• Sonuç bulunamadı

Sait Faik ve arkadaşları:Sait, kızınca ya da sevinince gözü bir şey görmezdi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Sait Faik ve arkadaşları:Sait, kızınca ya da sevinince gözü bir şey görmezdi"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

C U M H U R İ Y E T /10

T T

SAİT FAİK VE ARKADAŞLARI

ŞADI N TANJU

.

— ---— ... ... — —

7

Haldun Taner’le Sait Faik’in

tanışmaları I950’li yılların baş-

larındadır. Adalet Cimcoz’un

Maya Galerisi’nde mi, San’at Dostları’nda mı, öyle bir yerde

olacak. Sait artık hikâyeciliğin

tahtına kurulmuştur, Haldun

da, yaşı bir hayli kemâle ermiş olmasına rağmen, daha yolun

başındadır. O tarihlerde Haldun

Taner 35’inde filân olmalıdır. Almanya’da Heideiberg’de siya­ sal bilimler okurken ağır bir ve­ rem hastalığına tutulmuş, ülke­ ye dönüp uzun bir süre tedavi görmüştür. İyi olduktan sonra da, Edebiyat Fakültesi’ndeki Al man Dili ve Edebiyatı tahsilini geç bitirmiştir. Sait’le tanıştığın­ da, çiçeği burnunda bir san’at

tarihi asistanıdır. “ Akadeınis-

yen” lerden hazzetmeyen Sait’in

nedense Haldun’la yıldızı barış­

mıştır. Hemen hemen aynı yer­ lerde dolaşıp göründükleri için, dostlukları kısa sürede pekişir.

Bu arada, Sait, çevresindekileri

birer birer Haldun’a tanıtmaya

koyulur; Sabahattin Kudret’i

“ banka müfettişi” olarak tak­ dim eder.

Ölümü unutturan kız

Derken, o sırada edebiyat ma­ tineleri “ icat” edilir. Savaş yıl­ larında iyice bunalmış, demok­ ratik hayata girişin canlılığı için­ de “ biz de varız” havalarına ka­ pılmış edebiyatçı tayfası, müsa­ mereye çıkar gibi, takım takım salonlarda, okullarda dolaşmak­ ta, adamakıllı da ilgi görmekte­ dirler. Özellikle genç kuşaklar, okudukları şiirlerin, hikâyelerin, romanların yazarlarıyla yüzyü- ze, onları dinleyerek, sorular so­

rup cevaplar alarak geçen “ san’­

at kokulu” bir kaç saate adeta doyamamaktadırlar. İşte bu ma­ tinelerin baş müşterilerinden biri de Sait Faik’tir. Haldun, Adnan

Benk, Semih Tuğrul ve Adlî Mo-

ran’la, matine tertipleme içinde başı çekiyor. Böylece, kitap oku­ mayı, edebiyata, san’ata ilgiyi arttırıyorlar; yazar çizer takımı­ na da hanidir özlemi duyulan bir

“ doygunluk” u tattırıyorlar Toplantılarda bir hayranlık ve sevgi rüzgârı esiyor, Sait mutlu. En çok ilgi görenlerin başında geliyor. Liseli, üniversiteli genç kızlar, delikanlılar, pırıl pırıl gözlerle, tertemiz gülücüklerle, hayranlık dolu yüzlerle etrafını alıyor. Siroz’un bütün tatsızlık­ larını, keyif kaçıran sızılarını

unutuyor Sait, bambaşka, hayat

dolu, yeni doğmuş bir insan gi­ bi oluyor. Hastalığın uzunca bir zamandır düşündürdüğü ölüm beklentisi uçup gidiyor; özlemi­ ni duyduğu aşklarla, sevinçlerle, mutluluklarla dolu bir gelecek düşlüyor.

Bu düşleri kanatlandıran,

ufak tefek, çocuk yüzünde yeşil gözlerinin hınzır bakışları yanıp

sönen bir genç kız vardır. Sait’e

yakın durmak istediği gözden kaçmaz. Artık her birinin birkaç kitabı, haylice şöhreti olduğu halde, aşka özlemleri hep aynı kalmış şair ve yazar takımı, ken­

di aralarında, “ Sait’inki yine bu­

rada” benzeri şakaları alıp verir­ ler. Her sevgiye günebakan gibi

dönüveren Sait’i kızdırmak için

de teker teker genç kızla ilgilen­

meye başlarlar. Sait için için kö­

pürür ve somurtur. En olmaz bahaneyle de öfkesini ortaya dö­

ker: “ Hepiniz boksunuz!” . Bir

keresinde, galiba Çamlıca Kız Lisesi’ndeki matineye gidilirken, otobüstekilere küfrü basınca,

Haldun, “ Ben de mi?” demiş,

“ Sen de!” cevabını alınca da

adamakıllı üzülmüştür. Sait,

sevgide de, öfkede de akar gider, dur durak bilmez, hatır gönül ta­ nımaz.

B İR TEKNE G E ZİSİN D EHaldun Taner ve Nurettin Şazi 1950'lt yıllarda, yaz aylarında sanatçı arkadaşlarını toplanmak deniz gezmeleri düzenlerlerdi. Bunların birine Sait Faik de, Özdemir A sa fın ısrarı ile katılmıştı. 1952 yılında çekilen yukarıdaki fotoğrafta Heyecan Başaran ve annesi, Sabahattin Eyüboğlu, Hatemi Köseni hal, Suna Kan ve annesi, Nurettin Sazi ve eşi Sait Faik, Bedri Rahmi ve Haldun Taner birlikte.

H aldim Taner, “Sait

hiç bıkmadan

kendinden söz eder

hikâyelerinde" der.

Yaşanılan zjumanm

herhangi bir parçası

Sait’i zorladığı zaman

çöker yazının başına.

E debiyat matinelerinin

baş müşterilerinden biri

Sait Faik’tir Haldun,

Adnan Benk, Semih

Tuğrul ve A dlî

M oran’la matine

tertipleme işinde başı

çekiyor Böylece, kitap

okumayı, edebiyata,

sanata ilgiyi arf ırıyorlar,

yazar çizer takımına da

hanidir özlemi duyulan

bir “doygunluk”u

tattırıyorlar.

Toplantılarda bir

hayranlık ve sevgi

rüzgârı esiyor Sait

mutlu.

Sait, kızınca ya da sevinince

gözü bir şey görm ezdi

Çevresinde herkes sever Kons- tantin Efendi’yi. İşinde gücün­ de, sessiz, efendi adamdır. O sa­ dece güz başlarında, kuşlar gö­ çe hazırlanırken böyle olur, diş­ leriyle bir lokmacık kuşların ümüğünü koparı koparıverir. Konstantin efendiler de hayatın bir gerçeğidir, bir yarısıdır. Sait

yazar ki, “ bütün” güzelleşsin,

daha iyi olsun! Yoksa görür: Ba­ lığa çıkan teknelerde, onca zah­ meti çeken tayfaların emek hak­ kından, muhtara, parti kâtibine

kadar kimlere havadan paylar ayrılmıyor! Ama çalışmanın öyle bir güzelliği vardır ki, haksızlı­ ğın bütün çirkinliğini çalışana da, onları seyreden Sait’e de unutturur:

“ Adamı hayranlıkla seyret- memeye imkân yoktu. Çalıştık­ ça açıldı, gelişti. Çalıştıkça bir kudret heykeli hali aldı. Palto­ mun içinde üşüyen benliğime içimden bir tükiirüş tükürdüm! Bir ara baktım ki adam Tanrı Zeus’un bir ölümlü balıkçı kız­

la macerasından doğma bir yarı Tanrı'dır. Çalışıp şarkı söyleye­ rek bin sene daha yaşayabilir­ d i.”

Barba Vasili ile balığa çıktık­ ları bir erken sabahta, göz gözü görmez bir siste kaybolmak teh­ likesini atlattıktan sonra, sisin

açılışıyla önlerine çıkan Van

Gogh güzelliğini anlatmaya ko­ yulur:

“ Evvelâ kırmızıların, sonra sarıların, sonra koyu esmerlerin, sonra daha açık esmerlerin gö­

ğün içinde parça parça, renk renk, silik silik, sanki yeni yara- tılıyormuş gibi bir toprak bir ka­ ra oyunu başlamıştı. Her şey, daha doğrusu her renk soluk si­ lik kabından taşmış yayılmış bir halde büyüye büyüye, şeklini bu­ lup bulup kaybederek, bir şey ol­ maya çalışıyordu. Önümüzde, uçuk manâsız hatta garip renk­ lerle boyanmış bir duvar vardı.”

Kırlangıç yuvasında

bir kadın

Haklılık haksızlık, zenginlik yoksulluk içinde bütün şamata­ sı ile hayat; eşsiz güzellikler ve tarifsiz tehlikelerle dolu doğa; herkesin çamurlu ayaklarını bas­

tığı bir boyacı sandığına “ bir ye­

niden dogmanın mehtabını” ,ya­ şama sevincinin olanca güzelli­ ğini işleyiveren Mercan Usta; Sivri Ada’nın Yassı’ya bakan kı­ yısına sandalı çakıla çekip gece­ yi geçirmeye hazırlanırken, ak­ şamın göğermiş renklerine doğ­ ru kırmızı bacaklarını sallayarak can veren bir martının üzüntü­ süyle uydurduğu hikâyeyi dinle­ yen ve sabaha kadar uyumadığı­

nı görüp, “ Sen delisin!” diyen

balıkçı Sotiri ile Kalafat; ve Kır­ langıç Yuvasındaki Kadın, so­ nunda Sait’e neler söyletirler, bakın:

“ Kırlangıç yuvasına kadın sı­ ğar mı demeyin. İnsanın aklına sığan şeyleri bir yol hayâl buyu­ run. Kırlangıcın yuvasına bir ka­ dın sokmuşuz, saçlarını, ıslak sa­ man rengi saçlarını tarar durur­ muş, ne zararı var size? Varsın bir de öylesi bulunsun, hiç değil­ se bir Abasıyanığın yazısında. Bıktım doğrusu artık, oturup in­ san oğlunun çektiğini çekmedi­ ğini anlatmaktan. Bıkmaktan geçtim, anlatamadım. Yazdım beceremedim. Kendi kendimi ne aynada ne düşte ne de fotoğraf­ ta göremedim de, tuttum sarı saçları vardı dedim. Gözleri ya- radana yan bakardı dedim. Ak­ şamları iki kadeh içerdi dedim. Şuna güler şuna üzülürdü de­ dim. Öna çok haksızlık ettiler dedim. Zengine sövdüm. Faki­ rine enayi gibi acıdım. Nerde.v- se dünyaya nizamat vermeye kalkacaktım!”

Yartn:

En son arkadaşı

______

Bir yolculuğa

çıkacakmış gibi

O sıralar, “ Son Kuşlar”da ya­

yınlanacak olan ne tatlı hikâye­

ler yazıyordun Haldun Taner:

“ Sait hiç bıkmadan kendinden söz eder hikâyelerinde,” der. Yaşanılan zamanın herhangi bir

parçası Sait’i zorladığı zaman

çöker yazının başına. Yazmak, bir şeyi değiştirmek değildir. Ya­ şanılanı, görüleni, sezileni yaz­ makla geçmiş bir ömrün sonun­

da geriye doğru baktıkça, değiş­

mezliğin umutsuzluğuna kapıla­

cak gibi olur. Hiçbir şey yapa­

mamış, koskoca hayat boyunca elinden hiçbir şey gelememiş gi­ bi hüzünlü, yaşamdan hemen aynlıyormuş, bir yolculuğa çıkı­

yormuş gibi telâşlı, geride kalan­

lara durmadan bir şeyler anlatır. G alata’da yazıhanesi olan zahi­

reci Konstantin Efendi’nin göç­

men kuşların yolu üzerine ökse­

ler kurarak sakaları, isketeleri,

floryaları gökyüzünden birer bi­

rer toplayıp “ bizim pilâvlıklar

geldi” diye sevinmesi ve hele bu

kıyım içine Burgazlı çocukları ■

karıştırması Sait’in kanını don­

durur, yüreğini durdurur. “ Oy­

sa sonbahar, kocayemişleri, be­ yaz esmer bulutları, yakmayan güneşi, durgun maviliği, bol ye­ şili ile kuşlarla beraber olunca, insana barış, şiir, şair, edebiyat, resim, musiki, mutlu insanlarla dolu anlaşmış sevişmiş açsız hır­ sızsız bir dünya” düşündürüyor-

dur ve Konstantin Efendi böyle

bir dünyanın canına okuyordur.

Çalışmanın güzelliği

Konstantin Efendi’ye lânet fi­

lân yağdırmaz Sait. Zaten yağ-

dırsa da kimseyi inandıramaz.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Pa­ ris Türk Turizm Bürosu ve Kültür Ateşeliği, Paris ve Tok­ yo’daki Türk Büyükelçilikleri, New-York Türk Evi, Türki­ ye iş Bankası'nın yanısıra yurt içi ve

Bu nedenle hava sıcaklığındaki deği- şimlerden daha kolay etkilenirler ve kışın yollara göre da- ha hızlı ısı kaybederler.. Köprülerin yollara göre daha hızlı

Törende, Atatürk hakkında konuş malar yapanlar arasında Türkiyenin Birleşmiş Milletlerdeki daim!. dele­ gesi Selim Sarper, İstanbul üniversi tesinden

Hadron terapi son yıllarda kanser tedavisinde kullanılan yenilikçi radyoterapi yöntemlerinden biri.. Radyoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için ışınların

9 - Merhume Emekli Devlet K ‘Tesa*u olduğu içir vefatı ile varislerine ödenmesi gereken kanunî ödenekler bulunmaktadır. Bu hususta da talimatınla» göre hareket

Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmada ot poleni aşırı duyarlığına bağlı mevsimsel alerjik riniti olan hastalarda mevsim öncesi immünoterapinin klinik

Halet Çambel’in de katıldığı arkeolojik kazılarda çıkan tarihi eserlerin korunması için saçak yapmaya başlayan Nail Vahdet Çakırhan anlatıyor: Her tepede

Onun için de kendini bütün yönleriyle olduğu gibi yapıtına koyduğu düşünülen, açık sözlü bir yazarın bile yazınsal kişiliği, gerçek