15 Aralık 1990 Cumartesi
G Ü N E Ş
V
H atay’ın Samandağı ilçesinde dağlara yaslanmış 80 haneli bir köy var
Anadolu’da son Ermeniler
H atay’ın Samandağı ilçesinin beş kilometre doğusunda dağ- ı lık bir arazinin eteklerinde, ya maçlar üzerinde kurulu bir köy var. Bu köy belki de Türkiye’ de ayakta kalan son Ermeni köyü.
Samandağı ’ mn merkez buca ğına bağlı Vakıf köyünün tarihi oldukça eski. II. Mahmut dev rine kadar uzanıyor. Köyün şimdiki toprakları II. Mahmut döneminde Yoğunoluk köyü nün bir çiftliği olarak işlenir ken, II. Mahmut köy toprak larının ondalığını Muhayyile adında bir Hıristiyan Arap’a vakfetmiş. Köy bu tarihten sonra Yoğunoluk’tan ayrılarak Vakiflı adını almış.
1918 tarihine kadar Osman- ; lı İmparatorluğu sınırlan için
de kalan köyün yönetimi Mon- doros Mütarekesi’nden sonra Fransızlar’a geçmiş ve köy 1918-1938 tarihleri arasında Fransız yönetiminde kalmış. Daha sonra 1938-39 yıllan ara sında Hatay Cumhuriyeti’ne 23 Haziran 1939’da da Türkiye Cumhuriyeti topraklarına ka tılmış.
1938’de yapılan halk oyla ması sonunda oylarını Lübnan ve Suriye lehine kullanan köy lüler çoğunluk Türkiye’ye ka tılma karan alınca bu ülkelere göçmüşler.
Köyün bugünkü sakinleri olan Ermeniler 1938 tarihinden sonra köyde kalanlar ve onla rın çocuklarından oluşuyor.
Çevreden yalıtılmış
bir komün
1938 yılına kadar Vakıflı kö yü gittikçe gelişerek 120 hane yi bulmuş. Hatay’ın anavatana katılması sırasında oylannı Su riye ve Lübnan lehine kulla- nanlann göçetmeleri nedeniyle köy 40 haneye düşmüş. Bu göç ler yüzünden bütünüyle boşa lan Yoğunoluk ve Hıdırbey köylerinden yedi aile daha son ra Vakıflı’ya gelerek yerleşmiş. Köyden aynlanların mülkle rine Milli Emlak Müdürlüğü tarafından elkonmuş. Bugün Vakıflı köyü sınırları içinde Milli Emlak’in tasarrufunda olan 150 dönüm toprak bulu nuyor. Vakıf topraklarının iş lenmesi Ermeni köylüler tara fından yapılıyor. İşler ise köy de o turan Vakıflar ldare- si’nden bir memur tarafından yönetiliyor.
II. Mahmut devrinde
kurulan Vakıflı köyü
sakinleri tarımla
uğraşıyor ve 15 günde
bir kilisede yapılan
ayine katılarak dinsel
vecibelerini yerine
getiriyorlar
Vakıflı köyünde şu anda beş-altı bin meyve ağacı var. Köy halkı Vakıflar yönetimin den oldukça memnun görünü yor. Çünkü Vakfın mühendis lerinden ve teknik olanakların dan yararlanabiliyorlar.
Köyde çevrenin diğer köyle rine oranla suç işleme oram yok denecek kadar az. Bu du rum çevreden yalıtılmış olarak uzun yıllar yaşamlarını sürdü ren Vakıflı köyünün Ermeni sakinlerinin, aralarında güçlü bir dayanışma ve anlaşma or tamı kurmuş olmaları ile açık lanıyor. Köy halkının yüzde 90’ı Hıristiyan Ortodoks. 1910 yılında köylüler tarafından imece yöntemiyle yapılan kü çük! bir kilise var. Kilisede 15 günde bir Pazar günleri ve bay ram günlerinde köy papazının yönetiminde dinsel törenler ya pılıyor. Çocuklar evde, ya da kilisede herhangi bir dinsel eği tim görm üyor..
Küçük bir çan kulesi sayesin de diğer yapılardan ayırdedile- bUen kilisenin ondan yaşlı
papa-TÜRKİYE’NİN EN KALABALIK
____GAYRİMÜSLİM AZINLIĞI
E
rmen
I
le
R
inceleme: Nilüfer Güngörmüş- Manuel Çıtak | 7 ]
zı Der Gevont Kartunyan artık âyinleri yönetemiyor. 1897 do ğumlu ve papazlığa 1936 yılın da Vakıflı köyünde başlamış. Bu nedenle Pazar âyinleri İs kenderun’dan gelen genç bir papaz tarafından yapılıyor.
Der Gevont, neredeyse hiç duymayan kulaklarına bağıra rak eski günleri sorduğumuzda bize Fransızca marşlar söylü yor. Yaşayan bir tarih olarak köyün tüm geçmişini bize an latıyor. Hafızası hâlâ dinç.
İstanbul’la dil farklıhğı
Vakıflı köyünde konuşulan Ermenice, gerek yöresel özel liklerinden ötürü ağız değişik liğine uğraması, gerekse Türk çe ve Arapça’dan geçen söz cüklerle yüklü olması nedeniyle oldukça ayn bir özellik kazan mış. Vakıflı köyünün sakinle rine göre İstanbul Ermenile- ri’yle dil açısından anlaşmala rı çok güçleşmiş.
Köylüler yörede ağırlığı bü yük ölçüde hissedilen Arap di linin etkisiyle biraz Arapça, as kerlik görevleri sırasında ve 1951 yılından bu yana yapılan ilkokul öğretimleri sırasında ise Türkçe öğrenebilmişler.
Köyde şu anda yeni yapılmış bir ilkokul bulunuyor. Ama bu okulun yalnızca bir tek öğren cisi var.
İstanbul dışında Ermeniler’- in toplu olarak yaşadıkları tek köy olma özelliğine sahip olan Vakıflı köyü nüfusunun yüzde 90’ı Ermeniler’den oluşuyor. Köyün muhtarı da Ermeni.
Köy oldukça verimli bir arazi üzerine kurulmuş. Her taraf narenciye bahçeleri ile kaplı. 5-6 bin ağaç olduğunu, bunun 2 bin kadarının köylünün, geri kalanının ise vakfın elinde olduğunu söylüyorlar. Va kıftılar bu durumdan memnun, çünkü böylelikle bahçelerin orman olması önlenmiş oluyor, bir de “Vakfın mühendislerinden faydalanıyoruz’’diyorlar. Mimari açıdan da önemli bir yeri var Vakıflıköy’ün. 1965 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi tarafından bir de araştırma yapılmış, kitap haline getirilmiş. Köyde neredeyse okul dışında yeni yapı yok gibi Herkes eski evlerinden memnun.
Setrak Kuş’un en büyük zevki kuş yemekmiş, önce inanmıyoruz ama evinin önündeki yolunmuş kuş tüylerini gösteriyor bize, “Kuş ye
meden yaşayamam” diyor. Kuş soyadının bu merakla
ilgisi olup olmadığım sorduğumuzda ise, “Bu civarlarda çok kuş var dır ve herkes avcıdır, olabilir” cevabını veriyor.
Abraham Aydın karısı ve köpeği ile büyük bir evde yaşıyor. 7 çocuğu da köyü terketmiş, onları sık sık ziyaret ediyor ama uzun süre köyünden ayn kalmamaya özen gösteriyor. Abraham Aydın en çok bahçede çalıştıracak insan bulamamaktan şikâyetçi, bir gün çalışıp ikinci gün kaçıyorlar diyor. Neden çocuklannız size yardım etmiyor sorusunu ise, “ Ben zaten istemem, iyi eğitim görsünler istiyorum, bu topraklar biz ölene kadar var, sonra yavaş yavaş yok olup gider” diye cevaplıyor.
Nüfusu hızla azalan köyde ne redeyse genç insan yok gibi. Çevre tümüyle portakal ve çam ağaçlarıyla kaplı. Köylüler ge çimlerini topraktan sağlıyorlar. Narenciye ağaçları önemli bir gelir kaynağı oluşturuyor.
Köy meydanında dolaşırken insanların ürkekliğine tanık oluyoruz. Konuşacak bir insan ararken köyün renkli simala rından Panos Çapar yanımıza yaklaşıyor ve biraz sonra koyu bir sohbete başlıyoruz.
Panos Çapar köyde zamanın kolay geçmediğini ve canının sıkıldığını söylüyor. Ama her şeye rağmen köyde yaşamak tan mutlu olduğunu, köy ya şantısını sevdiğini ve büyük şe hirlere gitmek istemediğini an latıyor. Çapar ailesi köyde ço cuklarıyla birlikte yaşayan en der ailelerden biri. Çünkü ne redeyse gençlerin tümü köyü terketmiş durumda. Bazıları yalnızca tatil için yaz ayların da gelebiliyorlar. Panos, “ Bi zim köyden çok büyük insan lar çıkmıştır, gençlerimizin ço ğu ‘niversite bitirir” diye sür dürüyor konuşmasını. Ve üni versiteyi bitiren gençlerden bazı örnekler veriyor. Diğer köylerle ilişkilerini ve sorunlarını sordu ğumuzda öteki Ermeniler gibi soruyu geçiştirmeye çalışıyor am a yine de birkaç şey söyle meden edemiyor:
“ Vakıflı köyü son yıllara kadar unutulmuş bir köydü. Her nedense şu son günlerde köyde bazı hareketler var.
Me-seia bir ilkokul yapıldı. Köyün yolunun da yapılacağı söyleni yor.”
Oğlu Vahe Çapar da babası gibi çiftçilik yapıyor. “ Neden diğer gençler gibi köyü ferket- mek yerine burada yaşamayı tercih ettiğini” sorduğumuzda o da köyünü sevdiğini, daha önemlisi buraların avcılık için ideal yerler olduğunu belirti yor. Vahe Ç apar’ın en önemli merakının avcılık olduğunu böylece öğreniyoruz.
Vakıflı, New York,
İstanbul
Köyde bize en fazla yardım cı olan ve bilgi veren Abraham Aydın oldu. Yedi çocuğu oldu ğu halde köyde karısı ile yalnız başlarına yaşıyorlar. Çocuklar dan beşinin İstanbul’da, ikisi nin ise New York’ta yaşadıkla rım anlatıyor. Yani bir ayakları New York’ta, bir ayakları ise İstanbul’da. Abraham Aydın dört dili iyi derecede biliyor. Ermenice, Arapça, Türkçe ve Fransızca.
Köyde yaşayan yaşlıların he men hepsi iyi derece Ermenice bildiklerini fakat yeni neslin bölgede bir Eımeni okulu ol mayışından dolayı Ermenice’ yi unuttuklarını, ancak kulak tan dolma bir şekilde öğrene bildiklerini söylüyorlar.
Referandum sırasında anne babalarının diğer soydaşları gi bi köyü niçin terketmedikleri- ni sorduğumuz Vakıflı köylü
leri, o zamanlar İstanbul’daki cemaat ile ilişkilerinin iyi oldu ğunu, bu nedenle tek başlarına karar vermediklerini ve diğer leri gibi korkup Suriye ve Lüb nan’a göçetmediklerini anlatı yorlar. Abraham Aydın köyde kalmalarının nedeni olarak ye terli topraklara sahip olmaları nı ve hayat şartlarının nispeten iyi olmasına bağlıyor.
Türkiye’nin tek
Ermeni köyünde
neredeyse hiç genç
insan yok. Nüfus da
hızla azalıyor. Türk
köyünden tek farkı
kahvede pişti
oynayanların
Ermenice konuşması
Köyün ilginç bir serüveni var. Birinci Dünya Savaşı yıl larında Vakıflı köylüleri dağa çıkmışlar ve 1915 yılında bir İn giliz gemisiyle Port Sait’e gide rek 1918 yılına kadar orada bir kampta yaşamışlar. Savaş son rasında yapılan mütareke ile yeniden köylerine dönüp yer leşmişler. Fakat mütarekeden beş hafta sonra bütün Hatay bölgesi Fransızlar tarafından işgal edilmiş ve 1921 yılında ya pılan Ankara İhtilafnamesi’- nde Payas’tan geçen sınırın ka bul edilmesi üzerine bütünüy le Fransızlar’ın yönetimine bı rakılmışlar. Bütün Hatay böl gesi gibi Vakıflı köyü de 15 yıl
Köyün papazı Der Gevont Kartnnyan 93 yaşında. Belki de Vakıflı’- nın en yaşlı insanı. Görevini yerine getiremeyecek kadar yaşlı. İs kenderun’dan gelen genç bir papaz 15 günde bir ayinleri yönetiyor. Der Gevont Kartunyan çok esprili bir insan.
Nubar Manca köyün muhtarı. Uzun süredir bu görevi yaptığını söylüyor. Türk-Ermeni ilişkilerinin ger gin olduğu dönemlerde oldukça zor günler geçirdiğini, fakat bu durumlara artık alıştığını esprili bir şekilde unlatıyor. Nubar Manca’ya göre buradaki insanların en büyük sorunu can sıkıntısı. Gerekçe olarak gençlerin köyü terketmesini, bu yüzden yalnız başlarına kalmalarını gösteriyor.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalmış.
Sonunda 13 Ağustos 1938’de yapılan oylama sonucunda ba ğımsız Hatay Cumhuriyeti ku rulduktan sonra seçilen Mec- lis’e Ermeniler beş milletvekili sokmayı başarmışlar. Köyün yaşlıları o yılların köyün en parlak yılları olduğunu ve nü fusun da oldukça yüksek oldu ğunu hatırlatıyorlar.
Köyün muhtarı Nubar Man ca oldukça iri yapılı bir insan. Her haliyle toprak adamı oldu ğu belli oluyor. Köy kahvesine oturup konuşuyoruz. Ortalık ta Ermenice hiçbir şeye rastla- yam ıyoruz. Z aten kahveyi Anadolu’daki diğer kahveler den ayırdetmek olanaksız. Sa dece köylüler aralarında Erme nice konuşarak pişti oynuyor lar. Nubar Manca bize birta kım rakamlar veriyor. Şu an da köyde 40 ailenin yaşadığını, nüfusun yaz aylarında 160’a yükseldiğini, buna karşılık kö yün gerçek nüfusunun 80 ka dar olduğunu, ekonominin bahçeciliğe dayandığını, köyün çok ünlü olan oya işlemeciliği nin ise gençlerin köyü terket- meleri nedeniyle ortadan kalk tığını anlatıyor. M uhtar her şe ye rağmen, bahçelerde çalışa cak işçi bulmanın zorluğu dı şında ekonomik olarak köylü lerin iyi durumda bulunduğu nu da belirtiyor. Bir Ermeni köyünün muhtarı olmanın zor luğunu ise çok uzatmadan özetliyor:
"H er iki tarafa da laf anlat mak zorundayım. Ama benim işim de bu.”
' Muhtar sürekli olarak kont
rol altında tutulmaktan rahat sız olduklarını da sözlerine ek liyor. Bunları söylerken can sı kıntısı her halinden belli olu yor.
Köyün ilinç bir tipi de Setrak Kuş. Daha önce karısıyla bir likte Fransa’ya gidip yerleşmiş fakat daha sonra karısını ora da bırakarak köyüne dönmüş. N edenini so rd u ğ u m u zd a, “ Çünkü orada kuş yok” diye yanıtlıyor. Ne demek istediği ni daha sonra daha iyi anlıyo ruz. Meğer Setrak kuş yemeden yaşayamazmış. Üstelik de bu kuşları kendisi vurmalıymış.
Setrak bu kuş merakı yüzün den silahı ile birlikte yalnız ba şına yaşıyor. Ama hayatından memnun.
B İT T İ
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi