• Sonuç bulunamadı

Memduh Şevket Esendal'dan bir örnek öykü:Karısının öyküsü

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Memduh Şevket Esendal'dan bir örnek öykü:Karısının öyküsü"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

MemduhŞevket Esendal'dan bir örnek öykü:

KARISININ KOCASI

Ana, baba yaşlandılar.

Kendilerini geçindiremez ol­ dular. Evlerini de belediye alıp yola kattı, parası da verilmedi. Verilse bile, ev, eski bir evdi, bir yenisini alacak kadar para getirmez­ di. İster istemez, oğulları­ nın yanına sığındılar.

Oğulları: Cemalettin Ya- pıman mühendistir. Eski­ den devlet hizmetinde idi, şimdi kendi başına çalışı­ yor. Teahhütlere girer, ev­ ler alır-satır. İşleri oldukça geniştir, gittikçe de genişli­ yor.

Gelinleri: Bayan Nebahat Yapıman.

Eski paşalardan birinin torunu, bir binbaşının da kızı imiş, iki çocuk anası, oldukça güzel, sürmeli, ri­ melli, boyalı, kaşları yoluk, kumar düşkünü bir hanım­ dır. Kaynanası ile kaynata­ sının, evine gelip yerleştik­ lerini hiç istemez.

İhtiyarlara arka odalar­ dan birini verdiler. Ara-sı- ra, hizmetçilerden biri oda­ larına girip,

— bu akşam misafir var, sizin yemeğinizi buraya ge­ tireceğiz, der.

İhtiyarlar gücenir, içle­ nirler.

Baba: Reşit efendi... İs­ kiliplidir.

Orada Kalemlioğulları di­ ye tanınmış bir ailenin çocuğudur. Konya’da bir medresede okurken, İskilip­ li bir tanıdığının yardımı ile Vali Haşan Paşa’nm yanma kapılanmış, onunla birlikte birçok yerleri dolaşmış, sırasına göre, paşanın vekil- harçlığını, kâtipliğini, kâh­ yalığını etmiş, onların ya­ nında evlenmiş, son yıllara kadar da paşanın ailesinin yanından ayrılm am ıştı. ‘‘Efendilerim beni aç, açık bırakmazlar” derdi.

Belki de bırakmazlardı ama devran değişti, efendi­ leri, kendileri aç, açık kaldı­ lar. Bununla beraber Cema- lettin’i onlar yetiştirdiler sayılır.

Ana: iffet hanım, bir müderris kızıdır. Haşan Pa­

şa konağında terbiye gör­ müştür.

Demek istediğimiz: Ana baba ikisi de yol yordam bilir, terbiye görmüş adam­ lardı. öyle, utanılacak, mi­ safir yanma çıkarılamaz in­ sanlardan değillerdi. Hele Reşit efendi, eskilerden an­ latmaya başlayınca sözleri­ ni dinletir, kendisinden isti­ fade olunur bir adamdı. Ancak hem oğulları ile gelinleri, hem de onların misafirleri bu baba ile anayı dinleyecek, anlayacak terbi­ yede insanlar değillerdi. Mi­ safir olmayıp da ihtiyarları sofralarına aldıkları günler­ de de onlarla hemen hiç konuşmazlardı. Onlar da seslerini çıkarmazlar ye­ mekleri bitince odalarına çekilirlerdi.

Bu yaşayışa, ana dayana­ madı. Günün birinde bohça­ sını koltuğuna alıp, kıyı mahallelerden birinde otu­ ran ablası Fıtnat hanımın evine gitti, iki hafta sonra da kocası sandığını götür­ dü.

Hizmetçiler sordular: — Hanım nerede, artık gelmeyecek mi? dediler.

Gidip hanımlarına söyle­ miş olacaklar ki, Bayan Nebahat da kocasına:

— Annen teyzene gitmiş, artık gelmeyecekmiş, dedi.

Cemalettin karısının yü­ züne baktı, sesini çıkarma­ dı. Belki: “Bir anamı evimde barındıram ıyorum , senin yüzünden” diye düşünmüş­ tür. Bunu karısına söylese belki karısı da: “Ben anana ne yaptım, daha iyisini istiyorsan sen niçin yapmı­ yorsun? ” demez mi? Ama istediğini yapmaya kalksa Nebahat kıskanır evinin tadı kaçar. Anası da oğlun­ dan yüz bulsa gelini ezip evin idaresini eline almak istemez mi? öyle olunca Nebahat: “Anan kocaya varmış, kendine bir ev kurmuş, evinin de hanımı olmuş, kocasının da safasmı sürmüş. Ben de kocaya vardım. Bu ev de benim evim. Bu evin idaresini ona

vermem. Daha da dinç. Kimbilir ne kadar yaşar... O seni büyüttü ise ben de kendi çocuklarımı büyütü­ yorum. Anana, babana da­ ha iyisini de yapamam, işte ev. Otursunlar. Aç değil, açık değiller. Benim evime de karışmasınlar” diyebilir. Pek haksız da olmaz.

Cemalettin: “Bunlara bi­ raz para vermeli!” diye düşündü. Eskiden de böyle düşünmüş, hiç bir şey de yapamamıştı. “Bir yere bi­ raz para koymalı, gidip oradan alsınlar. Nebahat’in de hiç haberi olmaz. Hesap­ lara bir bakayım da...”

Bu hesaplara, her neden­ se bakılamıyor.

Teyzesi Fıtnat hanım dul bir kadındır. Bir çürük evi, kocasından kalma, eski he­ sapla bile pek az, bir emekli aylığı vardır.

Bu kadar az para ile nasıl olup da geçinebildiği anlaşı­ lm ayacak kadar güçtür.

Fıtnat hanım, eğer çok yaşlanmış, kendi hizmetini kendi göremeyecek duruma düşmemiş olsaydı, çok titiz, sert bir kadın olduğu için, belki kızkardeşini evinde istemezdi. Bunu bildiği için iffet hanım sandığını ilk geldiği gün getirmedi.

Yaşlı bir kadın için ihti­ yar ablasının hizmetini gör­ mek kolay değildir. Ama oğlunun, gelininin suratla­ rını çekmektense!

iffet hanım, oğlu ile gelinini, ablasının komşula­ rına çekiştirmekle avunu­ yor, her çekiştirmeden son­ ra da biraz ağlıyordu.

—Ben onun için bu kadar şeye katlandım da karşılığı, dört günlük gelinin ağzına bakıp, benim yüzüme bak­ madı. Bir çift lakırdı etme­ di. Bir kere odamın kapısmı açıp hatırımı sormadı. Bir daha onun evine gider mi­ yim? Büyük sözüme tövbe, cami kapısında avuç açar dilenirim de onun evine gitmem. Allahtan dilerim, onlar da çocuklarından çek­ sinler!

İffet hanım, bu sözleri komşu kadınlara söylerken

ablası da minderin üstünde imâ ile namaz kılmaya hazırlanıyordu. Döndü,

—Adam sende, dedi, er­ kekler karım köylü olurlar, yeni mi öğreneceksin?

Komşulardan biri: —Â, hiç öyle değil ha­ nım, dedi, Fikri beyin kızı nasıl anasını, babasını çekti yanına aldı. Gül gibi bakı­ yor.

Fıtnat namaza durmuş­ ken dayanamadı. Başını çevirip:

— Hanım, dedi, kız evlât başka, erkek evlât başka. Erkek evlât olur da, el kızının ağzına bakmaz olur mu?

Bunu söylerken Fitnat hanım, kendi kocasını nasıl sıkıştırıp da kaynanasını evden kaçırdığını akima ge­ tirmiştir. Hem Hacı bey, nur içinde yatsın, celâlli adamdı, anasının üstüne yürüdü.

iffet hanım, kocasını da, oğlunun evinde bırakmak istemiyordu, iki kişinin ol­ duğu ile üç kişi de olur. An­ cak ablasını nasıl yumuşat­ mak? Eğer Reşit efendi eve beş on para getirebilse... Kocasına bir iş bulabilmek için, eski efendileri Haşan Paşa’nm torunlarından biri­ nin kocasına gidip yalvar­ mayı düşünüyor.

Karısı ablasına gittikten sonra, oğlunun evinde, Re­ şit efendinin durumu da büsbütün silikleşti. Hiz­ metçiler çamaşırını almayı unutuyorlardı. Kendi yıka­ dı. Bir gün yemeğe otura­ caklar, ihtiyar babayı unu­ tup çağırmayacaklar diye korkuyordu.

öğle yemeğinden sonra ortalıkta kimse kalmaz, ge­ lin hanım öğle uykusuna yatar, hizmetçiler mutfağa dolarlar. Böyle sessizlik olunca Reşit efendi ayakla­ rının uçlarına basarak misa­ fir odasına gider, misafir cıgaralarından birkaçını alıp sokağa çıkar, kıskana­ rak, katık ederek içer.

Artık hizmetçiler bile, onunla konuşacak bir söz bulamıyorlar. Çıkıp pazarı

(2)

gezer, gidip cami odasında imamla, müezzin Süley- manla konuşur. Yanında cıgarası varsa içer. Yoksa, Murat efendinin yahut Çer­ keş İsmail beyin gelmesini bekler. Murat efendinin cı- garası boldur. Verir. Köylü içer. İsmail bey on birlik içiyor.

Bir gün konuşuyorlardı, söz nasıl açıldı ise, Murat efendi, oğlu ile gelinini çekiştirmeğe başladı.

— Beni gelin uşak yerine koydu, dedi, evin alışveri­ şini üstüme yıktı. Bir li­ mon, bir demet maydanoz alınacak olsa gelsin büyük baba! Evde, at gibi kızkar- deşleri var, biri çıkıp bir limon almaz!

Reşit efendi dinledi. — Ne iyi gelinin, ne iyi oğlun varmış! dedi.

Murat efendi,

— Nesi iyi? diye sordu. — Her şeyleri iyi... Alla­ ha şükret!

Başını çevirip yolun bo­ yuna baktı, kendi kendine söylermiş gibi de:

— Bizde iş buyurmak de­ ğil, adam hesabına koyup bir hatır sormaz, bir çift lâkırdı etmezler., dedi.

Bu konuşmadan birkaç gün sonra oğlu, sanki baba­ sının gönlünden geçenleri biliyormuş gibi, babasını çağırdı. Ona birtakım kâğıtlar, makbuzlar verdi.

— Bunları tahsil şubesin- dan çıkartır, kayıtlarını da yaptırırsın! dedi.

Baba ne kadar sevindi, ne kadar açıldı. Bütün acılarını unuttu, işe yarar bir adam olmak ne iyi, ne kadar tatlıdır!..

Hemen o gün şubeye gitti. Bastonu kolunda göz­ lükleri burnunun uçunda, oda oda dolaştı. Çalışanlara iş öğreterek, hademelere

EDEBİYAT

Yöneten:

N U R İ P A K D İL

Mayıs sayısı büyük kitapçılarda yıllığı 30 lira PK 50 Bakanlıklar-Ank

çıkışarak, işi bir günde çıkarttı. O gece oğlunun misafirleri vardı, göremedi. Ertesi sabah, oğlu işine giderken karşısına çıktı, kâğıtları gösterdi, anlattı. Oğlu aldı, baktı:

— E, hani bunun şey si? diye sordu.

— Ney si?

— Burada teslimi olacak. Tarihi de yok.

Baktı, doğru.

— İhtiyarlık, ben görme­ mişim. Ver de düzelttireyim, dedi.

Oğlu vermedi.

—Yok, ben düzeltir, yap­ tırırım, dedi.

Gelin de kocasına: — Ben sana söyledim, dedi, kendin yaptırm alı idin. Yahut Fahri gider, yaptırırdı.

Cemalettin kâğıtları ce­ bine koydu çıktı, gitti. İhtiyar da, yüreğinde acı bir bezginlikle odasına dön­ dü.

ölüm insanları bir işe yaramamaktan kurtarır!

Demek Cemalettin bu kâğıtları babasına verecek olunca karısı:

— Verme! demiş.

Kaynatası bir işe yarar da bu evde söz sahibi olur, diye korkuyor.

Reşit efendi, “Ben de yapamadım ya, gelinin sözü doğru çıktı” diye düşün­ dü...

Yalnız bu sefer değil, her fırsat düştükçe, gelin kay­ natasını kocasına çekiştiri­ yor. Cemalettin bunları din­ ler, karısının aşağılık bir şey olduğunu anlayarak üzülür, sesini de çıkarmaz­ dı.

Yalnız bir seferinde, karı­ sı:

— Baban misafir odasın­ dan cıgaraları aşırıyor. Cı- gara dayandıram ıyorum ,

diye koğulayınca Cemalet­ tin:

— E canım, dedi. Bu kadarını da görmeyiver. Aldığı da oğlunun malı.

Karısı bozuldu,

— Şekerim, senin de söy­ lediğin söze bak. Kıskandı­ ğım için mi söylüyorum. Ben onun iyiliği için söylü­ yorum. Babanda, biliyor­ sun damar katılığı var.

— Olsun canım, babam da ölürse ko cıgaradan ölsün.

— Sen öyle söyledikten sonra içsin güle, güle. Ben onun iyüiği için söyledim...

C e m a le ttin k a rıs ın a : “Ben senin niçin söylediğini bilirim” der gibi:

— Sen şuradan bir çift çorap ver, dedi.

Gelin de sustu ama ihti­ yar da misafir odasında bir daha cigara bulamadı.

İhtiyar, kâğıtları oğluna verip odasına döndükten sonra ayakta durdu. Düşü­ nür gibi idi. Biraz sonra evden çıktı gitti. Bir daha da gelmedi.

Gece oldu. Hizmetçiler geline haber verdiler.

—Efendi gelmedi, dedi­ ler.

O da kocasına söyledi. Kocası da:

— Anama gitmiştir, dedi. — Evet, oraya gitmiştir, dediler.

Geçti.

Gece bir aralık Cemalet- tin’in aklına geldi. “Annem bıraktı gitti. Bana da darıl- mıştır. Nebahat'in haberi olmadan ben onu aramalıy­ dım. daha iyisi, biraz para ayırmalıyım. Babam da şimdi onun yanına gitmiş­ tir. Belki o da bir daha buraya dönmeyecek. Yıllar

SEK

SANAT EL KİTAPLARI 9. KİTAP ÇIKTI Kerim Sadi, Afşar Timuçin, Aydın Hatipoğlu, Eray Canberk, Vecdi Ahmet, İlham) Bekir, D. Kıran’ın yazıları * Dinamo'dan rubailer ★ İsmet Kemal, H. Akarsu, Suavi Koçer, Adnan Azar’ın şiirleri ★ Basın­ dan alıntılar ★ Anılar, vb...

Edinme adresi: Ankara Cad. 60 - İstanbul

var ki ben anamla babamla konuşamıyorum . Bizden ayrı belki daha rahat olur­ lar. Yalnız paralan yoktur. Şu para işini yarın bitirme­ liyim” diye düşündü. Ertesi gün de akima geldi ama işleri vardı, ertesi güne bıraktı.

Babası, Cemalettin’in dü­ şündüğü gibi karısının ya­ nına gitmişti. Girdi, otur­ du. Baldızı hal hatır sordu ama güler yüz göstermedi. Karısı kahve pişirdi, cigara verdi. Susuyor, dalgın dü­ şünüyordu. Sonra bir aralık karısı ile yalnız kaldılar. Ağladı:

— Fena, artık çok fena. Doğrusu ölümü candan isti­ yorum, dedi.

Karısı: “Allah geçinden versin” demedi.

— Hadi hadi, ağlayıp dur­ ma. Biz talihimize küselim. Bizim oğlumuz adam çık­ madı, dedi.

İhtiyar içini çekti, — O bizim oğlumuz değil karısının kocası, dedi.

Akşam olup büyük baba gitmeye kalkışınca karısı:

— İstersen kal burada, dedi.

—Yok, dedi, ben gide­ yim. Yalnız sende varsa bana bir tütün parası ver.

Oradan çıktı. Oğlunun evine de gitmedi. Oğlu teyzesinin evinde, karısı oğullarının yanında bilerek arayıp sormadılar. Birkaç ay sonra ihtiyarın başmı alıp gittiği anlaşıldı, arandı ise de bir izi bulunamadı.

(1948)

M. ŞEV K ET ESENDAL Halid Ziya UŞAKLIGİL

[

41

:

11

;

H A Y A TLA R

Alışılmış aile hukukunu,

evlenme yöntem ve ge­ leneklerini yüreklilikle eleştirdiği için baskılı yönetimin boğazladığı bu roman, günümüzün Türkçesiyle çıktı. Sadeleştiren: NEVZAT KIZILCAN İnkılâp ve Aka Kitabevleri’yle bütün kitapçılarda... Fiyatı 30TL. * 0 0 1 5 1 8 9 5 1 0

Referanslar

Benzer Belgeler

İkinci zevci Mahmut Celalettin Paşa ile oğlu Prens Sa- | bahattinin Mutlakıyetle mücadele iciıı Avrııpaya firar etmiş ol- | maları Seniha Sultanın İkinci

Yaşla birlikte deride, subkutan dokuda ve damarlarda meydana gelen fizyolojik değişiklikler ayrıca yaşa eşlik eden hastalıklar, yetersiz beslenme veya yetersiz hidrasyon

Yukarıda belirtilen sosyal davranışlar aşağıdaki gibi bazı idealize edilmiş kurallarla basitleştirilmiştir (Meng vd., 2016). Kural 1: Her kuş uyanıklık davranışı

%kilemelerin zarf fiil grubunda nesne olarak kullan lmas .... %kilemelerin zarf fiil grubunda özne olarak kullan

Effects of polished rice and various rice bran amounts on cholesterol metabolism in

Önceleri Vanlı E- fendi ismine izafeten Vanhköyü diye adlandırılan mahalle- niha­ yet değişe değişe «Vaniköyü» şek lıne girmiştir.. Bize bu izahatı veren

Yuvarlak bir kaide üzerin­ de dört köşe olarak inşa edilen çeşmenin köşeleri yuvarlatı­ larak birer sebil yerleştirildiği gibi, ortalarındaki düz kısımlara

Bu nedenle nem oranı yüksek hava -kışın hava sıcaklığı genellikle vücut sıcaklığından daha düşük olduğu için- ısının vücudumuzdan çevreye daha kolay