Sahife 10 A K Ş A M
S A R A Y
vb
B A B I Â L İ N İ N İC Y Ü Z Ü
Y a z a n : S Ü L E Y M A N KÂNI İR TEM — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika N o . 599
Makarnanın üzerine peynir yerine rendelenmiş
sabun konulmuş!
Ahmet Mitat efendi bir zeybelc dansı tertibini düşündü. Man zum bir dua ile bir de şarkı yaz-
di.
Bu şarkının güftesi şudur: 1 — Zeybekleriz, şan erleri!
Titretiriz her yerleri! Arş ileri, arş ileri!
Nakarat Arş ileri, arş ileri!
Görsün yiğitler şan nedir! 2 — Dağda geçer her gecemiz; Cenk ve cidal eğlencemiz! Rahat bizim işkencemiz!
Nakarat
3 —— Pek şanlıdır ecdadımız, Evlâdımız, ahfadımız. Cenk ve cidal mutadımız!
Nakarat
Bu şarkıyı Bay Zati besteledi. Ayakların muzikaya uydurulma sına da o nezaret etti.
Oynanırken çalınacak zeybek havası flütist Saffet Bey tarafın dan tertip edildi.
Ahmet Mitat efendinin koca gövdesile dans figürlerini talim etmesi epey tuhaf oluyordu!
Dans tamamile hazırlanınca padişah huzurunda gösterildi.
Fakat sahnede zeybeklerin ağız larında silâhlarla, heybet ve deh şetle görünmelerinden Abdülha- mit hoşlanmadı; bu oyunu bir da ha istemedi.
Ahmet Mitat efendi mabeyince: (Zeybekler dansı muharebeye benziyor. Böyle şeyleri niçin, ne maksatla yaptırıyor?)
Diye siayete uğradı. Artık bu vazifede devam etmesi istenilme di. Mitat efendi saray tiyatrosun dan çekildi. Fakat bu işten aldı ğı tahsisat meşrutiyete kadar ken disine verilmekte devam edildi.
Muzikai hümayundan binbaşı flütçü Haydar Beyin bestelemiş olduğu (Penbe kız) opereti oyna nacaktı.
Haydar Bey her gün biraz^dem- ler.mcdcn olamazdı! Penbe kızın provası yapıldığı sırada bir gün demi biraz fazlaca kaçırmıştı! O gün yemek vakti geçtikten sonra provaya gelmişti. Yemek istedi.
Muzika. kışlasının hususî lokan tasında makarnadan başka yene cek şey kalmamıştı. Makarna ge tirildi; yedi. Bitirdikten sonra:
— Bizim aşçıya da ne olmuş? Bu kadar tatsız, tuzsuz şey öm rümde yememiştim!
Diye şikâyet etti. Tahkik olun du.
Lokantada rendelenmiş peynir bir tarafta, gene rendelenmiş bir az sabun da makarna tenceresi ne yakın bir yerde duruyormuş. Garson sabunu peynir sanarak ma karnaya katmış!
Zavallı Haydar Bey de keyif balile farkına varamıyarak ren delenmiş sabunu peynir yerine yutmuş!
İlk Ermeni meselesi esnasında Güllü Agop efendi islâmiyetini izhar eylemiş ve Yakup efendi na- mile yadedilmeğe başlanmıştı.
Yakup efendi saraya geldiğin- denberi bazı mahremlerine ken disinin müslüman olduğunu, esa sen sünnetli doğmuş bulunduğunu tekrar ederdi. Cemaate katılarak büyük camilerde namaz kıldığı da olurdu.
Sarayda Fransız trupu yanında şimdi bir de Türk trupu peyda olmuştu.
Türk trupunda her yeni oyunun
İhtiyar kadın rollerine çıkan Fuad, genç kız rolüne çıkan
A li Ilyas beyler
provaları on beş günde bir ikmal ediliyordu.
Bir akşam oyunda hünkâr: — Zatiye söyleyiniz: Yakup efendiye de rol versin!
Diye irade etti.
Bunun üzerine eski Gedikpaşa tiyatrosu müdürü ve saray tiyat rosu rejisörü Güllü Agop Vartov- yan efendi sarayda Yakup efendi namile mülâzimsani Bay Zatinin idaresi altındaki trupta çavuş rütbesile roller aldı.
Bu trup için Mmakyan efendi den piyesler tedarik olunuyordu; her piyes için beş altın veriliyor du.
Mınakyan bunları seve, seve iare ediyordu. Çünkü bunlardan biri hünkâr huzurunda oynanır da sonra kendi tiyatrosunda oy nanmasında zabıta ve maarif nezaretince müşkülât çıkarılacak olursa (bu piyes huzuru şahane de oynanmıştır.) Diye kendisi için de müsaade almak kabil o- lurdu.
Bay Zatinin mülâzimsaniliği an cak bir sene sürmüştü; sonra iki rütbe birden kat ile yüzbaşılığa terfi etti; bu sırada Yakup efen diye de mülâzimlik tevcih olundu.
Abdülhamit tiyatroyu bazan elçilerle hususî mülâkata vesile olmak üzere isterdi.
Elçiler ziyafetten sonra çok de fa tiyatroya da davet olunurlar dı.
Abdülhamit böyle mevkilerde daima nezaket ve iltifat ile hüs nü muameleyi pek iyi bilirdi.
Tiyatro bitince elçiler yaverler
ve çavuşlar terfikiie sefarethane lerine kadar isal olunurdu.
Abdülhamidin tiyatroda iken bazı mühim işler için emirler gön derdiği de olurdu.
Ecnebi misafir bulunduğu za» man tiyatroda haremi hümayun dan kimse bulunmazdı. Bu halde locaların kafesleri kaldırılırdı.
Büyük ecnebi misafirler ma- damlarile birlikte zatı şahanenin locasına alınırdı.
Sahneye karşı sol taraftaki lo calarda sefaret heyetleri, sağ ta raf localarda da mabeyin memur ları, var ise vükelâ bulunurlardı.
Tiyatro kalabalık olur da hare mi hümayun dahi bulunursa bü tün localarla beraber hünkârın locası da kafeslenirdi.
Saray haricinden kimse olmaz sa yalnız haremin bulunduğu ta raf kafesli olurdu.
Padişah huzurunda bulunuldu ğu için tiyatroda aktörlerden baş kasının sesi işitilmezdi.
Elçilerden birinin hususî sayı lan bu tiyatroya davet iltifatına nailiyeti havadisi Beyoğlu siyasî mahfellerinde günlerce çalkanıp dururdu.
Bayramların birinci akşamları saraya gelen vükelâ ve bendegân haremlerinden bazıları saray ka- dmlarile birlikte tiyatroya davet edilmek atifetine mazhar olurlar dı. Bunlara da avdetlerinde yaver ve çavuşlar terf ik edilirdi.
(Arkası var)
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi