İlginç Yayın Özetleri
• The Am erican Journal of Cİlnical N u trition C ilt 31 : 1978
1. Pirinç, Buğday ve Süt Karışım ı D iyetten Sağlanan 6 gr. Azotun G enç Erkeklerin Protein G ereksinm esini Karşılam a Durumu. Clark, H.E.; Kolenkark, M . A. ve Hal- vorson, J. D. sayfa : 585.
2. A lko lle Oluşan H ip ertrig lis erid em l. Litton, L. ve Scheig, R. sayfa : 614 3. Oral Kontroseptif Kullanan Kadınlarda M etior.ln M eta b o lizm as ı v e vitam in B
Statüsü. M ille r, L.T. Dow, M .J. ve Kokkeler, S.C. sayfa 619.
4. Yaşlılarda Çinkonun Tat O luşturm aya Etkisi. G reg er, J. L. ve G eiss le r, A.H. sayfa 633
5. D em ir Y etersizliği, Enfeksiyonlar ve Immun Fonksiyonu, S trauss, Fl.G. Say fa : 660
6. İnsanda Yağsız Dokuyu Tahmin Edebilm ek İçin G e liş tirilm iş b ir Nom ogram . Fucks, R.J. Theis, C.F., ve Lancaster, M .C . sayfa : 673
7. D iyet - Koroner Kalp Hastalığı İlişkisi, G lueck, C .J . ve Connor, W . E. sayfa : 727 8. Hastahanede Yatan H astalar Arasından S eçilm iş G rupların Enerji Tüketim i
ve Harcam ası. VVarnold, İ„ Falkheden, T., Hulten, B. ve BJörn, İ. sayfa : 742 9. Hiperplastik O bes Kadıniarda Z ayıflam a Sırasında Enerji H arcam ası ve Vücut
Bileşim i, VVarnold, İ., C arlgren, G. ve Krotkievvski, M . sayfa : 750
10. Şişm anlığın Tedavisi : Davranış Değişikliği ve İlaçla Tedavinin K a rş ıla ş tırıl m ası, Dahms, W .T„ M o litch , M .E. Bray, C.A ., Greenvvay, F.L., A tkin so n , R. L. H am ilton, K. sayfa : 774
11. İnsanın Protein G ereksinm esi : Yaşlı Kadın ve Erkekte D e ğ işik Düzeydeki Yu m urta Proteinine A z o t Dengesi Y an ıtı. Uauy, R., Scrimshavv, N.S. ve Young, V.R. sayfa : 779
12. Pellagralı H astaların V itam in B„ Yönünden Beslenm e Durum u ve Löysin To leransı. Bapurao, S. ve Krishnasvvamıy, K. sayfa : 819
13. Ticari M am a ve Karışım ların Selenyum İçeriği. Zabol, N. L., H arland, J., Ger- mlcan, A.T. ve G anther, H. E. sayfa : 850
14. İnsanlarda D iyet Posasını O luşturan Bazı Ö ğelerin S ind irim i. Hollvvay, W . D. Tasm an - Jones, C. ve Lee, S.P. s a y fa : 927
15. Alkolün İnce Barsaklarda Tiam in Em ilim ine Etkisi. Hoyum pa, A ., M ., Nichols, S., Henderson, G., I. ve Schenker, S. sayfa : 938
16. Krom Yönünden Beslenm e Durum unun G östergesi O larak Krom Y a n ıtı. Liu, V.J.K. ve M o rvis, S.J. sayfa : 972
17. D iy e t ve Plazma Lipitleri. Truswel1, A.S. sayfa : 977.
18. İnsan Sütü ve Çocuk M am aların ın L ip itleri, Jensen, R.G., H a g e rty , M M . ve M cm ahon, E. sayfa : 990
19. T a d ın Nörofizyolojik M ekanizm ası, Pfaffman C. sayfa : 1058 20. O b e s ite ve T atlı Tat. Grinker, J. sayfa : 1078
21. Tuzlu Tat ve H astalık. Contreras, R.J. sayfa : 108B 22. İz E lem en t Çinko ve Tat. Catalanotto, F.A. sayfa : 1098
23. N e o p la s tlk Hastalıklardaki Anorekslnln Kaynağı. Morrison, S.D. sa yfa : 1104 24. G u a tem a la Diyeti ve Proteini Yumurtadan Sağlanan Diyetlerdeki Enerji ve
P roteinin İnsanda Kullanımı. Callovvay, D.H. vo Kretsch, M.J. sa yfa : 1118 25. S eb ze ve M ey ve Posasının Dışkılama ile Enerji, Protein ve Yağ Sindirimine
E tkisi, Kelsay, J.L ., Behall, K.M. ve Prather, E.S. sa yfa : 1149
26. N orm al Y etişkin, Diabetli Aileden Gelen ve Diabetli Bireylerde İdrar Krom A tım ın a G likoz Yüklem esinin Etkisi, Gürson, C .T . ve Saner, G. S ayfa: 1158 27. D üşük Doğum Ağırlıklı ve Normal Bebek Doğuran Annelerin Kanlarındaki Bazı
M a d e n le rin Konsantrasyonu. Bogden, J.D., Thlnd, I.S., Lauria, D.B. ve Caterlni, H .C . s a y fa : 1181
28. V a s k u la r Hastalıklardan Ölüm Oranı ile M etal Metabolizması İlişkileri. Daw- son, E.B., Frey, M .J . M oore, T. D. ve M c Ganity, W .İ. sayfa: 1188
29. Soya Fasülyesl Proteininin Et Yerine Kullanıldığı Diyetin Sağlıklı Genç Ka d ın lard a H ipokolesterolem ik Etkisi, Carroll, K.K. Giovanetti, P.M.t Huff, M .W., M o a s e , O., Roberts, C.K. ve \A/olfe, B.M. sayfa : 1312
30. V itam in C ve Aspirinin Rotlarda Gastrik Lezyona Sinerjenlk Etkisi Lo, G.Y. ve K onishi, F. sayfa : 1397
31. B eslen m e ve Doğurganlık. Correa, H. ve Jaboy, J. sayfa: 1431
32. D e m ir ve Askorbik Asidin Kadmiyum Zehirlenmesini Önleme ve İyileştirmede Uzun Süreli Etkisi, Suzuki, T. ve Yoshlda, A. sayfa : 149
33. Böbrek Y etm ezliğind e Amino Asit ve Protein Metabolizması, Kopple, D. J. Jones, M . Fukuda, S., Swendse!d, E.M. sayfa : 1532.
34. Böbrek Y etm ezliğ in d e Karbonhidrat Metabolizması, Fröhlîch, J. Schclrneyer, P., G ero k, W . s a y fa -1541
35. Böbrek Y etm ezliğind e Serum Lipitleri, Hauck, C.C., Ritz, E., Liersch, M and M e h ls , O. sayfa : 1547
36. A k u t ve Kronik Böbrek Yetm ezliklerinde KataboÜk Stresin etkisi, Giordano, C. Santo, G .N. Senatöre, R. s a y fa : 1561
37. N e fro tik Sendrom lu Hastalarda Kalsiyum Metabolizması, Massry, G .Ş . and G o ld s te in , A .D . sayfa : 1572
38. K ronik D ializ Alan Hastalarda Elzem Amino Asitlerin Farmakinetiği. Chami, J., R elndenberg M .M ., VVellner. D.. David, S.B., Rubin L.A., and Stenzel, H.K. sayfa : 1652
39. A z o t G ereksinm esinin Saptanması Hegsted, D.M. s a y fa : 1669
40. A m in o A s it G ereksinm elerinin Saptanması ve Alpha - Keto Analoglarırı A m in o A s it Y erin e Kullanılmalarının Etkinliği, Harper. E.A. sayfa : 1678 41. Ü rem in in Tedavisinde Protein Kısıtlaması. Ritz, E., Mehls, O., Gilli, G. ve
H e u e k, C.C . sayfa : 1703
1. Pirinç Buğday ve Süt Karışımı Diyetten Sağlanan 6 gr. Azotun Genç Erkeklerin Protein Gereksinmesini Karşılama Durumu
Y aşları 20-30 arasında değişen 7 erkek birer haftalık dönemler halin d e 4 hafta süre ile protein kaynağı olarak prinç buğday ve süt içeren, ene rji ve diğer besin öğeleri deneklere uygun bir diyetle bes
8 8 İL G İN Ç Y A Y IN ÖZETLERİ
lenerek azot dengesi ölçülm üştür. D iyetteki to p la m 6.29 gr. azotun 2 gr. pirinçten, 2.25 gr.'ı buğday unundan, 1.75 gr.'ı ya ğ sız s ü t to zu n dan, 0.29 gr.ı da sebzelerden sağlanm ıştır. Elzem a m in o a s itle rin m ik tarı gereksinm enin üzerindedir. O rtala m a azo t d e n g e si 0.22 + 0.05 g. olarak bulunm uştur. Deneklerin altısında az m ik ta rd a a zo t b irik i mi olm uştur. Ağırlığı 78 kg. olan b ir den e kte a zo t d e n g e si sınırın çak az altında bulunm uştur. Bu d iyette p ro te in alınım ı kg ba.şına 0.5 gr. civarındadır. Bu düzeydeki protein alınım ı bu tü r d iy e t alan 70 kg. Iık erkek için uzun sürede biraz az s a y ıla b ilir.
2. Alkolle Oluşan Hipertrigliseridemi Kronik Alkolik 77 Kişinin Kcn Lipitleri Düzeyleri Değerlendirilmiştir.
Normal bireylerle karşılaştırıldığı zam an a lk o lik le r arasında hi- pertrigliseridem ili olanların oranı önem li ö lçü d e y ü k s e k bu lu n m u ştu r. H ipertrigleseridem ili tüm den kler tip IV ö rü n tü s ü n d e d ir. T rig lis e ritle - rin yükselmesi serum amilaz, lipaz, k a ra c iğ e r fo n k s iy o n u o b e s ite ve açlık kan şekeri ile ilişkili bulunm am ıştır. Buna g ö re uzun sü re li fa z la alkol alınımı hipertrig lise ridem inin oluşu m u n d a e tm e n le rd e n b iri dir. Toplumda alkoliklerde trig lis e rit a n o rm a liğ in in a lk o lik o lm a y a n la ra göre % 10 daha yüksek olduğu hesaplanm ıştır. K a ra c iğ e r, tr ig li serit üretim i ve lipitlerin lipoprotein şekline g e lm e sind en so ru m lu d u r. Karaciğerin çalışma durum u serum trig le s e rit d üze yini e tkile y e b ilir. Bu araştırmada bazı hastalarda ka ra ciğ e r fo n k s iy o n b o zu klu ğ u g ö rülmesine karşın serum trig lis e rit düzeyi k a ra c iğ e r fo n k s iy o n u ile ilişkili bulunmamıştır. Alkol tek başına h ip e rtrig lis e rid e m i etm eni olmaktadır.
3. Oral Kontroseptif Kullanan Kadınlarda Metionin M etaboliz ması ve Vitamin B6 Statüsü
Oral K ontroseptiflerin m etionin m etabolizm ası ve v ita m in B6 üzerine etkisi 5 oral ko n tro se p tif kullanan ve 4 k u lla n m a y a n kadın üzerinde incelenm iştir. 3 gr L-m etionin v e rild ik te n so n ra id ra r sis- tein su lfin ik asit ve m etionin düzeyinde g ru p la r a ra sın d a b ir a y rıc a lık görülm em iştir. Oral k o n tro se p tif k u lla n a n la r k u lla n m a y a n la ra göre m etionin almadan ve aldıktan sonra id rarda daha az m ikta rd a ta u rin atm ışlardır. Oral ko n tro se p tif ku lla n a n la rın plazm a V ita m in B* düzeyi norm al -norm alin altında bulunm uştur. H er iki g ru p ta e ritro s it GOT ve id ra r vitam in Bj değerleri benzer b u lu n m u ş ve alınan
B» düzeyi d ü ş ü k b u lu n m u ş tu r. Bu ve rile r oral kontroseptiflerin sistaito- nin atım ını a rtırm a d a n plazm a vita m in B,-, düzeyini düşürdüğünü işaret le m ekted ir.
4. Yaşlılarda Çinkonun T at Oluşturmaya Etkisi
K u ru m la rd a kalan 49 yaşlının çinko yönünden beslenme durumu in c e le n m iş tir. D e neklerd en 25 i günlük (95 gün süre ile) 15 mg ek çin ko alm ış d iğ e rle ri alm a m ıştır. Saçlardaki çinko konsantrasyonu tuz lu ve ta tlı ta d ı ta n ıy a b ilm e yeteneği gösterge olarak alınmıştır. Di ye tle r bu ya ş g ru b u n a öne rilen besin öğelerini gereksinmenin üstün de s a ğ la y a c a k şe kild e düzenlenm iştir. Çinko eklenmeden önce saç çin ko k o n s a n tra s y o n u orta la m a erkeklerde 168 + 40 mcg./gr. kadın larda 161 + 52 m c g /5 2 g r olarak bulunmuştur. Ek çinko alan gru bun sa ç ç in k o ko n sa ntıasyo nu önemli derecede yükselmiş, kontrol g rubu nda b ir de ğ işm e olm am ıştır. Çinko eklenmesinden önce denek lerin % 8 i 48 mİ. Naci çözeltisini, % 68 sı 48 mİ sakkoroz çözel tis in i ta n ıy a m a m ış la rd ır. Ç inko eklemesinden sonra tad duyarlığında
is ta tis tik s e l ö n e m li olm ayan yükselme görülmüştür. Tat duyarlığı diyetse l e tm e n le r, saç ç in ko düzeyi, sigara içme veya takma diş
ku llan m a ile ko re la syo n gösterm em iştir.
5. Demir Yetersizliği, Enfeksiyonlar ve İmmün Fonksiyonu B ir ço k hekim dem ir yetersizliği olan hastaların enfeksiyona karşı d ire n ç le rin in azaldığına inanırlar. Bazı araştırmacılar’da de m ir y e te rs iz liğ i o la n la rd a enfeksiyon hızının arttığını rapor etmişler dir. B unun ya n ın d a d iğer bazı araştırıcılar demir yetersizliği ile en fe ksiyo n a ra sın d a bu tü r ilişki bulamamışlardır. Bir araştırmada da d e m ir y e te rs iz liğ in d e enfeksiyon hızının azaldığı belirtilmiştir. Bu ya zıda konu te k ra r gözden geçirilm iştir. Demir yetersizliği olan has ta la rd a m ik ro b a karşı iltihabi yanıt azalmaktadır. Yetersizlik gide rild iğ in d e n o rm a l durum a gelmektedir. Anormallik hücrfesel immu- nite ve d e ri te p k is i canlı dokuda ölçülerek ortaya konabilmektedir. M o le k ü lle r d ü ze yind eki bozukluk henüz bilinmemektedir. Aşı mikro buna karşı iltih a b i yanıtın (Örneğin nötrofil ve monosit fonksiyon ları) da d a h il o lm a k üzere yapılan araştırmalar bu konuda bilgi ve re b ile c e k tir. B öylece iltihab i yanıtı etkileyen özellikle hücre ço ğalm a sıyla ilg ili d e m ir içeren enzimler ve immuniteyt regüle eden öğe lerin d e m ir y e te rs iz liğ i olan bireylerde miktarları ve fonksiyonu an la ş ıla b ile c e k tir.
9 0 İL G İN Ç Y A Y IN ÖZETLERİ
6. İnsanda Yağsız Dokuyu Tahmin Edebilmek jçin Geliştirilmiş Bir Nomogram
Beslenme araştırm alarında yağsız doku ile e n e rji harcam ası arasında doğru korelasyon bulunduğu g ö s te rilm iş tir. M e ta b o lik bo zuklukların saptanm asında ve uygun tedavi ö n e rile rin d e yağsız do kunun esas alınmasının toplam v ü cu t ağırlığına göre daha uygun olduğu belirtilm iştir. Bu yazıda boy uzunluğu ve ü st kol çevresinin ölçülm esiyle yağsız dokunun tayini yöntem i ve g e liş tirilm iş nomog- ram verilm iştir. A raştırm a denekleri o la ra k 198 A m erika Birleşik devletleri uçuş elem anları kullanılm ıştır. Total v ü c u t ağrılığının ö lç ü münde Standard tritiu m çözeltisi te kn iğ i ku llan ılm ıştır. Nom ogram , tritiu m , işaretlenm iş potasyum ölçüm te kn iğ i ve su-değişim i tekniği gibi vü c ü t bileşim ini ölçen te k n ikle rle doğ ru lanm ıştır.
7. Diyet - Koroner Kalp Hastalığı İlişkisi
Bu yazıda d iye t-ko ro n e r kalp hastalığı iliş k is i ç e ş itli yö n leriyle incelenerek ABD inde diytetteki değişm elerle ko ro n e r kalp h a sta lığı (KKH) sıklığındaki azalma üzerinde du ru lm a kta d ır. L a b oratu var hayvanlarında yüksek kolesterol ve doym uş ya ğ la rd a deneysel hiper- kolesterolem i ve a o rtik ve koroner a te ro skle ro siz o lu ştu ru lm u ştu r. Uygun diyetle hastalık dü ze ltile b ilm iştir. İnsanlarda k o n tro llü me tabolik araştırm alarda diyet koleste ro lünü n 200 m g ./g ü n düzeyinde 1000 m g/g ün düzeyine çıkarılm asıyla plazma koleste ro l düze yind e %15 -30 artış oluşm uştur. Bazı araştırm a larda ise diye t k o le ste ro lü n ü n p laz
ma kolesterolünü fazla etkilem ediği bulunm uştur. Bu tü r bulgularda fazla alınan kolesterolle kolesterol sentezinin e ng ellendiği, dolayı sıyla kolesterol düzeyinin fazla değişm ediği va rsayılm ıştır. Diyette doym uş yağların artışı plazm a kolesterol düzeyini yü k s e ltm e k te doy mamış yağların artışı düşürm ektedir. Yalnız b itkise l b e sin le rle ve d iyetin çoğunluğunu bitkisel besinlerin o luştu rd uğu in sa n la rd a se rum kolesterol düzeyi diğer insanlara göre düşük; d iy e t koleste ro lü ve doym uş yağ tüketim i ile KKH arasında ilişki bu lu n m u ştu r. Bu iliş ki göç yolu ile diyet değiştiren gruplarda da g ö zle n m iştir. G enetik etm enlerle diyet etm enleri ve KKH ilişkile ri henüz y e te rin ce a ç ık la n mamıştır. Diyetin d e ğ iştirilm esi ile serum koleste ro l düzeyi düşünüle- bilm ekte dir. Bazı a ra ştırm a la r b itkise l p ro te in le rin h ip o ko le ste ro le m ik etkisi olabileceğ ini işaretle m e kted ir. Diyet ko leste ro lü, plazm a koles te ro lü ve KKH sıklığı ilişkisi üzerinde değişik g ö rü ş le r b u lu n m a k ta dır. B irço k araştırm adan sağlanan so n u çla r koleste ro l düzeyinin yü k se kliğ in in KKH riskin i a rttırdığını işa retle m e kted ir. K o lesterol düzeyi 250 m g /d l olan bireylerde kard ıyo va sku la r bozukluk hızının iki kata,
kolesterol düzeyi 300 m g/d l olanların üç kata çıktığı belirtilm iştir.- A m erikan toplumunun 1/3 ünün kolesterol düzeyi 250 m g/dl üzerin dedir. Plazma kolesterol düzeyinde % 5 düşüşün KKH sıklığının % 13 düşm esini sağlayacağı hesaplanmıştır. Son yıllarda yüksek da n siteli lipoproteinle (HDL) KKH arasında ilişki üzerinde durulmuş tur. Son yıllarda Amerikan diyetinde bazı değişmeler olmuştur. Son 8 yıllık süre içinde doymuş yağların kullanımı azalmış, doymamış yağların kullanımı artmıştır. Süt tüketiminde % 20, tereyağı tü ke ti m inde % 35 yum urta tüketim inde % 10 azalma olmuştur. Yağ tüketi m inde linoleik asidin katkısı % 7 den % 15 e yükselmiştir. Son yıllarda KKH m o rtalite hızında düşüş gözlenmiştir.
8. Hastanede Yatan Hastalar Arasından Seçilmiş Grupların Enerji Tüket5mi ve Harcaması
Yanık, am eliyat ve enfeksiyonun neden olduğu hastalıklardan sonra bireyin enerji gereksinmesinin arttığı bilinmektedir. Diğer has ta lıkla rd a enerji harcamasındaki değişmelere pek önem verilmemiş tir. Enerji harcamasının yeterli şekilde karşılanması tedavide büyük önem taşır. Bu araştırmada değişik hastalıklarda enerji harcaması ve enerji tü ketim i saptanmıştır. 70 hasta hastalıklarına göre grup- landırılm ıştır. 1. grup 34 denek genel hastalık, 2. grup yardımla ye mek yiyen 11 yaşlı hasta 3. grup 14 yaşlı hasta, 4. grup aktif hastaneye kontrole gelen 6 kişi, 5. grup 3 hasta ağır yanık tedavisi gören 5 kişi tüm deneklerin enerji tüketim leri tartılarak, enerji harca m alarında kalp hızını ölçme yöntemi ile saptanmıştır. En düşük enerji tü k e tim i ortalam a 1170 kalori ile grup 2. de bulunmuştur. Grup 3. ün orta lam a enerji tüketim i 1360 kaloridir. Grup 1 deki deneklerin yarısının enerji tüketim i 1600 kaloriden düşük bulunmuştur. Bu g ru p ta k i deneklerin 11 inde enerji tüketim i 2000 kaloriden yüksek tir. G rup 4. deki hastalardan ancak 2 si 200 kalorinin üstünde
ene rji tüketm ektedirler. Grup 5 deki hastaların biri 3240, biri 3790 ve biride günde 3000 kalori tüketmektedirler. Bazal metabolik hız grup 4 den (1600 kal) daha düşük bulunmuştur. Grup 3 deki bir kanse rli hastanın bazal metabolik hızı 1790 kal-24 saat olarak bu lunm u ştu r. Grup 3 için toplam enerji harcaması 1230 - 2050 kal. arasında değişm ektedir. Yüksek değer kanserli hastaya aittir. Kg başına hesaplandığında kanserli hasta dışındakilerin kg başına 19-21 kal. arasında değişmektedir. Grup 4 ün enerji harcaması 1950-3330 (ortalam a 2850) kaloridir. Bu grupta kg başına enerji harcaması 34-50 (ortalam a 42) kaloridir. Bu grupta fiziksel aktivite enerji har cam asının 1250 kalorisini oluştururken, grup 3 de 250
9 2 İLG İNÇ Y A Y IN ÖZETLERİ
kalorisini oluşturm aktadır. Grup 3 deki 3 kadın h a rca m a larına göre 300 kal. fazla, 4 erkek 360 kal. eksik a l m aktadırlar. Grup 4 deki tüm erkekler harcam alarına göre o rta la ma 850 kal. eksik almaktadırlar. Eksik enerji alanlar,, biri dışında a ğ ır lık kaybetmektedirler. Yanık hastalarda su kaybı d ü ze ltildikten so n ra vücut ağırlıklarını normalde tutarak enerji gereksinm esi 1 kişide 4120, birinde 3770, birinde 3020 kal. olarak bulunm uştur. Ö zellikle yoşlı ve a ktif hastalarda enerji alınımının harcanmasını ka rşıla ya m a dığı diyete önem verilmesi gerektiği belirtilm iştir.
9. Hiperplastik Obes Kadınlarda Zayıflama Sırasında Enerji Harcaması ve Vücut Bileşimi
Önerilen günlük 1100 kalorilik diyetle uzun sürede zayıflam ası istenen kadınlarda enerji harcaması ve vücut bileşim i ö lç ü lm ü ştü r. Enerji harcaması kalp hızı ölçümü yöntem iyle yapılm ıştır. Enerji tüketimi yenen besinlerin tü r ve m iktarı saptanarak yapılm ıştır. Ener
ji tüketimi zayıflama süresinin sonuna doğru artış göste rm iş buna karşın enerji harcamasında bir değişme olmam ıştır. Zayıflam a s ıra sında ev işleri ve çalışırken oksijen tüketim inde azalma olm uş fa k a t dinlenirken bir değişme olmamıştır. Zayıflama sırasında v ü c u t h ü c re miktarı 29.5 kg dan 27.3 kg a düşm üştür. Yağ m iktarı 43,5 kg dan 29.9 kg a inmiştir. Bir kg kaybedilen vücut ağırlığının ene rji k a r şılığı 7160 kaloridir. Uzun süreli zayıflama süreçlerinde ilk ö n ce le ri oluşan ağırlık kaybı sona doğru azalmaktadır. Bunun nedeni a ğ ır lık kaybı ile benzer aktivite için daha az enerjinin kullanılm ası o la b i lir. Buna göre diyet uygulanmasının sonuna doğru daha az e n e rji harcaması olması gereken araştırm ada bu husus doğ ru la n m a m ış tır.
10. Şişmanlığın Tedavisi : Davranış Değişikliği, ve İlaçla Teda vrnin Karşılaştırılması
Bu araştırmada şişmanlığın tedavisinde davranış d e ğ iş ik liğ i y ö n temi, ilaç tedavisi yöntemi ile tedavideki e tkin lik m aliyet, yan e tk ile r ve uygulanabilirlik yönünden karşılaştırılm ıştır. A raştırm a b a şla n g ı cında 12 kadın ve 15 erkek olmak üzere 144 şişman kişi a lınm ıştır. Bunlardan 33 ü 14 haftalık araştırm ayı tam am lam ıştır. D e nekler her hafta kliniğe çağrılarak deney süresi ayrıntılı olara k a n la tılm ış tır. Denekler iıki guruba ayrılmıştır. Gurubun biri kendi arasında üçe a y rıla rak birine zayıflatıcı ilaçlardan mazidol, diğerine d ie tilp ro p io n ve üçüncüye ilaç olmayan table t (placebo) ve rilm iştir. İkin ci g ru p , d i yetisyen denetim inde beslenme eğitim ine tabi tu tu lm u ştu r. B eslenm e
eğitim inde besin tüketim durumları, hangi besinlerin değiştirilmesi g e rektiğ i, yemek pişirme yöntemleri ve fiziksel aktivite şekilleri an latılm ıştır. İlaç alan grup hekim denetiminde tutulmuştur. Veriler a ğırlık kaybı indeksine göre değerlendirilmiştir. Ağırlık kaybı indeksi = (kayıp) (başlangıç ağırlığı)
. . . ; ; ;— X 100 Araştırmayı tamamlayan
de-(ağırlık) (ulaşılacak ağırlık) Y 7
neklerde ağırlık kaybı mazidol alanlarda 5 kg, dietil propion alan larda 3 kg, placebo alanlarda 6 kg, davranış değişikliği ile tedavi edilenlerde 6 kg civarında olmuştur. Yöntemler arasında ağırlık kaybı yönünden istatistiksel farklılık bulunmamıştır. İlaç alanlarda yan e t k ile r görülm üştür. Buna göre ilaç ve hekim maliyetide dikkate alınır sa şişm anlığın tedavisinde en etkin ve ucuz yolun davranış değişik liği olduğu sonucuna varılmıştır.
11. İnsanın Protein Gereksinmesi
Kadın ve Erkekte Değişik Düzeydeki Yumurta Proteinine Azot Dengesi Yanıtı: Yaşları, 68-74 arasında 70 yaşlı erkek ve 70-84 yaş larında 70 yaşlı kadına değişik düzeyde yumurta proteini verilerek a zo t dengesi araştırılm ıştır. Bir haftalık serbest seçimli uyum diye tinde n sonra 10 ar günlük, kg başına kadınlara 0.52, 0.65 ve 0.80 gr; ekeklere 0.57, 0.70 ve 0.5 gr yumurta proteini içeren diyet uygula- lanm ıştır. 0.52 gr-kg protein döneminde tüm kadınlar eksi azot den gesi gösterm işlerdir. Daha yüksek düzeyli protein diyetlerinde yalnız iki kadın artı denge gösterm iştir. Erkeklerden 4 ü 0.57 gr protein dönem inde, beşi 0.85 gr protein düzeyinde artı denge göstermiştir. Yaşlı kim selerin protein gereksinmesi yumurta proteinine göre 0.83 g r-kg olarak hesaplanmıştır. Bu m iktar aynı araştırıcıların daha önce hesapladıkları m iktarın aşağı yukarı iki katıdır. Toplam enerjisinin % 12-14 ü proteinden sağlanan doğal bir diyetin yaşlıların protein gereksinm esini karşılayacağı belirtilm iştir.
12. Pellegralı Hastaların Vitamin B„ Yönünden Beslenme Du rumu ve Löysln Toleransı
D iyetleri darıya (sorguma) dayalı insanlarda pellegranın sık gö rülm esinin nedeninin darının yüksek oranda löysin içermesinden ile ri geldiği rapor edilm iştir. Diyetteki yüksek löysinin triprofan m etabolizm asını bozulmasına neden olduğu, löysinle birlikte verilen v ita m in B» nın bu bozukluğu önlediği bildirilm iştir. Bu araştırma p e lle gra lılarda vitam in B0 durumu ve plazma löysin düzeyi saptanmış tır. Pellegralılarda vitam inin B„ nın biyokimyasal yetersizlik b e lirti
9 4 İLGİNÇ Y A Y IN ÖZETLERİ
leri gözlenm iştir. Ayrıca peiiegralılarda löysin verildikten sonra löy- sinin plazmadan çok yavaş alındığı dolayısıyle plazma löysin d ü zeyinin normallere göre yüksek olduğu görülmüştür. Löysin ve rilm e den önce 25 mg vitam in B0 enjekte edilmesi plazma iöysin düzeyini düşürmüş fa ka t normale indirmemiştir. Günlük 10-20 mg d ü z e ltilm iş tir. Bu veriler diyetin fazla löysin içermesi durumunda ek vitam in
B4 alınmasının gerekli olduğunu göstermişdir.
13. Ticari Mama ve Karışımlarının Selenyum İçeriği
Bebek mamaları, tüple ve parenteral yolla beslenmede kullanılan karışımlar, besinleri zenginleştirmede kullanılan besinler selenyum yönünden fluoram etrik yöntemle analize edilm iştir. Analize edilen 16 mamanın 14 ünün selenyum değeri insan sütünün selenyum d e ğ e rinden daha düşük bulunmuştur. Yetişkinler için hazırlanmış ka rışım lardan analize edilen 20 türden yalnızca 3 ü doğal diyetteki kada r se lenyum sağlamaktadır. Buna göre ticari mama ve karışım larla bes lenen bebekler ve kısıtlı diyet alan hastaların selenyum g e re k s in im lerini yeterince karşılayamadıkları belirtilm iştir.
14. İnsanlarda Diyet Posasını Oluşturan Bazı Ö ğelerin S in d i rimi
Diyet posasını oluşturan öğelerden selüloz, hem iseliloz ve lig- ninin insanlarda sindirimi araştırılmıştır. Araştırm a, norm al, sa ğ lıklı; ve sağlıklı ileostomili bireylerde yapılmıştır. Her iki gru p ta seliloz, hemiselüloz ve lignin içeriği belirli diyetle beslenm işlerdir. Dışkıyla atılan posa öğeleri asit ve nötür deterjan yönleriyle tayin e d ilm iş tir. İleostomili bireylerde alınan selülozun % 84.5 i, norm al b ire yle rd e % 22.4 ü dışkıda atılmıştır. Buna göre normal bireylerde alınan s e l ülozun ortalama % 80 i sindirilm ektedir. Hem isellilozun % 27.5 i ile ostom ili ve % 4 ü normal bireylerde atılm ıştır. Buna göre norm al bireylerde hemisellilozun % 96 sı sindirilm ektedir. Ligninin ç o k azı sindirilm ekte bütününe yakını olduğu gibi dışkıyla a tılm a kta d ır, s e l üloz çoğunlukla kalın, hemiselüloz çoğunlukla ince b a rsa kla rd a s in dirilm ektedir. İnsanın sindirim sularında selülozu p arçalayan enzim yoktur, selilozun bakteriler tarafından parçalanarak uçucu yağ a s it
leri oluştuğu sanılmaktadır. Emilim ince barsaklarda o ld u ğ u n d a n incebarsaklarda sindirilen hem isellilozdan insanın y a ra rla n d ığ ı s a n ıl maktadır. Meyvelerde bulunan tanininde lignin gibi s in d irilm e d iğ i görüşü vardır.
15. A lkolün İncebarsakictrda Tiamin Emilimine Etkisi :
R atler 6 - 8 hafta etanol içeren diyeti ebeslenerek işaretlenmiş tia m in in em ilim i ve eritrositlerdeki miktarı ölçülmüştür. Araştırma so n u çla rı etanolün tiam inin em ilim ini engellediğini göstermektedir. E tanolün olum suz etkisi etanol alınımının süresinden çok konsantras yonu ile ilg ilid ir. Kronik alkoliklerde rastlanan tiamin yetersizliğinin e tanolün tiam in em ilim ini engellemesiyle oluştuğu üzerinde du ru lm u ştu r. Ö zellikle bir çok alkoliklerde olduğu gibi tiamin aiınımı sınırda olduğu zaman emilim hızının azalmasıyla tiamin yeterliliğinin orta ya çıktığı sanılm aktadır.
16. Krom Yönünden Beslenme Durumunun Göstergesi Olarak Krom Yanıtl
Krom un b iyolo jik etkinliği insülinin etkinliği ile ilgilidir. Krom y e te rsizliğ i glikoz toleransını azaltm aktadır. Genellikle saflaştırılmış b e sinlerle beslenen insanlarda krom yetersizliğinin oluşabiliceği ile ri sü rü lm ü ştü r. Bu araştırm ada 40-75 yaşlarında 12 hiperglisemik ve 15 norm al kontrol kadına 3 ay süre ile 4 mcg krom içeren günlük 5 g biram ayası verilm iş; serum insulin, glikoz ve krom düzeyi ölçül m üştür. Krom verilmeye başlayınca göreceli krom yanıtında değiş-1. saat açlık serum cr düzeyilOO m eler olm uştur. Göreceli krom ya n ıtı---—
açılk serum cr düzeyi
N orm al bireylerin % 78 ünde, hiperglisem iklerin % 75 inde krom v e rild ik te n sonra göreceli krom yanıtında gelişme olmuştur. G öreceli krom yanıtının yükselmesi, serum insulin ve glikoz dü ze ylerin in düşmesi ile ilişkilidir. Bu veriler glikoz yükselme sine y a n ıt olara k krom deposu yetersizliği sonucu serum krom düze yi d ü şm e kte olduğunu gösterm ektedir. Serum krom düzeyinin ölçül m esinin krom yönünden beslenme durumunun bir göstergesi olabi leceği sanılm aktadır.
17. D iyet ve Plazma Lipitleri
Bugüne kadar yapılan araştırm aların çoğunluğu plazma koleste rol düzeyi ile koroner kalp haslatığı (KKH) riski arasında doğru iliş ki olduğunu işaretlem ektedir. Şon yıllarda plazma yüksek dansiteli lip o ro te in (HDL) düzeyi ile KKH riskinin ters orantılı ilişkisi üzerin de d u rulm a ktad ır. Bu çalışm alarda HDL in dokuda toplanan koleste rolü ç e k tiğ i b e lirtilm iştir. Bu lipit fraksiyonu, kolesterolün önemli taşıyıcısıdır. Kolesterolin 2-3 ünün taşınmasından sorumlu düşük da n site li llpoprotein (LDL) ile KKH riski arasında doğru orantılı iliş k i vardır. N orm al olarak çok düşük dansiteli lipoptein (VLDL) içeri sinde taşınan trig lis e rit düzeyi ile KKH riski arasındaki ilişki kesinlik
9 6 İLG İNÇ Y A Y IN ÖZETLERİ
kazanmamıştır. Diyetteki öğelerin toplam kolesterol veya LDL düze yine etkisi şöyle özetlenmiştir. Doymuş yağ asitleri yü kseltici, linoleik asit düşürücü etki yapmaktadır. Bunun yanında süt ve yoğurdun ko
lesterol yükseltici etkisinin olmadığı belirtilm iştir. Diyetle alınan kolesterolün plazma kolesterol düzeyine etkisi konusunda tam bir görüş birliğine varılamamıştır. Günde alınan bir yum urtanın uzun dönemde kolesterol düzeyini fazla etkilemediği b e lirtilm iştir. Diyet enerjisinin % 23 ünden çoğu sakkarozdan geldiği zaman ancak ko lesterolde yükselme görülmüştür. Bazı araştırıcılar hayvansal p ro te i nin bir bölümü bitkisel proteinlerle değiştirildiği zaman kolesterol düzeyinde düşüş olduğunu belirtmişlerdir. Posalı diyetin Özellikle pektinin kolesterol düşürücü etkisi olduğu b e lirtilm iştir. Yüksek doz nikotinik asit gereksinmenin 200 katı kolesterol düşürücü etkendir. LDL i düşürmesine karşın HDL i etkilenm em ektedir. N ikotina m id türevinin bu etkisi yoktur. Nikotinik asidin adipoz dokudan serbest yağ asitlerinin mobilizasyonunu engellediği b e lirtilm iştir. B iotinin ve C vitamininin kolesterol düşürücü etkisi olduğu bildirilm esine karşın diğer araştırmalarla doğrulanamamıştır. Yüksek doz D v ita m in i, hi- perkolesterolemininde görüldüğü hiperkalsemiye neden olm aktad ır Raşitizm tedavisinde kolesterol düzeyi aratm aktadır. Bazı a ra ş tır macılar sürekli balık karaciğeri ve yağ alınımının kolesterol düze yini yükselttiği KKH ve böbrek taşı yaptığını b e lirtm işlerdir. Plazma kolesterol ile plazma vitamin E konsantrasyonu arasında p o zitif korelasyon vardır. Bazı araştırmalarda günlük alınan 2 gr. in org anik kalsiyumun plazma kolesterol düzeyini düşürdüğü bulunm uşsada diğer bazıları bunu doğrulamamaktadır. Demirle kolesterol arasında bir ilişki olmamasına karşın anemik bireylerin kolesterol düzeyi dü şüktür. Çinko bakır oranının yükselmesinin kolesterolü y ü k s e lttiğ i hipotezi ileri sürülmüşsede kanıtlanamamıştır. M adenler içinde p laz ma kolesterolünü etkileyenin silikon olduğu belirtilm esine karşın insan üzerinde yeterince araştırılmıştır. Bazı araştırıcılar öğün sayısını arttırmanın kolesterolü düşürdüğünü belirtm elerine karşın d iğ e r ba zı araştırmalar bunu doğrulamıştır. Çay ve kahveninde KKH için risk etmeni olduğu doğrulanamamıştır. Kronik alkoliklerde VLD L ve tr ig liserit düzeyi yükselmektedir. Plazma HDL düzeyini etkileyen e tm e n ler şöyle özetlenmiştir. Genç kadınlarda erkeklerden yükse ktir, östro jen yükseltmekte, androjen düşürm ektedir. Eksersiz yü k s e ltm e k tedir. Şişmanlıkta düşüktür. Alkoliklerde yüksektir. A o rtta tro m b o siz oluşumu, linoleik asit içeren yağlarla (prostaalandin E. içe riğ i n e d eniy le) engellenmektedir. Soğan ve sarımsak gibi bazı besinlerinde a o rtik kılıflanmayı önlediği ileri sürülm üştür. KKH nin oluşum u ve g e liş i
mini önlem ek için plazma LDL düşürülmeli, HDL yükseltilmeli, trom- bosiz önlenm elidir. Hayvan deneylerindeki bulgular her zaman insana uygulanm am aktadır. Bazı besinlerin etkili bazılarının etkisiz olduğu nu söylemek bilimsel değildir. Tüm besinler kimyasal içerikleri yö nünden düşünülm elidir. Diyet, plazma lipitleri ve KKH ilişkisinde bi reysel duyarlılığa önem verilmelidir. Bazı kimseler her gün yumurta yem elerine karşın kolesterol düzeyi yükselmezken diğer bir duyarlı bireyde yükselebilmektedir. Bu nedenle diyet önerileri bireye özgü olm alıdır.
18. İnsan Sütü ve Çocuk Mamalarının Lipitleri
Emzirilen bebek günlük ortalama 600 mİ kadar süt almaktadır. İnsan sütünün lip it konsantrasyonu ortalama % 3.2-3.5 arasında de ğişm ektedir. Lipitlerin % 98 i trig lise rittir ve en yüksek oranda bulu nan yağ asidi palm itik asittir. Kolesterol miktarı 200-564 mg-100 g r arasında değişmektedir. İnsan sütünde 167 yağ asidi bulunmak ta d ır ve bunların en önemlileri palmitik, stearik, oleik ve linoleik asit lerdir. Diyette yapılan değişmelerle linoleik asit konsantrasyonu % 1.0 den % 4.5 e çıkartabilm ektedir. İnek sütüyle karşılaştırıldığın da çok derecede doymamış yağ asitlerinin doymuş yağ asitlerine oranı insan sütünde 0.4 iken inek sütünde 0.04 dür. ABD inde kulla nılan önemli çocuk mamalarının lipit içeriği insan sütünün lipit içe riğ iyle karşılaştırıldığında önemli ayrıcalıklar bulunmuştur. Mamalara b itkisel sıvı yağ eklenmesi nedeniyle linoleik asit oranı insan sütüne göre çok yüksektir. Mamaların trigliserit yapısı insan sütünün trig- liseritlerin den farklı bulunmuştur. Mamaların farklı lipit yapısının be bek sağlığıyla ilişkisi olup olmadığı konusunda araştırma yapılması ö n e rilm iştir.
19. Tadtn Nörofizyoiojik Mekanizması
T a t duyusu, kimyasal m oleküller veya iyonlarla doğrudan temasa g eldiği zaman uyarılan ağız içinin kimyasal duyarlılığıdır. İlk fizyolo- jiis tle r 4 tem el tad; tatlı, ekşi, acı ve tuzlu tanımlamışlardır. Herbiri- nin alıcı mekanizmaları vardır. Tat ayrıca hoşlanma ve hoşlanmama şeklinde belirlenir. Örneğin, şeker çekici lezzetli uyarılar oluştura rak a çlıkta ve toklukta tüketilir. Açlıkta şeker daha çok tüketilir. Tuza gereksinm e olduğu zaman tüketim artar. Tat dokusu dilin ucun da 40-60 epitel hücrelerin üst üste gelmesiyle oluşmuştur. Bu hüc relerin o rta ve a lt kısımları sinir iplikleri ile temas halindedir. Tat do kusunda çok koyu boyanan, açık boyanan ve açık olmak üzere 3 tü rlü hücre vardır. Bu hücreler sürekli olarak büyür, gelişir, ölür
9 8 İLG İNÇ Y A Y IN ÖZETLERİ
ve yenilenir. Hücrenin normal yaşam süresi 10 gün kadarcfır. T a t du yusunun foksiyonu, kimyasal öğelerin doğrudan teması veya kan yo lu ile uyarılarak hücrelerde oluşan değişikliklerin e le k tro fiz y o lo jik y ö n temlerle saptanmaktadır. Tat çözeltilerinin ayırımı, ta t alınım larım n değişik kimyasal öğelerle aktivasyon derecesine bağlıdır. D eğişik ta t duyuları, ağızın değişik kısımlarında oluşur; acı, ağız boşluğunun kenarında, tatlı ve tuzlu dilin ucu ve köşelerinde, ekşi her bölüm de oluşur. Tat alma, organizmanın türüne göre değişebilir. Ö rneğin, in sanın tatlı duyusu aldığı bir öge bazı hayvanlarda tepki görür. T a dın birinci fonksiyonu iştah ve besin tüketim ine iliş k in d ir. İnsanda lezzetli besinlerden hoşlanma lezzetsizlerden hoşlanm am a duyusu oluşur. Yetişkinlerde b ir çok besin seçimi sonradan kazanılm aktadır, ve geniş kültürel ve bireysel ayrıcalıklar vardır. Buna karşın yeni doğanlarda tat duyusu ile ilgili ortak ve temel özellik vardır. Ö rne ğin tatlı öğelerin tercih edilmesi gibi. Bu ortak ve tem el ö ze llik ko şullandırmaya göre kuvvetlenir veya zayıflar.
20. Obesite ve Tatlı Tat
Obesite, aşırı besin alınımı bozukluğudur. A dipoz doku o lu ş u munda etkin çeşitli varsayımlardan biri de beslenm ede ta t duyusu ile ilgilidir. Tatlı karbonhidratların fazla tü ketim inin o b e site ile il gili olduğu; bu tür bireylerde tatlı ta t duyusunun d iğ e r ta tla rd a n daha üstün olmasının tatlıları fazla tüketm elerine neden olduğu söylenmiştir. Deneysel araştırm alar bu görüşü doğ ru lam am ıştır. Obes bireyler tatlı tada normal bireylerden daha duyarlı d e ğ ille rd ir. B unlar tatlı tadı daha aşağı sımlarda tanıma yeteneğinde d e ğ ille rd ir. Renk, görünüşü v.b. etkenler ta t duyusuna obes ve obes o lm a ya n la rd a eşit şekilde etki etmektedir. Tatlı yeme arzusunda da iki g ru p a ra sında ayrıcalık bulunmamıştır. Ağırlık kaybı tatlı duyusunda olum lu etki yapmaktadır. Bu veriler lezzetli yiyeceklerin aşırı tü k e tim in in duyusal sistemdeki bozukluktan ileri gelm ediğini işa re tle m e kte d ir.
21. Tuzlu Tat ve Hastalık
Organizmayı sodyum yetersizliğinden korum ada g e n e llik le iki esas mekanizma vardır. Birinci adrenal korteksten a ldeâteron s a l gılanmasına bağlı homeostatik tuz dengesi denetim i, ik in c i tu z ta t duyusudur. Biri hormonal, diğeri nörolojik olan bu iki etm en sodyum yetersizliğinde renin-angiotensin sistemi aktive ederek sodyu m b irik - tiric i aldesteron hormonunun fazla salgılanm asına yol a çar, a ld o ste - ron sodyumun idrarla, buharlaşm ayla ve tü k rü k le atım ını e ng eller. Bir çok türde, sodyum yetersizliği sodyum iştahını u y a ra ra k fa zla
sodyum alınımını sağlar. Mekanizmalardan birinin bozulması d i ğeri tara fından kompanse edilerek organizmanın yaşamı sürdürülür. Ö rneğin ra tle r fazla tuz alarak adrenalsiz olarak yaşayabilirler. Son y ılla rd a k i psikofiziksel ve nörofizyolojik veriler, sodyum yetersizliği
nin tuz uyarısına karşı ta t duyu sisteminin duyarlılığının azalmış olduğu nu işaretlem ektedir. Ayrıca norofizyolojik veriler, sodyum ye te rsizliğ in d e tuza karşı isteğin artmasının periferide tuza karşı nöral yanıtın azalması sonucu olduğunu işaretlemektedir. Bu tü r duyarlı lık azalm ası adrenali alınmış ve sodyum yetersiz ratlerin normal hay vanların dayanamadığı kuvvetli tuz çözeltisine karşı isteklerinin a rt ması şeklinde görülm ektedir. İnsanlar üzerinde tuz isteği ile hipertan siyon ilişkile rin i konu alan araştırma verileri, sodyum yetersizliği olan la b o ra tu va r hayvanlarında olduğu gibi hipertansiyonlu birey lerin tuza karşı duyarlılıklarının az olduğunu işaretlemektedir. Tuza karşı ta t duyarlılığının azalması daha çok sodyum alınımına ve so n u çta hipertansiyona neden olmaktadır denilmektedir. Hipertansi yonun yüksek oranda görüldüğü zenci çocuklarının tuz çözeltisine karşı isteklerinin beyaz çocuklardan çok fazla olduğu görülmüştür. Fazla sodyum alınımı hiportansiyon ile ilişkilidir. Diyetteki tuzu a za ltm a k ve ta t duyu sistem ini etkileyen sigara içimini önleyerek tu zu az yoğu nlu kta tanıma duyarlılığın arttırılmasının yararlı olacağı ö n e rilm iştir.
22. İz Element Çinko ve ;Tat
Ç inko ile ta t duyu fonksiyonu arasındaki ilişkiler şöyle özet le n ebilir: 1. H ayvanlar üzerindeki deneysel araştırmalara göre çinko y e te rsizliğ i ta t duyu fonksiyonlarında değişmeye (tat alma duyarlı lığının azalması) neden olmaktadır. 2. D-pen veya histidin tedavisi
veya yanm a, karaciğer bozuklukları ve emilme bozuklukları gibi du ru m la r sonucu insanda çinko yetersizliği oluşunca hipogeusia veya ta t alm a duyarlılığında azalmaya yol açmaktadır. Hipogeusia çinko eklenm esinde yanıt verm ekte veya diğer durumlarda vücut çinko düzeyi norm al duruma gelmektedir. Bunun yanında bazı araştırma
la rda diğer e tiyo lo jik nedenlerde bulunduğunda çinko eklenmesinin hipogeusia yı iyileştirm ediği belirtilm iştir. Buna neden olarak şu g ö rü şle r ileri sürülm üştür. Tüm hipogeusia olguları çinko yetersiz
liğ iyle iliş k ili değildir. Serum çinko düzeyi, alkalen fosfataz aktivitesi ve id ra r çin ko düzeyi vücut çinko düzeyini aksettirmemiş olabilir. H er zam an ta t alma duyarlılığının azalması çinko yetersizliğiyle ilgilj olm a ya b ilir.
1 00 İLG İNÇ Y A Y IN ÖZETLERİ
23. Neoplastik Hastalıklardaki Anoreksinin Kaynağı
Kanser kaşeksisinde anoreksinin büyük önemi vardır. Kanserli hastaların en önemli beslenme sorunu besin alınımının gereksinm e ye göre çok azalmış olmasıdır. En önemli soru, neden besin-
alınımının metabolik gereksinmelerin altına düştüğü ve bunu önle mekle doku yıkımının önlenip önlenemeyeceğidir. A n tikanser teda viler bulantı, kusma, emilim bozukluğu, sindirim aygıtında anato mik bozukluk, ilacın antivitamin etkinliği, ta t alma duyusunun azal ması v.b. nedenler besin alınımı ve kullanımını azaltır. Kanserde kaşeksi, hastalığın sonralarına doğru gözükmesine karşın, görünü
mün başlangıcı hastalığın başlangıcı ile birliktedir. Zaman zaman kanser kaşeksisinin hipotalamüstaki besin alıımı ile ilg ili kontrol sisteminin bozulmasından kaynaklandığı belirtilm esine karşın de neysel araştırmalar bu görüşü doğrulamamaktad'ır. Bu nedenle besin alınımını azaltan etken hipotalamus dışındadır. Hayvan deneylerinde besinler serbest olarak bulundurulursa besin alınımı arttırılabilm ek- tedir. Bu durum çevre ısısının değişmesine, m otor a ktivitesinin a rt masına, besinlerin posasının azaltılmasına ve diğer etkenlere yanıt olarak oluşur. Besinin posası azaltılıp enerji yoğunluğunun artm asıy la alınan net miktar yükselmektedir. Hipotalamus bozukluğunda bu yanıt zarar görmemektedir. Tümörün gelişimi ile b irlik te yanıt gittikçe azalmakta tümörün üçüncü çeyrek yaşamında tüm üyle yok olmaktadır. Normal hayvanlarda dışardan insulin alınımına karşı besin alınım yanıtı olduğu bilinmektedir. Bu etki hipotalam us tarafından oluşturulmaktadır. Tümörlü ratlerde bu yanıt engellenm em ektedir. Bu veriler tümör da besin alınımını engelleyici mekanizmaların bu yoila kompanse edildiğini göstermektedir. Buna karşın bunun so runu önleyecek değeri önemsizdir. Çevrenin ısı derecesi 25°C den ye düştüğünde besin alınımını yanıtında bir değişme gözlenm e miştir, fakat 13 veya 17°C ye düşüş besin alınım yanıtını etkilem iştir. Isı derecesi ile besin alınımı yanıtındaki değişmenin hipotalam us dışı olduğu belirtilm iştir. Tümörün başlangıcında beslenme a ktivite - si düşer, fakat beslenme etkinliği (beslenme aktivitesi birim i başına yenmiş besin miktarı) arttığından ilk önceleri ağırlıkta bir azalma olmaz, zamanla beslenme etkinliği beslenme aktivitesinin azalışına paralel olarak azalır. Kaşektik kanser hastalarının genellikle et ve yüksek proteinli besinlerden hoşlanmadıkları bilinm ektedir. Yapılan deneysel araştırmalarda, bu hastalarda dygeusia veya ta t alma du yarlığının kaybolduğu gösterilm iştir. Kanserli hastaların ta t alma sınırı tatlılara karşı yüksek acı tada karşı düşüktür. Acı ta t protein
m eta bolitlerinin özelliğidir. Antineoplastik tedaviden sonra ta t alma duyarlılığı düzelmektedir. Kinin eklenerek yapılan deneylerde, normal ra tle rd e besin alınımı % 30 azalırken, karsinomalılarda % 70 azalma olm uştur. Acı ta tla r tüm ör gelişimine paralel olarak besin almımını azaltm akta, dolayısıyla kaşeksi oluşmasında nedenlerden biri olmak tadır. Bu nedenle kanserli hastaların diyetinde hoşlanılmayan be sin le rin yerine uygun besinlerin seçiminin yarar sağlayacağı belirtil m iştir.
24. Guatemala Diyeti ve Proteini Yumurtadan Sağlanan Diyet lerdeki Enerji ve Proteinin İnsanda Kullanımı
Sağlıklı erkekler 15 er günlük beş dönemde 0.57 gr-kg düzeyinde yu m u rta proteini sağlayan diyet ve 0.875 gr-kg düzeyinde protein sağlayan tip ik Guatemala diyeti almışlardır. Bazı dönemlerde yalnız yu m u rta proteini içeren diyet, bazılarında yumurta proteini ile bir lik te yu la f kepeği eklenmiştir. Tüm diyetler artı azot dengesi sağ lam ıştır. Yum urta proteini alınan dönemde azot birikimi öteki diyet lere göre biraz daha fazla olmuştur. Yumurta proteini içeren diyete kepek eklendiğinde dışkıyla atılan kuru madde oranı iki kat olmuş tu r. Kepek, enerji ve proteinin sindirilebilme oranını % 3-4 azaltmış tır. T ip ik Guatemala diyetinde dışkıyla kuru madde, azot ve enerji atım ı yum urta proteinli diyete göre 4 kat fazla olmuştur. Gualemala di ye tin d e ki proteinin sindirilebilm e oranı % 69 ± 2, yumurta proteininki % 91 ± 3, yum urta proteinli diyete kepek eklendiğinde % 85 ± 4 o la ra k bulunm uştur. Diyetlerdeki enerjinin sindirilebilme oranı; Gua tem a la diyetinde % 89 ± 2, yumurta proteini içeren diyette % 97 ± 1
kepekli yum urta proteinli diyette % 94 ± 3 olarak bulunmuştur. Gu alem ala diyetindeki proteinin NPU değeri % 65 olarak düşürüldüğün de 0.875 g r./k g . düzeyindeki protein düzeyinin (diyetin enerjisi ye te rli olduğu takdirde) yeterli olduğu sonucuna varılmıştır. Diyetin posa içe riğin e göre enerji değeride düşmektedir.
25. Sebze ve Meyve Posasının Dışkılama ile Enerji, Protein ve Yağrn Sindirilmelerine Etkisi :
Yaşları 37-5 arasında değişen erkeklere 26 şar gün süre ile iki ayrı diye t verilm iştir. Diyetlerden birinde sebze ve meyve kullanıla rak posa değeri yükseltilm iş, diğerinde sebze ve meyvelerin yalnız suyu kullan ılara k posa değeri düşük tutulmuştur. Diyetlerin hiçbiri kepe kli tahıl ve tohum lar içermemiştir. Posa dışında her iki diyetin besin değerleri aynı tutulm uştur. Posalı diyette dışkılama süresi kısalm ış, dışkı m iktarı artmış, dışkılama sayısı artmış, dışkıile enerji,
1 0 2 İLGİNÇ YAYIN ÖZETLERİ
azot ve yağ atımı artmıştır. Enerji, protein ve yağın sindirilebilm e oranları ş ö y le d ir: Enerji; düşük posalı diyette % 96. ± 0.3, yüksek posalı diyette % 91.6 ±0.4; protein; düşük posalı diyette % 90.4 ± 0.9, yüksek posalıda % 81.1 ±1.1, Yağ; düşük posalı diyette % 95.9 ± 0 .4 , yüksek posalıda % 94.1 ± 0.3 olarak bulunmuştur. 12 de nekten 6 sının kan basıncı, düşük posalı diyet aldıklarında, yüksek posalı diyet aldıkları döneme göre daha yüksek bulunmuştur. Buna göre yüksek tansiyonlu kimselere yüksek posalı diyet yararlı olm ak tadır.
26. Normal Yetişkin, Diabetli Aileden Gelen ve Diabetli Birey lerde İdrar Krom Atımına Glikoz Yüklemesinin Etkisi
On normal bireyden sekizinde glikoz yüklemesinden sonra krom atımında önemli artış olmuştur. Diabetli aileden gelen 13 bireyden yalnız beşinde benzer sonuç elde edilmiştir. Sekiz diabetliden üçün de glikoz yüklemesinden sonra krom atımında az artış olm uştur. Diabetlilerin çoğunluğunda glikoz yüklemesinden sonra krom a tı mının artmamasının bu bireylerde krom yetersizliği olduğunu g ös terdiği belirtilmiştir.
27. Düşük Doğum Ağırlıklı ve Normal Bebek Doğuran Anne lerin Kanlarındaki Bazı Madenlerin Konsantrasyonu : Prematür doğum yapan 25 ve normal doğum yapan 50 kadının kendi kanları ve kordon kanı kalsiyum, magnezyum, bakır, kurşun ve demir yönünden analize edilmiştir. Prematür doğum yapan g rup ta anne ve kordon kanındaki kalsiyum konsantrasyonu diğer gruptan daha düşük bulunmuştur. Prematür doğum yapan grupta kordon kanında demir düşük anne kanında ise diğer gruptan yüksek bu lunmuştur. Diğer madenlerin konsantasyonu yönünden gruplar a ra sında istatistiksel ayrıcalık bulunmamıştır.
28. Vaskular Hastalıklardan Ölüm Oranı ile Metal Metaboliz ması İlişkileri :
Teksasta oturan 45 yaş üstünde beş tü r kardio-vaskular hasta lık mortalite hızı ile içme suyu ve idrar kalsiyum, magnezyum p o ta s yum, litiyum, strantum ve siliken düzeyleri arasındaki iliş k ile r ince lenmiştir. Litiyum, magnezyum, strontum ve silokonun id rar düzeyle ri ile içme suyu düzeyleri arasında doğru korelasyon bulunm uştur. Bu madenlerin içme suyu ile alınımlarının yükselmesi, m o rtalite hızı nın düşüklüğü ile ilişkin bulunmuştur. İçme suyunun sodyum ve po
tasyum değerleri ile m ortalite hızı arasında korelasyon bulunmamış tır. A raştırm a verileri, kalsiyum, mağnezyum, litiyum, strontum ve s ili konun sodyum ve potasyumun ince barsaklardan emilimini engel leyerek veya atımını arttırarak veya diğer mekanizmalarla etkisini a z a lta ra k kardio-vaskular m ortalite oranını düşürdüğü belirtilmiştir.
29. Soya Fasulyesi Proteinin Et Yerins Kullanıldığı Diyetin Sağlıklı Genç Kadınlarda Hipokolesterolemik Etkisi
Diyet: proteininin plazma kolesterol düzeyine etkisi sağlıklı genç kadınlarda araştırılm ıştır. Araştırmada, deneklerin enerji gereksinme le rine uygun doğal alışılagelmiş besinleri içeren kontrol diyeti, pro te in i soya fasulyesinden karşılanan ve diğer yönlerden benzer olan deney diyetinin etkisi iki ayrı çalışmada incelenmiştir. Birinci çalışma 6 denek üzerinde 73 gün sürmüştür. İkinci çalışma 5 er kişilik iki g ru p üzerinde 78 gün sürmüştür. Birinci araştırmada deneklerin al d ıkları deneysel diyetinde günde bir adet katı pişmiş yumurta sarısı v e rilm iş ikin ci çalışmada bu diyetten çıkarılarak protein sadece soya fasulyesinden sağlanmıştır. Araştırma süresinin ilk dö nem inde, (bitkisel protein kaynaklı diyetin uygulandığı dönemde) (24 gün) kontrol diyet İkincisinde (24 gün) deneysel diyet ücüncü- sünde (13 gün) yine kontrol diyet uygulanmıştır. İkinci çalışmada da benzer uygulam a yapılmıştır. Araştırma süresince diyetlerin pro te in , lipid, am ino asit ve kolesterol değerleri ile kan lipitleri ar.aüze e d ilm iş tir. B itkisel protein kaynaklı diyetin ygulandığı dönemlerde plazm a kolesterol düzeylerinde önemli düşüşler görülmüştür. Kont rol d iyeti verildiğ inde plazma kolesterol düzeyinde tekrar artış göz le n m iştir. Plazma trig le se rit düzeyi diyete yapılan değiştirme ile e tkile n m e m iştir.
30. Vitamin C ve Aspirinin Ratlarde Gastrik Lezyona Slnerjetik Etkisi
D eğişik düzeylerde verilen vitamin C nin genç ratlerde aspirin le o lu ştu ru la n g a strik iezyona etkisi araştırılmıştır. Ratlere değişik d o zla rd a verilen 1-askorbik asit hiçbir lezyon yapmamıştır. Kontrol d iye ti alan hastalara 100 gr. vücut ağırlığı başına 30 mg lık tek doz a s p irin ve rild iğ in d e lezyon oluşmuştur. Aspirin ile birlikte diyetin gram ı başına 40 mg. l-askorbik asit verildiğinde gastrik lezyonda öne m ii a rtış gözlenm iştir. Buna göre aspirinle askorbik asit sinerjetik e tki yapm aktadır. Bu nedenle yüksek doz vitamin C alanlar aynı anda a sp irin alm aktan sakınmalıdırlar.
1 0 4 İLGİNÇ Y A Y IN ÖZETLERl
31. Beslenme vs Doğurganlık
Bu yazıda beslenme durumunun düzeltilmesinin doğurganlık üze rinde etkisi konusunda kavramsal ve istatistiksel veriler açıklanm ış tır. Beslenme durumu, yetersizlikten aşırılığa doğru dönüştüğünde önce doğurganlıkta bir yükselme sonra düşüş olmaktadır. Buna göre doğurganlıkla beslenme arasındaki ilişki ters dönmüş U şekline ben zemektedir. Ek besin öğeleri tüketiminin doğurganlık düzeyini d ü şürdüğü sonucuna varılmıştır. Bunun yanında beslenme ile doğur ganlığın biyolojik ve sosyal yönden etkileşim leri üzerinde a ra ş tır maların yapılması gereği üzerinde durulmuştur.
32. Laboratuvar Farelerinde Kadmiyum Zehirlenm esini ön le m e ve İyileştirmede Diyet Demir ve Askcrbik Asidin Uzun Sü reli Etkisi
Kadmiyumla temas hipertansiyon ve değişik organlarda g ö rü len nekrozlarla belirlenen zehirlenme olgusunu ortaya çıkarır. Japon- yada maden işletmelerinin yakınlarında oturanlarda en önem li çe v re kirlenmelerinden birinin kadmiyumla ilgili olduğu b ild irilm iş tir. Laboratuvar farelerine 180 gün 50 PPM düzeyinde kadm iyum v e ril diğinde büyüme geriliği ve anemi şeklinde kronik zehirlenm e b e lirtile ri görülmüştür. Kadmiyumlu diyete 400 PPM ve % 1 a sko rb ik a s it e k lendiğinde zehirlenme belirtileri önlenm iştir. Kadmiyum alan hayvan ların plazmalarında glutamik-oksalasetik ve glutam ik-piruvik tra n sa - minaz enzimlerinin aktiviteleri önemli derecede artm ıştır. Bu a rtışta demir ve askorbik asitle düzeltilmiştir. Kadmiyumla teması olan b ire y lerin demir ve askorbik asit alarak zehirlenmelerden ko ru n a b ile c e k leri belirtilmiştir.
33. Böbrek Yetmezliğinde Amino Asit ve Protein Metabolizması Böbrek yetmezliğinde amino asit ve protein m etabolizm asın da anormallikler olmaktadır. Vücut ağırlığı, yağsız doku ve büyüm e azalır, plazma ve kas amino asit düzeyleri değişir, serum ve kas p ro tein konsantrasyonu azalır, küçük protein ve bazı p e p title rin serum konsantrasyonu artar, plazma idrar ve diğer sıvılarda am ino a s itle rin metabolik ürünleri artar, triptofan ve fenilalanin yüklem e te s tle ri anorm allik gösterir, amino asitlerin yapım ve yıkımı ile ilg ili b irço k enzimin aktiviteleri değişir. Bu değişmelerin başlıca nedenleri b es lenme durumunun bozulması, toksinler, endokrin bozukluğu, b ö b rek metabolizmasının bozulmasıdır. Öncelikle hem odializ alan h a s ta ların protein, bazı vitam inler ve diğer besin öğeleri ge re ksin m e le ri
a rta r. D ializ sırasında glikoz ve am ino asitlerde önemli kayıplar olur. Bu kayıpları önlem ek için dializ sırasında hastanın protein ve kar b o n h id ra tlı besin alması önerilir. Buna karşın alınan besinlerin dializ sonuna kadar yeterince emilemediği gösterilm iştir. Genellikle plazma da elzem am ino asitle r azalır elzem olmayanlar artar. Üremililerde kanda yükselen ürem ik toksinlerde amino asit ve protein meta bolizm asını etkiler. Fenilalaninin tırozine dönüşümü yavaşlar. Fe- n ila la n in ve rild ikte n sonra tirozin az yükselirken fenilpiruvik asit daha ço k yü kse lir. Üremide glikoneogenesizin hızlanması, besin alınımı- nın azalm ası, am ino asitlerin fazla yıkımı üremik toksinlerin artmasına neden olur. Böbrek yetm ezliğinde birçok hormonunun serum düzey leri değişir. Parothorm on, glukagon, ınsulin, büyüme hormonu pro- la k tin ve g a s trin ’in serum düzeyleri artar. Eritropoetin ve 1,25 OH v ita m in D düzeyi düşerken, renin enziminin düzeyi bazı durumlarda y ü k se lir, bazılarında azalır veya normaldir. Böbrek tarafından yı kılan b ir çok p ep tit ve küçük proteinlerin yıkımı olamadığından kand aki düzeyleri artar. İdrarla amino asit atımının bozulması kan düze ylerin in artm asına neden olabilmektedir. Bunların bir kısmı d ia liz sıvısınada geçm ektedir.
34. Böbrek Yetmezliğinde Karbonhidrat Metabolizması
Böbrek yetm ezliğinde hiperglisemi ve glikoz tolerans bozukluğu g ö rü lü r. D iabetlilerin aksine glikoz tolerans testinde insulinin glikoza olan oranının arttığı gözlenm iştir. Bu durum perifer de insulin du yarlılığının kaybolduğunu işaretlemektedir. Bir taraftan periferde g liko z kullanım ının azaldığını, d’iğer taraftan karaciğerden glikoz çı kışının arttığını (glikoneogenesizin uyarıldığı) işaretleyen veriler bu lunm a kta dır. Üremide karbonhidrat metabolizmasındaki bu değişik liğin horm onlar, e le ktro litle r PH ve toksik öğelerden ileri geldiği sa nılm aktadır. Ö zellikle insulin zıttı büyüme hormonu, katekolamınler, ve glukogan karbonhidrat metabolizmasındaki bu değişmelerde e t ken olm aktadır. Bunların etkileşmeleri insuline direnç olgusunu o rta ya çıkarm aktadır.
35. Böbrek Yetmezliğinde Serum Lipitleri
Ürem ik hastaların diyet tedavisinde genellikle proteine dikkat e d ilm ektedir. A ku t ve kronik böbrek yetmezliklerinde tip II hiperli - pop ro teinem i arasıra, tip IV hiperlipoproteinemide sıklıkla görülen b ir bulgudur. Genellikle serum trigliseritleri yüksektir. Düşük dan- site li liporprotein ile normal, yüksek dansiteli lipoproteinler ise düşük tür. A raştırm alarda yağdan zengin diyet verildiğinde serum kolesterol
1 0 6 İLGİNÇ Y AYIN ÖZETLERİ
ve trig lise rit düzeyinin yükseldiği bulunmuştur. Korbonhidrattan zen gin diyet verildiğinde trigliserit düzeyinin daha yükseldiği, fa ka t ko lesterol düzeyinin durağan olduğu gözlenmiştir. Bu bulgular klinik bulgularla uyumludur. Hiperlipidemi ve glikoz tolerans bozukluğunu önlemek için üremi diyetinde karbonhidratların kısıtlanmasını öner mek için yeterli veri bulunmamaktadır. Bu hastalıkta ilaç ve diyet tedavilerinin rolü üzerinde daha çok veri toplanmasına gerek va r dır. Tip IV hiperlipoproteineminin koroner kalp hastalığı için önemli
risk etmeni olduğu düşünülerek böbrek yetmezliklerinde bu d u ru mun oluşması önlenmelidir.
36. Akut ve Kronik Böbrek Yetmezliklerinde Katabolik Sterin Etkisi
Ameliyat ve travmalardan sonra enfeksiyonlarda olduğu gibi böbrek yetmezliklerindede protein yıkımı artar. Bunun sonucu azot dengesinin sağlanması güçleşir. Elzem amino asitlerin verilm esinin olguların % 87 sinde artı azot dengesi sağladığı belirtilm iştir. G ün lük 25 gr yüksek kaliteli protein verilerek benzer sonuç sağlanm ış tır. Bunun yanında bazı araştırmalarda 40 gram protein v e rild iğ in de hastaların yarısında azot dengesi sağlanamamıştır. A m eliyattan sonra gelişen akut böbrek yetmezliğinde katabolizma derecesi çok yüksek bulunmuştur. Üre üretimi 28.4-462.8 mg-saat-kg vücut ağırlığı düzeyinde değişmektedir. Net protein yıkımı kronik böbrek yetm ez liklerinde 44-286 gr-gün düzeyinde bulunmuştur. Kg başına 50-60 ka lori yetişkinler için, 120 kalori çocuklar için katabolizma hızını d ü şürmede yetersiz kalmıştır. Ek elzem amino asit alanlarda protein yıkım hızında yavaşlama görülmüştür. Günlük 2.4 elzem am ino asit azotu verildiğinde hastaların % 85 inde azot dengesi sa ğ lana bilm iş tir. Karışık kaynaklardan oluşan 40 gr.-gün proteinli diyetin etkisi el zem amino asit verilmesine göre daha az bulunmuştur. Üremide p ro tein alınımının azalması enerjiye gereksinmeyi dahada a rttırm a k ta dır. Azot kaynağı elzem amino asitler olduğunda enerji gereksinm e si dahada artmaktadır. Kronik yetmezliklerde protein yıkıcı m ekaniz manın düşük düzeyide protein alınımıyla ilişkili olmadığı b e lirtilm iş tir. Katabolik akut ve kronik üremili hastalarda stresin devamı b ü yük risk yaratmaktadır; uygun düzeyde protein ve yeterli enerji a li mimi ve dializin bu durumlarda zorunlu olduğu b e lirtilm iştir.
37. Nefrotik Sendromlu Hastalarda Kalsiyum Metabolizması Hipokalsemi, hipokalsüri,, kalsiyumun barsak em ilim inin bozu l ması ve kemik metabolizması bozukluğu nefrotik sendrom da sık
görülür. Kalsiyum metabolizmasındaki bozukluğun nedeni vitamin D m etabolizm asındaki bozukluktur. Vitamin D metaboliti olan 25 OHD> dolaşım da inter-a-globulun denen albuminden daha büyük (58000 mole. ağırlıkta) bir proteine (vitamin Dbağlayıcı protein-DEP) bağlı o la ra k bulunur.
N e fro tik sendromda ağır proteinürü nedeniyle DBP ve 250HD:. id rarla atılm aktadır. Bunun sonucu 250HÛ3 ün kan düzeyi düşmekte d ir Bu hastalarda 250HÜ3 ün idrarla kaybolduğuda belirtilmektedir. Buna paralel olarak 1.25 (OH)3D3 de kanda azalmaktadır. 1.25 (OH)îDo ün b ir bölümünde DBP ile taşındığı, proteinüride DBP in kay
bıyla kanda 1,25 (OH)* Da ün azaldığı belirtilmektedir. Tüm veriler n e fro tik sendromda vitam in D yetersizliği olduğu; bununda kalsi yum m etabolizm asının bozulmasına yol açtığını göstermektedir. Vi ta m in D yetersizliğinin süresi ve derecesi proteinürinin süresi ve derece siyle ilişkilidir. Proteinüri düzeltildiğinde 250 OHDîün kan düze- yid e yükselm ektedir. Kanda vitam in D metabolitlerinin azalması kal siyum un barsaklardan em ilim ini azaltmakta ve paratiroid hormonuna ka rşı kalsiyum yanıtını bozmaktadır. Böylece kemiklerden kalsiyum çe kilm esi azalmaktadır. Sonuçta hipokalsemi oluşmaktadır. Hipokal- sem inin oluşması paratiroid hormonunu uyarmakta ve ikinci aşama da kem ik resorpsiyonu oluşmaktadır. 250HD3 ve 1,25 (OH):D3 yeter sizliğ i kem iklerin mineralizasyonunu azaltarak osteomalasıya’ya neden olm aktad ır. Sodyum birikim inde bu bozuklukta etkendir.
38. Kronik Dializ Alan Hastalarda Elzem Amino Asitlerin Far- mokinetiği
Elzem am ino asitlerin metabolizması dializ olan ve olmayan has ta la rd a araştırılm ıştır. Normal dozlarda ve en elverişli kullanılma ora nına göre hazırlanmış elzem amino asitlerin karışımı hastalara ve rilm eden ve verildikten sonra plazma düzeyleri ölçülmüştür. Ayrıca kan glikozu, im m unoreaktif insulin düzeyleri ölçülmüştür. Alınan do zun dolaşım daki bölümü her iki gruptada her amino asit için değişik lik gö ste rm iştir. Dializ alanlarda teronin, fenilalanın, valin, loysin ve izo loysinin to ta l klerensi önemli derecede düşük bulunmuştur. Bunun nedeninin renal atımındaki değişiklikten ileri gelmediği belirtilm iş tir. G örünür dağılım hacmi valin ve fenilalanın dışında iki grup has- ta d a d a d eğ işiklik gösterm em iştir. Kan glikozu ve insülin de iki grup ta çok az değişiklik olmuştur. Bu araştırmanın verilerine göre dializ ala n la rd a belirli amino asitlerin metabolizmasındaki bozukluğun nedeni şöyle açıklanmıştır. Bu amino asitler kaslar tarafından
me-108 İLGİNÇ YAYIN ÖZETLERİ
tabolize edilmektedir. Dializ alınımında kas metabolizmasındaki bo zukluk bu tü r amino asitlere yansımaktadır.
39. Azot Gereksinmesinin Saptanması
Son yüz yıl içerisinde yapılan azot dengesi araştırmaları p ro teini gereksinmesinin ortalama 0.5 g r./kg ./g ü n düzeyinin üstün de olduğunu göstermektedir. Değişik laboratuvarlarda bulunan
değerler arasında geniş ayrıcalıklar vardır. Örneğin 70 kg. ge len bir kimsenin protein gereksinmesi günlük en az 25 gr. ençok 60 gr, ortalama 40 gr. civarındadır. Bu ayrıcalığın bireyler a ra sındaki kalıtımsal ayrıcalıktan mı, deney öncesi deneklerin bes lenme d’urumundanmı, denge araştırma tekniğindeki ya nlışlar danım geldiği bilinmemektedir. Bu (konudaki araştırm aların en sıklıkla yapıldığı genç erkeklerin protein gereksinmesinin günlük
toplam enerji gereksinmesinin % 5 - 7 sini oluşturduğu b e lirtil miştir. Yetişkinlerde bu düzeydeki protein alındığında protein kalitesinin fazla önemli olmadığına ait veriler bulunm aktadır. Azot dengesi araştırmalarında sağlanan bulguların protein gereksinm e sini tam olarak yansıtmadığı belirtilmiştir. Düşük düzeyde elzem amino asitler alındığında bu amino asitlerin en ekonom ik şekilde kullanılmasına yönelik enzimatik uyum mekanizması oluşur. Birey aldığı protein düzeyine göre uyum içerisine girer, protein gereksin mesinde enerji alınım düzeyi önem taşır. Yazara göre kronik o la rak yetersiz besin alan bireyler ve gruplar kısıtlı .enerji ve elzem amino asitlerin alınımına uymuş olduklarından kısa süreli azot den gesi bulguları gerçek gereksinmeyi göstermeyebilir.
40. Amino Asit Gereksinmelerinin Saptanması ve Keto Ana- logların Amino Asit Yerine Kullanılmasının Etkinliği
Bebeklerin amino asit gereksinmesi, çocuğun norm al b üyü mesini sağlayan süt veya uygun mama ile aldıkları am ino a s it m ik tarları hesaplanarak saptanmıştır. Yetişkinlerin am ino a s it ge reksinmesi ise belirli amino asit yetersiz diyete eklenerek azot dengesini sağlayan m iktarlar en az gereksinme olarak kabul e d il miştir. Vücut ağırlığının kg. başına gerekli amino asit m iktarı, be beğin yaşına paralel olarak azalmaktadır. Örneğin yetişkin in sa nın amino asit gereksinmesi yeni doğmuş, bebeğinkinin 9’da veya 10’da biri kadardır. Bebekte alınan azotun üçte biri elzem am ino asit olması gerekirken yetişkinlerde bu % 1 5 - 2 0 civarındadır. Y e tişkinin amino asit gereksinmesinin saptanmasında plazma am ino ösit konsantrasyonunun ölçümünün yararlı olacağı b e lirtilm iş tir. En yüksek düzeyde büyümeyi sağlayan am ino a s it m ikta rla rı