• Sonuç bulunamadı

Şevket Pamuk:Borçlanma siyasilere bırakılamayacak kadar ciddi bir olay

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Şevket Pamuk:Borçlanma siyasilere bırakılamayacak kadar ciddi bir olay"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

A N A L İ Z

Dış borç, iç borç, hazine bonosu, yabancı

gözlem ciler, ek vergi, yolsuzluk v.s. Sadece

bugünün kavram ları değil bunlar, taa

Osm anlıya kadar uzanıyor. O sm anlI'nın da son

dönem inde borç ve faiz batağından kurtulm ak

için ça re le r aran ıyo rd u . Fransız ve İngiliz

uzm an lar Osm anlI için "borcun borçla

kapatılm ası m üm kün değil” yorum unu

yapm ışlardı. Bir ara sadece sarayın giderleri

d evlet gelirlerinin beşte birine çıkm ıştı.

Ö rnekleri daha fazla ço ğaltm aya gerek yok.

M erak ettiğ im iz; tarih te k e rrü r ed er mi?

R e ktö r Yardım cım ız Prof. Dr. Ş evket

Pam uk'la ekonom i tarih in d e bir yolculuğa

çıktık. Sorularım ız bir dünden oldu bir

bugünden.

Ş e v k e t Pam uk:

B O R Ç LA N M A S İY A S İL E R E

B IR A K IL A M A Y A C A K K A D A R C İD D İ BİR O LA Y

G Ö K M E N K A R A D A Ğ F O T O Ğ R A F L A R : S İN A N K ESG İN

OsmanlI’n ın son dönem inde yaşadığı ekonom ik sıkıntı­ larla Türkiye’n in bugün yaşadığı sıkıntdar arasında bir benzetm e yapılabilir mi? Hatta daha da ileri gidelim... “Tarih tekerrür mü ediyor?” (ki bu saptamayı yaptığınız an Türkiye’nin de benzer bir süreç sonucu Osmanh gibi batacağı sonucu çıkar.)

Bir tarihçi olarak “tarih tekerrürden ibarettir” sözünü sevmi­ yorum. Geçmişteki bazı olaylan bugünkülere benzetebiliriz

ama aslında her dönemin kendine özgü farklılıkları var. 1870’lerle günümüz arasmda çok kestirme paralellikler kurma­ malıyız. 1870’ler OsmanlI’nın sonu değil ama OsmanlI’nın dış borç konusunda çok sıkıştığı ve ödeyemediği için de Düyun-u Umumiye’nin kurulduğu dönem. Ama o dönemin koşullanyla bugünküler çok farklı.

Bazdan Düyun-u Um um iye’y i IMF’ye benzetiyor...

Düyun-u Umumiye’nin çok farklı bir yam da vardı. Devletin bazı gelirlerini kendisi toplama ve topladıklarım borç ödemele­ ri için kullanma yetkisi vardı.

Peki siz ekonom i tarihiyle ilgili çahşmalara genel anlam­ da nasd yaklaşıyorsunuz?

Tarihi çalışmanın amacı şudur; tarihten ders çıkarmak la­ zım. Ama aynı zamanda kaba benzetmelerden de kaçmmak la­ zım.

Şu an Türkiye’n in bulunduğu noktayı nasd değerlendiri­ yorsunuz?

Şu anda aşırı kötümseriz. Devletin iç ve dış borçlanma süre­ cinin son 15 yılda getirdiği yer bir tıkanıklık. Bu yüzden son 50 yıldaki birçok dönüşümü unutup, salt bu borç sarmalının bizi sanki Osmanlı’nınkiyle aym yere getirdiğini konuşuyoruz. Ama

(2)

bu 50 yılda yahut 100 yılda çok olumlu gelişmeler de oldu. Ör­ neğin bugün kişi başı ortalama gelir reel olarak 100 yıl öncesi­ nin 5 katı. 1950’de ortalama hayat 48 yıldı. Oysa bugün 67-68 yılı buldu.

Ekonom inin Türkiye’de ve dünyada son 50 yddaki seyri­ ne nasd bakıyorsunuz?

Son 50 yıl dünya ekonomi tarihinin en parlak dönemlerden biri oldu. Özellikle II. Dünya Savaşı’mn bitiminden petrol krizi­ nin patlak verdiği 1975’e kadar. Bu parlak dönem sadece sana­ yileşmiş ülkeler için değil gelişmekte olan ülkeler için de geçer­ li oldu. Onlar da bu süreçten pay aldılar, gelirlerini artırdılar. Türkiye de böyle yaptı. Yani Türkiye için de çok parlak sayıla­ bilecek bir dönemdi.

Peki 1970’lerden sonraki dönem ne oldu da bu panltı sönm eye başladı?

1970’lerin ortasına kadar ulus devletlere dayalı, içe kapalı ekonomik modeller devri geçerliydi. Sonra dünya değişti. 1970’lerin ortalarından itibaren küreselleşme rüzgarları esti. Petrol krizi, Amerika’da bunalımın aşılması için daha liberal po­ litikaların işlerlik kazanması, Reagan’m iktidara gelmesi ve Ame­ rika’da başlayan eğilimlerin uluslararası kuruluşlara yansıması... Dünyada küreselleşme eğilimi ağır basmaya başladı.

si. İkincisi de şu: 1980'den itibaren Türkiye’de eşitsizliklerin arttığı bir model benimsendi. Zenginle yoksul arasındaki fark gi­ derek büyüdü. Aslında bu sadece izlenen politikalardan kaynak­ lanmadı. Küreselleşmenin kendisinin de eşitsizlikleri artırıcı bir yönü vardı.

Küreselleşme eşitsizliği artırıyor mu?

Küreselleşme eşitsizliği artırır diye bir kural yok ama son 25 yılda küreselleşme, dünya ölçeğinde eşitsizliği artıran bir yönde gelişti. Zengin ülkeler ile yoksul ülkeler arasmdaki uçurum bü­ yüdü. Peşinden de tek tek ülkelerin kendi içinde nitelikli emek ile düz emek arasmdaki uçurumlar büyüdü.

Peki değişim açısından bugün hangi noktadayız? D eğişi­ m e ayak uydurabiliyor muyuz?

Değişen dünyaya ayak uydurmakta güçlük çekiyoruz. Avru­ pa çok önemli bir gündem maddesi. AB ile ilgili tavrımız şu açı­ dan çok önemli bir simge: “Biz değişen dünyanın neresinde yer alacağız?” Sokaktaki insan Avrupa’dan yana gözüküyor. Avru­ pa'nın daha açık ve müreffeh bir toplum vaadettiğini düşünü­ yor. AB’ye aday ülkeler arasında Avmpa yanlısı kamuoyunun en güçlü olduğu ülkelerden biri Türkiye. Ama aynı zamanda siya­ sal elitler arasmda Avrupa’ya entegrasyon süreci en sancılı gi­ den ülke de Türkiye.

1 9 8 0 itib a riy le T ü rk iy e 'n in kapalı, içe dönük san ayileşm e m odeli tık a n m ış tı. Ö zal radikal

ö n le m le rle bu ekonom iyi d ışarıya yö n len d ird i ve dış re k a b e te aç tı. 1 9 8 0 'd e n itib a re n

T ü rk iy e 'd e eş its izlik le rin a rttığ ı bir m odel benim sendi. Z e n g in le yoksul arasın d aki fa rk

g id erek büyüdü. A slında bu sadece izlenen p o litika lard an kayn a klan m ad ı. K ü reselleşm enin

kendisinin de e ş its iz lik le ri a rtırıc ı bir yönü vard ı.

Bu küreselleşm e eğilim inin tem el kuralı neydi?

Ekonominizi dışarıya açın, piyasa kurallarına ağırlık verin.

Türkiye bu dönem de m i bocaladı?

Evet. Rüzgâr bu şekilde esmeye başladıktan sonra bunun dı­ şında kalmak zordur. Siz eğer “ben buna kulak asmayacağım” derseniz, “ekonomimi eski kurallara göre yöneteceğim” derse­ niz, çok bedel ödersiniz. Türkiye değişen dünya koşullarına ayak uydurmada zorlandı. Son 25 yıldır bunun sıkıntılarını yaşı­ yoruz. Yani Türkiye ulus devletler ve kapalı ekonomiler çağın­ da daha başarılıydı, küreselleşmeye ayak uydurmakta ise zorla­ nıyor.

Peki ÖzaTın ekonom iye getirdiklerini nasıl buluyorsu­ nuz?

Hem olumlu hem olumsuz. 1980 itibariyle Türkiye’nin kapa­ lı, içe dönük sanayileşme modeli tıkanmıştı. Özal radikal önlem­ lerle bu ekonomiyi dışarıya yönlendirdi ve dış rekabete açtı.

Peki olum suz yanı?

Birincisi Özal döneminde başlayan keyfilik, kişisellik, yol­ suzluklara göz yumma... O dönemde başlayan usulsüzlükler bir süre su yüzüne çıkmadı ama şimdi bunun birikmiş faturasını ödemekteyiz. Yani bu usulsüzlükler ekonomide açık bir mode­ lin bir parçasıymış gibi görüldü. Bu en önemli yanlışlardan

biri-Türkiye’de siyasiler ekonom iyi nasıl yönetiyor?

Ekonomiyi siyasilerin denetiminden çıkarmak gerek. Ama bunu söylerken devletin ekonomiden tümüyle çekilmesini, kontrolü tümüyle piyasaya bırakmasını kastetmiyorum. Ekono­ mide her zaman devletin bir payı olacak. Eğitim, sağlık, yol ya da köy hizmetleri gibi altyapı çalışmaları sadece piyasaya bırakı­ lamaz. Ama devletin kaynaklan siyasiler tarafından kısa vadeli çıkar amaçlı kullanılmamalı.

(3)

T ü rkiye 1 9 8 0 'le rin so nlarından itib a re n hızlı

borçlan m a yoluna g itti. Uzun y ılla r bu borç m ik tarın ın

Türk ekonom isinin ö d em e gücünün çok altında

olduğu sanıldı. İşte bugün sonucu görü yo rsu n u z.

Peki siyasilerin borçlanm a konusundaki politikalarını nasd değerlendiriyorsunuz?

Borçlanma siyasiler için çok cazip. Kısa vadede ek kaynak sağlıyor ama o borcu ödeyecek insanlar bir sonraki iktidar olu­ yor. Bu yüzden diyorum ki borçlanma siyasilere bırakılamaya­ cak kadar ciddi bir olay. Türkiye 1980’lerin sonlarından itibaren hızlı borçlanma yoluna gitti. Uzun yıllar bu borç miktarının Türk ekonomisinin ödeme gücünün çok altında olduğu sanıldı. İşte bugün sonucu görüyorsunuz.

Türkiye’de en geniş toplum kesim lerinin en büyük ortak referans noktası Atatürk, Atatürkçülük, Atatürk’ün kal­ kınma ham lesidir. Cumhuriyet dönem i koşulları ile bu­ günkü koşulları karşdaştırır mısınız?

Atatürk dönemi dünya ekonomisinin parçalandığı bir dö­ nem. Bir dünya bunalımı vardı. Aynca dünya ticareti parçalan­ mıştı. Ülkeler kendi içlerine döndüler. Türkiye’nin korumacılı­ ğa geçişi, devletçilik uygulaması dünya ekonomisinin bu koşul­ larında başlatıldı ve bu koşullarda hayli başanlı oldu. Ülkeler bü­ yümeyi kendi içlerine dönerek sağlamaya çalışıyorlardı. Dünya­ dan fazla destek bulamıyorlardı.

Atatürk sonrası dönem de ne oldu?

1950-60’larda ne tam kapalı ne tam açık bir model benim­ sendi. İkisinin arasında bir model uyguladı Türkiye. 1970’lerin ortalarına kadar bu da başarılı oldu. Çünkü hâlâ iç pazara yöne­ lik bir sanayileşmenin sağladığı olanaklar vardı. Ama sonra dün­ ya hızla değişti. Biz ise önce devletçi, sonra karma yapılan terk edemedik. Siyasiler de bu yapılan istismar ettiler. Onlara çok büyük olanaklar sağlıyordu bu yapı ve son 15 yılda da bunu so­ nuna kadar kullandılar.

Türkiye ve IMF. İki eski dost. Birbirlerinden bir türlü ay- rdamıyorlar. Ama sonuç hep hüsran oldu bugüne kadar.

Bu İkilide bir yanlışlık var galiba...

İkisinde de var. Ama bence daha çok Türkiye. Çünkü Türki­ ye’de iktidarlar hep kısa vadeli düşündüler. Öte yandan IMF’nin politikalan da her zaman bilinçli ya da sonuçlan önceden bili­ nen politikalar değildi. Ama bunun yerine şunu tartışmak lazım: “Biz IMF’den bu kadar büyük destekleri istemeyecek noktaya niye gelemedik?” IMF, politikalanm belirlerken sadece Türkiye koşullannı düşünmüyor; bütün dünyadaki konumunu ve presti­ jini düşünüyor. O yüzden Türkiye’nin kendi koşullannı çok faz­ la dikkate almıyor. Tabii biz de bunu eleştiriyoruz. Ama biz onunla uğraşmayalım. Borçlanma süreçlerini çok daha önceden denetim altına almak lazımdı. Türkiye son onbeş yılda bütçe di­ siplini, ekonomik reformlar konusunda yapması gerekenleri yapsaydı bugün IMF’nin kapısını çalmadan yolumuza devam ediyor olurduk.

Krizde özel sektör doğal olarak çok isyan etti. Peki özel sektör sizce Türkiye’de olm ası gereken bir olgunlukta mı?

Özel sektör çok büyük bir mesafe aldı. Ama Cumhuriyet dö­ nemine bakarsamz özel sektör için devlet desteğiyle para ka­ zanmak en kolay yöntem olmuş. Ben derim ki özel sektör dış re­ kabetle para kazanmayı öğrensin. Bu daha zor ama uzun vade­ de daha kalıcı olan bu.

Başbakan Bülent Ecevit’in “kalkınma köyden başlar” sö ­ zü ANAP ile DSP arasında büyük bir tartışma yarattı. Kal­ kınm a tarihimizde köy nerede?

Aslında bu bir anlamda doğru bir söz. Türkiye’de kalkınma uzun süre köyden başladı. Ama 1950’lerin başında kalkınmanın köyden başladığını söyleyen ve kalkınmayı köyden başlatan De­ mokrat Parti’dir. DP köye traktör, yol, elektrik getirmiş, barajla­ rı sulamaya yönlendirmiştir. Ama 2000 yılma geldiğimizde tan- mın ekonomi içindeki payı azaldı. Ekonomi içindeki payı azaldı

M

Referanslar

Benzer Belgeler

“büyüyememe” sorununa önemli bir çözüm adımı olarak ağırlığını koyarken, benzer deflasyonist tehditlerle savaş halinde olan Euro Bölgesi ekonomileri

Tüm bu coğrafi, demografik ve mimari yapılar mukayesesi ile ortaya çıkan sonuçlara göre, hem Osmanlı hem de diğer coğrafyadaki şehirlerden birçoğu İstanbul’a bir

Sonuç olarak düşünür kimliği ile çalışmamıza konu edindiğimiz Ahmedî’nin tasavvuf ve İslâm felsefesi perspektifinden ilk defa bizim değerlendirdiğimiz

Belçika Dönem Baş- kanlığı da öncelikli olarak AB’nin küresel ekonomik krizin ABmali piyasalarına, istihdam piyasasına, rekabet edebilirlik gibi alanlara olan olumsuz

Bu komisyon genel cerrahi alanında yapılan sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim etkinliklerinin tanımlarını yapmak üzere çalıştı.. Kongre, kurs,

Nur- u Osmaniye Camii (1748-1755), Ayazma Camii (1757-60), Eyup Sultan Camii (1778-1800) ve Selimiye Camii (1801-05) kürsüleri barok, Nusretiye Camii (1826), Emirgan Camii (1838),

Erken Dönem Osmanlı minberleri gerek form gerekse süsleme özellikleri açısından hem Selçuklu geleneğini devam ettirirler hem de klasik Osmanlı

Erken dönem Osmanlı selâtin cami mihrapları içerisinde; Bursa Orhan Ca- mii mihrabı taç ve niş bölümlerinde, Bursa Hüdavendigâr Camii mihrap nişinde, Bergama Yıldırım