T.C
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI
SOSYOLOJİ BİLİM DALI
GENÇLERİN KİMLİK OLUŞUMUNDA DİJİTAL KÜLTÜRÜN ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI: SELÇUKLU ÖRNEĞİ
AHMET YILMAZ
DANIŞMAN
Dr. Öğr. Üyesi. Özlem ALTUNSU SÖNMEZ
Konya
2019
I
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Bilimsel Etik Sayfası
Ö
ğrenci
nin
Adı Soyadı Ahmet YILMAZ Numarası 164205001004 Ana Bilim / Bilim Dalı Sosyoloji/Sosyoloji
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tezin Adı Gençlerin Kimlik Oluşumunda Dijital Kültürün Etkisinin Araştırılması: Selçuklu Örneği
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
II
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu
Ö
ğrenci
nin
Adı Soyadı Ahmet YILMAZ Numarası 164205001004
Ana Bilim / Bilim Dalı Sosyoloji/Sosyoloji
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üye. Özlem ALTUNSU SÖNMEZ
Tezin Adı Gençlerin Kimlik Oluşumunda Dijital Kültürün Etkisinin Araştırılması: Selçuklu Örneği
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan Gençlerin Kimlik Oluşumunda Dijital Kültürün Etkisinin Araştırılması: Selçuklu Örneği başlıklı bu çalışma 08/03/2019 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.
III
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Ö
ğrenci
nin
Adı Soyadı Ahmet YILMAZ Numarası 164205001004 Ana Bilim / Bilim Dalı Sosyoloji/Sosyoloji
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üye. Özlem ALTUNSU SÖNMEZ
Tezin Adı Gençlerin Kimlik Oluşumunda Dijital Kültürün Etkisinin Araştırılması: Selçuklu Örneği
ÖZET
İnsanın yaşamsal dönemlerinden birisi de ergenlik dönemidir. Gençlik çağı olarak bilinir. Bu dönemin en önemli özelliğini kimlik kazanımı oluşturur. Bireyler kişisel ve sosyal kimliklerini kazanırlar. Bireyler sosyal kimliğini içinde yaşadığı kültürün etkisiyle tanımlar. Kültür insan yaşamını etkileyen en önemli sosyal baskı ve sosyal kimlik sağlayıcıdır. Günümüzde değişime bağlı, medya ve teknolojik yeniliklerle oluşan dijital kültürün varlığını görmekteyiz. Dijital kültür kendine ait özellikleri olan, popülerliğini gün geçtikçe artıran bir ortamdır. Kendine ait dijital dil oluşturmuştur. Toplumsal yapıyı etkilediği gibi gençleri de etkilemektedir. Gençlerin bireysel ve sosyal kimliklerini kazanmalarında, sosyal medya araçları ve sosyal ağlar önemli bir konumdadır. Gençlerin dijital kimlik sahibi olmalarını sağlamaktadır. Bunu yaparken de popülerliğini; taleplere, ihtiyaçlara göre şekillenen bir yapıda olmasına bağlıdır. Kültürün baskıcı unsurlarını kırarak bireylere özgürlüğü yaşıyormuş gibi yaptırarak etkisi altına almaktadır. Sanal dünyanın cazibesine kapılan gençlerin bu durumdan nasıl etkilendiklerini ortaya koymaktadır.
Anahtar kelimeler: Gençlik, Kimlik Kazanımı, Sosyal Kimlik, Kültür, Toplumsal Baskı, Değişen Kültür, Dijital Kültür, Dijital Dil, Sosyal Medya, Sosyal Ağlar, Dijital Kimlik, Sanal Dünya.
IV
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
SUMMARY
One of human's vital periods is the period of adolescence. It is known as the age of youth the most important feature of this period is the acquisition of identity. Individuals acquire their personal and social identities. Identify the social identity with the influence of the cultıre in wich individuals live. Nowadays, we see Dijital Culture as a result of change and media and technological innovations. Dijital culture has its own dijital language.
It affects youth as well as affeting social structure. To gain individual and social identity of young people, social media tools and social networksa re in important position. It enables young people to have a dijital identity. In doing so, the popularity and demands, depends on a structure that is shaped according to the needs. By breaking the oppressive elements of culture, it takes the individuals under the influence of having the freedom as if they were living. It reveals how young people who are attracted to the virtual World are affected by situation.
Keywords: youth, Identity Gain, Social Identity, Culture, Social Printing, Changing Culture, Dijital Culture, Dijital Language, Social Media, Social Networks, Dijital Identity, Virtual World.
Ö
ğrenci
nin
Adı Soyadı Ahmet YILMAZ Numarası 164205001004
Ana Bilim / Bilim Dalı Sosyoloji/Sosyoloji
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üye. Özlem ALTUNSU SÖNMEZ
Tezin İngilizce Adı
The Investigation of the Effect of Dijital Culture on the Identity of Young People: Selçuklu Example
V
İçindekiler
SAYFA NO 1.GİRİŞ………...1 1.1. ARAŞTIRMANIN KONUSU………...5 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI………...6 1.3. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ………...61.BÖLÜM: KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE
1.KURAMSAL ÇERÇEVE: Toplum ve Kültür Etkileşimini
Açıklayan Sosyoloji Kuramları
1.1. KLASİK KURAM: EMİLE DURKHEİM……….71.2. YAPISAL İŞLEVSELCİLİK: TALCOTT PARSONS………...10
1.3. SEMBOLİK ETKİLEŞİMCİLİK……….14
1.3.1. GEORGE HERBERT MEAD………...14
1.4.YAKIN DÖNEM TOPLUMSAL YAPIYI AÇIKLAYAN DÜŞÜNÜRLER…………..16
1.4.1.MANUEL CASTELLS……….17 1.4.2.ANTHONY GİDDENS………18 1.4.3.JEAN BAUDRİLLARD………...20 1.4.4.ZYGMUNT BAUMAN………22
2.KAVRAMSAL ÇERÇEVE
2.1.GENÇLİK TANIMI………..242.1.1.SOSYOLOJİK AÇIDAN GENÇLİK………27
2.2.KİMLİK VE KİMLİK KAZANIMI………..29 2.2.1. SOSYOLOJİK AÇIDAN KİMLİK………..37 2.3.DİJİTAL KÜLTÜR………..……….41 2.3.1. KÜLTÜR KAVRAMI………...41 2.3.1.1. KÜLTÜRLEŞME=SOSYALLEŞME ………..42 2.3.2. DEĞİŞEN KÜLTÜR, DİJİTALLEŞEN KİMLİK………..…………..43
2.3.2.1. DİJİTAL KÜLTÜRÜN TEZAHÜRÜ “SOSYAL MEDYA”……….50
2.3.2.2.DİJİTAL KÜLTÜRÜN KİMLİK KAZANIMI “DİJİTAL(SANAL) KİMLİK” OLUŞUMU………..52
VI 2.3.2.4. DİJİTAL KÜLTÜR KURUMU OLARAK AİLE VE AİLENİN KİMLİK
KAZANIMINDAKİ ROLÜ………...58
2. BÖLÜM: METODOLOJİK ÇERÇEVE
2.1.ARAŞTIRMA PROBLEMİ ………...622.2. ARAŞTIRMANIN VARSAYIMLARI (SAYILTIRLARI) ……….63
2.3. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI………..63
2.4. ARAŞTIRMADA KULLANILAN TANIMLAR………..64
2.5. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ………..65
2.6. GENÇLİK ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMALARIN İNCELENMESİ………66
2.7. ARAŞTIRMA ÖRNEKLEMİ VE GENEL ÖZELLİKLERİ………..68
2.7.1. ARAŞTIRMANIN YAPILDIĞI YER: SELÇUKLU İÇESİ………69
2.8. ARAŞTIRMA VERİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ, DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİN GÖSTERİLMESİ………..71
2.8.1. ARAŞTIRMADA KULLANILAN SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI ÖLÇEĞİ KISA FORMUNUN(SMBÖ-KF) GEÇERLİLİK VE GÜVENİRLİLİK SONUÇLARI………...71
2.8.2. ARAŞTIRMANIN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİNİN GÖSTERİMİ………72
3.BÖLÜM: ARAŞTIRMA VERİLERİNDEN ELDE
EDİLEN BULGUARIN VE SONUÇARIN
DEĞERLENDİRİLMESİ: TABLO VE GRAFİKLERİN
YORUMLANMASI
3.1. KATILIMCILARIN İNTERNET KULLANMA DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ……...763.2. DİJİTAL KİMLİK FARKINDALIĞINI ORTAYA ÇIKARAN BULGULAR VE SONUÇLAR ……..………79
3.3. CİNSEL VE DUYGUSAL GERÇEKLEŞMELERİN/İHTİYAÇLARIN SANAL ORTAM İLE İLGİSİNİN ORTAYA ÇIKARILMASI………...82
3.4. KÜLTÜREL GELİŞİM, SOSYALLEŞME İLE İLGİLİ BULGULAR VE SONUÇLAR………...89
3.5. POPÜLER BİR DİJİTAL KÜLTÜR UYGULAMASI: INSTAGRAM………97
4. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME………101
KAYNAKÇAEK-1 EK-2
VII
Tablolar
SAYFA NO Tablo-1:Parsons’ın Toplumsal Yapıyı Oluşturan Sistemlerini GösterenTablo………...11 Tablo-2:Erikson’nun psiko-sosyal gelişimini gösteren
tablo………....32 Tablo-3: Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK),Bilgi Toplumu
İstatistikleri……….51 Tablo-4: Araştırma da Kullanılan Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeğinin Güvenirliğini Ölçmek İçin Yapılan Güvenirlik Testi, “Cronbach-Alfa” Testinin
Sonuçları………...72 Tablo-5: Katılımcıların Cinsiyetlerine Göre Frekans Dağılımı………...73 Tablo-6: Katılımcıların Yaş Gruplarına Göre Frekans Dağılımı………..73 Tablo-7: Katılımcıların ortaöğretim programının türüne göre frekans dağılımı…...74 Tablo-8: Katılımcıların Ekonomik Durumlarını gösteren frekans dağılımı………..75 Tablo-9: katılımcıların ebeveynlerinin birlikte olma durumlarını gösteren frekans dağlımı………...75 Tablo -10: Katılımcıların, cinsiyete Göre Sosyal Medya Araçlarını Ne Zamandır Kullanıyorsunuz? Sorusuna verilen yanıtların dağılımı……….77 Tablo -11: Katılımcıların, cinsiyete Göre İnternet ve Sosyal medya araçlarını kullanma sıklığı dağılımı ………...77 Tablo-12: Cinsiyete Göre Sanal Ortamdaki Sanal Kimlikler Gerçek Olan “seni” Ne Kadar Tanımlar? Yanıtlarının dağılımı ………78 Tablo-13: Katılımcıların, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılarak, Öğrenim Görülen Kurumlarının türüne göre Farklılaşıp Farklılaşmadığını Belirlemek Üzere Yapılan F (ANOVA) Testi Sonuçları……….. ………79 Tablo-14: Katılımcıların, Cinsiyete göre “Dijital Kimlik Sahibi Olduğunun Farkında Olma” yanıtları ………...………80 Tablo-15: Katılımcıların, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılarak, Bireyin Kimlik Oluşumunda Sanal Ortam Araçlarının Etkili Olduğunu Düşünme Durumuna Göre Farklılaşıp Farklılaşmadığını Belirlemek Üzere Yapılan t Testi Sonuçları………. ………...82 Tablo-16: İnternet ve Sosyal Medya Araçlarını Kullanma Sıklığına; Göre Sosyal Medyada Paylaşılan Gönderilerin Beğenilmesi, Görülmesi, Yanıt Alınması Mutlu Hissetmeni sağlar mı? yanıtları ………82 Tablo-17: öğrenim görülen okul türüne göre; Sosyal medya da paylaştığın
gönderilerin beğenilmesi, görülmesi, yanıt verilmesi/alması senin mutlu hissetmeni sağlıyor mu? Karşılaştırması ………...84 Tablo-18: Katılımcıların, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılarak, cinsiyete göre Farklılaşıp Farklılaşmadığını Belirlemek Üzere Yapılan F (ANOVA) Testi Sonuçları……….85 Tablo-19: Katılımcıların, sanal ortamda özgür olduğunu düşünen, Sosyal Medyada Paylaşılan Gönderilerin Beğenilmesi, Görülmesi, Yanıt Alınması Mutlu Hissetmeni sağlar mı? Yanıtları……….………..85
VIII Tablo-20: Katılımcıların, Yaş’a göre Sosyal medya da paylaştığın gönderilerin beğenilmesi, görülmesi, yanıt verilmesi/alması senin mutlu hissetmeni sağlıyor mu? Karşılaştırması ………...86 Tablo-21: Katılımcıların, Cinsiyete göre “Duygusal ve Cinsel İhtiyaçlarını Sanal Ortamdan Karşılama” yanıtları ………...87 Tablo-22: Katılımcıların, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılarak, Duygusal ve Cinsel İhtiyaçlarını Sanal Ortamdan Karşılama Durumlarının Farklılaşıp Farklılaşmadığını Belirlemek Üzere Yapılan F (ANOVA) Testi Sonuçları…………88 Tablo-23: Ebeveynlerin birlikte olma durumlarına göre bireylerin duygusal ve cinsel ihtiyaçlarını sanal ortamdan karşılama durumları ………...88 Tablo -24: Katılımcıların, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılarak, Kendini Sanal Ortamda Sosyalleşmiş Görme Durumuna Göre Farklılaşıp Farklılaşmadığını Belirlemek Üzere Yapılan t Testi Sonuçları ………..89 Tablo-25: Katılımcıların, Yaş’a göre “Duyguların Daha Rahat İfade Edildiği Ortam nedir?” yanıtları ………...90 Tablo-26: katılımcıların, Toplumsal sorunlara ilgi duyar mısınız? Sorusunun yanıtları………...91 Tablo-27: internet ve sosyal medya kullanma durumuna göre toplumsal
sorunlara ilgi duyma arasındaki karşılaştırma ………...91 Tablo-28: Katılımcıların, Gerçek Hayatta Görüşülen Arkadaş Sayısı Kaçtır? sorusunun dağılımı………...92 Tablo-29: Ebeveynlerin birlikte olma durumlarına göre sanal ortamda özgür olduğunu düşünüyor musunuz? karşılaştırması ………...93 Tablo-30: Katılımcıların, Sanal Ortamda Tamamen Özgür Olduğunu Düşünüyor Musun? yanıtları………...94 Tablo -31: Katılımcıların, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılarak Emoji Dilini Kullanmaya Göre Farklılaşıp Farklılaşmadığını Belirlemek Üzere Yapılan t Testi Sonuçları ………...95 Tablo- 32: Katılımcıların, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeğinin TV, Cep telefonu, PC Olmayan Bir Hayat Düşünüyor musunuz? Durumuna Göre Farklılaşıp Farklılaşmadığını Belirlemek Üzere Yapılan t Testi Sonuçları ………...96 Tablo-33: Ekonomik duruma göre; TV, Cep telefonu, PC Olmayan Bir Hayat Düşünüyor musunuz? Sorusuna verilen yanıtların karşılaştırılması ……….96 Tablo-34: Katılımcıların, En Çok Kullandığınız Sosyal Medya Uygulamanız Nedir? Yanıtları……….……….97 Tablo-35: Katılımcıların, Cinsiyete göre Instagram Hesabındaki Arkadaş Sayısının Dağılımı ………...98 Tablo-36: katılımcıların, en çok kullanılan sosyal medya uygulamaları ile Sosyal medya da paylaştığın gönderilerin beğenilmesi, görülmesi, yanıt verilmesi/alması senin mutlu hissetmeni sağlıyor mu? Karşılaştırması………..100
IX
ŞEKİLLER
Şekil-1: ergenlik ve delikanlılık diyagramı………29 Şekil-2: Dijital kimlik sahibi olduğunu bilme sorusunun sayısal-yüzde olarak gösteren grafik………81
1
1.GİRİŞ
İletişimin küresel boyutta etkileşim sağladığı, değişimin “anlık” olduğu bir çağda yaşıyoruz. Teknolojik gelişmenin oluşturduğu bu yeni atmosferde etkili olan değişim elemanları vardır. Bunlardan belki de en önemlisi bireylerin görmeden, fark etmeden etkisi altında kaldıkları kültürün etkisidir.
Bu çalışmada öncelikle, Sosyal Medya tarafından oluşturulan Dijital Kültürün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl etkilediği araştırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Türkiye de dijital kültürün gençler arasında "popüler" hale gelmesinde hangi etmenler rol oynamaktadır, sorusuna yanıt aranmıştır. Dijital kültürün gençlerin gündelik yaşamına etkisi bunun yanı sıra dijital kültürün gençlerde dünyaya, toplumsal yaşantılarına, insanlık tanımlamalarına ve kendi öz varlıklarına ilişkin bakış açılarını nasıl etkilediğine bakılmıştır. Bu kültürün gençlerin davranış, değer, duygu ve düşüncelerini nasıl etkilediğine, biçimlendirip dönüştürdüğüne yönelik saptamalara ve bulgulara da yer verilmiştir.
Küreselleşmenin hızlanması ve kapitalizmin yeniden inşa sürecinde internet teknolojilerinin önem kazanması, interneti her alanda merkez konuma getirmiştir. Bunlardan birisi de kültürel alandır. Kitle iletişim araçlarının yerine geçen internet; gündelik hayatın düzenlenmesi ve örgütlenmesinde daha da ağırlık kazanmaktadır. Küreselleşmeyle oluşan kültürel formların, oluşumların, değerlerin bir numaralı taşıyıcı olma özelliğini elde etmiştir. Buradan hareketle internet belirli bir ekonomik ve teknolojik araçtan çok psikolojik, sosyal, kültürel ve tarihi birçok alanda muhatap alınacak, araştırılacak bir konuma gelmiştir. Artık insanlar sosyal medya ve ağlarda daha fazla zaman geçirmekte ve bir yandan gerçek yaşam ihtiyaçlarının gerçekleştirirken diğer yandan yeni kimlikler inşa etmeye başlamaktadırlar.
Gençlik, her zaman coşkulu, dinamik, aktif yaşam ile beraber çalkantılı bir dönem olarak görülmektedir. Yalnızca olumsuz durumların, kazanımların olduğu bir dönem değildir. Yaşanılan bütün olumsuzluklara rağmen; hayallerin kurulduğu, idealist düşüncenin geliştiği, güçlü arkadaşlıklar ve dostlukların oluştuğu, kimlik bulma sorunu yaşanılan, kendini geçekleştirme ve ispatlamanın en üst seviyede
2 olduğu toplumsal bir kategoridir. Bu süreçte yer alan "lise gençliği de" çocuklukla yetişkinliği birbirine bağlayan köprü gibidir. Lise gençliği döneminde birey özellikle topluma katılmak, kimlik kazanımı ve yetişkinler arasında yer alıp söz sahibi olmayı kazanır.
Kimlik oluşumu, fizyolojik değişimlerin yaşandığı, bilişsel gelişimde soyut işlemler döneminin başladığı ergenlik döneminin görevidir. Kimlik oluşumunda çok çeşit faktörler ele alınabilir. Ancak bu çalışma da kimlik oluşumuna etkili olduğunu düşünülen dijital kültür ve bu kültüre etki eden dil, aile ve medyanın ele alınması amaçlanmıştır.
Çalışmanın tamamı üç ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; kuramsal ve kavramsal, metodolojik ve araştırma sonucunda elde edilen bulguların sunulduğu ve değerlendirildiği bölümlerden oluşmaktadır. Bu bölümlerin her birinde sosyolojik bakış açısı dikkate alınarak yorumlanmaya çalışılmıştır.
Birinci bölümde, ilk olarak çalışmanın kuramsal, teorik çerçevesi ana hatlarıyla aktarılmaktadır. Araştırmanın konusu, önemi ve amacının ne olduğu anlatılacaktır. Sosyoloji disiplini içerisinde toplumu kültür temelli açıklayan ve yorumlayan, bireyler üzerinde toplumun (kültürün) etkisinin olduğu düşüncesi dönemlere ayrılarak açıklanacaktır. Klasik sosyoloji de toplumsal dayanışma ve uzlaşma ile kurallara uyan bireylerin meydana geleceğini savunan ve işlevselliğin kurucusu olan Emile.Durkheim’ın görüşlerine, onun görüşlerinden etkilenerek toplumsal yapı ve birey arasında etkileşim ve bağımlılık teorisini ortaya çıkaran Talcott Parsons ve onun yapısal-işlevselci düşüncesine yer verilecektir. Birey üzerinden toplumsal olanın açıklanacağı, bireyde toplumsal tahakkümün bilinen bir gerçeklik olduğu düşüncesiyle sembolik etkileşimcilik ve Herbert .Mead’in ‘ben’ kavramı üzerinden topluma yaklaşımı ele alınacaktır. Daha yakın dönemler de ise toplumu açıklarken teknoloji ile gelen devrim niteliğindeki değişimin topluma nasıl etkiler bıraktığını savunan düşünürlere yer verilmiştir. Bunlardan ilk olarak enformasyon devriminin teknolojik olarak insanları bir ‘ağ toplumuna’ dönüştürdüğü düşüncesiyle marjinal fikirler ortaya çıkaran Manuel Castelss’in görüşlerine; ikinci olarak son zamanlara damgasını vuran önemli sosyal teorisyen Anthony Giddens ve
3 küreselleşme ile modern zamanlarda karşılan toplum ve bunun bireylere olan etkisi düşüncesine; üçüncü olarak toplumu karamsar bir bakış açısıyla yok oluşun eşiğinde gören Jean Baudrillard ve gerçeğin sanallaştığı simülasyon dünyasının ne olduğu bireylerde kendini nasıl var ettiği, son olaraksa modernizm üzerine bir çok çalışma yapan ve ‘akışkan modernite’ üzerinde oluşan ‘dijital kültür’ düşünceleriyle Zygmunt Bauman’nın düşüncelerine yer verilerek kuramsal kısım tamamlanmış olacaktır.
Çalışmanın kavramsal çerçevesinde, ana hipotez olan “gençlerin kimlik oluşumunda dijital kültürün etkisi vardır?” sorusundan hareketle başlığın içini doldurmak için kavramların tanımlamalarına ve sosyolojik anlamlarına değinilmiştir.
İlk olarak gençlik ve gençlik kavramının tanımı üzerinden sosyolojik olarak gençliğin ne olduğundan bahsedilmiştir. Günümüzde dijital ortamlarda fazlaca vakit geçiren gençlerin genel özellikleri ve toplumsal düzeyde nelerle karşılaştıkları anlatılmış olup toplumsal yaşamda gençliğin önemli konumundan bahsedilmiştir.
İkinci olarak gençlerin gelişim dönemleri ve genel karakteristik özelliklerini belirledikleri bir dönem olarak ergenlik dönemi, kendilerini anladıkları ve toplum içinde var ettikleri bir sürecin de genel adıdır. Kimlik kazanımı gencin benliğinin kazanımıdır. Bu süreçte Erik Erikson’un üç boyutlu kimlik değişkeninden hareketle kimlik kazanımı için kimlik karmaşası teorisinden başlayarak, James Marcia’nın bu kargaşa üzerine birey de oluştuğunu gösterdiği kimlik statülerini göstererek, kişinin bireysel kimlik kazanımını teorik olarak anlatılmıştır.
Genç bireyin ikinci kimlik kazanımı olarak sosyal kimliğini bulması, oluşturması içinde sosyolojik açıdan kimlik teorilerine ve sosyolojik disiplinlerin kimlik konusundaki görüşlerine ihtiyaç vardır. Bireyin topluma etkin olduğunu düşünen görüşe karşılık toplumun bireyin kimlik oluşumunu etkilediğini söyleyen toplum merkezci, toplumun bireyi şekillendirdiğini savunan görüşlerin daha baskın olduğu gösterilecektir. Emile Durkheim’ın kollektif bir etki alanı olarak bireye olan baskıların kimlik kazanımına etkisi vardır görüşünden başlayarak, yapısal-işlevselci ve sembolik etkileşim görüşlerinde kimlik konularındaki etkisi de anlatılmıştır.
4 Sosyolojinin kimlik üzerindeki çalışmalarının temelinin kültür kavramıyla açıklandığını gösterdiği ve günümüzde bunun “dijital kimlik” olarak kavramsallaştırıldığı da açıklanmıştır.
Üçüncü kavram olarak kültür kavramı ve kültürün insanla olan ilişkisi açıklanacaktır. Sosyolojik açıdan toplumsal bir baskı aracı olarak kullanılan kültürün ve kültürel oluşumların günümüzde dijital âleme aktarımından bahsedilerek toplumun nasıl değiştirildiğini gösterirken “ideolojik seslenme” kavramıyla medyanın gücü gösterilmeye çalışılacaktır. Bunun yanın da bireyin sosyal yaşamı içinde benliğini dijital kültür içinde nasıl gösterdiği de anlatılacaktır.
Ayrıca dijital kültürün ne olduğu ve genel özellikleri üzerinde durulacaktır. Kültürün taşıyıcısı konumunda olan “dil” konusunda medyana gelen değişimlerden bahsedilerek oluşan yeni “dijital dil” kullanımının gençler üzerinde etkisi araştırma sonucuna bağlı kalınarak açıklanacaktır. Toplumsal yapıyı oluşturan temel kurumlardan ve kültürün taşıyıcısı da olan “aile “ kavramının açıklanmasından sonra dijital çağda gençler üzerinde ailelerin nelere dikkat etmesi gerektiği konusundan da bahsedilecektir.
İkinci bölümde, çalışmanın metodolojik çerçevesine yer verilecektir. Burada çalışma alanını oluşturan evrene ve örnekleme, araştırma için yapılan literatür taramasına yer verilerek araştırmanın varsayımları açıklanacaktır. Araştırma da anket tekniğinin kullanılacak ve elde edilen bilgiler SPSS 25,0 istatistik analiz programından alınacak sonuçlarla değerlendirilecektir. Araştırmaya katılan katılımcıların demografik özellikleri, frekans değerlerinin gösterimi gibi sayısal verilerle araştırmanın genel bilgilendirmesi yapılacaktır.
Üçüncü olarak elde edilen veriler genel olarak kuramsal çerçeveye örnek teşkil edecek, onu desteleyecek tablo ve grafiklerin gösterimi ile bunların değerlendirilmesinden oluşan, hipotezlerin test edildiği genel bir değerlendirmenin olacağı sonuç ve öneriler kısmından oluşacaktır.
Gençlik üzerine sosyolojik bir bakış açısıyla yazılacak olan bu çalışma da toplumsal yapı da önemli bir kategori olan gençlerin, kimlik kazanımında neler
5 yaşadıkları ve günümüz dijital ortamında bunun nasıl sonuçlandığına yönelik ampirik bir alan araştırması olacaktır. Toplumun geleceği olan gençlerimize yönelik yapılan bu araştırmayla bir yandan toplumumuzu geleceğinde neleri beklediği, gelecek toplum yapısında bugünün gençleri geleceğin yetişkinlerinin kendilerini tanımlarken kültürel olarak nasıl değiştiği de ele alınacaktır.
Dijital çağın bireyleri olarak toplumda nasıl bir gençlik? Sorusu üzerinden farklı perspektiflere değinerek, toplumdan ayrı tutulmayan bir gençlikten bahsedilecektir. Dijital bir çağın ufkundayız. Gelecek yüzyıl ya da sonrasında teknolojiden bağımsız bir insan varlığını düşünmek imkânsız durumdadır diyebiliriz. Yeni bir çağa kendini adapte etmenin bebeklikten başladığı günümüzde gençlerin kendilerini geçmişe bağlı kalmadan geleceğe dönük bir çizgi içinde gördükleri dikkat çekmektedir. Kültürün insandan bağımsız ancak insana bağlı bir canlı-üstü varlık olduğunu belirttikten sonra medyanın en etkin güç olarak kendini gösterdiği günümüzde kendi kültürünü yarattığını söyleyebiliriz. Dijital kültür olarak bilinen bu kültür, fütürist (gelecekçi) görüşün, geleneksel kültürünü oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bundan dolayı geleceğimize yönelik sorunları ve bunlara yönelik çözümleri yine geleceğin yetişkinlerini araştırarak yapmanın gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
1.1.Araştırmanın konusu
Gençlerin kendi benliklerini oluşturmaya başladıkları lise (ortaöğretim) çağına denk gelen gelişim döneminde, günümüzde farklı etmenlerin, farklı oluşumların kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. Toplumsal süreç içerisinde her daim insanla birlikte var olan kültür ve onun şekillendirip, belirli bir konuma getirdiği birey önemli konulardır. Birbirinden ayrılması imkânsız olan, karşılıklı etkileşim ve bağımlılıkla kendi varlık oluşumlarını var eden bu iki özne, olgu üzerinde bir araştırma yapılacaktır. Araştırmanın konusu olarak öncelikle “medya tarafından oluşturulan dijital kültürün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençlerin kimlik kazanımlarını nasıl etkilediği” araştırılmaya çalışılacaktır.
6 Sosyolojik bir alan olarak gençlik önemli bir toplumsal kategoriyi oluşturmaktadır. Gençlik toplumun geleceğinin varlık amacıdır. Bundan dolayı da toplum üzerine yapılan çalışmalarda bireylerin geleceğe yönelik planlamalarına bakılırken, geleceğin yetişkinlerinin durumu göz önüne alınmalıdır. Sosyolojinin de toplumla ilgili söz sahibi olması için gençlik çalışmalarının yapılması önemlidir.
1.2.Araştırmanın Amacı
Gençlik ve kimlik oluşumun ilişkisini konu alan bu araştırmanın amacı; gençliğin kimlik oluşumunda medya ve özelde yeni medya araçları etrafında oluşan dijital kültürün etkisinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmayla toplumsal nüfusun önemli bir parçasını oluşturan genç nüfusun, kimlik kazanımı ve sosyal kimliklerini oluştururken karşılaştıkları sorun ve bu sorunların kimlik oluşumlarına, sosyal yaşantılarına nasıl etkide bulunduğu araştırılmaya çalışılacaktır.
Bu çalışma sonucunda elde edilecek verilerin ve açıklamaların, gençlerin kimlik kazanımlarında dijital çağ ve bu çağın oluşturduğu dijital yaşam şeklinin toplumsal yaşamda nelerini etkilediği, değiştirdiği gösterilerek hem günümüzde hem de gelecek araştırmacı ve eğitimcilere kaynak oluşturacağını söyleyebiliriz.
1.3.Araştırmanın önemi
Gençlik, önemli bir araştırma konusu olmakla birlikte bugüne kadar gençlik üzerine yapılan çalışmaların çoğunun üniversite gençliği ve genel gençlik kavramı üzerinde yoğunlaştığını söyleyebiliriz. Gençliğin bu denli araştırılmasının yanında gençliğin başlangıç dönemi olarak nitelendirilen ‘lise gençliği’ üzerine yapılan çalışmaların çoğunlukla eğitim sosyolojisi ve gençlik sosyolojisi alanlarında yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmanın önemli bir boyutunu da lise gençliğinin toplumsal yapı içerisinde değişimden ne kadar etkilendikleri, değişim elemanlarının kendilerine neler kattığını öğrenmek olacaktır.
Türkiye genç nüfusu toplam nüfus içinde oldukça yüksek olan bir ülkedir. Bu durumda ülkemiz genç nüfusun yoğun olduğu, yaş ortalaması genç bir toplumdur. Farklı kültürel ve sosyal-ekonomik yapılardan, değişik aile ortamlarından gelen
7 gençlerin içinde bulundukları çatışma ve problemleri saptamak, geleceğimizi ve toplumumuzu anlamamız açısından büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden sosyolojik bakış açısıyla gençliğin toplum içindeki değeri ve önemi bağlamında, sağlıklı bir toplum yapısını açıklamaya çalışmak önemlidir.
1.BÖLÜM: KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE
1.KURAMSAL ÇERÇEVE: Toplum ve Kültür Etkileşimini
Açıklayan Sosyoloji Kuramları
1.1.Klasik kuram: Emile Durkheim (1858-1917)
Emile Durkheim, sosyolojinin kurucularından biri olarak görülür. O dünya üzerinde ilk sosyoloji kürsünü kurmuştur. Modern sosyolojideki temel görüşlerden olan yapısal işlevselciliğin kurulmasına katkıda bulunmuştur. Araştırmamızın toplumum birey üzerindeki etkisi konusunda önemli düşüncelerinden dolayı katkı sağlayacaktır. Durkheim’ın toplum ve birey etkileşimi açıklamaları önemlidir.
Durkheim toplumu birbirinden bağımsız bireyler topluluğu olarak değil, kendilik olarak gören işlevsel bir teori geliştirdi. Toplum bağımsız parçalardan oluşan diğer organizmalar gibi işler. Bu parçaları arada tutan şey temel bir merkezi sinir sistemi değil, temel değerler sistemi yani temel bir ahlaki konsensüs veya kollektif bilince dayanan, normlar adı verilen toplumsal kılavuzdur (Slatttery, 2015:34). Bu normlar sadece genel bir toplumsal çerçeve ve istikrar kaynağı olarak kalmazlar. Toplumun kendi bireylerini kontrol altına alıp yönlendirmesi açısından da önemli bir göreve sahiptir.
Normların yokluğu ve toplumsal değerler üzerinde yaşanan bir çatışma ona göre Anomiye sebep olur. Durkheim geleneksel toplumsal normların sağladığı disiplin düzeninin ortadan kalkmasıyla bireysel tutkuların ve ihtiyaçların en üst düzeye çıkacağını ve bunun sonucunda toplumsal işleyişin bozulacağı görüşündedir. Buradan hareketle toplumsal normlar olması zorunlu bir durumdur. Anomi zaten ona
8 göre normsuzluk olarak adlandırılır. Toplum ve birey bundan dolayı zorunlu etkileşim içindedir. Ona göre toplum bireyden öncedir.
Durkheim’e göre Toplum, karşılıklı ilişki içinde bir arada olan bireylere verilen bir isimden ibarettir. Bu yüzden toplumu anlamının tek yolu bir toplam olarak ilgili bütün bireylerin genel doğasını kavramaktır. Toplum sahi bir doğal gerçeklik olarak görülür. Toplum da fiziksel doğa gibi bir gerçekliktir ama ondan farklı bir karaktere sahiptir. Kısaca toplum bir varlık alanı oluşturmuştur. Bu varlık alanı da gerçekliği bilinen ama yapılanma ve özellikleri bakımından farklılık gösteren bir durumdur. Kültür olarak bildiğimiz bu alan onun toplum açıklamasında önemli bir konumdadır.
Toplumsal normlar kültür gibi alanlarla bireylerde davranış örüntülerine neden olmaktadır. Toplumumuzdaki davranış örüntülerinin basitçe bireylerin icatları olmadıkları kesindir. Kültür, benim veya bir başka birey tarafından icat edilen bir şey değildir. O kollektif olarak geliştirilir. Uzun bir zaman diliminde yine bireyler tarafından oluşturulmuş, istense de istenmese de var olan bir şeydir. Kültürel olgular kısıtlayıcıdır. Mesela kültür insanların eylemlerinde özgür olmalarını sağlar ancak farklı kültür oluşumlarında bu kollektif kısıtlayıcılık değişkendir. Suudi Arabistan da bir kadının peçe ve çarşaf giymesi ne kadar normal ve doğal ise Fransa da denize giren bir kadının mayo giymesi de o kadar doğaldır. Görünmeyen ama bizi etkileyen bir kısıtlama faktörü vardır. Kişi öznel olarak özgür olduğunu düşünür ancak nesnel olarak özgür değildir. Kültürel kısıtlayıcılar vardır. Doğal olgular gibi (soğuk iklimlerde kürk giymek, sıcak iklimlerde giyememek gibi) toplumsal olgularda mevcuttur (dini, gelenek, anane gibi) bu olgular çevresinde toplum bireyleri oluşturur. Durkheim bireylerin toplumla ilişkisini toplumsal dayanışma çerçevesinde(Cuff,2015:73) açıklamaya çalışmıştır.
Toplumsal Dayanışma (2004), Durkheim sosyolojisinin temelini oluşturur. Ona göre toplumlar iki dayanışma süreci yaşamaktadır. İlki geleneksel toplumlarda görülen ve ortak hayat tarzı, yaşam şekli, kısıtlı iş bölümü üzerine kurulu mekanik dayanışmanın olduğu dönemdir. Kollektif bilinç (conscience collective) olarak adlandırdığı ve bireylerin davranışlarını düzenleyen, kontrol eden ortak bir ahlak ve
9 değerler topluluğu vardır. Mekanik dayanışma modeli olan toplumlarda kollektif bilinç tamamen hâkim konumdadır. Bu tür toplumlarda bireyselliğe çok az önem verilir, özünde herkes aynıdır. Toplumsal farklılıklar azdır. Sosyalleşme aile, din gibi temel sosyal düzenlemeler ile sağlanır. Anomi, sapma davranışı gösteren bireyler yine kollektif olarak cezalandırılır. Sanayi devrimi ile başlayan kentlileşme süreci ve modernleşme döneminde yeni düzenler ortaya çıkmıştır. Bu düzenlerde kendine has dayanışma biçimi olarak organik dayanışma görülür. İş bölümünde farklılıkların artması ile ben merkezli bir sistem kendini göstermiştir. Bu durumda kollektif bilinç yerini bireyselliğe bırakmıştır. Toplumsal farklılıklar çoğalmıştır. Sosyalleşme kişinin ferdi başarılarına göre değişmektedir. Sosyal kontrol aracı olarak aile ve din yerini, hukuk ve devlete bırakmıştır. Ona göre organik dayanışmanın özünü, herkesin karşılıklı bağımlılık içerisinde olduğu modern toplumların sanayi ekonomilerini ayakta tutan karmaşık iş bölümü başat bir konumda oluşturur. Bu iki dayanışma türü geleneksel ve modern toplumlar içerisinde bireylerin durumları hakkında bilgi vermektedir. Günümüzde modern ya da modern sonrası bir çağ olsun, değişimi yaşayan bireyin durumu hakkında önem arz etmektedir. Birey ve toplum arasında hangisinin önde olduğunu dönemsel olarak göstermektedir.
Durkheim’a göre birey kişisel karakteristiklerini toplum içinde kazanır. Bu yüzden toplum bireyi yaratır, birey toplumu değil. Bireylerin kimliklerini kazanmalarında yaşadıkları toplumun etkisi vardır. Diyebiliriz ki toplumsal konsensüs içerisinde başat konumda olan ve kendine has bir varlık alanı (canlı-üstü varlık alanı) oluşturan kültür, bireyin kimlik kazanımını da direk etkileyen bir güç unsurudur.
Hızlı ve aşırı toplumsal değişme, toplumsal öğrenmeyi engeller. Bireyleri nasıl yaşamaları gerektiği konusunda gerçekçi, yol gösterici hiçbir ilkenin bulunmadığı bir duruma, sonuna sürdürülemez yıkıcı, gerçekçi olmayan beklentilere sokar ve kaçınılmaz olarak hayal kırıklığına (Cuff,2015:82) bu da Anomiye neden olur. Bu fikirden hareketle günümüz de değişimin an’lık olduğu düşünülürse, sağlam temeller üzerine kurulu kimlik kazanımı sağlayan bireylerin varlığı sorgulanması gereken önemli bir konudur.
10
1.2.Yapısal İşlevselcilik: Talcott Parsons
Yapısal- işlevselciğin toplum modeli özellikle 1930 ve 1970’li yıllar arasında, sosyoloji disiplininde uzun süre egemen paradigma olarak kaldı. Toplumsal rol ve norm kavramları bu düşüncenin ürünü olarak ortaya çıktı. Yapısal- işevselcilik, Talcott Parsons ( 1902- 1979) ile anılmaktadır.
Ekol; insanı kusurlu, içgüdüleri olmayan, içgüdüleriyle toplumda var olamayan bir varlık olarak betimler. Bu eksikliğini gidermek isteyen insan kurumları oluşturmuştur. Kurumların görevi, insanların ihtiyaçlarını gidermek ve toplum içinde onların yönlerini bulmalarını sağlayacak kuralları, talimatları, davranışları ve normları ile oluştuğu düşüncesindedir. Bu kuruma örnek olarak dil kurumunu verebiliriz. Dil olmadan hiçbir şekilde öteki ile anlaşamayız ve dil bize uyulması gereken kuralları verir. Dilin kuralları ihlal edilirse iletişim zorlaşır (Richter,2013:112). Dilin değişimi durağan değil ama uzun zaman alan bir süreçtir. Bundan dolayı sabit, kesin bir dil kuramından söz edilemez. Bizim için önemli olan kısım değişimin kurumlarda da gerçekleştiğidir. Parsons’ın toplumsal yapı ve meydana gelecek değişimleri açıkladığı yapısal-işlevselci görüşü bu durumunu daha net açıklamaktadır.
Sprencer toplumu organizmaya benzetmiştir (Ünsaldı,2012:79-84). İçsel dengeyi sağlayan bir organizma da organlar birbirine bağlıdır ve bağımlıdır. Bunun yanında bir tanesi zarar görünce diğer organlar onun görevini de yerine getirmeye başlar. Bireylerin eylemlerinden toplum ortaya çıkar. Toplumda sistemlerin, alt sistemlere ayrıldığı, belirli yapısal unsurlara sahip olan ve belirli işlevleri yerine getiren kapsamlı bir istem olarak düşünülmelidir (Richter,2013:116). Parsons toplumu etkileşim düzeyi olarak görür ve toplumsal koşullar ve aktör(birey) tasavvurundan hareket eder. Bu ikisi arasındaki etkileşim ile toplumsal yapı oluşur. Toplumsal yapıda kendi içinde belirli sistemler üzerine kuruludur. Bu sosyal sitemler sayesinde hem birey şekillenir hem de toplum kendi varlığını sürdürür.
11 Tablo-1:Parsons’ın Toplumsal Yapıyı Oluşturan Sistemleri Gösteren Tablo.
Kaynak:(Richter,2013:116).
Parsons’sın sistemler ilgili yaklaşımını gösteren Tablo-1’e baktığımızda onun toplumu oldukça karmaşık ama birbirine bağımlılık derecesinde ayrılmayan bir bütün olarak görmemizi sağlayan ‘Alt Sistemler’ den oluşturduğunu görebiliriz. Alt Sistemlerin hepsi toplumun varlığını sürdürebilmek için dört temel ihtiyacında karşılanmasına katkıda bulunur. Bu temel ihtiyaçlar kısaca ‘A.G.I.L.’(Slattery,2015:376) biçiminde ifade edilir. Bu ihtiyaçlar parsons’ın toplumsal yapıyı açıklamasında önemli unsurlardır. Toplumu kültür temelinde işleyiş halinde açıklar. Bu da araştırmamızın kültür ve birey etkisi göze alındığında önemli bir temel oluşturmaktadır.
x A = Adaptasyon (uyum), her toplum kendi bireylerinin giyim, barınma, yiyecek gibi temel ihtiyaçlarını üretip, onların tüketimine sınmak zorundadır. Kısaca bireyin ve toplumun ihtiyaçlarının üretim, dağıtım ve tüketim sarkacında gerçekleşen ekonomik bir sisteme ihtiyacı vardır.
x G = Amaca ulaşma/yönelme (goal attainment) , her toplum kendi hedeflerini ve karar yetilerini belirlemek zorundadır. Topluma has organizma ve organizasyonları olmalıdır. Bu da toplumun siyasal sisteme olan ihtiyacını ortaya çıkarır. Kişilik belirlenen çerçevelerin sunulması ile bireyde geçekleşirken diğer yandan toplumda kendini gerçekleştirir.
x I = Bütünleşme (integration), her toplum belirli bir aidiyet yaratmak zorundadır. Organizma ( birey) ortak bir kimlik etrafında şekillenir. Toplum bölünmeler ve çatışmaları engellemelidir, aksi durumda toplum çözülmeye ve çökmeye başlar.
Alt sistemler Yapısal unsurlar İşlevler AGIL Şeması
Kültür Sistemi Değerler Örnek Koruma (Gizlilik)
Toplumsal Sistem Toplumsal Roller Bütünleşme
Kişilik Sistemi Motivasyon Amaca Yönelme
12 Toplum için kalıcı davranış kuralları (din), iletişim(medya) ve sosyal kontrole(hukuk) gibi temel bileşenlere ihtiyacı vardır. Bunlar sayesinde bireyler kişiliklerini ortak kimlik üzerinde oluşturur.
x L = Varlığını sürdürme (latency), toplumu meydana getiren üyelerin ölmesi ya da yerine yenilerinin gelmesi olayıyla sürekli varlığını devam ettirmek zorundadır. Toplumlar kendi kuralları ve kültürlerini kuşaktan kuşağa aktarır. Parsons’a göre bu bireyin sosyalleştiği aileye bağlıdır. Bu belirlenme okul, medya, din ve hukuk gibi kurumlarla pekiştirilir.
Bu dört temel ihtiyaç toplum tarafından karşılanmalıdır. Hiyerarşik anlamda en yüksek sistem olarak Parsons, kültür sistemini görür. Kültür sistemindeki çöküş, değerler uzlaşısında; değerler uzlaşındaki çöküş bütün bir toplumdaki eylem sisteminde kırılmaya neden olur (Richter,2013:117) bundan dolayı da kültür sistemler içerisinde en büyük olanı belirtir. En temelde bulunan organizma (bireyin) özelliklerini ortaya koyan ve olması gerekeni gösteren bir durumdadır. Bu ihtiyaçların karşılanmaması durumunda bireylerde farklı sonuçlar ortaya çıkabilecektir.
Parsons’a göre toplumsal hayatın somut işleyişini belirli temel unsurlar sağlamaktadır:
1. Soyut davranış örüntüleri, bireylerin karşılaştıkları durumlar kaşısın da uygun veya uygunsuz biçimde davranmalarının belirlenmesi ile oluşur. İnsanların nasıl davranmaları gerektiğini ve bu davranışların toplum içinde uygunluğunu belirleyen kurallar sistemi olarak kültür verilebilir.
2. Süregelen etkinlik örüntüleri, insanların somut durumlarda soyut kurallara göre hareket etmeleri ile oluşur. İnsan birlikteliklerinin zorunlu ilişki içinde olması ile oluşan ve kültür temelinde ortaya konan soyut kuralların somut eylemlere dökülmesi buna örnek olabilir. Burada bir sosyal sitem oluşumu vardır.
3. Bireysel davranış örüntüleri, kişilik gelişimi olarak bilinen, söz konusu eylemleri gerçekleştiren kişilerin karakteristik özelliklerinin, tercihlerinin, davranışlarının, düşüncelerinin, tepkilerinin oluşturduğudur. Bunu yaparken kültürel örüntülerin ve sosyal sistemin etkisi göz ardı edilmemelidir (Cuff,2015:99-100).
13 Genel bir toplumsal yapıdan söz etmektedir. Bu yapı genel toplumu oluşturan sistemlerin işleyişinin zorunluluğunu da gerektirmektedir. Parsons’a göre işler “bir ölçüde’ şu şekilde işlemektedir;
x Kültür insanların, yapmak istedikleri şeylerin somut koşullarda gerçekleşmesi ile nasıl olması gerektiğini belirler.
x İnsanların birlikte olmaları ile oluşan etkinlik ve ilişki örüntülerinde kültürün kurallarına fiilen uygun olması gerektiğini gösterir.
x Toplumsal hayatta bireyler, diğerleriyle ilişki kurmalarını, birlikte kollektif olarak hareket etmelerini sağlayacak ve kültürün kendilerinden taleplerini benimseyecek ve onları gerçekleştirecek kişilik yapılarına sahip olacaklardır (Cuff,2015:100). Kendi kişiliğini bulunduğu kültürel örüntü kurallarına göre belirleyen bireylerde bu kimlik kazanımı olarak gerçekleşmiş olacaktır.
İnsanlar sosyal sistemi içselleştirdiklerinde (1) kültürü de içselleştirirler. Çünkü kültür genel olarak onların sosyal sistem içerisindeki konumlarını oluşturur. Parsons’a göre sosyal sistem kültürel unsur ve kişiliklerden oluşur. Kültürel unsurların kurumsallaşması ile oluşan sosyal sistemde varlık sebebi olan bireylerin nasıl davranacağı, birbirleriyle olan ilişki düzeyleri nasıl olması gerektiği hususunda ortaya konan kurallar bütünüdür. Bu kurallara uyulma durumuna göre geçekleşen kişilikte sosyal sistemin içselleştirilmesi ile gerçekleşir. Kurumsal boyut üzerinden bakılırsa, aile kurumunun en önemli görevi bireye bu sistemleri anlatmaktır, aktarmaktır. Birey kendini sosyal çevresine olan uyumu derecesinde sosyalleşmiş görüyorsa, bireyselleşme de tam tersi asosyallik olarak algılanmaktadır. Parsons’a göre bu durum ihtiyaçların tam sağlanmaması ile sonuçlanabilecektir. Bireyin sosyalleşmesi konusunda araştırmamız bu açıklamalar üzerine kurulacaktır.
Yapısal-işlevselci teori de toplumsal yapının en başat unsuru ve tamamlayıcısı konumunda görülen kültür ve kültür sistemleridir. Kültürün önemini organizma
1 İçselleştirme, bu kavram, toplumun üyelerini, farklı konumlarının gereklerini, yerine
getirdikleri gereklerin nasıl olacağını kendi inançlarına dönüştürmesi, kişiliklerin tamamlayıcı bir parçası olmasını sağlaması ile olur (Cuff,2015:103).
14 (birey) üzerinde kendini gösterdiğini ve yapı içerisinde birbirleriyle etkileşim içinde olduklarını gösterir. Bu karşılıklı bağımlılık ve etkileşimde kendi varlık alanlarını oluşturmalarını sağlamaktadır. Bireyde tahakküm eden kültür bireyi şekillendirip, ona belirli kılıflar takar kısaca kimliğini oluşturmasına olanak sağlar. Bireylerdeki kimlik kazanımı sosyal sistem içerisinde karşılıklı etkileşim ve bağımlılığın bir sonucudur. Toplum ve toplumsal yapıdaki unsurlar önceliğinde bireyin etkilendiğini, yine toplum için belirli bir sosyal çevreye tabi olduğunu savunan görüşleri böyle açıklayabiliriz.
1.3.Sembolik Etileşimcilik
Sembolik etkileşimcilik insan eylemleriyle bağlantılı olan anlamlara odaklanır. Onları inceler ve yeniden inşa eder. Toplumsal olanı incelerken sosyal psikolojik ve kültürel boyutları da analiz ederek dikkate alır. Toplumu mikro boyutlarıyla, gündelik yaşantılarımıza, insanların gündelik hayatta sembolik iletişim ile etkileşime geçişlerine, düzen ve anlamı nasıl yarattıklarına odaklanır. Anlamacı sosyolojinin kurucusu sayılan Max Weber’in düşüncelerinin modern bir sonucu olarak sunulabilir. Sembolik etkileşimciliğe göre toplum insanların eylemlerinden oluşmaktadır.
Ekol; toplum insanların etkileşimleri sonucunda oluşan ve onlara atfedilen anlam ve yorum üzerine oluşan sembollerdir düşüncesini savunur. Toplum ve grubun ortak alışkanlıkları, anlamları birey tarafından içselleştirilerek sunulmaktadır. Toplum ve birey merkezli toplumsal yapı çözümlemelerinde bireysel olanı önceleyen bu kuram araştırmamız için önemli katkı sağlayacaktır.
1.3.1.George Herbert Mead (1863 – 1931)
G.H.Mead, önemli bir düşünür ve eğitmendir. Mead aslında filozof ve sosyal psikologdur. Sosyoloji alanında Marx ve Parsons’ın makro teorilerini, mikro sosyoloji alanında ele alarak sembolik etkileşimciliğin kurucusu olmuştur. Anlamacı sosyoloji ve birey öncelikli toplum açıklamalarıyla araştırmamızda temel düşüncelerinden biri olan bireyin öncelendiği toplumsal yapı ve etkileşim düşüncesiyle katkı sağlayacaktır.
15 İnsanlar birbirleriyle iletişim kurarak anlaşırlar ve bir kültür içerisinde olanlar işaretleri benzer anlamlara gelecek şekilde yorumlarlar. İki veya daha fazla insan için anlamlı olan jest, anlamlı bir simgedir. Anlamlı simgeler öznelerin hepsinin anlayacağı şeyleri işaret ederler. Böylelikle dil çevrelerini oluştururlar. Dil de oluşan bu anlamlı simgelerden meydana gelir. Mead’in yaklaşımları büyük oranda birey temellidir. Toplumun temelde bireyde yansıdığı görüşü onun düşüncesinin kavranışında önemlidir. Birey üzerinden toplumsal eylem teorisini geliştirmiştir.
Toplumsal eylem “I” (ferdi ben) ve “Me” (sosyal ben) arasında, bilinçte gerçekleşen bir etkileşimdir (Richter,2013:172). Mead’in benlik anlayışı: insan zihni, Mead’in terimleştirdiği biçimiyle benlik, sembolik etkileşim süreci içerisinde ve onun aracılığı ile gerçekleşir. Bir birey düşünelim bu birey bir tane olmasına karşın iki farklı karaktere bürünmektedir. Toplumsal yaşantıda belirli kurallar etrafında gerçekleşen sosyal ilişkilerini ‘Me (sosyal ben)’ tarafından gerçekleştirirken, özellikle kişilik, karakter özelliklerini barındıran ‘I (ferdi ben)’ temel düşünce ve kendine has olan birey olarak karşımıza çıkmaktadır.
İçimizde yer alan toplumun temsilcisi olan “Me” sosyalleşme sürecinde ortaya çıkar. Bu süreçte birey kendisini başkasının gözü ile görmeyi öğrenir ve buradan çıkarak kendisini tanımlar. Önce ailesinden sonra iletişim sağladığı diğer kişilerden etkilenir ve etkileşim sağlar bu durumda çevresi ile algılama arasında bir bağıntı oluşur. Bireyleri anlamak ve açıklamak için bu algılama durumlarına bakılmalıdır. Ona göre sosyolojinin işlevi de insanların çevrelerini nasıl algıladığını gözlemlemektir. Bu algılama üzerine sembol ve etkileşim üzerinden yaptığı açıklamaları önemlidir.
İnsanlar arasında gerçekleştirilen etkileşim semboller aracılığı ile sağlanır. Ona göre zihin hem doğal, biyolojik hem de özünde toplumsal bir fenomendir (Richter,2015:140). Birey kuşkusuz sadece bir beden değil, aynı zamanda kendine has bir kimlik, Mead’e göre benlik olarak tanımlanan bir varlıktır. Benlik bireyin davranışlarının temelidir. Mead benliğin diğer insanlarla etkileşim içinde ve onların davranış biçimini model olarak nasıl geliştiğini vurgulamak için sosyal benlik terimini kullanır.
16 Sembolik etkileşimci görüş kendi içinde bireyi temele alan, makro teoriler içinde mikro kavramlarla geneli açıklamaya çalışan bir akımdır. Bireyin kendisinden hareketle toplumsal yapıyı açıklamaya çalışan düşünceler ile ortaya konan fikirler önemlidir. Özellikle Mead, Blumer ve etnometodoloji içinde yer alan Goffman bireyin toplumsal yapı içinde eylemlerinde, toplum tarafından etkilendiklerini göstermektedir. Birey eylemlerinde belirli kurallar etrafında gerçekleşme imkânı bulurken, diğer yandan birçok toplumsal rol ile farklı benlik sunumlarını da gerçekleştirmektedir. Klasik düşünceler temelinde toplumsal tahakküm üzerinden bireysel ve kültürel etmenlerin işlevselci, yapısal-işlevselci ve sembolik etkileşimcilik düşüncelerinde nasıl ele alındığı hususunu açıkladıktan sonra daha yakın dönemde karşılaşılan toplum ve bu toplumsal yapıya yönelik kültür temelli düşünceleri anlatmakta araştırmanın kuramsal temeli açısından yarar vardır.
1.4.Yakın Dönem Toplumsal Yapıyı Açıklayan Düşünürler
1950’lerden sonra akademik çalışmalarda yeni kavramlar ve tanımlamalar, teoriler geliştirilmeye başlanmıştır. Elektronik iletişim araçları (Televizyon, Cep telefonu, Bilgisayar, Tablet) toplumsal gerçekliğin genel yapısında oldukça belirleyici bir etkiye sahip konuma gelmiştir. Fiziksel iletişimin sağladığı an’ın da görüntü sayesinde sözle anlatılmaz düzeyde küçüldüğü Marshall McLuhan’nın “küresel(global) köy”(2) konumuna geldiği bir dünya ortaya çıkmıştır. Bu küçülme iki şekilde ortaya çıkmıştır. İlk olarak fiziksel iletişim açısından, dünya üzerinde dünya genelinde, serbest, tek bir piyasaya yakın, ulaşımda meydana gelen teknolojik gelişme ve yeniliklerle uzakların yakınlaşması. İkincisi ise elektronik iletişim açısından, özellikle teknolojik gelişme (e-mail, web imkanları) hizmetlerinde ticaretini kolaylaştırmış. Bunun sonucunda yeni sosyal, siyasi ve ekonomik alanlar ortaya çıkmıştır.
2 Global Vıllage (Global Köy), McLuhan, değişen ve gelişen elektronik teknolojilerinin
dünyayı küresel bir köy haline getireceğini ileri sürmüştür. Bu durumda herhangi bir insan dünyanın neresinde olursa olsun istediği kişiyle istediği vakit kolayca iletişim kurabilecektir (McLuhan,2015:15-24).
17 Aslında bu çağın nasıl tanımlanacağı da bir başka sorundur. Modern çağ aşıldı mı? Yoksa bu modern çağın süregelen sürecinin bir parçası mı? Bu fikir A.Giddens tarafından ‘üst modernite’, Z.Bauman tarafından ‘Akışkan modernite’ olarak adlandırır (Richter,2013:401). Bu süreçte tüm toplumlar arasındaki bağlar genişlemiş ve gelişmiştir. Temelde ekonomik sonra sosyal olarak ilişkilerin elektronikleşmesi ile ‘Yer’in’ önemi azalmıştır.
1.4.1.Manuel Castells (1942- )
Hepimiz bir bilgi çağında yaşıyoruz. Bilgi yeni zenginlik ve güç kaynağı, yeni üretim araçları da bilgi teknolojileridir. Düşünürler artık bilgi teknolojisinin küresel bir toplum ve dünya ekonomisi üzerindeki etkilerini anlayabilmek için büyük çaba harcarlar. Bunlardan birisi de İspanyol sosyolog ve marjinal teorisyen olan Manuel Castells’tir. Castells’e göre modernizimden sonra ortaya çıkan post-modern toplumda toplumun tanımlayıcı karakteristiklerini, bilgi teknolojisi, internet etrafında oluşturduğu bilişim toplumudur.
Bilgi ve iletişim önceki dönemlerde de toplumların merkezi unsuru konumundaydı. Antik dünya ve ortaçağda, ulaşım sınırlıydı. Aynı ülkede yaşayan, toprak parçasında birlikte olan, bireylerin bile kendi gündemleri hakkında az ve sınırlı bilgilere sahiptiler. Sanayi devrimi ile ulaşımda ve taşımacılıkta çığır açan yenilikler meydana geldi. Demiryolları, buharlı makineler, arabalar ve uçakların üretilmesiyle kendi vatanlarını bırak, dünya çok küçük bir alan haline geldi. Yirminci yüzyılın sonlarında yaşanan iletişim devrimi sadece uydu teknolojisi ile gelişen kitlesel iletişim bakımından değil, bireysel iletişimler ve kişisel bilgiler bakımından da önemli bir değişimdir. Kişisel bilgisayar (PC), cep telefonu (akıllı, dokunmatik), internet(3) kullanma durumu bilginin yaygın olarak kullanıldığı bilgi toplumlarını, bilişim toplumlarına dönüştürmüştür.
3 İnternet, 1960’larda Amerika birleşik devletleri Savunma Departmanı’nın ileri araştırmalar
birimi (DARPA) tarafından olası bir Sovyet saldırısına karşı birde nükleer savaş sonucunda yıkımın iletişim sistemleri tarafından zarar almaması için ortaya çıkarılan bir projenin ürünüdür.
18 Bilişim toplumu gerçekte bir ‘insanlar ağı’dır. Bunu insanlar benimser ve kendi hayat tarzları ve çalışma biçimlerinin bir parçası olarak gösterirlerse, internet dünya çapında bilgisayar ağı ile bilişim toplumu yaratma gücüne, genişliğine ve derinliğine (Slattery,2015:400) sahip olunmasını sağlayan temel bir görev üstelenecektir. Castells’e göre bilişim toplumu teknolojik yenilikler, ağlar ve dünyanın her noktasına hızlı ve sürekli bilgi, finans ve enformasyon aktarımına dayanır. Ona göre bilişim toplumları ağların toplumsal hayata nüfuz ettiği, toplumun iş hayatı ve boş zaman faaliyetlerine yön veren, tüketim tercihleri, alışveriş gibi bireysel ve toplumsal etkinliklerde etkili olan, imkân sağlayan, harekete geçiren bir toplum olarak görür. Bu durum sadece toplumsal yapıda belirlenen bir şey değildir. Ona göre yine toplumun önemli harekete geçirici unsuru olan kültürde ağ toplumunda, bilişim toplumunda yeniden şekillenmiştir. Castells’e göre bu durumun kendisi bir kültürdür. Bilişim teknolojileri ve onun etrafında oluşan yeni yaşam tarzı ve düşünceler kendine has bir ‘kültür’ oluşturmuştur. Kültürün bireylerin kendilik gelişimlerinde etkin bir görevi olduğunu düşünürsek, kimliğinde değişim geçirerek kendini yeni alanlarda göstereceğini söyleyebiliriz. Castells “kimliğin gücü” adlı (1997) eserinde özellikle değişen koşullar etrafında bireyin kendi kimliklerinde meydana gelen değişimden söz etmektedir. Farklı statüde bulunan ancak sağlanan kimliğin gücü ile kendini söz sahibi gösteren bir birey oluşumu söz konusudur.
Bilişim toplumlarında muğlak bir yapı vardır. Burada bilgi temelinde ancak daha çok sanal ortama geçen bir enformasyon düzeninden, yapısından söz edebiliriz. Günümüz toplumunu enformasyon değişimi temelinde açıklayan Castells, düşünceleri ile araştırmamızda dijital ortama taşınan toplum yapısı ve bireyin durumu hakkında ortaya koyduğu düşünceleri önemlidir.
1.4.2.Anthony Giddens (1938- )
Modern toplumlarda sınıf yapısı, modernlik, ulus-devlet, sosyal demokrasi, solun geleceği, küreselleşme gibi konularda çalışmalar yapmaktadır. Günümüzde, tüm dünya geneline mal ve hizmet sağlayan, küresel bir piyasaya dayalı bir ekonomi dünyasında yaşadığımız fikri düşüncelerinde hâkimdir. Küresel dünya şuan yaşadığımız dünyadır ve toplum ve kültür yeniden olmasa bile bu durumdan
19 etkilenerek değişmektedir. Giddens açlığın ve sefaletin ortadan kalktığı, demokrasinin yaygınlaştığı ve teknolojinin insanileştiği bir “üst modernite” öngörüsündedir.
Sosyal yapı ve bununla ilgili olarak Giddens etkileşim teorilerini ‘yapılaşma teorisi’ (Giddens,1994:102-158) olarak açıklamaya çalışır. Toplumun bireysel konjonktürde kendini yapılaşma olarak görülen bir konsensüste gösterdiğini anlatır. ‘Toplumsal yapılar ve insan eylemi birbirinden bağımsız olarak var olamazlar; daha ziyade, birbirlerine karşılıklı bağımlı ve iç içe geçmişlerdir’ (Slattery,2015:487). Bu durumu anlatmak için Giddens konuşma ve dil örneğini verir. Bütün diller nasıl konuşacağımız, yazacağımız ve ortak bir anlama nasıl ulaşacağımız konusunda belirli bir dizi kural tarafından düzenlenir. Bu kurallar dilin nasıl öğrenileceği ve kullanacağını belirler. Birey kendi isteği ile ve bağımsız bir şekilde bu kuralları keyfi olarak değiştiremez, engellenir. Ancak dil, yeni düşünceler ve kavramlar ortaya çıktıkça kendi kendisi içinde kalıplaşmaya giderek, zamanla değişir ve evrimleşir. Örneğin gençler, eski ve kullanımı zor buldukları anlayışı dışlarken, yeni sözcükler icat etmeyi severler. 1940-1950’li yıllarda bilgisayara girmek, telefonu şarja takmak bir fiil, bir sözcük bile değildi. Günümüzdeyse kullanılan dil içerisinde bunun ne kadar sıradanlaştığı, gündelik hayatın bir parçası konumuna geldiğini görebiliriz. Toplumsal yapı içerisinde birbirini etkileyen ve iç içe geçen bir durumda olan dil ve insan birlikteliği aslında eylem ve yapı olgusunun ayrılmazlığının da bir göstergesidir.
Giddens’a göre toplumsal yapının merkezini kurallar ve kaynaklar oluşturur (Slattery,2015:487).bireyler bu kurallara olan uyma durumlarına göre kendi sosyalliklerini de gerçekleştirirler. Modernitenin devamı olarak gördüğü bu çağa en çabuk gençlerin adapte olacağı fikrindedir. Giddens’ın bu açıklamaları günümüz toplumsal yapısında kimlik sorunsalı yaşayan gençlerin durumunu açıklar niteliktedir. Bundan dolayı bu düşünceleriyle araştırma açısından önemli fikirler katacaktır.
20 1.4.3.Jean Baudrillard (1929-2007)
J.Baudrillard, Marksist bir bakış açısına sahiptir. Düşüncelerini ilkel ve modern toplumların karşılaştırması üzerine inşa etmiştir. Günümüz toplumunun açıklamasını yaparken önemli kavramsallaştırmalarla gerçekleri göstermeye çalışmıştır.
Radikal bir düşünür olan Jean Baudrillard günümüz toplumu ile ilgili açıklamalarını Simülasyonlar (1983) adlı kitabında günümüz toplumunu gerçeklik algısında değişen bir yapı olarak ‘-mış gibi yapılan’ şeyler, imajlar ve sembollerden oluşan bir dünya olarak görür. Ona göre bizler mal ve hizmet olarak görünse de semboller ve imajlar alıp satıyoruz. Maddi ihtiyaçlarını gidermek yerine arzularımızın psikolojik doyumu için uğraşıyoruz. Dünya gerçeğin sanal gerçeğe dönüştüğü bir konuma gelmiş durumdadır. Baudrillard’ın bu durumu açıklarken kullandığı giyim sanayi üzerinden açıklarsak; insanlar kuru ve sıcak, sağlıklı olan giysiler yerine, yüksek statülü tasarımcıların tasarımlarını, belirli markaların adlarının olduğu (Mark&Spencer, Adidas, Nike, Gucci vb.) imajlara yönelmektedir (Slattery,2015:470). İmaj özellikle gençlerde kendilerini karşı konulmaz bir yaşam şekli olarak göstermektedir. Yapısal olarak geçmişe öykünen bir durumda, psikolojide olan gençler kendilerini ispatlamak ve göstermek için, popüler olan ‘imajlar, tarzlar’ üzerinden konumlandırmaya çalışmaktadırlar.
Baudrillard, göstergelerin gücü temelinde bir teori ve toplum ortaya koymaya çalışır. Ona göre insan kültüründe göstergeler dört temel evre de gelişir. Bunları kısaca açıklarsak;
x İlk evre, gerçekliğin bir yansıması olarak kelimeler ve imgelerin (göstergelerin) gelişimini içerir.
x İkinci evre, kelimeler ve imgeler (göstergeler) asıl olan hakikati süslemeye, çarpıtmaya ve abartmaya başlar, diğer yandan hala gerçekliği yansıtır ve simgeler.
21 x Üçüncü ve dördüncü evre, göstergeler ve simülasyon (4) gerçekliğin yerini alır. Sonuç olarak sembolik bir topluma, semboller ve göstergelerin gerçeklikle alakasının olmadığı hatta insan ilişkilerinin salt sembolik olduğu bir Simulakrum(5) toplumuna geçilmiştir. Hayali bir söylem gibi görünse de günümüzde dijital ortamda kendini ve sosyal ilişkilerini taşıyan insanlarda bu durumun gerçekleştiğini görmekteyiz. Buradan gerçek ve sanal olanın birbirine girmiş durumda olduğunu söyleyebiliriz.
Gerçeklik algısında meydana gelen bu değişim platon ve Aristoteles arasında yaşanan gerçek dünya tasavvurundaki yansıma ve madde gerçekliği üzerinde yapılan tartışmalara benzerlik göstermektedir. Gerçeğin tamamen sanal ortama taşındığı, görünen ve bilinen, belirli bir mekân ve zaman dâhilinde gerçekleşen, somut gerçeklik algısı büyük bir değişim yaşamıştır. Artık görünmeyen ancak bilinen bir sanal dünya da hiper gerçeklik(6) kendisini bize sunmaktadır. Ona göre biz ‘hayatın Televizyon içinde, Televizyonun da hayatın içinde kaybolduğu’ (Slattery,2015:471) bir çağda yaşamaktayız. Günümüzde her şey, haberler bile ambalajlanarak bir meta, simülasyon dünyasında statü sembolleri ve imaj olarak üretilen ve satılan bir üründür. Tüketim kültürü olarak karşımıza çıkan bu durumda kişiler birer Meta’dan başka bir şey değildir.
Karamsar bir toplum ve dünya tasavvuru çizen Baudrillard’a göre, modern kültür kapsamlı bir felaket devrimi geçirmektedir. Kitleler duyarsızlaşmakta ve insanlıktan uzaklaşmaktadır. Bu çağın ölü bir kültürü vardır, hiçbir geçmiş ve geleceği, hiçbir amacı olmayan, kitlelerin gerçek dışı ve ulaşılamaz hayatın
4 Simülasyon, benzetim terimi, genellikle gerçek bir şeyin taklidi ya da temsili olanı anlatmak
için kullanılır. Özellikle uçak ve gemi vb. eğitim alanlarında ve eğlence dünyasında simülatör uygulamalar kullanılmaktadır. Yaşanılan duygular gerçek değildir. “-mış gibi” deneyimlerdir, gerçek değildirler. Ancak bazı durumlarda aradaki farkı az denecek kadar gerçektir (Baudrillard,2014:42-51).
5 simulakr; gerçeklik olarak algılanmak istenen görünüm, Baudrillard yaşadığımız evrende bu
evrende her şeyin simülasyondan ibaret olduğunu söylemekte ve bunu "gibiler" evreni olarak adlandırmaktadır. Baudrillard, "-mış" gibinin gerçekle arasındaki farka dikkat çekmekte ve simülasyonu ondan ayırmaktadır. çünkü simülasyon gerçekle sahte arasındaki farkı yok eden bir kavramdır (Baudrillard,2014:70-75).
6 hipergerçeklik ( hyperrality); üst gerçeklik, yunanca " hyper" sözünden türeyen ve üzerinde,
ötesinde, dışında anlamına gelen hiper sözcüğü, metin sözüyle birleşince ara yüzdeki bir metinin
diğerleriyle ilişkisi anlamına gelmektedir. Başka birdeyişle ağ üzerinde başka alternatif mecralara
22 sembolleri ve göstergeleriyle doyurulduğu ve kandırıldığı bir tüketim kültürüdür. Fail olarak bireyde görünenin ötesinde bir şey yoktur. Çünkü bireyin görünüşü sahip olduğu her şeydir. Hiçbir geçeklik yoktur, medya tarihi yeniden yaratmakta ve şekillendirmektedir. Anlam ve yorum ortadan kalkmış durumdadır.
Baudrilllard’ın ulaştığı sonuç günümüz toplumlarının zararlı bir toplumsal eğilime sahip olduğudur. Artık geçekliği kavramak mümkün değilse onu değiştirmek ve tanımlamaya çalışmakta imkânsızlaşmaktadır. Anlamın ve yorumun olmadığı gerçek dışı bir dünya da, artık doğru-yanlış değerlendirmesini yapacak bir temel, doğru-yanlışı birbirinden ayıracak bir standardın olmadığı sürekli değişimin (anlık) yaşandığı bir toplumda yaşıyoruz. Araştırmanın dijital ortam üzerine yapılacak olması, bu düşüncenin de açıklamalarımıza temel teşkil edeceğini göstermektedir. 1.4.4.Zygmunt Bauman (1925-2017)
Z.Bauman, kültür ve gücün çözümlenmesine önem vermiştir. Bu bakışla toplum ideolojiler, milli kimlikler, ahlaki seçim, modernizim ve post-modernizim konularını ele almıştır. Siyasal, kültürel, sosyal konular üzerine detaylı bir fikir alt yapısı sunan ve günümüz toplumu ve bireyini açıklayan önemli bir düşünürdür.
Günümüz toplumlarını açıklarken modernizm ve post-modernizm karşılaştırması yapmaktadır. Kendi tabiriyle katı modernizm ve akışkan modernizm olarak ikiye ayırdığı dönemlerdir. Ele aldığı konularda temel olarak akışkan modernizm üzerinden açıklamaya ve yorumlamaya çalışmıştır. Nedir akışkan modernite?(Bauman,2015) Çağdaşlarının aksine post-modernliği, günümüzü tanımlarken sıvılaştırılmış akışkan modernite kavramını kullanmıştır. Çünkü katılık olarak nitelediği modernliğin devamı olan post-modernlikte katılığın esnekleştiği, kesinliğin yerini görecelik (rölativist) bakışın aldığı, sürekli değişim ile bunun sonuncunda oluşan muğlaklığın, müphemliğin bir karmaşa ortamı yarattığı gerçeğidir. Kendi tabiriyle ‘ akışkan modernlik her türlü paradigmaya ve rutine hizmet eden monotonluğu empoze eden öngörülebilirliği sağlayan tüm dengeleyici araçlara karşı sürdürülen ölümüne bir savaşın adıdır’ (Bauman,2011:11). Bu savaş alanından zaferle çıkanda akışkan modernitedir. Akışkan modernliğin bu zaferini ‘
23 eski ve artık ölmüş olan düzen, öncekinden daha az kırılgan ve varlığını daha bağımsız sürdüren düzenle yer değiştirmiştir. Bu düzende geçicilik egemen bir konuma gelmiştir. Hayatın her alanında durağanlık ise eskime ve yenilenme süreci konumuna gelmiştir’ (Bauman,2008:33). Bu değişim süreci yaşanırken en çok etkilenen kavramların başında kültür gelmektedir. Modernitenin ilk dönemlerinden kültüre yüklenen misyon (ulus-devlet ve yurttaşlık) artık anlamsal kırılmalar ve farklılaşmalarla değişmiş durumdadır. 18. Yüzyıl katı modernitesi kültür kavramı toplumu istenilen kalıba sokmak için kullanılan aracı bir unsur olarak göstermiştir. Kültür monoton, sabit bir görüşün ürünü olamazdı. O değişimin en önemli parçasıydı. Günümüzde modernitenin her alanında yaşanan değişim kültürü de etkiledi. Akışkan modern dünyanın yeni insanı; kesin katı tercileri olmayan, seçimlerinde geçiciliği önceleyen, katı standartlar yerine esnek (omurgasız) zevk anlayışına sahip (Günay,2016:119-120) biridir.
Ona göre tüketici konumunda olan bireyleri, bir tüketim aracından başka bir tüketim aracına giden bireyler olarak görür. Bu durumda tüketim nesnesinin cazip hale gelmesi ve tüketicileri baştan çıkarma görevi kültüre düştü. Bugüne kadar ‘dijital kültüre’ bırakılan her şey düştü. Bütün yükümlülüklerinden kurtulan kültür, akışkan modern dünya da kendisini öncelikle müşterilerin (bireylerin) zevklerine, isteklerine göre konumlandıran ve bu müşterilerin (bireylerin) dikkatini çekmek için her türlü yolu kullanan bir tüketim deposu haline geldi. Dijital kültürün artık asalet ve farklılık katacağı kişiler yok, yerini cezbedici şeyler ortaya koyarak ayartacağı, baştan çıkaracağı müşterileri var. Bu duruma en çok kapılan da kendilerini ve çevrelerini anlamaya başlayan genç nüfus oluşturmaktadır. Dijital kültürün günümüzdeki en önemli görevi mevcut ihtiyaçları tatmin etmek değil, her geçen gün yeni ihtiyaçlar yaratarak, tatmin duygusunu tam olarak yaşamalarını engellemektir. Dijital kültürün varlık sebebi de bu, tatminin tam sağlanamamış olmasıdır. Bu bozulursa dijital kültürde yok olacaktır. Günümüz toplumsal yapısı ve çözümlemesi hakkında önemli görüşler ileri süren Bauman, dijital çağın toplum da kültür üzerinden bireyde kimlik üzerinden etki gösterdiği fikriyle çalışmamıza kuramsal katkı sağlayacaktır.