• Sonuç bulunamadı

FOTOĞRAF DERSLERİNİN YAPILANMASINA İLİŞKİN TARİHSEL SÜRECİN İNCELENMESİ (GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ 1932-1975 YILLARI ARASI ÖRNEĞİ)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "FOTOĞRAF DERSLERİNİN YAPILANMASINA İLİŞKİN TARİHSEL SÜRECİN İNCELENMESİ (GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ 1932-1975 YILLARI ARASI ÖRNEĞİ)"

Copied!
109
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ GÜZEL SANATLAR ANA BİLİM DALI RESİM İŞ ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI

FOTOĞRAF DERSLERİNİN YAPILANMASINA İLİŞKİN TARİHSEL SÜRECİN İNCELENMESİ

(GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ 1932-1975 YILLARI ARASI ÖRNEĞİ)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan Huriye YİĞİT

Danışman: Prof. Dr. Adnan TEPECİK

Ankara

Ekim 2010

(2)

GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ GÜZEL SANATLAR ANA BİLİM DALI RESİM İŞ ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI

FOTOĞRAF DERSLERİNİN YAPILANMASINA İLİŞKİN TARİHSEL SÜRECİN İNCELENMESİ

(GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ 1932-1975 YILLARI ARASI ÖRNEĞİ)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Huriye YİĞİT

Danışman: Prof. Dr. Adnan TEPECİK

Ankara Ekim

(3)

JÜRİ VE ENSTİTÜ ONAYI

... ‘ın ... ... ... başlıklı tezi ... tarihinde, jürimiz tarafından ... ... Ana Bilim / Ana Sanat Dalında Yüksek Lisans / Doktora / Sanatta Yeterlik Tezi olarak kabul edilmiştir.

Adı Soyadı İmza

Başkan: ... ... Üye (Tez Danışmanı): ... ... Üye : ... ... Üye : ... ...

(4)

i

1932 yılından günümüze kadar Türkiye ‘de Resim-İş eğitimi veren ve bu alanda öğretmen yetiştirerek ülke geneline yayan ilk kurumlardan biri olan Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Ana Bilim Dalı’nın, eski ismi ile Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim –İş Bölümü ‘nün ülkemizdeki sanat eğitimi açısından önemi yadsınamaz.

Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi , Resim-İş Eğitimi Bölümü’nün uzun geçmişinde gerçekleşen program değişimleri alana ilişkin önemli bir birikim sağlamıştır. Bu birikim, bu araştırmanın temel kaynağıdır. Bu araştırma Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü kuruluşundan itibaren, Resim-İş Şubesinde verilen sanat eğitimi içerisinde fotoğraf dersinin, 1975 yılına kadar altmış üç yıllık süreci kapsamaktadır. Araştırma; bu süreçte, programların değişimi ile birlikte Fotoğraf dersine ne kadar yer verildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Fotoğraf dersi ile birlikte 1932’den 1975 yılına kadar olan müfredat programları da güncel bir doküman haline gelmiştir.

Araştırmanın her aşamasında desteklerini esirgemeyen, araştırmaya ve bana olan inancını kaybetmeyen ve bana güvenen; bir baba, bir öğretmen, bir yol gösterici, yol açıcı olan danışmanım Prof Dr. Adnan TEPECİK’ e, çalışmalarımı yakından izleyen, değerli hocam, arkadaşım Mehtap BİNGÖL’e, değerli arkadaşım H.Ece YILDIRIM’a, hiç bir zaman desteklerini esirgemeyen aileme, canım babaannem Hörüşten YİĞİT’e, daima yanımda olan babam Durmuş YİĞİT’ e, aynı zamanda desteklerini esirgemeyen kardeşlerim Yasemin YİĞİT ve Ahmet Yunus YİĞİT’ e, her konuda sonuna kadar yanımda olan, sabır ve hoşgörüsünden dolayı eşim M. Özgür KILÇIK’ a teşekkür ederim.

Huriye YİĞİT

(5)

ii ÖZET

GAZİ ÜNİVERSİTESİ, GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ’NDE 1932-1975 YILLARI ARASINDA FOTOĞRAF DERSLERİNİN YAPILANMASINA İLİŞKİN

TARİHSEL SÜRECİN İNCELENMESİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA YİĞİT, Huriye

Yüksek Lisans, Resim- İş Öğretmenliği Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Adnan TEPECİK

Nisan- 2010,96 sayfa

Bu çalışma, Gazi Eğitim(Terbiye) Enstitüsü Resim- İş Şubesi 1932-1975 yılları arası müfredat programındaki Fotoğraf derslerinin programda yer alma durumunu ve sanat eğitimindeki önemi üzerine katkılarını araştırmak için hazırlanmıştır.

Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim- İş Şubesi müfredat programı Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi öğrenci işlerinden 1963 yılına ait program bulunmuş olup, diğer müfredat programları Talim ve Terbiye Kurulu arşivinden alınmıştır.

Resim-İş Şubesi Müfredat programları, Fotoğraf dersine ayrılan saat sürelerine ve toplam ders saatleri içerisindeki yerine bakılarak incelenmiştir. Müfredat programlarının analizi; betimleme, içerik analizi ve yorumları kullanılarak nitel araştırma yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Bu değerlendirilmeler de nicel verilerden de yararlanılmıştır.

Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi’nde 1932-1975 yılları arasında Fotoğraf derslerinin yapılanmasına ilişkin tarihsel sürecin incelenmesi üzerine gerçekleştirilen bu çalışmanın konu ile ilgili diğer araştırmalara ışık tutacağı öngörülmektedir.

(6)

iii ABSTRACT

A RESEARCH ON THE ANALYSIS OF HISTORICAL PROCESS OF THE STRUCTURING OF PHOTOGRAPHY CLASSES IN GAZİ UNIVERSITY, GAZİ

FACULTY OF EDUCATION BETWEN YEARS 1932-1975 YİĞİT, Huriye

Master’s Thesis,Department of Teaching Painting-Handcraft Thesis Advisor: Prof. Dr. Adnan TEPECİK

Nisan-2010,96 pages

Present study aims to analyze the presence of photography classes in the curriculum of Painting-Handcraft Department of Gazi Education (Morality) Instituse between years 1932-1975 and the contribution of these classes to the significance of art education .

Gazi Education (Morality) Institute Painting –Handcraft Department year 1963 curriculum has been abtained from Gazi Universty, Gazi Education faculty’s Registrar Office and other curriculum programs have been retrieved from the archives of Council of Education and Morality

Curriculum programs of Painting – Handcarft department have been analyzed with respect to the class hours allotted to Photography lesson and its share within total class hours. In the analysis of curriculum programs,qualitative research methods includig description, context analysis and interpretations has been employed and quantitative data have also been used in the evalutions.

It is envisaged that present research on the analysis of historical process of the structuring of photography classes in Gazi University, Gazi faculty of Education between year 1932-1975 shall shed light to other relevant studies.

(7)

iv JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI

ÖNSÖZ ………..i ÖZET……….ii ABSTRACT……….iii İÇİNDEKİLER………iiv TABLOLAR LİSTESİ………...viii I. BÖLÜM 1.GİRİŞ………1 1.2. Problem Durumu………1 1.3. Araştırmanın Amacı………...2 1.4. Araştırmanın Önemi………...2 1.5. Sınırlılıklar………..3 1.6.Tanımlar………..4 II. BÖLÜM 2.KAVRAMSAL ÇERÇEVE………5 2.1. Fotoğrafın Tarihi……….6 2.2. Fotoğrafın Evrimi………...7

2.3. Fotoğraf Sanatı ve Türkiye………...13

2.4.Fotoğrafçılığın Yayılması………..14

2.5.19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğraf………16

2.6. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Fotoğrafçılık………...18

(8)

v

2.9.Fotoğraf Eğitimi………23

2.10.Türkiye’de Sanat Eğitiminde Fotoğraf Dersleri………..25

2.11.Eğitim Fakülteleri Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümlerinde Fotoğraf………26

2.12.Gazi Üniversitesi Tarihçesi.………30

III. BÖLÜM 3.İLGİLİ ARAŞTIRMALAR………..31 IV. BÖLÜM 4.YÖNTEM……….28 4.1. Araştırma Modeli………..28 4.2. Evren ve Örneklem………...28 4.3. Verilerin Toplanması………29 4.4. Verilerin Analizi………...29 V. BÖLÜM 5.BULGULAR VE YORUMLAR………30

5.1.Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü Programları(1932-1974)………..31

5.2.1. 8.Yarıyıl Ana Sanat Ders Programı………...32

(9)

vi

5.4.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve Yorumlar (1934)………..36 4.4.1.Fotoğraf ve Film Ders İçeriği……….37 5.5.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve Yorumlar (1936)………..38 5.6.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve Yorumlar (1941)……….40

5.7.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1944)………..41

5.8.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve Yorumlar (1946)……….43 5.9.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1947)……….45 5.8.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1955)………..47

5.10.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1963)………..48

5.11.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1966)………..50 5.12.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1967)………..52

5.12.1.Fotoğrafçılık Semineri………..53 5.13.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1974-75)………54

5.14.Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi ve

Yorumlar (1974-75)……….55

(10)

vii VI. BÖLÜM

6.SONUÇ VE ÖNERİLER………..57 KAYNAKÇA………..59 EKLER………62

EK 1: Talim ve Terbiye Kurul Kararı 1936 Yılı Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi’ne İlave Olacak Dersler

EK 2: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi 1941 Yılı Ders Programı EK 3: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi 1941, 1944, 1945, 1946 Yılı Ders Programı

EK 4: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi 1947 Yılı Ders Programı EK 5: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi 1963 Yılı Ders Programı EK 6: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi 1966 Yılı Ders Programı EK 7: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi 1967 Yılı Ders Programı

(11)

viii TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1: Gazi Eğitim(Terbiye) Enstitüsü ‘’Resim-İş’’ Bölümlerinin İlk Ders Dağıtım Çizelgeleri (1932)

Tablo 2: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1934)

Tablo 3: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1936)

Tablo 4: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1941)

Tablo 5: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1944)

Tablo 6: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1946)

Tablo 7: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1947)

Tablo 8: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1955)

Tablo 9: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1963)

Tablo 10: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1966)

Tablo 11: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1967)

Tablo 12: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1.Sınıf: Ortak) (1974-75)

Tablo 13: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (2.Sınıf: Grafik)(1974-75)

Tablo 14: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1980)

(12)

ix Çizelgesi (1982)

Tablo 16: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1985)

Tablo 17: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1991)

Tablo 18: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1993)

Tablo 19: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1994)

Tablo 20: Gazi Eğitim (Terbiye) Enstitüsü Resim-İş Şubesi Müfredat Programı Çizelgesi (1995)

(13)
(14)

I. BÖLÜM

1.GİRİŞ

Bu bölümde problem durumu, araştırmanın amacı, önemi, varsayımlar, sınırlılıklar ve tanımlar yer almaktadır.

1.1.Problem Durumu

Fotoğraf; eski Yunanca’da “ışık” anlamındaki “photo’’ ile ’’ yazı/çizim anlamına gelen ‘’graphie’’ kelimesinin birleşiminden oluşmakta ‘’ışıkla çizmek” anlamına gelmektedir.

Fotoğraf, doğadaki gözle görülen – hatta görülemeyen-varlıkların görüntülerini, ışığa ya da belirli ışınlara karşı duyarlı hale getirilmiş bir yüzey (film veya kâğıt) üzerine düşüp, görüntü oluşturma işlemidir(Sözen,2003:1).

Fotoğraf'ın ülkemiz sınırları içine hangi koşullar altında ve nasıl girdiği yolundaki bilgilerimiz oldukça sınırlı olmakla birlikte; gerek iç ve gerekse de dış kaynaklı verilere göre batıda Nicephore Niepce ve L.J.M. Daguerre ortaklığına bağlı ilk fotoğraf çalışmalarının pratik uygulamalara dönüştüğü 1830'lar, bir başlangıç noktası olarak kabul edilirse; özellikle İstanbul'da teknik bir yenilik olarak Tanzimat Döneminde kullanılmaya başlandığını bilinmektedir. Bu dönemde oryantalizmin etkisi ile batının, doğu’nun görüntülerine ilgi duyması sebebiyle, Osmanlı topraklarında birçok yabancı fotoğrafçı çalışmıştır. Osmanlı döneminde fotoğrafçılık gayrimüslimlerin tekelinde kaldı. Osmanlı, ilk yerli stüdyo on yıl sonra açılmıştır(Ak, 2001:16).

Ülkemiz dışında realizmi, akademizmi yaşayan batının ilkelerinin, kuramlarının geçerli olduğu bu ortamda ilk fotoğraf elçimiz, Abdullah Biraderler'(Kevork ve Wichen)dir (İmer,1981:21).

Cumhuriyetin ilanı Osmanlı Döneminde fotoğrafçılık işine Müslümanların girmemesine özen gösteren küçük bir azınlığın egemenliğine son vermiştir. Siyasi

(15)

alanda saray otoritesinin yerini halk meclisi alırken fotoğrafçılık sır olmaktan çıkmıştır(Ak,2001:25).

Cumhuriyet’in ilk yıllarında çağdaş yaşamı yakalama tutkusunu paylaşanlar arasında 79 yıllık yaşamını sanat ve eğitime adamış bir Şinasi Barutçu vardır. Şinasi Barutçu Almanya’da öğrenim görerek 1932’de öğretmen yetiştiren ‘’Gazi Eğitim(Terbiye) Enstitüsü’ne Grafik Sanatlar ve Fotoğraf öğretmeni olarak atanır. Gazi Eğitim(Terbiye) Enstitüsü günümüz Gazi Üniversitesi, Resim- İş Bölümü’nde ilk olarak Fotoğraf dersleri başlamıştır. Görsel eğitimi dağ başlarındaki okullara yayma tutkusu, sporla fotoğrafı içi çe yaşatması, fotoğrafı kurumlaştırma öncülüğü, ahşap işçiliğine duyduğu yakın ilgi içimizden çıkan benzersiz sınırsız biri izlenimini verir.( Ak, 2001: 26).

Bu çalışmada, Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’deki Fotoğraf derslerinin 1932- 1975 yılları arası müfredat programı,ders içerikleri ve ders kredileri incelenecektir. Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Resim-İş Öğretmenliği Bölümü ile ilgili diğer araştırmalara ışık tutacaktır.

1.2. Problem Cümlesi

Fotoğraf Tekniğinin 1932 yılından başlayarak 1975 yılına kadar, sanat eğitim programlarından olan yükseköğretim kurumlarındaki girişi ve gelişimi nasıldır?

1.3. Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın amacı; fotoğraf tekniğinin 1932 yılından başlayarak 1975 yılına kadar, sanat eğitimi programları olan yükseköğretim kurumlarındaki giriş ve gelişimini araştırmaktır.

(16)

1.4. Alt amaçlar

Araştırma,

1) Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Resim-İş Öğretmenliği Fotoğraf Derslerini kredilerine göre,

2) Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Resim- İşÖğretmenliği Fotoğraf Derslerini Ders İçeriklerine göre incelenmesi amaçlanmaktadır.

1.5. Araştırmanın Önemi

Hayatın her alanında kullanım alanı bulan fotoğrafın, günümüzde ne denli önem kazandığı, yayınlanan dergi ve gazetelerdeki yazı ve fotoğrafların oranlarına bakılarak kolayca anlaşılabilir. Fotoğraf, bulunuşundan günümüze kadar gelen sürecin her aşamasında hem bilimsel ve sanatsal çalışmalara katkıda bulunmuş hem de bu alanlarda yapılanları kitlelere tanıtmaya yaramıştır.

Fotoğrafın bir başka gücü ise, bir kişinin tanık olduğu ve yakaladığı bir “an”ın görüntüsünü, tüm insanlığa aktararak onları bu görüntü aracılığıyla, birbirine bağlayabilmesidir(Sözen,2003:1).

Eline bir makine alan herkes fotoğraf çekebilir. Fakat burada üzerinde durulması gereken nokta gözlem ve estetik kaygısıdır. Bu estetik kaygı belli bir eğitim ve eğitimin doğurduğu gözlemle sağlanmaktadır. Bu durumda eğitimin her konuda olduğu gibi, önemi ortaya çıkmaktadır.

Fotoğrafçılık ulusların, bir eğitim birimi olarak insanlarına öğretmesi, eğitim sistemine dâhil etmesi gereksiz olmadığı gibi zorunludur. Çünkü her şey tanıtıma, reklâmcılığa, belgeciliğe ve fotoğrafçılığa muhtaç durumdadır.

Eğitim sistemimizde, yükseköğretim kurumlarında alınan fotoğraf dersleri gençler için hem zevkli, hem bir uğraş ve de bir meslek olmuştur. Fotoğrafın geçmişten aldığı ışıkla geleceğe ışık tutması, onu sanatın bir parçası durumuna getirmiştir. Yüksek

(17)

eğitim kurumlarımızdan biri olan Gazi Üniversitesi yıllardır verdiği fotoğraf eğitimiyle önem taşımaktadır.

1.6.Sınırlılıklar

Araştırma,

• Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Ana Bilim Dalı, Resim-İş Öğretmenliği bölümünün sanat eğitimi programı ile,

• Milli Kütüphane arşivinden 1932 -1975 yılları arasındaki fotoğraf tekniğinin tarihsel sürecinin incelenmesi ile,

• Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Ana Bilim Dalı, Resim-İş Öğretmenliği bölümünün 1932-1975 yılları arasındaki ders programları ile, sınırlıdır.

(18)

1.7.Tanımlar

Sanat: Bir duygunun, tasarının ve güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık(Buyurgan.2006:293). Sanat Eğitimi: Temelde sanatsal etkinlikler yoluyla bireylerin ve toplumun içinde yaşadıkları çevreye duyarlı olmalarını sağlamaya, çevresiyle yararlı bir etkileşim içine girebilmelerine, estetik ihtiyaçlarını karşılamaya, ürün koyabilme ve yorumlama güdülerini doyurma yaşantıların daha anlamlı hale getirebilmelerine imkan vermeye yönelik düşüncedir (Buyurgan,2001: 12).

Fotoğraf: Doğada mevcut ve çıplak gözle görülebilen maddesel varlıkların ya da şekillerin ışığa duyarlı hale getirilmiş kağıt ya da filmler üzerine saptanmış şeklidir (Demirel,1996:14).

Güzel Sanatlar Eğitimi: Sanatların birbirleriyle ilişkisini düşünsel boyutta, sanatçı, izleyici, toplum, kültür, ve eğitim bağlamında inceleyen kuramsal çalışmalara ‘güzel sanatlar eğitimi denir (Buyurgan,2006:16).

(19)

II. BÖLÜM

2.KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Sanat eğitimi temelde sanatsal etkinlikler yoluyla bireylerin ve toplumun içinde yaşadıkları çevreye duyarlı olmalarını sağlamaya, çevresiyle yararlı bir etkileşim içine girebilmelerine, estetik ihtiyaçlarını karşılamaya, ürün koyabilme ve yorumlama güdülerini doyurma yaşantıların daha anlamlı hale getirebilmelerine imkan vermeye yönelik düşüncedir (Buyurgan,2001:12).

Sanat, en basit tanımıyla duygu ve düşüncelerin estetik bir kaygı güderek ifade edilme şeklidir. Buradan şunu anlıyoruz ki duygu ve düşüncelerin anlatılması bir yana sanat, kendimizi ifade etmemizde, anlatmamızda bir yoldur. Bütün insanlar içinde bu geçerlidir. Sanat ve sanat eğitiminin temellinde insani vasıflar ve ifade etme yer almaktadır. Sanat ve sanat eğitiminin yol gösterici yönü de burada ortaya çıkmaktadır.

Toplumu oluşturan en küçük yapı taşı insandır. Her toplum belirli bir kültürü vardır. Nesilden nesile kültürün geçmesini, ilerlemesini sağlayan sanattır. Bilinçli bireyler yetiştirmede sanat ve sanat eğitimi insan hayatında önemli bir yer tutar.

İnsanların hümanist düşünceyi algılamasını, bu yolda ilerlemesini, düşüncelerinin ve bakış açılarının gelişmesini sağlar. Ayrıca, insanların insani duygu ve yetilerinin farkına varmalarını sağlar. Bu yolda kendi öz varlığını keşfetmesine yardımcı olur.

Sanat ve sanat eğitimi günümüzde önem kazanmakla birlikte farklı süreçlerden geçmektedir. Artık sanatsal boyutu tartışmalı olan fotoğraf, sanat olarak kabul edilmektedir(Çizgen,1992:22). Günümüzde pek çok insan genel anlamda fotoğrafı ve fotoğraf çekimini bilmektedir. Ancak bunun daha bilimsel, sanatsal, tarihsel açıdan fotoğrafın gelişimi ve önemi için gereklidir.

(20)

Günlük yaşantımızın her safhasında karşı karşıya geldiğimiz fotoğraf artık hatıra resminden ziyade; tarihin incelenmesinde, belgelendirilmesinde bir kanıt, bilimsel kitaplarda görsel elemanlar, söze gerek kalmadan anlatıcı bir dil olmuştur.

Fotoğraf çalışmaları insanı, doğa güzelliklerini görmeye, günlük yaşantımızdaki çeşitli olayların enteresan yönlerini bulmaya duyduğu, gördüğü, düşündüğünü fotoğraf makinesi yardımıyla anlatmaya sevk eder.

2.1. FOTOĞRAFIN TARİHİ

İlk kez sekizinci yüzyılda Cebir İbni Hayyam gümüş nitratın karardığını keşfetti. Daha 16. yüzyılda, teknik alandaki çeşitli uzmanlar, görüntünün tıpkısını elde etmek için çeşitli çabalara girişmişlerdi. Örneğin bir yüzünde ufak bir delik bulunan stenope adlı küçük karanlık oda yardımı ile görüntü elde edebiliyordu. 1550 yılında Cardan, bu deliğin önüne bir mercek koyarak daha iyi bir görüntü elde etti(İmer,1981:16).

"Fotoğraf" sözcüğü ilk defa 25.02.1839 yılında "Vossischg Zeitung" dergisinde yayınlanan bir makalede astronom Madler tarafından kullanılmıştır. Madler makalesinde kullandığı "photographe" sözcüğü o devrin modasına göre eski Yunan diline uygun olarak (Fas, Fotos-Işık Graffein) sözcüklerinin birleştirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Fakat "to photographe" fotoğraf üretmek fiilini "fotoğrafphic" (Fotoğrafik) sıfatını, İngiliz astronomu Sir John Hershel'in notlarında Ocak 1839 yılında "On The Art of Photograpy" isimli yazısında ilk defa İngilizce olarak yazdığı da tarihsel gerçektir. Fakat "to photographe" fotoğraf üretmek fiilini "fotoğrafphic"(Fotoğrafik) sıfatını, İngiliz astronomu Sir John Hershel'in notlarında Ocak 1839 yılında "On The Art of Photograpy" isimli yazısında ilk defa İngilizce olarak yazdığı da tarihsel gerçektir(Bayhan,1997:4).

1550 yıllarında bir gün Leonardo da Vinci her tarafı kaplı bir kutuya ufak bir delik açarak karanlık oda kuralını buldu. 1727’lerde Johann Henrich Shtutz, gümüş nitratın kararmasına ışığın neden olduğunu açıkladı. Kimyasal maddelerle örtülü bir kağıdın üzerine bir kalıp koydu ve bunu günlerce güneşte bıraktı sonunda kağıt üzerinde görüntüyü saptadı. Aradan uzun bir süre geçti. İngiliz Thomas Wedgewood ve Humpry

(21)

Davy 1800 yılında Shultz’un saptadığı yöntemi izleyerek fakat makine kullanarak görüntü saptamayı başardılar. Ancak bu görüntü uzun sürmüyor ve ışıkta kararıyordu(İmer,1981:16).

Daha sonra ilk ışıkta kararmayan görüntü Fransız Nicephore Niepce tarafından saptandı ve fotoğrafın ilk adımı atıldı. Niepce 1826’da penceresinden çektiği resmi, kağıda geçirebilmek için, sekiz saat güneşte bekletmek zorunda kalmıştı. Niepce’den sonra fotoğrafçılıkta en büyük adımı başka bir Fransız, Daguerre attı. Daguerre doğrudan doğruya pozitif görüntü elde etmeyi başarmıştı. Nitekim kendinden sonra uzun bir süre elde edilen resimlere hep’Dagerreyotip’adı verilecekti. 1839’da ilk resimlerin halka gösterilmesiyle birlikte yeni bir sanatın doğuşu bütün dünyaya müjdeleniyordu. Niepce penceresinden çektiği fotoğraflarla yetinmişti. Oysa onu izleyen Dagurre ve daha birçokları o günlerde ressamlar ne yapıyorlarsa, onların yaptıklarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Yani doğanın ‘ayna’sı olma çabasına giriştiler. Bu girişimlerin yanı sıra Dagurre’den sonra adı anılan fotoğrafçı İngiliz Talbot’tu. Talbot, geliştirdiği yöntemle negatif film elde edebiliyor ve bu filmin üzerinde kalemle eklemeler, düzeltmeler yapılıyordu. Böylelikle fotoğraf ve resim, birbirinden apayrı iki dal, bir ara getiriliyordu. Bu suretle fotoğraf çekenler resim yapanlar gibi doğayı kendi istedikleri gibi düzenlemeye başladılar. Örneğin çekilen manzara resimlerinin üzerine küme küme bulutlar çiziliyor, çıplak ovalara ağaçlar oturtuluyordu. Bu ün yapmış doğa fotoğrafçılarının başında İngiliz ve Fransız sanatçılar geliyordu(İmer,1981:17).

İngiltere’de Charles Clifford, James Robertson, Henry White, Fransa’da Charles Negre, Bisson kardeşler çektikleri bina ve heykel resimleriyle, Gustave Le Gray manzara resimleriyle, ün yaptı. İtalya’da Carlo Ponti 1850 yıllarında en önemli eserlerini veriyordu. Fakat bu buluşa da tepki gelmekte gecikmedi.

Ünlü ressam Courbet sanatının yalnız gözlemlere dayanması gerektiğini savunuyordu. Bu savunma ile de gerçekliği getirmiş oluyordu(İmer,1981:17).

(22)

2.2. FOTOĞRAFIN TEKNİK EVRİMİ

Fotoğraf olayının ortaya çıkmasında resim sanatının teknik ve pratik yönden geliştirilmesi, yorumlanması çabalarının payı büyüktür. İki boyutlu bir yüzey üzerine görüntü düşürme çabaları M.Ö. 5.yy. öncesine dayanmaktadır(Demirel,1996:8).

Çoğu kaynaklar ilk objektifsiz ‘kamera obscura’nın arap bilginlerinden İbnal Haıtman ve Kamalad-Din tarafından 1000-1300 yılları arasında ortaya çıkarıldığını yazmaktadırlar. 1452-1519 yılları arasında Rönesans heykeltıraş ve ressamı. «Leonardo Da Vinci; küçük bir delikten giren ışık demetinin ters görüntüler verdiğini tespit ederek karanlık oda prensibini ortaya atmış ve resme de ilk çağdaş perspektif anlayışını getirmiştir.

1533 yılında Napoli'li Jean - Babtiste- Porta, daha Önce Leonardo Da Vinci tarafından ortaya atılan ve geliştirilen karanlık kutu prensibinin açıklamasını yapmıştır. 1550 yılında Nürberg'li Jerome Cardon Stenope’ın küp biçimindeki kameranın önündeki diğerine küçük bir cam yerleştirmiş, daha sonra İngiliz bilgini Nevton da cam küre yerine bir mercek kullanmıştır(Demirel,1996:8).

1568 yılında Venedik'li bir bilim adamı Padua Üniversitesi profesörlerinden Danıel Barbora karanlık kutudaki merceğin arkasına ilkel bir diyafram yerleştirerek net resim çekmeyi başarmış ve böylece bugünkü kameranın ilk temelini oluşturmuştur. 1694 yılında Gomberg tarafından ortaya atılan gümüş tuzunun ışığa karşı duyarlılığı gerçekleşmiştir.

1727 yılında Johann Henrıch - Schuttz gümüş nitratın kararmasına ışığın neden olduğunu tesbit etmiştir. 1777 yılında Karl Wılıalm Scehede gümüş kloridi amonyak içinde eriterek görüntüyü saptamayı başarmıştır. 1782 yılında Johann Senebıer kimyasal maddelerin geliştirilmesi için araştırmasını yapmıştır. Fotoğrafta ilk devamlı görüntü Fransız Nıcephore Nıepce tarafından gerçekleştirildi(Demirel,1996:8).

1795 yılından sonra Nicephore Niepce fotoğraf alanında yeni çalışmalara başladı. Solenhofen kirecini diğer bir mineralle değiştirme denemeleri yaptı. 1816 yılında Niepce görüntüyü daha belirgin elde etmek için Developmandah sonra kalay ve gümüş

(23)

tabakalarım iyot buharına tutarak, .gölgelerin daha koyu, gümüş tabakasının da ışığa karşı Aynı zamanda geliştirdikleri aygıt ve ışık kaynağı bol olan hareketsiz ışıklandırmalarda ise daha uzun süre pozlandırmak zorunda kalıyorlardı. Fotoğraf kâğıdı üzerindeki görüntüyü kalay levha üzerine geçirmeyi başardı. 10 yıl sonra da «Judo bitumu» ile kaplanmış kalay levha üzerine düşürülen görüntüde, gün- ışığı düşen yerlerin beyazlaştığım gördü. Niepce, bu sırada Daquerre ile beraber çalışmaya başladı(Demirel,1996:9).

Dacmerre, iyotlu gümüş plakanın cıva ile banyo edilebileceğini keşfetti, duyarlı olduğunu gördü. Daha sonra vernikle saydamlaştırılmış aynı zamanda geliştirdikleri aygıt ile ışık kaynağı bol olan hareketsiz ve yakın objelerin fotoğraflarını 4 dakikada çekebiliyor, İngiliz olan Reed çalışmaları sonucunda görüntüyü kâğıda aktarmayı başardı. Bugün kullandığımız Developman sistemini ilk kez kullanan kişi Joseph Nıepce’dir. Ölünce oğlu Izıdor Nıepce, Daquerre ile beraber çalışmaya başladı. Daquerre, iyot buharına tutulmuş parlak yüzlü bir gümüş levhayı kamerada film yerine kullanmış ve cıva buharında banyo ederek bir cismin görüntüsünü elde etmeyi başarmıştır (1837). Çalışmalarını sürdüren Daquerre, Reeb'in kullandığı developmandan ve kendi çalışmalarından yararlanarak; ilk ‘’Daqurretype’’ortaya çıkardı.

Bu başarı Daquerre'nin Fransız Bilim Akademisince onaylandı ve fotoğraf resmen geçerlilik kazanmış oldu. 1822 yılında asfalt tabaka ile kaplanmış-bir cam plaka üzerine Papa. VII. Plus'u gösteren resmi çizdi ve 1826 yılında penceresinden avlusunun Heliopraphie'sini yapmak için 8 saat- güneşte bekletti ve bunda da başarılı oldu. Nıepce yapmış olduğu resimlerine - helioptaphie adını verdi. 1827 yılında Nicephore Claude'a ortası delik bir kartonla objektifin çapı küçültüldüğünde elde edilen resmin daha net olduğunu tespit etti. 1841 yılında Talbot Wıllam muhtelif kimyevi maddelere batırarak ışığa karşı duyarlı bir kâğıt yapmayı başardıysa da bu kâğıtlardan elde edilen negatifler yetersizdi. Talbot bir süre sonra negatiften pozitif baskıyı, yarım ton, agrandize etme, gravür, elektronik flaş ve ultraviyole ışınlarından yararlanarak gerçekleştirilmesinde öncü oldu. Talbot negatif pozitif tekniğini bularak modern fotoğrafçılığın temelini attı Louıs Blangtjart –Eurard "kâğıdı yumurta akıyla kaplayarak pürüzsüz bir yüzey elde. Etti ve elde ettiği bu pürüzsüz negatif kâğıda, daha sonra Âlbumen kâğıdı adı verildi(Demirel, 1996: 10).

(24)

1847 yılında Nıepce ve Saint - Victor, albümin levhasını buldular. Yumurta akım iyotlayarak başarılı sonuçlar aldı, ancak ışığa karşı o kadar az duyarlıydı ki; uzun süre poz verilerek manzara fotoğrafların çekilmesinde çok yararlı olabiliyordu. 1847 Erederick Şcott Archer isimli bir İngiliz mimarisi kolodyum yöntemi veya ıslak levha yönetimini buldu. 1850, yılında' Alexandre Lexandre Edmond Becquerel gümüş plakaları klor ile muamele ettikten sonra. Işığa, tutmuş ve yüzeylerinin, -ışığın etkisiyle koyulaştığını görmüş, başka bir deneyinde de ışığı renkli camdan geçirerek gümüş plâka üzerine düşürmüş ve plakanın rengi kullanılan camın rengini açmıştır. Ne var ki, bu deneyinde elde edilen renklerin fıxe edilemeyişi bir eksikliği olmuştur(Demirel, 1996: 10).

1851 yılında metal levhalar yerine cam levhalar kullanılmaya başlanmıştır.Yaş cam usulü denilen bu sistemde görüntü, üzerine gümüşlü kolodyum eriyiği sürülmüş cam levhalarla elde edilmiştir. 1852 Yılında renkli fotoğrafı, teorik olarak Helmhoz tarafından ortaya atılırken, Liebıg ve arkadaşları yeni developmanlar hazırlamışlardır. 1855 yılında İngiltere'de bir firma her ay garantiyle albümün levhaları paketler halinde piyasaya sürmüştür.

1858 yılında kameraların istenilen negatif boyutlarına göre yapılmasına başlanmıştır. Örneğin: Thurston Thompson, VIII. Henrty'nin sarayındaki RaphaeTin eskizlerinin büyük reprodüksiyonlarını çekebilmek için 360X90 cm. boyutlarında bir kamera yapmıştır. Daha sonra Glasgow'lu John, Kıbble,92xll2 cm. boyutlarında kontakt tablar yapmayı başarmıştır. Kıbble'nin kamerasının objektifi 33 cm. uzunluğunda olup, kameraya takılan camların her biri 20kg ağırlığındaydı. Hava fotoğrafçılığının Öncülerinden Geoege Xawrence 1900 Chicago ve Alton demiryolu şirketine ait yeni bir yolcu treninin fotoğrafını çekebilmek için özel bir kamera geliştirilmiştir. O yıllarda agrandize, yerine kontakt tab (yanı bire bir) yapılıyordu. Bu kameranın yapımında 160 kg çimento, 150 m akağaç kullanılmıştır. Toplam ağırlığı 409 kg’dır. Cam konulmuş şasenin ağırlığı ise 227 kg biri geniş açı, odak uzaklığı 168 cm diğeri odak uzaklığı 300 mm olan iki objektifi vardır(Demirel, 1996:11).

1858 yılında Fransız Nabar, bir balonla uçarak 300 m yükseklikten, kolodyum tabakasıyla kaplı' bir levha üzerine ilk hava fotoğrafını çekmiştir. 1861 yılında G. Wardley'de'"banyoda pirogallik asidi kullanmıştır. 1861 yılında James Clerk Maxwell

(25)

Londra'da renkli bir resmi projeksiyonla göstermeyi başarmıştır. Bu resim kırmızı, mavi ve yeşil üç filtrenin üç ayrı diapozitifler, o zaman renklerin tespiti mümkün olmadığından rötuş ile yapılmıştır.

1865 yılında Vtlhelm Bauer ilk sualtı fotoğrafı denemiştir. Yine aynı yıl Garcey İskoçya'da dalış yaparak bunu başarmıştır. Başka bir deneme 1866 yılında Bazın tarafından, penceresi bulunan çinko bir fıçı ile 12 m derinliklerde yapılmıştır. 1866

yılında negatifleri büyütmek için solar adında büyük çaptaki aygıtların aracılığı ile gün ışığından yararlanılması düşünülmüştür. Güneş ışığının bütün gün değişiklikler göstermesi, kış aylarında çok az görülmesi, fotoğrafçıların suni ışık kullanmalarını zorunlu kılmıştır.

1870 yılında Ed - Lıesegang tarafından ilk agrandizör magnesium ışığından yararlanılarak yapılmıştır.1871 yılında R. L. Maddox (Madox) adındaki bir ingiliz kolodyum yerine jelâtin, iyot, yerine de gümüş bromürü kullanarak bugünkü kuru, fotoğraf camlarım elde etmiştir. Böylece hem saniyenin 1/25. enstahtenelerle resim çekebiliyor hem de bu levhalar makineye kuru olarak yerleştirilebiliyordu. Islak levhanın güçlükleri şunlardır. Her poz hünerli bir hazırlama devresini gerektiriyordu. Fotoğrafçı, daima yanında çok büyük bir makineyle beraber levhalar taşımak zorundaydı. Kuru levha yöntemi ile büyük çapta bir üretimin başlaması biraz kolaylık sağladı. Bu üretimi yapan firmaların başında Kodak makinelerini piyasaya çıkartan Amerikalı George Eastman'dı. Kodak makinesi 100 poz çekebilen bromür ile kaplı bir jelâtin film rulosunu taşıyordu. Fotoğraf çekimi bittikten soma makine fabrikaya gönderiliyor ve jelâtin film kâğıttan ayrıldıktan sonra bir cam üzerine yerleştiriliyor, sonra makineye film konularak sahibine geri iade ediliyordu. Kuru jelâtinli filmlerin yayılmasıyla fotoğrafçılıkta önemli gelişmeler oldu. Işığın film üzerindeki etkilerini tam olarak Ölçmek olanaklar dâhiline girmiş oldu(Demirel, 1996:11).

1873 yılında Hermann Vogel renkli developmanlarla üzerinde 1873 yılında Hurter ve Driffield yaptıkları hesaplarla film banyosunda (Developmanda) zaman ve ısı yöntemini uyguladılar. Çalışmışlar ve aynı zamanda diğer kart (Emülsiyon) bazı boyalarla boyanırsa, diğer renklere karşı daha duyarlı olduğunu görerek renkli hassas plakalar yapmışlardır.

1874 yılında Pıerre Jules Cesar, kısa zamanda çok sayıda fotoğraf çekebilen bir- kamera geliştirmiş ve bu kamera daha sonraki yıllarda kinematographien'in doğmasına neden olmuştur. 1880 yılından sonra kameraların' boyutlarında büyük ölçüde değişiklikler yapılmıştır. Daha önceki yıllarda yapılan büyük kameralar yerine şapka, histori; dürbün ve tabanca içine sığabilecek kadar küçük olanları yapılmıştır. Bu döneme fotoğraf tarihinde ‘’Dedektif Kameralar’’ devri de denilmektedir (Demirel,1996:12).

(26)

1880 yıllarına kadar kırmızıdan başka renklere karşı duyarlı olan filmler ve levhalara ortak romantik deniliyor. 1880'de kırmızıya karşı duyarlı yeni bir duyarlı kart (Emülsiyon) yapıldı ki, buna da pankromatik denildi. Yine 1880 yılında Abney Hidrokinonu İlk banyo yapımında kullandı. 1888 yılında Momme Andersoh, Berlin'de monometil paraminofenol sülfatı metol adıyla tescil ettirdi.

1890 yılında ilk kez 9x12 linhof kamerasının yapımı gerçekleştirilmiştir. Özelliği: Objektifinin içersinde bir enstantanenin bulunması ve standart aksesuara sahip bulunuşu, bunların gerektiği zaman değiştirilebilmesidir. 1891 yılında Gabrıel Lıppmann, renkleri üstüste getirerek tespit edilebilen ilk renkli fotoğraf çalışmaları yapmıştır. Bu yapıtların çok canlı renklere sahip olmasına rağmen çoğaltma olanağı yoktu (Demirel,1996:12).

1892 yılında Londe ve Dessotjdeıx üstten bakılabilen spiegelreflex kamerayı bulmuştur. 1907 yılında Fransa'da Lumıere firması mavi, kırmızı ve yeşil renkte nişasta taneciklerini kullanarak renkli fotoğraf çalışmalarına başarmıştır. 1911 yılında Voglander körüklü ve metal olan bir kamera yapmıştır. 1915 yılında ark lambası ile çalışa metalden agrandizör yapılmıştır. 1925 yılında Baknak Oskal 24x36 mm. kamerayı buldu ve aynı yıllarda Kodak, Linser Raster metoduna uygun Kodak renkli filmini yaptı.

1926 yılında otomatik net ayarlı daha modern bir ağrandisör yapılmıştır. 1928 yılında çift objektifli refleks makineleri ilk defa Almanya'da Franke ve Haidecke firmaları tarafından imal edildi. 1929 yılında siyah-beyaz fotoğraçılıkta gelişme suni ışıklandırmadır. Ancak suni ışıklandırmanın kökleri 19. yy. ortalarına kadar gider, önceleri kokulu, dumanlı magnezyum flaşı kullanılıyordu. 1929 yılında Ostermeier J. alüminyum telle dolu flaş ampulleri kullanmaya başladı. Bu alanda en yeni gelişme elektronik lambadır.'Bu gelişmenin bilimsel önemi kadar estetik olanaklar da sağlamasıdır, baha sonra elektronik pozometre ve bunu diğer gelişmeler izlemiştir .

1953 yılında Kodak, Kodacrom Umkehr filmini piyasaya çıkardı. Daha sonraki yıllarda ise çok önemli gelişmeler, fotoğrafı teknoloji işbirliği ile daha üst düzeylere götürmüş, mikroskobik çalışmalar, uzay fotoğrafçılığı gelişmiş, çok daha detaylı' bir

(27)

fotoğrafı tekniği oluşturulmuştur. Karanlık oda çalışmaları özellikle teknik alanda çok daha-anlamlı boyutlar kazanmış, geliştirilen çok sayıda kamera ve aksesuar aracılığı ile sanatçıya seçenek ve dilediği gibi çalışma olanağı sağlanmıştır(Demirel,1996:12).

2.3.FOTOĞRAF SANATI VE TÜRKİYE

1830’larda Avrupa’da fotoğrafçılık büyük yankılar yaparken Osmanlı Devleti’nde fotoğrafın dinsel sınırlama nedeni ile günah olup olmadığı günün konusu haline gelmişti. Fotoğrafçı Dager’in yazdığı, fotoğrafçılığı anlatan kitap 1840’da dilimize çevrildi(İmer,1981:18). 1841 yılında Dager’in çırakları dünyanın dört bir yanına dağılarak ücret karşılığı merak eden insanların fotoğraflarını çekmeye başlamışlardı. 1842’de İstanbul’a Mösyö Kompa adlı biri gelerek Beyoğlu’nda o zamanki adı Belvü olan Lostirya’da fotoğraf çekmeye başladı. Ayrıca Mösyö Kompa fotoğrafçılığı öğrenmek isteyenlere ücret karşılığı ders veriyordu. Bu arada fotoğraf makinesi de satıyordu. Mösyö Kompa’nın bu atılımları gazetelere de çıkıyordu(İmer,1981:19).

1855’de dünyada o yıllara kadar yapılmamış bir şey Fransa’da gerçekleştiriliyordu. Fotoğrafçılığın ilk gününden beri çekilen fotoğraflar ilk kez bir araya getirilip sergileniyordu. Fotoğrafçılığın ilk elli yılı devler çağı idi. Bu, 680 kiloluk makineler, 280 santim odak uzaklığı objektifler ve 250 kilo ağırlığında cam şasileri gibi insanı şaşırtan teçhizatın kullanıldığı bir devirdi(İmer,1981:20).

Türkiye’de ise fotoğrafın gazete haberleri ve yabancı sanatçıların İstanbul’a gelmesiyle sanatın bizde yapılmasına başlandı. Ama ne yazık ki aranan malzemenin bulunmaması ve fotoğrafın günah olarak kabullenilmesi nedeni ile gizli ve eğlence olarak yapılmaya başlandı.

1856 Kırım savaşı sebebiyle İstanbul’a gelen kimyacı Rabach bütün engellenmelere rağmen Türkiye’de ilk fotoğrafhaneyi açan kişi olmuştur. İşlerini kısa bir sürede büyüten Rabach yanına Diyarbakırlı Kevork ve Wichen kardeşleri çırak olarak almıştır. Fakat bir süre sonra Rabach’ın memleketine dönmesiyle Rabach’ın atölyesini satın alarak Kevork ve Wichen kardeşler portre ve manzara resimleri çekerek ünlerini yurdun her yanına yaymışlardır. Bu arada saraylılar fotoğraf çektirmeye merak sarmıştı. Çok geçmeden zamanın padişahı Abdülaziz takdir edilen

(28)

Kevork ve Wichen kardeşlere ikinci Abdülhamit’in tahta çıkışımda ‘Ressam-ı Hazret-i Şehriyari’unvanı verilmiştir. Kevork ve Wichen kardeşler daha sonra Abdullah Biraderler adını alarak Müslüman olmuşlardır. Büyük bir ün yapan Abdullah Biraderler fotoğrafçılığı yaymak için özel dersler vermeye başlamışlar ve saraydaki şehzadelere düzenli olarak belirli günlerde fotoğrafçılığı öğretmişlerdir(İmer,1981:20).

Fotoğraf sanatının yayılmasıyla yeni isimler çıkmış ve Febüs Efendi kısa zamanda kendini kabul ettirerek Abdullah Biraderlere rakip olmuştur. Bir süre sonra ‘Hünkar Fotoğrafçılığı’Febüs Efendiye verilmiştir. Abdullah Biraderler sonunda iflas etmişlerdir. Abdullah Biraderler ve Febüs Efendi’nin yanı sıra ilk Türk fotoğrafçıları arasına ünlü bir isi Nikola Andriomenos’u katmak gerekir. Abdullah Biraderler!in yanında çıarklıktan yetişme Nikola Andriomenas bir süre sonra bu atölyeyi satın alarak kendi adına bir fotoğrafhane ‘FotoSaray’ adıyla Beyoğlu’na taşınmıştır(İmer,1981:22).

Yine Abdullah Biraderler’in çıraklarından, Nikola Andriomenos’tur. Abdullah Biraderler’in yanında çırak olarak çalışan bu kişi, daha sonra bu atelyeyi üzerine alarak kendi adına bir fotoğrafhane kurmuş ve padişahın fotoğrafçısı olmuştur. Ayrıca şehzadelere ve sultanlara uzun süre fotoğrafçılık dersleri vermiştir. 1929 yılında yetmiş sekiz yaşında öldükten sonra Beyazıt’taki atelyesi oğluna kalmış, oğlu da Beyazıt Meydanı’nın son imar düzeninden sonra bu atelyeyi ’’Foto Saray’’ adıyla Beyoğlu’na taşınmıştır (Evren,1981:789)

Diğer bir çırağıda sonradan büyük isim yapmış ressam ve dekoratör Yakob Samancı ve oğlu Aşil Samancı ‘dır. Önce baba mesleğini öğrenmiş sonra da saraya girerek fotoğraf hocası olmuştur. Aşil Efendi ülkemizde ilk magazin fotoğrafçılığını başlatan kişidir. Atatürk’ün annesinin fotoğrafını çeken Aşil Efendi’dir.

Türk fotoğrafçılığı 1900 yılına kadar ‘Foto Sabah’ ile Joaillier’nin de önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu atölyeden yetişen Yakob İskender daha sonra burayı devralarak ‘Foto Sabah’ adıyla sürdürmüştür. Bu fotoğrafhane değişerek günümüze kadar gelmiştir. Fotoğrafçılığı öğretmeye amaçlayan ilk telif eser 1288(1871) de yayımlanan Hüsnü Efendi yazdığı ‘Usul-ü fotoğraf Risalesi’dir(İmer,1981:21).

(29)

2.4.FOTOĞRAFÇILIĞIN YAYILMASI

1888 yılında George Eastman’ın kurduğu Kodak fabrikası, fotoğrafçılığı olağanüstü teknik yetenek ve bilgi gerektiren bir iş olmaktan kurtardı. Bir anda milyonlarca kişi fotoğrafçılığa başladı. Dünyada ilk kez bir gazetenin bir resimle süslenmesi 1850’de gerçekleşti. Süslenmesi diyoruz, çünkü; Benjamin Fraklin ‘in Pennsylvania Gazetesi’nde yayımlanan ve parçalanmış bir yılanı gösteren resim yalnızca bir süstü. Bu resmin altında ‘Amerikalılar birleşin ya da ölün!’ yazılıydı(İmer,1981:22).

İlk büyük fotoğraf sergisi Londra’da 1852’de açıldı ve bir yıl sonra şu anda“Royal Photographic Society” olarak bilinen kurum kuruldu. Bu topluluğun en önemli etkinliklerinden birisi sergi düzenlemek oldu ve böylece profesyonellere tanınma şansı verirken amatörlere de biraraya gelme olanağını verdi ki bu da fotoğrafın sanatsal olarak gelişmesi açısından önemli bir adımdı. Sanat eleştirmenlerinin bu yeni araca yaklaşımları ve fotoğrafın sanatsal bir bakış açısı için resme öykünmesi gerektiği konusundaki genel yargı sebebiyle fotoğrafçılar genelde duygusal yada tarihsel konulu fotoğraflarını sergilemeyi tercih ettiler. Bu dönemde fotoğrafçılar, fotoğrafı tıpkı resim gibi saygı gören bir sanat dalı olarak kabul ettirmek ve yapıtlarının müze ve sergi salonlarında sergilenebildiğini görmek adına, fotoğrafın kendi dinamiklerini sorgulamak yerine, resme öykünmüşlerdir(Göksungur,2006;10).

Gazetede resimleri yaygınlaştıran kişi ise Joseph Pulitzer’dir. 1890’larda Pulitzer’in ‘World’adlı gazetesinde Amerikan’nın her köşesinde binlerce genç fotoğraf yollamaktaydı. Fotoğrafçılıkta dev isimlerden biride Ottawa, İllionislli George Lawrence’dir. Bu fotoğrafçı, sonradan hava fotoğrafçılığının öncülerinden biri olmakla ün yapmıştır.

1900 yılında, Chicago ve Alton demiryolu şirketine ait yeni bir yolcu treninin fotoğrafını çekmek için Lawrence özel bir kamera yapmıştı. Ağrandisman yerine kontakt baskıyı tercih etmesindeki ısrarın nedeni açıkça bilinmemekle beraber, belki de o zamanın diğer fotoğrafçıları gibi, büyük konytakt baskıların daha fazla reklam yapacağını düşüyordu(İmer,1981:22).

(30)

Lawrence’ın fotoğraf makinesinin yapılış şekli mimarı düşüncelerden pek uzak kalmıyordu. Makinenin yapılışında 160 kilo çimento ve 150 metre akağaç kullanılmıştı. Lastik körük uzatıldığı zaman, kameranın uzatıldığı zaman, kameranın boyu tampondan tampona iki otomobil boyundaydı. Fotoğrafçı özel bir kapıdan içeri girerek bir samur fırça ile camları temizlerdi. Makinenin ağırlığı 409 kilo, cam takılmış durumda şasinin ağırlığı ise 227 kilo geliyordu. Makineye Carl Zeiss firmasından ayrı iki objektif tedarik edilmişti. Biri genş açılı 168 santim odak uzaklıklı bir objektif, diğer ise odak uzaklığı 300 santim olan teleskopik bir devdi.

1900 yılı ilkbaharının rüzgarlı bir sabahında, oldukça kuvvetli olduğu tahmin edilen iki atın çektiği bir araba, bu fotoğraf makinesini Chicago yakınındaki bir çimenliğe götürüyordu. Lawrence fotoğrafını 15 kişinin yardımı ile çekebilmişti. Paris fotoğraf sergisindeki uzmanlar çaekilen fotoğrafa inanmadıklarını açıklamışlardır. Gözlerine bir türlü inanamayan uzmanlar Newyork’daki Fransız konsolosunun Illinois’e seyahat ederek kamerayı incelemesinde ısrara ediyorlardı. Ancak konsolosun seyahatinden sonra uzmanlar yanıldıklarını anladırlar, fotoğrafın tek bir negatiften alınmış dünyanın en büyük fotoğrafı olduğunu kabul edebildiler (İmer,1981:23).

2.5. 19. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA FOTOĞRAF

18. yy. endüstri devrimi ile birlikte tüm Dünya’yı etkileyen teknolojik gelişmeler, 1826 yılında Joshep Nicephor Niepce’nin ilk görüntüyü elde etmesi ve 1939 yılında Fransız Bilimler Akademisi’nin fotoğrafı bir buluş olarak Dünya’ya duyurması ile fotoğrafın ve fotoğraf makinesinin günümüze kadar olan süreçte tarihsel yolculuğuna çıktığı söylenebilir. Fotoğraf’ın icadı ile aynı dönemde Osmanlı İmparatorluğunda yaşanan yenileşme hareketlerini yöneten II. Mahmut, devlet kurumlarına kendi resimlerini astırarak Osmanlı’nın resim anlayışını değiştirme yolunda önemli bir adım atmıştır.

Bu arada fotoğrafın diğer işlevsel alanlarının da fark edilerek kullanılmaya başladığı görülmektedir. Bu icadı kullananlar arasında; ressamlar, arkeologlar, yazarlar

(31)

ve mimarlar olduğu görülmektedir. Bu gelişmelerle birlikte batının doğuya olan ilgisi ve merakı oryantalist fotoğraf çalışmaları ile aktarılmıştır( Özendes,1995:2)

18.yy Osmanlı imparatorluğunun teknik anlamda Batılılaşma çabaları nedeniyle askeri okulların müfredatına perspektife dayalı resim dersleri (fenn-i menazır) eklemesi, 19. yüzyılda İstanbul’a gelen Batılı gezgin, edebiyatçı, fotoğrafçı, ressamlar ve Pera’da yaşayan azınlık grup sayesinde fotoğrafın yaygınlaşması sonucu resim sanatında da yaygınlaşma görülür (Tansuğ,1986:52)

Resim sanatında eski ve köklü bir geleneğe sahip olan Batı’da bu gelişmeler olurken, fotoğraf; geçmişinde perspektifsiz, çizim, minyatürü yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’na nasıl geldi? İmparatorlukta Batı tarzı resim ve realizme doğru yoğun olarak gidiş,19.yüzyılla birlikte başladı. 19.yüzyıl Osmanlı’nın modernleşme çabalarına giriştiği bir dönemdi. İmparatorluğa matbaa 18.yüzyıl başlarında girmişti(Çizgen,1992:17).

1727 yılında İbrahim Müteferrika ve yirmi sekiz Çelebizade Said Efendi tarafından İstanbul’da ilk matbaa açılmıştı. İlk resimli kitap 1797’de basılmış olmakla birlikte, 19. yüzyılda bu modernleşme çabalarıyla Avrupa’dan getirilen coğrafya ve matematik kitapları da basıldı. Bu asır Avrupa’sındaki gelişmeler, Osmanlı İmparatorluğu’nu politik, kültür ve sanat, askeri ve ticari yönlerde de etkilemeye başladı ve Batı’ya dönük bir politikanın esas alınmasına neden oldu. Toplumun beğenileri değişti. Resim, mimari ve müzikte gelenekselin yanı sıra, Osmanlı toplumunda elit zümreyi oluşturan entelektüel, bürokrat ve saray çevrelerine Batı zevki girmeye başladı.

Sultanların giysileri, altı yüzyıllık imparatorluğum geleneksel giyiminden ilk kez farklılaştı ve kavuk, kaftan, şalvar yerine, yandan şeritli pantolonlar, kırmızı fesler giyilmeye başlandı. Ceketler de apoletlerle bezendi. Donizetti, Mızıka-ı Hümayun’u bir Avrupa bandosu anlayışında yönetmek üzere çağırılmış, Osmanlı ordusu, Alman, İsveçli, İngiliz ve Fransız paşalarıyla ilginç bir görünüm almıştı(Çizgen,1992:17).

Fotoğrafın bulunuşu yıllarında Osmanlı Sultanı olan II. Mahmud, Batı sanatına ilgi duyan bir sultandı. Batı müziği, piyano, Avrupa tarzı bando, orkestra, tiyatro, askeri yenilikler Osmanlı ülkesine onun saltanatı yıllarında girmeye başladı. Resimde yârım tonlar, ışık ve gölgeler, doğa

(32)

resminde doğanın aynen resimlenmesi uygulanmaya başladı. Pek çok konuda çalıştırılan Batılılar, dışarıda imparatorluğun tanıtımında olduğu gibi, Batı'nın bilgi ve tekniğinden yararlanılması gerektiği inancını, Osmanlı devlet adamlarına aşılamada da yardımcı oldular. Eğitim ve mali konularda yeni düzenlemeler getirilirken, askeri alanda da modern bir anlayış getirildi. II. Mahmud, son zamanlarda gerilik ve tutuculuğun simgesi haline gelen Yeniçeri Ocakları'nın 1826 yılında kapattı(Çizgen,1992:18).

Batılı hükümdarlar eskiden beri devlet dairelerine astırılmak ve birbirlerine hediye edilmek üzere resimlerini yaptırmayı adet haline getirmişlerdi. II. Mahmud resimlerini devlet dairelerine astıran ilk Osmanlı Sultanı oldu.1836'da Selimiye Kışlası'na büyük bir törenle resmi asıldı. Sultan da törenleri izlemek için deniz yoluyla sarayından kışlaya geldi. O gece kışlanın içi ve dışı kandillerle donatıldı ve havai fişekler atıldı. Sultan ayrıca kendi resmini taşıyan bir nişan hazırlatmış ve Tasvir-i Hümayun adı verilen bu nişanı en sadık bildiği devlet erkânı ve ricalinin boyunlarına kendi eliyle takmıştı(Çizgen,1992:19).

Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa kuvvetlerine karşı çarpışacak olan Osmanlı ordusunun kumandanı Çerkez Hafız Mehmed Paşa'ya 1838 yılında moral olması için bir resmini gönderdi. Ancak bir süre sonra bazı tutucular halkı kışkırtmaya başladılar, her tarafta bunun dine aykırı olduğunu yaydılar. Sultan Mahmud'un ölü-münden sonra bir süre bu resimlerin üstü perdelerle kapatıldı. Daha sonraları halk resme ve hatta fotoğrafa alıştığından, sultanların resimlerinin asılması da hoş görülmeye başlandı(Çizgen,1992:18). II. Mahmud’dan sonra sultanlığa gelen oğlu Abdulmecid’in görüp seyretmesi için, bir ressamın eserleri sarayda sergilendi.

Abdülmecid’den sonra sultanlığa gelen Abdülaziz Osmanlı’nın Berlin sefiri aracılığıyla, 1863’de İmparatoriçe Augusta’ya Abdullah Biraderler’in çektiği bir fotoğrafını gönderdi(Çizgen,1992:19). 1910’da İstanbul’da açılan ilk müslüman fotoğrafhanelerden Resna’nın sahibi Bahaeddin Bey;‘’Tesettür, günah, haram korkusuyla mücadele etmek istediğim içindir ki, atölyemi İstanbul cihetinde kurmaya karar verdim’’der. Sonuç olarak müslüman halk arasında yaygın inanç resmetmenin yasak olduğu ağırlığındadır(Çizgen,1992:20).

(33)

Osmanlı İmparatorluğu'nun halkından olan Yahudilerde Musevi dinine göre tasvir kesinlikle yasaklanmıştır. İşte bu dini nedenle ilk fotoğrafçılar müslümanlar ve museviler arasından çıkmadı. Başlangıcında fotoğraf, Osmanlı İmparatorluğu’nda müslüman olmayanların uğraşı oldu. Bu topraklara gezginler yolu ile girmiş olan fotoğraf, öncelikle Hıristiyan dinine sahip topluluklar, Ermeni ve Rumlar tarafından başlatılmış oldu. Bu fotoğraflar, model olarak da Hıristiyanları kullandılar.

Ermeniler, Diyarbakır, Sivas, Trabzon; Elazığ ve İstanbul’da daha çok eczacı ve kimyager olarak bilinirlerdi. Ayrıca Ermeniler Venedik’teki Murad-Raphaelyan Okulu’ndan sanat alanında çok şey öğrendiler. İmparatorluğun çeşitli yerlerinde yaşayan Ermeni ailelerde çocuklarını İstanbul’a meslek öğrenmeye gönderirlerdi. Bu gençler, o dönemlerde yeni açılmış, bulunan Ermeni fotoğrafhanelerinde çırak olarak çalıştılar. Ve bu gençler hemen fotoğrafçılığı bir Ermeni tekeli haline getirdiler(Çizgen, 1992:20).

Ermenilerden sonra fotoğrafa yoğun ilgi gösteren Rumlar oldu. 19. yüzyılın sonlarında bazı Levantenler de fotoğrafla ilgilenmeye başladılar.

Ticaretle fazla ilgisi olmayan Müslüman halk için fotoğraf bir macera sayılabilirdi (Çizgen,1992: 21). Resim bir ders programı olarak ilk kez bir askeri okul olan,1795 yılında öğretime başlamış Mühendis-hane Berri Hümayun’a 19. yüzyılda eklendi.

Ancak bu okullardaki resim dersleri, teknik anlamda Batılılaşmak isteyen Osmanlı’ya tam da denk düşen bir öğretim programına sahiptir. Bu dönemde önemli olan topçuluktur ve bu da perspektif öğrenimi, perspektife dayalı çizimi gerektirmektedir. Dolayısıyla Osmanlı’ya resim henüz bir sanat değil; fakat teknik bir zorunluluk olarak girmiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde resim derslerinin askeri okulların yanı sıra İstanbul’da 1869 yılında eğitime başlayan Galatasaray Mektebi Sultanisi ve 1873 yılında kurulan Darüşşafaka Lisesi gibi sivil okulların programlarında da resim derslerine yer verildiği görülür (Tansuğ;1986,51)

Osmanlı saray erkânı ve devlet ileri gelenleri, Türkiye ‘ye batılı kültür sızıntılarının başladığı ve etkilerini gösterdiği bu dönemde, yenilikçi hareketlerin yanında yer almışlar, bu tür hareketleri özendirmişlerdir. Batılı anlamda sanatsal gelişmelerin yoğunlaşması, İstanbul Pera’da fotoğrafı, sinemayı ve sanat sergilerini

(34)

kucaklayan etkinliklere dönüşmesi, üst düzey bu kişiler sayesinde olmuştur( Özsezgin;1998,14)

Fotoğrafın bu işlevsel yönü Osmanlı topraklarında da yaygın halde kullanılmıştır. Saray kontrolünde çekilen fotoğrafların imparatorluğun her alanında kullanıldığı görülmektedir. Sultan II. Abdülaziz’in de fotoğrafa ilgi duyması ve ülkedeki fotoğrafçılara; Hastaneleri, Laboratuarları, Posta çalışanlarını, Demiryolu, Açılış törenlerini belgeletmiştir. “ Diğer devlet başkanlarına, ülkenin propagandasını yapmak amacı ile albümler gönderildi. Sultan, tahta geçişinin 25. yılında, Osmanlı topraklarında çıkarılacak af için, ülkenin bütün cezaevlerindeki mahkumların isimleri, suçları ve mahkumiyet müddetleri yazılı olan bu albümlere bakarak af kararını verdi.”1 Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bu gelişmeler ve fotoğrafın kullanım alanın genişlemesi ile birlikte fotoğraf stüdyoları saraydan destek alarak yaygınlaşmaya başladı(Özendes;1995,2)

Mühendishane’ye resim derslerine yararlanmak üzere 1805’de İngiltere’den bir Camera Obscura getirildi. Daha sonraları fotoğraf derslerinin eklendiği bu okullarda öğretmenliği, ressam sınıfından mezun olmuş askerler yaptılar. Sultan II.Abdülhamid’in, imparatorluktaki tüm olayları sarayından çıkmadan izlemesi bu fotoğraflar sayesinde oldu. II.Abdülhamid, Osmanlı’da fotoğrafın en büyük koruyucusu ve destekleyici oldu. Güzel sanatlarla ilgilenen sultanın kendisi de fotoğraf çekerdi. Sarayda vaktinin çoğunu marangoz atölyesi, resim salonu,müzik salonu ve fotoğraf atölyesinde geçirirdi. II.Abdülhamid’in fotoğrafa verdiği olağanüstü önem, bu sanatın döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda süratle gelişmesini sağladı. Sultan fotoğrafçılara ülkenin her şeyini fotoğrafla saptama görevi verdiği bilinmektedir(Çizgen,1992: 63-64).

2.6. OSMANLI’DAN CUMHURİYE’TE FOTOĞRAFÇILIK

Osmanlı sanatında başta dini olmak üzere sivil, mimari örnekleri günümüze değin bir ruh zenginliğinin kanıtı olarak ayakta kalmıştır. Bu konuda anıtsal dini mimarinin yanı sıra Osmanlı'da sürdürülen Selçuklu çini geleneği yazı (hat), minyatür, ahşap işçiliği ve sedefçilik örnek gösterilebilir. 3 kıtaya yayılmış imparatorlukta çok

(35)

renkli bir kültür mozaiği gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. 1830'larda Avrupa'da fotoğrafçılık büyük yankılar yaparken Osmanlı Devleti’nde fotoğrafın dinsel sınırlama nedeniyle günah olup olmadığı günün konusu haline gelmişti. Gazetede yazılar çıkmaya, fotoğrafın ne olduğu, kimler tarafından bulunduğu anlatılmaya başlandı. ( İmer,1981 :14).

Padişah II. Abdülhamit dönemi Osmanlı Fotoğrafının en karakteristik dönemidir. Padişah fotoğrafı ülkeyi tanıma ve tanıtma amacıyla benimsemiştir( Ak, 1982: 17).

Cumhuriyet’in ilanı Osmanlı Dönemi’nde fotoğrafçılık işine müslümanların girmemesine özen gösteren küçük bir azınlığın egemenliğine son vermiştir. Siyasi alanda saray otoritesinin yerini halk meclisi alırken fotoğrafçılık sır olmaktan çıkmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çağdaş yaşamı yakalama tutkusunu paylaşanlar arasında 79 yıllık yaşamını sanat ve eğitime adamış bir Şinasi Barutçu vardır. Barutçu, Almanya'da öğrenim görerek 1932'de öğretmen yetiştiren "Gazi Terbiye Enstitüsü"ne Grafik Sanatlar ve Fotoğraf öğretmeni olarak atanır. Görsel eğitimi dağ başlarındaki okullara yayma tutkusu, sporla fotoğrafı içiçe yaşatması, fotoğrafı kurumlaştırma öncülüğü, ahşap işçiliğine duyduğu yakın ilgi içimizden çıkan benzersiz sınırsız biri izlenimini verir( Ak, 2001: 25).

Türkiye'de fotoğraf öğrenimi sadece Halk Evlerinde verilen kurslarla sınırlı kalmamış, daha ileri düzeylere taşınmıştır. Almanya'da eğitim gören, Şinasi Barutçu 1932'de Gazi Eğitim Enstitüsü'nde yazı, grafik sanatları ve fotoğraf yetiştirmesi olarak yer almıştır. Güzel Sanatlar Akademisi'nde fotoğraf konusunda ilk çalışmalar ise Zeki Faik İzer'in fotoğraf öğretilerini aktarması için bu okula atanmasıyla başlar. 1962-80 yılları arasında akademide görev yapmış Cafer Türkmen, 1980 yılından sonra fotoğraf öğretim görevlisi kadrosuna alınmıştır. Tatbikî Güzel Sanatlar Yüksekokulunda 1957-58 yıllarında fotoğraf eğitimi başlamıştır. İlk görevli kişi Vehbi Yazgan olmuştur. Yurtdışına eğitim için gönderilen hocaların etkinliklerinin artması önemli rol oynamıştır. Paris'te Gökşin Sipahioğlu tarafından başlatılmış 1960 yılları Türk Fotoğrafının kimliğine kavuşarak dışa açılma döneminin başlangıcı olmuştur. Fotoğrafımızın yurtdışında tanıtılmasına öncülük eden Ara Güler'in sayısız karelerinde yaşam bulmuştur (Özdensöz,1992:27).

(36)

1977 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin aldığı bir kararla bağımsız bir fotoğraf okulu kurulmuştur günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren enstitü, İstanbul’daki fotoğraf ustalarından ve onların atölyelerinden de yararlanarak çalışmalarını yürütmektedir (Ak, 1982:18-19)

2.7. CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA FOTOĞRAF(1923-1952)

Cumhuriyetin ilanı ile her alanda olduğu gibi fotoğrafın kullanımı adına devrim niteliğinde sayılabilecek gelişme; “1932 yıllarında nüfus kağıdı, pasaport ve resmi evraklara fotoğraf konması zorunluluğu, fotoğraf çektirmek istemeyen bir kısım halkın da stüdyolara girmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu dönemin fotoğrafçısı Cemal Işıksel ise, Atatürk’ün fotoğraflarını çekerek portre geleneğini devam ettiren ve ilk foto muhabiri unvanı alan kişidir. Bu göreve 1929 yılında Atatürk’ün emriyle Ankara Ulus Gazetesi’nde başlamıştır.” Altı yüzyılı aşkın Osmanlı imparatorluğu’nun sona ermesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması, Türkiye'nin ve Türk insanının tanıtılması dönemini başlattı. Bu tanıtımda en büyük görevi, Vedat Nedim Tör'ün başkanlığında Matbuat Umum Müdürlüğü üstlendi,’ La Turquie Kemalist’e adı ile çıkartılan periyodik yayın ve pek çok tanıtıcı kitap, fotoğraflarla bezenerek dünyaya dağıtılmaya başladı(Ertan;2005,21).

1926 yılında Türkiye'ye yerleşen Avusturya asıllı Othmar Pferschy, fotoğrafçı Jean Weinberg'in yanında 6 yıl çalıştı(Çizgen,1992:75).

Kurtuluş savaşı sonrasında halkın ve Cumhuriyetin yapılandırılmasına önem veren Atatürk, Tarih, Mimari, Arkeoloji ve Sanat alanlarında olduğu gibi fotoğraf alanında da yurt dışından uzmanlarla çalışmıştır. “1926 yılında Türkiye’ye yerleşen Avusturya asıllı Otmar Pfershy, Basın Yayın Genel Müdürlüğü adına Anadolu’yu gezerek binlerce fotoğraf çeker. Tarihi yapıları, kent peyzajlarını ve insan yaşamını ele alan bu fotoğraflar ‘Fotoğraflarla Türkiye’ adı altında Almanya’da Baskısı yapılan bir kitapta toplanır(Ertan,1995;6).

(37)

1935 yılında Matbuat Umum Müdürlüğüne sözleşmeli fotoğrafçı olarak alındı. Beş yılı aşkın bir süre bu görevde çalışan Pferschy, Türkiye'yi dolaşarak binlerce fotoğraf çekti. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin tanıtılması amacıyla hazırlanan ve baskısı Almanya'da yapılan fotoğraflarla Türkiye albümünün tüm fotoğrafları Othmar tarafından çekildi. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafları, fotoğrafçılar tarafından birbirleriyle yarışırcasına çekildi. Bu fotoğrafçılar arasında en önemli isimler; Eteni Tem, Cemal Işıksel, Esat Nedim Tengizman, Jean Weiüberg, Othmar Pferschy, Kayseri'den Hayri T.Tolgay, Ferit İbrahim, gazete fotoğrafçılığım gerçek anlamda meslek edinen Namık Görgüç, Cemal Göral, Ali Ersan, Selahattin Giz, Faik Şenol, Hilmi Şahenk'tir(Çizgen,1992:75).

1924 yılında Vakit gazetesinde foto muhabirliğine başlayan Cemal Işıksal, Ankara'da bir apartman dairesini yedi yıl süreyle Atatürk fotoğraflarından oluşan bir müze haline getirdi. Yine Atatürk fotoğraflarıyla pek çok sergiler açtı ve 1969'da bu fotoğrafları Atatürk Fotoğrafları adlı albümde topladı. Gayrimüslim fotoğraf stüdyolarının yanı sıra müslüman stüdyo sahipleri çoğalmaya başladı. Demokratik döneme geçiş sürecinde tüm alanlarda olduğu gibi, fotoğrafçılıkta da büyük bir değişim yaşanmaya başladı. Ve fotoğraf bir devlet politikası olarak gündeme geldi. Halkevleri'nin çalışmaları fotoğrafın yaygınlaşmasına çok büyük katkıda bulundu. Her Halkevi'nde açılan fotoğraf kursları yeni isimlerin yetişmesini sağladı.

1927 öğretim yılında ortaöğretime öğretmen yetiştirmek amacıyla kurulan Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, 1932 yılına gelindiğinde önemli olaylardan biri Enstitü bünyesinde Resim-İş Eğitimi Bölümü’nün açılmasıdır. Bölümün ilk öğretmeni ve kurucusu İsmail Hakkı Tonguç olup, 1932–1935 yılları arasında bölüm başkanlığı yapmıştır(Alakuş;2003,160)

1940'da Münif Pehim, Hüsnü Cantürk, Suat Fenik, İlhan Arakon, İhsan Erkıhç Eminönü Halkevi'nde bir sergi açtılar. 1906 yılında istanbul'da doğan Şinasi Barutçu, gerek yayınlarıyla, gerekse dernek çalışmalarıyla Türkiye'de fotoğrafın yaygınlaşmasına önemli katkılarda bulunan kişilerden biridir. Resna fotoğrafhanesinden yetişen Barutçu, 1932 yılında Gazi Terbiye Enstitüsü'nde fotoğraf hocalığına atandı. 1945 yılında yalnız iki sayı yayımlanabilen Foto dergisini çıkaran Barutçu'nun fotoğrafla ilgili beş ayrı kitabı vardır.

(38)

1930’lu yıllarda Namık Görgüç, Faik Şenol, Ali Er-san, Selahattin Giz, Hilmi Şanenk, Cemal Göral, Müeddep Erkmen, gazetelere ara sıra fotoğraf satarak çabalarım sürdürmekteydiler. Bu fotoğrafçılar arasında güzel bir dayanışma da vardı. Bir gün önce gazetelerde yayınlanan fotoğraflarını ertesi gün toplanarak eleştiriyorlar ve birlikte daha güzele varmanın yollarını araştırıyorlardı. Bir gün içinde şehirde birkaç olay varsa, kendi aralarında görev dağıtımı yapıp, akşamüstü eksik fotoğraflarını birbirlerinden ta-mamlayıp gazetelere öneri götürüyorlardı(Çizgen,1992:76).

1 Mayıs 1948'de yayın hayatına giren Hürriyet gazetesi için Şemiha Es dünyayı dolaşarak fotoğraflar çekti. Yine aynı yıllarda ilk basın ajansı Basın-Foto Selahattin Giz, Faik Şenol, Faruk Fenik, Cemal Göral tarafından kuruldu. Beyoğlu'nda bir yer kiralayarak işe başlayan bu ajansın, arkası karanlık oda durumuna getirilmiş bir otobüsü de vardı. Çekilen fotoğraflar, bu otobüsün arka bölümündeki karanlık odada yıkanıp basılıyor ve gazetelere koşturuluyordu. Kendi tanıtımlarım yapmak için bazı akşamüstleri Taksim'in bir köşesine çekilen bu karanlık odalı otobüsün üzerinde film gösterileri de yapılıyordu. Bu ajans dört yıl sonra dağıldı (Çizgen,1992:76).

1 Aralık 1949'da ise yayın hayatına yeni bir anlayışla başlayan Yeni İstanbul gazetesinin fotoğraf kadrosunu Ara Güler, Zeki Bükey, Mehmet Biber, Limasollu Naci oluşturmaktaydı. 1952'de Resimli Hayat adı ile yayınlanan Hayat Mecmuası 1956 yılında haftalık olarak yayınını sürdürdü. Fotoğrafların güzel baskılarla sunulduğu bu dergide pek çok özel foto-röportaja yer yerildi. Ara Güler, Ozan Sağdıç, Yıldız Moran, Semiha Es, İnal Tengizman'ın fotoğraflarını kullanan ve fotoğrafın geniş bir alanda değerlendiği bu ilk magazin Türk fotoğrafçılarından pek çoğunun gelip geçtiği bir okul niteliğine büründü. 1957 yılında ilk Türk Foto Muhabirleri Cemiyeti kuruldu (Çizgen,1992:77).

2.8. TÜRKİYE’DE 1960 -1975 YILLARI ARASI FOTOĞRAF

II. Dünya Savaşından sonra dünyanın politik, ekonomik ve sosyal yapısının değiştiği bir dönemde, orta sınıfın yabancılaşması ve yaşadığı hayal kırıklıkları sonucu modernizm kavramı sorgulanır. Modernizmin aydınlanma teorisi yıkılmıştır.

(39)

Postmodernizm, “post” ön ekinden anlaşılacağı gibi bir sonralık, başkaldırı ve modernizm ile hesaplaşma olarak ortaya çıkar(Yayıntaş;2005,51).

Sanat, sonlu ile sonsuz arasındaki yitik birliğin yaratma eylemi ile dışa vurulması olduğuna göre; bireyin içinde bulunduğu sürecin, başlangıç ile gelinen zaman boyutu arasında gösterdiği değişim ve gelişmeler sanatçı kişiliği belirler. Sanat yapıtları ise; bu kişiliği yol boyunca yansıtan ayna işlevini yüklenirler. Fotoğraf seksenli yıllarla birlikte Türkiye’de büyük bir ivme kazanmıştır. Türk fotoğrafındaki kimlik değiştirmeye başladığı, değişik eğilimlerin ortaya çıktığı dönem olmasıyla da Cumhuriyet sonrası Türk fotoğrafında önemli bir yer tutar.

Fotoğrafın toplumsal ve sanatsal işlevini yerine getirebilmesi için gerekli ön koşullardan en önemlisi oları; batıda 1839 yılında Daguerre ile girilen yeni dönemde Fransız Bilimler Akademisi'nde bilimsel bir disiplin olarak başlatılan ve 1960'lar Avrupası’nda Yüksek okul düzeyinde bağımsız bölümler olarak yerini alan ve Türkiye'de, Şinasi Barutçu'nun gayretleriyle Gazi Eğitim Enstitüsü ve Orta Öğretmen Okulu'na ders olarak giren; ülkemizde sanat eğitimi ve öğretiminin beşiği niteliğini taşıyan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (ya da yeni adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi)'nde Zeki Faik İzer Vedat Ar ve 1962'den itibaren Cafer Türkmen'in katkılarıyla sürdürülen; Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda (ya da yeni adıyla Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Vehbi Yazgan ile başlatılıp, Güler Ertan ve Barbaros Gürsel ile Grafik Bölümü İçinde sürdürülen eğitim süreci, ancak 1978 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi çatısı altında "Fotoğraf Enstitüsü" ismi ile bağımsız kurum kimliğine kavuşmuştur (Ak, 1982, 19.).

2547 sayılı YÖK yasasının 5. maddesi gelişmelere ivme kazandırmış ve sırayla Yıldız Üniversitesi bünyesinde iki yıllık ön lisans veren Fotoğraf Meslek Yüksek Okulu açılmış, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Fotoğraf eğitimi dört yıllık lisans düzeyine çıkartılarak bağımsız kurum kimliğine kavuşmuştur.

1980 sonrasında eğitim sürecindeki bu zenginlik heyecan vericidir. Ancak ülkemizin bu kurumlar bazında akademisyen sorununu çözecek geçmişe yönelik besleme kaynağı olmadığından; bu kurumların kendi çağdaş kadrolarını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde bazı sorunları yaşamaları da kaçınılmaz olacaktır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Yazır’a göre Comte, insanın üç hal geçirmesini iddia ettiği zaman şunları itiraf etmiş olur: Comte önce insanın sahip olduğu bu fıtratı anlayıp kabul etmiş,

Merhum Sadrazam Müşir Cevat Paşanın yeğeni, Kabaağaçlı merhum Ferik Şakir Paşa- nm ve merhume Sare İsm et Hanımefendinin kızı, Viyolonist merhum Profesör

COURSE AIM Fotoğrafın bulunuşu ve gelişimini tarihsel süreç içerisinde incelemek, farklı fotoğraf yaklaşımlarını (toplumsal eleştiri aracı

Pek çok batılı ülke için nüfusun yaşlanması ve yaşam süresi beklentisinin artması yeni yüzyıl için sorun

ölçütleri haline gelecek güzellik, deha, estetik gibi kavramlar, Berger tarafından modern bir bilgi. siyasetinin değer yüklü

• Öte yandan yağlı boya özelinde ve sanat parçası genelinde sanatın mülkiyete konu olduğunun farkında olan ve eserinde bilerek mülkiyet kodlarının dayattığı görme

Sanat parçalarının yeni bağlamlarda yeni bireysel ve toplumsal oluşumlarla buluşmasının sanat ve sosyal. antropoloji arasında verimli kuramsal düşünme ve araştırma

• Modern sanatın yorumlanabileceği temel kavramları ele aldıktan hemen sonra dördüncü hafta ile birlikte tarihsel manada geriye doğru gitmeye ve geçmişte sanat