• Sonuç bulunamadı

Başlık: Özgürlüğün Bedeli’ni özgürlük kavramı açısından okumak Yazar(lar):TEKEREK, Nurhan; TEKEREK, İsmetSayı: 38 Sayfa: 007-026 DOI: 10.1501/TAD_0000000313 Yayın Tarihi: 2014 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: Özgürlüğün Bedeli’ni özgürlük kavramı açısından okumak Yazar(lar):TEKEREK, Nurhan; TEKEREK, İsmetSayı: 38 Sayfa: 007-026 DOI: 10.1501/TAD_0000000313 Yayın Tarihi: 2014 PDF"

Copied!
20
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ’Nİ ÖZGÜRLÜK

KAVRAMI AÇISINDAN OKUMAK

Readıng “Prıce of Freedom” From The Standpoınt

of Concept of Freedom

Nurhan TEKEREK*- İsmet TEKEREK**

* Prof. Dr. , Uludağ Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü, Mudanya-Bursa,

**Dr. , Testev, Tek Erek Sanat Tiyatro Evi, Üsküdar-İstanbul.

ÖZET

Özgürlük insanın bir başkasıyla karşılaşmasından ve süreç içinde topluluk olmasından bu yana en çok tartışılan kavramlardan biri olmuştur. Özgürlük ve sınırları, birey ve toplum açısından özgürlük, özgürlüğün farklı boyutları (negatif ve pozitif özgürlük), filozofların özgürlük hakkındaki görüşleri ve bu bağlamda yaratılan sanat ve edebiyat eserleri hep özgürlük arayışının birer ifadesidir. Felsefe alanında özgürlüğü düşünce dünyasının ve mantığının te-meli yapan düşünürlerden biri de Hegel’dir. Kişilik ve toplumsallık arasında diyalektik bağ kuran Hegel’in özgürlük üzerine getirdiği en önemli önkoşullar-dan biri “Tanıma, Eşitler Arası Tanıma”dır. Özgür Birey ve Toplum arasında kurduğu diyalektik ilişkinin temelinde Efendi-Köle ilişkisi metaforundan yola çıkarak getirdiği Birey ve Bir Başkası karşılaşmasına dayanan Tanıma vardır. Özgürlük kavramını negatif ve pozitif özgürlük momentleriyle açıklayan pek çok düşünürün içinde Hegel daha çok pozitif özgürlüğe yakın duranlardandır. Dolayısıyla özgürlük salt dilediğini yapma, arzularını gerçekleştirme, engel-lenmemenin ötesinde çok boyutlu bir kavramdır. Böylesi çok boyutlu ve temel bir kavram olan özgürlük Antik Yunan Dönemi’nden günümüze oyunlarda da sıklıkla işlenen konulardan biri olmuştur. EmmanuelRobles’in “Özgürlü-ğün Bedeli” adlı oyunu özgürlük kavramının derinlemesine tartışıldığı bu tür oyunlardan biridir. Pozitif Özgürlük kavramına yakın duran Hegel’in Tanı-ma, Ortak Tanıma ve Eşitler Arası TanıTanı-ma, Efendi-Köle, Kişilik ve Toplumsal-lık arasındaki diyalektik ilişki ve özgürlüğün momentleri hakkındaki görüşleri Robles’in bu oyunu bağlamında incelenmiş, tüm bir toplumun özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi ile tek tek bireylerin özgürlüğü arasındaki ilişki yeni-den yorumlanmıştır.

Anahtar Sözcükler: Özgürlük, Kavram Olarak Özgürlük, Negatif ve Pozitif Öz-gürlük, Tanıma ve Özgürlüğün Bedeli

(2)

8

ABSTRACT

Freedom has been one of the most discussed concepts since humanbeing has confronted “the other” and since construction of the society. Concepts such as freedom and its limits, freedom from the standpoints of individual and society, various dimensions of freedom (negative and positive freedom), ideas of philosophers about freedom, and products of literature and art concerning freedom are each expressions of searching for freedom. Hegel is one of the philosophers who has considered freedom as the basis of his thought and logic. “Recognition; Recognition among equals” is one of the prerequisites which Hegel, as the one who has set a dialectical relation between personality and society, has claimed for freedom. Recognition of the other, as set by the metaphor of Master and Slave, is the foundation of dialectical lias on between free individual and society. Hegel is the one of the philosophers who conceptualizes freedom as positive, as among the thinkers who explains freedom from the points of negative and positive. Therefore, freedom is multi-dimensional and beyond doing what ever one wishes, exercising one’s demands and not being prevented from doing anything. Freedom as being such a concept has been subject of playsfrom Ancient Greek to contemporary times. EmmanuelRobles’ playnamed “Price of Freedom” has been one of the plays where freedom has been discussed deeply. In this essay, ideas of Hegel, Hegel as one of the philosophers who stands for positive freedom, concerning Recognition, Common Recognition, Recognition Among Equals, Master and Slave, dialectical relationship between personality andsociety, and moments of freedom have been studied in the context of Robles’ play. Further, relationship between struggle of freedom and independence of total soceity, and freedom of each indiviual has been reinterpreted.

Key Words: Freedom, Freedom as Concept, Negative and Positive of Freedom, Recognation, Price of Freedom

nurhan tekerek-is

(3)

9

Giriş

Gerektiğinde uğruna çok ağır bedeller ödenen özgürlük antik çağdan günümüze, pek çok filozofun, daha ideal ve insancıl bir toplum oluşturma yolunda tanımlamaya ve açımlamaya çalıştığı en önemli kavramlar-dan biridir. Felsefe alanında varlık ve varo-luş sorunsalıyla diyalektik bir ilişki içinde sarıp sarmalanan özgürlük, genelde sanat, özelde tiyatro alanında da en çok sorgula-nan, tartışılan ve işlenen konulardan biri olmuştur doğal olarak. Zincirleriyle anılan Prometheus, Antigone, Aias, Medea gibi tragedyalarda pozitif ve negatif yanlarıyla çok boyutlu irdelenen özgürlük düşüncesi, özgürlüğün liberal ve toplumcu tanımla-malarıyla tartışıldığı günümüz dünyasın-da çağcıl oyun metinlerine de yansıyan bir konu olmuştur.

Bu makalede Hegelci felsefenin hu-kuksal boyutunun temelini ve nihai hedefi-ni oluşturan özgürlük kavramına genel bir yaklaşım sergilenerek, bu sergileme ışığın-da genel olarak tragedyalarışığın-da ve Emmanu-el Robles’in Özgürlüğün BedEmmanu-eli adlı oyunda özgürlüğün nasıl ele alındığına bakılacak-tır.

Neden Hegel ve Özgürlük?

Neden Hegel’in özgürlük görüşün-de yoğunlaşılacaktır sorusunun yanıtını da hemen şimdi vermekte yarar vardır. Özgürlük kavramını diyalektik bir bakış açısıyla doğrudan Devlet kavramıyla iliş-kilendiren en önemli filozoflardan biridir Hegel. Bireysel özgürlüklerden yana olan

negatif-liberal özgürlükçülerden çok, bi-rey ve devletin ortak özgürlük kavramında birleştiği pozitif özgürlükten yana olduğu için, liberal özgürlük ve toplumcu özgürlü-ğün yolunu şaşırdığı günümüzde bizce bir buluşma noktasıdır Hegel. Üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen Hegelci özgürlü-ğün toplumcu boyutu bizce önemsenmesi gereken bir konudur. Çünkü onun devleti, bireylerin özgürlükleriyle ortak-evrensel topluluğun özgürlüğünün kesiştiği güçlü bir aygıttır. Yine onun için devlet, politik olarak örgütlenmiş, egemen, diğer toplu-luklardan bağımsız, yüce ve kamusal otori-teye sahip bir topluluktur.

Özgürlük ise yalnızca devletin değil, hukukun temeli, Tin’in özü ve tarihin sonu kılınmıştır Hegel’de. Tin ya da başlangıçta özbilinç, alanlar ya da etkinlikler arasında, mevcut olan ve düşüncenin nerede bitip nerede başladığını kestirmeyi zorlaştıran dairesel parça ve bütün ilişkisi sayesinde sonunda hakikate ama özgürlüğe ulaşır. Bu özgürlükte özbilinç kendini ya da başkasını tanırken, başkasında kendini bilirken, hem yabancılaşmalardan kurtulur, hem de ken-dine dönüş sürecinde yeniden kendi olur. Ama bu kez bilincinde bir başkası varken. Yani özgürlük ancak bir başkasını tanımay-la, bir başkasıyla karşılaşmayla kendine dö-ner ve varolur. (Knowles, 2002: 95)

Özgürlük Hegel’e göre, tıpkı hem me-taforik, hem de reel olan Efendi-Köle diya-lektiğinde (Efendi-Köle karşılaşmasında, Köle emeğiyle üreterek yeni bir momente sıçrar) olduğu gibi beraberinde çatışmayı

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(4)

10

getirir. Böyle bir çatışmalı ilişkide efendi tüm fiziksel gücü ve üretici çalışmayı köle-ye bıraktığı için bağımsızlığının yönü deği-şir. Artık köleye bağımlı hale gelir. Mutlak efendi korkusu, ölüm korkusu, kölenin özü için duyduğu korkudan ötürü köle çalışa-rak özgürlüğünü elde eder. Başka bir deyiş-le aklını. (Hegel, 1986: Özbilincin Bağımlı-lık ve Bağımsızlığı: Efendi ve Kölelik)

Efendi ancak bir efendiyle karşılaştı-ğında kendinin bilincine varır. Köle de ça-lışarak, emeğiyle özbilincine kavuşur. Böy-lece bağımsızlık savaşını başlatır. Efendi köleyi tanımazsa bağımsızlığını yitirir. Baş-ka bir deyişle Ben bir başBaş-kasını tanımazsa özbilinç kazanamaz. Şöyle de ifade edile-bilir bu düşünce: Bir ben ki biz, bir biz ki ben. Efendi-Köle diyalektiğinin alt metni, kendini aldatmayan bir özbilinç yakalamak için karşılıklı olarak eşitler arası gösterilen saygıyı yakalamak gerekir diye özetlenebi-lir. Bu düşünce bir özdeyişe dönüştürülmek istenirse şöyle bir cümle kurulabilir: Özbil-gi ve ondan kaynaklanan özgürlük ancak bir eşitler toplamında mümkün olabilir (Ortak Tanıma). (Hegel, 1986: § 177)

Özne bir başkası ile karşılaştığın-da ya karşılaştığın-da bir başkasını tanıdığınkarşılaştığın-da iki tara-fın özgürlükleri çatışır. Böylece öznel ahlak momentini getiren Hegel, son noktası dev-let olan nesnel ahlak momentini diyalektik bir süreçle ideal devlette buluşturur. Özetle denilebilir ki; Hegel araştırmasına iki ben ile başlar. Öyleyse Hegelci özne, “ben”, öz-neler arasıdır. Ona göre kişinin özgürlü-ğünün kaderinde, diğerinin de özgürlüğü

yatar. O halde ben, ancak diğeri özgürse özgürdür.(Knowles, 2002:98)

Hegel’in bu düşüncelerinden yola çıkı-larak özgürlük ve kişilik arasında şöyle bir ilişki kurulabilir:

-Kişilik toplumsal bir kavramdır. Yani kişinin kendini özgür ve bağımsız hisset-mesi ancak eşitler arasında ortak tanımayı sağlayan bir toplulukta yaşayan insanlarca mümkündür.

-Kişilik karşılıklı tanımayla kurulan bir statüdür.

-Kişi olmak, bireyin öyle tanınmasını gerektirir ki, kişi olarak diğerlerini tanı-mazsak, bizim de kişi olmayacağımız anla-mına gelir. Bu tanıma ortak olmalıdır. Tek taraflı olmaz.

-Ek olarak her birimiz ayrı ve bağım-sız bireyler olduğumuz için karşılıklı hak taleplerimizin kabulünü de gerektirir. Bağlı olarak Hak, özgür iradenin mevcudiyeti-nin olması demektir ve mülkiyet, sözleşme, haksızlık, suç ve ceza momentleriyle tecelli eder.

Özetle Hegel’in özgürlüğü bir kez daha yinelenirse ortak tanımayla gerçekleşir ve bu yüzden Hegel pozitif özgürlükten yana-dır denilebilir.

Negatif-Liberal Özgürlükten Pozitif Özgürlüğe

Özgürlüğü pratik aklın zorunlu ya-sasıyla, kendisinde kanıtlanan gerçeklik

nurhan tekerek-is

(5)

11

olarak, salt aklın ve hatta spekülatif aklın bütün yapısının kilit taşını oluşturan ve spekülatif akılda desteksiz kalan Tanrı ve Ölümsüzlük gibi kavramların da ona bağ-landığı bir kavram olarak ifade eden Kant, özgürlüğün ahlaki bir kavram olarak ilk sı-rada geldiğini iletir.(Kant, 2004: 55), (Kant, 1984: 93)

Ahlâki bir kavram olarak özgürlüğü ilk sıraya koyan Kant’ın görüşüne katılmakla birlikte Hegel’in özgürlüğe yaklaşımı, bü-tünlüklü sistematiğinden ötürü salt akli değil, etik, politik, ontolojik ve tarihseldir de. Hegel’e göre özgürlük her şeyden önce “kesinlikle düşüncenin kendisidir. Düşün-ceyi reddederek özgürlükten söz eden biri ne söylediğinin farkında değildir. Düşün-cenin kendisiyle birliği özgürlüktür, özgür iradedir… İrade ancak düşünen irade ola-rak özgürdür.” (Hegel, 2005: 370)

Kant ve Hegel, düşünce ve irade ile böylesine iç içe geçmiş özgürlük kavramı-nın hiç kimse tarafından yalın ve herkesin bildiği kavramlara dayanarak anlaşılır bir hale getirilmediğini, en yüksek iyi olması-na rağmen, sonsuz yanlış anlamalar, yanıl-malar, aşırılıklarla anlaşılmaz hale getiril-diğine vurgu yapar. (Heimsoeth, 2010: 68), (Hegel, 2003: 68) Her ikisinin de modern çağdan hayıflandığı açıktır. Günümüz dü-şünce dünyasını şekillendiren post modern durumda da, bu kanılar enflasyonunda da, özgürlüğün içini doldurmanın, onu kate-gorize etmenin iyice zorlaştığı söylenebilir. Yine de çağdaş özgürlük tartışmaları

içinde yalın ve anlaşılabilir görüşler yok değildir. Özellikle Hegel’in özgürlük nitele-mesini anıştıran bu görüşlerden biri Isiah Berlin’in makalesine de yansır.(1) Berlin’in kendisi de böylesi bir niteleme ya da sı-nıflamayla Hegel’e çağcıl bir bakış açısıyla yaklaşılabileceğini ifade eder. Berlin “İki Özgürlük Kavramı” adlı makalesinde öz-gürlüğü Negatif ve Pozitif olmak üzere iki ayrı kategoride değerlendirir. Negatif Öz-gürlük, kalın çizgilerle ifade edilirse, “Bir şey yapmaya engellenmemek” (Boş, soyut, liberal), Pozitif Özgürlük ise “Bir şey Yap-ma” (Dolu, somut, radikal) özgürlüğü ola-rak anlaşılabilir. Berlin bu makalede şöyle bir açıklama yapar: “Özgürlüğün bu politik anlamlarından birincisini (daha öncekileri izleyerek) ‘negatif’ anlam olarak ele alaca-ğım. Bu negatif anlam şu sorunun yanıtını bulmakla ilgilenir: ‘İçinde özne–kişi veya kişilerin kabiliyetlerinin el verdiği şeyleri yapmaya veya olmaya, diğerlerinin mü-dahalesi olmadan, serbest olduğu ya da serbest olması gereken alan nedir?’ Pozitif anlam olarak adlandıracağım ikincisi ise, şu sorunun yanıtını aramakla ilgilenir: ‘Bir insanın bundan ziyade öbürünü yapmasını ya da olmasını belirleyen müdahale ya da denetim kaynağı nedir ya da kimdir?’ Bun-lara verilecek yanıtların örtüşebilir olması-na karşın iki soru açık olarak birbirinden farklıdır.” (Berlin, 2002: 254-275)

Negatif Özgürlüğe göre özgür olmak diğer insanlar tarafından müdahale edil-memek demektir. Müdahalenin olmadığı alan ne kadar genişse, özgürlük de o kadar

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(6)

12

geniştir. Liberal okulun temsilcisi Hobbes’a göre özgür insan yapmak istediği engel-lenmeyen insandır. Şunu da belirtmekte fayda var. İstek-Arzu ve yapmak arasındaki doğrudan ilişki, kişilerin özgürlük alanları çarpıştığında ölümüne bir savaş alanını or-taya çıkarır. Hobbes’ta kişide var olan ölüm korkusu bu ölümüne savaş alanının, kişiler arası bir barış ya da toplumsal bir sözleş-meyle yaşam alanına dönüşmesine neden olur. (Tekerek, 2014: 11-19)

Ontolojik açıdan Negatif Özgürlük (Li-beral Özgürlük) iki ilkeye dayanır: Bireye ilişkin olan birinci ilkede birey hedonisttir, bu yüzden mutluluk peşinde koşar. Yani kendi tatminini hedeflediği için hazzını ço-ğaltmaya çalışır. İkinci ilke ise bu hedonist ve atomistik bireylerin oluşturduğu toplu-ma dairdir. Ancak böylesi bir toplum ayrı bir varlık düzeyi göstermez. Çünkü negatif özgürlük dünyasında tek varlık düzeyi var-dır, o da birey! Dolayısıyla toplumsal düzey kabul edilmeyince, devletin varlığı da en aza indirgenir. Bu aşamada devletin tek iş-levi bireysel dışsallıkların oluşmasını engel-lemektir. Başka bir deyişle ölümüne savaşı engellemek! Birey bireyle ilişki kurmak için değil, diğerinin dışsallığından korunmak için vardır. Bireyin toplum içindeki varlığı, bir başkası ya da diğer bireylere bağlı değil, kendi başınadır. (Tekeli, 2013)

Epistemolojik açıdan negatif özgürlü-ğe yaklaşıldığında görecelik ve deneycilik-le karşı karşıya kalırız. “Her şeyin ölçüsü insandır” ilkesinden yola çıkan görecelik, bütün bilgi ve değerlerin göreli olduğunu

öne sürer. Başka bir deyişle; her bir değer belli bir tikel bakış açısına göre, bir özneye görelidir. Dolayısıyla en küçük tikelin bile değeri vardır. Ancak görelilik aynı zaman-da mutlaklık zaman-da içerir. Örneğin “değer yar-gıları görelidir” ifadesi aslında göreli değil mutlaktır ve paradoksaldır.

Pozitif Özgürlük’ün tam olarak geliş-mesi Negatif Özgürlük’ün ileri bir noktaya taşınmasıyla mümkün olabilir. Eğer böy-lesi bir moment gerçekleşmezse özgür-lük yalnızca boşluğun özgürlüğü olarak kalır. Hegel tam da böylesi diyalektik bir süreçten yanadır. “Şüphesiz, irade bura-da yalnızca bir yanıyla tanımlanmaktadır. İradenin bu yanı, içinde bulunduğum, ya da içine konulmuş olduğum her türlü de-terminasyondan kendimi mutlak bir şe-kilde, hiçbir sınırlanmaya tâbi olmaksızın soyutlayabilmem imkânıdır. Her türlü muhtevadan, bir sınırlamadan kaçar gibi kaçabilmemdir. İradenin kendi kendisini belirlemesi bundan ibaret kaldığı, ya da ta-savvur yalnızca iradenin bu yanını kendisi için özgürlük olarak gördüğü ve bununla yetindiği zaman, bu negatif özgürlüktür; yahut müdrikenin (anlama yetisinin) an-ladığı anlamda özgürlüktür. Bu boşluğun özgürlüğüdür.”(Hegel, 2004:§5R) Hegel’in şiddetle eleştirdiği böylesi bir özgürlük, soyut ya da Berlin’in deyişiyle negatif öz-gürlük, “ihtiras” halinde kendini gösterir. Onun son noktada “Edimselleşmiş Özgür-lük” olarak ifade ettiği hukuk felsefesinde sözünü ettiği özgürlük düşüncesi; bütüncül ve monist olmayan, kapsayıcı sisteminde,

nurhan tekerek-is

(7)

13

bu iki karşıt ya da Hegelce söylersek karşıt gibi görünen özgürlük anlayışı aynı anda barınabilir. Elbette biri diğerini alıkoyan momentler silsilesi içinde. Yani negatifle başlayıp pozitifle devam eder ve bir senteze varır. (Taylor, 2005: 370)

Ontolojik olarak bakıldığında Pozitif Özgürlüğün Hegel’de Mutlak’a dayandığı ve toplumcu/toplulukçu olduğu söylenebilir. Pelczynski, Hegel’in topluluk sözcüğünü kullanmadığını bunun yerine devlet söz-cüğünü tercih ettiğini belirtiyor. (Pelczy-nski, 1984: 55) Hegel topluluk sözcüğünü çok idareli kullanmıştır. Örneğin Hegel, Hukuk Felsefesi paragraf 150’de topluluk sözcüğünü şöyle ifade etmiştir: “Etik bir toplulukta, insanın erdemli olmak için ne yapması, ne tür ödevleri ifa etmesi gerek-tiğini söylemek kolaydır. Yapması gereken kendi durumuna dair iyi bilinen ve açık kuralları izlemektir.” Hegel’in sisteminde toplum idesi çok merkezi bir rol oynasa da onu ifade eden terimler oldukça eklektiktir. Hegel, toplum için “töz”, “organizma”, “or-ganik bütün”, “bütünlük”, “evrensel” ve das Allgemeine gibi terimler kullanır. Hegel’in aklında toplum varken ona “devlet” der. Hegel’in kullandığı devlet terimi sözcüğün konvansiyonel anlamından uzaktır. Hegel için “devlet”, egemen ve politik olarak ör-gütlenmiş politik toplumdur; kamusal bir otoriteye tâbidir. Topluluk sözcüğünü ifade ettiği paragraftan biraz daha ileride Hegel şuna dikkat çeker: “Bir baba oğlunu etik davranış bağlamında nasıl eğitmeliyim diye sorduğunda bir Pitagorasçı şöyle yanıtlar:

Oğlunu iyi yasaları olan bir devletin yurtta-şı yap.” Hegel, Hukuk Felsefesi’nde sıklıkla, etik ve politik bir toplum olan Antik polis’e göndermede bulunur ve buna devlet der. (Pelczynski, 1984: 55)

Mutlak, devlette, daha doğrusu top-lumda belirir. Devlet, başka bir deyişle toplum mutlak/tözdür ve bireyler ise ili-nekleri olarak ortaya çıkarlar. Ne var ki, devlet edimselleşmek için ilineklere yani bireylere, bireyler ise kendilerini bir amaç olarak açıklayacak olan Mutlak’a, devlete ihtiyaç duyarlar. Yani bireylerin özgürlük-leri devlette içerilir. Bu özgürlüközgürlük-leri onay-layıp gerçekleştirmeyen devlet ise, Hegelce söylersek bir görünüş bile değil yalnızca bir illüzyondan ibarettir. (Tekerek, 2014: 12) Yani negatif’ten pozitif özgürlüğe evrilerek onanmış bir senteze ulaşmayan bir devlet yalnızca bir sanrıdır.

Yansımalar ve Özgürlüğün Bedeli

Negatif ve Pozitif Özgürlük açısından ve Hegelce Ortak Tanıma perspektifinden özgürlük kavramının en çok tartışıldığı oyunlara en iyi örnek tragedyalardır. Çün-kü kahramanların özgürlük algıları hep negatif özgürlük niteliğindedir. Yani diledi-ğimi, istediğimi yaparım. Böylesi bir çatış-mada karşımıza hep ölümüne savaş çıkar. Bu savaşı dizginleyen, kahramanları uyar-maya çalışan ve bir uzlaşma yolu arayan da hep korodur. Her iki tarafı da ortak tanı-maya davet eder ama mümkün değildir, ne protagonist, ne de antagonist karakter bir-birini tanımaya isteklidir.

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(8)

14

Bu oyunlardan en tipik olanı ve Hegel’in de örneklendirdiği tragedyalar-dan Antigone’dir. Antigone de, Kreon da negatif özgürlük momentinde hapsolmuş-lardır. Çünkü her ikisi de bir diğerine ku-lak vermemekte, hatta her ikisi de birbirine zıt iki özgürlük algısı yaratmaktadır: Birey mi, devlet mi ya da birey mi, toplum mu? Hegelce okunduğunda özgür irade negatif momentten pozitif momente sıçramadığı ve ortak tanıma gerçekleşmediği için ölü-müne savaş söz konusudur Antigone ve Kreon arasında. Bu yüzden tragedya ölüm-lerle sonuçlanır ve her ikisi de yok olup gider. Diğer bir tragedya Kral Oidipus’da Oidipus’un kendinin dışında hiç kimsenin sözüne, önerisine kulak asmaması, koro-nun tüm uyarılarına rağmen onları tanı-maması onun negatif özgürlükçü niteliğini ortaya koyar. Aksiyon gelişimi içinde koro-nun uyarılarını dinlemediği gibi Theresias’ı da küçümser, dahası körlüğünü alaya alır. Ortak tanıma gerçekleşmez bu yüzden. Euripides’in Medeası’nda Medea salt kendi özgür isteği doğrultusunda, İason’a duydu-ğu aşktan ötürü ülkesine ihanet etmiş ve ülkenin en önemli geleneksel varlığı altın postu İason’a sunmuştur. Öylesine bireysel davranır ki ardından gelen süreçte, İason’a duyduğu öfkeden, yeni eşe duyduğu kıs-kançlıktan ötürü çocuklarını kendi elleriyle kurban eder. İason da kendi negatif özgür-lük anlayışı içinde aşık olduğu kadına sırtı-nı dönüp, salt kendi çıkarı, kendi geleceği için kralın kızıyla evlenmeye kalkışır. Oysa Medea onu ölesiye ve öldüresiye sevmiş, dahası ülkesine ihanet ederek altın postu

vermiştir. Her ikisinin de yaklaşımınegatif özgürlük momentinde birbiriyle ölümüne çatışır. Elbette Oidipus’un, Antigone’nin, Kreon’un, Medea’nın, İason’un, kendi öz-gürlük anlayışları çerçevesinde haklılık payları vardır. Ancak bir üst moment olan pozitif özgürlük algısından veya bilincin-den yoksun oldukları için ve karşılıklı-or-tak tanıma olmadığı için, her birinin özgür-lük algıları, yazgılarıyla ya da onu temsil eden bir başka oyun kişisiyle–Theresias ya da tanrılar gibi- ya da birbirleriyle ölümüne bir savaşa girişirler. Ölüm korkusu onları, Hegel’in de benimsediği bir üst momente, pozitif özgürlük alanına sıçratmadığı için kahraman olarak yok olup giderler. Ama topluluk ya da toplum veya devlet devam eder.

Özgürlük tartışmasının tanıma pers-pektifinden, negatif ve pozitif boyutlarıyla incelenebileceği çağcıl örneklerden biri de Emmanuel Robles’den Kaya Öztaş’ın dili-mize kazandırdığı “Özgürlüğün Bedeli” dir.

Cezayir kökenli Fransız roman ve oyun yazarı Emmanuel Robles’in (4 Mayıs 1914, Oran/Cezayir- 22 Şubat 1995, Boulogne/ Fransa) en popüler oyunlarından biridir Özgürlüğün Bedeli (1948). 1952 yılında yazdığı La Véritéestmorte (1952; “Truth Is Dead”, Gerçek Ölüdür) ve Plaidoyerpour un rebelle (1965; Case for a Rebel, Bir İsyan Davası) adlı oyunlarında da savaş ve baş-kaldırı temalarını işlemiştir Robles. Oyuna yazdığı önsözünde; “ … Konusu için Gü-ney Amerika’nın bağımsızlığını seçtimse, bunun nedeni aynı zamanda genç Latin

nurhan tekerek-is

(9)

15

Cumhuriyetleri tarihi üzerine yaptığım incelemelerin beni o havaya sürüklemesi-dir. Bununla birlikte, asıl konunun çevre-lediği olayların, tarihsel gerçeğe tam uy-gun düştüğü sanılmamalıdır. Ben, tarihsel gerçeğe tam bağlı kalmaktan çok, konuyu evrensel kılmaya daha bir özen gösterdim. Ama gene de tarihsel gerçeğe uygun olan şeyler vardır kuşkusuz: İspanyol baskısı-nın vahşeti. Örneğin, gerçek Morales’in, tutsakların ellerini ayaklarını dört ata bağ-layıp parça parça ettirmekten hoşlandığını, Antonanzas’ın gebe kadınların karınlarını deşmekten ve eşine dostuna sandıklar do-lusu kesik el göndermekten çok zevk al-dığını, gerçek Zuazola’nın düşmanlarının gözlerini neşterle oyma oyunları oynamaya bayıldığını ve papaz Euseibo de Coronil’in yedi yaşından büyük her Venezuella’lının öldürülmesinin sevaplarından söz ettiğini sayabiliriz” diyerek oyunun gerçekle bağ-lantısına ve evrensel özüne vurgu yapar. (Robles, 1975: 7-8)

Oyun İspanyol işgali altındaki Venezüella’da, bağımsızlık mücadelesi önderlerinden Simon Bolivar’ın kaçışına yardımcı olan İspanyol subayı Montserrat ve Bolivar’ın yerini öğrenebilmek için da-yanılmaz zulümler yapan ve tüm bir yerli halkı yok var sayan yine bir İspanyol su-bayı İzquierdo arasında geçer. Sömürgeci İspanya’nın temel taşlarından olan Hristi-yan Katolikliğin temsilcisi ve İzquierdo’nun doğal olarak işbirlikçisi Peder Coronil, diğer zalim üç subay; Zuazola, Morales ve Antonanzas da yerli halkı yok

varsayan-lardandır. İzquierdo Montserrat’yı konuş-turmak ve majestelerine ihanetin bedelini ödetmek için işkencenin en ağırını uygular Montserrat’ya. Sokaktan rastgele topladığı altı insanın ( Tüccar, Çömlekçi, Komedyen, Anne, yerli kız Elena ve devrimci Ricardo) hayatına karşılık Bolivar’ın saklandığı yeri söylemelidir Montserrat.Ama söylemez… Ta ki yeni bir altı kişi toplamaya karar ve-rene kadar İzquierdo! Bu arada Bolivar ulaşması gereken yere ulaşmıştır. İspanyol askerlerinin öfkeyle Montserrat’ya linç gi-rişimiyle oyun biter. Georges-Albert Astre, Montserrat’nın bu onurlu karşı duruşunu şöyle güncelleştirir: “… Ama günü, saati gelip de, yüz binlerce insan cesedi yerle-re sığmaz olunca, bunu artık hiç kimseler maskeleyemezse, nasılsa ölümden kurtul-muş kurbanların çürütülemez tanıklıkları olursa, isterse Prense itaat etmeyi öneren bir İzquierdo, isterse Tanrının ve kilisenin şan ve şerefini kanıt diye gösteren bir Coro-nil olsun… Ve halkların öfkesi önünde du-ramaz onlar. Ne de kendi korkuları önün-de. Umut denilen insan şansı – ki bu onlar için bağışlanmaz bir şeydir – ancak, onla-rın kaçınılmaz yenilgilerini de yok ettikten sonra açılacaktır ilerilere… Ve bu şansı ele almak için, bir Montserrat daima bulunur.” (Astre, 1975: 21)

Tanıma ve Negatif-Pozitif Özgürlük Açısından Oyunu Okuma

“Ben bir başkasını tanımazsa özbilinç kazanamaz”: Majestelerini temsil eden İz-quierdo, Montserrat ve Bolivar’da simgele-nen yerli halkı tanımaması nedeniyle, tüm

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(10)

16

baskı ve şiddet yöntemlerini kullanmasına rağmen aslında bir “Ben” değildir. Çünkü ne Montserrat’yı anlamakta ya da anla-ma zahmetine girmekte, ne de Bolivar’ı ve koca bir yerli halkı –üstelik sömürdükleri yerli halkı- tanımamaktadır. Montserrat’yı konuşturmak için rastgele sokaktan top-lattırdığı altı kişiyi de tanımamaktadır. “Göğsüne on iki kurşun yemektense, bizim egemenliğimiz altında ot gibi sefil bir hayat yaşamaya boyun büken onursuz insanlar var. Onlar özgürlük için şan ve şerefle öl-mektense çizmelerimiz altında aşağılanmış olarak yaşamayı yeğlerler..” diyerek sefil bir ot konumuna indirger onları. (Robles, 1975: 119)

Özgürlüğün Bedeli’nde İzquierdo ve yandaşları ile Montserrat ve Bolivar ya da zulüm ile umut terazinin iki kefesi gibidir adeta. Bir tarafta; yerli halkın özgürlük umudunu simgeleyen Bolivar ve onun mü-cadelesine gönül vermiş, kendi ordusuna ve ülkesine sırt çevirmiş bir Montserrat (Bir bakıma negatif özgürlükten pozitif öz-gürlük momentine sıçramış bir özöz-gürlük anlayışı olarak değerlendirilebilir bu tutu-mu), diğer tarafta; yerlilerin topraklarını işgal etmiş ve sömürgeleştirmiş İspanya ve Majestelerini temsil eden, düşmana karşı tek tek insanların özgürlüğünü devlet ya-rarına elinden almayı hak gören, işkence yapan ve de bundan haz duyan İzquierdo. (Pozitif özgürlükten yanaymış gibi görün-se de aslında negatif özgürlüğün henüz ilk momentini dahi aşamamıştır.) İzquierdo oyun boyunca izlendiğinde yaptığı

işkence-nin tek başına majesteleriişkence-nin ordusunu ve devletini korumaktan kaynaklanmadığı da görülmektedir. Böylesi insanı parça parça eden bir işkence ve onda yarattığı hedoniz-min kaynağı kin, intikam ve aşağılanmışlık duygusundan kaynaklanmaktadır. Zama-nında isyancılar tarafından o da aşağılan-mıştır çünkü.

İZQUİERDO -… Bu zavallıların özgürlük, adalet, insanlık onuru için, is-tekleri dışında ölmelerinden korkarım… Büyük ilkeler büyük tufanlara benzerler. Hep toplu bir yaratık yoğaltımını doğu-rurlar. Haa, insanlık onuru demiştik de-ğil mi, Monserrat? Bu konuda şu benim Sierra-Chavaniz serüvenimi anımsar mısın? Bolivar’ın adamları beni boynu-ma kadar toprağa gömdüklerinde sırayla yüzüme işemişlerdi! Eğlenceli değil mi? Başımı görerek gülmekten kırılıyorlar-dı zaten onlar da. Daha sonra, dört gün boyunca toprak yedim. Beni Alora alayı-nın süvarileri kurtardı. Tam zamanıydı. Çünkü bedenim ve baldırlarım boyunca vıcırdayan kurtları duymaya başlamıştım bile. Yani hazırlanıyorlardı kurtlar, anlı-yorsun değil mi?...(Robles, 1975: 102)

Tüm kinini kusma özgürlüğünü düş-manına karşı değil de altı suçsuz insana karşı kullanır. Hem de tüm bir halkı özgür-lükten mahrum etmek uğruna!İzquierdo her ne kadar İspanyol Devleti’nin özgürlü-ğünden (sömürgeci devlet zaten işgal etti-ği toprağın halkını tanımamaktadır) yana davranıyormuş gibi görünse de, sömürge-ciliği göz ardı ettiği ve tüm yerli halkı ve temsilcilerini “Tanımadığı” ve kişisel kini-nini ve intikam duygusunu tatmin etmek için her türlü insanlık dışı işkenceyi

kendi-nurhan tekerek-is

(11)

17

ne hak gördüğü için daha çok negatif öz-gürlüğe yakın durmaktadır.

Terazinin bir kefesi Montserrat, diğer kefesi İzquierdo ise (Negatif Özgürlük X Pozitif Özgürlük) ortası da tutsaklar, yani bu karşıtlığın dışında olan sokaktan rast-gele toplatılan altı kişidir. İki küçük çocuğu evde süt bekleyen Anne, hayvan ve insan çığlığı çıkartan testileri yapan çömlekçi Luhan, güzel bir eşe ve mal varlığına sahip tüccar Salasina, Sevilla Tiyatrosu’nda oyun-culuk yapan Salcedo, devrimci Ricardo ve yerli halktan genç kız Elena. Sömürgeci din anlayışını temsil eden, sömürgeci siyaset içinde dinin nasıl konumlandığını bir ba-kıma ifade eden Peder Coronil. Sömürgeci İspanyol ordusunun diğer üç subayı: Zua-zola, Morales ve Antonanzas.

Hegel’in Kişilik ve Özgürlük arasında kurduğu bağlantıdan yola çıkılarak bu ka-rakterler şöyle değerlendirilebilir:

“Kişinin kendini özgür ve bağımsız hissetmesi ancak eşitler arasında ortak bir tanımayı sağlayan bir toplulukta yaşayan insanlarla mümkündür” koşulundan hare-ketle öncelikle sömürgeci devlet ve bağım-sız devlet anlayışına vurgu yapmak gerekir. Tüm sömürgeci devletler ile sömürülen devletler arasında “Ortak tanıma” gerçek-leşmediği için her iki devlet açısından da kişilikli bir ilişki yoktur ve her iki devle-tin de özgürlüğünden ve bağımsızlığın-dan söz edilemez. Dolayısıyla bu oyunda Venezüella’nın yerli halkını tanımayan bir İspanyol Devleti’nin devlet anlayışından

kuşku duymak gerekir. Sömürgeci devlet anlayışına karşı çıkan ve “Ortak Tanıma” ilkesi için bağımsızlık için mücadele eden Montserrat, Bolivar, Ricardo ve Elena’nın öncelikle kişi olarak var olabilmek için öz-gürlük ve bağımsızlık mücadelesi verdikleri ifade edilebilir. Hegelce söylenirse, tek ta-raflı tanıma, özgür bir kişilik ya da toplum inşa etmede yeterli değildir ve kişiye toplum içinde bir statü kazandırmaz. Montserrat nezdinde Venezüella’nın yerli halkının ba-ğımsızlığı için verilen mücadelenin nedeni “eşit koşullarda tanıma” yı sağlamaktır. Bir İspanyol subayı olan Montserrat’nın kendi hükümetine karşı isyan etmesinin nedeni budur. İnsanın özgür bir kişilik olmasının önkoşulu tüm olumsuz siyasi ve ekonomik dayatmalardan bağımsız özgürlüğü ve ba-ğımsızlığı için mücadele etmesidir (Nega-tif-Liberal Özgürlük).

Böylesi bir bireysel başkaldırı da yeterli değildir, Hegelce söylenirse salt bireyin mü-cadelesi boştur, anlamsızdır. Mutlaka bir üst momente sıçramalı ve Pozitif Özgürlük yolunda ilerlemelidir mücadele. Yani mü-cadele tüm topluluğu, toplumu kapsamalı, tüm topluluk-toplum-devlet için olmalı, bireyin özgürlüğü toplumun özgürlüğüne evrilmelidir. Özgürlüğü bu bilinçle kavra-yan Montserrat, İspanyol hükümetine ve ordusuna karşı işlediği suçun farkındadır. Cezasına da razıdır. Yine Hegelce söylenir-se suçu bilinçle gerçekleştirdiği için ceza-sının da farkındadır. (Tekerek, 2014: 120), (Hegel, 2004: § 100) (2) Dolayısıyla kurşu-na dizilmek Montserrat’nın ön kabulüdür

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(12)

18

zaten. İhaneti fark edildiğinde şu sözlerle ifade eder bu düşüncesini:

MONTSERRAT –Generali görmek istiyorum. Ekselans ihanet ettiğim için, krala bağlılık adına ezdiğimiz insanların yanını tuttuğum için, beni kurşuna diz-dirtecektir. Dilediği neden için kurşuna dizdirtsin beni. Benim için farkı yok. Hain olarak ölmeye razıyım. Bir tarafta bir hainim, itiraf ederim bunu. Çünkü bir insanım ben. Çünkü insan duygula-rım var! Çünkü bir ölüm makinası deği-lim, kör, zalim bir makine değilim.(Rob-les, 1975: 44)

Ancak İzquierdo’da, kininden, yal-nızlığından ve elbette korkusundan “Ta-nımama” düşüncesi doruktadır. Bulduğu ceza yöntemi Montserrat’nın hak ettiğini düşündüğü cezadan bambaşkadır. İşlenen suçla hiç ilgisi olmayan altı kişiyi, sonra bir altı kişiyi, bir altı kişiyi… daha öldür-mek. İzquierdo efendiler arasındaki eşitliği de tanımamaktadır böylece. Çünkü ken-di de, Montserrat da birer İspanyol suba-yıdır. İsyan eden subayın cezası kurşuna dizilmektir. Oysa İzquierdo köleleştirir Montserrat’yı. Suça sıradan ve suçsuz in-sanları ortak ederek onurunu ayaklar altına alır onun.

İZQİERDO - … Biraz sonra bura-ya gelecek insanların bizden bura-yana mı, bize karşı mı olduklarını, bizi sevip sev-mediklerini bile bilmek istemiyorum, önemli olan onların suçsuz oluşu. Belki de içlerinde Krala sadık insanlar da ola-caktır. Daha iyi. Kendilerinde ayıplana-cak hiçbir şey olmaması, çok daha iyi. Kendilerinde ayıplanacak hiçbir şey

ol-maması, çok daha iyi. Burada tek suçlu olsun: Sen! İsyancı bir önderin kaçışına yardım etmekten suçlu! Pazarlıkta an-laştık, tamam mı, bir hainin, bir hay-dutun hayatına karşı altı suçsuz insanın hayatı!(Robles, 1975: 45)

İzquierdo’nun sokaktan rastgele top-lattırdığı dört insanda da –Ricardo ve Elena’nın dışında- Hegel’in özgürlük için ileri sürdüğü “Eşitler arası Tanıma” nın var olduğunu söylemek pek mümkün gö-rünmemektedir. Yerli halkın ve Bolivar’ın özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi umur-larında değildir. Yalnızca kendi özgürlük alanlarını korumaya çalışırlar. Kendi küçük dünyaları, kendi zevkleri, kendi çocukları, kendi eşleri, kendi yuvaları, kendi çıkarla-rı önemlidir. Bu anlamda Çömlekçi, Anne, Tüccar ve Komedyenin kişiliklerinin ancak negatif-liberal özgürlük momentinde kal-dığı söylenebilir. Nitekim biteviye kendi kişisel hayatlarının ve özgürlüklerini yitir-menin öneminden söz eder dururlar. İkna etmeye çalışırlar Montserrat’yı Bolivar’ın yerini söylemesi için, kimi zaman yalvara-rak, kimi zaman kızgınlıkla.

Çömlekçi Luhan Peruludur as-lında, o da bir yerlidir yani. Eski Hint-lilerin çömlekçilik sırlarını öğrenmiş ve Venezuella’ya göç ederek yerleşmiş, hayvan ve insan çığlığı atan testiler üreterek yaşa-mını sürdürmektedir. Öylesine yabancıdır ki Venezüella’da olanlara, testiden insan çığlığı çıkartabilmek için, isyancılarla dolu hapishanenin dışından mahkûmların yal-nızca çığlıklarını, iniltilerini ve

ağlama-nurhan tekerek-is

(13)

19

larını dinleyip taklit etmektedir o kadar. Empati duygusu yoktur. Tek amacı işinde yetkinleşmektir. Tüccar, henüz bir yıl önce evlendiği güzel karısıyla hayatını yaşa-yan, bir toptancı mağazası, iki evi, bin iki yüz baş hayvanı olan zengin biridir. Anne çocukları için ekmek almaya giderken tu-tuklanmıştır. Evde, biri on aylık iki çocu-ğunu uyurken bırakmıştır. Komedyen Juan Salcedo Alvarez Sevilla Krallık Tiyatrosu oyuncularıyla birlikte altı ay önce Cadix’e gelmiş bir oyuncudur.

Tüccar, Çömlekçi, Komedyen ve Anne ile Montserrat arasında geçen şu diyalog, rast gele seçilen bu tutsakların kısmen libe-ral özgürlükçü, kendi bencil sınırları içinde yerli halkın özgürlüğünü ve bağımsızlığını umursamayan, kişisel arzularından oluşan hedonizm batağına saplanmış kişilikler ol-duğunu göstermektedir.

KOMEDYEN – (Kızgın ve umutsuz) Peki sen kimsin, bütün bu işleri başımıza ören sen?

ÇÖMLEKÇİ - İspanyol musun? MONTSERRAT- Evet.

ÇÖMLEKÇİ - Sakladın mı Bolivar’ı? MONTSERRAT- Evet.

KOMEDYEN - (Çok hiddetli) Ama niçin? Niçin? Öyleyse bir hainsin sen? Krala ihanet ediyorsun! İsyancılarla iş birliği yapıyorsun! Niçin?

MONTSERRAT-(Tereddüt eder,

son-ra tutsaklason-ra bakar) Çünkü… ben sizden yanayım.

TÜCCAR - Ben sizden yanayım da ne demek?

MONTSERRAT- (Kesik kesik) Bi-zimkilere karşı, ama sizinleyim, onların baskılarına karşı, saldırılarına karşı, in-sanları inkâr eden dehşet verici davranış-larına karşı ve sizinle birlikte! … Çok iyi görüyorsunuz ki, onlar için insan hayatı, insanlık onuru önemli değil!

TÜCCAR - (Kendinden geçmiş) Aaaah! Ah! Sen İspanyollarla birmişsin ya da onlara karşıymışsın vız gelir bana! Ha bizimle olmuşsun, ha bize karşı ol-muşsun! Kime ne! Burada hayatı söz konusu olan benim, biziz; altı kişi! Öl-dürülecek olan biziz! Ve bilmek istiyoruz niyetin nedir?

ANNE - Evet, söyle bize, ne yapacak-sın?

KOMEDYEN - (Tehdit ederek) Söyle nereye sakladın Bolivar’ı? Böyle pisi pisi-ne ölmek istemem! (…) Hem ben de İs-panyolum! (…) 1807’de Kraliçenin bizzat önünde oynadım. Fransızlar gelinceye dek Madrit Krallık Tiyatrosu kadrosun-da oyuncuydum ben. Majestelerine her zaman bağlı kaldım! (…)

MONTSERRAT- (Boğuntulu, bir eğilime karşı mücadele ederek) N’olur anlayın beni…

ÇÖMLEKÇİ - (Çileden çıkmış) Neyi anlayalım? Subayın ne söylediğini anlamadık mı yani? Ya teslim edeceksin Bolivar’ı, ya dizecekler bizi kurşuna? Beş

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(14)

20

çocuğum var benim, anlıyor musun? (…)

MONTSERRAT- (Çılgınca) Doğru. Tüm bunlar doğru. İçinizden birinin savunduğu gerçeği, hayatı, hatta hayatın-dan daha önemli olanı var. Ama Bolivar bundan böyle, Venezüella’lıları İspanyol-lardan kurtaracak olan tek ve son umut-tur. Eğer Bolivar’ı ele verirsem, ele verdi-ğim tek Bolivar değil, ama milyonlarca insanın hayatı ve özgürlüğüdür.(Robles, 1975: 61-62)

Montserrat pozitif özgürlük açısından Bolivar ve mücadelesinin yerli halklar açı-sından önemini ısrarla anlatmaya çabalar.

MONTSERRAT- Dinleyin beni! He-piniz vahşi ve acıma bilmez insanların boyunduruğu altında yaşıyorsunuz! Gu-rurunuz yok mu sizin? Onurunuz yok mu? Campillo katillerine, Cumata cellat-larına karşı kinle isyan etmeyi duymuyor musunuz içinizde? Hatırlayın! Hatırlayın ama! Campillo’da General Rosete bütün tutsakları canlı canlı yaktı! Cumata’da Morales, beşikteki çocukları kapılara çiviletti! Antonanzas’da kesik el kollek-siyonu yapıyor! İzquierdo genç kızları toplatıyor, süvarileri tecavüz etsin diye… Polisi her yerde güçlü, acımasız, gözü dönmüş… Ve bizi buraya kapatmak gibi korkunç düşünceyi bulan tek başına o değil mi? Bu dayanılmaz işkenceyi kim buldu?(Robles, 1975: 63)

Bir insanın küçük dünyası ve kişisel öz-gürlük alanı mı, yoksa bir toplumun, insan-lığın, hayatın geleceği mi? Aslında negatif özgürlük momentine dahi sıçrayamamıştır

bu kişiler. Dolayısıyla Montserrat’nın öz-gürlük bilincini ve mücadelesini anlamaları mümkün değildir. “Tanıma” meselesine de değinir Montserrat.

MONTSERRAT- İspanyollar sizi in-san saymıyorlar! Sizi öldürülmesi gere-ken aşağılık yaratıklar, hayvanlar olarak görüyorlar! Bu kadar dehşet, bu kadar hayvanlık isyan ettirmiyor mu? Son kur-banı verseniz de bu vahşi insanlara karşı başkaldırtmaya yetmiyor mu? Devrim-cilerin San Mateo’daki yenilgisi bütün umutların sonu mu? Hayır! Söylüyorum, bağırıyorum bunu size! Devrimciler ye-niden örgütlenmeli! Bağımsızlık ordu-sunu yeniden yapmalı! Yalnız Bolivar ta-mamlayabilir devrimi! Onun kurtulması gerek! Her ne pahasına olursa olsun, kur-tulması gerek onun! (Robles, 1975: 64)

Ortak tanımanın ya da eşitler arası ta-nımanın olmadığı yerde ne negatif ne de pozitif özgürlükten söz edilebilir. Efendi-Köle ilişkisi içinde tanımanın tecelli ettiği bağlamda bu insanlar köle dahi değillerdir. Yine de anlamak istemezler Montserrat’nın sözünü ettiği nitelikte özgürlüğü. Sanat-la uğraşan Komedyen bile ancak negatif özgürlük momentinin kıyılarında dolanır durur. Tanrı’dan dem vurur, ruhlardan, inançtan!

Peder Coronil ise sömürgecilikle Hris-tiyanlık inancını bir potada eriten bir din adamıdır. Dolayısıyla tutumu ve söylemi İzquierdo ve Majestelerinden yanadır. Yer-li halkla şeytanlığı özdeşleştirir. Bırakalım “eşitler arası tanıma”yı “tanıma” dahi yok-tur onda. Yerli halk yok edildiğinde,

şeyta-nurhan tekerek-is

(15)

21

nın gücü yok edilmektedir aslında:

CORONİL - … Bu cesetler yığının-da, bu yangınlaryığının-da, Şeytan’ın ruhunun ezildiğini, zayıflatıldığını nasıl oluyor da anlamıyorsun? Bu bedbahtlara acımak da n’oluyor, çünkü onlarla ve onlarda, öldürülen ve vurulan kötülüktür. Leş-lerin iğrenç kokusu, Lânetlenmişin pis kokusundan başka bir şey değildir. Eğer, bir köyün kalıntıları arasından geçerken, çürümüş leşlerden ebedî lânetli Şeytanın güçsüz kızgınlığının yükseldiğini duyar-san, bundan sevinç duymalısın Montser-rat! (Robles, 1975: 36)

Şeytanı yok etmekle yerli halkı yok et-mek aynı şeydir ona göre. Bunun altında da sömürgecilikle Hristiyanlığı uzlaştırma çabası ve İspanya’nın haklılığını kanıtlama çabası vardır. Yani Coronil’in kişiliğiyle toplumsallık arasındaki ilişki insani değil, şeytanidir. Böylesi bir ilişki ise tanımayı toptan reddeder. Bizim gibi inanıyorsan varsın, bizim gibi inanmıyorsan yoksun!

Ricardo yerli halktan bir devrimci gençtir. Tüm sessizliğine rağmen güçlü bir kişiliktir. Suskunluğu inancından kaynak-lanmaktadır. Eşitler arası Tanıma’dan yana-dır. Daha doğrusu üyesi olduğu yerli halkın bağımsızlığından ve özgürlüğünden yana. Tıpkı genç kız Elena gibi. Bu yüzden her ikisi de diğerleri gibi davranmaz. Gözlerini kırpmadan ölüme giderler. Özellikle Elena dişiliğini kullanarak İzquierdo’nun yatağın-da aşktan ölmeyi tercih edebilir. Ama bunu yapmaz. Çünkü güçlü bir kişiliktir ve bir dava insanıdır. Bolivar için, halkı için, hal-kının özgürlüğü ve bağımsızlığı için

kurşu-na dizilmeyi seçer.

Negatif Özgürlük faslında görüldüğü üzere, kişi istediğini yapma özgürlüğüne sahiptir önermesi geçerlidir. Ancak istek-arzu ve yapmak-eylemek arasındaki doğru-dan ilişki ve kişilerin özgürlük alanlarının çarpışması ve çatışması ölüm korkusu, do-layısıyla zorunlu olarak toplumsal sözleşme alanını getiriyordu.

İşte İzquierdo’nun zulmünün altına yatan ölüm korkusu onun negatif özgürlük alanında kaldığını kanıtlar. Montserrat’nın, altı kişinin gözleri önünde öldürülmesine, bir başka toplumun özgürlüğü ve umut uğ-runa katlanması, yerli halkın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine inanan devrimci Ricardo’nun gözünü kırpmadan, cesurca ölüme gitmesi onların pozitif özgürlük mo-mentine sıçradıklarının bir göstergesidir. İzquierdo’nun zalimliği ve eyleminin ne-gatif özgürlük alanında kalması onun ölüm korkusundan kaynaklanmaktadır. Her ne kadar Majesteleri için bütün bunları yaptı-ğını söylese de, zulmü son derece kişiseldir. Ölüm korkusu onda zalimlikten duyduğu hazza, hedonizme dönüşmektedir. Oyun üzerine yazdığı yazıda Astre bu durumu şöyle yorumlamaktadır: “ Zalimin gerçek yüzü budur işte: Kuvvet değil ama korku. Bu da kötünün daha kötüsü, çünkü yalnız-lığından kurtulmak için buna benzer kor-kular istemektedir zalim. Böylelikle korku, bir aşağsama gereksinmesi, kendi içinde tüm izlerini yitirdiği bu insancıl onuru baş-kalarında da aşağsamanın, hor görmenin zapt edilemez arzusu olmaktadır.” (Astre,

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(16)

22

1975: 16)

Toplumcu moment olan pozitif özgür-lüğe sıçramadığı sürece, bireylerin karşı-lıklı sınırsız özgürlük arzularının ölümüne çatışması ve bu çatışmanın yarattığı ölüm korkusu, çoğunlukla güçler dengesinin eşit olduğu bir durumda toplumsal sözleşmeye götürür bireyi. Ancak İzquierdo’nun kor-kusu zulme dönüşmüştür. Hor görerek, aşağılayarak tam bir tanımama durumu içindedir. Yaptığı zulüm yetmez, konuştu-ramayınca Montserrat’yı yeni bir altı kişilik insan grubu toplamaları buyruğunu verir. Oysa Montserrat’nın umudu, yerli halka ve Bolivar’a duyduğu inanç, onun pozitif özgürlükçü yanını besler. Astre Montser-rat’daki bu sıçramayı şöyle ifade etmekte-dir: “…Montserrat, musibetlerin sorumlu-larını ve onların arasında kimin sorumlu olduğunu iyi bilmektedir. Bunun için de, özgürlüğün reddine karşı, bizzat alın yazı-sının reddini çıkarmaktadır. Bunu da salt kişisel kahramanlık adına, kendi kendini aşmanın masalsı yararı adına değil, daha önceden isyana kendini adamış ve hayatla-rını Montserrat’ya borçlu olacakların, mil-yonlarca başkalarının adına yapmaktadır.” (Robles, 1975: 20) Çünkü Montserrat ken-dinde, eşitler arası tanımayı gerçekleştir-miştir. Yalnızca kişisel özgürlüğü içeren bir tutumla majestelerinin subayı olmayı, yerli halkın özgürlük umudu uğruna reddet-miştir. İzquierdo ile oyunun finaline doğru yaptığı şu konuşma onun bu bilincini bir kez daha kanıtlamaktadır:

MONTSERRAT- Biliyorum bütün

bunları, İzquierdo. Biraz önce uzun uzun düşündüm. Hem senin şu anda bulundu-ğun koşullardan çok daha başka koşullar altında. Tüm bu düşünceler hiçbir zaman anlatamayacağım şekilde beynimi oydu durdu zalimce. Ama Ricardo sana bağır-dı: Her ne pahasına olursa olsun bu umu-du kurtarmak gerek! Çünkü bu umut son umuttur. Bütün bu memleket korku ve yılgınlık içine gömülmüştür. Bizim ege-menliğimizle koyu bir gece çökmüştür üzerine bu ülkenin! Bu gecede, o kadar kan ve öylesine gözyaşı aktı ki, günün doğuşunu görmenin tek umudu adına, benim yaptığım gibi, insan yüreğini taş-laştırabilir, ruhunu boğabilir, vicdanını ayaklar altına alabilir. (Robles, 1975: 119)

Öylesine tanımaz ve öylesine boğul-muştur ki kendi benliğine İzquierdo, altı kişiden ikisi; Ricardo ve Elena’nın umut uğ-runa bile isteye ölümü seçmelerini umursa-maz. Topunu birden ot gibi bir hayat yaşa-yan sefiller diye küçümser. Montserrat ise tanıma açısından tam tersine altıda iki olan bu oranı önemser:

MONTSERRAT- Altı tutsaktan ikisi se-nin o hor gördüğün bu umut için ölme-yi kabul ettiler. Eğer bu oran bu ülkenin tüm halkında da geçerliyse, altı milyon insandan iki milyonu bu ölümü kabul eder demektir. Bu olağanüstü bir şey gö-zükmüyor mu sana? (Robles, 1975: 120)

Hiç de olağanüstü gelmez İzquierdo’ya bu oran. Onun tek derdi korkusunu, yalnız-lığını, majesteleri ve devleti uğruna kamufle etmektir. Bu yüzden tüm Venezüella halkı-nı barakalarda kızartabilir. Ama Montser-rat da yerini söylemeyecektir Bolivar’ın, kaç altı kişiye mâl olursa olsun!

Özetle eğer Montserrat

Negatif-Libe-nurhan tekerek-is

(17)

23

ral Özgürlük momentinde kalsa idi, tek tek bireylerin yalvarmalarından etkilenerek, bilinci kabul etmese de, altı kişinin yaşa-mı karşılığında Bolivar’in yerini söylerdi. Ancak Montserrat’nın özgürlük anlayışı pozitif özgürlük momentine sıçramış, her iki özgürlük anlayışını bir halkın özgürlüğü uğruna sentezlemiştir. Dolayısıyla altı kişi gözlerinin önünde kurşuna dizilmiş, ancak o susma hakkını kullanmış, yerli halkın özgürlük simgesi Bolivar’ın yerini söyleme-miştir.

Sonuç

Özgürlük tarihin her döneminde, ge-rek birey, gege-rek toplum-devlet bağlamında en çok tartışılan tanımlanması zor kavram-lardan biri olmuştur. Dolayısıyla filozoflar ve sanatçıların da en çok üzerinde düşün-düğü ve bu doğrultuda eserler verdikleri konulardan biridir. Felsefe tarihinde man-tık, etik, tarih, hukuk ve estetik alanındaki düşünceleriyle özgün bir yeri olan Hegel de düşünce dünyasını özgürlük kavramı üze-rine inşa etmiştir. Efendi-Köle diyalektiği bağlamında özgürlüğü “Eşitler arası

Tanı-ma ve Ortak TanıTanı-ma”yla açıklayan Hegel kişilik ve özgürlük arasında diyalektik bir ilişki kurmuştur. Düşünce ve hukuk felse-fesinde özgürlüğü negatif ve pozitif olmak üzere ayıran görüşlerle de koşutluklar ku-ran Hegel negatif özgürlüğü tek başına boş ve anlamsız bulmuş, özgürlük anlayışının mutlaka pozitif özgürlük momentine sıç-raması gereğini vurgulamıştır. Tiyatro ala-nında Antik Yunan Tragedyaları özgürlük kavramının negatif ve pozitif anlamıyla en yoğun tartışıldığı türlerden biridir. Eski Yunan’dan günümüze özgürlük kavramının tiyatroda tartışıldığı pek çok oyun bulmak mümkündür. Bu örneklerden biri de “Öz-gürlüğün Bedeli” adlı oyundur. Negatif ve Pozitif Özgürlük, Tanıma, Ortak Tanıma ve Eşitler Arası Tanıma açısından iki karşıt ucu oluşturan iki İspanyol subayından (zul-meden ve katlanan) birinin Venezüella’nın özgürlük ve bağımsızlık uğruna verdiği mücadeleye karşılık zulmeden diğerini an-latan oyun özgürlük kavramının her boyu-tuyla tartışıldığı popüler eserlerden biridir.

NOTLAR

1.Negatif ve pozitif özgürlük ayrımını haber veren önerme Hegel’in Hukuk Felsefesinin Prensipleri adlı eserinde ele aldığı Hak alanı içinde yer alır. Hegel, “soyut” (negatif) özgürlük ile pozitif özgürlük arasına bir ayrım getirmiştir. Anglo Sakson dünyada Negatif ve Pozitif özgürlük tanımlarını ayrı ayrı veren ilk kişi Isiah Berlin’dir (1958). Negatif özgürlüğe getirilen kısıtlamalar doğal nedenler ya da yeteneksizlikten dolayı değil de bir kişi tarafından empoze edilir. Helvetius’a göre özgür insan demir parmaklıklar arasında değildir. Ya da bir kölenin cezalandırılmak korkusuyla dehşete düşmesi gibi dehşete düşmez. Bir kartal gibi uçamamak ya da bir balık gibi yüzememek, özgürlük eksikliğinden kaynaklanmaz. Frankfurt Okulu’ndan Erich Fromm, I. Berlin’den bir on yıl önce negatif ve pozitif özgürlük ayrımını haber vermiştir. Ona göre iki tür özgürlük ayrımı insanın hayvan formundan evrimleşerek insanlaşmasıyla bağlantılıdır. Negatif özgürlük, eylemlerin içgüdüsel kaynaklardan arınmasıdır. Fromm’a göre negatif özgürlük insanlığın bir tür olarak içgüdüsel varlığından sıyrılmasıdır. Negatif özgürlük varoluşun içgüdüden koparak bilince varmasıyla başlar.

2.Suçluya verilen ceza nasıl haklı olabilir? Hegel Hukuk Felsefesi’nde, bize cezanın, hak kurallarını, hukuk düzenini güçlendirdiğini ve muhafaza ettiğini söylemekte. Suçlu da bir ‘kişi’ olduğuna göre, hak-iddiaları ya da talepleri onun için de geçerlidir. Hak iddialarının etkili olması suçlunun hem iradesidir, hem de özgürlüğüdür. Herkesin olduğu gibi suçlunun da hakkı cezalandırılmadır. Üstelik akıllı bir varlık olarak ki burada akıl anahtar sözcüktür. Bu bize çocuklar ve delilerin cezai ehliyeti olmamasını hatırlatmaktadır.

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(18)

24

KAYNAKÇA

ASTRE, Georges- Albert ASTRE, “Özgürlüğün Bedeli Üzerine”, Emmanuel ROBLES, “Özgürlüğün Bedeli (Montserrat)”, Çev. Kaya ÖZTAŞ, Dil Yayınları, I. B., Ankara, 1975.

BERLIN, Isiah, “İki Özgürlük Kavramı”, Cogito, Sayı: 32, 2002.

HEGEL, “Sämtliche Werke”, XIX, 528-9, akt. TAYLOR, Charles, “Hegel”, Cambridge University Press, USA, 2005.

HEGEL, “Tinin Görüngübilimi”, Çev., A. Yardımlı, İdea Yay., İstanbul, 1986.

HEGEL, “Tarihte Akıl”, Çev. SÖZER, Önay, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2003.

HEGEL, “Hukuk Felsefesinin Prensipleri”, Çev. C. Karakaya, Sosyal Yay., 2004.

HEIMSOETH, H.,“Kant’ın Felsefesi”, Çev. MENGÜŞOĞLU, Takiyettin, Doğu-Batı Yayınları, İstanbul, 2010.

KANT, Emmanuel, “Pratik Us’un Eleştirisi”, Çev. EYÜBOĞLU, İ. Zeki, Say Yayınları, İst., 2004.

KANT, Emmanuel, “Seçilmiş Yazılar”, Çev.

BOZKURT, Nejat, Remzi Kitabevi, İst., 1984. KNOX, T. M., “Hegel’s Philosophy of Right”, Oxford

University Press, USA, 1978.

KNOWLES, Dudley, “Hegel and the Philosophy of Right”, Routledge, London, 2002. MILLER, A. V., “Hegel’s Phenomenology of Spirit”,

Oxford University Press, USA, 1977. ROBLES, Emmanuel, “Özgürlüğün

Bedeli(Montserrat)”, Çev. ÖZTAŞ, Kaya, Dil Yayınları, I. B., Ankara, 1975.

PELCZYNSKI, Z. A., “The State and Civil Society”, Cambridge University Press, 1984. TAYLOR, Charles, “Hegel”, Cambridge University

Press, USA, 2005.

TEKELİ, İlhan, “Liberalizmi Ontolojik Kabullerinden Yola Çıkarak Sorgulamak”, www.ekodiyalog. com, 20.03.2013.

TEKEREK, İsmet, “Hegel’in Hukuk Felsefesi ve Özgürlük”, Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Tarihi Anabilim Dalı, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir, 2014.

İLERİ OKUMA

ABRAMSON, Jeffrey, “Minerva’nın Baykuşu”, Çev. YILDIZ, İbrahim, Dipnot Yay., İst. 2013. ADAMIAK, Richard, “The ‘Withering Away’ of the

State: A Reconsideration”, Journal of Politics 32, No. 1 (Şubat 1978).

ALTHUSSER, Louis, “Felsefi ve Siyasi Yazılar II”, Ithaki, İstanbul, 2006.

AVINERI, Shlomo, “Hegel’e Yeniden Bakış”, Hegel Üzerine Yorumlar içinde, Çev. YARDIMLI, Aziz, İdea Yay., İstanbul 1997.

AVINERİ, Shlomo, “Hegel’s Theory of the Modern State”, Cambridge University Press, UK, 1994.

BEISER, Frederich, “Hegel”, Routledge, GB, 2006. BENHABIB, Seyla, “Norm, Eleştiri ve Ütopya”, Çev.

TEKEREK, İsmet, İletişim Yay., İst.2005. BOSWORTH, S. C., “Hegel’s Political Philosophy”,

Garland Publishing, USA, 1991. BOWIE, A, “Introduction to German Philosophy”,

Blackwell Publishing, Cambridge, 2003. BROD, Harry, “Hegel’s Philosphy of Politics”,

Westview Press, USA, 1992.

COPLESTON, Frederic, “Hegel”, Çev. YARDIMLI, Aziz, İdea Yay., İstanbul, 2000.

CRISTI, Renato, “Hegel on Freedom and Authority”, University of Wales Press, GB, 2005. DALLMAYR, Fred R. “G. W. F. Hegel: Modernity and

Politics”, Sage Publications, USA, 1993. DAVIS, Richard A., WI, Milwaukee, “The

Conjunction of Property and Freedom in Hegel’s Philosphy of Right”, Zeitschriftfür Philosophy Forschung, 43: 1 (1989: Jan./ März).

DICKEY, Laurance, “Hegel (Religion, Economics, and the Politics of Spirit 1770-1807)”, Cambridge University Press, USA, 1976. HYPOLLITE, Jean, “Marx ve Hegel Üzerine

Çalışmalar”, Çev. KILINÇ, D. Barış, Doğu Batı Yayınl. İstanbul 2010.

LEWIS, Thomas A., “Freedom and Tradition in Hegel”, University of Notre Dame, USA, 2005.

MACCALLUM, Gerald C.,Jr., “Negative and Positive Freedom”, The Philosophical Review, Vol.

nurhan tekerek-is

(19)

25

76, No. 3, (Temmuz 1967).

MARX, Karl, “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi”, Sol Yay., İst., 2009.

NANCY, Jean-Luc, “‘Freedom’ and ‘We’ ”, “Hegel and Contemporary Continental Philosophy” (ed.) KEENAN, Dennis King, State University of New York Press, USA, 2004. NISBET, H. B., “Hegel: Political Writings”, Cambridge

University Press, UK, 1999.

SINGER, Peter, “Hegel”, Altın Kitaplar, İstanbul, 2003. TAYLOR, Charles, “Negatif Özgürlük Anlayışının

Yanılgısı”, Cogito, sayı: 32, 2002.

ÖZGÜRL ÜĞÜN B ED ELİ ve ÖZGÜRL ÜK k avr a mı

(20)

Referanslar

Benzer Belgeler

Recall that M is a lattice module over the multiplicative lattice L, or simply an L-module in the case there is a multiplication between elements of L and M, denoted by lB for l ∈ L

ESKİÇAĞ DİLLERİ VE KÜLTÜRLERİ Yayın No: 381 Sayı: 4 -4R£WUM AUMCWm ANADOLU ARŞİVLERİ Sayı: 4 ANKARA - 2000... Laodikeia am

Political science scholar Cynthia Enloe defines militarization as “a step by step process by which a person or a thing gradually comes to be controlled by the military or comes

Yayınlayan: Ankara Üniversitesi KASAUM (Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi) Adres: Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi, Cebeci 06590 Ankara.

Birbirine düşman halklar bir felaketle karşılaştıklarında birbirlerine ne kadar benzediklerin, aynı ruhu paylaşıp aynı çığlıkları attıklarını, aynı lanetleri ve

Kadına yönelik şiddetin haberler boyunca nasıl temsil edildiği konusu, eleştirel ve feminist medya çalışmalarının uzun zamandır ilgi alanında

The older brother tries to contain the shameful secret and puts on a good face for the public.. He is able to contain his emotions even in the doorways and

Görüştüğüm annelerin anlatılarına baktığımızda ortaya şöyle bir durum çıkıyor; bu anneler TSK ya da üyesi oldukları Şehit Aileleri Derneği