Büyük Tiyatroda verdimi Konserden sonra Leyla Gençer'i Cumhurbaşkanı Celâl Bayar* ile görüyoruz
YARASA Operet 3 Perde
¥
Sahneye Koyan: Orkestra Şefi: Tercüme eden: Koro Şefi: Dekor ve Kostümler: Arnulf SCHRÖDER Dr. H. HÖRNER Ferit ALNAR Adolfo CAMOZZO Sabih KAYAN
Teknik işler şefi: Alberto MİLANO O y n ı y a n l a r t (Alfabetik sıraya göre)
E is e n s te in ...: Azmi Ö R SES-Ü m ur Pars
A l f r e d ... : Savni S U B A Ş I-N u ri TÜ RKAN
Blind Orhan Ç U T A Y
Dr. F a l k e ... : Ali K Ö P Ü K - Fikret K U TN A Y
F ra n k ... : Ruhi S U - Selim ÜNOKUR
Orlofsky ...• Esat TAMER - Azmi Ö RSES
Rosalinde... : Saadet ALP-Ayhan AYDAN-Şükran SÜ LÜ N ER
A d e le ... : Azra Ç A P L I■ Atıfet U SM A N B A Ş
1 d a ... : Behire B E L B E Z - Ayşe Ö R SES
F r o s c h ...: Salih CAN AR - Ragtp H A YK IR
Faustine Sabiha ÇELÎKER
M e la n ie ... : Yıldız TA R K A N
F e lic ita s ...: Vasfiye Baransel
M u r r a y ... : Cevat K U R TU LU Ş
A l i ...: Bülent ÖĞÜN
R a m u s s i n ...: Mithat DEM OKAN
C a r c o n i ...: Ali KO Ç
Iwan ...: Nâzım H A RU PÇU
Miss Appleyard idaresinde Devlet Tiyatrosu Balesi İşık : Feridun SÜLÜNER — Koro : Devlet Tiyatrosu Korosu
(Dialog Arnulf Schröder’in yeniden hazırladığı metinden Saadet İkesus Alp tarafından tercüme edilmiş, kostümler İsmet Paşa Kız Enstitüsü ve Devlet Tiyatrosu atelyelerinde dikilmirtir.)
«Konser vermekten çok korkuyorum» Konser arifesinde, Leyla Gencer son derece heyecanlı idi. İki gün sonra, Büyük Tiyatro sahnesinde vereceği konserin, t< k düşüncesi ol duğu anlaşılıyor, konser vermekten çok korktu ğunu sık sık tekrarlıyordu...
iki gün sonra, Anka ranın seçkin sanat sever lerinin huzuruna çıktığı geceyi hatırlayanlar hak verirler. Biz dinleyicileri bile heyecanına iştirak ettirdi. Fakat, bu ilk an pek kısa sürdü. İlk tesir yavaş yavaş kayboldu; onunla beraber, muh telif parçalarda sesiyle yaşattığı alem içinde kay bolduk. Alkış, alkış... Sonra defalarca sahneye çıkış... Çok muvaffak bir konser, mükemmel bir sanat gecesi... Günlerce devam eden heyecan böy- lece nihayet bulmuştu...
«Konsertist olarak yetişmişdim» diyordu konuştuğumuz gün...
*
* *
«Eşimin teşvikiyle İstanbul Konservatuvarına girdim. Konsertist olarak yetiştim. Kıymetli hocam Madam Ren Gelenbevi operaya intisabım için mütemadiyen ikazlarda bulunuyordu...
Ankaraya gelmiştik. Derslerime M. Gionni» na Arangi Lombardi ile devam ediyordum. Bir- gün «sen muhakkak operaya girmelisin» dedi, ikna etti. Korist imtihanına girdim, muvaffak oldum.
Hiç beklemediğim bir zamanda; birgün, sahneye konmak üzere olan Cavalaria Rusticana operasında bana mühim bir rol verdiler. Santus- sa’yı oynayacaktım. Sahne bilgim yoktu, çalış malar da hızla ilerliyordu, ilk prova geldi çattı. Son derece çekingendim. Arkadaşlarım da halimi çok merak ediyorlardı. Bütün gözler bende idi; veya bana öğle geliyordu...
Sahneye, Allaha dua ederek «Allahım bana yardıftı et» diyerek girdim, ilk adımdan sonra sakinleştim. Benliğim sadece Santussa’da idi. Zaman mefhumu kaybolmuştu Sahne arkadaşla rımın alkışları ile kendime geldim. Çok muvaffak olmuşum, beni alkışlıyorlardı, tebrik ediyorlardı!..
«Santussa Turiddu’nun nişanlısıdır. Za
man zaman izdirap çekmekte, ağlamaktadır...
ilk rolüm olan Santussa, eser sahnede kal dığı müddetçe beni daima ağlattı. Fakat şimdi öğle değilim.»
Sahne dışında, daima Leyla Gencer olarak kaldığını ifade eden kıymetli sanatkarımız «San tussa acı bir hatıram da..» diyor.
«O sene Ankara da müthiş bir kış vardı. Operaya gelirken üşütmüşüm. O geceki, temsili de, sancılar içinde oynadım. Temsilin sonuna kadar ızdırap çektim. Sonra ne olduğumu bilmeyecek kadar bitkin eve gittim. Haftalarca yatakta kal dım. O gecem, Santussa’yı son temsilim oldu. Unutamayacağım acı bir hatıramdır. »
* * *
Sevene, sevdikleri arasında tercih yapmaya mecbur edilmesi nekadar güç olur...
Sanatkâra, hangi eserleri oynamak istersiniz, veyahut hangilerini haha çok seviyorsunuz de mek; o sanatkârı, annesi ile babası arasında tercih yapmaya mecbur edilen çocuğun haline sokuyor...
Leyla Gencer bu tercihi bir türlü yapamı yor. «Eser seçemiyorum. Bütün eserleri seviyo rum» diyor... Mutlaka bir cevap almak için ısrar edince de:
«Verdi’leri oynamak isterim... Richard
Strass’un Salome’sini, Vagner’in Elsa’sını oyna mak isterim. Ama hiç birini birbirine tercih ede mem, hepsi çok sevdiğim eserlerdir» diyor ve bütün tanınmış opera eserlerini birbiri arkasına tercihsiz sıralıyor...
❖ *
«Ingilterede Richard Strauss’un Rosen
Kavalier’ini seyrettim. Gerek sahnedeki eleman lar, gerekse seyirci bakımından çok yüksek bul dum. Ses, bale ve atraksiyon harika idi.
Onlarla bizim operamızı mukayese etmek biraz güç. Fakat, onların asırlar boyunca sahip oldukları gelenekleri ile bizim 15 senemiz mu kayese edilirse, operamızı kimse küçümsemeye, mez.
Bizde de milletlerarası kıymette sesler var. Fakat teknik noksanlığımızı itiraf etmemiz lazım dır. 15 sene içinde yapabileceklerimizi ziyade siyle yaptık. Bundan sonra da çalışmamız, çok
Leyla Geııçer Tiefland Operasında Martha rolünde
çalışmamız lâzım. Her bir sanatkârımız, yanlız kendi sanat çerçevesi içinde kalmamalı, müzik edebiyat ve tarihini çok iyi tetkik etmelidir. Her türlü müzik hareketlerini yakından takip etmeliyiz. Müzik kültürümüz, tekniğimizi hergün tekemmül ettirmeliyiz.
Günlük şöhretler eğer bir sanatkâra kafi geliyorsa, bu sahnemiz için zarardır. Bugün yaptığımızı beyenmemek, yarın daha iyisini yap mak için çalışmamız lâzım gelmektedir...
Bizlerin sahne hayatına atıldığımız zamanki şartlar ile, bugüakü şartlar arasında çok büyük farklar vardır. Biz, bizden sonra geleceklere ancak yol açanlar olduk, görgülerine hizmet etmiş olacağız. Biz hiç birşey görmeden yaptık, bizden sonrakiler hiç olmazsa bizleri görerek yürüyecekler. Eğer mekteplerimiz de müzik kültü* rü, müzik terbiyesine: daha ziyade ehemmiyet verilirse Türk sahnesinin yükselmesine yardım edilmiş olacaktır ..»
* * *
«Klasik tarz operada ses birinci plândadır. Modern operada ise, ses ve sahne ayni ehemmi* yettedir. Fakat Modern operanın bu hususiyeti, sanatkârları çok yormakta, sesin kıymetini düşür mektedir. Bu tarz tercih edildiği taktirde, rejisö rün sahne mizansenini çok dikkatli hazırlaması,
mümkün olduğu kadar sanatkârın sesini kaybe
decek yorgunluklara düşürmekten kaçınması
lazımdır.
Bizim operamızda, İkincisi, ses sahne bera berliği hakimdir. Bu bakımdan birçok ecnebi operalara nazaran üstünlüğümüz görülmektedir. Bu, birazda bizim tiyatro kabiliyetimizin yüksek* liğini göstermektedir.
* * *
«Operamızın halka daha munis görünmesi, tiyatro kadar yaklaşabilmesi için, muhakkak surette kendi operamıza has bir şan ekolü kur mamız lâzımdır.
İtalya, Fransa, Ingiltere, Almanya gibi mtm leketlerde, lisanlar, işlenerek karakteristik şan ekolleri kurulmuştur Batıcı, kulağa boş gelmeyen, müzik tekniği ile imtizaç etmeyen kelimerler berte- raf dilmiş, lisanda müzikal akış temin edilmiştir. Bizde, kendi lisanımıza has bir ekol kurulmadığı içindirki, seyirci müzikle imtizaç etmeyen kelime ve cümleleri yadırgıyor. Sanatkârın sesi nekadar yüksek olursa olsun, bu batıcılık eserin havasına intikal ettiği için seyircinin takdiri azalıyor. Türkçe için bir şan ekolü kurulduğu taktirde, operamız halka daha yaklaşacağı gibi, kulağı tırmalayıcı kelimelerden kurtulan sanatkarın, sesi de yorulmayacak, rengini kaybetmeyecek, dinleyici üzerindeki tesiri çok daha mükemmel olacaktır. Ses ekolünün kurulması muhakkak lazımdır.»
Leyla Gençer Tosca Operasında
22
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi