur.(74)
Diyarbakır kalesinin muhteşemliği
Diyarbakır kalesinin muhteşemliğini 25 Nisan 1394 tarihinde Nizamüddin Şami anlatmaktadır. ’Kal’a o derecede muhteşem idi ki dünyada misli yoktu,yüksekliği tavsif olunamaz bütün taşları yontma ve bağları kireç ve alçı ile bağlanmıştı.Temelleri pek derin kazılmıştı.Duvarları o kadar muhkem yapılmıştı ki bir duvarın üzerinde iki süvari yan yana at koşturabilirdi, o kadar genişti,; burçları göklere kadar yükselmişti.Yapılalı dört bin üç yüz sene olduğu rivayet olunur.Şimdiye kadar hiçbir fert onu kudret ve kuvvetiyle teshire muvaffak olamamıştı (77)
.Alınamaz kale’.
Dünyanın en büyük ve zorlu kalelerinden birini fethetmek az şehitle mümkün gö-rünmemektedir. Bu açıdan tarihteki örneklere göz atalım. MS.349 yılında II. Constan-tinius Amida’nın etrafını surlarla çevirdi. Bu yarım Diyarbakır şeklindeydi. Surların sınırı dağ kapıdan Gazi caddesinden geçiyordu. Antakyalı tarihçi Ammianus Marcellinıs’un verdiği bilgilere göre: ‘M.S.359’da II. Şahpur tarafından Sasanlıların Diyarbakır’ın fet-hinde Diyarbakır’ın fetfet-hinde Diyarbakır’ın nüfusu 20.000.di. 120 bin civarında ordu.73 gün süren bir kuşatma oldu. Bu savaşta Pers ordusu 30.000 kayıp verdi. Kalenin etrafında hendekler vardı. Kaleden büyük taşlar atılıyordu. Ancak alınması mümkün olmadı.
X. yüzyılın ilk yarısında şehri ziyaret eden coğrafyacı İbn Havkal, surların azametin-den bahseder ve bu müstahkem şehrin savunma güçlerine ihtiyacı olmadığını söyler’(40)
Diyarbakır Surları çifttir ve paraleldir
Dıştakinin alçak,içtekinin yüksek tutulduğu birbirine paralel çift surla çevrili olan Diyarbakır’ın dıştaki suru kuzey,batı ve güney yönlerinde genişliği kuzeyden güneye 26DİYARBAKIR SURLARI
doğru 15 metreden 6 metreye düşerek daralan bir hendekle çevrilmiştir. Eyyubi Sultanı Melik Kamil 1231-12321 yıllarında Diyarbakır’ı aldığında dış suru yıktırmış ve bu taşları içteki surlarda kullanmıştır. İçkalenin kuzeydoğusunda dış surlara ait kalıntılar vardır.(78)
Surlar ve karantina
•Diyarbakır surlarla çevrilidir. 4 kapıdan şehre girilir. Bu kapıların kenarlarında ha-mamlar vardı. Şehre girenler bu hamama sokulur ve şehre yıkanmış olarak girme zorun-luluğu söz konusuydu. Yani şehir mübarek bir beldedir.
•Evliya Çelebi bu hamamları şu şekilde tasvir eder: Eski hamam Rum kapısındadır. Hamamların en büyüğüdür. Dağ kapı yanındaki Zilci hamamı da güzeldir. Yenikapı ha-mamı da meşhur hamamlardandır.
•1853 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden gezgin H. Petermann anılarında güneş battıktan sonra Amid’e ulaştığında kapıların kapalı olduğunu bu nedenle sabahı beklemek zorunda kaldığını anlatır... Zaten, kimsenin öyle elini kolunu sallayarak kente girmesine izin verilmezmiş eskiden. Temizliğe çok dikkat edermiş kent yöne-ticileri. Tüm yabancılar kente girmeden önce kapıların hemen bitişiğindeki
ha-mamlara sokulur, burada yıkanmaları sağlandıktan sonra içeri girmelerine izin verilirmiş. Kentin her dört kapısının içinde, girişlerde hamam, han ve caminin var olmasının nedeni budur işte.
Dünyanın en büyük depolarından
Şehri çevreliyen surla üzerindeki bütün burçlar iki katlı olup, alt katlar ambar olarak kullanılıyor, üst katlar ise askerin ikametine ayrılıyordu Vital Cuinet seyahatnamesinde Diyarbakır’da her biri yaklaşık 4600 ton kapasiteli 72 burç olduğunu ifade eder
Kutsallık hristiyanlık döneminde de vardı
•Jean baptiste Diyarbakır’la ilgili seyahatnamesinde 72 burcun Hz. İsa’nın yetmiş iki havarisine ithafen yapıldığını ifade eder.
Dıyarbakır Surları ve Prof. Dr. Albert-Louis Gabriel
Diyarbakır’ı Tanıtma Dizisi’nin 4. kitabı olarak sunulan bu eser, Gabriel’in Voyages archeolojique dans la Turquie Oriental adlı büyük eserinin Diyarbakır’a ayrılan 2. bölü-münün (c. 1, s.85-205) surlarla ilgili kısmından oluşmaktadır (s. 85-157).
Gabriel, gerek bu eseriyle ve gerekse Diyarbakır surlarını yıktırılmaktan kurtaran bir insan olarak, Diyarbakırlı aydınların gönlünde taht kuran, saygıyla anılan bir kimsedir. 1930 yılında, şehri baştanbaşa kuşatan muhkem ve muhteşem surların yıktırılması yolunda bir cereyan başladı. Bu görüşte olanların gerekçeleri şuydu: Şehrin boğucu bir sıcaklık içinde oluşunun tek ne-deni bu surlardır. Hava akımına engel olmaktadır. 1931’de bu görüş daha da yaygınlaştı. Surlar, yer yer büyük ölçüde dinamitler konulmak suretiyle yıktırılmaya başlandı. Halkın sur taşlarını sökerek kendi inşaatlarında kullan-maları teşvik edildi. Bu saçma görüşe karşı olan birkaç aydın, Cumhurbaşkanına, Baş-bakana, Milli Eğitim Bakanına çektikleri telgraflarla, tarihe karşı işlenmekte olan bu cinayetin önlenme- sini, olaya el konulmasını istediler. 1932 yılı Nisan ve Mayıs aylarında bölgede bir arkeolojik inceleme gezisine çıkmış olan Prof. Dr. Albert-Louis Gabriel, Ha-ziran ayında Ankara’ya döndüğünde, bu konu hakkında Milli Eğitim Bakanlığına bir rapor verdi. Bazı bölümlerini sadeleştirdiğimiz bu raporda şöyle deniliyordu:
“Bana müteaddit etüd mevzuları vermiş olan Diyarbakir’e de gelecek sonbaharda gitme emelindeyim. Fakat dairenizin dikkatini çok önemli bir konuya şimdiden celp ve daveti gerekli görüyor ve buna özel bir ilgi göstermenizi bilhassa önermeye cesaret eyli-yorum.
Diyarbekir’in müstahkem suru tarih ve arkeologya noktasından olağanüstü bir önemi haizdir. Sade inşaatındaki teknik ve teşkilatının tesbitinde gösterilmiş ustalık değil, fakat kitabelerinin olağanüstü zenginliği itibariyle de Türkiye tarihinin canlı bir sahifesi gibi-dir. Halbuki, herkesçe bilindiği üzere, yerel makamlar bunun dinamitle yıkılmasına karar vermiş ve bu kararın uygulanmasına başlamışlardır.
İleri sürülen sebepler, Diyarbekir şehrinin bu sur içinde mahpus bulunmak hasebiyle havadan mahrum olduğu ve sağlığa zararlı -bir durum aldığıdır. Böyle bir görüşün haklı olduğunu sanmıyorum. Sur duvarı ile evler arasında havanın serbestçe estiği boş sahalar mevcuttur ve esasen rüzgarın istikameti nadiren yatay olduğundan, hava serbest bir su-rette surun dahiline girmektedir. Surları yıkmamak şartıyla şehri sağlıklı bir duruma ge-tirmek için çeşitli yollar vardır. Suyun bugün ikmal edilmiş olan akıtma projesi bu hususta önemli bir etken olacaktır. Şehrin sistematik bir tarzda planını yapmak tasavvur ediliyor. 28DİYARBAKIR SURLARI
Bu mükemmel bir fikirdir. Bu husus ile görevlendirilmiş olan mühendisle görüştüm. Sura dokunmadan pek önemli sonuçlar elde edilebileceğinden eminim. Olsa olsa iki üç noktada ve ancak iki kule arasında- ki mesafeyi hedefleyecek pek kısa mesafelerde suru delmek caiz olacaktır.
Diğer taraftan Türkler tarafından inşa edilmiş olup bütün cihanca ünlü ve Avrupa seyyahlan tarafından resimleri yapılmış olan iki burcun (Evlibeden ve Yedikardeş burç-larının) üst kısımları hiçbir lü- zum yokken yıkılmıştır. Halbuki bunların onarılması ge-rekirdi. Şimdiki durumda alınması gereken ön-lemleri özetliyorum:
1-Yeni her yıkımın yasaklanması ki zaten hükümet tarafından kabul edilen görüş de
budur.
2-Yapılacak şehir planında. Teklif edilebilecek yıkım pratiklerinin lüzumunu
ince-leme ve soruşturma.
3-Temel hizasında harab edilmiş olup dayanma güçlerinin tehlikeye düşmüş olması
mümkün bulunan bazı sur parçalarının tamirlerini şimdiden göz önünde bulundurmak. İki düşüncemi daha eklerneye cesaret ediyorum:
A-Bütün suru yıkıp kaldırmak için önemli bir miktarda patlayıcı madde kullanmak
ve amele çalıştırmak gerekecektir. Zira söz konusu olan şey gayetle sağlam inşaattır ve yalnız yıkıntının ortadan kaldırılması önemli miktarda para sarfını gerektirecektir.
B-Bu kadar görkemli bir eserin harap olmasının yabancı ülkelerde ve Türkiye’de
ya-pacağı tesiri de hesap eylemek lazımdır.
C-Ulaşım kolaylıklarının yakın bir gelecekte bu diyara seyyahlar ve turistler çekeceği
de bir gerçektir. Diyarbekir’in doğal durumu, latif manzarası, anıtlarına bağlı büyük ha-tıralar, göz önünde tutulma-sı gerekli şeylerdir ve bunların bütün memleketlerin seyyah-ları üzerinde kuvvetli bir çekiciliği olacağı muhakkaktır. Bundan ötürü anımsatıp teklif etmeğe cesaret bulduğum bu konu hakkında kesin kararlar alınmak suretiyle, ilgili ma-kamların o havzanın ve memleketin gerçek menfaatlarına uygun bir davranış içine girmiş olacaklarını sanıyorum.”
Aynı yılın sonbaharında bölgede yaptığı ikinci inceleme gezisinden dönüşte de Milli Eğitim Bakanlığına ikinci raporunu sundu. 24 Kasım 1932 tarihli bu raporda da şu
hu-“Vekil beyefendi,
12 Ekimden 10 Kasıma kadar Doğu illerinde yaptığım geziye ilişkin olan işbu rapo-rumu izhar buyurmuş olduğunuz isteğe dayanarak takdimle övünmekteyim. Bu yerlerin tümü hakkındaki düşüncelerim için haziranda takdim ettiğim rapora müracaat buyrul-masını önermeye cesaret ettikten sonra, burada bakanlığınızın faaliyetinin hedef saya-bileceği bazı yeni önemli noktaları kaydetmekle yetineceğim.
Geçen raporumda söz konusu ettiğim meselelere dönmemek kararıma rağmen, Di-yarbekir suru önemli meselesine geri döneceğim. Son geçişimden beri yıkma faaliyeti daha ileriye götürülmemiş olmakla beraber, duvarların temellerinde açılmış delikler de kapatılmamıştı. Bu suretle surların yıkılmasından kesin surette vazgeçilmiş bile olsa, te-mellerin bu açılmış parçalardan başlayarak zamanla yıkılmasından endişe edilebilir. Bi-naenaleyh, eğer Diyarbekir surunun tamamının değilse bile bir kısmının korunmasına karar verilmişse, bu kararın ilk belirti ve sonucu surların delikler açılan yerlerinde esaslı bir duvar tamiri yapılması olmalıdır.
(Yedikardeş) ve (Evlibeden) isimli iki büyük burcun tarihi önemini ve sanat değerini bir kere daha ve özellikle kaydederim. Bu eserlerin özel bir ilgi ve çalışıp çabalamayı ge-rektirmesi lazımdı. Halbuki bende halkın kolayca girebildikleri kulelerin taraçalarını ta-şocağı şeklinde kullandıkları kanaatı hasıl oldu, ve gelecekte yapılacak tam bir onarım için bugün mevcut kısımlar çok gerekli bulunduğuna göre, sis-tem dahilinde mesai sarf olunmasa bile hiç olmazsa durumun ayni şekilde korunmasına özen gösterilmesi lazımdır. Dahilde bu surların bodrumları gerek özel şahıslar ve gerek ordu için hayvan ambarları hizmetini görmektedir. Kendilerine tezelden başka bir yer göstermek uygun olacaktır.
Keza Diyarbekir’de Büyük Carnie yakın ve Zinciriye Medresesi isimli küçük bir med-reseyi kaydederim. Son zamanlarda bunun onarımına kalkmışlardı. Lakin bugün merkez avlu su bir süprüntü yığını halindedir. Şimdiki halde burasını temizlemek kolay bir iştir ve ayrıca önemsiz bir masrafı gerektirecek olan birkaç günlük bir meseledir.” (Albert Gabriel, “Mardin ve Diyarbekir vilayetlerinde icra olunmuş bir arkeologya seyahati hak-kında rapor”: Türk Tarih, Arkeologya Dergisi, sayı: 1, 1933, s. 134 v.d.) Böylece bu değerli bilim ve sanat adamının yardım ve destekleriyle surları yıktırma işi durdurulmuş, Diyarbakır tarih ve kültürüne karşı işlenen cinayet önlenmiş oldu (37)
Anzele Balıklı havuzunun geliri, Diyarbakır surları için vakfedilmiştir
(Hazihi hüçretu vakfün âla suri amed)
(Bu hücre Amed Sur’un üzerine vakıf ’dır)
Anzele’deki araştırmada bugüne kadar eşi benzeri görünmemiş bir belgeye ulaşıldı. Bu belge ise, üzerinde kitabe bulunan bir bazalt taşı.
Bu kitabe bilinen Diyarbakır tarihinde çok önemli bir belge olan Anzele’deki taş üze-rinde yazılı ta yapılan çalışmalar sırasında bir taşın üzeüze-rinde kabartmalı kitabe çıktı.
Kabartmalı olarak taşa işlenen bu kitabe, tarihi değeri olan, çok önemli bir belgedir. Kitabede şu kelimeler yer almaktadır: “Bu Hücre (Oda) Amed Sur’u Üzerinde Bir
Vakıftır”.
Genellikle bilinen taşınmaz mallar camilere ve hayır kurumlara insanların faydalan-ması için vakf edilir. İlk kez burada yani Anzele’de yer alan Balıklı havuzun gelirinin Di-yarbakır surlarına vakf edildiğini görüyoruz. Bu da bilinen Diyarbekir tarihinin ötesinde Diyarbakır surları bağlamında çok önemli bir kaynaktır.
Vakıflar, Allah rızasını kazanma isteği ile bütün insanları, hatta hayvanları ve doğayı da içine alacak şekilde genişletilmiştir. İslamiyetle beraber insanların günlük hayatında hemen her gün karşılaştığı ve yararlandığı camii, medrese, hastane, han, hamam, köprü, çeşme, su tesisi ve imarethane gibi kamusal nitelikli kurumların neredeyse tamamı hayrat olarak yaptırılmış, bunların hizmetlerinde sürekliliği sağlamak üzere gelirlerini temin eden kervansaray, bedesten, dükkan, bağ, bahçe, tarla gibi diğer mal ve mülkler de akar olarak vakfedilmiştir. Bu tarihi taş, yeni yapılan Balıklı havuzun yanındaki kemerinin
DİYARBAKIR KALESİ KAPILARI
DİYARBAKIR KALESİ KAPILARI
Kapılar-Urfakapı/Dikran Spear)
Dicle’den yenikapıya çıkış
Surlar ve kapıları
Kale ve yapısı:
•Şehirlerde ticaret ve sanatın, sosyal ve ekonomik hayatın gelişebilmesi için emniyetin önemli bir şart olduğu şüphesizdir. Bu noktada İbn Haldun ‘Zararlardan sakınmak için bütün ev ve barınakların etrafını sur ve duvarlarla çevirmeli, şehir aşılması ve çıkılması zor olan bir dağın tepesinde bina edilmeli veyahut şehir kurulacak yerin etrafı deniz ve ırmakla çevrilmiş olup; şehre ancak köprüden veyahut kemerli köprüden geçilerek giril-melidir. Bu takdirde düşmanın şehre saldırması zorlaşır, korunmak kudreti kat kat artar.
’
•Kaleler, duvarlar ve bunlara bitişik aralıklı olarak yapılmış kulelerden oluşur. Duvar ve kulelerin üzerinde diş duvar kısımları vardır ki bunlar düşmana ok ve mermi atanları korur. Bu siperlere mazgal siperleri ve aralarındaki açıklıklara mazgal denir. Kulelerde düşmana ok atmak için mazgal delikleri bulunmaktadır.
•Bunların arkasında askerlerin dolaşması ve durması için yapılmış düzlüklere seğirdim yeri denilir. Bu seğirdim yerlerine kalenin avlusundan taş merdivenlerle çıkılır.
Duvarlara yaklaşan veya tırmanmak isteyen düşmanı yandan vurmak ve kalenin üstüne çıkmasına mani olmak için aralıklı ve duvardan taş veya yuvarlak kuleler yapılmıştır.
Silindir şeklinde burçlar
Kalelerin duvarları önünde ekseriya su doldurulan geniş hendekler açılmıştır. Bu hen-deklerin müdafaası için kale önünde ikinci bir kale duvarı daha bulunur
Mazgallar ve sur önünde hendek ve ikinci sur kalıntısı
Kale kapıları çift olarak kalın ağaçlardan yapılır ve üzerlerine bakır, tunç veya demir levhalar çivilenerek kaplamak suretiyle tahkim edilir. Her kapının iki tarafında onu mü-dafaaya mahsus çıkıntı teşkil eden iki kule bulunur.
Surlarla çevrili bir şehir veya kasabanın içinde hakim bir noktaya ayrıca yapılan ve hükümdar veya kumandanın oturmasına ve düşmanın surları geçmesi halinde veya ku-mandanın oturmasına ve düşmanın surları geçmesi halinde veya şehirde bir isyan çıktı-ğında çekilip müdafaa etmeğe mahsus olarak yapılan ikinci bir kale de vardır ki bunlara iç kale denir.
40DİYARBAKIR SURLARI
KAPILAR
•Dış Kalenin kapıları: Kuzeyde Dağ Kapışı (Harput Kapışı), batıda Urfa Kapışı (Rum Kapışı), güneyde Mardin Kapışı (Teli Kapışı), doğuda Yeni Kapı (Su Kapışı, Dicle Ka-pışı). iç Kalenin kapıları: Fetih Kapışı, Oğrun Kapışı, Saray Ka pışı, Küpeli Kapış;, Fetih ve Oğrun kapıları dışarıya, Saray ve Küpeli kapıları iç tarata şehre açılır. iç Kale Kanunî Sultan Süleyman zamanında 1524–1526 yılları arasında ikinci bir surla çevrilerek ge-nişletilmiştir. Dış Kale surları içinde cami, medrese, türbe, kilise, han, hamam gibi tarihî eserler yer almaktadır. iç Kale surları içinde iki kilise, Artuklu Sarayı kalıntıları. Viran Kale, sarnıç ve cami bulunmaktadır.
Daha sonraki yıllarda eski kapıların ihtiyaca cevap vermemesi üzerine 1950 li yıllarda Çift Kapı ve 1960 lı yıllarda ise Tek Kapı açılmıştır
U rf ak ap ı ( A li U ğ u r)
Urfakapı(tarihi görünüm)
(125)
(125)
1936 yılı Urfakapı(A.Gabriel)(158)
1936 yılı Urfakapı(A.Gabriel)(158)
1995 yılı Urfakapı
1 9 3 6 y ılı U rf ak ap ı( A .G ab rie l)( 1 5 8 )
Urfa Kapı; Kaleden batıya açılan önemli kapılardan biridir. XVIII. yy sonlarına kadar yalnızca iki kapı bulunan bu bölümde dıştan sol kapının kente açıldığı, yine dıştaki sağ kapının ise doğrudan Meryem Ana Kilisesi bağlantılı olduğu söylenir.
Ortadaki büyük kapının ne zaman ve ne amaçla açıldığı ise bilinmemektedir. Ama Cumhuriyet döneminde açıldığı söylenmektedir, Urfa Kapı’nın üç giriş kapısından ku-zeydeki kapı V. yy Bizans yapısıdır. Bu kapı Artuklu Hükümdarı Sultanı Muhammed tarafımdan onarılıp, kapı üzerine kitabe yazılarak, demir kapı eklenmiştir.
Bugün Urfakapı
Günümüzde Urfakapı
Urfa (Rum, Anadolu) Kapısı
Kalenin batısında bulunan Urfa Kapısı, kitabesine göre Artuklu hükümdarı Karaslan oğlu Artukoğlu Muhammed tarafından 579 / 11831 184 yılında yaptırılmıştır. İki daire -sel beden arasında yer alan kapı çeşitli değişiklerle günümü/c ulaşmıştır. İki beden ara-sındaki mesafe 35.50 m olup, beden lerin çapı ise 22.75 m’dir. İki katlı olarak düzenlenen bu kapı nın üst kısmında seyirdim yeri devam etmektedir. Katlardaki giriş merdivenleri ile top yuvalarının eski hali günümüzde sağlam durumdadır
Üç girişten ortadaki kapatılmış olup yanlardaki girişler günümüzde sağlamdır. Orta-daki kapının Osmanlı döne minde Hümayun kapısı olarak işlev gördüğü, Sultanın sefer zamanında bu kapının açılıp sonrasında örtüldüğü sanılmak tadır. Güney girişin üst ke-simlerine karşılıklı birer boğa başı kabartması yer almakladır. Yine buradaki kitabe nin üstünde stilize bir boğa başına yer verilmiştir. Bu figürün üstünde boğa başına basar şe-kilde bir kartal kabartması bu lunmaktadır. Kartalın güçlü şeşe-kilde boğa başlarına basar şekildeki tasviri, boğanın yenilen karşı gücü simgeledi ğini göstermektedir. Burada Ar-tukoğullarının İnaloğullarını yenmesi anlatılmaktadır.(82)
1 9 3 8 y ıl ı U rf a K ap ı-A d il T ek in
Urfakapı
Haziran ayında Urfakapı
Urfa kapı(156)
Urfa Kapı; Kaleden batıya açılan önemli kapılardan biridir. XVIII. yy sonlarına kadar yalnızca iki kapı bulunan bu bölümde dıştan sol kapının kente açıldığı, yine dıştaki sağ kapının ise doğrudan Meryem Ana Kilisesi bağlantılı olduğu söylenir. Ortadaki büyük kapının ne zaman ve ne amaçla açıldığı ise bilinmemektedir. Ama Cumhuriyet döne-minde açıldığı söylenmektedir, Urfa Kapı’nın üç giriş kapısından kuzeydeki kapı V. yy Bizans yapısıdır. Bu kapı Artuklu Hükümdarı Sultanı Muhammed tarafımdan onarılıp, kapı üzerine kitabe yazılarak, demir kapı eklenmiştir. Bu kapılardan kuzeydekinin içinde,
her ŞKiyanında salonlar mevcuttur. Bu salonların üzeri bu geçitte olduğu gibi tuğla örülü
eşik tonozlarla örtülmüştür. Kuzey ile güney kapıları yani sağ ve soldaki kapılar birbir-lerinden farklıdırlar. Güneydeki kapının daha sonra yapıldığı tahmin ediliyor.
Güneydeki geçitle merkezi geçit arasında, kente doğru perde hattının içi taş döşemesi, her tür ekleme dişinden bağımsızdır. Oysa bu geçitle komşu beden arasında bugün yıkık durumdaki bir yapıdan sökülmüş taşlar bulunmaktadır. Bu taşlar kuzey geçidine bağla-nan simetrik bir kanadın varlığım kanıtlamaktadır.
Urfa Kapısı’nın güney kapısı tamamıyla değiştirilmiştir. Bunu bize bitişikteki toprak düzeyinden hafifçe yüksek kapı eşiği, yapının temelinden değiştirilmiş olduğunu gösterir. Kapı boşluğu kente doğru, yuvarlak kemerli bir kovanla bağlantılı idi. Kuzey ile güney kapıları aynı dönem kapıları değiller. Kuzey kapısının üzerinde Artuklu Hükümdarı Kara Arslan’ın oğlu Muhammed’in yaptırdığı h. 574 (m. 1189) tarihli bir kitabe yer al-maktadır Bu kitabe diğer iki kapı gibi Bizans döneminden alma eski kapıdan bozma oldu-ğunu gösteriyor. Sonraları duvarla kapatılmış olan kapı aynı yerde belli bir süreye kadar karakol olarak kullanılmış. Üç kapıdan ikisinin kapatılması, güvenlik açısından olmalıdır. Artuklu Hükümdarı tarafından değiştirilen kapı boşluğu bu bölge ve bu dönem mi-marisi hakkında güzel bir örnektir. Kapı boşluğunun üst köşelerine yapılmış olan iki ar-mudi silme konsol oldukça dikkat çekmektedir. Kemerleri bağlayan yatay taş blok emer beş taştan oluşmaktadır. Kapının üstüne yerleştirilmiş olan kitabelerden iri korniş üzerine diğeri ise kemer üzerine yazılmıştır.
Urfa Kapı, iki katlı iki burçla desteklenmektedir. Bu burçların birbirinden uzaklığı 35-50 metredir. Çapları ise 22.75 m’dir. Bir çok onarımdan geçen bu burçlar aynalı tonoz ve kubbelerle örtülüdür (19)
Urfa kapı(zemin kat)(Gabriel)
Urfa kapı(Birinci kat)(Gabriel)
Urfakapı iç kısmı
Urfakapı (Tarihi görünüm)
Urfa Kapısı (Rum, Anadolu Kapısı)
Urfakapı kitabesi (Artukoğulları, Nurettin Muhammed dönemi-1183 Yılı)Kar-tal ve hayvan başı kabartması
Diyarbakır Kalesi Urfa Kapısı (1183-84) Resimleri
Artukoğlu Muhammed zamanında yapılmış, kalenin batı tarafındaki, Urfa kapısında, kitabenin üstünde boğa başına basan, kartal kabartmasından başka alttaki kitabenin iki yanında kabartma iki simetrik ejder görülür. Boğanın altında bir halka, kitabenin iki ya-nında açık ağızlı simetrik olarak yerleştirilmiş iki ejder yer alır. Ejderlerin gövdeleri dü-ğümlü, uçları helezonlu kanatlı, öndeki bacaklar içteki gövdeye doğru çekik, kalçalarının kanatla birleştiği yerde ucu volutlu hatlı, Selçuk ejder başı karakterinde başları yer alır. Kartalın ise başı tek olup cepheden verilmiştir. Kartal ile aynı boyda boğa başının ise alt kısmı kırıktır. Kabartmadaki tasvirleri sembolik açıdan inceleyecek olursak, ağzında halka ile boğa galibiyet, kartal hükümdarlık, ejderler ise yer altı karanlık ve ay sembolü-dür. Burada yine iki zıt prensipler bir arada yer almıştır. (14)
Urfa Kapısı, birbirine 35.50 metre uzaklıktaki iki bedenle desteklenmiş olup, bu be-denlerin çapı22.75 m. dir ve birbirine paralel iki cepheyle perde hattına bağlanırlar. Öteki bedenlerde olduğu gibi, burada düz bölümle silindirik bölüm arasında kısa bir geçit yer almaktadır Bugünkü durumda kapı, iki bedeni birbirine bağlayan perde hattının kuzey-deki eteği ucunda bulu nuyor. Daha önce yapılmış olduğu halde, şimdi basit birer duvarla örülmüş olan iki kapı boşluğunun izleri bugün de kolayca seçilebiliyor
Bedenler, tepe kısımları hariç, bugün iyi durumdadır; katlardaki giriş merdivenleriyle, top yuvalarının eski hali aynen muhafaza edilebilmiştir
Perde hattını delen dikdörtgen üç kapıdan ortadakinin genişliği, 5 metreye varmak-taydı. Yapıldıkları dönemde simetrik olarak yanal yerleştirilmiş olan bu kapıların herbiri, ilk kapıya göre ancak 3.45 m. bir genişlik gösteriyordu. Ana kapının yeri, yuvarlak ke-merli kovanı ile dikkati çeker. Bugün bu ko van, bütünüyle duvar kaplıdır Aynı şekilde duvarla Örülmüş bulunan Güney kapısının, bugün yalnız silmelerle süslü söve pervazı kalmıştır. Üç kemeri, bir lento bağlamaktadır. Bitişikteki toprak düzeyinden hafifçe yük-sek kapı eşiği, yapının temelinden değiştirilmiş olduğunu gösteriyor. Kapı boş luğu, kente doğru, yuvarlak kemerli bir kovanla bağlantılı idi. Kapı boşluğunun pervaz profili, onun simetriğinde yer alan Kuzey kapısının profilinden tamamen farklıdır, iki kapının ayni döneme ait olmadıklarını anlamak için, küçük-bir karşılaştırma yapmak yeterlidir.
zans dönemine kadar geriye giden eski bir kapıdan bozma olduğunu, açık şekilde ortaya koyuyor(37). Sonradan duvarla örtülmüş olan kapı, gene aynı yerde bir süre karakol hiz-meti gördü. Üç geçitten ikisi nin iptal edilmesi, güvenlik ne deniyle olabilir. O nedenle de perde hattını delen kapıların sayısı en aza indirilmişti. Buna benzer bir uygulamaya, Mar din Kapısı’nda da rastlayaca ğız Artuklu hükümdarı Muhammed tarafından değiştiri -len kapı boşluğu bu yörede XIII. yüzyıl mimarlık sitili hakkında bize güzel bir örnek sunmaktadır. Kapı boş luğunun üst köşelerine yerleş tirilmiş olan iki armudi silme konsol, ötekiler yanında daha fazla dikkat çeker. Kemerleri bağlayan yatay taş blok (lento) beş kemer taşından oluşmaktadır. Üst te bir kemer ve bir korniş üzerine yer leştirilmiş olan bir yazıt görmekteyiz. Daha ileride, farklı amblemlere gene değineceğim: Dragonlar, len-tonun üzerini süsleyen kuş motifi ve öküz başı. Kapının kanatlan, değişikliğin uygulan-dığı döneme kadar geriye gi der. Bu kapı kanatlan tamamen de mirdendir ve bazalt-bir mil yuvası üzerinde hareket etmektedir. Kollar ve büyük metal çiviler, ortada dik dörtgen biçimli değişik motifler oluş tururlar: Yıldızlar, koç başlan, öküz başları(37)
Hısnı Keyfa Artuklularına ait surlardaki ilk kitabe üç kapıdan oluşan Urfa kapısının kuzey kapısı üzerindedir. Güzel bir nesihle yazılmış olan kitabe H.579 (m.1183) tarihli olup ilk hükümdar Nureddin Muhammed’e aittir. Kitabenin metni:
Türkçesi Besmele önderlerin padişahı iran’ın şahlar şahı cihan pehlivanı halifenin da-yanağı yüksekliklerin feleği din için savaşan çarpışanların yardımcısı Müslüman ordusunun idarecisi inatçı ve dinsizlerin ezeni Allaha ortak koşanların gavurların kökünü kazıyan sultanların ve padişahların öğündüğü ümmetin kükremesi devletin tacı milletin direği üm-metlerin yardımcısı islamın sırt gücü din ve dünyanın aydınlığı Allah’ın yardımın görmüş düşmanına üstün Allahtan güç almış adil bilgin padişah efendimiz Artuk oğlu Sokma (sök-men) oğlu Davut oğlu Kara Aslan oğlu alp inanç Beygu Kutlug Beg Ebul-Ferh Muham-med’e Allah’ın yardımı ile her açıklık yakındır (yakın olsun) bu iş 579 senesinde oldu.
İkinci kitabe aynı kapının güneyindeki burcun üzerindedir. Kitabenin okuna bilen parçaları şöyledir:
Türkçesi……mahlukatın…… islam’ın ve Müslümanların…… mücahitlerin yardımcısı kafirlerin ve müşriklerin kahredicisi Artuk oğlu. Sokman oğlu Davut oğlu Kara-Aslan oğlu emirler kıralı inanç Yagbu Kutlug Bey Ebu’l- feth Muhammed.(84)
Kuzey tarafta yer alan girişin kentle, güneydekinin ise Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi ile bağlantılı olduğu söylenir. Kuzey girişi 5.yuzyıla tarihlenmektedir. Kapı üze-rinde yer alan bir kitabeye göre, Artuklu döneminde hükümdar Sultan Mehmet tarafın-58DİYARBAKIR SURLARI
dan onarılmış ve üzerinde stilize edilmiş insan ve hayvan figürleri bulunan demir kapı kanatları eklenmiştir. Diğerlerinden daha farklı ve büyük olan ortadaki kapının ise Os-manlı döneminde “Saltanat” ya da “Hümayun” kapısı olarak işlev gördüğü, padişahın sefer zamanlarında açılıp sonrasında örtüldüğü söylenmektedir. İki dairesel beden ara-sında yer alan kapı çeşitli değişiklerle günümüze ulaşmıştır. İki katlı olarak düzenlenen bu kapının üst kısmında seyirdim yeri devam etmektedir.
Katlardaki giriş merdivenleri ile top yuvalarının eski hali günümüzde sağlam durum-dadır. Üç girişten ortadaki kapatılmış olup yanlardaki girişler günümüzde sağlamdır. Güney girişin üst kesimlerine karşılıklı birer boğa başı kabartması yer almaktadır. Yine buradaki kitabenin üstünde stilize bir boğa başına yer verilmiştir. Bu figürün üstünde boğa başına basar şekilde bir kartal kabartması bulunmaktadır. Urfa Kapı’da bulunan çift başlı kartal ambleminin, ne yazık ki baş kısmı tahrip edilmiş durumdadır. Kapıda çok sayıda kitabe yer almaktadır. Kitabedeki yazılar arasında yer alan bitkisel süslemeler yazıların okunuşlarını zorlaştırmaktadır. Ejder kabartmaları, boğa başları, kartal motifleri kapıya abidevi bir görüntü vererek gücü sembolize etmiştir.(168)
Urfakapı Fatihleri
Çaldıran sonrası Şah İsmail stratejik olduğu için Diyarbakır’ı bırakmak istememiş, komutanları ile burayı kuşatmış, büyük zayiat vermiştir. Yardıma gelecek olan Yavuz’u ise Dulkadiroğulları meşgul etmektedir. Moralleri bozulan Diyarbakırlılara yine bir Di-yarbakırlı olan Yiğit Ahmet küçük bir askeri grupla kuşatmayı yararak kale içine girmiş, kaledekilere Yavuzun yardıma geleceği müjdesini vermiş ve onlara moral kazandırmıştır.
Yiğit Ahmed Diyarbakır’a Urfa kapıdan girmiştir.(65)
Selahaddin Eyyubinin de giriş kapısı da Urfa kapıdır.29 Nisan 1183’de buradan içeri girmiştir
Dağkapı Tarihi görüntüler
1909 yılı (125)
Dağkapı-1928(60)
Dağkapı içten görünüşü(Cresweld) (53)
Dağkapı tarihi
1910 yılı Dağkapı-Amida 1910 yılı Dağkapı-Amida
64DİYARBAKIR SURLARI D ağ k ap ı-1 9 6 8 y ıl ı( 1 2 6 )
1 9 7 1 Y ılı D ağ k ap ı c iv ar ı ( 1 2 6 )
Dağkapı
Günümüzde Dağkapı
D ağ k ap ı b u rc u -M er va n i m es ci d i
Dağkapı arka tarafı
Dağkapı yandan görünüş
Dağkapı burcu
Dağ kapısı(Birinci kat) (Gabriel)
Dağkapı burcu(arka taraf )
Silvandan ayrılan Alparslan, Diyarbakır’a geldi. Surların azameti karşısında hayrete düşen sultan elini taşlara ve daha sonra göğsüne sürerek, onlardan güç almak ister gibi bir hareket yapmıştır (7)(67)
Dağkapı
Dağkapı burcu
D ağ k ap ı b u rc u -M er va n i m es ci d i m ih ra b ı
Dağkapı’dan Fiskaya’ya surlar(iç kısm)
Bedenlerin her biri, bir yarım kubbe, bir beşik tonozla örtülmüş ve mazgal delikleriyle donatılmıştır.
Geçitin üzerinde, kente doğru, muhtemelen yeniden inşa edilmiş bir caminin kalın-tıları bulunmakta dır. Bu caminin, sahanlıklardan daha yüksek bir temel üzerine inşa edilmiş olduğu tahmin edilebilir. (Çizimde j ve | olarak gösterilmiştir). Oraya, bugün birkaç basamağı ayakta kalmış bir merdivenle çı kılmaktaydı. (Çizimde merdiven k olarak gösterilmiştir) Doğu tarafında, ayni merdivenin simetrik ola rak yerleştirilmediği görü-lüyor. Cami Güneye, Doğuya ve Batıya doğru geniş birer portikle açılmakta ve üç eyvanın üzeri, kırık beşik tonozla örtülü bulunmaktadır.
Duvarların ince örülmüş olmasına bakı lırsa, bu portiğin tonozla değil, daha önce düz bir tavanla örtülmüş olabileceği tahmin edilebilir. Gü neyde masif orta bölümü ayakta duran mihrap, yarı dairesel bir plân üzerine ve süslemesiz olarak inşa edilmiştir. Mazgallı korkuluk duvarları ve mazgal arası siperlerle donanmış beden platformlarının ya pıldığı yerde, hava cereyanına göre, değirmi yola götürmesi muhtemel yollar bulunmaktaydı. Bugün bu yollara rastlamıyoruz. Ancak yolların bulunduğu yerde, bazı kalıntılar görü-lebiliyor. Genişliği 2.5 metre olan kapı boşluğu yarım daire biçiminde bir kemere göre düzenlen mişti. Bu kemer inci, yumurta dizisi ve akant yap rakları gibi Antik motiflerle süslü sütun başlıklarına dayanmaktadır. Başlıklar ise, duvarın çıplak yüze yinden dışarıya 4 cm. çıkıntı yapan pilasterlerlerin üzerine oturmaktadır. Antik kaynaklı iki niş, bu pi-lasterler arasına simetrik biçimde yerleştirilmiştir Her nişin içinde, alt sınırda olması muhtemel bir sütun başlığıyla sonuçlanan ve girişi tahkim etmek için kullanılan ayni bo-yuttaki bir pilaster kaidesinin üst bölümü dikkat çekmektedir. Bu farklı elemanlar, bu-rada yer alan çizimde de görüleceği gibi Ortaçağ’a Özgüdür. Nitekim bugünkü toprak düzeyi, daha eski bir toprak düzeyi üzerinde yükselmektedir.
Kapı boşluğunda yükselen kemerin üzerinde, dışarı doğru 40 cm. taşan bir parça yer alır ve orta da, tepeye yakın bir yerde, konsollar üzerinde bir çıkma mazgal göze çarpar. Bedenlerin yan yüzle rinde, iki yuvarlak nişin içerisinde, Antik dönemi simgeleyen y mo-tifi ve İslâmi dönemi simgeleyen 8 momo-tifi yer almaktadır. Daha sonraki döneme ait Öteki rölyefler, oraya buraya dağıtılmıştır. Bedenlerin her birinde, bugün kü toprak düzeyinin 4 metre üzerinde, çevrenin dörtte birini kuşatan bir silme yer alıyordu daha ön ce. Bu sil-menin dışa taşan bir bölümü, muhtemelen çekiç darbeleriyle oluşturulmuştu(37)
Dağ Kapısı şehrin kuzeyinde iki silindirik burç arasında yer alır. Dağ Kapı 1930’lu yıllarda yapılan yıkımdan zarar görmesine rağmen ana kapı yıktırılmadan günümüze