• Sonuç bulunamadı

KATILIM BANKACILIĞININ TÜRKİYEDEKİ YERİ VE İŞLEYİŞİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "KATILIM BANKACILIĞININ TÜRKİYEDEKİ YERİ VE İŞLEYİŞİ"

Copied!
105
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

İKTİSAT ANABİLİM DALI

İKTİSAT BİLİM DALI

YÜKSEK LİSANS TEZİ

KATILIM BANKACILIĞININ TÜRKİYEDEKİ YERİ VE

İŞLEYİŞİ

ONUR EMİROĞLU

Danışman Doç. Dr. Serkan DİLEK

Jüri Başkanı Doç. Dr. Hayrettin KESGİNGÖZ Jüri Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Yunus ÇELİK

(2)
(3)
(4)

ÖZET Yüksek Lisans Tezi

KATILIM BANKACILIĞININ TÜRKİYEDE YERİ VE İŞLEYİŞİ Onur EMİROĞLU

Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

İktisat Anabilim Dalı Danışman: Doç.Dr. Serkan DİLEK

Geleneksel bankacılığa alternatif olarak bir sistem geliştirilen İslami bankacılık sistemi uygulanmaya geçtiği ilk yıllar olarak 1960’lı yıllar gösterilmektedir. Bu dönemden günümüze geldikçe önemi artmış ve değer kazanmıştır.

Ülkemizde ise İslami bankacılık modelleri ilk olarak özel finans kurumları isminde faaliyetlerine başlamış ilerleyen yıllarda ise ismini katılım bankacılığı olarak faaliyetlerini yürütmüştür. Ülkemizde 1980’li yıllarda faaliyetini yürüten bu sistem günümüzde de varlığını devam ettirmektedir. Katılım bankacılığının öneminin artmasından kaynaklanarak ülkemizde bu alanda çalışma sayısında da artış gözlenmektedir.

Hazırlamış olduğum bu çalışma için ülkemizde katılım bankacılığı alanında yazılmış olan makaleler ve çalışmaların içerikleri incelenmiş ve analiz edilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda katılım bankacılığı konusunda Türkiye’de yerini ve işleyişini ortaya konmuştur.

Anahtar kelimeler: İslami bankacılık, katılım bankacılığı 2019, 92 sayfa

(5)

ABSTRACT MSc. Thesis

PARTICIPATION AND THE IMPORTANCE OF THE BANKING IN TURKEY Onur EMİROĞLU

Kastamonu University InstituteforSocialScience Department of Economy

Supervisor: AssociateProfessor Serkan DİLEK

As an alternative to traditional banking, a system was developed and the Islamic banking system was introduced in the 1960s. The importance of this period has increased and gained value.

In our country, Islamic banking models first started to operate in the name of private finance institutions and in the following years they carried out their activities as participation banking. This system, which has been operating in our country in the 1980s, continues to exist today. Due to the increase in the importance of participation banking, there is an increase in the number of studies in this field in our country. The articles and works written in the field of participation banking in our country were analyzed and analyzed for this study. The studies result in the participation banking in Turkey has demonstrated its place and functioning.

Key words: Islamic banking, participation banking

(6)

ÖNSÖZ

Türkiye ve diğer Müslüman ülkeler olmak üzere tüm cihanda İslami finansın gelişmesi ve büyümesi, İktisadi açıdan performansımızın artması yönünde önem arz etmektedir.

Reel olarak geleneksel finansal metotlar yatırım harcamalarını finansa etmemektedir. İslami kurallara uyarak islami finansman metotları ile faiz ve kur çelişkisinin tartışmalara konu olduğu dönemde irdelenmesi önem arz eden konuların başında yer almaktadır. Avrupa zihniyetinde finansal sistem çok eski geçmişe sahip olmasına karşın islami bankacılık çok yaygın olduğunu söylemek güçtür. İslam ülkelerindeki katılım bankacılığı bankacılık sektörünün içindeki payı incelendiğinde bu tespitin yerinde olduğu anlaşılmaktadır.

Tüm islam ülkelerinde islami bankacılık ciddi bir yol kat etmiştir. Bazı ülkelerde ileri seviyede iken bazı ülkelerde ise gelişme eğilimi bulunmaktadır. Yapmış olduğum projede Ülkemiz açısından değerlendirmeler yapılmış ve kaleme alınmıştır.

Öncelikle tez konusunda, araştırılmasında, yönteminde, bilgilerini, tecrübelerini esirgemeyen tez danışmanım, sayın hocam Doc.Dr.Serkan DİLEK’e ve tüm eğitim hayatım boyunca benden maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen her zaman yanımda olan sevgili aileme, çalışma süresince tüm zorlukları benimle göğüsleyen ve hayatımın her evresinde bana destek olan değerli ailem Tahsin EMİROĞLU, Ziynet Emiroğlu, Pınar EMİROĞLU, Tansu EMİROĞLU, Volkan EMİROĞLU ve değerli eşim Sevcan EMİROĞLU’ na sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Onur Emiroğlu

(7)

İÇİNDEKİLER ÖZET ... İ ABSTRACT ... İİ ÖNSÖZ ... İİİ İÇİNDEKİLER ... İV TABLOLAR DİZİNİ ... Vİ ŞEKİL DİZİNİ ... Vİİ GRAFİK DİZİNİ ... Vİİİ GİRİŞ ... 1

BANKACILIĞIN TARİHSEL GELİŞİMİ ... 2

1.1. BANKACILIK TARİHİ ... 2

1.2.TÜRKİYE’DEKİ BANKACILIK TARİHİ ... 8

1.2.1. Cumhuriyet Dönemi Öncesi Türk Bankacılığı (1847-1923) ... 8

1.2.2. Cumhuriyet Devrinde Türk Bankacılığı Sistemi (1923-1933 Dönemi) ... 10

1.2.3. Devlet Bankalarının Kuruluş Dönemleri(1933-1945 Dönemi) ... 11

1.2.4. Özel Bankaların Dönemleri(1945-1960) ... 12

1.2.5. Planlı Dönemler(1961-1979) ... 13

1.2.6. 1980 – 2002 Yılları Arası Dönem... 14

1.2.7. 2002 Yılı Sonrası Türkiye Bankacılık Sektörü ... 17

1.3.ÇAĞDAŞ KONVANSİYONEL BANKACILIK SİSTEMİ ... 20

1.4.MERKEZ BANKALARI ... 21 1.5.BANKA TÜRLERİ ... 22 1.5.1. Yatırım Bankaları ... 22 1.5.2. Kalkınma Bankaları ... 23 1.5.3. Ticari Bankalar ... 23 İKİNCİ BÖLÜM ... 26

KATILIM BANKACILIĞI VE ÜLKEMİZDEKİ İŞLEYİŞİ ... 26

2.1.FAİZ KAVRAMI İLE FAİZ ÇEŞİTLERİ ... 26

2.2.FAİZ KAVRAMI İLE KÂR KAVRAMININ KIYASLANMASI... 28

2.3.KATILIM BANKACILIĞIN OLUŞMASININ NEDENLERİ... 29

2.3.1. Katılım Bankacılığının Gelişmesinin Dini Nedenleri ... 30

2.3.2. Katılım Bankacılığının Gelişmesinin Finansal Nedenleri ... 31

2.3.3. Katılım Bankacılığının Gelişmesinin Sosyal Nedenleri ... 31

2.4.DÜNYADAKİ KATILIM BANKACILIK SİSTEMİ ... 32

2.4.1. Dünyada Katılım Bankacılık Sisteminin Oluşumu ... 32

2.4.2. Kuveyt Devleti Katılım Bankacılığı Uygulamaları ... 37

2.4.3. Bahreyn Devleti Katılım Bankacılığı Uygulamaları ... 39

(8)

2.4.5. Malezya Devleti Katılım Bankacılığı Uygulamaları ... 42

2.4.6. Ürdün Devleti Katılım Bankacılığı Uygulamaları ... 43

2.5.TÜRKİYE’ DEKİ KATILIM BANKACILIK SİSTEMİ ... 44

2.6.TÜRKİYE’DE FAİZSİZ BANKACILIĞIN OLUŞUMU ... 46

2.7.TÜRKİYE’DE KATILIM BANKACILIĞIN GELİŞİM SÜRECİ ... 46

2.7.1. Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş ... 50

2.7.2. Faisal Finans Bankası A.Ş ... 50

2.7.3. İhlas Finans Bankası A.Ş ... 50

2.7.4. Anadolu Finans Bankası A.Ş ... 51

2.7.5. Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş ... 51

2.7.6. Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş ... 52

2.7.7. Ziraat Katılım Bankası A.Ş ... 53

2.7.8. Vakıf Katılım Bankası A.Ş ... 53

2.7.9. Emlak Katılım Bankası A.Ş ... 54

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ... 55

KATILIM BANKACILIĞINDA SİSTEMİNİN İŞLEYİŞİ ... 55

3.1.KATILIM BANKACILIĞINDA MEVDUAT ... 55

3.1.1. Mevduat Toplama Şekilleri ... 56

3.1.1.1. Özel Cari Hesaplar ... 56

3.1.1.2. Kar-Zarar Hesabı (Katılım Hesabı, Mudarabe Hesabı;) ... 57

3.1.1.3. Kıymetli Madenlerin Hesapları... 58

3.1.2. Fon Kullandırma Yöntemleri ... 58

3.1.2.1. Nakdi Finansmanlarda Kullanılan Ürün Çeşitleri ... 59

3.1.2.2. Gayri Nakdi Kredilerde Kullanılan Ürünler... 66

3.1.2.3. Dış Ticaretin Finansmanı İle İlgili Ürünler ... 67

3.1.2.3. Bireysel Finansmanda Kullanılan Ürünler ... 70

3.2.DİĞER FAALİYETLER ... 71

3.3.BANKACILIK SEKTÖRÜNDE YABANCI BANKALARIN YERİ,BASEL KRİTERLERİ VE SINIR ÖTESİ BANKACILIK ... 72

3.4.İSLAM ÜLKELERİ ARASINDA KATILIM BANKACILIĞININ GELİŞTİRİLMESİ İLE İLGİLİ İNCELEMELER ... 74

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ... 76

KATILIM BANKALARINDAKİ FAİZSİZ FON KULLANDIRMA YÖNTEMLERİNİN VE BANKA REZERVLERİNİN GRANGER NEDENSELLİK ANALİZİ İLE TÜRK EKONOMİSİNE KATKILARININ ANALİZ EDİLMESİ ... 76

4.2.KATILIM BANKALARININ FON KULLANDIRMA YÖNTEMLERİNDEKİ ARTIŞ, REZERVLERİNDEKİ ARTIŞ VE REZERVLERİNDEKİ ARTIŞIN MİLLİ GELİRE ETKİSİ ... 77

SONUÇ ... 85

KAYNAKÇA ... 87

(9)

TABLOLAR DİZİNİ

Tablo 1.1998-2000 Seneleri arasında takibe dönüşen krediler ... 18

Tablo 2 . Kalkınma, Yatırım, Katılım, Mevduat ve Ticari Bankalar ... 24

Tablo 3. Faiz ile kâr farkı ... 29

Tablo 4. Global islami bankacılık aktif büyüklükleri ülke sıralaması, ... 35

Tablo 5. Pakistan devleti islami bankacılık göstergeleri ... 42

Tablo 6. Katılım bankalarının, bankacılık sektöründeki payı ... 48

Tablo 7. Türkiye’de faaliyet gösteren katılım bankalarının 2018 yılı ile 2019 yılı ... 49

Tablo 8. Türkiye’de faaliyet gösteren katılım bankalarının 2018 yılı İle 2019 yılı ... 49

Tablo 9. Türkiye GSYİH ve kuveyt türk kredi tutarları (tutarlar bin TL cinsindendir) ... 78

Tablo 10. LogGSYH değişkeni genişletilmiş Dickey-Fuller birim kök testi sonuçları (t statistic ve p değerleri) ... 81

Tablo 11. Logkredi değişkeni genişletilmiş Dickey-Fuller birim kök testi sonuçları 82 Tablo 12. Uygun gecikme uzunluğu hesapları ... 83

(10)

ŞEKİL DİZİNİ

Şekil 1 . 2010-2017 Seneleri arasında takibe dönüşüm oranları ... 19 Şekil 2. Kovansiyonel bankacılık çalışma şekli ... 20 Şekil 3 . İslam dininde faiz gösterimi... 27

(11)

GRAFİK DİZİNİ

Grafik 1. Körfez ülkelerinde bankacılık sektörü toplam varlıklarının

karşılaştırmalı ... 33

Grafik 2. Körfez ülkelerinde net bankacılık kârları ( Milyon $) (2016- 2017 ) ... 34

Grafik 3. Körfez ülkelerinde varlık büyüklüğü ( Milyon $) (2016- 2017 ) ... 36

Grafik 4. 2017 Yılı dünyadaki islami bankacılık sektörü tarafından finanse edilen sektörler ... 36

Grafik 5. 2017 Yılı dünyadaki islami bankacılık sektörü tarafından finanse edilen .. 37

Grafik 6. 2016 yılı itibariyle islami bankacılık varlıklarında bahreyn’in payı ... 39

Grafik 7. 2017 Yılı itibari ile istihdamın sektörlere göre dağılımı ... 41

Grafik 8. 2019 Yılı itibariyle Türkiye’ de faal olarak faaliyet gösteren katılım ... 47

Grafik 9. GSYİH birinci derece fark grafiği (t statistic ve p değerleri) ... 81

Grafik 10. Log kredi değişkeni birinci derece fark grafiği ... 82

(12)

GİRİŞ

Günümüzde konvansiyonel bankacılık, tasarruf sahiplerinden elde edilen fonların, fon talep edenlere faiz aracılığıyla kullandırılması ilkesine dayanmaktadır. İslami bankacılık ise fon talep edenler ile fon arz edenlerin faiz dışı enstrümanlar ile bir araya getirilmesi ilkesine dayanmaktadır. Çünkü İslam dininde faiz haramdır. İslami usullere göre bankacılık hizmetini yerine getiren bankalara katılım bankası adı verilmektedir.

Katılım bankaları bankacılık sektöründe finansal olarak, ekonomiyi finanse etmek amacıyla hizmet veren bankalardandır. Katılım bankaları faizsiz finansman prensipleri doğrultusunda tasarruf sahiplerinden elde ettikleri fonları çeşitli sektörlerde alım satım yaparak oluşan kâr ya da zararı mevduat müşterileri ile bölüşülmektedirler.

İslam âleminde elde edilmiş olan gelirlerin İslami kurallara uygun olarak değerlendirilme çabaları faizsiz bankacılık sisteminin yani katılım bankacılığı sisteminin yapı taşlarını oluşturmaktadır. İslam coğrafyasında petrol ve petrole dayalı gelirlerin artış göstermesi üzerine islami usullere göre bankacılık yapan katılım bankalarına ilgi artmıştır.

Katılım bankacılığı, 1980’li yıllara kadar Türkiye’ de gelişmemiş ve bundan dolayı “yastık altı” olarak nitelendirilen fonlar ekonomik sistem içerisine dahil edilememiştir. Türki’ de 1985 yılında başlayan Katılım Bankacılığı 2018 yılına dek Türkiye ve Dünya’ da bankacılığın gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde ise katılım bankacılığının tarihsel gelişimi ile temel esasları çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Katılım bankalarının mevduat toplama, yatırım yapma ve kredi verme işlemlerini hangi yöntemler ile gerçekleştirdikleri üzerinde durulacaktır.

(13)

BİRİNCİ BÖLÜM

BANKACILIĞIN TARİHSEL GELİŞİMİ

Bu bölümde Bankacılığın tarihsel gelişimi ile bankacılığın esasları, ekonomiye katkıları üzerinde çalışılmıştır.

1.1. Bankacılık Tarihi

Literatürde bankacılık işlemlerinin doğuşu, para kullanımının başlamadığı ilk çağlara kadar dayanmaktadır. Milattan Önce (M.Ö.) 5.yy ve 6.yy’ da Mezopotamya’ da arazi ipoteği gibi karşılıklar ile kredi işlemleri uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu dönemlerde yerel halk sahip oldukları malları, çeşitli tehlikeler karşısında zarar görmemesi amacı ile mabetlere emanet etmiştirler. Emanet edilen bu mallar kredi sisteminin temelini oluşturmaktadır. Tapınak görevlileri yani rahipler ise kendilerine emanet bırakılmış olan malları ücret karşılığında ihtiyacı olanlara ödünç olarak vermeye başlamıştır. Tapınakların antik çağda çok güvenilir ve kredibilitesinin yüksek olması bankacılık sisteminin gelişimi açısından önemlidir. Bu bağlamda bankacılık sisteminin kaynak aktarma fonksiyonu geliştirildiği, tarihteki ilk bankaların tapınaklar, ilk bankacıların ise din görevlileri olduğu kabul edilmektedir (Yardımcıoğlu ve Büyükşalvarcı,2007).

Bilinen en eski banka kuruluşları M.Ö. 3500 senesinde Sümerler’de Uruk bölgesi çevresinde yapılan tapınaklardır. (Sungur,1998). Bu mabetler içerisinde yer alan “Kızıl Tapınak” ise bilinen en eski banka olarak karşımıza çıkmaktadır (Yardımcıoğlu ve Büyükşalvarcı,2007).

Mabetlerde görev yapan rahipler ise bilenen en eski borç verenlerdir. Bu mabetler çiftçilere ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyla kredi açmaktadır. Çiftçiler ise geri ödemelerini ürünlerini hasat ettiklerinde gerçekleştirmektedir. Bu işlemler ile ilgili bilgilere, yapılan arkeolojik kazılar sonucunda ulaşılmıştır. Kazılarda ortaya çıkarılan belgeler, hesaplar arası transferlerin gerçekleştirildiğini, tediye ve teslim işlemleri

(14)

yapıldığını, teminat belgelerinin kaydının işlendiğini ve mevduat işlemlerinin yapıldığını göstermektedir. Mabetlerde gerçekleştirilen bu işlemler son derece düzenlidir ve en ufak işlemler dahi kayıt altına alınmıştır.

Mevduat kabulü ve kredi işlemleri gibi ilk bankacılık işlemleri M.Ö.2000 yıllarında Babil şehrinde gerçekleştirilmiştir. Bu açıdan bakıldığında ilk bankaların Babil şehrindeki mabetler ve ilk banka personellerinin de bu mabetlerdeki rahipler olduğu söylenebilir. Tarihçilere göre tapınaklar antik dönemde en güvenilir yerlerdir. Bu nedenle birçok insan değerli eşyalarını tapınaklara emanet etmekte, tanrılara hediyeler sunmaktadır. Bu nedenle tapınakcıların ile birlikte tapınakçıların elinde büyük bir birikim oluşmuştur. Elde edilen bu birikimin tapınakcılarca ihtiyacı olanlara belirli güvenceler alınarak ödünç verilmekte, geri alınırken farkı ile beraber alınmaktadır. Bu faaliyetler ilkel bankacılık işlemleri olarak tanımlanabilmektedir. Babil’ e benzer şekilde Yunan Devletleri’nde mabetler, krediler ile mevduat işlemleri gerçekleştirilmektedir. Ancak farklı olarak kambiyo işlemlerini de gerçekleştirmektedirler. Para biriminin başka bir para birimine çevrilmesi tapınaklarda rahipler tarafından ile gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Kambiyo olarak nitelendirilen bu işlem siteler arasında ticaretin gelişmesi sonucunda bir zorunluluk haline gelmiştir. Siteler arası ticarette her site kendi sikkesini kullanmak istediğinden bu tür değiştirme işlemlerin gerçekleştirilmesi zorunluluk haline gelmiştir (Işıktaç,2013).

İnsanlar, emanet ettikleri malların bir bölümünü mabetlere bağışlamışlardır. Rahipler de bu malları karşılıksız olarak ihtiyaç sahiplerine ödünç vermişlerdir. Halkın başka ürünleri de mabetlere ödünç vermesinin nedeni mabetlere duydukları güvendir. Tapınaklar bu ürünler hakkında yetkili konumda iken aynı zamanda kaybından da sorumluydular. Bankaya emanet edilen malların uzun süre kendi ellerinde kaldığını fark eden rahipler, bir süre sonra bu malları belirli riba karşılığında vermeye başlamışlardır. Bu durum kazanç elde etme stratejisi olarak görülmeye başlandığında ise bazı zengin kişiler de bankacılık işleri ile ilgilenmeye başlamışlardır (Bayındır,2005).

Tüm bu işlemler ile ilgili ilk kurallar M.Ö. 1913-1955 yıllarında Babil hükümdarı Hammurabi tarafından konulmuştur. Bu nedenle Hammurabi bankacılık işlemleri ile ilgili ilk kuralları koyan hükümdar olarak görülmektedir. Hammurabi, güneş tanrısı

(15)

olarak bilinen “Shamash” tarafından kendisine iletildiğini belirttiği kuralları bir tablet üzerine yazdırmıştır. Bu tablette borç verme ve borcun tahsil edilmesi üzerine kurallar bulunmaktadır. Kanunlarında; para, mal ve komisyon sözleşmelerine dair maddeler yer almaktadır. Bulunan bazı tabletlerde, riba ile gümüş alınıp verilmesine dair bonolar da bulunmaktadır. Tabletler birden fazla kopya şeklinde yazılıp, bir tanesi mabet arşivlerinde konulmakta diğerleri ise yükümlülere teslim edilmekteydi. Aynı zamanda bu tarihlerde, arazilerin ipotek edilmesine ve kefil alınarak mal verme işlemlerine rastlanmaktadır (Eyüpgiller,1998).

Hammurabi yasaları “sibtou” ismi ile bilinen faize müsaade etmektedir. Faiz oranları tarım ürünlerinden sermayenin üçte biri, madeni parada ise beşte biri olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda doğal sebeplerden kaynaklı mahsul alınamayan zamanlarda faiz alınmayacağına dair hükümler de bulunmaktadır (Erdoğan,2011). Borç almadan kaynaklı olarak köle ya da her türlü malın rehin edilmenin kabulü, taşınmaz ipoteği ve kefil gerekliliği gibi kurallara da Hammurabi Kanunlarında yer verilmektedir (Ulutan,1986).

Sümerler uluslararası ticarette banknot gibi dolaşım gösterebilen belgeler kullanmaktaydılar. İlerleyen yüzyılda bankacılık işlemleri mabetlerin tekelinden çıkıp ticaret ile uğraşan zengin ailelerin bankacılık alanında ciddi bir şekilde uzmanlaştıkları görülmektedir. M.Ö. 3. yüzyıl sonrasında parasal sistemin gelişmesine paralel olarak gerek ülke içi gerek ülke dışı ticari alanlarda ciddi gelişmeler kaydedilmiştir. Bu yüzyılda Roma’da “argentari” adı verilen özel bankacılar ve “numularii” yani para değiş-tokuş yapanlar ortaya çıkmıştır.

M.Ö. 2. yüzyıla gelindiğinde ise Roma’da bankacılık faaliyetlerinin kayıtlarının tutulduğu yevmiye ve kasa defterlerine rastlanmaktadır (Sezer,2013). Roma’da ilk bankerler kuyumculuk işlerinden kâr sağlayan kişilerden oluşmaktadır. Roma’nın ticari konumundan kaynaklı olarak bankacılık sektörü ciddi ilerlemeler kat etmiştir. Roma’da bankacıların genelinin azat edilmiş olan esirlerden oluştuğu da ifade edilmektedir (Gilbart,2013).

Eski Yunanlılarda faiz hiçbir şekilde kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Mabetlere emanet edilen paralar da başkalarına borç olarak verilmekteydi. Ticarette serbestleşmenin aşırı benimsendiği bu toplumda bankacılar çeşitli denetimlere tabi

(16)

tutularak defterler tutmak ve bu defterleri gerekli denetim mekanizmalarına ibraz etmek zorunda bırakılmışlardır (Gilbart,2013).

M.S. 13. yüzyıl ile beraber borç verme işlemlerini Londra’ da Lombardlar ( XI. yy. da İtalya’ yı işgal eden Germen Halkı) yapmaya başlamışlardır. Lombardların zamanla güçlenmesi sonucunda bankacılık faaliyetleri de gelişmiştir. Lombardlar çalışma gösterdikleri iş yerlerine ‘Banchum’, Faaliyet gösteren kendilerine ise ‘Bancheri’ isimlerini kullanmışlardır. Bancheriler ‘Banco’ ismini verdikleri tahta masa ve tahta sırayla faaliyet göstermeye başlamışlardır. 13. yüzyılda Banco’ da gerçekleşmeye başlayan bankacılık faaliyetleri günümüzde teknoloji ile oluşturulan modern bankacılık faaliyeti yapılandırılmış sistemlerle devam etmektedir. 13. yüzyıldan itibaren Avrupa’ da fuarların kurulması ile bankacılığın temel kuralları oluşturulmuştur. Çin’ den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığı ile Avrupa’ ya uzanan İpek Yolu ve Baharat Yolu ticareti Avrupa ülkelerine taşımıştır (Gilbart,2013).

15.yüzyıl ailelerin bankerlik işlerinin kurumsallaştırması özel bankaları ortaya çıkartmıştır. Bu bankaların ilk örnekleri Cenova’ da 1407 yılında kurulan “Casa di San Giorgio” ve Venedik de 1587 de kurulan “Bancodella Piazzi di Rialto” olarak karşımıza çıkmaktadır.(Öçal ve Çolak, 1999: 16).

17.yy. başlarında 1609 yılında Amsterdam Bankası ilk modern anlamda kurulmuş ilk modern banka olarak kabul edilmektedir. İlerleyen yıllarda ise 1637 yılında Venedik Bankası ve 1694 yılında ise İngiltere Bankası kurulmuştur. Günümüzde ise İngiltere Bankası bir Merkez Bankası olma özelliğini taşımaktadır(Öçal ve Çolak, 1999: 16). 18.yy üçüncü çeyreğinde 1782 yılında Amerika da Bank of North America kurulmuş ve bunu 1791 yılında hem Merkez Bankası hem de özel banka özelliği olan Bank of United States izlemiştir (Mishkin, 2004: 264-266).

18. yy da bankaların bütün Avrupa’ya yayıldığı görülmektedir. 18.yy ve 20 yy arasında Avrupa ülkeleri bankacılık sektörüne önem vermiş ciddi yatırımlar yapmış ve birçok hukuki düzenlemeler yapmıştır. Bu bağlamda ilk banknotun 1609 yılında Amsterdam bankası tarafından kullanıma sunulduğu söylenmektedir. İngiltere’de bu dönemde altıncılar tarafından alınan altın karşılığında kâğıt para basılmaktaydı. Ulusal emisyon bankalarının birincisi İsveç’te kurulan “Rigsbank” dır. İngiltere’de

(17)

bazı hakların olmadan "Bank of England" 1829 senesine kadar devlet yararı için para ihracıyla yapılmıştır.1844 senesinde "Bank Act" bulunan hakları o zamana dek ihraç hakkı bulunan bankalara tanımıştır. Fransa ülkesinde "Banque de France" 1848 senesinde bu haklar kazanılmıştır. Emisyon hakkına sahip olan bankalar tarihte ilk merkez bankaları olarak kabul edilmektedir. Bankacılık tarihinde Stockholm Bankası ve İngiltere Bankası’nın ilk emisyon bankası olarak kabul edilmelerinden dolayı önemli yerleri bulunmaktadır. Stockholm Bankası kendilerine yatırılan altın sikkelerin çok azının geri gelinerek karşılığında sikke çekildiğini fark etmiştir. Böylelikle emisyon usulü olarak nitelendirilen altın sikke stoğunun belirli bir oranda fazlalığı karşılığı olan banknotu piyasaya çıkarmaya başlamıştır. İlk başlangıçta bankalar sadece kuruluşlara hizmet verirken 20. yüzyılda gelindiğinde halk için bankacılık hizmetlerinin başladığı görülmektedir(Öçal ve Çolak, 1999: 16).

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) para basma yetkisi 1863 yılında “Natıonal Bank Act” ile yapılmıştır. Rus rejiminde 1921 yılında faaliyete başlayan “Gosbank” emisyon yetkisine ve kısa zamanlı borç veren kuruluş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda antik çağda rahiplerin gerçekleştirmiş oldukları ödünç verme sistemi giderek gelişmiş ve günümüz bankacılık sistemlerinin temel olmuştur. 19. yüzyıla gelindiğinde ise sanayi devrimi ile bankacılık sistemi gelişmiş ve parasal işlemlerin odak noktası haline gelmiştir. Sektördeki bu büyüme Avrupa’da birçok ticari ve merkez bankalarının kurulmasına neden olmuştur (Takan, 2001).

20. yy’ da bankacılık hizmetlerinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İlk kredi kartı 1914 yılında ABD’de ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda ilk tüketici kredisi de 1928 yılında ABD’de uygulanmaya başlanmıştır (Yılmaz,2000).

1928 yılında ise “National City Bank Of New York” bireysel kredi vermeye başlamıştır. Fakat uygulamada yaşanılan aksaklıklar nedeniyle bir süre bu tür faaliyetler ABD bankacılık sektörünün dışında kalmıştır (Erol,2006).

1913 yılında ABD de çıkarılan Federal Rezerv Kanunu bankacılık sektöründe meydana gelen en önemli olay olarak kabul edilmektedir. Bu kanun yerli Amerikan bankalarına yurtdışında şube açmalarına olanak sağlamıştır. Aynı zamanda I. Dünya Savası öncesinde vermiş olduğu borçları tahsil edememiş olan İngiltere Dünya bankerliği rolünü tam anlamıyla üstlenememiştir. Bu bağlamda İngiliz Sterlini

(18)

uluslararası ticarette ödeme aracı olma konumunu kaybetmiş ve bu yeri ABD Doları doldurmuştur. Avrupa devletlerinin uğraşlarına rağmen finans merkezi zamanla Amerika’ya doğru kaymıştır. Bu bağlamda ABD ekonomisi savaş öncesi en borçlu ülke konumundayken, savaş ile birlikte dünyanın en önemli borç verebilen ülkesi konumuna ulaşmıştır. 1929 Büyük Buhran’ın ortaya çıkardığı sorunları çözmek için 1933 senesinde bir dizi yasa çıkarılmıştır. Çıkarılan kanun sermaye sigortalama şeklini getirerek bankalara yatırılan tasarruflar teminata almıştır. Yatırım işlemleri ve KOBİ bankacılık faaliyetlerinin ayrıştırılmasını sağlamıştır. Böylelikle bankacılık sistemine olan güven yeniden kazanılmıştır. Ayrıca yatırım, ticari faaliyetlerin ayrıştırılması bankaların verdikleri kredilerin firmaların ürünlerini pazarlayarak gelir elde etmesi gibi ahlaki açıdan tehlike arz eden işlemlerden uzaklaştırılması hedeflenmiştir.

Dünya’da yaşanmış olan krizlerin oluşmasının nedenleri farklılık göstermektedir. Bu nedenlere bağlı olarak alınan tedbir ve sonuçlar da farklılık gösterebilmektedir. 1994 ve 1995 yıllarında Latin Amerika Krizleri yaşanmıştır. 1997 yılında ise Asya- Rusya Krizi, 2001 yılında ise Arjantin Krizi ve 2000 ile 2001 yıllarındaki Türkiye’de yaşanan ciddi finansal krizler yaşanmıştır. 1994 yılındaki krizin nedeni ise Amerika’ya gelen sıcak paranın döviz kurlarındaki dalgalanmalardan dolayı terk etmesidir.

1980’li yıllara gelindiğinde ise Güney Asya ülkeleri yüksek faiz politikaları ile yabancı sermayeyi çekmek istemiş fakat 1997 yılında Güney Kore’ de bulunan KIA firmasının iflas etmesi ile birlikte ülkenin borsa ve para birimini olumsuz etkilemiş ve 1997 Asya Krizi gerçekleşmiştir. Bu kriz dalgası 1997 yıllarının sonlarına doğru Rusya’ ya sıçramış birçok firma ve banka iflas etmiştir.

2001 Arjantin Krizi ise Dünya ekonomisine büyük önem arz eden krizlerdendir. Arjantin’ in ekonomik başarısızlığından ve Kredi Derecelendirme Kuruluşu’ nun Arjantin’ in notunu düşürmesi ile başlamıştır. Yabancı sermaye ülkeden çıkış yapmıştır. Görüldüğü üzere bu krizlerin ortak noktaları döviz kuru dalgalanmalarından kaynaklanmasıdır. 2000 ile 2001 tarihlerindeki Türkiye Krizi de sözü geçen etkilerden kaynaklı olarak yaşanmıştır.

(19)

Son olarak gerçekleşen küresel kriz ise 2008 ile 2009 yıllarını kapsamaktadır. Bu krizde ise dünya devletlerinin çıkarları söz konusu olmuş ve ülkelerin ulusallaşmalarının önüne bir set koymuştur. 2008 ile 2009 ABD morgage piyasasındaki sorunlu kredilerden dolayı ortaya çıkmıştır (Öztürk ve Gövdere, 2004:378).

1.2. Türkiye’deki Bankacılık Tarihi

Ülkemizde bankacılık sektörünün tarihi ilerlemesi yedi dönem olarak ele alınmaktadır. Bu dönemler ;

- 1847 ve 1923 yılları arası Osmanlı İmparatorluğu dönemi, - 1923 ve 1933 yılları arası Ulusal bankalar dönemi,

- 1933 ve 1945 yılları arası Kamu Bankaları Dönemi - 1945 ile 1960 yılları arası Özel Bankalar Dönemi, - 1960 ve 1980 yılları arası Planlı Dönem,

- 1980 ve 2002 yılları arası Serbestleşme ve Dışa Açılma Dönemi,

- 2002 ve sonrası yeniden yapılanma dönemleri olarak karşımız çıkmaktadır.

1.2.1. Cumhuriyet Dönemi Öncesi Türk Bankacılığı (1847-1923)

Cumhuriyet öncesi dönemde ilk kağıt banknot Osmanlı İmparatorluğu’nda bütçe açıklarını gidermek amacı ile basılmıştır. Bu dönemde devamlı olarak açık vermekte olan devlet hazinesinin gereken kaynak ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacına yönelik olarak “kaime” adı ile bilinen para miktarı çok kısa bir sürede önemli ölçüde arttırılmıştır. Kaimeler aslında bir nevi tahvil olarak nitelendirilebilir. Devletin sürekli olarak dış ticarette açık vermesinin bir getirisi olarak kaimeler arttırılmış ve böylelikle kısa süre içerisinde kaimelerin uluslararası alanda diğer yabancı paralar karşısında değeri çok önemli oranda düşüş göstermiştir. Bu şartlar altında ithalatın gerçekleşmesi için gerekli olan finansman ihtiyacının dış piyasalardan temini zorlaşmıştır. Bu koşullar altında devlet kaimelerin uluslararası alanda değerinin korunmasına yönelik olarak çözüm yolları aramaya başlamıştır. Bu doğrultuda 1845

(20)

yılında Galata bankerlerinin ikisi ile devletin ithalatında kullanılacak olan finansmanın sabit bir döviz kuru ile yapılmasına yönelik olarak anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşma 1847 yılında yenilenmek üzere iken bankerler hükümetin aynı işlevsel yeteneklere donatılmış bir banka kurmasını talep etmişlerdir. Bu talepleri kabul edilmiştir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nda bankacılık sektörü gerçek manada 1847 yılında İstanbul Bankası’nın kurulması ile başlamıştır. İstanbul Bankası faaliyetlerine kısa süre devam etmiştir. Bu banka faaliyetlerini 1847-1852 yılları arasında sürdürmüştür (Akgüz, 2013).

Ulusal bankacılık sektörümüzün ilk önemli yasal metni ise faiz oranlarını sınırlamaya ve tefecilik faaliyetlerini önlemeye yönelik olarak çıkarılan Murabaha

Nizamnamesi’ dir. 1856 senesinde İngiliz yatırımcılar tarafından oluşturulan

“Osmanlı Bankası” kurulmuştur. Takip eden süreçte bankaya 1863 senesinde Fransızlar; 1875 senesinde ise Avusturyalılar bankaya hissedar olmuşlardır. Yurt dışı borçların finanse edilmesi amacıyla kurulan banka 1863 yılında padişahtan aldığı yetki ile altın karşılığını göstermek üzere kağıt para basmaya başlamıştır. Aynı zamanda Osmanlı Bankası uluslararası alanda devletin mali acentesi olarak görev yapmış ve devletin hazine işlemlerini de yürütmüştür. Dolayısıyla Osmanlı Bankası, Türkiye’ de ilk merkez bankası olarak kabul edilmektedir. Bu bankanın çıkartmış olduğu kağıt paraların yerel halk tarafından güvenilmeyerek benimsenmemesinden kaynaklı olarak banka ekonomik alanda likidite ve kredi hacimlerinin belirlenmesinde aktif rol alamamıştır.

1863 yılının sonlarına gelindiğinde bir anlaşma yapan Osmanlı Devleti, devlet gelirlerini Osmanlı Bankası bünyesinde tutmayı, ödemeleri, iç ve dış borçlanma tahvillerini de bankanın aracılığını alarak çıkarmayı, tüm dönemlerde hazırlanan bütçenin kopyasını bankaya vermişler ve gerekmedikçe planlamada belirlenen harcanacak bakiyenin üzerine çıkmamayı kabul etmiştir.

O dönemde yeni ortaya çıkan milliyetçilik akımları ile bir Osmanlı bilgini olan Mithat Paşa ülke bekası için önemli bir girişimde bulunmuştur. Bu girişim ile tarım sektöründe çalışanlara daha az faiz ile kredi vermeyi amaçlayarak “Memleket Sandıkları” kurmuştur. Bu doğrultuda 1863 yılında Pirot kasabasında ilk kooperatif kurulmuş ve tarım sektörüne yönelik finansman veren sandık kuruluşları çalışmaya başlamıştır.

(21)

1881 yılına gelindiğinde dönemin padişahı II. Abdülhamit zamanında Osmanlı İmparatorlu’nun diğer devletlere olan dış borçlarını takip etmesi ve düzenlemesi için Duyunu Umumiye kurulmuştur. Bu kuruluş yabancı devletlerden oluşmaktaydı. Devletin gelirlerini inceleyerek borçların tahsilatları yapılmaktaydı. Duyunu Umumiye İdaresi, kendilerine verilen kaynaklar ile elde ettiği gelir ile %4 faiz, %1 anapara, %5 dış borçların ödemesini gerçekleştirecekti. Kalan borcun %5’i 5.850.000 Osmanlı lirasıydı. Duyunu Umumiye’ye bırakılan kaynakların yıllık geliri bu rakamdan fazlası Osmanlı Hazinesine aktarılacaktı. Fakat 1882 ile 1914 yılları arasında hiçbir zaman bu rakam aşılamamıştı. Lozan Antlaşma ile Duyunu Umumiye’nin vergi denetleme görevi sona ermiş sadece borçların alacaklılara pay edilmesi görevi devam etmiştir (İslam Ansiklopedisi,2019).

1.2.2. Cumhuriyet Devrinde Türk Bankacılığı Sistemi (1923-1933 Dönemi) 1. Dünya Savaşı’ndan Osmanlı İmparatorluğu yenilgi ile ayrılmıştır. İşgalci ülkelere karşı kurtuluş savaşı veren Türkler, savaştan galip ayrılmış ve 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır.

Bu dönemde en önemli gelişme olarak 1923 yılında yapılan İzmir İktisat Kongresi karşımıza çıkmaktadır. 1923 yılında ülkemizde 22 yerli, 13 yabancı olmak üzere 35 banka ülkemizde faaliyetlerini yürütmekte ve bu 35 bankanın 139 şube sayısı faal olarak bulunmaktadır. Bu dönemde liberal ekonomi politikaları hakimdir (Işıktaç,2013).

İzmir İktisat Kongresi’ ndeki kararların ivedi bir şekilde uygulamaya koyulmuş ve ticaretin ana bankası olarak 26 Ağustos 1924 tarihinde İş Bankası hayata geçirilmiştir. Sanayi sektörüne gerekli olan sermayeyi temin etmek amacı ile 1925 yılında Sanayi ve Maadin bankası kurulmuştur. Kamu finansmanı ile kurulmuş pek çok kuruluşa ait hisseler kuruluşa aktarılmıştır. Tarım likidite sıkıntıları Ziraat Bankası’nın tekrar yapılanması suretiyle aşılmaya çalışılmıştır. Ülkemizin inşaat sektörünün ihtiyacı olan finansman ihtiyacına yönelik olarak “Emlak ve Eytam

Bankası” faaliyete geçirilmiştir. 1929 yılında ekonomik faaliyetleri millileştirmek,

para piyasasını milli değer ve yargılara göre düzenlemek için bir merkez bankasını kurma çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 15

(22)

milyon TL. sermaye ile kurulmuştur. TCMB’nin belirli görevler hariç özel hukuka uygun bir şekilde kabul görmüştür. Kuruluş döneminde ki bankacılık anlayışına göre çok ileri bir vizyon ile faaliyete başlayan banka bu sistem dahilinde sermayesi dört grup paydaştan oluşturulmuştur. İlk %25’lik pay devlete, ikinci %25’lik pay yerel bankalara, üçüncü %25’lik pay yabancı bankalara, son %25’lik pay ise Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilere aittir. TCMB’nin bir diğer görevi ise para ve kredi piyasalarını ulusal esaslara göre düzenlemektir. 1930 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) kurulması Türkiye bankacılık sektörünün gelişimi açısından çok önemli gelişmelerden biridir. Ayrıca dönemde yerel milli bankaların sayısının sürekli arttığı görülmektedir. Bu bankalar genel olarak yerel düzeyde faaliyet göstermekte ve iş adamlarına yönelik olarak hizmet vermeye çalışan tek şubeli bankalardır. Bu dönemde bankacılık sektörüyle ilgili olarak ilk Kanun 30 Haziran 1930 senesinde ve 1715 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası

Kanunu” olarak karşımıza çıkmaktadır. Tasarruf mevduatlarının denetlenmesi ve

korunmasına yönelik olarak 1933 yılında 2243 sayılı “Mevduatı Koruma Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanunda bankaların sahiplerinin hukuksal türlerine, kredilerin sınırlandırılmasına, bankaların denetleme mekanizmalarının işleyişine yönelik maddelerin ve hükümlerin bulunmasından dolayı ilk bankalar kanunu olarak edilmektedir. Kanun mevduatların kabulünü Maliye Bakanlığının iradesine bırakmaktadır (Yıldırım,2013).

1.2.3. Devlet Bankalarının Kuruluş Dönemleri(1933-1945 Dönemi)

1923 ve 1932 yıllarında liberal ekonominin olumlu sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Tarım alanında ilerlemeler sanayi imalatı sektörlerini olumsuz etkilemiştir. Büyük Buhran’ dan kaynaklı ekonomik bunalımlar Türkiye’ de hissedilmeye başlanmıştır. Bu krizden kaynaklı olarak devletin finansal duruma müdahale etme gerekçeleri güç kazanmıştır. Türk ekonomisini yönetenlerde Keynesci iktisat görüşlerinden etkilenmiştir. Bu dönemde 1. Beş yıllık Kalkınma Planı hazırlanmıştır. Bu plan dâhilinde kalkınma hamlelerinin özel sektörden ziyade devlet eli ile gerçekleştirilme anlayışı ön plana çıkmıştır. Tüm bunların bir getirisi olarak devlet eli ile yüksek sermayeli devlet bankaları kurulmaya başlamıştır. Bu bankalar sırası ile (Akgüç,1992);

(23)

 Sümer Bankası (1933),  İllerbank (1933),  Eti Bankası (1935),  Denizbank(1938),  Halkbank,

 Halk Sandıkları bankalarıdır.

2. Dünya Savaşı’nın ve ekonomik krizin etkilerinin bitmesi ile Türk ekonomisi ve bankacılık sektörü yeni bir döneme girmiştir.

1.2.4. Özel Bankaların Dönemleri(1945-1960)

2. Dünya Savaşı’nın ve ekonomik krizin etkilerinin bitmesi ile Türk ekonomisi ve bankacılık sektörü yeni bir döneme girmiştir. 1945 ve 1960 dönemine gelindiğinde ülkemizde özel sermayeli bankaların gelişme gösterdiği görülmektedir. II. Dünya Savası sonrasında ülkemizde finansal hareketliliğin artış göstermesi yeni bankaların kurulması ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Türkiye Garanti Bankası, Akbank, Yapı Kredi Bankası ve önceleri KOBİ’lerin geliştirilmesine yönelik bankacılık faaliyetlerinde bulunan bankalar faaliyete başlamıştır. Ayrıca Türkiye’nin ilk kalkınma bankası olan “Türkiye Sınai Kalkınma Bankası” da bu dönemde kurulmuştur. Üç tanesi özel kanunla olmak üzere toplamda 30 adet yeni kuruluşun temelleri atılmıştır. Özel yasalara tabi olan kuruluşlar ise Türkiye Vakıflar Bankası(1952), Türkiye Öğretmenler Bankası(1958), Denizcilik Bankası’dır(1959) (Günal,2001).

Bu dönemde rekabet ortamını etkileyen en önemli olay olarak, faizlerden ve bankacılık hizmetlerinden alınacak olan komisyonların hükümet tarafından belirlenmesi ve yabancı para birimlerine dayalı işlemlerin yetkisinin sadece TCMB’ de bulunması karşımıza çıkmaktadır. Şubeler ile hizmet veren bankacılığın çoğalması bölgesel hizmet veren yerel bankaların tasfiyesini hızlandırmıştır. Ayrıca bu dönemde 2999 sayılı Bankalar Kanunu yürürlükten kaldırılmış ve yerine 1958 yılında 7129 sayılı Bankalar Kanunu çıkarılmıştır. Bu bağlamda bankacılık sektörünün geliştirilmesi, bankalar arası işbirliğinin arttırılması ve rekabet ortamının

(24)

iyileştirilmesi için Türkiye Bankalar Birliği (TBB) hizmete geçirilmiştir (Işıktaç, 2013).

1.2.5. Planlı Dönemler(1961-1979)

1960 Askeri darbesinden sonraki dönemde planlı ekonomi dönemi başlamıştır. Bu dönemde bankacılık sektörüne yönelik devlet müdahalesi giderek artış göstermiştir. Kısaca karma ekonomi modeline geçilmesine neden olmuştur. Bu dönemde II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan birçok banka kapatılmış ve yerlerine beş tanesi kalkınma iki tanesi ticari olmak üzere toplam yedi banka faaliyete geçirilmiştir. Ekonomik gelişmelerin kalkınma planlarının amaçlarına yönelik olarak yürütüldüğü bu dönemde, çok şube ile hizmet veren bankacılık anlayışı gelişmeye başlamıştır. Ayrıca bu dönemde kalkınma amaçlarına yönelik yatırımları gerçekleştirebilmek maksadıyla 1960 senesinde Türkiye Cumhuriyeti Turizm Bankası kurulmuştur. 1963 senesinde Tarım Yatırım ve Kredi Bank kurulmuştur. 1964 senesinde Devlet Yatırım

Bank kurulmuştur. Amerika ve Türk Dış Ticaret Bankası ve Arap ve Türk

Bankası’nın kurulması ülkemizde bu sektörün uluslararası anlaşmaya geçtiğini yansıtmaktadır (Günal, 2001).

Bu dönemlerde faaliyete geçen kalkınma bankaları aşağıda yer almaktadır:  Türkiye Cumhuriyeti Turizm Bank (1962),

 Sınai Yatırım ve Kredi Bankası (1963),  Devlet Yatırım Bankası (1964),

 Türkiye Maden Bankası (1968)

 Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası (1976). Faaliyete geçen KOBİ bankaları aşağıda yer almaktadır:

 Amerika ve Türk Dış Ticaret Bankası (1964)  Arap ve Türk Bankası (1977).

Amerika ve Türk Dış Ticaret Bankası, Amerika ile İtalya sermayelerinin uluslararası ticarette kullanılacak finansman ihtiyacına yönelik olarak kurulmuştur. Arap ve Türk Bankası ise Libya devleti ve Kuveyt devletinin sermayeleri ile kurulmuştur. Bu

(25)

banka Araplardan sermayeyi ülkemize çekmek, Avrupa finansal piyasalarına yatırım yapmak amacı ile faaliyet göstermiştir (Işıktaç,2013) .

1.2.6. 1980 – 2002 Yılları Arası Dönem

Bu dönemlerde, 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte gerçekleşen ekonomik yenilenme ile Türkiye bankacılık sektörü etkilenmiştir. Bu bağlamda, kredi ve mevduatlara yönelik faizlerin serbestleştirilmesi ile birlikte kişisel bankacılık gerçekleştiren bankerler ortaya çıkmıştır. 1982 yılına gelindiğinde banker krizi meydana gelmiştir. Yüksek faizler ile bankacılık hizmeti veren bankerlerin çoğu iflas etmiştir. Bu krizden dolayı 1983 yılının ilk gününde faizler tekrar denetim ve kontrol mekanizmalarına tabi olmuştur. 1987 yılına tekrar serbest bırakılan faizlere, rekabetin fazla olmasından dolayı üst sınır belirlenmiştir. 1980 yılı sonrası piyasalarda ve ekonomik yapıda meydana gelen gelişmeler, bankacılık hizmetlerinin gelişmesini, uluslararası ticaret hacminin artmasını, İMKB’nin kuruluşu ve açık piyasa işlemlerin geçilmesi, bankacılık sektörünün fon yönetimi ve döviz işlemlerine yoğunlaşmalarını sağlamıştır. Bankacılık sektörü bu gibi konularda gelişim sağlamak amacı ile bilişim teknolojilerine yatırım yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Bu amaç doğrultusunda, ATM sayıları arttırılmış, müşteri hizmetleri sistemleri kurulmuş ve yeni hizmetler sunabilme yolunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir(Akgüz,1992). Serbest piyasanın koşullarına göre bankacılık sektörünün ve ekonominin baştan inşa edilmesi ve yatırımlar için gerekli olan tasarrufların arttırılmasını sağlamaya yönelik olarak esnek döviz kuru uygulanmaya geçirilmiştir. Mali piyasalara yönelik olarak düzenlemeler yapılmış ve bu koşullara uygun yeni kurumlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Tüm bu amaçlara ulaşma yönünde kanuni olarak 3182 sayılı Bankalar

Kanunu faaliyete koyulmuştur. Bu kanun sayesinde uluslararası bankacılık

standartları dahilinde denetleme ve gözetleme mekanizmaları bankacılık sektörüne entegre edilmiştir. Bu doğrultuda tek düzen hesap planı uygulamaya koyulmuş, banka bilançoları dış denetime tabi edilmiş ve İnterbank piyasası (bankalar arası piyasa) meydana getirilmiştir. Bu döneme ilişkin önem arz eden gelişmeler aşağıda sıralanmıştır;

(26)

-1988 senesinde serbest döviz piyasası oluşturulmuştur.

-1990 senesinde Türk Lirası’ nın konvertibilitesi sağlanmıştır. Yurtdışındaki yaşayan şahıslara Türkiye’ de menkul kıymet yatırımı yapabilme, TL ve döviz birikim hesabı açabilme izinleri verilmiştir.

-1990 senesinde TCMB ileri görüşlülüğünün arttırılması ve finansal piyasalardaki belirsizlik ortamının giderilmesine yönelik olarak para programını tanıtmıştır.

-1992 senesinde gelindiğinde gelişen teknoloji ile birlikte elektronik fon transferi (EFT) uygulamaları bankacılık sistemine entegre edilmiştir. Finansal yapıda serbest piyasa koşullarının sağlanabilmesine yönelik olarak yapılan düzenlemeler, bankacılık sistemini etkilemiştir. Bankacılık sektörüne yerli ve yabancı bankaların giriş çıkışının serbestleşmesi rekabet ortamını arttırmıştır. Bu koşullar altında klasik mevduat bankacılığı yerini ürün çeşitliliğinin arttırıldığı farklı bir bankacılığın (mevduat toplayan, kredi veren, EFT, havale işlemleri yapan, kredi kartı veren ) meydana gelmesine altyapı oluşturmuştur (Artun,1993).

-1990-2000 dönemine geldiğimizde bankacılık sektöründe açık pozisyonlar artış göstermiştir. Bu açık pozisyonların geneli riski az, faizi yüksek kamu kâğıtlarından (Devlet tahvili, hazine bonosu) oluşmaktaydı. Bu durum hâlihazırda günümüzün de temel sorunlarındandır. Ayrıca bu dönemde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) kurulmuştur. Bu dönemde teknolojik yatırımlar ön plana çıkmaya başlamış ve internet bankacılığı gibi hizmetler faaliyete geçirilmiştir (Günal, 2001). -1990’lı yıllarına girilirken kamunun gelir ve gider farkı artmaya başlamıştır. Kamu açıklarının oluşmasının nedeni bitçe giderleri içerisinde bulunan dış borç faizinin TCMB bilançosundaki değerleme hesabının TL yükünün çoğalması neden olmuştur. Kamu açıklarının artmasının 1989 ve 1991 yıllarında kamu personellerine yapılan zamların büyük etki etmiştir. 12 Eylül akabinde reel ücretlerin erimesi ve %200 maaş zamları ile kamu açıkları fahiş şekilde artmıştır. Yüksek kamu açıklarının 1994 krizi kamunun dış borcu ödeme yapmak istemesi yurt içi mali piyasalarda baskı oluşmasına neden olmuştur. Akabinde ise yüksek enflasyonla birlikte reel ve nominal faiz oranlarını artırmıştır. Bundan dolayı devlet iç borç senetlerinin (DİBS) faizin artmasını ve iç borç stokunun yükselmesine zemin hazırlamıştır (Günal, 2001).

(27)

-Türkiye’nin finansal geçmişine bakıldığında istikrar programları kriz sonralarında yapıldığı görülmektedir. Enflasyonu indirmek ve ekonomide düzenlemeler sağlamak amacıyla 1999 istikrar programı uygulanmıştır. 1999 yılında Asya ülkelerinde ve Rusya’ da olan kriz Türkiye’yi de etkilemiştir. Türkiye’ den 6 milyar dolar sıcak para çıkışı yaşanmıştır. Bundan dolayı Türkiye döviz sıkıntısı içerisine girmiş ve hazine iç borçları çeviremez duruma gelmiştir. Kasım ayında yaşanan Düzce depremi ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiştir. 1999 Niyet Mektubu ile oluşan Enflasyonu Düşürme Programı 3 yılı kapsamaktadır. IMF destekli bir programdır. Amaç enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmektir. Bu durum mali piyasaları olumlu etkilemiştir.

-2000 yıllarında bankacılık sektöründe yaşanan yolsuzluklar ve iflas eden bankalar nedeniyle bankalara olan güven azalmıştır. Vatandaş paralarını yastık altı tabiri dediğimiz birikime gitmiştir. Bankalardan mevduatlarını çekmişlerdir. Bankalar bu açığı kapatmak için döviz toplamaya başladılar. Yabancı yatırımcılar ülkeden çıkış yapmaya başlamış ve 27 Kasım da Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ndan 3 milyar dolar çıkış oldu. Bundan dolayı piyasada döviz sıkıntısı yaşanmış gecelik repo faiz oranı %200’lere gelmiştir. TCMB, IMF’ den yardım istedi fakat IMF yardım yapmadı (BBC,2019)

-2001 krizi Türkiye Cumhuriyeti hükümeti kamudaki harcamaları azaltarak, personel atamalarını durdurarak tasarruf yapma politikası izlemiştir. Kamu kurumları Hazine Müsteşarlığının onay vermesi ile kredi alabileceklerdi. Yakın zamanda yaşanan 2000 krizinden dolayı yabancı yatırımcıların Türkiye’ ye güveni azalmıştır. Devlet bankaları kaynak yokluğu çekmekteydiler. Devlet bu sıkıntıyı gidermek amaçlı 6,750 milyon dolar civarında devlet tahvili satmıştır. Devletin dış borçlarının ödemesinin günleri gelmiş devlet büyük bir çıkmaza girmiştir. Yabancı bankalar bu durum karşısında günü gelmemiş alacaklarının geri çekmeye başlamış gecelik faizler çok yükseklere çıkmış ve yeni bir kriz oluşmuştur. TCMB, IMF’nin dayatması ile dövizde dalgalı kur dönemine geçiş yapmış bu uygulama ile TL’nin değeri %40 düşüş yaşanmıştır. Devletin dış borcu fahiş artış yaşanmıştır (BBC,2019).

-2000 sonrası bankacılık sistemi 2000 yılı ve 2001 yılı krizlerinin peşinden güçlü ekonomiye geçiş programı ile birlikte kamunun borçlanma potansiyelinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak gereken koşulun bankacılık sisteminin yeniden işler

(28)

hale getirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda finans ve para piyasalarının yeniden düzenlenmesini gerektirmiştir. Bu düzenleme ile bankacılık sektöründe takas operasyonu yapılarak bankaların kurdan kaynaklı risklerini büyük oranda hazine üstlenmiş ve açık pozisyonların kapatılması konusunda bankacılık sektörüne destek olunmuştur. Yaşanan kriz sonrasında bankacılık sektöründe büyük oranda daralmalar gerçekleşmiştir. Banka sayıları 82’den 60’e düşmüş, tüm şube ise 929 azalmış, çalışan sayısı%19 azalmıştır, toplam aktifler dolar baz alındığında %26 küçülmüş ve toplam aktiflerin milli gelire oranı %93 seviyesinde gerçekleşmiştir (Özgür,2007) .

1.2.7. 2002 Yılı Sonrası Türkiye Bankacılık Sektörü

2001 krizi sonucunda bankacılık sektörü büyük bir sıkıntıya girmiş ve reel sektöre olumsuz etkileri doğurmuştu. Krizden sonra yapılandırma programları oluşturulmuştur. Bunlar dalgalı kur modeli uygulanırken enflasyona karşı sıkı bir duruş sergilenmesi gerekliliği, bankacılık sektöründe TMSF ile hızlı bir şekilde kapsamlı bir yapılandırma süreci başlatılması, bankacılığın reel sektörü olumlu desteklenmesi beklentisi, kamunun finansman desteği yeniden düzenlenmesi gerekliliği, kamunun gelir stratejilerinin geliştirilmesi gerekiyordu (Kesebir,2018). Krizin Türkiye’ye maliyeti %9.5 küçülmesine sebep olmuştur. Alınan tedbir ve uygulamalar ile Türkiye toparlanma sürecine girmiştir. Bu tedbirler ile 2002 senesinde %7.9, 2003 senesinde %5.9, 2004 senesinde %9.9 büyüme gerçekleştirmesine rağmen işsizlik hususunda başarı yakalanamamıştır. Ekonomik olarak makro ölçekli istikrarın sağlanabilmesine bağlı olarak bankacılık sektöründe önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bankacılık sektörünün 2004 senesinde bankacılık sektörü 306,5 milyon TL civarında bir rakama ulaşılmıştır. Bankacılıkta kredi ve mevduat miktarları ciddi oranda artış yaşanmıştır. Bu artış ekonominin büyümesi ile doğru orantılıdır. 2001 senesinde 34,9 milyar TL kredi miktarı var iken, 2004 senesinde bu rakam 82,2 milyar TL ye yükselmiştir (Kesebir,2018).

Özellikle nominal faizler ve reel faizlerde düşüş yaşanmıştır. Bankaların komisyon gelirlerinde yaşanan düzenlemeler ile bu gelirler dengelenmiştir. Merkez Bankasının özerk yapısının güçlenmesi, Emlak Bankasının tasfiyesi, Ziraat Bankasının ve Halk

(29)

Bankasının ortak bir yönetime devredilmesi alınan önemli tedbirler olmuştur (Kesebir,2018).

Kriz sonrası önemli düzenlemelerden bir tanesi de sınırsız olarak uygulanana mevduat sigorta uygulamasının sınırlandırmaya gidilerek değiştirilmesidir. Bu sigortalarının sınırsız olması ölçüsüz risklerin alınmasına ve kamu maliyesinin üzerine yük olarak yüklenmesine sebebiyet vermekteydi. Yapılan düzenlemeler sonucunda bankacılık sektörüne olan güven artmış, yabancı sermayeli bankaların Türkiye’ye yatırım yapma olanaklarını artırarak bankacılık sistemlerine dahil olmalarını sağlamıştır. Yabancı bankaların gelişleri ile Türkiye’ye bankacılık ve ekonomi sisteme olumlu etki yaratmıştır. 2001 krizi sürecinde takibe dönüşen kredi oranları 2017 yılında takibe dönüşen kredi oranları ile kıyaslama yapıldığında yapılandırma sonrası sorunlu kredilerinin miktarı hakkında bilgi vermektedir (Kesebir,2018).

Tablo 1.1998-2000 Seneleri arasında takibe dönüşen krediler

(30)

Şekil 1 . 2010-2017 Seneleri arasında takibe dönüşüm oranları

Kaynak : BDDK, Türk Bankacılık Sektörü Temel Göstergeleri, 2017, s.14.

Yukarıda 2008 ile 2017 yılları arasında takibe dönüşen kredi oranları görünmektedir. Kriz yıllarındaki yüzdesel durum ve kriz sonrası yüzdesel durum incelendiğinde aralarında yüksek farklar görünmektedir. 1998,1999 ve 2000 senelerinde takibe dönüşen kredilerin oranları yüksek iken 2010 senesi sonrası süreçte %3 seviyelerine gerilemiştir. Yapılan reformlar ve ekonomik düzenlemeler ile ekonomik verilerde düzelmeler başlamıştır. 2001 krizi sonrasında 2008 küresel kriz ile birlikte ekonomide dalgalanmalar meydana gelmiştir. Yapılan yeni düzenlemeler ve kontroller ile 2008 krizinin etkisi hafif düzeyde gerçekleşmiştir. Türkiye’ de hissedilen krizler yeni doğan ve doğabilecek olan krizler için kırılganlık yerine ekonominin esneklik kazanmasına sebep olmuştur (Kesebir,2018).

Yapısal reformlar sistemlerin daha iyi bir şekilde çalışmasını ve ekonomik şoklara karşı var olan yapının tekrardan düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Bu reformlardan bazıları aşağıda yer almaktadır (Kesebir,2018).

a) Cari açığın düşürülmesi ve büyümenin ithalata dayalı olmasından kurtulması b) Vergi sistemi dolaylı vergilerden kurtularak dolaysız vergilere ağırlık

verilmesi

c) Enerji sektöründe dışa bağlılığı azaltarak gerekli tasarruf önlemlerinin alınması

(31)

2002’den sonra serbest dalgalı kur rejimi ile Türkiye’nin enflasyon hedeflemesi ve büyümeye geçiş süresinin başarılı olabilmesi için, uzlaşmacı fiyat ve ücretlerin belirlenmesi, kamu borç yükünü sürdürülebilir düzeylere indirilmesini sağlayıcı politikaların izlenilmesi, şirket ve banka sektörlerinin reformlarının bütünlük kazanması, dış kaynak temininin direkt olarak yabancı yatırımcılara yönelmesi gerekmektedir. Yol gösteren detaylı araştırmalar ve özel-kamu ve sivil toplum işbirlikleri ile oluşan bireysel ve sektörel programlar destek sağlaması söz konusu olabilir.

1.3. Çağdaş Konvansiyonel Bankacılık Sistemi

Konvansiyonel sistemde para üzerinden para satılarak yapılan bir sistemdir. Konvansiyonel fakir olan kesim daha da fakirleşmesine, zengin olan kesimin daha da zenginleşmesine sebep olmaktadır. Fakir kesimin kazanç sağlayabilmesine yer verilmeyen bu sistem iş yapma şansını da düşürmektedir. Bu sistemde banka krediyi sağlamakla yükümlüdür. Risk oluşturabilecek ortam oluşturmaz. Sadece karını gözetir. Ortak olduğu kişinin durumunu ve koşullarını göz ardı etmektedir. Fakat İslam ekonomisinde riski paylaşmak esastır. Konvansiyonel bankacılık günümüzde yapılmakta olan faizli bankaların yapmış olduğu sistemdir. Banka faiz ile fon toplama vazifesini yapmakta ve karşılığında ödünç fon sağlamaktadır. Yani konvansiyonel bankacılık sisteminde kredi kullanımı yaparken de fon toplarken de faiz esastır. Yani paradan para kazanmaktadır.

Mevduat Kredi

Mevduat + Faiz Kredi + Faiz Şekil 2. Kovansiyonel bankacılık çalışma şekli Kaynak : Yazar tarafından oluşturulmuştur.

Fon

Sahibi Banka

(32)

Şekil 2’de görüldüğü üzere Konvansiyonel bankacılık 3 ana gruptan oluşmaktadır. Bunlardan bir tanesi fon sahibi diğeri banka bir diğeri ise fon talep eden gruptur. Fon sahipleri mevduatlarını değerlenmesi için bankalara yatırmaktadırlar. Bankalar bu mevduatları değerlendirebilmek için piyasada fon talep eden kişilere kredi olarak kullandırmakta karşılığında ise vermiş olduğu kredinin anaparası ve vade farkından doğan faizi ile birlikte geri almaktadırlar. Bankalar aldıkları bu kredi anaparası ve faizinden masraflarını ve karlarını düşüşünü yapıp mevduat sahiplerden aldıkları mevduatlarını ve kazanmış oldukları faizin bir kısmını geri vermektedir.

1.4. Merkez Bankaları

Devletin ayrıcalık tanımış olduğu Merkez Bankaları, para basma (emisyon) yetkisi bulunan tek bankadır. İstisnai durumlarda Hazine’nin kağıt para basma yetkisi bulunmakta fakat bu görev aslen Merkez Bankası’na tanımlanmıştır (Rothbard, 2008:125)

Merkez Bankasının Görevleri aşıda yer almaktadır (Küçükoğlu, s. 4); a) Ülke ekonomisine banknot basmak

b) Devletin haznedarlığını yapmak

c) Mali ve finansal konularda devlete danışmanlık yapmak d) Ticari Bankalar’ a ait para rezervlerini korumak

e) Bankaların takas, hesaplar arası nakil ve tasfiye işlemlerini yapmak f) Reeskont yapmak

g) Kredileri tahsil etmek

Dünya’da kurulan ilk Merkez Bankası 1668 yılında İsveç’te kurulan İsveç Devlet Bankası’dır. Ticari senetleri iskonto yaptıranlara, madeni para yerine kendi çıkarmış olduğu banknotları vermiştir. İkinci olarak 1694 yılında Londra’da kurulan İngiltere Bankası (Bank of England) dır. Türkiye’de ise 11 Haziran 1930 tarihinde Anonim Şirket (A.Ş.) şeklinde kurulmuştur. 3 Ekim 1931 tarihinde resmi göreve başlamıştır.

(33)

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın görev ve yetkileri aşağıda yer almaktadır ( Küçükkocaoğlu, t.y., s.8):

a) Hükümet ile birlikte gerekli tedbirleri alarak, Döviz ve efektif alım satım işlemlerini yaparak, kur rejimlerini düzenleyerek Türk Lirası’nın değerini korumak,

b) Mali piyasaları izlemek ve piyasaları düzenlemesini yapmak, c) Döviz ve altın rezervlerini yönetme,

d) Açık Piyasa İşlemleri yolu ile menkul kıymet alım satımı yaparak piyasadaki likidite düzeyini kontrol altına almak,

e) Avans işlemleri ve reeskont yapmak,

f) Para ve Döviz piyasalarıyla ilgili tedbirler almak g) Türk Lirası’nın tedavülünü düzenlemek

1.5. Banka Türleri

Bankacılık sektöründe yatırım bankaları, kalkınma bankaları ve ticari bankalar olmak üzere 3 tip banka bulunmaktadır.

1.5.1. Yatırım Bankaları

İslami Banka olarak da adlandırılan bu bankalar mevduat toplayıp toplanan mevduatı kredi olarak kullandırılmasını yapan banka türü değildir. Yatırım bankaları kurumların menkul kıymet edinimi sağlayan bir aracı kuruluştur. Bu işlemi yaparken kuruluşlara tavsiyelerde bulunmaktadır. Bu gayrimenkulleri önceden belirlemiş olduğu bir fiyattan almak kaydı ile satışını gerçekleştir (Mishkin, 2013:87).

Mevduat toplama yetkisi olmayan bu bankalar, kredi kullanmak veya tahvil ihracı gerçekleştirmek için fon toplamaktadır. Topladıkları fonları kendi isimlerine ve hesaplarına menkul kıymet almak için veya firmalara uzun ve orta vadeli yatırım kredisi sağlamak için kullanırlar.

(34)

1.5.2. Kalkınma Bankaları

Genellikle gelişmekte olan ülkelerde faaliyet göstermektedirler. İç ve dış kaynaklardan özel fonların uzun vadeli yatırımlara akışını sağlamaktadırlar. Yatırımlara gerekli teknik destekte bulunan bankalardır. Kaynaklarını uluslararası kalkınma kuruluşlarından, yabancı ve yerli bankalardan, devlet fonlarından sağlamaktadır (Aydın, 2006: 61-62).

Kalkınma bankalarının mevduat toplama yetkisi bulunmamaktadır. Ülkerlerin yatırım sermayesi eksikliğini gidermek ve kalkınmada öncelikli bölgeler için finansman sağlamak amacıyla kurulmuştur. Kaynaklarını devletten, uluslararası kurumlardan ve tahvil ihraçlarından elde etmektedirler(Akbulak ve diğ, 2004:82-83). 1.5.3. Ticari Bankalar

Finansal sistemde mevduat fazlası olan kişilerden mevduat toplayarak kredi ihtiyacı olan kişilere transfer etmek gibi temek banka fonksiyonlarıdır. Temel görevi kaynak akışına aracılık yaparak bundan kar elde etmesidir. Bu tür bankacılık en sık karşılaşılan banka türüdür.

Temel görevi, tasarruf sahipleri ile tüzel ve tüzel olmayan tüketiciler arasındaki parasal akışa aracılık etmesidir. Çek imkanı, para transferi, mevduat güvenliğini sağlama hizmetleri de sunmaktadır.

Ticari bankaların temel amacı kar elde etmektedir. En önemli gelirleri ise vermiş oldukları krediden elde ettikleri faiz gelirleridir (Parasız, 200:136-137).

(35)
(36)

Tablo 2.’nin devamı

(37)

İKİNCİ BÖLÜM

KATILIM BANKACILIĞI VE ÜLKEMİZDEKİ İŞLEYİŞİ

Bu bölümde islami usullere göre yapılan katılım bankacılığı hakkında genel bilgiler verilecek, katılım bankacılığının Türkiye ve Dünya’daki tarihsel gelişimi ele alınacaktır.

2.1. Faiz Kavramı İle Faiz Çeşitleri

Çalıştırmak amacıyla borç niteliğinde verilen ürünün karşılığında alınan farka faiz adı verilmektedir (TDK,2013). Faiz; ödünç olarak verilen ürünün veya mevduatın belirli bir zaman geçtikten sonra belli olan bir fazlalık ile tahsil edilmesidir. Eğer borç ilişkisinden kaynaklı gerekli süre zarfında geri gelmeyen bir alacağa fazla süre tanımak suretiyle fazla zamanın bedeli olarak anaparayı fazlasıyla almak ya da bu yolla elde edilen fazlalığın adıdır (Özsoy,1994).

Faiz, kredi kullanılan teşebbüs sahibine kâr getirip getirmeyeceği bilinmese dahi ya da getirinin ne kadar olacağının başlangıçta bilinmemesi, fakat faizin başlangıçta tespiti nedeniyle, borçlu ve alacaklı arasında adil paylaştırma söz konusu değildir. Dolayısı ile taraflardan biri mutlaka zarara uğrayacak ve bu zararın herhangi bir şekilde engellenmesinin mümkün olmamasından nedeniyle faiz haram olarak tanımlanmıştır (Özsoy,1994).

Kutsal kitabımız olan Kur’ ân-ı Kerim’ de faiz haram kılınmıştır. Bu faize ödünç faizi de denilmektedir. Piyasalarda bulunan varlıklar (yumurta, nohut, buğday, altın, kumaş, kâğıt, para ) ödünç olarak verilip fazlasının geri ödenmesi söz konusu ise faiz gerçekleşmektedir. Bu durumda 100 TL borç verip belirli bir vadeden sonra 150 TL geri istemek faizli bir işlem olarak kabul edilmektedir (TKBB,2013). Gerçek hayatta özellikle İslami toplumlarda bireylerin batı iktisadında sözü edilen rasyonel insan (Homoeconomicus) yerine İslami insan (Homoislamicus) gibi davrandığı, kararlarını aldığı görülmektedir (Dilek vd. 2017).

İslam dini faiz yerine kâr - zarar ortaklığı veya ticaret esasları getirdiğinden dolayı her iki durumda da adalet sağlanacaktır. Bu durumda elde edilen yüzdesel kâr ya da

(38)

zarar ortaklar arasında eşit paylaşılmaktadır. Alım satım işlemlerinde ise kâr oranları önceden tespit edildiğinden dolayı meydana gelen değişmelerden borçlu ve alacaklı etkilenmeyecektir (TKKB,2013).

Faiz İslami literatürde “riba” olarak ifade edilmektedir. Riba, Arapça kökenli bir kelimdedir. Sözlük anlamı ise fazlalık anlamına gelmektedir. Cahiliye döneminde Araplar bu kelimeyi fazlalık anlamında kullanılmaktadır. Günümüzde faiz denildiğinde “vadenin uzamasına karşılık borç miktarının çoğalması” manasını kullanılmaktadır (Hamud,1976). İslam dini geçmişinde bilinen ödünç faizi kavramlarına ek olarak peşin ya da vadeli mübadelelerin alışverişinde doğan alışveriş faizi kavramına değinmiştir. Kur’an-ı Kerim ödünç faizlerine değinirken hadisler ise alışverişten kaynaklı faizlerin üzerine durmuştur.

Şekil 3 . İslam dininde faiz gösterimi Kaynak: http://tkbb.org.tr

Ödünç ribası; borç işlemleri, al-sat işlemleri gibi sebeplerden kaynaklı bir borca karşılık olarak ödenecek karşılıkta, belirli bir vadeden dolayı zorunlu kılınan fazlalık

(39)

olarak ifade edilmektedir. Borç faizi, aşağıdaki iki durum gerçekleştiğinde geçerli olmaktadır; (Bilmen, Tarihsiz):

• Neden kaynaklanırsa kaynaklansın borçlu ya da alacaklı taraflarından birinin lehine karşı tarafın adına bir borcun varlığı,

• Borcun ödenmesi sırasında asıl borca ilave olarak alacaklı lehine bir fazlalığın ön koşul olarak koyulması. Örneğin paranın taşıma maliyeti ya da kaybolma riskinden kurtulmak için, bir yerde verilen borcun başka bir yerde ödenmesini şart koymak da faize girmektedir (Bilmen, Tarihsiz).

Kapital ekolojinin riba sayıp İslam dinin riba olarak görmediği ve finans bankaları tarafınca murabaha istemine dâhil olan faiz, süre farkı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Kapitalist sistemde satılan bir malın faturasında peşin ya da vade farklı fiyatları ayrı ayrı gösterilmekte ve vade farkı faiz olarak ifade edilmektedir. Oysa fiyatı baştan ve kesin olarak belirleyerek malın vadeden kaynaklı olarak yüksek fiyattan satılması caizdir. Bu vadeden kaynaklı fark İslam’a göre faiz olarak kabul edilmemektedir. Burada mal ve paranın riba ilişkisi oluşturacak sistem bulunmamaktadır. Ancak süreli olarak satılan ürünün vadesi dolduğunda ödünç alınan geri verilmediği takdirde herhangi bir fark alınması faiz olarak kabul edilmektedir. Çünkü artık mal-para ilişkisi yerine para-para ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda gününde ödenmesi gereken meblağ ile ileride ödenecek meblağ arasında riba ilişkisi doğmuş olmaktadır.

2.2. Faiz Kavramı İle Kâr Kavramının Kıyaslanması

Faiz kavramı ile kâr kavramı, bakıldığında birbirine yakın gibi görünen ama gerçekte birbirine iki zıt bir kavramdır. Faiz bugünkü ve ilerideki beklenen şartlara göre anaparanın ilerideki getirisini tahmin etme şeklidir. Tahminin, gerçekleşenden farklı olduğu durumda faizi ödeyen veya alandan bir tarafı zarar etmektedir. Kâr ise nakdi anaparanın sonucu oluşmuş net hasılatın belirli bir kâr oranında ortaya çıkmaktadır. Gerçekleşen bu kâr piyasa kârını oluşturmaktadır. Oluşan bu piyasa kârı ilerideki zamanlarda oluşacak getirinin belirlenmesine katkı sağlamaktadır. Kâr bir üretim faktörünün ( girişimcilik) getirisinden oluşmaktadır. İslam’ daki nakdi anaparanın

(40)

kârı ile kapitalist sistemin faizi arasındaki fark şudur; İslamın elde ettiği kâr doğrudan üretim ile ilişkili iken ve girişimci ile anaparayı koyan getiriyi daha önce kararlaştırdıkları oranda paylaşmaktadırlar. Elde edilecek kâr ve zarar da ortaktır. Kapitalist sistem de ise anaparanın getirisinin üretimle ilişkisi bulunamamaktadır. Elde edilecek gelir yani faiz az olduğunda girişimci ve emek tarafı zarar etmektedir. Beklenen faiz yüksek olduğunda ise anapara sahibi ve girişimci zarar etmektedir. Tablo 3. Faiz ile kâr farkı

Faiz = Riba

Kâr

Bakiye hesaba yatırıldığında Pozitif değer oluşturmakta ve sonucunda faiz olmaktadır.

Bakiye üretim için bir işte

kullanıldığında sonucunda oluşan belirsiz kârdır.

Faiz borçlu bir kişinin alacaklıya şartlı olarak anaparasından yüksek ödediği miktardır.

Kâr üretimden doğan bir gelir ile maliyet arasındaki farktır.

Faiz önceden belirli olmakla beraber, borçlu ve alacaklı açısından bir belirsizlik

olmamaktadır.

Kâr oluşuncaya kadar bir belirsizlik söz konusudur. faiz negatif olamaz. Maksimum sıfır yada

biraz daha düşüğü olabilir.

kâr hem pozitif hem sıfır hem de negatif olabilir.

İslam hukukunda faiz haramdır. İslam hukukunda kâr helaldir.

Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur.

2.3. Katılım Bankacılığın Oluşmasının Nedenleri

Dünya genelinde yeraltı kaynakları olan devletlerin İslam coğrafyasında yer almakta fakat bu kaynaklarda elde edilen gelirlerin Avrupa ve Amerika’nın bankacılık sisteminde değerlendirilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma finansmanı yetersizliği bu ülkeleri farklı yöntemler geliştirmeye zorlamıştır. Bu bağlamda Ortadoğu ülkelerini petrolden elde edilen gelirlerin kendi ülkelerinde islami usullere uygun olarak değerlendirilmesi ve kalkınmada gerekli finansmanın sağlanabilmesi için faizsiz bankacılığı geliştirmiştirler. Bu amaçla İslami finansman üzerine yeni arayışlar gerçekleştirilmiştir. 1955 yılında faizsiz bankacılığa yönelik ilk çalışma iktisatçı Muhammed Uzair tarafından gerçekleştirilmiştir (Başaran,2003).

Şekil

Tablo 1.1998-2000 Seneleri arasında takibe dönüşen krediler
Şekil 1 . 2010-2017 Seneleri arasında takibe dönüşüm oranları
Tablo 2 . Kalkınma, Yatırım, Katılım, Mevduat ve Ticari Bankalar
Tablo 2.’nin devamı
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

Faktoring şirketinin devir aldığı alacakların ödenmeme riskini kısmen üstlendiği şeklidir.Tahsilat işlemleri yine faktoring şirketi tarafından

Pompeiopolis'in yeri yabanc~~ gezginlerin 19.yy içinde yapm~~~ olduklar~~ çal~~malardan6' itibaren tespit edilmi~~ olmakla birlikte, ilk olarak 1925 y ~- l~nda Kastamonu

İbnülemin Mahmut Kemâl Bey, bu ebced sanatını, daha çok, bir mizah olarak kullanırdı.. Bu onun mizaha, hicve olan

günlerde enjekte edilen PGF2 a'nın doğum ve postpartum dönemi sorunsuz ve sorunlu olan inek- lerde doğum-yeniden gebe kalma süresi ile diğer reprodüktif

3) Sukeyna' nın 8 tane fındığı var. Annesi 3 fındık daha verdi. Sukeyna' nın kaç fındığı oldu??. Cevap ………. Aşağıdaki problemleri zihinden çözün ve

Başlangıçta hanımlar arasında düzenlenen günleri baz alarak başlayan, faizsiz bir finans sistemi olarak günümüzde görülen, elbirliği sistemi (ki bundan

1953’te korgeneralliğe terfi eden Gürsel, Eskişehir Bölge Ku­ mandanlığı, İzmir Yurtiçi Bölge Kumandanlığı yaptı.. Kolordu Kumandanı olarak Erzincan’da

Katılım model portföy endeksinin tercih edilme sebepleri; son zamanlarda faizden uzak yatırım ve katılım bankacılığı şartlarına uyumlu olan pay senetlerinin