• Sonuç bulunamadı

AİHM Kararı: Meral / Türkiye Davası (27.12.2007)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "AİHM Kararı: Meral / Türkiye Davası (27.12.2007)"

Copied!
12
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

MERAL / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no: 2002/33446)

Fransızca aslından çev.: Özlem YILMAZ* İKİNCİ BÖLÜM

KARAR 27 Aralık 2007

Bu karar sözleşmenin 44/2. maddesindeki koşullar gereğince ke-sinleşecektir. Kararda şekle ilişkin düzeltmeler yapılabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Bölümü 6 Kasım 2007 tari-hinde , F. TULKENS, başkanlığında Yargıçlar A. B. BAKA , R. TÜRMEN, V. ZAGREELSKI, A. MULAROVI, D. JOCIENE, D. POPOVIC,

ve yazman O’BOYLE’UN katılımı ile daire halinde toplanarak baş-vuruya ilişkin olarak aşağıda yer alan kararı vermiştir.

İNSAN HAKLARI AVRUPA MAHKEMESİ

KARARLARI

(2)

USUL

1. 2002/33446 sayılı başvuru Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kar-şı bu devletin vatandakar-şı olan M. Bayram Meral (başvurucu) tarafın-dan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34/2. Maddesi gereğince 29 Temmuz 2002 tarihinde mahkeme önüne getirilmiştir.

2.Başvurucuyu mahkemede önünde İzmir Barosu avukatlarından Bay Güney Dinç temsil etmiştir. Türk hükümeti mahkeme önündeki yargılamanın sonuna kadar hükümet ajanı ile temsil edilmemiştir.

3. Başvurucu şikayet edilen devletin başvuruda ileri sürülen olay-lar nedeniyle sözleşmenin 6/1 ve 1 nolu ek protokolün 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

4. 26 Ekim 2005 tarihinde, Mahkeme başvurunun Türk hükümeti-ne bildirilmesihükümeti-ne karar vermiştir. Aynı tarihte sözleşmenin 29/3. mad-desi gereğince başvurunun temeli ve kabul edilebilirliğinin incelenme-sine karar vermiştir.

VAKA

1. OLAYLARIN GELİŞİMİ

5. Başvurucu 1958 Ödemiş doğumludur.

6. 1987 tarihinde başvurucu İzmir ilinin Karaburun ilçesi civarın-da 3220 metrekarelik bir arsa satın almıştır.9 Şubat 1994 tarihinde bu arazi askeri güvenlik bölgesi sınırları içine alınmıştır.

7. 14 Şubat 1994 tarihinde başvurucu Karaburun Belediyesi’ne in-şaat ruhsatı almak için başvurmuştur. 6 Aralık 1995 tarihinde Belediye mevzuat gereğince önce Genelkurmay Başkanlığı’na başvurulması ge-rektiğini belirterek başvurucunun ruhsat talebini reddetmiştir.

8. 22 Nisan 1996 tarihinde başvurucu ve gayrimenkulleri aske-ri güvenlik bölgesi sınırları içinde kalan beş malik Genelkurmay Başkanlığı’na başvurmuşlardır.

9. 12 Kasım 1997 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı başvurucu-nun talebini arsa askeri güvenlik bölgesi içinde bulunduğu gerekçe-siyle reddetmiştir.

(3)

10.1 Aralık 1997 tarihinde başvurucu Genelkurmay Başkanlığı’na malının kamulaştırılması talebini içeren bir dilekçe sunmuştur.

11.17 Şubat 1998 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nın (yanıt ver-me süresinin yanıt verver-meden geçver-mesinin) zımni red kararının ardın-dan başvurucu İzmir İdare Mahkemesi’nde bu kararın iptaline ilişkin bir dava açmıştır.

12. 30 Mart 1998 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı İdare Mahkemesi’ne savunma dilekçesi sunmuştur. Bu dilekçede idare Anayasa’nın 35. maddesine dayanarak kamu yararı amacıyla mül-kiyet hakkının sınırlanabileceğini, dava konusu taşınmazların askeri güvenlik bölgesi içinde bulunması nedeniyle idarenin kamulaştırma yükümlülüğünün bulunmadığını belirtmiştir.

13.14 Mayıs 1998 tarihli dilekçesinde başvurucu arsa üzerindeki kısıtlamaya ilişkin olarak özel mülkiyet ile kamu yararı arasında den-ge kuracak şekilde bir düzenleme yapılması den-gerektiğini belirtmiştir. Dilekçesinde mahkemenin bu konudaki içtihatlarına dayanmıştır.

14. 10 Mart 1999 tarihinde İzmir İdare Mahkemesi’nde davaya ilişkin duruşma yapılmıştır. İzmir İdare Mahkemesi karar vermeden önce idareden askeri güvenlik bölgesine ilişkin harita ve diğer belgele-ri sunmasını istemiştir.

15.4 Haziran 1999 tarihinde İzmir İdare Mahkemesi başvurucunun davasını reddetmiştir. İdare Mahkemesi kararında; yasaya dayanan taşınmazların askeri güvenlik bölgesi sınırları içine alınması kararı sonrasında idarenin arsanın kamulaştırılmasını önermesinin olanaklı olduğu ancak idarenin bu konuda yükümlülüğü bulunmadığı gerek-çesine yer vermiştir. Öte yandan kararda bu bölgede sadece tesis kur-ma ve inşaat yapkur-ma açısından kısıtlakur-ma olduğu, ancak taşınkur-mazların maliklerinin taşınmazlarında oturmaya devam edebildikleri ve tarım yapabilecekleri belirtilmiştir.

16. 2 Ağustos 1999 tarihinde başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. 17. 12 Aralık 2000 tarihinde Danıştay 4 Haziran 1999 tarihli idare mahkemesi kararını usul ve yasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle ona-mıştır. Aşağıda kararın bir bölümünden bir alıntı yer almaktadır:

“Talep özetle :(……)

(4)

mahkemesinin kararının onanması yönündedir.

Danıştay Savcısı Bayan Tülin Özenç’in görüşü: Temyiz dilekçesin-de sunulanlar İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 49/1. maddilekçesin-desine ay-kırıdır. İlk derece mahkemesinin kararı hukuksal ve yasal gerekçelere dayanmaktadır. Bu nedenle kararın bozulması talebinin reddi uygun-dur.”

18.12 Mart 2001 tarihinde başvurucu 12 Aralık 2000 tarihli kararın düzeltilmesini talep etmiştir. Karar düzeltme dilekçesinde bu kararın 1 no.’lu ek protokolün 1. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Öte yandan tetkik hakimi ve Danıştay Savcısı’nın görüşlerinin tebliğ edilmemesinin sözleşmenin 6. maddesi anlamında silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir.

19.22 Kasım 2001 tarihinde Danıştay karar düzeltme talebini red-detmiştir.

20.Hükümet 29 Mayıs 2002 tarihinde arsanın askeri güvenlik böl-gesi sınırlarına alınma kararının kaldırılmasına ilişkin tapu sicil kay-dından bir örnek sunmuştur.

ETKİN İÇ HUKUK YOLLARI

21. 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanun’un 20. maddesi hükmü aşağıda yer almaktadır :

“1.Askeri güvenlik bölgelerine ilişkin olarak aşağıda yer alan ilke-ler uygulanır :

a) Kamu veya özel kuruluşlara ait stratejik değeri haiz her türlü yer ve tesislerin çevresinde bu Kanun hükümlerine göre özel güvenlik bölgeleri kurulabilir.

(…)

22. Danıştay Fransız Danıştayı’ndan esinlenilerek 1868 yılında ku-rulmuştur. İdari Yargılama temel olarak yazılı usule tabidir.

23. Tetkik hakimleri ve Danıştay savcıları idare yargı hakimleri arasından atanır. (257 sayılı 1982 tarihli Danıştay Kanunun 11. Madde-si) Danıştay savcılarının amiri ise Danıştay Başsavcısıdır. (Madde 60 )

(5)

görüşle-rini yazılı olarak açıklarlar. (Madde 90 Danıştay İçtüzüğü 31 Ocak 2002 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.) Danıştay Başkanını temsilen devlet organlarından bilgi talep edebilirler. ( yasa maddesi 61 tüzük maddesi 9-d)

25.Tetkik hakimleri ise Danıştay Başkanının, bölüm ve daire baş-kanlarının gönderdiği dosyaları inceler, yetkili bölüm veya daireye açıklamada bulunurlar.Yazılı veya sözlü olarak görüş açıklar, karar taslaklarını hazırlarlar.Bölüm veya daire başkanlarının verdiği diğer ileri yaparlar. Tutanakları düzenleyip hazırlarlar.

26. 6 Ocak 1982 tarihli İdari Yargılama Usulüne İlişkin Kanunun 18. Maddesi gereğince Danıştay’ın tüm duruşmalarına savcının katıl-ması zorunludur. Savcı taraflar dinlendikten sonra yazılı görüşünü su-nar. Ardından taraflar söz alır.

KARAR

I. ADİL YARGILAMA USULÜNE İLİŞKİN OLARAK

SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI 27. Başvurucu Danıştay önündeki yargılamanın hakkkaniyete uy-gun yapılmadığını belirtmiştir. Sözleşmenin 6/1. Maddesi aşağıda yer almaktadır:

“Herkesin gerek medeni hak ve yükümlülükler gerekse kendisine yöneltilmiş suçlamalar açısından (…) bir mahkeme önünde (…) hak-kaniyete uygun olarak yargılanma hakkı vardır.”

A KABUL EDİLEBİLİRLİK AÇISINDAN

28. Mahkeme bu şikayetin sözleşmenin 35/3. Maddesi anlamında temelden yoksun olmadığını belirlemiştir. Başvurunun kabul edilmez-liğine ilişkin hiç bir gerekçe bulunmamaktadır. Başvurunun kabul edi-lebilirliğini açıklamak uygun olacaktır.

B BAŞVURUNUN TEMELİ AÇISINDAN 1. Tarafların İddiaları

(6)

ha-kimi ve Danıştay Savcısının görüşlerinin kendisine tebliği edilmediği-ni ileri sürmüştür. Bir savcı ve bir tetkik hakimiedilmediği-nin dava üzerine çeşit-li noktaları açıklamak üzere müdahale ettiklerini ve bu müdahaleye karşı tarafların görüşlerden haberdar olmadıklarından cevap verme olanaklarının bulunmadığına dikkat çekmiştir. Bu durumun silahların eşitliği ilkesinin pratik bir ihlali olduğunu belirtmiş ve Göç Türkiye kararına (No 36590, CEDH 2002-V ) dayanmıştır.

30. Hükümet savcı ve tetkik hakiminin görüşünün iki tarafa da tebliğ edilmemesinin silahların eşitliği ilkesine uygun olduğunu be-lirtmiştir.

Ayrıca Hükümet dosyanın incelenmek üzere Danıştay başsavcı-sına gönderilmesinin idari yargılama usulü gereği olduğunu belirt-miştir. Başsavcı dava dosyasına ilişkin yazılı görüşlerini hazırlayarak yetkili daireye gönderir. Tetkik hakimi inceler ve yargıçlar kuruluna sözlü olarak görüşlerini sunar. Ardından yargıçlar müzakere eder ve bir karar verirler. Karar taslağı tetkik hakimi tarafından yazılır. Yar-gıçlar bu taslağı inceleyip karar verirler. Bir davaya ilişkin olarak ne Danıştay savcısının ne de tetkik hakiminin görüşü Danıştay yargıçla-rı için bağlayıcı değildir. Yargıçlar bu görüşlere bağlı kalmadan karar verirler. Öte yandan eğer Danıştay’da duruşma yapılıyorsa Danıştay savcısı da duruşmaya katılır. Ve savcının görüşlerini açıklamasından sonra taraflar söz alıp beyanda bulunabilirler.

31. Danıştay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onama kararının gerekçesi savcı ve tetkik hakiminin görüşleri ile örtüşmektedir. Başvu-rucunun karar düzeltme talebinde bu durumu ileri sürmemiştir. Öte yandan idare mahkemesi önündeki yargılama sırasında başvurucu savcının görüşünü dosyadan inceleme olanağı olan bir avukat tarafın-dan temsil edilmiştir.

2. MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ

a) Savcının Görüşlerinin Tebliğ Edilmemesine İlişkin Olarak 32. Mahkeme Danıştay Savcısının Danıştay önüne gelen dosya üze-rinde ilk inceleme yapmasının; bu araştırma ve incelemeden edindiği bilgileri yargıçların kullanması için sunmanın yasadan kaynaklanan görevi olduğunu belirlemiştir. (Yukarıda 24. Paragraf ) Aynı şekilde

(7)

savcı ilk derece mahkemesinin kararının onanması ya da bozulmasına ilişkin görüşünü de yazılı olarak açıklar.

33. Savcının bu görevlerini tarafsız olarak yerine getirdiği konu-sunda şüphe yoktur. Öte yandan bozma ya da onamaya ilişkin görüşü taraflara tebliğ edilmez. Savcının yazılı görüşleri mahkeme kararları-nın oluşumunda etkilidir. Adil yargılanma kavramı ilkesel olarak ta-rafların karara etkili olacak her türlü itiraz, görüş, belge ve bilgi ve tartışmadan bilgi sahibi olmasını gerektirir. (Bakınız örneğin Martinie-Fransa (GC ) 58675/00 numaralı karar 46. paragraf CEDH 2006)

34. Mahkeme Kress-Fransa (98 /39594 no.’lu paragraf 64-65 CEDH 2001-VI) kararını hatırlatır. Mahkemenin bu içtihadında ceza yargıla-ması ya da medeni haklara ilişkin bir yargılamada davaya ilişkin olay, tartışma, bilgi ve belgelerin taraflara cevap vermeye olanak bulabile-cekleri şekilde önceden bildirilmesinin çelişmeli yargılama ilkesinin gereği olduğu belirtilmiştir. Bu davada farklı olaylara ilişkin olarak sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Ba-yan Kress’in başvurusunda, mahkeme Danıştay Kanun Sözcüsü’nün Danıştay önündeki yargılama sırasında sunduğu sözlü görüşlerinin tarafların katıldığı duruşma sırasında ve kamuya açık olarak sunuldu-ğunu belirtmiştir. (paragraf 73) Öte yandan Kress davasında başvuru-cunun avukatları duruşmadan önce Danıştay sözcüsünün görüşlerine ulaşmışlar ve bu görüşlere genel anlamda duruşma sırasında yanıt verebilmişlerdir. Mahkeme başkanı karara bu konudaki tartışmaları eklemiştir. (paragraf 76 ) Ancak duruşma yapılmaması halinde de ta-rafların itiraz gerekçelerinin Danıştay tarafından incelenmesinin gü-venceleri bulunmamaktadır. (Duruşma sırasında görüşlere yanıt vere-bilme olanağına ilişkin olarak Wynen-Belçika Kararı 32576 /96 sayılı karar paragraf 35-CEDH-2002- VIII)

35. Başvurucu kendisini temsil eden avukatın savcının görüşünün bir örneğini Danıştay kaleminden istediğini belirtmiştir. Mahkeme bu durumun çelişmeli yargılama ilkesi açısından tam bir güvence oluştur-madığı kanısındadır. Göç kararında olduğu gibi(paragraf 57) Danıştay kaleminin başvurucuya savcının ve tetkik hakiminin görüşünü tebliğ etmesi halinde başvurucunun bu görüşe cevap verme olanağı olacaktı. Bu gereklilik açısından iç hukukta bir düzenleme bulunmamaktadır.

36. Öte yandan mahkeme başvurucunun avukatının dosyaya su-nulan yeni belge ve bilgiler hakkında bilgi sahibi olmak ve tarafların

(8)

bilgi açısından eşit hale gelebilmesi için girişimlerde bulunduğuna fa-kat bu girişimlerin savcının görüşünü öğrenme olanağını garanti altı-na almadığıaltı-na ve tüm başvurularıaltı-na rağmen bilgi alamadığıaltı-na dikkat çekmiştir. (paragraf 57)

37. Hükümet İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 18. maddesi gere-ğince duruşma yapıldığına, (yukarıda 26. Paragraf) tarafların savcı gö-rüşünü açıkladıktan sonra söz aldıklarına dikkat çekmiştir. İlk bakış-ta savcının görüşlerine cevap verme olanağı var gibi görünmektedir. Ancak Mahkeme bu varsayımın Danıştay’ın duruşma yapmaksızın incelemeye yetkili olduğu işler için geçerli olmayacağı kanısındadır. (Bakınız Wynen kararı paragraf 38)

38. Sonuç olarak Danıştay savcısının görüşlerine karşı başvurucu yazılı olarak yanıt verme olanağından yoksun kalmıştır ve bu durum başvurucunun çelişmeli yargılanma hakkının ihlal edildiği anlamına gelir.

39. Bu nedenle sözleşmenin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.

b) Tetkik Hakiminin Görüş ve Değerlendirmelerinin Başvurucu-ya Tebliğ Edilmemesine İlişkin Olarak

40. Tetkik hakiminin görüşlerinin başvurucuya önceden tebliğ edilmemesine ilişkin olarak mahkeme öncelikle tetkik hakiminin gö-revinin savcıdan farklı olduğunu belirlemiştir. Tetkik hakimleri Da-nıştay başkanı daire ve bölüm başkanlarının kendilerine gönderdiği dosyaları incelerler, savcılar ise Danıştay Başsavcısına bağlıdır. Genel kural tetkik hakimlerinin bir dosya üzerinde inceleme yapabilecekle-ridir. Bu durum tetkik hakiminin bir ön karar taslağı hazırlaması gö-revini de içerir.

41. Öte yandan Türk mevzuatı tetkik hakiminin Danıştay önünde-ki yargılamada etönünde-kisi ve rolü üzerine kesin bir açıklama içermemekte-dir. Bu hakimlerin Danıştay’ın müzakere ve kararlarına olan etkisini belirlemek çok güçtür. Bazı durumlarda yazılı veya sözlü olarak tetkik hakiminin görüşüne başvurulur. Bu görev dışında tetkik hakimleri da-ire başkanları veya Danıştay Başkanı tarafından yetkilendirilip görev-lendirilebilirler. Bu yetkilendirme ile tetkik hakimleri karar taslaklarını yazar ve tutanakları düzenlerler.

42. Öte yandan Mahkeme Reinhardt ve Slimane-Kaid Fransa ka-rarının tersine (31 Mart 1998 tarihli karar 1998-II sayfa 664 paragraf

(9)

101)başvurucu tetkik hakiminin görüşünün kendisine bildirilmeyişini şikayet etmekle yetinmiş, tetkik hakiminin karar taslaklarını hazırladı-ğından ve dosya konusunda kendisine danışıldıhazırladı-ğından dolayı şikayet-te bulunmadığını belirlemiştir.

43. Mahkeme bu nedenle sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edil-mediği kanısına varmıştır.

II. YARGILAMA SÜRESİ AÇISINDAN SÖZLEŞMENIN 6/1. MADDESININ İHLAL EDILDIĞI İDDIASI AÇISINDAN 44. Başvurucu şikayetinde idari yargı önündekli yargılamanın uzun sürdüğünü belirtmiştir. İhlal edildiği iddia edilen Sözlşeme’nin 6/1. Maddesi aşağıda yer almaktadır :

“Herkes gerek kendisine yöneltilen suç isnadı gerekse medeni hak ve yükümlülükler açısından karar verecek (…)mahkeme önünde ma-kul bir sürede yargılanma hakkına sahiptir.’’

45. Mahkeme tarafların görevli İzmir İdare Mahkemesi’ndeki yar-gılamanın başlangıcını dava açıldığı gün olan 17 Şubat 1998 olarak be-lirttiklerini tespit etmiştir. Yargılamanın bittiği tarih (Danıştay’ın karar düzeltme talebini reddettiği tarih olan 12 Haziran 2002 tarihi) açısın-dan da taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. (Bakınız Rodoplu/ Türkiye 41665/02 paragraf 27, 23 Ocak 2007) Yargılamanın üç aşaması yaklaşık 4 yıl 3 ay sürmüştür.

46. Mahkeme yargılamanın makul sürede yapılıp yapılmadığını aşağıda belirtilen koşullar ve Mahkemenin içtihatlarında yer alan kri-terlere göre değerlendirdiğini hatırlatır. Bu kriterler davanın karma-şıklığı, başvurucunun davranışı ve yetkili makamların davranışıdır. (Frylender –Fransa 30979 /96 numaralı karar paragraf 43 CEDH 2000 – VII )

47. İdari yargılama açısından 4 yıl 3 aylık bir süre yargılamanın 3 aşaması birlikte değerlendirildiğinde aşırı değildir. Öte yandan dos-ya kapsamı değerlendirildiğinde işlemsiz geçirilen periyod bulunma-maktadır. Ayrıca adli makamların ivedilikten kaçındığını gösteren bir veri de bulunmamaktadır.

48.Yukarıda belirttiğimiz gerekçelerle başvurunun bu kısmı temel-den yoksun olduğundan Sözleşmenin 35/3 ve 4. maddeleri gereğince

(10)

kabul edilmezliğine karar verilmiştir.

III. 1 NUMARALI EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

49. Başvurucu arsası askeri güvenlik bölgesi sınırları içine alındı-ğından inşaat yapmasının olanaksız olduğunu, bu nedenle 1 no.’lu ek protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

1 nolu ek protokolün 1. maddesi aşağıda yer almaktadır:

“Her gerçek veya tüzel kişinin mülkiyet hakkı vardır. Bu hak an-cak uluslararası hukuk ilkeleri ve yasalar tarafından kamu yararı ge-rekçesi ile sınırlandırılabilir.”

50. Hükümet başvurucunun idari yargıdaki tüm başvuru yollarını kullanmadığını bu yüzden iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğunu iddia etmiştir. 2577 sayılı yasanın 13. Maddesine göre idareye karşı bir tazminat davası açmanın etkili bir başvuru yolu olduğunu ve tüketil-mediğini belirtmiştir.

51. Başvurucu bu iddianın aksini savunmuştur.

52. Sözleşmenin 35/1. maddesinde yer alan iç hukuktaki başvuru yollarının tüketilmesi kuralı kişilere sorunu uluslararası yargı önüne götürmeden önce devletin iç hukukunda çözme veya devlete karşı adli bir organda dava açma yükümünü getirir. Öte yandan uluslararası yargıya başvurmadan önce iç hukukta durumun düzeltilmesi olanağı kullanılmalıdır. Ayrıca bu kuralın uygulanabilmesi için başvurucunun tüketebileceği, ihlalin sonuçlarını gidermeye elverişli ve yeterli başvu-ru yolları bulunmalıdır.(Aksoy- Türkiye Kararı 18 Aralık 1996, VI, say-fa 2275-2276, paragraf 51-52)

53. Bu durumda Mahkeme başvurucunun sadece Genelkurmay’ın reddettiği talepte bulunmakla yetindiğini belirlemiştir. Başvurucunun bu talebi arsası askeri güvenlik bölgesi sınırları içinde yer aldığından kamu yararı gerekçesiyle reddedilmiştir. Öte yandan Hükümet başvu-rucunun iddia ettiği zararlar açısından bir tazminat davası açabilece-ğini belirtmiştir. (Bakınız aynı konuda, Gülizar Öz - Türkiye 40687 /98 kararı ve Sporrong ve Lönnroth-İsveç Kararı 23 Eylül 1982 seri A no 52 paragraf 27, 71) Hükümet tarafından ileri sürülen başvuru yolunun etkin olmadığına, ilişkin hiç bir argüman bulunmamaktadır. Hükümet

(11)

tarafından ileri sürülen bu itiraz başvurunun bu kısmının temelden yoksun olduğunu göstermektedir.

54. Bu nedenle başvurunun bu kısmı sözleşmenin 35/1 ve 4 mad-deleri gereğince kabul edilemez bulunmuştur.

IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESININ UYGULANMASI AÇISINDAN

55. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıda yer almaktadır.

“Mahkeme sözleşme ve protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını tam olarak gideremiyorsa, mahkeme hakkaniyete uygun bir şekilde zarar gören taraf lehine adil tatmine hükmeder”

A. TAZMİNAT

56. Başvurucu maruz kaldığı zarar için 39.954 Euro maddi tazmi-nat istemiştir. Manevi tazmitazmi-nat miktarı olarak 5000 Euro talep etmiş-tir.

57. Hükümet bu miktarların aşırı olduğunu belirtmiştir.

58. Mahkeme başvurucunun talep ettiği maddi tazminat ile ihlale uğrayan hakkı arasında bir illiyet bağı bulunmadığını tespit etmiştir. Yukarıda 32-39. paragraflarda belirtilen ihlal olduğuna ilişkin verilen karar başvurucu için manevi giderim sağlayacaktır.

B. MASRAF VE GİDERLER

59. Başvurucu mahkeme önünde temsilcisinin yargılama sonuna kadar yaptığı hizmet için vekalet ücreti olarak 4000 Euro, mahkeme ve iç hukuktaki yargılama masrafları için 1500 Euro olmak üzere toplam 5500 Euro masraf ve gider talep etmiştir. İç hukuktaki yargılamaya ilişkin giderleri gerekçelendirmiştir.

60. Hükümet başvurucunun bu talebine ilişkin başvurucunun hiç bir gerekçe sunmadığını belirtmiştir.

(12)

giderlerin ödenmesine karar verilebileceğine ilişkin içtihatlarını hatır-latır. Başvurucu avukatlık ücretine ilişkin gerekçe sunmamıştır. Bu ne-denle mahkeme bu talebi reddetmiştir. Buna karşılık Mahkeme masraf ve giderler için başvurucuya toplam 1000 Euro ödemenin makul oldu-ğuna karar vermiştir.

C. GECİKME FAİZİ

62. Mahkeme Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranının 3 puan üstünde gecikme faizi uygu-lanmasına karar vermiştir.

Tüm bu gerekçelerle mahkeme oybirliği ile; başvurunun

1. Danıştay savcısının görüşlerinin başvurucuya tebliğ edileme-mesine ilişkin bölümünün kabul edilebilirliğine; geri kalan bölümleri-nin kabul edilmezliğine;

2. Sözleşmenin 6/1. maddesinin Danıştay savcısının görüşünün başvurucuya tebliğ edilememesi açısından ihlal edildiğine;

3. Danıştay tetkik hakiminin görüşünün başvurucuya tebliğ edil-memesi açısından sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edilmediğine;

4. İhlal kararı verilmesinin başvurucunun maruz kaldığı manevi zararın giderilmesi ve adil tatmin için yeterli olduğuna;

5. a) Başvurucunun yapmış olduğu tüm masraf ve giderler için sözleşmenin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden itiba-ren 3 ay içinde 1000 euronun başvurucuya ödenmesine;

b) Ödenecek bu miktara Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranının 3 puan üstünde gecikme faizi uygulanmasına;

6. Geri kalan adil tatmin taleplerinin kabul edilmezliğine karar vermiştir.

Bu karar 27 Kasım 2007 tarihinde içtüzüğün 77/2 ve 3. maddeleri gereğince Fransızca olarak yazılmıştır.

Yazman BAŞKAN S.DOLLE F.TULKENS

Referanslar

Benzer Belgeler

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, “İstanbul Park Otel Turizm Merkezi” kapsamında kalan İstanbul'un Beyoğlu İlçesi Gümüşsuyu Mahallesi 731 ada 32 sayılı parsel ve 735

Çalışmayı doğru şekilde tamamlayabilmen için harflerin sıralanışını iyi bilmen gerekir. Çalışmayı doğru şekilde tamamlayabilmen için harflerin sıralanışını

Ayrıca komplikasyon gelişimi klinik olarak takip edilmelidir Ancak çocukluk çağı akut pankreatinin tanı ve tedavisinde çok merkezli standart tanı ve tedavi

There was no statistically significant difference between the study group and the control group when laboratory results including hemoglobine (Hb), mean corpuscular

[r]

[r]

Benzer şekilde, ECOHIS’in alt bölümleri olan ebeveyn algı anketi ve aile etki ölçeği verilerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası veriler incelendiğinde istatistiksel

qpno pnoq nqpo nopq onpq pnoq opqn poqn pqon npoq qonp poqn oqnp qopn onpq qpon onpq npqo pnqo nopq oqnp qopn qnop npoq pqno oqpn. Şekillerin yandaki gibi sıralandığı 4