• Sonuç bulunamadı

XVII. Asır Türk Vakıflarının İktisadi Boyutu

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "XVII. Asır Türk Vakıflarının İktisadi Boyutu"

Copied!
37
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

X V I I . A S I R

TÜRK V A K I F L A R I N I N

İKTİSADÎ B O Y U T U

Bahaeddin Y E D İ Y I L D I Z

VIII. asır Türk vakıflarının muhtelif cep­ helerinin tahlil edildiği araştırnıamızın(l) bu bölümünde, her şeyden evvel, konunun gerek­ tirdiği ölçüde, vakıfların gelir kaynaklarını teşkîl eden emlâkin çeşitli hususiyetleri ele alınacak, on­ ların işletme biçimleri incelenecek ve bu mallardan elde edilen gelirlerin iktisadî gücü hesaplanmaya çalışılacaktır(2). Ayrıca, makalenin sonuna, bu araştırmanın —daha önce neşr edilen kısımları da d a h i l - bütünü ile ilgili kaynakların ve eserlerin listesi de eklenecektir. + ^

Vakfın konusu kavramıyla -ister bizzat ken­ dileri toplumun hizmetine sunulmuş olan kamu kuruluşları ve hayır müesseseleri olsun, ister bun­ ların işlemesi için gerekli düzenli gelirleri sağlayan servet kaynakları o l s u n - vakfedilen her şeyin (mevkuf) anlaşılması gerekir(3).

İslâm Hukukunun ilk tedvîni sırasında, söz-konusu nesnelerin vakfın söz-konusu(4) olabilmeleri için, fıkhî esaslara göre, geliri devamlılık vasfı taşıyan ve vakıf-kurucusunun tam mülkiyeti ve kullanma salâhiyeti dâhilinde bulunan gayr-ı menkûller olması gerekiyordu{5). Ancak, zaman­ la, iktisâdı ve içtimâî değişmeler, bu prensipleri yumuşatarak, vakıf konusunun sâhasını genişlet­ miş ve hukukçuları yeni prensipler vaz'etmek mec-bÛriyetinde bırakmıştır. Gerçekten, bir çok şâha-da, "islâm'ın ilk devirlerine âit kânûntyasaklardan bir kısmı, iki asır sonra, tamamiyle ruhsat verilmiş fiiller hâline dönüşmek üzere yasaklık vasıflarını kaybetmişlerdir'i^). Meselâ, Hanefî mezhebinde.

Ebû Hanîfe menkul eşyanın vakfını katîolarak ya­ sakladığı hâlde, onun talebesi Ebû Yûsuf, gayr-ı menkûlün zarûıî tamamlayıcıları veya sadeceonun için faydalı unsurlar oldukları takdirde menkulle­ rin de vakfına müsâade etmiştir. Böylece, vakfedi­ len gayr-ı menkûle bağlı kölelerin, makinaların, ziraat âletlerinin vakfı geçerli olmuştur. Aynı mez­ hebin başka bir hukukçusu Züfer, daha uzağa gide­ rek, gayr-ı menkûle bağlı olsun veya olmasın, umû­ mî bir tarzda menkûllerin vakfını ve hattâ kullan­ dıkça tükenebilen şeylerin vakfını da kabul etmiş­ tir. Nihayet, Ebû Hanîfe'nin diğer talebesi Muham-med Şeybânî, mahallî âdetler elverdiği takdirde, menkûllerin vakfını geçerli saymış ve neticede bu görüş galebe çalarak, Hanefî ve Mâlikî mezhepleri bu mevzuda birleşmiştir(7).

Eskklen bu konuda yapılmış nazarî münaka­ şalar üzerinde İsrar etmenin yeri burası değildir. O halde, her zaman olduğu gibi, bizi ilgilendiren

(1) Paris'te 1 9 7 5 y ı l ı n d a d o k t o r a tezi olarak s a v u n d u ğ u , muz ve orijinal adı Institution du vaqf au XVIIIc siScle en Turquie —etude sodo-historique— o l a n b u a r a ş t ı r m a n ı n neşr edilen kısımları i ç i n b k z . " V a k ı f müessesesinin X V I I I . asırda kültür üzerindeki e t k i ­ l e r i " , Türkiye'nin sosyal v e ekonomik tarihi

(1071-1920), A n k a r a 1 9 8 0 , s . 1 5 7 - 1 6 I j " V a k ı f müessese­ sinin X V i l l . asır T ü r k t o p l u m u n d a k i r o l ü " . Vakıflar Dergisi ( A n k a r a 1 9 8 2 ) , c. X i V , s . 1-27 ; ' T ü r k vakıf k u r u c u l a r ı n ı n s o s y a l t a b a k a l a ş m a d a k i y e r i 1 7 0 0 - 1 8 0 0 " , Osmanlı Araştırmaları ( İ s t a n b u l 1 9 8 2 ) , s. 1 4 3 - 1 6 4 ; "Müessese-topium münâsebetleri ç e r ­ çevesinde X V I I I . asır T ü r k t o p l u m u ve v a k ı f mües­ s e s e s i " . Vakıflar Dergisi ( A n k a r a 1 9 8 2 ) , c . X V , s. 2 3 - 5 3 ; " X V I i i . asırda T ü r k vakıf t e ş k i l â t ı " .

Tarih Enstitüsü Dergisi ( P r o f . T a y y i b G f i k b l l g l n H a t ı r a Sayısı) ( İ s t a n b u l 1 9 8 2 ) , c . X i l , s. 1 7 1 - 1 9 0 ; " V a k ı f ıstılâhları lügatçesl". Vakıflar Dergisi, c . X V I I s. 5 5 - 6 1 .

(2)

6 Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z

asırla ilgili basılmamış vakfiyelere istinad ederek, hemen X V I I I . asır Türkiye'sinde fiilen vakfın konusu olmuş nesnelerin tahlîl ve tasvîrine geçece­ ğiz. Sözkonusu vakfiyelerin tahlîli, X V I I I . asır Türkiye'sinde, yüzlerce eşyanın vakfa dönüştürül­ meye elverişli mallar olarak telâkkî edilmiş oldu­ ğunu göstermektedir. Üstelik, bu eşyalardan aynı mâhiyette olanları bile, hukukî açıdan ayırıcı va­ sıflara sâhiptirler.

Vakfii konu olan bu nesneler nelerden ibâret-ti? Az önce de belirtildiği gibi, bunlar iki kategori­ ye ayrılıyorlardı. Birinci kategoriyi toplumun doğ­ rudan doğruya kendilerinden istifâde ettikleri ku­ ruluşlar teşkîl ediyordu. Osmanlılar bunları, mües-sesât-ı hayriye yâni hayır müesseseleri diye adlan-dırıyorlardı(S). Tablo l'de gösterildiği gibi, bunlar, mü'minlerin ibâdet ettikleri mescidler ve camiler; İmparatorluğun eğitim ve öğretim müesseseleri olan mektepler, medreseler, hadîs ve dârü'l-Kur'ân yâni hadîs ve dârü'l-Kur'ân kolejleri, aynı şekilde tarîkatlere âit tekkelerdir. Bu listeye binlerce ciltlik kitap ihtivâ eden kütüphâneleri ve talebele­ re, yolculara ve fakirlere bedâva yemek dağıtılan imâretleri yâni halk lokantalarını da ilâve etmek gerekir. Vakfın konusunu teşkîl eden bu türlü kuruluşlar arasında, suyolları, sebiller yâni âbidevî çeşmeler, küçük mahalle çeşmeleri, sukuyuları gibi şehirlerin ve köylerin su ihtiyâcını karşılayan müesseseler, sebillerin suyunu soğutmak için ihti­ yaç duyulan buz üretimini sağlamak için inşâ edi­ len buz-hâneler, kışın mü'minlerin abdest alabil­ meleri için sıcak su hazırlanan abdesthâneler, şüp­ hesiz, önemli bir yer işgâl ediyordu. Sayıları az olmasına rağmen, daha başkaları da vardı: kenîf denilen umûmî belâlar, iskeleler, köprüler, fenerler ve kaleler. Yukarıda adı geçen müesseselerdeki halılar, lâmbalar, mutfak takımları, v.s... gibi, her türlü eşyânın da bu kategoriye dâhil olduğunu unutmamak gerekir.

Bu binâ ve kuruluşların, devamlı bir surette işleyebilmeleri için, düzenli gelirlere ihtiyaçları vardı. Bunların umûmî masraflarını karşılamak ve bilhassa oralarda çalışanların ücretlerini ödemek için düzenli gelir kaynağı vazîfesi gören menkûl ve gayr-ı menkûller, vakfa konu olan nesnelerin ikinci kategorisini, daha doğrusu vakıf akdinin asıl mevzûunu teşkîl ediyordu.

Sözkonusu bu gelir kaynaklarının akça olarak yıllık kira bedelleri ve bunların toplam gelir için­ deki nisbetleri Tablo II'de gösterilmiştir. Her şey­ den evvel, araziler müşâhade ediliyor: içinde bulu­ nan her şeyiyle birlikte köyler, çiftlikler, tarlalar, bağlar, bahçeler gibi, her türlü tarım işletmeleri.. İkinci sırada, insanların oturmasına, hayvanların veya eşyanın korunmasına yarayan binlerce binâ, ayrıca iktisadî veya başka bir gaye için inşa olun­

muş yapılar yer almaktadır. Bütün bunlar gayr-ı menkûl vasfını taşımaktadırlar. Gelir kaynakları arasında, İslâm'ın ilk devirlerinde vakfedilmesi yasaklanmış olan menkûller de sözkonusudur: hayvan derileri, gemiler ve bilhassa Osmanlı T a -rihi'nde hararetli tartışmalara sebep olan nakit pa­ ra.

Vakıf akdinin konusunu teşkîl eden bu nesne­ ler hakkında aydınlatılmaya lâyık bir çok nokta vardır. Bilindiği gibi, bu nesnelerin vakfedilmesi için, onların vakıf-kurucusunun mutlak mülkiyeti altında bulunması gerekiyordu. O halde, Osmanlı İmparatorluğu'nda mülk edinme biçimi ne idi? Diğer taraftan, bu vakıf emlâkin işletme tarzları­ nın olduğu kadar, onların bu dönemde İmparator­ luğun diğer üretim kaynaklarına nazaran nisbetinin bilinmesi de ilgi çekici olacaktır...

Fakat her şeyden evvel, bizzat bu nesneleri tanımak kaçınılmaz gözüküyor; zira, bu nesnelerin vakfiyelerde çizilen tasvîri, şimdiye kadar yayım­ lanmış olan kitaplardaki ve araştırmalardakinden oldukça farklıdır.

1. Gelir kaynaklarının tasviri a. Tarım işletmeleri

Osmanlı İmparatorluğu'nda üretim kaynakla­ rının en ehemmiyetlisi olan arâziler, aynı zamanda

(2) B u r a d a t a m a m ı ne$r e d i l e c e k olan b u b ö l ü m ü n bir ö z e t i , 2 4 - 2 8 H a z i r a n 1 9 7 9 ' d a K u d ü s ' t e t o p l a n a n International Seminar on Social and Economic Aspects of the Muslim Waqf'a tebliğ olarak sunul­

m u ş o l u p , " T h e e c o n o m i c significance o f t h e T u r k ­ ish w a q f In eighteenth c e n t u r y " a d i a l t ı n d a , söz k o n u s u s e m i n e r i n diğer t e b l i ğ l e r i İle birlikte baskıda b u l u n m a k t a d ı r .

( 3 ) V a k f e d i l e n nesnelere f ı k ı h t e r m i n o l o j i s i n d e mev­ kuf, mahbus, muhabbes v e y â habis denllmei<tedir. D i ğ e r t a r a f t a n , vakıf k e l i m e s i , aslında ^tahbis, tesbil v e y â tahıîm'ln s i n o n i m i olarak— k e n d i s i y l e b ö y i e bir k u r u l u ş u n tesis e d i l d i ğ i h u k u k i a k d i i f â d e e t m e s i n e r a ğ m e n , daha sonra mevkuf y â n i v a k ı f a k d i n i n m e v z û u n u t e ş k i l eden m e n k û l v e y a gayrı m e n k u l malları İ f â d e e t m e k İ ç i n d e k u l l a n ı l a -g e l m l ş , h a t t a o n u n y e r i n i a l m ı ş t ı r j ' H e f f e n l n -g , " W a q f , EIİ, c . I V , s . 1 1 5 4 i B . Y e d l y ı l d ı z , " V a k ı f " , İA, c . X I İ / 2 , s . 1 5 6 . ( 4 ) İ s l a m h u k u k u n d a , vakıf a k d i n i n m e v z u u n d a , y â n i v a k f e d i l e n ş e y l e r d e , diğer b i r i f â d e y l e m e v k û f l a r -d a a r a n a n şartlar İ ç i n , b k z . Y . L l n a n t -de B e l l o f o n -d s , Traitc de Droit musubnan compare, P a r i s - L a H a y e , M o u t o n e t C l e , 1 9 6 5 , c . i, s . 1 8 4 - 2 0 9 .

( 5 ) t - M l l l i o t , Introduction a l'etudc du Droit musul-man, P a r i s , R e c u e l l S i r e y , 1 9 5 3 , 5 4 6 - 5 4 7 ; H . P . IHatemi, önceki ve bugünkü Tüıfc hukukunda vakıf kurma muamelesi, İ s t a n b u l 1 9 6 9 , s . 9 8 v d . ; Ö m e r H i l m i , İthâfU'l-ahlâf fi ahkâmi'l-evkâf, İ s t a n b u l 1 3 0 7 / 1 8 8 9 , s . 1 7 v d . B u eser C . G . S t a v r i d e s v e S . D a h d a h t a r a f ı n d a n fransızca'ya ç e v r i l m i ş t i r : Les lois regissant les proptietes dediees (awqâf), Paris 1 8 9 5 , y u k a r ı d a k i mesele İ ç i n b k z . s . 15 v d . B u n d a n s o n r a fransızcasının sayfa n u m a r a l a r ı p a ­ rantez içinde v e r i l e c e k t i r . A l i H a y d a r , Tertibü's-sunuf fi ahkâmi'I-vukuf, İ s t a n b u l , 1 2 4 0 / 1 8 2 4 , s . 1 2 4 v d .

(6) L l n a n t de B e l l e f o n d s , ayn. esr., i, 2 0 1 - 2 0 2 . (7) L . M l l l i o t , ayn. esr., 5 4 7 - 5 4 8 .

(3)

X V m . A S I R T Ü R K V A K I F L A R I N I N İ K T İ S A D Î B O Y U T U 7 vakıf müesseselerine düzenli gelir sağlayan nesnele­

rin ilk kategorisini teşkîl ediyorlardı.

Vakfiyelerde şekli ve boyutları belirlenmiş toprak parçalarından birisi, arsa adını alıyordu. İn­ şaata tahsîs edilen bu arazîler, şüphesiz şehirlerde veya köylerde bulunuyordu. Vakfiyelerde, "öir ar­ sa "tâbiri sözkonusu olduğu zaman, bu, üzerine bir tek binâ inşâ edilebilecek tek bir parsel anlamına gelmiyordu. Bunlardan bâzıları, "bir arsa " diye ad­

landırılmış olmalarına rağmen, —meselâ 33,600 zirâ' karelik(9)- oldukça geniş bir sâhayı ihtivâ ediyordu k i , bunun üzerine bir mahalle bile kuru­ labilirdi! 10).

Bir diğer arâzî tipi, bağçe adını alıyordu. Bagçe, kelime anlamı itibâriyle, küçük bahçe anla­ mına geliyordu. İncelediğimiz devirde, bagçe şehir içinde veya daha ziyâde çevresinde bulunan, mey­ ve ağaçlarının veya süs bitkilerinin yetiştirildiği, umumiyetle etrafı çevrilmiş bir yerdi. Vakfiyeler­ de sözkonusu edilen bağçe'ler, boyutları itibâ­ riyle, biribirilerinden oldukça farklıydılar. Birisi ancak bir dönümlük (bir dönüm, takriben 1.000

dir)(13) bir yüzölçümüne sâhip olduğu hâlde, bir başkasınınki yüz dönüm veya. daha fazlay-dı(1'^). Bu bağçe'lerden bâzıları sâdece tek cins ağaçlar ihtivâ ediyorlar ve özel adlarını bu ağaçlar­ dan alıyorlardı, kestane bağçesi, dut bagçeSi, v.s... gibi(15)j diğer bahçelerin içinde binbir çeşit şey bulunuyordu: meyveli ve meyvesiz ağaçlar, tarla­ lar, havuzlar, kuyular, sudolapları, evler, dükkânlar ve hattâ i'mâlâthâneler(16). İçinde üzüm ve zeytin ezmeye mahsus mengeneler, değirmen taşları ve zeytin yağı istihsâli için gerekli diğer âletler ihtivâ eden su değirmenleri(17) ||e üzüm bağlarının bu­ lunduğu zeytin bağçeleri şehirlerin yakın çevrele­ rinde veya kırlarda yer alıyordu(18). Büyük bah­ çelerden birçoğunun umûmiyetle büyük devlet adamlarına âit olduğu gözlenmektedir; öyle ki, onlar sözkonusu devlet adamlarının unvanlarıyla tavsîf ediliyordu: "Defterdar bağçesi'İ^^), "Ka-pudanpaşa bağçesi

"(20)

gibi. Diğer taraftan, zevk ve eğlence bahçesi olanlar, şâirâne adlarla tanım­ lanıyordu: meselâ, Hurrem-âbâd yâni ebedî zevk­ ler bahçesi gibi. Bu bahçe, İstanbul'un köylerinden birinde bulunuyordu ki, bu köy de, şâirâne bir is­ me sâhipti: sa'dâbâd yâni ebedî mutluluk. Sözko­ nusu bahçenin içinden, sa'dâbâd köyüyle aynı adı taşıyan bir de ırmak akıyordu. Bu ırmak üzerinde, Hurrem-âbâd bahçesinin iki tane de şatosu var-dı(21). Devrin dünyaca meşhur muhtelif lâlelerinin güzellik ve letâfetiyle örtülü bu ve benzeri bahçe­ ler, Osmanlı padişahlarının, yüksek devlet ricâliyle birlikte, tabiatın renk ve mûsikîsi, şâirlerin mersi­ yeleri ortasında, eğlenerek dinlendikleri en güzel yerlerdendi. İşte asrı bize aksettiren bir alâmet: öyle bir asır k i , bir bölümü, Osmanlı tarihinde, "Lâle devri" diye adlandırılıyor!(22).

Bu bahçelerin yanında, hemen hemen bağçe'-lerle aynı genişliğe sâhip, sebze ekimine tahsîs edilmiş, umûmiyetle taş duvariaria çevrili ve nâdi-ren ağaçlar, fakat özellikle bağçeuan'm yâni bos­ tancının oturması için küçük bir ev, ahırlar, sun­ durmalar, sukuyuları, havuzlar ve sudolapları ihti­ va eden bostan'lar uzanıyordu(23). Meskûn yer­ lerin çok daha uzağına çekilen açık yerler, mezre'a adıyla da anılan tarla'hr oluyorlardı(24). Ekime elverişli bu arâzîlerin yüzölçümü bir veya yüz hek­ tar arasında değişiyordu(25). Vakıf akdine konu olan nesneler arasında rastladığımız ve arâzî adıyla anılan değişik genişlikteki bâkir toprakları da tarla kategorisine dâhil etmek gerekiyor(26).

Çiftlik, Osmanlı toprak idâresinde kullanılan asıl zirâî birimi ifade eden son derece mânidâr bir

(9) ItE. S e l i m V a k f i y e s i , 1 2 1 6 / 1 8 0 1 . V a k ı f l a r G e n e l Müdürlüğü A r ş i v i ( V G M A ) , Kasa no: 29, s. 1 5 - 1 6 . ( 1 0 ) Ragıb M e h m e d Pa$a V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , V G M A ,

Kasa no: 12, s. 1 1 , 1 4 - 1 5 .

( 1 1 ) M u a y y e n b i r b i n â y a y e r l e ş t i r i l m i ş bir d ü k k â n v e y â bir a t ö l y e n i n sürekli şekilde d e m i r b a ş eşyasını o l u ş t u r m a y a tahsis e d i l m i ş âlet ve e d e v a t ile b u n l a r h a k k ı n d a k i düzenlemeler bütünlüğüne gedik d e n i r .

W. Padel v e L . Steeg , De la Icgislation fondere ottomanc, Paris 1 9 0 4 , s. 2 6 7 .

( 1 2 ) Masura, k e l i m e m â n â s ı İ t i b â r i y l e ince k a m ı ş , ç e ş m e e m z i ğ i , lüle m â n â l a r ı n a g e l m e k t e d i r . B u r a d a i f â d e e t t i ğ i ş e y , bir a k a r su ölçüsü b i r i m i d i r . Y a r ı m m a s u r a s u , bir evin datıa doğrusu bir âllenln i h t i y a c ı n ı k a r ­ ş ı l a m a y a k â f i g e l i y o r d u , M . Z . P a k a l ı n , Osmanlı

tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü, İ s t a n b u l 1 9 7 1 , c . i l , s. 4 1 4 , ( 1 3 ) A h m e t b. A b d u l l a h V a k f i y e s i , V G M A , Mukata'a I . s. 90. ( 1 4 ) I I I . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , V G M A , Kasa no: 187, s . 1 5 7 - 1 6 0 . ( 1 5 ) i l i . S e l i m V a k f i y e s i , 1 2 1 6 / 1 8 0 1 , s . 1 6 - 1 7 . ( 1 6 ) i. A b d ü l h a m i d V a k f i y e s i . 1 1 9 5 / 1 7 8 0 . V G M A ,

Kasa no: 159, s . 4 8 - 5 3 ; A y ş e binti I I I . A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , Kasa no: 141, s . 7 - 1 1 . ( 1 7 ) T ü r â b i - z â d e A i e m d â r İ b r a h i m V a k f i y e s i , 1 1 8 8 / 1 7 7 4 , V G M A , 1276 Başlar, s. 2 3 2 . ( 1 8 ) M e h m e d S a i d b . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 1 , V G M A , Mukata'a III, s . 2 1 3 - 2 1 4 ; İ b r a h i m b . K a s ı m V a k f i y e s i , 1 1 3 8 / 1 7 2 6 , V G M A , Mücedded Ana. XIX, s . 1 2 4 ; M e h m e d S a d ı k b. S a r â y I H a s a n V a k

-fiyesi, 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , V G M A , Küçük Evkâf Sâni,

s. 3 2 6 ; H a l i l b . M e c i d V a k f i y e s i , 1 1 8 9 / 1 7 7 5 , V G M A , Küçük Evkâf Hâmis I, s. 2 0 7 . ( 1 9 ) i l i . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 5 7 - 1 6 0 . ( 2 0 ) m . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 . s . 1 5 3 - 1 5 5 . ( 2 1 ) i l i . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 4 4 - 1 4 6 . ( 2 2 ) K r ş . B . Y e d l y ı l d ı z , "Müessese-toplum m ü n â s e b e t ­ leri. . s . 3 9 . ( 2 3 ) Ragıb M e h m e d Paşa V a k f i y e s i . 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 1 9 -2 -2 ; Ç e v g â n i z â d e İ b r a h i m b. M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 4 / 1 7 4 1 , V G M A , Küçük Evkâf râbi', s. 6 3 5 . ( 2 4 ) E b û b e k i r b, N a s û h V a k f i y e s i , 1 1 4 3 / 1 7 3 0 . V G M A .

Sivas Râbi' Muhasebe, s . 2 4 3 ; İ b r a h i m b. E b O b e k i r V a k f i y e s i , 1 1 9 0 / 1 7 7 6 . V G M A , RumUi II, s. 1 2 2 - 1 2 3 ; M e r y e m binti Hasan V a k f i y e s i , 1 2 3 4 / 1 8 1 9 , V G M A . RumiliII, s . 1 2 3 - 1 2 4 . (25) D â m â d - z â d e A h m e d b. M u s t a f a V a k f i y e s i . 1 1 4 5 / 1 7 3 3 . V G M A , Harameyn XIV, s . 1 2 9 ; I I I . S e l i m V a k f i y e s i , 1 2 1 6 / 1 8 0 1 , s . 1 3 ; Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i . 1 1 2 0 / 1 7 0 9 . V G M A , Kasa no: 188, s . 3 6 3 -3 6 4 .

(4)

8 Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z

tâbir idi. İnsana ili< anda, bir çift öküzle işlenebi­ len bir sâhayı tasavvur ettiren çiftlik, timâr teşki­ lâtının uygulandığı dönemlerde, toprağın verimli­ liğine göre büyüklüğü değişen, 6 0 veya 80-150 dönümlük bir sâhayı belirtiyordu(27). Mîrî, vakıf, mülk veya mâlikâne gibi toprak tasarruf biçimleri­ nin hepsinde de, çiftlik, resmen aynı genişliğe sâhipti(28). Ancak, halk arasında, çiftlik tâbiriyle, üzerine inşâ edilmiş binâları, içindeki hayvanları, ekim için kullanılacak tohumları, toprağı işlemek için lüzumlu çift âletlerini ve diğer malzemeleri de kapsayan bir toprak parçası anlaşılıyordu(29) Çiftlik tâbirinin X V I I I . asır vakfiyelerinde yukarı­ da belirtilen ikinci mânâsı içinde kullanılmış oldu­ ğunu müşâhade etmekteyiz. Meselâ, Rumeli'nin Yenişehir-feneri'ndeki bir çiftlik'm muhteviyâtı arasında, ikiyüz çiftçi âilesini barındırmaya müsâit ikiyüz bölümden (aralık) müteşekkil biri diğerine bitişik elli ev, bu çiftliğin vakfedilişinden önce muhtemelen mülk sâhibinin oturduğu bir konak, samanlıklar, hanây denilen ahırlar, bakkal dükkân­ ları, anbarlar, kovanlarla dolu bir kovanlık, birçok hayvan ve özel bir deftere kaydedilmiş tarım âlet­ leri bulunmaktaydı(30). Anadolu'da Ankara'nın Karailyaslı köyündeki başka bir çiftlik ise, aşağı yukarı, az önce zikr edilen çiftliğinkine benzer bir muhtevâ ile birlikte vakf edilmişti, fakat bura­ da ayrıca çiftliğin tamamlayıcı unsuru olup, ve yi­ ne vakıf statüsünde bulunan beş câriye ile iki de çocuk vardı{31). Doğrusu bu çiftlikler, muhtelif tarlaları, çayırları, meyve bahçelerini, bostanları ve orada tarımı yapılmak istenen her şeyin tohumları­ nı da ihtivâ ediyorlardı(32)_ Çiftliklerin bâzı bö­ lümlerinin konar-göçer halkın iskânına tahsfs edil­ diği de oluyordu. Böylece, konar-göçer halk iste­ dikleri takdirde yerleşik hayata geçebilme imkânı bulabiliyordu k i , incelediğimiz dönemde bu türlü yerlere yurt-yeri adı veriliyordu{33). Diğer taraf­ tan bu uygulama, mülk sahiplerine, daha doğrusu vakıf mütevellilerine, sözkonusu tarım sâhalarının işlettirilebilmesi için kolayca kiracı bulma imkânı da sağlıyordu.

Vakıf akarlar arasında, bir çok köy, diğer adiyle karye'ye tesâdüf edilmesi son derece ilgi çekicidir. Köyleri vakıf hâline getirenler umijmi-yetle pâdişâhlar ve onların gözdeleriydi. Bunlar, sözkonusu köyleri, bütün müştemilâtıyla, yâni "meskenleri, tarlaları, çayırları, ağaçları, kuyuları, menba'ları, nehirleri, vâdileri, tepeleri, kırları ve bütün hak ve hukukuyla" vakfettiklerini açıkla-maktaydılar{34).

Osmanlı toprak taksîmâtında, bir kaç köyden müteşekkil bir alan, başka bir tarım birimini oluş­ turuyordu: Bu birime, mukâta'a deniliyordu. Vakıf terminolojisinde bu kelime, normal olarak, toprağı yâni yeri vakıf, üzerindeki binâ ve ağaçları

mülk olan bir gayr-ı menkûlün mutasarrıfı tarafın­ dan vakfa ödenen, aynı zamanda icâre-i zemin yâni yer-kirası da denilen senelik sabit bir geliri ifâde ediyordu(35). Vakıf müessesesine âit gelir kaynaklarının işletme biçimlerini tahlil ederken bu konuya tekrar döneceğiz. Ancak, mukâta'a tâbi­ riyle, aynı zamanda, biraz önce de işâret edildiği gibi, bir çok köyden müteşekkil bir toprak bütün­ lüğünün ifâde edildiği hususunu, hemen burada açıklamamız gerekiyor. Gerçekten, bir vakfiyede, sâdeleştirerek aktaracağımız şu satırlarla karşılaşı­ yoruz: Sultan I. Mahmud, "Malatya sancağmın(36) Toros nâhiyesinde, şer'î hükümlere göre, mutlak mülkiyetine sâhip bulunduğu, onsekiz köyden mü­ teşekkil "Unnablu mukâta'ast'nı, AWnh rızası için, vakf-ı sahîh ile vakf etti"(37).

Bu mukâta'a'iar dahî, yukarıda îzâh ettiğimiz köyler gibi, bütün müştemilâtiyle, yâni tarlaları, dağları, nehirleri, v.s... ile vakf edilmişti(38). Ayrı­ ca, Tuna nehrinin bir bölümünde ve Vidin'deki Feth-i İslâm Mukâta'ası dâhilinde bulunan diğer nehirlerde tutulacak balıkların da bir vakfın gelir kaynaklarını teşkîl eden nesneler arasında sayılmış olmasını müşâhade etmek son derece ilgi çekici-dir(39). Zâten, bâzı vakfiyeler sâyesinde, dalyan'-( 2 6 ) İ b r a h i m b . A l i Val<fiyesi, 1 1 8 8 / 1 7 7 5 . V G M A ,

Mukâta'a III, s . 1 1 9 ; S a f i y y e binti I I . Mustaf a V a k f i y e s i , 1 1 6 9 / 1 7 5 5 . V G M A , Kasa N o : 148, s. 8 3 - 8 5 ; I. A b d ü l h a m i d V a k f i y ç s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 5 3 - 5 6 ; İ b r a h i m b. E b û b e k i r V a k f i y e s i , 1 1 9 0 / 1 7 7 6 , s . 1 2 2 - 1 2 3 ; D â m a d i b r a h i m P a s a V a k f i ­ y e s i . T a r i h s i z , V G M A , Kasa no: 42, s. 1-18.

( 2 7 ) A t ı f B e y , Şcrh-i Kânûnnâmc-i arâzi, i s t a n b u l

1 3 0 9 / 1 8 9 1 . c . I I , s. 1 6 2 ; B e l i n , Etudes sur la pro-prietc fonderc cn pays musulman e t specialement en Turquie, Paris 1 8 6 2 , s. 2 4 5 - 2 4 6 ; daha geniş bilgi için b k z . Ö . L . B a r k a n , " Ç i f t l i k " , İ A , c . İ l i , s. 3 9 2 - 3 9 7 . ( 2 8 ) H . İ n a l c ı k , " Ç i f t l i k " , E l , 1 9 6 1 , c . I I , s . 3 3 - 3 4 . ( 2 9 ) A t ı f B e y . ayn. e s r . , s . 1 6 2 v d . ( 3 0 ) S e b s a f â F a t m a K a d ı n V a k f i y e s i , 1 2 1 0 / 1 7 9 6 , V G M A , Kasa no: 188, s. 1 3 8 - 1 3 9 . ( 3 1 ) A y $ e B i n t i I I I . A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , s . 1 3 - 1 6 . ( 3 2 ) I I I . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 4 6 - 1 4 7 , 1 7 1 ; S a f i y y e binti I I . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 4 / 1 7 4 1 , V G M A , Kasa no: 148, s . 1 1 . ( 3 3 ) İ s m a i l b . M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 6 1 / 1 7 4 8 . V G M A , Harameyn V, s . 2 5 ; M e h m e d S a d ı k b. S a r â y r H a s a n V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 . s . 3 2 6 . ( 3 4 ) A y ş e binti I I I . A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , s . 1 1 ; Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i , 1 1 2 0 / 1 7 0 9 , 3 6 5 - 3 6 6 ; 1. A b d U l h a m i d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 . s . 4 6 ; D â -m â d - z â d e A h -m e d b . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 4 / 1 7 4 1 , V G M A . Harameyn XIV, s . 1 3 1 ; I I I . O s m a n V a k f i y e s i , 1 1 6 9 / 1 7 5 5 , V G M A , Ka»a no: 49,s. 1 2 . ( 3 5 ) Ö m e r H i l m i , ayn. esr., s . 1 1 . ( 3 6 ) Sancak, v i l â y e t i n i d â r i b ö l ü m l e r i n d e n biridir, b k z . I . M . K u n t , Sancaktan Eyâlete, İ s t a n b u l 1 9 7 8 . ( 3 7 ) I. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 2 / 1 7 4 0 , V G M A , Kasa no: 47, s. 7 . ( 3 8 ) I. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 2 / 1 7 4 0 , s . 1 1 ; I. M a h m u d V a k f i y e s i , T a r i h s i z . V G M A , Kasa no: 47, s. 4 3 . ( 3 9 ) I. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , V G M A , Kasa no: 47, s. 7 0 - 7 1 .

(5)

X V I I I . A S I R T Ü R K V A K I F L A R I N I N İ K T İ S A D Î B O Y U T U 9 ların avlanılacak balıklarıyla birlikte vakf edilmiş

olduğunu da bilmekteyiz(40).

Vakıfların gelir kaynakları arasında yer alan zirâî işletmelerin tasvîrini tamamlamak için, -vesî-kalarımız arasında sadece bir örneğine rastladığı­ m ı z - ma'den ocaklan'ndan da kısaca söz etmemiz gerekiyor. ReîsUlkiittâb Ebubekir b. Rüstem, R u ­ meli'de bulunan ve çıplak mülkiyeti devlete âit olan bir demir ma'denini, 1704 yılında, devletten mukâta'a usûlüyle(41), yıllık altı bin akçe ve üç-yüz seksenbeş kg. demir karşılığında kiralıyor. An­ cak o, vakfiyesinde, ma'den ocağında bulunan binâların, te'sislerin ve ocağı işletme hakkının mutlak mülkiyetinin kendisine âit bulunduğunu belirtiyor. Bunları vakıf hâline getirdikten sonra, bu ma'den işletmesinin icâre4 vâhidei^'2) usulüy­ le kiralanması şartını ileri sürüyor^'^3). Sözkonusu vesikada, maalesef ikinci kira bedeli belirtilmiyor. Fakat, bu ma'den ocağını işletmek üzere kiralaya­ cak olan kişinin, hem bizzat ma'den ocağının yeri için mukâta'a adı altında altı bin akçe nakit ile üçyüz seksenbeş kg. demirden ibâret sâbit yıllık bir kira bedelini devlet hazînesine, hem de orada bulanan te'sisler ile ocağı işletme hakkı karşılığın­ da icâre4 vâhide denilen bir kira bedelini vakıf mütevellisine ödemek zorunda kalacağı son derece açık ve kesin bir şekilde anlaşılıyor(44).

b. Binalar

Bu başlık altında, X V I I I . asır Türkiye'sinde va­ kıf akarlar arasına dâhil edilmiş olan meskenleri, iktisadî kuruluşları ve kamu hizmederi için kira­ lanmış vakıf binâları tasvîr edeceğiz.

1. Meskenler

Vakfiyelerde, dört tip mesken ile karşılaşılı­ yor: Memil'ler, saray'\ar, yo/ı'lar ve oda veya hâne denilen küçük evler. Vakfedilmiş binâların hemen hemen % 70'ini memil'ler teşkîl ediyordu. Arapça asıllı olup muhtelif mânâlara gelen menzil kelime­ sinin, vakfiyelerde, sinonimi bulunan Türkçe ko­ nak kelimesine tercih edildiği anlaşılıyor. Oysa, konak, devrin konuşma dilinde çok yaygındı ve menzil ile tamamen aynı şeyleri ifâde etmektey­ di (45). Menzil, vesikaların konteksine göre, imar görmüş, umumiyetle belli bir lükse sâhip, ikâmete mahsus yer anlamındaydı. Aşağı yukarı fransızca residence kavramına tekabül ediyordu. Gerçekten, zemin kat hâriç, herbiri iyice belirlenmiş fonksi­ yonlara sâhip bir çok odayı muhtevî bir veya iki kattan meydana gelen menzil, daima muhtelif bitkilerle örtülü büyük bir bahçenin ortasına kurulmuştu(46). Çok defa, sözkonusu menzillerin bahçesi, tıpkı, asıl ikâmetgâhtan başka, küçük çiftçi evleri, ahırlar, anbarlar, tarlalar, tarım âletle­ ri, hayvanlar, v.s... ihtiva eden bir çiftlik sâhası

gibi, son derece geniş idi. Bu sebeple, bâzı menzil­ lere, çiftlik menzili dendiği de oluyordu(47).

Meskenlerin ikinci tipi, saray adını alıyordu ki, aslında bunlar, menzillerden pek farklı değildi. Ancak, sarayın bahçesi, üretim gayesiyle ekilip biçilen bitkilerle örtülü bir bahçe değil, aksine, ikâmet edilecek asıl binânın yâni sarayın dışında, hepsi de zevk ve eğlenceye tahsîs edilmiş, kasır'ln-rın, feöşfe'lerin, fıskiyelerin, cirid meydanlarının da yer aldığı süs ve letâfet bahçesiydi(48).

Deniz kenarında yazlık evler mâhiyetindeki ya/ı'lar, diğer bir mesken tipini oluşturuyorlardı. Vakfiyeler, bu yalı'larm - z â t e n aşağı yukarı bir menzil veya bir sarayınkine benzeyen- taksîmâtı hakkında bize kıymetli bilgiler veriyor. Yalı keli­ mesi, sözkonusu ikâmetgâh ile birlikte onun bütün müştemilâtını da ifâde ediyordu. Her şeyden önce, yalı, zorunlu olarak denizle irtibatlı bulunan kâff derecede geniş bir sâhayı kapsıyordu. Bir yalının iç teşkilâtını bilmek ilgi çekici olacaktır, zira bu, orada yaşanan hayatı da açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. İşte, İstanbul'da Eyüp sâhil-lerinde bir vakıf yalı: X V I I I . asırda, bu yalının iş-gâl ettiği sâha, iki kısma ayrılıyordu: Hâriciye ve dâhiliye. Hâriciye, kubbeli tavanlı ve fıskiyeli bir

(40) I. A b d ü l h a m i d ' l n ü ç ü n c ü K a d ı n ı Nevres V a k f i y e s i , 1 2 1 0 / 1 7 9 6 , V G M A , Kasa no: 113, s . 1 6 , 1 9 ; I. A b -d u m a m l -d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 5 5 .

(41) A ş a ğ ı d a İzah e d i l e c e k t i r . (42) D a h a sonraki ilgili kısma b k z .

( 4 3 ) E b u b e k i r b. Rüstem V a k f i y e s i , 1 1 1 5 / 1 7 0 4 , V G M A ,

Küçük Evkâf Ûlâ, s. 2 7 4 .

( 4 4 ) O s m a n l ı I m p a r a t o r l u ğ u ' n d a m a d e n i$letme h u k u k u h a k k ı n d a b k z . N . Ç a ğ a t a y , " O s m a n l ı

Imparator-i u ğ u ' n d a k Imparator-i m â d e n İ ş l e t m e h u k u k u " . Dil ve Tarih

Coğrafya Fakültesi Dergisi ( A n k a r a 1 9 4 3 , l l / l ) , s. 1 1 7 - 1 2 6 .

( 4 5 ) Menzil ve konak kelimeleri sözlüklerde şu şekilde

izah o l u n u y o r l a r : 1. S e y â h a t esnâsında inilen y e r , m o l a y e r i , d u r a k , İ s t a s y o n ; 2. bir günlük m e s â f e , m e r h â l e ; 3 . o t u r u l a n y e r , büyük ev, vs. . .

( 4 6 ) İ b r a h i m b . A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 . V G İ V I A ,

Harameyn Vü, s . 1 9 9 ; M e h m e d b. Ş a b a n V a k f i y e s i ,

1 1 5 4 / 1 7 4 1 , VGİVIA, Küçük, Evkâf Sâni, s . 3 0 8 ;

İVIİkdad A h m e d P a s a V a k f i y e s i , 1 2 0 1 / 1 7 8 7 , V G M A ,

Ana. 1195 Başlar, s . 1 9 6 ; i l l . Mustafa V a k f i y e s i ,

1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 4 0 - 1 4 3 . ( 4 7 ) C â r u l l a h b. M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 1 / 1 7 3 8 , V G M A , Harameyn İÜ, s . 8 0 ; I I I . S e i l m V a k f i y e s i , 1 2 1 6 / 1 8 0 1 , s . 1 4 ; A l l c e n â b K a d ı n binti A b d u l l a h V a k -f i y e s l , 1 1 5 8 / 1 7 4 5 . V G M A , Kasa no: 163, s . 6 - 8 . ( 4 8 ) I. M a h m u d V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 4 1 ; l i i . O s m a n V a k f i y e s i , 1 1 6 9 / 1 7 5 5 , s. 9 - 1 0 ; i l i . M u s t a f a V a k f i ­ y e s i . 1 1 7 8 / 1 7 6 4 . s . 5 0 - 5 3 . B u devirde, bilhassa I I I . A h m e d ' i n saltanatı esnâsında inşâ edilen saray­ lara farsça adlar v e r i l i y o r d u . B i z z a t i l i . A h m e d t a r a f ı n d a n Uç saray inşâ e d i l m i ş t i . " B i r i n c i s i

Saad-âbâd y â n i m u t l u l u k sarayı, ikincisi Husrevâbâd y â ­ ni H u s r e v ' i n S a r a y ı , üçüncüsü de Hümâyunâbâd

y â n i İ m p a r a t o r l u k S a r a y ı diye a d l a n d ı r ı l d ı . H ü m â ­ y u n â b â d B e b e k ' t e y d i . Veztr-i â z â m da kendisi için dördüncü bir saray inşâ ettirdi ve S a i ı p a z a r ı ' n d a b u l u n a n b u saraya Emnâbâd y â n i E m n i y e t S a r a y ı a d ı n ı v e r d i " , J . V . H a m m e r , Histoire de l'Empire

Ottoman, Fransızca'ya ç e v . J . J . H e l i e r t , Paris 1 8 3 5 , c . X İ V , s . 1 8 9 .

(6)

10 Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z

köşk, iki küçük ev, müstakil bir iıelâ, bir havuz, bir bahçe ve denize kadar uzanan bir çimenlikten müteşekkildi. Dâhiliye diye adlandırılan kısım ise, biribirleriyie irtibatlı odalar dizisinden meydana geliyordu. Bu dizi içinde, her şeyden evvel, dördü camlı, kış odası denilen biri camsız ve son derece muhafazalı, altıncısı ise üç sofa, bir fıskiye ve bir de sebil ihtiva eden altı oda, büyük bir salon ve bir hamamdan meydana gelen tek katlı bir ev var­ dı. Şüphesiz mülk sahibi, veya vakıf hâline getirili­ şinden sonra onu kiralamış olan kiracı, yalının bu ana bölümünde oturuyordu. Bu kısmın yanında, birçok odadan müteşekkil altlı üstlü iki kattan ibâ-ret diğer binâlar birbirlerini tâkip ediyorlardı: odaJardan onaltısı hizmetçilere ve altı tanesi de bu hizmetçilerin şeflerine âitti. Ayrıca meslekleri ayrı ayrı zikr edilmiş başağa, seyis, oduncu, kapı­ cı, korucu ve bahçıvan gibi diğer hizmetçilere de birer oda tahsîs edilmişti. Diğer taraftan, söz konu­ su binaların daha bir çok ekleri de vardı: hizmetçi­ lere mahsus hamam, mutfaklar, kilerier, anbariar, çamaşıriıklar, helalar, mescid, v.s... Bu yalı hakkın­ daki bilgilerimizi tamamlamak için, bu yalının ta­ mamlayıcı unsuriarı arasında, bir araba beygirleri ahırının, arabalar için bir barınağın, sekiz kayıklık bir kayıkhanenin, bahçelerin ve bostanların da mevcut olduğunu yukandaki bilgilere ilâve etme­ miz gerekiyor(49). işte bir yalının kısa tasvîri. Bu tasVîr bize, yakınları ve hizmetçileriyle birlikte yaz mevsimini böyle bir yerde geçirebilen bir âi-lenin yaşayış biçimi ve refah seviyesini tahayyül ettirebilecek niteliktedir.

Vakfiyelerde rastladığımız mesken tiplerinin sonuncu kategorisi, umûmiyetle küçük boyutlu ve tek katlı olup, oda veya hâne diye adlandırılan evlerden ibâretti(50). 1725 tarihli bir hüküm, müs-lümanlara âit evlerin yüksekliğinin oniki zirâyı yâ­ ni dokuz metreyi, gayr-ı müslim evlerininkinin do­ kuz zirâyı yâni takriben yedi metreyi ve dükkân­ ların yüksekliğinin ise dört zirâyı, yâni takriben üç metreyi aşmaması gerektiğini belirtiyor(51). Bu küçük evlerden birçoğu müteehhiltn odası yani evliler meskeni diye adlandırılıyordu ki, bunlar umûmiyetle, zemin katında, bir oda, bir sofa ve bir helâ ile birinci katta, bir oda ve bir sofayı ihti-vâ ediyorlardı(52).

Dört tip mesken tipi üzerinde yapmış olduğu­ muz bu tahlîl, bizi, sözkonusu meskenlerin bir "sosyal" sınıflandırmaya tâbi tutulabileceği netice­ sine götürüyor. Osmanlı Devleti'ndeki meskenlerin büyük çoğunluğunu teşkil eden oda'larda yâni ev­ lerde, köylüler, işçiler, zanaatkârlar, tüccarlar ile küçük ve orta derecedeki memuriar oturuyoriardı. Menziller veya konaklar, birincilere nisbetle daha yüksek gelire sâhip olan ehemmiyetli şahsiyetlere âitti. Muhtemelen, şehirierde oturan, ancak müref­

feh bir hayat sürdürebilmek için şehirdeki faaliyet­ leriyle yeteri derecede para kazanamayan bu şahsi­ yetler, aynı zamanda, tarım işleriyle meşgul olmak mecbûriyetinde kalıyorlardı. Tarlalar ve bostanlar ile muhtelif bahçelerin, menzil'm tamamlayıcı unsuriarı arasında bulunması, bunların sâhiplerinin veya kiracılarının, eğer söylemek câizse, yarı-şehir-li kişiler olduklarını bize açıkça göstermektedir; yâni, kanaatimize göre, menziller, durumu müsait olan kişilerin bir nevî tarım hayatından şehir haya­ tına geçiş yerieri oluyoriardı. Bu varsayımı, bizzat menzil veya konak kelimelerinin edebî mânâsı da tamamiyle desteklemektedir; zîrâ, sözkonusu keli­ melerin, daha başkaları arasında, "seyâhat esnâsın-da inilen yer, durak, istasyon" mânâlarına geldiği­ ni bilmekteyiz. Nihayet saraylar, pâdişâhlara ve Osmanlı Hükümeti'nin bilhassa yaz aylarında za­ manlarının büyük bir kısmını ya/ı'larda geçirmek âdetinde olan yüksek şahsiyetlerine âit meskenleri oluşturuyoriardı.

Diğer taraftan, bu meskenlerin adları, bize Türk hayatının başka bir cephesini daha düşündü­ rüyor. Oda ve konak diye adlandırılan meskenler, Türk içtimâî hayatının çok uzun bir tekâmülü neticesinde ortaya çıkıp gelişme imkânı bulmuş­ tur; zîrâ, hem ota hem de konak deyimleri, askerî menşe'li Türkçe deyimler olduğundan -ota. olağ kelimesinden geliyor, konak ise, bu mânâda, "kamp yeri"ni ifâde ediyor-, Türklerin aslî vasfını göstermektedir(53). Saray ise, ya doğrudan doğru­ ya ya da Araplar aracılığıyla, İranlılardan alınmış­ tır, hem de bize hatırlattığı her şeyle, meselâ mo­ narşi rejimi, ws... ile birlikte...

2. Kamu hizmetleri için kiralanmış binâlar Kamu hizmetleri için kiralanmış binâlar, X V I I I . asırda vakf edilmiş gayr-ı menkullerin baş­ ka bir grubunu oluştumyordu. Bunlar arasında, incelediğimiz vesikalara göre, İstanbul'da bulunan ve merkezî hükümetin bir dâiresini teşkîl eden Defter-hâne ile diğer yerlerde bulunan dört güm­ rük binâsı vardı. Sultan I. Mahmud, 1743 yılında,

( 4 9 ) E m i n e binti S u l t a n M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 2 / 1 7 3 9 . V G M A , Kasa no: 96, s. 4 - 8 ; k r ş . i b r a h i m b. A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 9 9 ; I. IVlahmud V a k f i y e s i , 1 1 6 5 / 1 7 5 2 . V G I V I A , Kasa no: 47, s. 1 1 3 - 1 1 5 : Nevres V a k f i y e s i , 1 2 1 0 / 1 7 9 6 . s . 1 5 - 1 6 .

(50) I I I . Mustafa V a k f i y e s i . 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s. 8 7 .

( 5 1 ) R. M a n t r a n , La vie quotidiennc a Constantinople

au temps de SoUman le Magnifiquc et dc scs suc-cesseurs, Paris, 1 9 6 2 , s . 4 6 . ( 5 2 ) E b u b e k i r b. Hüseyin V a k f i y e s i , 1 1 1 8 / 1 7 0 7 . V G M A , Mukata'a III, s . 2 2 3 - 2 2 4 ; I b r a h i m b. M e h m c d V a k ­ f i y e s i , 1 1 1 6 / 1 7 0 4 , V G M A , Istanbul I , s . 3 2 - 3 3 ; I b r a h i m b. A b d U l k e r I m V a k f i y e s i . 1 1 2 0 / 1 7 0 8 , V G M A , Küçük Evkâf ûlâ, s . 7 3 ; Ö m e r b. O s m a n , V a k f i y e s i , 1 1 3 6 / 1 7 2 3 , V G M A , Haramcyn XIU, s. 2 7 2 ; I. M a h m u d V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s. 4 1 - 4 2 . ( 5 3 ) K r ş . J . D e n y , La psychologic du ıicuplc T u r r , P a r i s , T a r i h s i 2 . s. 1 1 6 - 1 1 8 .

(7)

X V I I I . A S I R T Ü R K V A K I F L A R I N I N İ K T İ S A D Î B O Y U T U 11 İstanbul'un Firuz-ağa Mahallesi'nde, yedi bin

se-kizyüz altmışaltı zirâ karelik bir arsa üzerine, mâli­ ye bakanı mesabesinde olup Dîvân'ın da üyesi bulunan Defterdar ve ona bağlı dâirelerin müdürle­ ri için(54), büro ye lojman olarak kullanılacak dok-sanyedi odadan müteşekkil büyük bir saray, ve ve­ zirlerin atları için yedi bin ikiyüz doksandört zirâ karelik bir sâha üzerine bir ahır yaptırıyor. Ve bun­ ları vakıf akarlar hâline getiriyor, ayrıca, vakfiyesi­ ne, adı geçen memurların bu binâları kiralamaları ve her ay vakıf mütevellîsine yüz onyedi bin sekiz-yüz akçelik kira bedelini ödemeleri şartını koyu­ yor. Defterdarlığın her kalemine tahsis edilmiş odaların,say ısını -Defterdâr tarafindan işgal edilen umumî kalem hâricinde, vesikamıza göre Defter-dârlık'ta yirmi altı kalem mevcuttu-, ve her kalem tarafından ödenecek kira bedelini de tesbit ve tâyin ediyor. Meselâ Defterdâr'a aylık yirmi bin akçe karşılığında onaltı oda; cizye muhasebecisi kalemi'ne de aylık üçbin akçe karşılığında beş oda ayrılmıştı(55). Vakıf kurucusu, diğer taraftan, vezirlerin de, sözkonusu ahırın kira bedeli olarak, vakla her ay onbin akçe ödemek zorunda ka­ lacaklarını hükme bağlamıştı.

Gümrük binalarına gelince, Osmanlı Impa-ratorluğu'nda, ithâlattan olduğu kadar ihracat­ tan ve aynı şekilde, deniz veya kara yoluyla İm­ paratorluğun bir noktasından diğerine taşınan mallar üzerinden gümrük vergileri alındığını bili­ yoruz. Bunun için, ticâret yollarının giriş ve çıkı­ şına, gümrük idâresinin yerleştiği binâlar inşâ edil­ mişti. Vakıf hâline getirilmiş bâzı binâlann, vakıf müesseseleri yararına oldukça yüksek bir fiatla söz konusu gümrük idârelerine kiralanmış olduğu­ nu vakfiyelerde müşâhade etmektey^iz(56). Zâten, bâzı hallerde, pâdişâhlar tarafından bizzat gümrük vergilerinin vakfedilmiş olduğunu da vesikalarımız sayesinde bilmekteyiz(57).

3. İktisâdı kuruluşlar

X V I I I . asır Türk vakıfları, toplam gelirlerinin takriben % 30'unu iktisâdî kuruluşlara, yâni dükkân, anbar gibi ticaret mahallerine, ve îmâlât-hâne, hamam, v.s... gibi sınâî işletmelere borçluy­ du. Tahlil ettiğimiz üçyüz otuz vakfiyeye istinâd eden müşâhedelerimize göre, sayı bakımından, daha ziyâde içinde ticâret yapılan binâlar, bilhassa ortalama onar onar bir vakfin akarları arasında bu­ lunan küçük dükkânlar, aynı şekilde anbarlar, mahzenler ile samanhâneler ve ahırlar vakf edilmiş-ti(58). Bu ahırlara, seyyâhlar veya başka bir iş için kırdan şehre inen kişiler atlarını bağlıyorlardı.

Dükkân'm, sözkonusu devirde, bugün değişik adlar altında tanıdığımız hemen hemen her cins ti­ câret evini belirlediğini tasrih etmemiz gerekir: Bakkal dükkânı, fırın, kasap dükkânı, eczâhâne.

lokanta, v.s... Ayrıca, bu kelimeyle, terzi, ayakka­ bıcı, marangoz, ws... atölyeleri gibi, hem üretim yapan ve hem de ürettiklerinin perâkende olarak satışını yapan esnaf atölyeleri de belirleniyordu. Aynı şekilde, hekim muâyenehâneleri (tabib dük­ kânı) ile bankacı veya sarrafların iş yerleri (sarraf dükkânı)'n\n adlandırılması için de, dükkân keli­ mesinden istifâde edilmesi âdetti.

Mahzene gelince, Türklerin arapçadan almış olduğu bu kelime, asıl mânâsı itibâriyle, anbar'm sinonimi olarak, eşyanın korunmasına mahsus bi­ nâları ifâde ediyordu{59). Ancak, aynı kelime, Avrupa'ya bir seyâhat yaptıktan sonra, satış gaye­ siyle malların sergilendiği ticâret yerlerinin adı ol­ mak üzere, -arapça mahzen'den alınmış fransızca magazin kelimesinden(60)_ mağaza şekliyle ikinci defa Türkiye'ye girmişti. Bu örnek, kültür değiş­ meleri açısından son derece ilgi çekicidir.

Bâzıları vakfedilmiş olan /jan'lar(6î), ticâret yerleri arasında, ehemmiyetli bir yer işgal ediyor­ lardı. Birçok odadan ve diğer eklerden müteşekkil ve tüccarlarla yolcuların bütün ihtiyaçlarını karşı­ lamaya elverişli olan han'\ar, yâni büyük binâ-lar(62)^ Osmanlı İmparatorluğu'nda, eski Selçuklu Kervansaraylarının yerini almış ve ülkenin iktisâdi hayatında kervansaraylarla aynı rolü oynamaya başlamıştı(63).

( 5 4 ) D e f t e r d â r ve D e f t e r d â r l ı k t a k i diğer üst y ö n e t i c i ­ ler h a k k ı n d a bilgi İ ç i n b k z . A . H o l d b o r n , Lcs fi­

nances ottomanes, V i e n n e 1 9 1 2 , c . I I , s . 3 2 v d . ;

A . R o u m a n i , Essai historique et technique sur la

dctte publique ottomane, Paris 1 9 2 7 , s. 7 v d .

( 5 5 ) 1. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , V G I V I A , Kasa

no: 47, s . 7 6 - 1 0 3 . B u v a k f i y e , Osmanlı D e v l e t i ' n i n m â l i y e t e ş k i l â t ı t a r i h i , ve bilhassa D e f t e r h â n e ' n i n b ü r o k r a t i k yapısını a y d ı n l a t m a s ı b a k ı m ı n d a n s o n derece e h e m m i y e t l i bir vesikadır. B u k o n u h a k k ı n ­ d a , söz k o n u s u v a k f i y e n i n t a h l i l i n d e n hareketle y a p ı l a c a k bir i n c e l e m e y i daha sonra n e ş r e d e c e ğ i z . ( 5 6 ) A y j e binti 111. A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 ,

s. 1 8 4 - 1 8 5 î M e h m e d b. S a l i h V a k f i y e s i , 1 1 9 4 /

1 7 8 0 . V G M A , Küçük Evkaf Sâni, s. 5 8 1 ; 1.

AbdUl-h a m l d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 5 6 .

( 5 7 ) A y ş e binti İ l i . A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , s. 1 8 5 - 1 8 7 .

( 5 8 ) Â l i m e binti Z a r a l l - z â d e O s m a n , 1 1 8 3 / 1 7 6 9 , V G M A ,

Ana. 1267 Başlar, I I , s . 4 0 5 ; İsmail b. A h m e d

V a k f i y e s i , 1 1 9 3 / 1 7 7 9 , Eızunını Sâxd Muhasebe, s. 2 1 6 . ( 5 9 ) Ragıb M e h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 1 2 - 1 4 . ( 6 0 ) S e y f i - z â d e İ b r a h i m b. M u s t a f a , 1 2 0 8 / 1 7 9 4 , V G M A . Küçük Evkâf Sâdis, s. 2 5 3 . ( 6 1 ) H a s a n b. A b d U l b â k l V a k f i y e s i , 1 1 3 4 / 1 7 2 2 , V G M A , Küçük Evkâf Sânî, s. 2 9 3 . ( 6 2 ) Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i , 1 1 1 9 / 1 7 0 8 , V G M A , Kasa no: 188, s. 2 9 6 - 2 9 7 . ( 6 3 ) B i r v a k ı f - k u r u c u s u , 1 7 5 9 tarihli v a k f i y e s i n d e , a y n ı z a m a n d a Han d i y e adlandırılan kervansarayını T o k a d ' d a vakf e t t i ğ i n i y a z ı y o r , S u n k u r z â d e Meh­ m e d V a k f i y e s i , 1 1 7 2 / 1 7 5 9 , V G M A , Harameyn VI,

s. 2 6 9 . K r ş . M. A k d a ğ , Türkiye'nin iktisâdî ve iç­ timaî tarihi, A n k a r a 1 9 7 1 , c . I I , s . 1 8 5 - 1 8 6 . K e r ­ vansarayların rolü i ç i n b k z . J . S a u v a g e t , " L e s c a r a -vanserails syriens du Hadjd] de C o n s t a n t i n o p l e " ,

Art Islamica, c . I V , 1 9 3 7 . s . 9 8 - 1 2 1 ; B . Y e d i y i l d ı z , " V a k ı f mUessesesi'nIn X V i l l . asır T ü r k t o p l u m u n d a k i r o l ü " , s . 6 - 7 ,

(8)

.12 Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y İ L D I Z İktisadî kuruluşlar diye adlandırdığımız

binâ-larm ikinci kategorisini, vakfedilmiş sınâî işletme­ ler teşkil ediyordu ki, bunlar, hamamlar, değir­ menler ve imalâthanelerden ibâretti. Hamamların müslüman Türklerin hayatındaki yerini tahayyül et­ mek güç değildir. Gelişmesi, namazın sahih olarak ifâsı için kaçınılmaz olan vücut temizliği kavramı­ na çok şey borçlu olan ve zâten bir çoğu vakıflar sâyesinde hayat bulan{64) bu an'anevî kuruluşlar, sırf yıkanma odalarını değil, fakat tıraş salonlarını, sohbet ederek ve kahve içerek yorgunluğun gideril­ diği sofalarla dinlenme salonlarını da ihtivâ ediyor-du(65). İncelediğimiz dönemin Türk toplumunda, değirmenlerin ehemmiyeti hamamlarınkinden daha az olamazdı. Hamamların gitgide yayılmasının arkasında dînî bir âmil varsa, değirmenlerin bollu­ ğunun da iktisâdî bir ihtiyaçtan kaynaklandığı son derece açıktır. Zirâ, halkın büyük bir kısmı, bizzat kendi ürettikleri buğday ve mısırı, ekmek yapmak gayesiyle, hemen hemen her köyde mev­ cut olan değirmenlerde öğütüyorlardı. Bu değir­ menlerden birçoğu, İmparatorlukta bulunan diğer binâ ve kuruluşlar gibi, bâzı kamu müesseseleri ya­ rarına vakf edilmişti(66).

Vakf edilmiş imâlâthânelere veya kârhânelere gelince (bkz. Tablo I I I ) , sayı bakımından tekstil sanayii ile ilgili olanlar ilk sırayı alıyorlardı: dört yünhâne, çizgili kumaşlar dokunan ve Halep'te Sultan I. Mahmud tarafından vakf edilmiş olan yirmialtı dokuma atölyesi(67), doksan tanesi İs­ tanbul'da Sultan III. Ahmed'in eşi Mihrişah Emi­ ne Kadın tarafından vakf edilmiş olan doksanüç ipek dokuma fabrikası(68), eski Türk evlerinin temel mobilyalarından biri olan kerevetler için ipek kaplı yastıkların îmâl edildiği ve Sultan III. Mustafa tarafından vakıf akarlar hâline getirilmiş bulunan kırk yastık atölyesi{69), ve yine büyük devlet adamları tarafından vakf edilmiş olan yir-mibir

boyahâne(70). İk inci sırada, sıkı sıkıya daha önce bahs ettiğimiz zeytin bahçelerine bağlı olup ülkenin değişik bölgelerinde bulunan yirmi yağ atölyesi(71) vardı. Üçüncü sırada ise, onbir tanesi veziriazam Dâmâd İbrahim Paşa tarafından iz­ mir'de vakf edilmiş olan oniki sabunhâne bulunu-yordu(72). Sandalların ve kayıkların îmâl edildiği yedi kayıkhâneyi(73)^ bir kükürt fabrikasını(74)^ bir kuyumcu atölyesini(75)^ ve dört enfiye fabrika-sını(76) ayrı ayrı zikrettikten sonra, vakfa konu ol­ muş diğer fabrikaları şu şekilde gruplandırabiliriz:

a. önce gıda sanâyii: üç yoğurdhâne(77)^ üç pirinç dibekhânesi(78)^ deri sanâyiinin sıkı sı­ kıya bağlı bulunduğu onyedi salhâne(79) ve bir bozahâne(80);

b. sonra inşaat sanâyii:bir kiremithâne(81), bir kaldırım taşı fabrikası, beş çinihâne(82)^ onbir şişe fabrikası(83) ve iki alçı fabrikası(84);

c. üçüncü olarak, ev eşyaları sanâyii: bir lâmba fabrikası(85) ve altı mum atölyesi(86);

( 6 4 ) I I I . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 0 6 - 1 0 7 . ( 6 5 ) K r ş . R . M a n t r a n , İstanbul dans Ic seconde moitic du

XVne s i c c l e , Paris 1 9 6 2 , s . 5 0 3 5 0 4 . H a m a m t o j k i -l â t ı n ı g ö s t e r m e k İ ç i n burada İ k i ö r n e k v e r m e k y e r i n d e o l a c a k t ı r : 9 7 0 z i r a ' karelik bir alan Özerine İnşâ e d i l m i ş " i k i h a l v e t i i , üç sofa ve k a p u arası ve s o v u k i u k t a bir sofa ve k e n l f ve m e r m e r şadırvanii ve c â m e k â n ve külhan ve d e i i â k odası ve külhan avlusu ve üç m a s u r a m â - î leztz-l cârT, ve e y y â m - ı s a y f d a m â 4 lezTz-i cârT k l f â y e t e y i e m e d l ğ l t a k d i r c e h â z i n e i t t l s â l l n d e k â i n k u y u ve m ü $ t e m l l â t - ı sâlre-yl hâvi bir h a m m â m " , İ Ü . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 0 6 - 1 0 7 . i s t a n b u l F e n e r - k a p ı s ı ' n d a 1 2 0 0 z i r a ' karelik bir alan Överine İnşâ e d i l m i ş " K u b b e l e r i müdevver, d ö ş e m e l e r i m e r m e r , d ö r t halvet, Uç s o f a , b i r orta s o f a , İ k i n i m sofaiı, soğuk ve m ü k e m m e l ıssı ve s o ğ u k y e d e k su hazineleri ve beş masura m â - i leziz, e t r â f ı k â r g l r d i v a r i i , ortası ş a d ı r v a n i i , m ü k e m m e l c â m e k â n v e m ü k e m m e l k ü l h â n ve h a m m â l â n odası, bir s o f a , bir d e i l â k â n odası, ve bir m i k t a r h a v l u y u m ü ş t e m i l h a m m â m " , Ragıb M e h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 1 7 -1 8 . ( 6 6 ) A y ş e binti i l i . A h m e d V a k f i y e s i . 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , s . 1 1 . ( 6 7 ) I. M a h m u d V a k f i y e i i , 1 1 6 2 / 1 7 4 9 , V G M A , Kasa no: 31, s. 1 7 - 1 8 . ( 6 8 ) M i h r i ş a h E m i n e K a d ı n . V a k f i y e s i , 1 1 3 5 / 1 7 2 3 , V G M A , Kasa no: 41, s. 1 1 . ( 6 9 ) i l i . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 2 ? ( 7 0 ) M i k d a d A h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 9 9 / 1 7 8 5 , V G M A , Ana. 1195 Başlar, s . 1 9 3 - 1 9 4 ; D â m â d İ b r a h i m Paşa V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 9 ; ili. M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 4 6 , 7 7 , 1 8 7 - 1 8 8 ; i l i . O s m a n V a k f i ­ yesi, 1 1 6 9 / 1 7 5 5 , s. 1 0 . ( 7 1 ) M u s a b . Y u n u s V a k f i y e s i , 1 1 7 0 / 1 7 5 4 , V G M A , Haıameyn V I , s . 1 6 1 - 1 6 2 ; A b d u l l a h b. A b d u i f e t t a h V a k f i y e s i , 1 1 3 5 / 1 7 2 3 , V G M A , Mukata'a I , s . 1 0 6 ; E b û b e k l r b. O s m a n V a k f i y e s i , 1 1 9 7 / 1 7 8 2 , V G M A ,

Ana. 1195 Başlar, s. 1 1 3 ; TürâbT-zâde A i e m d â r

İ b r a h i m a k f i y e s l , 1 1 8 8 / 1 7 7 4 , s . 2 3 2 - 2 3 3 ; i l i . Mus­ tafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 5 4 , s . 1 7 6 - 1 8 2 . ( 7 2 ) A y ş e binti M e h m e d V a k f i y e s i , 1 1 6 7 / 1 7 5 4 , V G M A , Harameyn V I , s. 5 2 ; D â m â d İ b r a h i m Paşa V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 7 . ( 7 3 ) i. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 6 5 / 1 7 5 2 , s . 1 1 2 ; Ragıb M e h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 2 3 ; ili. M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 3 4 - 1 3 5 . ( 7 4 ) i l i . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s. 8 8 . ( 7 5 ) A y n ı V a k f i y e , s . 8 2 - 8 3 . ( 7 6 ) A y n ı V a k f i y e , s . 1 3 0 - 1 3 1 , 2 9 3 - 2 9 4 . ( 7 7 ) A y n ı V a k f i y e , s . 8 4 ; S a f i y y e binti I I . M u s t a f a V a k ­ f i y e s i , 1 1 6 3 / 1 7 5 0 , V G M A , Kasa no: 148, s. 5 2 - 5 3 . ( 7 8 ) Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i , 1 1 2 0 / 1 7 0 9 , s . 3 2 7 - 3 2 8 . ( 7 9 ) i. A b d ü l h a m l d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 4 4 - 4 6 ; i b r a h i m E f e n d i V a k f i y e s i , 1 1 8 9 / 1 7 7 5 , V G M A , Eızunım Sânî Muhasebe, s . 2 1 0 - 2 1 4 ; i. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 6 5 / 1 7 5 2 , s . 1 1 2 ; D â m S d i b r a h i m Paşa V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 8 . ( 8 0 ) A i a g ö z . z â d e i b r a h i m b . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 8 1 / 1 7 6 7 , V G M A , Harameyn V m , s . 2 1 2 . ( 8 1 ) A b d U l h â d i b . M e h m e d V a k f i y e s i , 1 1 3 3 / 1 7 2 1 , V G M / \ , Harameyn I I I , s. 2 2 1 . ( 8 2 ) I I I . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 8 8 . ( 8 3 ) Z e y n e d d i n - z â d e A l i b. A l i V a k f i y e s i , 1 2 1 9 / 1 8 0 4 , VGM/\, Kasa no: 8, s. 1. ( 8 4 ) i l i . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 7 2 . (85) SeyfT-zâde i b r a h i m b. M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 2 0 8 / 1 7 9 4 , s . 2 5 2 - 2 5 4 . (86) M e h m e d T a h i r b. O s m a n V a k f i y e s i , 1 1 7 9 / 1 7 6 5 , V G M A , Harameyn V I I , s . 2 8 5 - 2 8 6 ; I. A b d U l h a m i d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 2 9 1 .

(9)

X V I I I . A S I R T Ü R K V A K I F L A R I N I N İ K T İ S A D İ B O Y U T U 13 d. ve nihâyet, silâh sanayii: bir kılıç

fabrika-sı(87)^ dört baruthâne(88) ve umumiyetle tüfek îmâl eden dört silâh atölyesi(89). Yukarıdan beri zikr edilen bütün bu îmâlâthâne veya fabrikaların birçoğunun devlet adamları tarafından vakf edil­ miş olduğunu da burada ifâde etmemiz gerekiyor.

Vakf edilmiş iktisadî kuruluşların açıklanma­ sını tamamlamadan evvel, Osmanlı gayr-ı menkul hukukunun çok karakteristik bir müessesesinden daha bahs etmemiz icap eder. Bu müessese gedik adını taşımaktadır. Gedik tâbiri, hem özel bir za­ naatı, işçiliği veya bir ticâret dalını icrâ etme hak­ kını, hem bunların icrâsı için gerekli âlet ve edevâ-t ı , bâzan da bu mesleklerin mecburen icrâ edildiği yerleri ifâde ediyordu(90). Gerçekten, yukarıda anlatmaya çalıştığımız ticâret veya zanaat kuru­ luşlarından birinde çalışan tüccarlar, zanaatkarlar veya işçiler, mesleklerini belli bir nizama bağlamak ve menfaatlerini korumak gayesiyle loncalar hâlin­ de sınıflara ayrılmışlardıl^l). Önceki asırlarda ol­ duğu gibi, X V I I I . asırda da, "esnaf teşekküllerinin (corporation) temelinde, ustalar, kalfalar (kalifiye işçiler) ve çıraklar (vasıfsız işçiler) bulunuyordu. Çıraklar, işçi sınıfına yükselebilmek için, ilgili sanatın tekniğinde ve ayrıca loncanın gelenekleri konusunda, kendilerini yetiştirmekle görevli bulu­ nan ustalara bağlıydılar. İşçilikten ustalığa geçiş, çok ciddî ve zor olup, meslekî yetenekler dışında daha bir takım vasıflara sâhip olma şartına tâbî kılınmıştı. Gerçekten, rastgele herkese, bir dük­ kân, bir atölye veya herhangi bir ticâret işi açma müsaadesi verilmemişti. Bunların sayısı esas itibâ-riyle sınırlandırılmış ve nizama bağlanmıştı, ve sa­ dece ustaların, dükkân ve atölye sâhibi olma veiya ticâret yapma hakkı - v e y a imtiyâzı— vardı:önce­ leri ustalık diye adlandırılan bu imtiyaz, daha sonra gedik adını almıştı. Dükkânların veya atöl­ yelerin sayısı sınırlanınca, hâliyle ustaların sayısı da sınırlandırılmış oluyordu: "O halde, ustaların, imtiyazlarını ve üstünlüklerini koruma ve alt sınıf­ lardan gelen unsurlar tarafından istilâ edilmeme endişesine sâhip sosyal bir sınıf oluşturdukları dü­ şüncesine varılabilir"(92). Böylece, başlangıçta bir zanâat veya her hangi bir meslek icrâ etme hakkını —veya imtiyazını— ifâde eden gedik, daha sonra, yukarıda da belirtildiği gibi, sözkonusu mesleğin icrâsı için gerekli teçhîzâtı da belirtmeye başla-mıştı(93). B u kelime, X V H I . asır vakfiyelerinde, daha ziyâde sonuncu mânâsıyla kullanılmıştır. Meselâ Sultan III. Selim, istanbul'daki bir han'm yermi yedi odasını, "ve oda4 mezkûrların derun-lannda mevcûde, beyne'l-hıref gedik tâbir olunur âlât-ı lâzimeleri" vakf ediyor{94). Yine III. Se­ lim, "bir bâb taşçı dükkânı derûnunda mevcûde . . . beyn'l-hıref taşçı gediği tâbir olunur on aded külünk, ve iki küskü ve şâir ber mûceb-i

defter-i müfredât gedik tâbir olunur âlât-ı lâzi-me-i ma'lûlâzi-me-i mevcûdelerini" de vakrf hâline getiriyor. Aynı şekilde, bu pâdişâhın vakıfları arasında, bir "francala —kelime İtalyanca fran-giola'dan geliyor- fırını" içinde, esnaf arasında "francala gediği tâbir olunur" iki tekne ve şâir ber mûceb-i defter-i müfredât gedik tâbir olunur âlât-ı lâzime-i malûme" de bulunmaktaydı(95). Diğer bir pâdişâh da, ihtivâ ettiği ikiyüz altmış beş kasap gedikleriyle birlikte onbir salhâneyi vakıflaştırmıştı(96). Bu vakıfla ilgili döküman-larda sözkonusu âletleri ihtivâ eden binânın, devrin bir sadrâzamı tarafından vakf edilmiş yedi salhâne gibi, "gedik dükkânı" diye adlan-dırıldığı da müşâhede edilmektedir(97).

c. Nakit Para

X V I I I . asır Türk vakıflarının toplam gelirle­ rinin takıtben % 32'si vakf edilmiş nakit paralar­ dan geliyordu. Vakfiyelerini incelediğimiz üçyüz otuz vakıftan doksan dördünün yâni % 28'inin gelir kaynakları ya sadece nakit paralardan, veya nakit parayla birlikte diğer bâzı gayr-ı menkuller­ den ibaretti. Bu nakit paraların 42.120.220 akçelik muazzam bir yekun tuttuğunu müşâ­ hede etmek oldukça ilgi çekicidir. Bu verileri, çok muhataralı bir iş olmasına rağmen, başka araştırmaların neticeleriyle mukayese edersek, X V I . asra nazaran X V I I I . asırda, nakit parayla ilgili vakfiyelerin sayısındaki azalmaya rağmen, vakf edilmiş naktin hacminin sayı bakımından şiştiği görülecektir (bkz. Tablo: I V ) . Fakat, he­ men belirtelim k i , bu dumm her şeyden önce, X V I . asrın ikinci yarısından itibaren Osmanlı

( 8 7 ) A y s e binti M e h m e d V a k f i y e s i , 1 1 6 7 / 1 7 5 4 , s . 5 2 . ( 8 8 ) Ç ı p l a k HUseyln b. A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 8 9 / 1 7 7 S , V G M A , HarameynIX, s . 2 7 1 ; I I I . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , 5 . 1 3 1 . ( 8 9 ) i b r a h i m b . A l i V a k f i y e s i , 1 1 1 6 / 1 7 0 5 , V G M A , Küçük Evkâf Ûlâ, S . 2 1 6 .

( 9 0 ) W. Padel ve L. S t e e g , De la legislation foncicre ottomane, Paris 1 9 0 4 , s. 2 6 7 .

( 9 1 ) B u korp<vasyonlar h a k k ı n d a b k z . R. M a n t r a n ,

İs-tanbuL.., s . 3 4 8 v d . , ve o r a d a gösterilen k a y n a k l a r . ( 9 2 ) R. M a n t r a n , L a vie quotidienne..., s. 1 2 1 .

( 9 3 ) B u r a d a gedlk'ler h a k k ı n d a d e r i n l i ğ i n e bir tahlile gir­ m e İ m k â n ı m ı z y o k t u r . B u k o n u d a b k z . B e l i n , Etudc

sur la propıiete..., s . 1 5 3 - 1 6 0 ; A . İ n a n , Aperçu sur l'histoire economiquc de TEmpire turc-ottoman, is­

t a n b u l 1 9 4 1 , s . 5 8 - 6 3 ; W. Padel ve L . S t e e g , ayn. esr., s. 2 6 7 - 2 7 0 , S ı d k ı , Gedikler, İ s t a n b u l , 1 3 2 5 ; Hüseyin

Hüsna, Ahkâm-ı evkâf, i s t a n b u l 1 3 2 1 . s . 2 2 - 2 3 ;

M.Z. P a k a l ı n , ayn. esr., c . I, s . 6 5 6 - 6 5 9 ; Ö m e r H i l m i , ayn.e8r.,s. 1 1 - 1 2 ( 1 0 - 1 1 ) . ( 9 4 ) I I I . S e l i m v a k f i y e s i , 1 2 1 6 / 1 8 0 1 , 5 . 7 3 - 7 4 . ( 9 5 ) A y n ı V a k f i y e , s . 2 2 - 2 5 . ( 9 6 ) I. A b d U l h a m i d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 4 4 - 4 6 . ( 9 7 ) Ç o r l u l u A l i Pa$a V a k f i y e s i , 1 1 1 9 / 1 7 0 8 , s . 2 9 2 - 2 9 3 . B a $ k a b i r v a k f i y e d e Hana Gcdiği'nden söz e d i l m e k ­ tedir, İ b r a h i m b . A g â h M e h m e d V a k f i y e s i , 1 1 9 3 / 1 7 7 9 , V G M A , Harameyn IX, s. 1 4 .

Referanslar

Benzer Belgeler

Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 9, Haziran 2012,

100 ml’lik reaksiyon balonuna mutlak etil alkol (50 ml), izole edilmiş ditiyokarbamat tuzu (3 mmol) ilave edildi ve tuz çözündü. Sonra oda sıcaklığında 18 saat

Çalışmamızın bu kısmında Alman Milli Kütüphanesinde Cumhuriyet sonrası Türkiye’de müzik çalışmalarıyla yer edinmiş “Türk Beşlileri” olarak bilinen; Ahmed

Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 8, Ocak 2012, s.. Bu çalışmada ise sadece yazılar üzerine değerlendirme

Her iki grupta temporal horn genişliği normal sınırlar içinde olmasına rağmen T2 hiperintensitesi olan hastalarda daha yüksek olarak

Bilim ve Sanat Merkezlerinde çalışan öğretmenlerin öz- yeterliklerini algılama düzeylerinin orta düzey seviyesinde olduğu, öğretmenlerin cinsiyetlerine göre,

• Bilimsel gerçekçiliğin ortaya koyduğu niteliklerin ontolojik olarak geçerliliği, yönetim ve örgüt araştırmalarının sosyal bilim olarak tanınması ve

Alveolar kemik seviyesinin değerlendirilmesinde kadavra, panoramik, periapikal ve BT‟den elde edilen verilerin gözlemciler arası uyum seviyesi grup içi korelasyon