• Sonuç bulunamadı

Herdem taze bir sanatkar kadın:Şamram Hanım muharririmize hayalini ve hatıralarını anlatıyor

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Herdem taze bir sanatkar kadın:Şamram Hanım muharririmize hayalini ve hatıralarını anlatıyor"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

(Jannemain

emektarlar’

ferdem

b i r

SANATKÂR

KADIN :

C1H ııfıarrimi

ze

c%> ayalini ve hatıralarım

^J2lnia lıyor.

T

iyatronun kırmızılı yeşilli i- lânları önünde duran gen­ ce sorduk:

— Şamram hanım nerede bu­ lunur

acaba?-Başını havaya kaldırdı, lakayt cevap v e rd i:

— Cennette !.. Hayretle duraladık : — Efendim?.. Efendim?-. Tekrar e tti:

— Cennette canım... Paradide yani— Odası oradadır... Şu sağ­ daki merdivenlerden çıkın— Du­ run size yol göstereyim bari-

Önümüze düştü... Döne döne yükselen karanlık merdivenleri çıktık--. Ne merdiven, ne merdi­ ven... Rehberime :

— Bu paradiye çıkmak, cenne- tiâlâya yükselmekten daha güç... Maşallah merdivenler epi bol— Doğrusu ben yoruldum-. Şamram hanım bunları nasıl inip çıkıyor?.

Rehberimiz bu cehaletime yük­ sek perdeden güldü :

— Sen onu tanımıyorsun gali­ ba... dedi, Alimallah keçi gibi­ dir... Bu merdivenleri üst üste beş altı kere çıktığı olur... Gene de nefesi daralmak, yorulmak filân bilmez... Şişmandır amma

MM*

Sahnede 3o yaşında imişim gibi görünürüm . Bir serçe

(2)

edigün-Hiç[ jcrgurJ uk biJnuın.. Evelallah gc nçlerdenfdi l a aslanlar gibi

çalışırım.'

-Foto^Yed.gün-çevik aktristir hani.. Şanoda ondan çevik oynıyan yoktur... Merdivenleri sıçrıya sıçnya, zıp- lıya zıplıya inip çıkar-..

Bir odanın önünde durdu-. Par- mağile kapıyı iki kere tıkırdattı.. İçeriden bir kadın sesi Manakyan tonu ile iki kere tekrar e tti:

— Ântireeeeee!.. Antire!.. Odaya iki basamak merdiven­ le iniliyor... İçeri girdik... Türki- yenin millî Mistengeti, gözünde kalın bağa gözlük bir yan min­ derine uzan nişti... sağında solun­ da torba torba kâğıtlar, sarı def­ terler, beyaz defterler... Şamram hanım, bir tomar kâğıdı dizlerinin üstüne koymuş kendikendine tekrar ediyordu :

— Ah gıdayı ruhum!.. Seninle bakir ormanların ağuşunda dem- güzar olduğumuz mesut dakika­ larda...

Gözlerini kaldırınca bizi gördü: — Ah.. Affedersiniz efendim, dedi, eski rollerime çalışıyorum... Fi zamanından kalma bir dram oynıyacağızda...

Sinemalarda, oldukça

yaşlan-Şamram Hanımın ev hayatından bir köşe -Foto Yedigün.

mm ziyaretçilerine bir “Komedi Fransez„ artisti gibi fam dö Şambrından pekâlâ bahsede­ biliyor-..

Fakat burası sabiden de cen­ netmiş... Çiçekten geçilmiyor,. Her tarafta koca koca kırmızı güller, dal dal hanımelleri, bem­ beyaz ; yaseminler,^ karanfiller... Şamram hanım bu çiçekler ara­ sında olgun, gayet iyi bir kırmızı güle benziyor-- diyorum ya, bura­ sı hakikî bir cennet.. Şamram banım sesini içli, hassas bir genç kız gibi sanatkârane bir tarzda titreterek

— Ah ben çiçekleri çok seve­ rim... Güllerin meftunu, yasemin­ lerin hayranı, şabboyların âşıkı- yım... Eyyamı şebabetimdenberi onların meftunuyumdur.. Baksa­ nıza... Efendim burası benim i- kinci evimdir.. Asıl Şişlide otu­ rurum.. Fakat ekseri günlerim burada geçer... Temsil akşamla­ rında daima burada kalırım.

— Kaç senedir sahnedesiniz Şa­ mram hanım...

— 35 sene.. Fakat ben her za­ man böyle söylüyorum... Zanne-mış Komedi Fransez Artistlerinin

tonla, makamla, tecvitle nasıl konuştuklarını işitmişsinizdir-.. Şamram hanıma sahne hayatı o derece tesir etmiş ki tabiî ha­ yatında da sanki Manakyanın bir melodramında bedbaht bir kon­ tes, yahut talihsiz bir markiz ro­ lünü oynuyormuş gibi makamla konuşuyor... Hani gözlerinizi ka- pasanız kendinizi “ Demirhane müdürü „ “La dam O kamelya,, “Otello„, “Yedi Pençe„ piyesleri­ nin oynandığı bir tiyatroda zan­ nedeceksiniz-.. “Fam dö şambr„ ismini verdiği;! kendini giydirip soyan hanıma :

— Fatma.- Bir su ver!, derken bile sesinin ahenginde sevgilisi şefakla beraber Bulonya ormanı­ nın kenarında düelloya gidecek

biçare bir kontes hali var .. Fa­ kat hakikaten de Şamram hanım Avrupalı bir artiste çok benzi­ yor... O, Türkiyede fam dö şam- brı olan yegâne artisttir.. Darülbedayide başta Bedia Mu- vahit hanım olduğu halde hiçbi­ rinin kendisini giydiren adamı yoktur... Halbuki Şamram

(3)

ha-derim bu ayın sonunda sahne hayatımın otuz altıncı senei dev- riyesi olacak...

— Yorgunluk hissetmiyor mu­ sunuz?. Bilhassa temsillerden son­ ra...

— Katiyen yorgunluk hissetmi­ yorum... Esasen yorgunluk nedir bilmem .. Evelallah gençlerden daha aslanlar gibi çalışırım.. Sah­ nede çok çeviğim dir. Şanoya çıkınca adeta damarlarımda bir kuvvet hissediyorum... 18 yaşında bir genç kız gibi zıplar, danse- der, şarkı söyler, varyete yapa­ rım... Ve daha on beş yirmi sene kadar bu zindelikle çalışacağıma eminim.

— Şayanı tebriksiniz doğrusu... Esasen halk ta sizin peşinizi bı­ rakmaz zannederim-..

-■ Onlar bizim velinimet efen- dimizdir... Hâlâ hakkımda eşiti teveccühlerini muhafaza ediyor­ lar... Şanoya çıkınca onların ar­ kası kesilmiyen alkışları beni bir kat daha gençleştiriyor.. Buna emin olunuz...

— Maşallah gençlik kuvvetini­ zi iyi muhafaza etmişsiniz... Biz odanıza kadar merdivenleri zor çıktık... Halbuki sahnede bazan saatlerce dansetmek epi yor­ gunluk..

— Efendim.. Ben zamanında kendime çok dikkat ettim.. Ken­ dimi her şeyden alakoydum.. Yemeği zamanında yedim. Gıda­ yı zamanında aldım... Sonra bun­ ca senelik vücut idmanı da var... Emin olun ki sahnede 30 yaşında bir genç kadın gibi işimi görürüm ve o tesiri veririm... Bir serçe kuşu gibi hafifimdir.. 35 sene bu., dile kolay.d

— İlk defa bu hayata nasıl a- tıldmız.. İlk şöhretiniz ne zaman yayıldı..

— Ermeni vukuatı zamanında idi.. Evli idim erkeklerimizi işten çıkardılar.. İki çocuk sahibi idim. Müşkül vaziyette kalmıştık.. O zaman teyze kızım Peruz hanım vardı.. Zamanın zihniyetine ba­ kın ki kendisile görüşmeğe tenez­ zül bile etmezdim... O beni sah­ neye çıkarmak istiyordu.. Geceli gündüzlü beni iknaa çalışıyordu. Nihayet fikrimi çeldiler.. Şanoya ilk çıkışım “Pembe kız„ düetosun- da oldu.. Haşan efendinin “ Pem­ be kız„ mda-. Çarpıntıdan ölecek­ tim.. Oyunun nihayetinde bir al­ kış, bir alkış... Tiyatro yıkılıyor­ du.- Herkeste bir :

— Şamram!. Şamram!.. dır. gidiyordu.. İşte ilk şöhretim bu günden, şanoya ilk adımımı attı­ ğım zamandan başlar..

— Sahneye çıktığınız zaman kaç yaşında idiniz?.

— Eee.. 27 - 28 yaşında vardım. — Şimdi kaç yaşmdasmız... — Vallahi tatlı evlâdım-. İnsan bir kere kırkını geçmemeli.. Yok­ sa kırkından sonra elli de bir, altmış ta bir, yüzde bir-..

Sonra aklına bir şey gelmiş gi­ bi :

— Bakın çiçek merakımdan bah­

rek Peruzıa l . .gm ve

sonra icrayi sanat ettiğim devir­ lerde en fazla kazandığım.. Cu­ ma ve Pazar akşamları sekiz mecdiye... O vaktile.. Ramazan­ larda 60 altın alırdım.. Fakat ar­ tistlerin masrafı pek çoktur.. Son­ ra ben kız evlendirmiş, çocukla­ rını tahsil ettirmiş, bir kulube sahibi olmuş bir kadınım... Bütün bunları dişimden, tırnağımdan ayırarak yaptım... Yanımdaki ak- tristler her hafta yeni bir fistan yaptırırken ben bir tuvaleti sekiz sene giydim...

Ah ben çiçekleri çok severim. Güllerin meftunu, yaseminlerin

hayranıyjmdır, -Foto .Yedigün_

“ Şamram„ .. Bu isim sene­ lerce İstanbu- lun, yalnız İs- tanbulun de­ ğil bütün eğ­ lence âleminin ağzında dola­ şan isim!..Şam­ ram hanım yıllardan beri İstanbulu gül­ dürmüş eğlen- dirmiştir.. Fa­ kat onun sahne| 'haricinde gayet

ciddi bir va­ ziyeti vardır.. O iyi bir an­ nedir., Kazan­ dığı para r ile iki erkek bir kız evladını u-settiniz de hatırladım.. Dünya

güzeli Keriman Halis hanım da çiçeklere çok meraklı imiş de­ ğil mi?..

— Evet efendim-.. Kan kanı çeker-. Güzeller de güzel şeyler­ den hoşlanırlar... Mazideki güzel­ liğini hatırlamış gibi meşhur ar­ tistin gözleri kırmızı güllere daldı: — Bizimki bir zamanlardı... Diye fısıldadı... Sonra tekrar ilk sahne hayatından bahsetti :

— İşe düeto ile başladım-. Fa­ kat şantı sevmezdim... Rol se­ verdim. Bana civanlık zamanım­ da hep valide rolleri verirlerdi. Başımın, saçlarımın pudrasısız kaldığı günüm geçmezdi.. Yü­ zümde daimî çizgiler vardı.. En civan zamanım böyle geçti... Se­ nelerden sonra son zamanlarda bana genç kadın rolü verdiler.

— Senelerdenberi bir Şam­ ram, Şamramdır gidiyor... Bari çok kazandınız mı?...

— Artistlik hayatı uzaktan gö­ rüldüğü gibi şaşalı değildir.. Ge­

zun müddet Avrupada okutmuştur Çocuklarından biri İstanbulda Meş­

hur bir elektrik mühendisidir. İs­ tanbul elektirik şirketini parma­ ğında çevirmektedir.. Biri de iyi bir keman hocasıdır. Konserva- tuvarda ders vermektedir. Ço­ cuklarının hayatını yaptığı halde Şamram hanım onlara katiyen bar olmak istemez.. Halbuki ço- çukları, gelinleri kendisini çok severler .. O ise bir aile babası gibi çalışmakta devam eder.. Dü- etolarını yapar, varyetelerini ya­ par-.. Şamram hanıma :

— Nasıl eğleniyorsunuz?- diye sordum..

— En büyük eğlencem... Şişli­ deki evime gitmek.. Çoluğumu çocuğumu etrafıma toplıyarak yalnız onlar için şarkı söylemek, onları eğlendirmektir. Boş zaman­ larımda ise güfteler yaparım, şant güfteleri., Şarkılar kaleme alırım... Kuvartolar, düetolar ter­ tip ederim.- Evde ufak tefek el işlerde meşgul ohırum.. Naşit

(4)

be-No. 16

yin küçük kızma takılırım.. İşte bu hayatın eğlence tarafları bun­ lardır...

— Geceleri Bostancı, Pendik, Ada gibi yerlerden dönerken şid­ detli rüzgâr.. Korkunç bir hava.. Ekseriya motörle de döneriz.. Motörde elim ayağım titremeğe başlar.- Uykusuzluk da bir taraf tan... Gecenin ayazı.. Temsil dö nüşü epi müşküldür...

— Temsilden sonra rası! din lenirsiniz?..

— Eğer bir yere gitmemişsek piyes biter bitmez hemen yukarı çıkarım . Yüzümü yarım saat sa­ bunlar boyaları çıkarırım-.- Son­ ra sofra kurulur.. Akşam yeme­ ğimiz maşallah her zaman saba­ ha karşıdır.. Yer içer hiçbir yor­ gunluk hissetmeden yatarım, m:- şıi mışıl da uyurum.. Şişliye, evi­ me ertesi günü giderim...

— Kim bilir ne meraklı hatııa- larınız vardır...

— Ne hatıram olacak?.. Sahne­ ye çıkalı yalnız işimle güçümle, güfte ile beste ile uğraştım.. Ta­

biî bazı hatıralarım var... Tabiî en büyük hatıram müthiş bir kor- kumdur.. Ne rolü oynadığımızı hatırlıyamıyorum. Rol icabı bir kanapenin üzerine uzanmıştım... Aktörün biri tabiî rol olarak beni vurması lâzımdı... Kulağımın ya­ nında çok fazla gürültü yapan bir tabanca patladı... Başımın içinde bir şey çınladığını hisset­ tim.. Kendimi kaybediyordum., güç tuttum.. Rol dolayısile kal­ kamadım da.. Fakat bu bende bir arıza halinde kaldı.. Hâlâ sol tarafımla suflörü alamam..

Hakikaten dikkat ettim.. Meş­ hur sanatkâr konuşurken hep sağ tarafını çeviriyor.. Şamram ha­ nımın tatlı dili gibi tatlı kahve­ sini içtikten sonra merdivenler­ den hep birlikte indik.. O da Be- şiktaşta oynıyacagı “Hoş kadem gebemidir?„ temsili için gidiyor­ muş.. Merdivenierde dikkat ettim.. Sahiden de 18 yaşında bir genç kız gibi iniyor.. Aşkolsun Şam­ ram hanıma doğrusu..

Hikmet Feridun

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Eserlerinde tasvir gerçekliği ağır basan Fausto Zonaro İstanbul’un tarihi semtlerini, camilerini, çeşmelerini, düğünlerini, bayramlarını seyyar satıcılarım,

Keriman Hanım'a göre eşi, Halk Müziği konusunda çok hassas, iyi bir eş ve iyi bir baba.. Hak ettiği

Bir masal kahramanı gibi içeri gir­ miş ve salondaki çocuklarla hemen iletişimini kur­ muştu. Bir 45 dakika boyunca Barış Manço’nun çocuklarla diyaloğunu büyük

Şu kadar ki, Mustafa Nihat Özün böyle bir çalışma ve hiz­ met mukabili kendi ismini cildin tâ üstüne ve Hüseyin Rahminin büyük adının yukarısına

sarkoidoz, 18 olgu sigara ile ilişkili akciğer hastalığı 14 olgu hipersensitivite pnömonisi, 10 olgu idiyopatik pulmoner fibrozis, 7 olgu bağ doku hastalığı akciğer tutulumu,

Sonuç olarak, hem ipratropium bromür hem de salbutamol kronik obstrüktif akci¤er hastal›¤› olan hastalarda obstrüksiyon göstergesi olan para- metrelerde bazal de¤ere

Ve nihayet, onlar gibi aristokrat ve zengin olmıyan, i onlar gibi hayattan her türlü lü­ tuf ve kolaylığı görmeden, türlü mahrumiyet ve sefaletle boğuğa