MEŞRUTİYETTE SARAY ve BABIALİ
Tasan: SÜLEYMAN KÂNİ İRTEM
— Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur.Tefrika No. 183
Sabahaddin bayie anlaşmak
teşebbüsleri, Parlste bir mülâkat
---
tt
- " ^rv''"
Bunlar deniz yolile sevkolunacak- la n zehabile kaçm ağa teşebbüs için aralannda anlaşmışlardı. İçlerinden birkaç fedakârın himmetile şevke me m ur jandarmalar silâhlarından teo- rid edilecek, geminin kaptam da ken dilerini arzu ettikleri limana çıkara mağa icbar olunacaktı.
Fakat karadan sevkedilmeleri on ların bu hesaplarım bozmuştu.
Ahmed Bedevi ve arkadaşları Bod rumda kaçmak için bir plân hazırlı yorlardı. Hapishane müdürü Haşan bey hem hükümetten, hem İzmir İtti- had ve Terakki merkezinden aldığı emirlerle mahkûmlar üzerinde pek tekayyüd gösteriyordu.
Fakat haklarında gelen emirleri gizli bir el, dosyalarından alarak mahkûmlara getiriyor, sezdirmeden gene yerine koyuyordu. Hattâ bun lardan birkaç tanesini Satvet Lûtfi bey saklamıştı.
Bodrumdan İstanbul ve Paris ile gizlice muhabere çaresi de bulun muştu. Firar hazırlıkları yapılmıştı; mahkûmları İstanköy adasına aşıra cak»" iki sandal ile büyük bir kangal tel tedarik edilmişti; hariçten münev- vim bir ilâç getirilmişti; bununla nöbetçi jandarmalar uyutulacaktı. Tel ile bu ilâç hediye olarak İstan- köydçn gönderilen bir sepet üzüm içinde hapishaneye sokulmuştu.
Bütün bu tertibatı Satvet Lûtfi- nin Îstanbuldan Bodruma gelen genç kardeşi Esad bey her tehlikeyi göze almaktan çekinmiyerek yapmıştı.
Çakırcalınm Bodrum hapishane sindeki kızanları Koca Mehmed, Sü leyman, Sarı Haşan ile namdar. eş kıyadan olup bir aralık Aydın vilâ yetinde kır serdarlığı da yapmış olan Bakırlı Mehmed Efe mahkûmları — kendilerde beraber — hapishaneden kaçırmağı teklif etmişlerdi; fakat si yasî mahkûmlar bu şekavet mah- kûmlarile birleşmeği muvafık bul mayarak kendilerinin kaçmak fikrin de olmadıkları cevabını verdiler.
Tertibatın tam ikmal edildiği sıra da siyasî mahkûmların Bodrumdan Sinoba nakilleri emri geldi.
Bütün hazırlıklar boşa gitti.
Fakat ümid büsbütün mahvolma- mıştı. Mahkûmlar Sinoba giderken kaçmayı kararlaştırdılar. Tedarik edilmiş sandallardan birisi (Güver cinlik) iskelesine gönderildi. Bu iske leye varıldığı vakit misafir kalınacak yerde çay içilecek, bu sırada hastalık bahanesile uyku ilâcı şişesini yanın da tutan Ahmed Bedevi bey fırsat dü şürüp muhafızların çaylarına ilâç tan katacaktı.
Fakat tufan gibi bir yağmur bu tertibi de bozdu. Çay içilmediği için bu defa da kurtuluş ümidine veda et mek lâzım geldi.
Bodrum mahkûmlan böylece Sino ba nakledildiler.
İttihad ve Terakki, divanıharpçe idama mahkûm olduktan sonra dahi prens Sabahaddin beyle anlaşmak, onu kendi faaliyet dairesi içine almak fikrinden vazgeçmemişti.
Mahmud Şevket paşa katillerile müşevviklerinin tedibinden sonra İt tihad ve Terakki hükümeti memle kette bir sükûn devresi husule getir mek istiyordu.
Bu makşadla İstanbul muhafızı Ce mal bey, Tramvay şirketi tercümanı ve hukuk müşaviri olup Sinoba nef- yedilmiş olan Sabih beyi menfasından İstanbula eelbettirerek, Avrupaya kaçmış mahkûmlar nezdine gönderdi ve bu mahkûmlara şu teklifte bu lundu:
(Eğer meşrutiyetin ilânından şim diye kadar memlekette zuhur etmiş olan müteaddid suikasd ve ihtilâl tertiplerine şahsan ne suretle iştirak etmiş olduğunuzu imzalarınız altın da, kendi el yazınızla yazarak gön derecek olursanız hakkınızda der- ! hal umumî bir af istihsal ederim.)
(Arkası var) İzmirde doktor bâ$r Esad Hatipoğludan aktığım bir mektupta (taklibi hükümet)
meselesinde veliahd Yusuf İzzeddin efendi nin de dahli olup olmadığı bahse mevzu addedilmiştir.
Deniliyor kİ:
[ İttihad ve Terakkiye karşı muhalif va ziyet alması, kayınbiraderi Zekinin ihtilâl cilerle birleşmesi yahut zabıtaca sübufc mertebesine yaklaşan delillerin elde edil mesi sebeplerde Vahideddinin taklibi hükü met işlerinde adı sık, sık geçtiği halde ve- liahd Yusuf İzzeddin efendiden şimdiye kadar hiç bahsölunmadı.
Bu şehzade namına pek cüretkârane te şebbüslerde bulunulduğuna tesadüfen şa- hld olduğumdan mücerred inkılâp tarihine hizmet maksadile bunu, hatırladığım ka dar, yazmağa karar verdim.
Mahmud Şevket paşa sadaretinde idi; İttihad ve Terakkiye muhalefetile maruf bir zat ile sık, sık buluşur, ahvale dair has- bihaller ederdik. Bu zatın medenî cesa reti, cihan siyasetine dair malûmatı her kesçe müsellemdi. Bu arkadaş taklibi hü kümet için ihtilâller tertibile uğraşanların tuttukları yolda muvaffakiyet imkânı ol madığını söyler ve yapılacak yegâne işin Yusuf İzzeddin efendiyi iclâs olduğunda ısrar ederdi.
Bu şehzadenin dimağen malûl olduğunu sözlerine inanmamak kabil olmıyan zevat t a n — mabeyincisi Nesip bey ve doktor Ce lâl İsmail paşa — işitmiş olduğum için sal tanatta bu tebeddülün memlekete hayırlı olmıyacağını itiraz makamında söylediğim zaman arkadaşım söylenenleri garezkâra- ne isnadlar mahiyetinde telâkki eder (1) ve kudretli talâkatile beni iknaa çalışırdı.
Babıâli baskmı olmadan, henüz Kâmil paşa sadarette iken Halâskârlardan topçu Ferid paşa, Kâmil paşanın eski mühürdarı Kıbrıslı Asaf beyle • birlikte sıhhiye daire sine gelmişlerdi. Ferid paşa bana:
— Şimdi Babıâliden geliyorum. Vatan hayrına çalışanların sultan Reşadı hal’ ar zu ve kararlarını Kâmil paşaya arzettim. Paşa gazaba geldi; bana umulmadık ■ bir şiddetle muamele ederek: (Bu gibi hare ketlerin daima millet .ve memleket aleyhi ne neticeler verdiğini söyledi ve beni âdeta koğdu) diye şikâyette bulunmuş ve:
— Böyle ihtiyar, korkak adamlarla iş gö rülmez ki...
Cümlesini de ilâve etmişti. Binaenaleyh Yusuf İzzeddin hakkında epey zamandaıı- beri bazı eşhas tarafından teşebbüslerde bulunulduğu muhakkaktı; fakat bunlar Kâmil paşadan yüz bulamamışlardı.
Şimdi Mahmud Şevket paşa sadaretinde bu işe nasıl muvaffak olunacaktı?
Arkadaşımla arada bu yolda da müna kaşalarımız olurdu. İttihad ve Terakki ik tidar mevkiinde kaldıkça memleket istik bali daima vehamet kesbedeceğine kani olan siyasî arkadaşım bir gün bana dedi ki:
— Doktor! Memleketi süratle selâmete erittirecek çareyi buldum. Program şudur: Çatalcadaki orduyu teftiş için veliahde bir seyahat tertip ettireceğiz; ordudaki taraf tarlarımız sayesinde veliahde orada biat edilecek ve derhal İstanbula bir fırkalık kuvvet sevkedilerek bütün İttihadçılar tev kif edilecek.
Bu azametli programı kimlerin yardımile tatbik edeceğini sorduğumda:
— Yarın bir fırka kumandanını ziyaret edeceğim. Birkaç gün mezuniyetle İstanbula gelmiş olan bu paşayı sen de iyi tanırsın. Birlikte gidelim.
Dedi. Ertesi günü dostumla birleştik; şehremaneti dairesi önünden Kumkapıya inen cadde üzerinde bir evde oturan ve ikinci fırka kumandanı olan M. Ş. paşayı ziyarete gittik. Paşa bizi fevkalâde bir ne zaketle kabul etti. Afaki sohbetten sonra sözü siyasete intikal ettiren dostum proje sinden bahse başlayınca paşa derhal kaşla rını çattı ve muhatabının sözünü keserek:
— Azizim! Ordunun vazifesi siyaset da laverelerine âlet olmak değil, vatanın na mus ve şerefini muhafaza etmektir. Ça- talcada sizi dinliyecek tek bir arkadaş bu lacağınızı zannetmem. Memlekete acıyı nız ve askerleri artık siyasete karıştırma yınız!
Dedi ve dışarıya çıktı. Biraz sonra odaya döndüğünde:
— Doktorcuğum, oğlum biraz rahatsız! Görmez misiniz?
Diye teklifte bulundu. Paşayı takiben hastanın hulunduğu odaya geçtim. Muaye nemi bitirdikten sonra paşa bana halisane, biraderane bir nasihat verdi:
— Sen doktorsun. Böyle işlere karışma- yıp mukaddes mesleğinle meşgul olsan da ha iyi olur!
Ben bu projenin teferrüatmdan haber dar olmadığıma ve suçumun yalnız arkada şıma refakatten ibaret olduğuna paşayı temine çalıştım. Ziyaretten dönüşümüzde arkadaşım pek düşünceli ve çok meyustu. Bu program acaba onun hayalhanesinde tasarlanmış, ortakları olmıyan bir teşeb büs mü idi? Yoksa başkalarının da dahil olduğu bir cemiyet ve teşekkül tarafından mı tertip edilmişti? Bunda Yusuf İzzeddin efendinin rolü ne idi? Acaba hakiki mü- rettip kendisi ve adamları mı İdi?
İnkılâp tarihimizi tenvir için bunları ya zıp neşretmek bugün hariçte büyük elçi sı- fatile hükümetimizi temsil eden arkadaşa aid bir vazifedir.]
Acaba bu satırlar bu büyük elçimizin na zarına İsabet edecek mi? Ve kendisi bu noktada tarihi tenvir eylemek zamanının geldiğine kail olacak mı?
(1) Yusuf İzzeddin efendinin dimağı muhtel olduğu hakkındaki sözlerin garez- kârane isnadlar olmadığını mahsusan ya zacağımız bir mebhaste etraflle göstere ceğiz.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi