• Sonuç bulunamadı

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Gençlik ve edebiyat hatıraları:27:Tevfik Fikret'i ilk defa "aşiyan"ında tanıdım

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Gençlik ve edebiyat hatıraları:27:Tevfik Fikret'i ilk defa "aşiyan"ında tanıdım"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Y a k u p Kadri K a r a o s m a n o ğ l u ' n u n G e n ç l i k ve E d e b i y a t H â t ı r a l a r ı :

T l

-ÇIK AN KISM IN ÖZETİ — Karaosmanoğlu, Mehmet Rauf, Şahabettin Süleyman, Ahmet Hafim, Yahya Kemal, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif ve Abdülhak Hâmid’den sonra bu­ günkü yazısında Fecri Âti şair­ lerinden T evfik Fikret’e ait hâ­ tıralarını anlatmaya başlıyor.

T

EV FİK Fikret Fecri - Âti edebi­ yatçılarınca, eskiler arasında, de­ ğeri sözgötürmez bir şiir üstadı ve kişiliği dokunulmaz bir FA­ Z İLET örneği sayılır tek insan olduğu halde kendisini şahsen tanımak­ ta hayli gecikmişimdir. Bu gecikmem ne onu görmek isteksizliğimden, ne de gençlik ve toyluk gereği bir çekingenlik­ lere kapılışımdandır. Tam tersine, ede­ biyat âlemine ilk adımımı attığım gün­ den beri onunla buluşup görüşmeye can atıyordum «Sis» i, «Tarihi Kadîm» I, «Gökten Yere» yi yazan nasıl bir adam­ d ır? Nasıl yaşar? Ne çeşit özelliklere sa­ hiptir? Hep bunları anlamak merakı içindeydim. Zira, biraz önce sözünü etti­ ğim ve ancak o sıralarda okuduğum şi- irlerlle Tevfik Fikret, benim gözüme, yalnız Edebiyatı - Cedide çığrının önderi değil, bu memlekette hür düşüncenin, insanlık ve medeniyet yolunun akıncıla­ rından biri olarak görünmeye başlamıştı ve o zamanlar bizim özlediğimiz, bekle­ diğimiz BÜYÜK ADAM da bu vasıfları ta­ şıyandan başka bir kişi değildi.

Eski devirde bu vasıfları taşır> fakat, adına istibdat denilen bir zulüm reji­ minin karanlıkları içinde bunlardan hiç birini gösteremez sandığımız nice fikir ve kalem sâhipleri Meşrutiyet inkılâbının ışığında ortaya çıkmışlardı ama, heyhat k İ, birkaç iyiniyyet hamlesinden sonra herbiri başka bir yönden günlük politi­ ka ihtiraslarının girdaplarına kapılıp gitmişlerdi. Bize, o zamanın gençlerine, bunlar arasından yalnız Tevfik Fikret yüksek bir kayaya tırmanarak kendini böyle bir akıbetten kurtarmış görünüyor­ du. Gerçi, bu kaya sarp ve çetindi ve bunun üstünde Fikret, ömrünün sonuna kadar, tıpkı Promete gibi türlü türlü azaplar çekmek zorunda kalacaktı ama, günün birinde:

Kimseden ümmidi jeyz etmem, dilenmem perrü bal, Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim

tâirim. İnhina tavku - esaretten girandır

boynuma,

YAZAN: YAKUP KADRİ K A R A O S M A N O Ğ L U

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şâirim. ( I )

diyebilmek şerefi için bütün bunlara kat­ lanacaktı. Fakat, bu katlanış, bu taham­ mül onda aslâ bir «tevekkül» halini' al­ mayacaktır. Bir boradan önceki ağır, tazyikli havayı andıran susmaları arada bir gökgürültüleri, yıldırım seslerlle ke­ silecektir ye bu gökgürültüleri devrin ni­ met sofralarına üşüşen açgözlülerin ku­ laklarında uğuldayacak; bu yıldırmlar ikbal tepelerine tırmanan fırsat düşkünü politikacıların kafaları üstüne düşecektir, aşağıdaki mısralarda görüleceği g ib i:

Bu sofracık, efendilerki, iltikama

muntazır Huzurunuzda titreyorşu milletin

hayatıdır; Şu milletin ki, muztarip, şu milletin

ki muhtazır... Yiyin efendiler, yiyin, bu hanı iştiha

sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya dek yiyin. ( I I )

PEŞİNDEN AYRILMAZLARKEN

Kim lerdir o gözleri doymaz yağmacı­ lar? Fikret'e, daha bir iki yıl önce yaz­ dığı (R ücu) manzumesile (S is ) teki la­ netlemelerinden tövbe ettiğini söyleten HÜRRİYET KAHRAMANLARI 1 Ve Fikret, bunlar arasında ve belki de en ön safta eski fik ir arkadaşlarını görmenin kırgın­ lığı içindedir. İşte, Hüseyin Cahit, onun yalnız arkadaşı değil, hattâ yetiştirmesi olan Hüseyin Cahit, bir vakitler o kadar samimiyetle inandıkları ilkeleri savun­ mak için birlikte kurdukları ve isim ba­ bası olduğu (T an ln ) gazetesinden ayağı­ nı kaydırıp ( I I I ) o gazeteyi Ittihad ve Terakki komitesinin organı haline sok­ mak suretile kendisine bir sıçrama tah­ tası gibi kullanmağa başlamıştır ve Tev­ fik Fikret'in asıl ağırına giden, bir gün gelip de Galata Saray lisesi müdürlüğün­ den kaba bir tarzda atılınca, o Hüseyin Cahit kendisini ancak yarım ağızla sa­ vunmak ve Tanin'e gönderdiği bir açık mektubu iç sayfa sütunlarında yayınla­ makla yetinmiştir.

( I ) Kimseden gürlük ummam, kol kanat istememKendi fezamda, ken­

di göklerimde kendim uçarımEğil­

mek esirlik boyunduruğundan ağırdır boynuma ...

( I I ) Bu sofracık ki, efendiler, yu­ tulmayı beklerhuzurunuzda titre­

yor, o milletin hayatıdırŞu mille­

tin ki, dertlidir, can çekişmededir...

Bu iştah açan sofra sizin...

( I I I ) «Tanin» gazetesini kuran üç

kişiden biri ve o gazeteye bu adı ve­ ren T evfik Fikret.

Yüzünün

sert çizgilerine,

gözlerinin keskin

bakışlarına ve bir

kartal yavrusunun

gagasını andıran

burnuna rağmen

hiç de haşin bir

hali yoktu. Hatta,

ilk bakışta, ben onu

pek sade, yumuşak

ve belki biraz da

silik bulmuştum.

İşte, gene bir vakitler, İktisadî mese­ lelere dair yazdığı yazılarına başında bu­ lunduğu Serveti Fünun dergisinde yer vererek bir iktisat bilgini şöhretine ka­ vuşturduğu Mehmet Cavit Bey, şimdi, bu sıfatla devlet makamlarının en yükse­ ğine erişmişti de ondan yana dönüp bakmıyordu b ile ... Ve işte, Edebiyatı Cedide'nin nice İrili ufaklı şairleri, yazar­ ları ki, hemen hepsi onun kanatları al­ tında yetişmişler, şiirlerini birer AMEN- TÜ gibi ezberlemişlerdi; şimdi dönüyor­ du da arkasında hiçbirini göremiyordu.

ŞAİR YERİNE ÂLİM

Onun peşinde, kala kala, Galata Sa­ ray lisesinde hocalık ettiği bir avuç genç­ ten başka kimse kalmamıştı ve o lise müdürlüğünden atılışına, grevler ilân ederek, sokaklarda protesto gösterileri yaparak ve devlet kapılarına başvurarak, yalnız bu bir avuç genç karşı koymaya çabalıyordu. Fakat, hiç kimse bunların haykırışlarına, ağlayıp sızlanışlarına ku­ lak asmıyor, devrin Maarif Nazırı ( I V ) ise : «Ne var sanki! Bir şâir yerine bir âlim getirdimse fena mı ettim ?» demek­ le yetiniyordu.

Bir ş â ir... Evet, ama İstibdat idaresi devrinde bir köşecikte pinekleyen o Efen­ diye devletin en yüksek makamlarından birine yol açan hürriyet savaşında o şai­ rin de büyük bir rolü olmamış mıydı?

Zulmun topu var, güllesi var, kalesi varsa,

( I V ) Emrullah Efendi.

Tevfik Fikret

Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır. Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa, Sönmez ebedi; her gecenin gündüzü

vardır.

diyerek nice hürriyet savaşçılarının kal­ bini tutuşturan o şâir değil miydi? Ağız­ larımıza kilit, kalemlerimize kement vu­ rulduğu ve hepimizin kurtuluştan umu­ du kestiğimiz günlerde bize gizliden giz­

liye :

Evet, sabah olacaktır, sabah olur, geceler Tuluu haşre kadar sürmez, akıbet bu semâ, Bu mavi gök size bir gün acır, melul olma!

diye seslenen o şairden başka biri miy­ di? Hayır; oydu ve bize müjdelediği sa­ bah da olmuştu, ama bunların hepsi unutuluvermişti. Zira, Fikret, artık bil­ diğimiz Fikret değildi ve olan sabaha ancak bir «fecri kâzip» denilebilirdi. Ay­ dınlığı öğle vaktini bulmadan sönmüş, Fikret de herkese, her şeye küsüp Bebek sırtlarında, kocaman bir kuş kafesini andıran Aşiyan'ına, yani yuvasına çekil­ mişti.

ACABA BANA KIZGIN M IYDI?

İşte, bir gün, Yahya Kemal'le ben Fi­ lozof Riza Tevfik'in refakatinde Fikret'i orada görmeğe gitmiştik. Fakat, ben, onu, hele bu herkese kızgın, bu insan­

dan kaçar, bu nice zamandan beri sesi sadası kesilmiş şairi, nihayet, kendi evin­ de görüp tanımak heyecanından ziyade, için için endişeye benzer bir hisse de kapılmakta idim. Zira, bir yıl önce, şim­ di adını unuttuğum bir dergide Tevfik Fikret'i, elvan elvan güzel tüylerini ye­ rin tozundan, çamurundan sakınıp yük­ sek bir ağaç dalında tüneyen bir tavus- kuşuna benzettiğimi hatırlayordum ve bu yüzden, ya bana da kızmışsa diye, Aşi- yan'a giden yokuşu çıkarken âdeta dizle­ rimin bağı çözülüyordu.

İŞE YARAYAN İNTİZAR

Bereket versin k i, oraya vardığımızda bize kapıyı açan hizmetçi kız, Beyefen­ dinin Kolejde derste olduğunu ve on on- beş dakika sonra geleceğini söylemek su­ retiyle bana biraz soluk alıp kendimi to­ parlama imkânını vermiş oldu. Hele, Riza Tevfik'in teklifi üzerine, bu bekle­ me süresini bahçede, Fikret'ten bazı mısralar kazılı bir kayanın dibinde, ağaç kütüklerinden yapılmış kanepelere oturup kâh Boğaz'ın güzel manzaraları­ na dalarak, kâh havadan sudan konuşa­ rak geçirmemiz yüreğimi hayli serinlen- dirm işti, diyebilirim. Kaldı ki, Riza Tev­ fik'in hoşsohbetliği, şakacılığı tam üstün­ de idi. Yahya Kemal'in açmak istediği edebiyat bahislerini bir «hezel» konusu haline sokuyor ve hep gülüşmelerimizle sonuçlaştırıyordu. Nitekim, bu «hezel» lerden bir tanesi hâlâ hatırımdadır.

RİZA TEVFİK'İN ESPRİSİ

Yahya Kem al:

«— Doktor, Hâmid'de bir takım kafi­ ye hatâları bulmayor musunuz?» diye sormuştu. «Meselâ Eşber'in sonunda «Mucip ne hakarete apansız - Tarihi ya­ zan benim, yapan siz» mısralarındaki (s ız ) ve (s iz ) kafiyeleri...

Riza Tevfik, hemen Yahya Kemal'in sözünü kesm iş:

«— Bu hatâ Hâmid'e ait değildir. Çünki, bunu Batlemyos söylüyor ve Bat- lamyos bir Yunanlı olduğuna göre «apansız» ı, «apansiz» diye talaffuz eder ta b ii...» cevabını vermişti.

İşte, biz böyle şeyler konuşup gülü­ şürken üstad, arka taraftan çıkagelmişti. Bu, uzunca boylu, geniş omuzlu ve he­ nüz genç görünen bir adamdı. Yüzünün sert çizgilerine, gözlerinin keskin bakış­ larına ve bir kartal yavrusunun gagasını andıran burnuna rağmen hiç de haşin bir hali yoktu. Hattâ, ilk bakışta, ben, onu pek sade, yumuşak ve belki biraz da silik bulmuştum. Tevfik Fikret'e bu halile, adını sanını bilmeksizin, herharf- gibir yerde raslamış olsaydım «İşte, Ba- bı-Ali ketebesinden b iri,» ya da belki «bir devlet düşkünü!» diyebilirdim.

( Devamı gelecek sayıda)

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Ada- daki 13.000 dolayında bitki türünün %90’ının, kuş türlerinin yarısının, am- fibilerle sürüngenlerinse neredeyse ta- mamının endemik olduğunu düşün- mek

AB Yüksek Öğretimi Kriterleri Bağlamında Türkiye'de İl:1hiyat Öğretimi: Kelam Örneği{>- 17 Türk yüksek öğretimirün Avrupa Birliği yüksek öğretimi

Çalışma sonucunda, (1) öğretmenlerinin okul müdürlerine güvenmelerinin; öğretmenlerin okul müdürünün, yeterli, etik davranan ve öğretmene destek davranışı

Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi Büşra GÖNENÇ SOLSUN‟un “Aksaray Üniversitesi

[r]

Bilkent Uluslararası Müzik Festi­ vali’nin 24 Ağustos günü Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu ile Yunus Em- re’nin Sivrihisar’daki külliyesiıide baş­ laması

Saltuk, 20 aralık günü saat 14.30’da, 21 aralık günü saat 14.30’da ve 22 aralık gü­ nü saat 19.30’da Ankara Çağdaş Sahne’de üç konser verecek..

Somyada kımıltısız yatan ka­ fa ninenindi: «Padişahımız ikin di divanından sonra Belgrad’a dönmüştü. Odanın içinde bir boydan öbür boya konsol denli