• Sonuç bulunamadı

Tâcüddîn Es-Sübkî ve usûlcülüğü

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Tâcüddîn Es-Sübkî ve usûlcülüğü"

Copied!
375
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı

İslâm Hukuku Bilim Dalı

Doktora Tezi

TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ VE USÛLCÜLÜĞÜ

Mehmet Aziz YAŞAR

13932304

Danışman

Yrd. Doç. Dr. Muhammed Tayyib KILIÇ

(2)

T.C.

Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı

İslâm Hukuku Bilim Dalı

Doktora Tezi

TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ VE USÛLCÜLÜĞÜ

Mehmet Aziz YAŞAR

13932304

Danışman

Yrd. Doç. Dr. Muhammed Tayyib KILIÇ

(3)

TAAHHÜTNAME

SOSYAL BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Dicle Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğine göre hazırlamış olduğum “Tâcüddîn es-Sübkî ve Usûlcülüğü” adlı tezin tamamen kendi çalışmam olduğunu ve her alıntıya kaynak gösterdiğimi ve tez yazım kılavuzuna uygun olarak hazırladığımı taahhüt eder, tezimin kağıt ve elektronik kopyalarının Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü arşivlerinde aşağıda belirttiğim koşullarda saklanmasına izin verdiğimi onaylarım. Lisansüstü Eğitim-Öğretim yönetmeliğinin ilgili maddeleri uyarınca gereğinin yapılmasını arz ederim.

Tezimin tamamı her yerden erişime açılabilir.

08/06/2017 Mehmet Aziz YAŞAR

(4)

KABUL VE ONAY

Mehmet Aziz YAŞAR tarafından hazırlanan “Tâcüddîn es-Sübkî ve

Usûlcülüğü” adındaki çalışma, 08/06/2017 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda jürimiz tarafından Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, İslam Hukuku Bilim Dalında DOKTORA TEZİ olarak oybirliği ile kabul edilmiştir.

Prof. Dr. Ali KAYA (Başkan)

Prof. Dr. Ahmet ÜNSAL

Yrd. Doç. Dr. Muhammed Tayyib KILIÇ

Yrd. Doç. Dr. Aydın TAŞ

(5)

I

ÖNSÖZ

Memlûkler dönemi (648/1250-923/1517) İslâmî ilimlerin gelişim seyri açısından oldukça önemli bir dönemdir. İslâm hukuk tarihi kitaplarında daha ziyade şerh ve haşiye dönemi olarak tavsîf edilen bu dönem esasen pek çok fakîhin yetiştiği ve oldukça çok sayıda özgün eserin telif edildiği bir dönemdir. Moğol istilasının İslâm dünyasına etkisinin en yoğun şekilde hissedildiği bir dönemde iktidar sürmüş olan Memlûkler idaresi bir taraftan İslâm dünyasının bayraktarlığını yapmış diğer taraftan da kurum ve kuruluşlarıyla İslâm medeniyetinin gelişimine katkıda bulunmuşlardır.

Tâcüddîn es-Sübkî bu dönemin parlayan yıldızlarından biridir. Bahrî Memlûkler döneminde önemli âlimler çıkarmış Sübkî ailesinin bir ferdi olarak çok yönlü ilmî kişiliğiyle İslâmî ilimlerin pek çok alanında önemli eserler telif etmiş olan Sübkî esas şöhretini fıkıh usulü ilmindeki telifâtıyla kazanmıştır. Bu çerçevede el-İbhâc fî Şerhi’l-Minhâc, Raf‘u’l-Hâcib an Muhtasari İbni’l-Hâcib, Cemʽu’l-Cevâmiʽ ve Men‘u’l-Mevâni‘ adlı eserleri zikretmek mümkündür. Sübkî’ye haklı şöhretini kazandıran esas unsur ise kendisinden önceki usul eserlerinin yazımında hâkim olan fukaha ve mütekellimîn metotlarını kendisine has üslubuyla telif etmesi ve memzûc metodun en güzel örneğini sergilemesidir.

Ülkemizde Tâcüddîn es-Sübkî ile ilgili müstakil bir doktora çalışmasının yapılmamış olmasından hareketle biz de fıkıh ve fıkıh usulü alanında önemli bir yeri olan Tacüddîn es-Sübkî’nin hayatı, eserleri ve usûlcülüğünü tez konusu olarak belirledik. Konu seçiminde ve çalışmanın ortaya çıkmasında büyük emekleri geçen danışman hocam Yrd. Doç. Dr. Muhammed Tayyib KILIÇ’a teşekkürlerimi sunmayı ifâ edilmesi gereken bir borç olarak görüyorum. Ayrıca doktora ders döneminde

(6)

II

kendilerinden istifade etme imkânı bulduğumuz Prof. Dr. Abdulkerim ÜNALAN’a, Doç. Dr. Metin YİĞİT’e, Yrd. Doç. Dr. Aydın TAŞ’a ve yetişmemizde emeği geçen bütün hocalarıma şükranlarımı arz ediyorum.

Mehmet Aziz YAŞAR

(7)

III

ÖZET

Çalışmamızın konusu Memlûkler devletinde idârî ve adlî birçok vazifeyi deruhte eden, dönemin önemli medreselerinde müderrislik yaparak çok sayıda âlim yetiştiren ve usûl ilminde fukahâ ve mütekellimîn metotlarının sentezlendiği memzûc metodun en güzel örneğini veren Şâfiî âlim Tacüddîn es-Sübkî’nin hayatı, eserleri ve usûl düşüncesini kapsamaktadır.

Çok yönlü bir âlim olan Sübkî başta tarih, fıkıh ve hadis olmak üzere İslâmî ilimlerin birçok alanında birbirinden değerli çeşitli eserler telif etmiştir. Ancak O’nun, İslâm medeniyetinde esas iz bırakan yönü usul alanındaki çalışmalarıdır. Bu bağlamda çalışmamızda Sübkî’nin gerek düşünce ve fikir açısından gerekse usûl eserlerindeki metot açısından hangi usûlcülerden etkilendiği, usûl eserlerinin yazımında izlediği metot, kendisinden sonraki usûlcülere etkisi, başta Cemʽu’l-Cevâmiʽ olmak üzere eserlerinin fıkıh tarihindeki yeri gibi hususlar tezde ele alınmış başlıca konulardandır. Ayrıca Sübkî’nin eserleri kendisinden önceki usûlcülerin eserleriyle mukayese edilerek Sübkî’nin orijinalitesi ortaya konmaya çalışılmıştır.

Sübkî’nin el-Minhâc ve Muhtasar isinli metinlere yazmış olduğu el-İbhâc ve Raf‘u’l-Hâcib isimli şerhlerinin bu metinler üzerine diğer müellifler tarafından yazılmış şerhlerden farklı olan yanları belirtilmiştir. Aynı şekilde diğer muhtasar metinlerden farklı olarak Cemʽu’l-Cevâmiʽde izlemiş olduğu üslup ve metodu da ortaya konulmuştur. Ayrıca Şâfiî mezhebine mensup olmakla birlikte usul düşüncesinde Şâfiî usulcülere muhalif olduğu konular da işlenmiştir.

Anahtar Kelimeler

Fıkıh Usûlü, Şâfiî Mezhebi, Tâcüddîn es-Sübkî, Memlûkler, Cemʽu’l-Cevâmiʽ

(8)

IV

ABSTRACT

The topic of our study is the juristical methodology of Tacuddin as-Subkî a well-known Shafiîscholarwho has taught in manymadrasahs of the era and trained a great number of studentsas well as taking charge of many administrative and judicial positions in the Mamluk Sultanate. In this regard, firstly the time that he lived in and his scientific personality are examined and his boks are introduced.

Although he has paid attention mainly to history, fiqh and hadith and all the other Islamic sciences, he was well known of his methodology in fiqh and was recognized as a methodologist. It is important for our study to clarify the methodological aspects of Subkî. Therefore, in our study it is aimedat determining the points that affect these aspects. In this respect wewanted to find out whom affected to subkî’s thoughts and methodology, his methodology in writing his methodological works, how he was perceived by his successor methodologists and how he affected on their own methodologies and the position of his book called “Cemʻul-cevâmiʻ” in the methodology of fiqh. Inaddition, we wanted to determine Subkî’stabaqah, thus his position between the mudjtahids, depending on his opinions that he has preferred differently fromhis madhab and depending on the ascriptionsof his successors to him.

Key Words

Tacuddin as-Subkî, Mamluk Sultanate, Cemʻul-Cevâmi, tabaqahs of mudjtahids, the methodology of fiqh,

(9)

V

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ ... I ÖZET ... III ABSTRACT ... IV İÇİNDEKİLER ... V KISALTMALAR ... XI GİRİŞ ... 1

I.TEZİNKONUSUVEKAPSAMI ... 1

II.TEZİNAMACI ... 2

III.TEZİNÖNEMİ... 2

IV.TEZİNYÖNTEMİ ... 3

V.TÂCÜDDÎNES-SÜBKÎ İLGİLİYAPILMIŞÇALIŞMALAR ... 4

BİRİNCİ BÖLÜM TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ’NİN YAŞADIĞI DÖNEM, HAYATI, ESERLERİ VE İLMÎ KİŞİLİĞİ 1.1.YAŞADIĞIDÖNEM ... 8

1.1.1. Siyasî Durum ... 9

1.1.1.1 Memlûkler Devleti'nin Kuruluşu ve Yaşanmış Bazı Siyasî Olaylar ... 9

1.1.1.2. İdarî Nizam ... 16

1.1.1.3. Sübkî’nin Siyasîlere Karşı Tutumu ... 19

(10)

VI

1.1.2.1. Memlûklerde Sosyal Tabakalar ... 20

1.1.3. İlmî Durum ... 26

1.1.3.1. Memlûklerde Eğitim-Öğretim Kurumları ... 28

1.1.3.2. Memlûklerde İlmî Çalışmalar ve Meşhur Âlimler ... 32

1.2.HAYATI ... 35

1.2.1. Nesebi ... 35

1.2.2. Doğum Yeri ve Tarihi ... 36

1.2.3. Ailesi ... 38

1.2.4. Tahsili ve Yetişmesi ... 41

1.2.5. Hocaları ... 45

1.2.6. Öğrencileri ... 50

1.2.7. Adlî ve İdarî Görevleri ... 53

1.2.7.1. İfâ Ettiği Görevler ... 54

1.2.7.2. Karşılaşmış Olduğu Haksızlık ve İthamlar ... 56

1.3.ESERLERİ ... 59

1.3.1. Hadis İle İlgili Eserleri ... 60

1.3.2. Fıkıh Usûlü İle İlgili Eserleri ... 66

1.3.3. Fıkıh İle İlgili Eserleri ... 83

1.3.4. Kelâm İle İlgili Eserleri ... 91

1.3.5. Tarih ve Biyografi İle İlgili Eserleri ... 93

1.3.6. Diğer Eserleri ... 99

1.4.İLMÎKİŞİLİĞİ ... 101

1.4.1. İlmî Ahlakı ... 103

1.4.1.1. Emir bi’l Ma’ruf ve Nehiy ani’l-Münker Prensibini Uygulaması ... 103

1.4.1.2. Hakkı Üstün Tutması ve Ehl-i İnsaf Sahibi Olması ... 104

1.4.2. Sübkî’nin Mezhep Taassubuna Karşı Tutumu ... 107

1.4.3. İtikadî Yönü ... 109

1.4.4. Tasavvufî Yönü ... 112

1.4.5. Ulemanın Sübkî Hakkındaki Değerlendirmeleri ... 113

1.4.6. Tâcüddîn es-Sübkî’nin İçtihâdî Konumu ... 115

(11)

VII

1.4.6.1.1. Mutlak/Müstakil Müçtehit ... 116

1.4.6.1.2. Mukayyet Müçtehit ... 116

1.4.6.2. Sübkî’nin Müçtehitler Tabakasındaki Yeri ... 118

1.4.6.2.1. Ulemanın Değerlendirmeleri Bağlamında Sübkî’nin Müçtehitler Tabakasındaki Yeri ... 118

1.4.6.2.2. Sonraki Âlimlerin Yaptıkları Atıflar Bağlamında Müçtehitler Tabakasındaki Yeri ... 119

1.4.6.2.3. Eserlerinde Meseleleri Ele Alma Tarzı ve Tercihleri Bağlamında Müçtehitler Tabakasındaki Yeri ... 120

1.5.VEFATI ... 121

1.6.SÜBKÎKRONOLOJISI ... 122

İKİNCİ BÖLÜM TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ’NİN USÛLCÜLÜĞÜNÜN GENEL ÇERÇEVESİ 2.1. TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ’NİN TAKİP ETTİĞİ USÛL METODU 124 2.1.1. Mütekellimîn/Şâfiî Metodu ... 124

2.1.2. Fukahâ/Hanefiyye Metodu ... 126

2.1.3. Memzûc/Müteahhirîn Metodu ... 127

2.1.4. Sübkî’nin el-İbhâc ve Raf‘u’l-Hâcib’de İzlediği Metot ... 128

2.1.5. Sübkî’nin Cemʽu’l-Cevâmi‘’de İzlediği Metot ... 128

2.2.TÂCÜDDÎNES-SÜBKÎ’NİNETKİLENDİĞİUSÛLCÜLER .... 134

2.2.1. Fahrüddîn er-Râzî ... 135

2.2.1.1. Râzî’nin el-Mahsûl’de İzlediği Metot ... 135

2.2.1.2. Râzî’nin Tâcüddîn es-Sübkî’ye Etkisi ... 137

2.2.2. Seyfüddîn el-Âmidî ... 139

2.2.2.1. Âmidî’nin el-İhkâm’da İzlediği Metot ... 139

2.2.2.2. Âmidî’nin Tâcüddîn es-Sübkî’ye Etkisi ... 142

2.2.3. Sübkî’nin Râzî ve Âmidî’nin Yaklaşımlarını Cem’ Etmesi ... 145

2.2.4. Sübkî’nin Yararlandığı Diğer Usûlcüler ... 148

(12)

VIII

2.3.TÂCÜDDÎNES-SÜBKÎ’NİNKENDİSİNDENSONRAKİ

USÛLCÜLEREETKİSİ ... 155

2.3.1. Bir Usûl Âlimi Olarak Etkisi ... 155

2.3.2. Cemʽu’l-Cevâmi‘ Bağlamındaki Etkisi ... 161

2.3.2.1. Cemʽu’l-Cevâmi‘’in Fıkıh Eğitimindeki Etkisi ... 163

2.3.2.2. Sübkî’den Sonraki Usûlcülerin Cemu'l-Cevâmiʽdeki Yazım Metodunu Kullanması ... 165

2.3.2.3. Cemu'l-Cevâmiʽ Üzerine Çok Sayıda Şerh ve Hâşiyenin Yapılmış Olması ... 166

2.4.TÂCÜDDÎNES-SÜBKÎ’NİNFIKIHUSÛLÜESERLERİNİN YAZIMINDAİZLEDİĞİMETOT ... 166

2.4.1. Usûl Terimlerini Açıklaması ... 170

2.4.2. Kaynaklardan Alıntı Yapması ... 174

2.4.3. Usûl Meselelerini İzâh Etmesi ... 175

2.4.3.1. İhtilâflı Meseleleri Sunması ... 176

2.4.3.2. İhtilâflı Meselelerdeki Tartışma Noktalarını Belirtmesi ... 177

2.4.4. Farklı Mezheplerin ve Usûlcülerin Görüşlerine Yer Vermesi .... 178

2.4.4.1. Görüşleri Tarihsel Kronoloji Çerçevesinde Sunması ... 181

2.4.4.2. Görüşleri İç İçe Sunması ... 182

2.4.4.3. Delilleri Sunma Tarzı ... 184

2.4.4.4. Konuyla İlgili İtirazlara ve Cevaplara Yer Vermesi ... 187

2.4.4.5. Yanlış Atfedilen Görüşleri Tashîh Etmesi ... 191

2.4.4.6. Zayıf Gördüğü Görüşlere Dikkat Çekmesi ... 193

2.4.4.7. Benimsediği Görüşü Tercih Etmesi ... 194

2.4.4.7.1. Tercihte Kullandığı Kavramlar ... 197

2.4.4.7.2. Tercih Kaynakları ... 200

2.4.5. Fukahâ İle Usûlcülerin Farklı Düşündükleri Meseleleri Belirtmesi ... 202

2.4.6. Münazara Üslubunu Kullanması ... 203

2.4.7. Fıkhî/Furû‘î Meseleleri Sunması ... 204

2.4.8. Kelâmî Meselelere Değinmesi ... 208

(13)

IX

2.4.10. Konuyla İlgili Hadisleri Tahlil Ederek Kullanması ... 212

2.4.11. Konulara Eleştirel Yaklaşımı ... 213

2.5.TÂCÜDDÎNES-SÜBKÎ’NİNESERLERİNDEDİĞERMÜELLİF VEESERLERİİFADEETMEKİÇİNKULLANDIĞIÇEŞİTLİRUMUZVE İŞARETLER ... 215

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ’NİN ŞÂFİÎ MEZHEBİNİN GENEL GÖRÜŞÜNE MUHALİF USÛL GÖRÜŞLERİ 3.1.ŞERʽÎ HÜKÜMLER ... 223

3.1.1. İfâ Etmesi İstenilenler Açısından Farz-ı Kifâye’nin Hükmü ... 224

3.1.2. Emrin Mükellefe Yönelme Zamanı ... 230

3.2.KİTAP ... 234

3.2.1. Şâz Kırâatların Delil Oluşu ... 234

3.2.2. Emir Sıygası ... 238

3.2.2.1. Emir Sıygasının Vücûba Delâlet Yönü ... 240

3.2.2.2. Emreden Kişinin Emredilene Dâhil Olup Olmaması ... 243

3.2.3. Âmmın Tahsîs Edilebileceği En Az Miktar ... 248

3.2.4. Tahsîs Edilip Edilmediğini Araştırmaksızın Âmm İle Amel Etmenin Hükmü ... 254

3.2.5. Kıyas İle Neshin Hükmü ... 261

3.3.SÜNNET ... 267

3.3.1. Şeyhin Kendisinden Rivâyet Edilen Bir Hadisi Kabul Etmemesi ... 269

3.3.2 Âhâd Haberin Kıyasla Teâruz Etmesi ... 274

3.3.3. Sika Râvinin Hadis Metninde Ziyâde Yapması ... 287

3.4.İCMÂ ... 300

3.4.1. Bir Mesele Hakkında İki Ayrı Görüş Üzerinde Karar Kılındıktan Sonra Birinde İttifak Edilmesinin Hükmü ... 301

3.5.KIYAS ... 309

3.5.1. Kıyasla Sabit Hükmün Yeni Bir Kıyas İçin Asıl Olup Olmaması ... 312

(14)

X

3.5.2. Hükmün Birden Fazla İllet İle Taʽlîli ... 319

SONUÇ ... 328 KAYNAKÇA ... 332

(15)

XI

KISALTMALAR

A.K.Ü. Anadolu Dil-Tarih ve Kültür Araştırmaları Dergisi Bkz. Bakınız

b. Bin/ibn (oğul)

bt. Bint (kızı)

c. Cilt

Çev. Çeviren

DİA Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi DİB Diyanet İşleri Başkanlığı

Ed. Editör

Hz. Hazret

İFAV Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları İSAM İslâm Araştırmaları Merkezi

Ktp. Kütüphanesi

M.Ü.İ.F. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

nr. Numara

s. Sayfa

sy. Sayı

SBARD Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi TDV. Türkiye Diyanet Vakfı

Thk. : Tahkîk eden Ty. Yayın tarihi yok

UÜİFD Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi

vb. Ve benzeri

vd. ve diğerleri

vr. Varak

yy. Yayın yeri yok

(16)

1

GİRİŞ

I. TEZİN KONUSU VE KAPSAMI

Çalışmamızın konusu Hicrî 728/1327-771/1369 yılları arasında yaşamış Şâfiî usul âlimi Tâcüddîn es-Sübkî’nin hayatı, eserleri ve usûlcülüğüdür.

Memlûkler döneminde pek çok âlim yetiştiren Sübkî ailesine mensup Tâcüddîn es-Sübkî İslâmî ilimlerin pek çok alanında önemli eserler telif etmiştir. Fıkıh ve fıkıh usulü alanında mütebahhir olan Sübkî her ne kadar Şâfiî mezhebine mensup olsa da Şâfiî mezhebinin genel görüşüne muhalif görüşler tercih etmiş ve mensubu olduğu Şâfiî usul sistematiğine çeşitli eleştiriler yöneltmiştir. Aynı şekilde Şafiî mezhebinin füru’l-fıkhıyla ilgili önemli içtihat ve tercihlerde bulunmuş, ehl-i tercih derecesine nail olmuş önemli bir âlimdir.

Tâcüddîn es-Sübkî, hadis, fıkıh, fıkıh usûlü ve İslâm tarihi gibi İslâmî ilimlerin her hemen her alanında ün yapmış ve kensinden sonra gelen birçok âlimi etkilemiştir. Biz bu çalışmamızı, İslâm hukuk tarihinde Tâcüddîn es-Sübkî’ye ün kazındıran usûlcülüğüyle sınırlandıracağız. Bu bağlamda çalışmamızı bir giriş, üç bölüm ve sonuç kısmı olarak şekillendirdik.

Giriş kısmında konunun ana çerçevesi ortaya konulmuştur.

Birinci bölümde Tâcüddîn es-Sübkî’nin hayatı, ilmi kişiliği, hocaları, öğrencileri, eserleri, yaşadığı siyasî, sosyal, ilmi ve kültürel çevre ele alınmıştır.

İkinci bölümde, Tâcüddîn es-Sübkî’nin usûlcülüğünün genel çerçevesini oluşturan hususular ele alınmıştır. Bu çerçevede fıkıh usûlü eserlerinin yazımında izlediği metot, etkilendiği usûlcüler, sonraki usûlcülere etkisi, eserlerinin fıkıh tarihi açısından önemi ele alınan başlıca konulardır.

(17)

2

Üçüncü bölümde, Tâcüddîn es-Sübkî’nin Şâfiî mezhebinin genel görüşüne muhalif usûl tercihleri, tercih kaynakları, tercih ettiği görüşlerin dayanağını oluşturan sebepler incelenmiştir.

Sonuç kısmında ise çalışmanın sonunda varılan bulgular değerlendirilmiştir

II. TEZİN AMACI

Tâcüddîn es-Sübkî’nin usul anlayışını en iyi yansıtan eserlerinden biri yüze yakın eserden faydalanarak telif ettiği Cemʽu’l-Cevami‘dir. Muhtasar bir eser olmasına rağmen fıkıh usulünün tüm konularını ihata etmesiyle İslâm dünyasında haklı bir şöhrete sahip olan eser, önemli temel kaynaklar arasında kabul edildiği gibi fıkıh usulü eğitiminde de uzun yıllar başucu eser konumunda olmuştur.

Ülkemizde Sübkî ve usûl anlayışıyla ilgili ne tez ne de kitap düzeyinde her hangi bir çalışma bugüne kadar yapılmadığından, fıkıh usulü tarihinde önemli bir konuma sahip böylesi bir âlimi, hayatı, eserleri ve usûlcülüğü bağlamında tanıtmak çalışmamızın temel gayesidir. Ayrıca bölgemizde Şafiî mezhebinin daha yaygın olması hasebiyle, Şafiî mezhebine mensup bu büyük usûl alimini çalışmak da bir diğer motivasyon unsurudur. Böylece ülkemizde sınırlı seviyede olan Şâfiî fıkıh birikimine mütevazı bir katkıda bulunmak istedik.

III. TEZİN ÖNEMİ

Malum olduğu üzere ülkemizde geleneksel olarak yaygın vaziyette olan iki mezhep bulunmaktadır: Hanefî ve Şâfiî Mezhepleri. Ancak Osmanlı devletinin bâkiyesi konumunda olan Türkiye’de Hanefî mezhebiyle ilgili yapılan çalışmalar nitelik ve nicelik açısından Şâfiî mezhebiyle ilgili yapılan çalışmalara oranla oldukça fazladır. Şâfiî mezhebiyle ilgili son yıllarda bir takım çalışmalar yapılmakla birlikte bunlar yine de oldukça az sayıdadır. Bu çalışma Şâfiî hukuk düşüncesinin anlaşılmasına bir katkı sağlacağından önem arz etmektedir.

Sübkî gibi İslâm âleminde iz bırakmış şahsiyetler, orijinal eserler meydana getirdikleri gibi kendilerinden sonraki nesillerin ufuklarını açacak yöntemler de geliştirmişlerdir. Nitekim İslâm hukuk tarihine damga vurmuş olan Sübkî gibi bir âlimin tanınması, ilmi çalışmalarının araştırılıp tanıtılması ve yöntemlerinin belirlemesi önemlidir.

(18)

3

Sübkî’nin İslâm hukuk tarihi açısından önemi, kendisinin usul ilminde başarılı bir sentez ortaya koymasıdır. Fukahâ ve mütekellimîn metotlarını mezcederek muhtasar bir usul eseri telif eden Sübkî’nin usul düşüncesinin aydınlatılması, geleneğimizin daha sağlıklı değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. İslâm medeniyetinde derin izler bırakmış Sübkî gibi âlimlerin anlaşılması geleceğimizi şekillendirmede bizlere yardımcı olacaktır.

IV. TEZİN YÖNTEMİ

Çalışmamız Hicrî 8. yy.da vefat eden bir âlimin usul anlayışını kapsamaktadır. Dolayısıyla kaynak taraması yöntemi kullanılmıştır. Ele aldığımız konu şahıs merkezli bir çalışma olduğundan öncelikle yaşadığı dönem incelenmiştir. Bunu yaparken de Sübkî’nin yaşadığı dönem tarih ve tabakat kitaplarından istifadeyle hazırlanmıştır. Sübkî’nin eserleri günümüze geldiğinden onun usûlcülüğü, doğrudan eserlerine müracaat edilerek ortaya konulmuştur. Ayrıca mensubu olduğu Şâfiî mezhebinin temel kaynaklarına müracaat edilmiş, usul geleneğinin önemli eserlerine de bakılmıştır.

Kaynak taraması yöntemiyle elde edilen bilgiler örnek olay incelemesi yöntemiyle tahlil edilmiş ve Sübkî’nin eserlerinden hareketle usûlcülüğü ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Bu çalışmada üzerine duracağımız temel hususlar şunlardır: - Tâcüddîn es-Sübkî’yi fıkıh usûlünde önemli kılan hususlar.

- Sübkî’nin usûl düşüncesinin şekillenmesinde etkisi olan usûlcüler. - Sübkî’nin sonraki usûlcüler üzerindeki etkisinin ne şekilde olduğu. - Sübkî’nin bir görüşü tercih ederken benimsemiş olduğu ilkeler.

Sübkî’nin, özellikle sonraki âlimlere etkisi bağlamında usûlcülüğünün ortaya konulmasında bazı zorluklar yaşanmıştır. Bu durumun en başta gelen sebebi ise sonraki âlimlerin “Sübki’ye” atıfta bulunurken babasının da aynı lakaba sahip olmasına rağmen baba-oğul arasında bir ayrıma girmeden “Sübkî” lakabını mutlak olarak kullanmışlardır. Dolayısıyla Sübkî’ye yapılan bir atfın baba Takıyüddî es-Sübkî'ye mi yoksa incelem konumuz olan oğul Tâcüddîn es-Sübkî’ye mi ait olduğu ilk planda anlaşılması zor bir durumdur. Ancak genel okumalar ve araştırmaların

(19)

4

bizde oluşturduğu kanaat, fıkıh usûlü ile ilgili yapılan atıflarda mutlak olarak Sübkî zikredildiğinde müellifimizin kastedildiği yönündedir. Nitekim Tâcüddîn es-Sübkî fıkıh usûlü ilminde otorite olup bu alanda babasından daha meşhurdur. Sonraki usûlcülerin eserlerini tahkîk eden muhakkiklerin bir kısmının çalışmasında da bunu görmek mümkündür. Aynı şekilde Sübkî’nin fıkıh ile ilgili eserleri matbu olmadığından tezde zikrettiğimiz usûl meselelerle ilgili ihtilâftan etkilenmiş fıkhî meseleler hakkındaki görüşlerinin tespiti de zor bir durum oldu.

Tezin yazımında Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitünün yazım kuralları dikkate alınmıştır. Arapça eser ve müelliflerin Latin harfleriyle yazımında Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi ve Türk Dil Kurumu yazım kuralları esas alınmıştır.

V. TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ İLGİLİ YAPILMIŞ ÇALIŞMALAR Türkiye’de Yapılan Çalışmalar

Çok yönlü bir âlim olmasına rağmen memleketimizde Tâcüddîn es-Sübkî ile ilgili yapılmış çalışmalar oldukça sınırlı sayıdadır. Bu çerçevede şu çalışmalardan söz etmek mümkündür:

DİA “Tâcüddîn es-Sübkî” maddesi, Sübkî’nin hayatı ve eserleri hakkında derli toplu bilgi veren bir ansiklopedi maddesidir. Madde iki bölümden müteşekkildir. Sübkî’nin biyografisini Bilal Aybakan tarafından, itikadî görüşleri ise Çağfer Karadaş tarafından kaleme alınmıştır.

Mehmet Emin Şen’in Bilim Tarihçisi Olarak Sübkî’ye Göre Cengiz Hân adlı makalesi, Sübkî’nin Cengiz Hân ile ilgili görüşlerini değerlendiren bir çalışmadır.

Sübkî’nin itikadî konularla ilgili görüşleri ve usul ilmindeki uzlaşmacı yönünün kelam ilmindeki bir başka örneği Mehmet Kalaycı tarafından yazılan; Eş‘arîlik ve Mâtûridîliği Uzlaştırma Girişimleri: Tâcüddîn es-Sübkî ve Nûniye Kasîdesi adlı makalede ele alınmıştır.

(20)

5

Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu çalışmalar dışında ülkemizde Sübkî ile ilgili her hangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.

Arap Ülkelerinde Yapılan Çalışmalar

Arap dünyasında yapılan çalışmalar ülkemizde yapılan çalışmalara oranla çok daha fazladır. Bu çalışmalar da sadece fıkıh açısından değil diğer disiplinleri de ilgilendiren çalışmalar şeklindedir. Buna göre;

Arap Dili ve Edebiyatı Yönüyle İle İlgili Yapılmış Çalışma: İvaz

Muhammed Ahmed Abdurrahman Kerekî tarafından hazırlanan Tâcüddîn es-Sübkî ve’l-Kadâyâ’l-Edebiyye min Hilâli Kitâbihî Tabakâti’ş-Şâfiîyyeti’l-Kübrâ ( نيدلا جات يربكلا ةيعفاشلا تاقبط هباتك للاخ نم ةيبدلاا اياضقلاو يكبسلا) adlı bir yüksek lisans tezi bulunmaktadır. Tez 1984 yılında Câmiʽatu İskenderiyye Külliyetü’l-Âdâb’da (Mısır) hazırlanmıştır.

Kelâmî Yönüyle İle İlgili Yapılmış Çalışma: Ârâu’s-Sübkî el-Akîdiyye min

Hilâl Kitâbi Tabakâti’ş-Şâfiîyyeti’l-Kübrâ ( ةيعفاشلا تاقبطلا باتك للاخ نم ةيديقعلا يكبسلا ءارا يربكلا) isimli çalışma, İbrahim b. Muhammed tarafından 1420/1999 yılında Câmi‘atu Melik Suud’da (Riyad) bir yüksek lisans tezi olarak sunulmuştur. Adından da anlaşılacağı üzere Sübkî’nin Tabakât adlı eserindeki kelamî görüşleri ele alınmıştır.

Fıkhî Yönüyle İle İlgili Yapılmış Çalışma: Sübkî’nin el-Eşbâh ve’n-Nezâir

adlı eserinin yazımında izlediği üslup ve metodu ele alan Menhecü’l-İmam es-Sübkî fî Kitabi’l-Eşbâh ve’n-Nezâir (رئاظنلاو هابشلأا باتك يف يكبسلا ماملإا جهنم) isimli makale Âdem Nûh ve Usâme Ali tarafından Câmiʽatu Dımaşk li’l-Ulûmi’l-İktisadiyye Kânûniyye’de hazırlanmıştır. Makale, Câmi‘atu Dimaşk li’l-Ulûmi’l-İktisadî ve’l-Kanuni Dergisinde yayımlanmıştır (c. 24, sy.2, 2008).

Fıkıh Usûlü Yönüyle İlgili Yapılmış Çalışmalar: Sübkî’nin fıkıh usulü

eserlerinin yazımında izlediği üslup ve metodu ele alan Menhecü'l İmâm Tâcüddîn es-Sübkî fî Usûli’l-Fıkıh (هقفلا لوصا يف يكبسلا نيدلا جات ماملاا جهنم) adlı yüksek lisans tezi Ahmed İbrahim Hasan el-Hasanât tarafından 2002 yılında Câmiʽatu Ürdün Külliyetü’ş-Şerîʽa’da hazırlanmıştır. Kendisinden istifade etme imkânı bulduğumuz

(21)

6

bu çalışmada yazar konuyu daha ziyade Sübkî’nin usûl eserlerinin tanıtımı çerçevesinde ve sınırlı olarak ele almıştır.

Sübkî ve babasının, Beydâvî’nin Minhâcu’l-Vusûl adlı eserine yazdığı İbhâc fî Şerhi’l-Minhâc şerhinde, Beydâvî’ye muhalefet ettiği meseleleri ele alan el-Mesâilü’l-Usûliyyetü’l-Letî Hâlefe fîhâ es-Sübkî ve İbnuhu el-Beydâvî min Hilâli Kitabihi el-İbhâc fi Şerhi’l-Minhâc ( نم يواضيبلا هنباو يكبسلا اهيف فلاخ يتلا ةيلوصلاا لئاسملا جاهنملا حرش يف جاهبلاا هباتك للاخ) adlı çalışma 2008 yılında Bedriye bt. Abdillah tarafından Câmiʽatu İmam Muhammed b. Suûd’de (Riyad) yüksek lisan tezi olarak sunulmuştur.

Meşâil bt. İbrahim tarafından Câmiʽatü İmam Muhammed b. Suûd (Riyad) 2013 yılında yüksek lisans tezi olarak sunulan el-Mesâilü’l-Usûliyyetü’l-Letî Hâlefe fîhâ ez-Zerkeşî İbne’s-Sübkî fî Kitabi Teşnîfi’l-Mesâmiʽ bi Cemʽi’l-Cevâmiʽ ( لئاسملا عماوجلا عمجب عماسملا فينشت باتك يف يكبسلا نبا يشكرزلا اهيف فلاخ يتلا ةيلوصلاا) isimli çalışmada Zerkeşî’nin Teşnîfi’l-Mesâmiʽ bi Cemʽi’l-Cevâmiʽ adlı eserinde Sübkî’ye muhalefet ettiği meseleler ele alınmıştır. Bu çalışma basılmamıştır.

Cem’u’l-Cevami üzerine yapılan ancak ulaşamadığımız dört yüksek lisans çalışması bulunmaktadır. İsimlerinden de anlaşılacağı üzere Sübkî’nin usul görüşlerini çeşitli açılardan ele aldıklarını tahmin ettiğimiz bu çalışmalar şunlardır;

Muhammed b. Câbir Hasan eş-Şehîr tarafından 2013 yılında Câmiʽatü’l-İslâmî’de (Medine) hazırlanan İstidrâkâtü’l-Usûliyye alâ Cemʽi’l-Cevâmi‘ li İbn’s-Sübkî min Hilâli Şürûhihi min Mebhasi’l-Kitab ilâ Babi’l-Âm ( ىلع ةيلوصلأا تاكاردتسلاا

عمج

ماعلا باب ةياهن ىلإ باتكلا ثحبم نم ؛هحورش للاخ نم يكبسلا نبلا عماوجلا ) isimli yüksek lisans tezi,

Abdullah b. Humûd b. Ramsân es-Sühaylî tarafından 2014 yılında Câmiʽatü’l-İslâmî’de (Medine) hazırlanan İstidrâkâtü’l-Usûliyye alâ Cemʽi’l-Cevâmi‘ li İbn’s-Sübkî min Hilâli Şürûhihi min Bâbi’t-Tahsîs ilâ Nihâyeti Kitâbi’l-İcmâ ( ىلإ صيصختلا باب نم ؛هحورش للاخ نم يكبسلا نبلا عماوجلا عمج ىلع ةيلوصلأا تاكاردتسلاا عامجلإا باتك ةياهن) adlı yüksek lisans tezi,

(22)

7

Hişâm b. Savne tarafından 2014 yılında Câmiʽatü’l-İslâmî’de (Medine) hazırlanan İstidrâkâtü’l-Usûliyye alâ Cemʽi’l-Cevâmi‘ li İbn’s-Sübkî min Hilâli Şürûhihi (el-Mukaddimât) ( حورش للاخ نم يكبسلا نبلا عماوجلا عمج ىلع ةيلوصلأا تاكاردتسلاا ؛ه تامدقملا ) isimli yüksek lisans tezi,

Târık el-Uşeyr tarafından 2015 yılında Câmiʽatü’l-İslâmî’de (Medine) hazırlanan İstidrâkâtü’l-Usûliyye alâ Cemʽi’l-Cevâmi‘ li İbn’s-Sübkî min Hilâli Şürûhihi Kitabi’l-Kıyâs ( ؛هحورش للاخ نم يكبسلا نبلا عماوجلا عمج ىلع ةيلوصلأا تاكاردتسلاا سايقلا باتك) adlı yüksek lisans tezidir.

(23)

8

BİRİNCİ BÖLÜM

TÂCÜDDÎN ES-SÜBKÎ’NİN YAŞADIĞI DÖNEM, HAYATI,

ESERLERİ VE İLMÎ KİŞİLİĞİ

Sübkî’nin hayatıyla ilgili bilgileri serdetmeden önce, yaşamış olduğu döneme, ana hatlarıyla değinmemizde fayda mulahaza etmekteyiz. Sübkî, doğumunda vefatına kadar Memlûkler hâkimiyetinde yaşamıştır. Dolayısıyla Memlûkler döneminin siyâsî, sosyal ve kültürel durumu hakkında bilgi vermek konumuz açısından önem arz etmektedir.

1.1. YAŞADIĞI DÖNEM

İslâm tarihinde el-Beytü’s-Sübkîyye adıyla bilinen ve dönemin pek çok meşhur âlimini yetiştiren ailenin ilk önemli üyesi Abdulkâfî b. Ali b. Temmâm’in yaşadığı dönem (659/1260-735/1334), İzzüddîn Ayebeg’in 648/1250 yılında yönetimi ele geçirmesiyle kurulan Memlûkler1 devletinin kuruluş aşamasına denk gelmektedir. Yine Sübkiyye ailesinin son meşhur âlimi olan Ali b. Muhammed b. Ali b. Muhammed b. Mâlîk b. Abdilmelik b. Ali b. Temmâm 847/1443 yılında doğmuştur. Vefat tarihi bilinmeyen Ali’nin altmış üç yıl yaşadığı farz edilirse, vefatı 910/1504 yılına denk gelmektedir. Bu da Memlûkler’in yıkılış tarihi olan 922/1515 yılına yakın bir tarihe denk düşmektedir. Buna göre genel olarak şunu ifade etmek mümkündür ki; Sübkîyye ailesi Memlûkler’in siyasî tarihiyle hemen hemen yaşıttır.2

1 Memlûk lügatte; kişinin malı, mülkü, sahipliğinde olan şeydir. Istılahta ise savaşlarda esir alınan

veya köle pazarlarından satın alınan beyaz köle anlamında kullanılmıştır. İslâm tarihinde, Memlûkları ilk istihdam eden Abbâsî halifeleri olmuştur. Saîd Abdulfettâh Âşûr,

el-Asru’l-Memâlîk fî Mısır ve’ş-Şâm, Dâru’n-Nahdati’l-Arabiyye, Kahire 1395/1976, s. 9.

(24)

9

Dolayısıyla kuvvetli bir ilmî geleneğe mensup Sübkiyye ailesinin bir ferdi olarak Tâcüddîn es-Sübkî’nin hayatını ele alan bir çalışmada Memlûkler döneminin genel atmosferi hakkında bilgi vermemek mümkün değildir.

1.1.1. Siyasî Durum

Hicri 728 ile 771 yılları arasında yaşamış olan Sübkî, doğumundan vefatına kadar, Memlûkler yönetiminin birinci devresinde yaşamıştır. Bu nedenle dönemin siyasî durumu başlığı altında ağırlıklı olarak Memlûkler’in birinci devresini ele alacağız. Ancak konu bütünlüğünü sağlamak açısından yeri geldiğinde diğer dönemler hakkında da bilgi verilecektir.

1.1.1.1 Memlûkler Devleti'nin Kuruluşu ve Yaşanmış Bazı Siyasî Olaylar

Aybeg’in Kahire merkezli kurduğu Memlûkler Devleti, tarihçiler tarafından iki devreye ayrılmıştır. Birinci devresi 647/1250'den 783/1382'ye kadar devam eden yüz otuz iki yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Bu sürede hüküm süren sultanlara, Nil Nehri’nin kenarında bulunan Ravza Kışlalarında kaldıkları için el-Memâlîkü'l-Bahrî yani “Bahrî Memlûkler’i”3 denildiği gibi sultanlarının Türk olmaları nedeniyle kurulan bu devlete Türk devleti de denilmiştir. İlk sultanları İzzüddîn Aybeg’dir (648/1250). Son sultanları ise Sâlih Haci’dir (783/1381). Bu dönemde toplam yirmi dört sultan görev yapmış; dokuzu öldürülmüş, on biri tahtan indirilmiş, diğerlerinin hâkimiyeti ise vefatlarıyla son bulmuştur.4 Memlûkler’in ikinci devresi ise 783/1382’den 922/1517’ye kadar devam eden yüz otuz beş yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Bu dönemin sultanlarına ise oturdukları kalelerin burçlarına nispetle el-Memâlikî’l-Burciyye “Burcî Memlûkler’i” denildiği gibi kökenleri olan Çerkezlere nispetle “Çerkez Memlûkler’i” adı da verilmiştir.5 Bu dönemde yirmi üç hükümdar vazife yapmıştır. İlk sultanları el-Melikü’z-Zâhir Berkuk’tur (784/1382).

3 Sultan el-Melik es-Sâlih Necmüddîn Eyyûb, çoğu Kıpçak ve Harezmlilerden oluşan köleleri

getirerek bir Memlûk birliği kurdu. Kara ile bağlantısı olmayan ve müstahkem bir kalesi olan Ravza Adasına yerleştirdi. Bu yeni birliğe de el-Memâlîk el-Bahriyye adı verildi. Abdullah Mesut Ağır, “Memlûklerde Bir Kadın Sultan: Şecer ed-Durr İsmet ed-Dîn Umm-i Halîl”, Uluslararası

Sosyal Araştırmalar Dergisi, cilt 3, sayı, 13, 2013, s. 11.

4 İsmail Yiğit,“Memlükler”, DİA, TDV Yayınları Ankara 2004, XIX, s. 90-91.

5 Komisyon el-Mevsû‘atu’l-Arabiyyetu’l-Âlemiyye I-XXIV, Müessesetu A‘mâlî’l-Mevsû‘ati

(25)

10

Son sultanları ise el-Melikü’l-Eşref Tomanbay’dir (923/1517). Bunlardan yedisi öldürülmüş, on biri tahtan indirilmiştir, diğerlerinin sultanlığı ise vefatlarıyla son bulmuştur.6

Devletin coğrafî sınırı, bugünkü Türkiye’nin güneyinde bulunan Toroslar dâhil Suriye, Ürdün, Lübnan, Kıbrıs, Mısır ve Sudan bölgelerini kapsamaktaydı.7

Eyyûbî hükümdarlarından el-Melikü’s-Sâlih, hassa ordusu ve saray muhâfızı alaylarına asker yetiştirmek amacıyla Moğol İmparatorluğu’nun istilası sonucunda esir düşen ve Mısır Devletine satılan; çoğu Türkler, Çerkezler, Gürcüler gibi Arap olmayan Müslüman esirlerden oluşan köleleri Kahire’ye getirerek asker olarak yetiştirirdi. Kölelerden oluşan bu askerler zamanla devletin yönetiminde en önemli mevkilere yerleştiler ve sultanlık makamından sonra gelen vezirlik makamına kadar yükseldiler.8 Öyle ki bu askerler, Eyyûbîlerin sultanlarından dilediklerini azledip yerlerine dilediklerini atayabiliyorlardı.9 Nitekim Memlûkler’in ordunun üst makamlarına Türk kumandanları tayin etme karşılığında II. Âdil’i (635/1238-637/1240) tahtan indirip yerine Melik Sâlih Necmüddîn Eyyûbî’yi (637/1240-646/1249) hükümdar ilan etmeleri bunun en bariz örneklerindendir.10

Necmeddîn Eyyûbî’nin vefatından sonra eşi Şecer ed-Dürr el-Melike İsmetüddîn Ümmü Halîl, sultanın vefatını halktan gizleyerek önce Hısn-ı Keyf’de11 bulunan sultanın oğlu Turanşah’a gizli bir haberle babasının vefatını bildirir ve tahta geçmesi için Kahire’ye çağırır. Turanşah Mısır’a ulaştıktan sonra Sultan es-Sâlih’in ölümü açıklanır. Bunun ardından da Turanşah 647/1249 Şevval ayında Cuma günü Dımaşk’da12 tahta çıkarak sultanlığını ilan eder.13Turanşah yönetime geçer geçmez

6 Mahmud Şâkir, et-Târîhu’l-İslâmî I-XXII, el-Mektebetü’l, İslâmî, Beyrût 1421/2000, VII, s. 35-36,

69-70.

7 Yiğit,“Memlükler”, DİA, XIX, s. 90-92. 8 Yiğit,“Memlükler”, DİA, XIX, s. 90.

9 Süleyman Kızıltoprak, “Memlük” DİA, TDV Yayınları, Ankara 2004, XXIX, s. 88.

10 Şemsüddîn Ahmed b. Muhammed İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-A‘yân ve Enbâu Ebnâi’z-Zamân I-VII, (thk. İhsân Abbâs), Dâru Sadr, Beyrût, ty. V, s. 84.

11 Yâkût el-Hamevî, Hısn-i Keyf’i şöyle tanıtmaktadır: Âmid (Diyarbakır) ile Cizre arasında Dicle

Nehri üzerindedir ve gördüğüm memleketlerde bu köprüden daha muhteşemi yoktur. Bkz. Ebû Abdillah Yâkût b. Abdillah el-Hamevî (626/1228), Mu‘cemü’l-Büldan I-VII, 2, Dâru Sadr, Beyrût 1415/1995, II, s. 265.

12 Dımaşk: Suriye, Filistin, Ürdün ve Lübnan’ı içine alan Bilâdu’ş-Şam olarak bilinen bölgenin en

(26)

11

Memlûkler’i devletin yönetiminden uzaklaştırmaya başlar ve üvey annesi olan Şecer ed-Dürr’eyi14 babasının hazinesini saklamakla itham ederek ağır hakaretlerde bulunur. Bunun üzerine Şecer ed-Dürr, Huşdâşlarından15 olan Bahrî emîrlerinden Baybars el-Bundukdârî ve arkadaşlarının desteğini alarak bir suikast ile Turanşah’ı ortadan kaldırır (648/1250).16

Turanşah’ın öldürülmesiyle Eyyûbî devleti son bulmuştur.17 Ardından Şecer ed-Dürr, ordu kumandanlarının desteğini alarak kendisini sultan olarak ilan etmiştir (648/1250). Ordu kumandanları da aralarından en nüfuzlu ve kabiliyetli olan İzzüddîn Aybeg et-Türkmanî el-Caşnegirî’yi18 Şecer ed-Dürr’eye devlet işlerinde yardımcı olmak için Atabegu’l-Asâkir19 olarak seçtiler. Bunun üzerine Aybeg askeri kışladan Kal‘atü’l-Cebel’e20 geçerek görevine başlamıştır.21

_________________________

olan Şam şehri ve civarı Hz. Ömer'in halifeliği sırasında Hâlid b. Velîd ve Ebû Ubeyde b. Cerrah idaresindeki İslâm orduları tarafından fethedildikten sonra Dımaşk şehri Şam vilayetinin merkezi oldu. Ayrıntılı bilgi için bkz. Cengiz Tomar, “Şam”, DİA, TDV Yayınları, Ankara 2010, XXXVIII, s. 315-320.

13 Muhammed Sühayl Takkûş, Târîhu’l-Memâlîk fî Mısır ve Bilâdi’ş-Şâm, Dâru’n-Nefâis, Beyrût

1318/1997, s. 32-33; Cemâlüddîn Muhammed b. Sâlim b. Vâsıl (697/1298), Mufarricü’l-Kürûb

fî Ahbari Benî Eyyûb I-V,(thk. Hüseyin Muhammed Rabî‘), V, s. 262-264.

14 Şecer ed-Durr; zarif, güzel, zeki ve Türk asıllı bir cariye idi. el-Melik es-Sâlih onu cariye olarak

kendisi için satın almış; ancak onun güzelliğini görünce, azad edip eş olarak nikâhına almıştır. Bkz. Ağır, “Memlûklerde Bir Kadın Sultan”, s. 9-14.

15 Huşdâs: Farsça kökenli bir kelime olup aslı, hocatış veya hüşdâşiyedir. Aynı emîrin hizmetinde

bulunan, aralarında uhuvvet, sadakat ve fedakârlık gibi manevî bağlar olan Memlûklerdir. Reinhart Dozy, Tekmiletu’l-Me‘âcimi’l-Arabiyye I-XI, (Çev. Muhammed Selim En-Na‘imî, Vizâratü’s-Sekâfeti ve’l-İ‘lâl, Irak 1979-2000, IV, s. 26.

16 Yusuf b. Tağrîberdî (874/1470), En-Nucûmu’z-Zâhire fî Mulûki Mısır ve’l-Kâhire I-VI,

Dâru’l-Kütüb, Mısır 1348/1929, VII, s. 3-4.

17 Abdulbasit b. Halîl el-Malatî (920/1514), Nüzhetü’l-Esâtîn fî men Veliye Mısır Mine’s-Selâtîn,

(thk. Muhammed Kemalüddîn-İzzüddîn Ali), Mektebetü’s-Sekâfeti’d-Dâri'd-Dinîyye, Kahire 1407/1987, s. 64.

18 Memlûkler zamanında, sultanlara getirilen yemek ve içecek gibi şeylerde zehir vb.’nin olup

olmadığını kontrol etmek için onlardan önce tadına bakan, emîrlere denilirdi. Ahmed b. Ali el-Kalkaşendî (821/1418), Subhu’l-A‘şâ I-XV, Dâru'l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût ty. V, s. 432.

19 Atabeg ata ve beg’den oluşmuş Türkçe bir birleşik kelimedir. Selçuklulardan başlayarak Türk

devletlerinde çeşitli unvan ve vazifeler için kullanılmıştır. Bahse konu Memlûklerde ise sultan nâipliğinden sonra en büyük makam olan atabeklik, baş kumandalar için kullanılmıştır. Alptekin Coşkun, “Atabeg”, DİA, TDV Yayınları, Ankara 1991, IV, s. 38-40.

20 Merkezi Kahire olan Memlûkler Devletinde sultanların sarayı ve resmi daireler olarak kullanılan

yer Kalʽatül-Cebel'deki mekânlardı. Burada sultana has mekânlar, taşthane, firaşhane, rikabhane, zeredhane, matbah ve tablhane gibi bölümler vardı. Bahâuddîn Karakuş tarafından, sultanların oturması için Salahüddîn Eyyîbî‘nin talimatıyla yapılmıştır. Ancak Selahüddîn Eyyûbî içinde oturmamış; ondan sonra gelen kardeşi el-Melikü’l-Âdil’den itibaren sultanlar orada devleti yönetmişlerdir. Bkz. Ahmed b. Yahya el-‘Adevî, Mesâlikü’l-Ebsâr fî Memâliki’l-Emsâr

(27)

12

Daha sonra Şecer ed-Dürr, halktan gelen tepkiler ve şer‘î açıdan bir kadının sultan olmasının uygun olmadığı gibi gerekçelerle kendisiyle evlendiği İzzüddîn için sultanlıktan feragat etmiştir.22 İzzüddîn Aybeg’in tahta geçmesiyle Memlûkler Devleti resmen kurulmuştur.23

İzzüddîn Aybeg yedi yıl hüküm sürmüştür (647/1250-654/1257).24 Bu sürede Aybeg, Mansûre Savaşı diye bilinen Haçlılarla yapılan savaşı kazandı ve Mısır’a yönelen VII. Haçlı seferini bertaraf etti. Bir yandan da İsmailîlerle uğraştı.25Daha sonra aralarında bazı anlaşmazlıklardan dolayı Şecer ed-Dürr, birinci eşinin oğlunu öldürdüğü gibi İzzüddîn’i de bir tuzakla ortadan kaldırdı (655/1257).26Bunun üzerine Aybeg’in ilk eşi, kocasının intikamını almak için cariyeleriyle birlikte Şecer ed-Dürr’eye işkence yaparak feci bir şekilde öldürdüler.27

İzzüddîn Aybeg’in öldürülmesinin ardında Sâlihiyye Memûklerinin28 karşı çıkmasına rağmen diğer eşinden olan on beş yaşındaki oğlu Nûruddîn Ali sultanlığa, Emir Kutuz el-Meliku’l-Muzaffer Seyfüddîn et-Türkî’i de sultan naipliğine getirildi (654/1257-656/1259).29

Nûruddîn Ali sultanlığı sırasında Emir Kutuz, 655/1258’de Bağdat’ta Abbâsî hilafetini ortadan kaldırarak Suriye’ye doğru harekete geçen Moğol ordusuna karşı savaşmak için bir toplantı yapar. Toplantıda, Nûruddîn Ali’nin küçük yaşta olması nedeniyle herkese söz geçiremeyeceğini, Moğol istilasına karşı koyabilmek için herkese söz geçirebilecek birinin sultanlığa getirilmesini teklif edilir. Bu teklif üzerine Kutuz oy birliğiyle sultan olarak ilan edilir (657/1259).30 Sultan Kutuz, diğer

_________________________

21Ahmed b. Ali el-Makrîzî (845/1441), el-Mevâ‘izu ve’l-İ‘tibâr bi Zikri’l-Hıtati ve’l-Âsâr I-IV,

Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût 1418/1997, III, s. 413.

22 Muhammed b.Ahmed b. İyâs (930/1524), Bedî‘u’z-Zuhûr fî Vekâi‘d-Dühûr I-III,

Matâbi‘u’ş-Şü‘ûb, 1379/1960, 1, s. 73.

23 Makrîzî, el-Mevâ‘izu ve’l-İ‘tibâr, II, s. 244. 24 Malatî, Nüzhetü’l-Esâtîn, s. 70.

25 Takkûş, Târîhu’l-Memâlîk, s. 45-57

26 Abdulvehhâb b. Ali es-Sübkî (771/1369), Raf‘u’l-Hâcib ‘an Muhtasari İbn’l-Hâci I-IV, (thk. Ali

Muhammad Muavvaz-Adil Ahmed Abdulmevcûd), Âlemu’l-Kütüb, Beyrût 1419/1999 I, s. 30.

27 Ağır, “Memlûklerda Bir Kadın Sultan”, s. 5.

28 Bahrî Memlûklerine, Sâlihiyye Memlûkleri denilmesinin sebebi; bu yapının el-Melikü’s-Sâlih

tarafından kurulmasındandır.

29 Takkûş, Târîhu’l-Memâlîk, s. 58.

(28)

13

Bahrî Memlûkler’inin desteğini de alarak Moğol ordusunu Ayn-câlut31 denilen yerde mağlup ederek batıya ilerleyişini durdurdu (658/1260).32 Bu savaşın kazanılmasıyla Suriye’nin büyük bölümü Memlûkler Devleti’nin hâkimiyetine geçtiği gibi Memlûkler İslâm dünyasının en büyük devleti haline geldi. Ancak Bahrî emîrlerinden Baybars el- Bundukdârî, Melik Kutuz’un kendisine daha önce vaad ettiği HalepNâibliğini vermeyince33 arkadaşları ile birlik olup Kutuz’u bir suikast ile öldürttü ve devletin gerçek kurucusu olarak bilinen 1. Baybars sultan olarak ilan edildi (658/1260).34

Baybars, hem dinî yönde otoritesini sağlamlaştırmak için35 hem de Melik Kutuz’un suikastı ile ilgili halk nezdinde kendini temyize çıkarmak için36 Abbâsî hanedanından Ahmed b. Zâhir Biemrilllah (660/1261)’ı Mısır’a getirerek halife olarak ilan edip hilafeti Mısır’da yeniden kurdu. Böylece Memlûkler DevletiSünnî İslâm âleminin merkezi haline geldi ve sultanlar bundan böyle meşruiyetini halifelerin ilan ettiği menşûrelerle kazanmaya başladılar.37 Ancak bu dönemde hilafet, siyasîveya idârî hiçbir yetkisi ve fonksiyonu olmayan sembolik bir makamdan ibaret olmuştur.38 On yedi yıl buyunca tahtta kalan Baybars, devletin otoritesini sağlamlaştırarak merkeziyetçi bir hüviyet kazandırdı. Bu süre zarfında Baybars İlhanlılar ve Haçlılarla mücadele etti ve Antakyadaki haçlıların varlığına son verdi. Baybars 675/1277’de vefat edince yerine on sekiz yaşında olan veliahdı el-Melikü’l-s-Sâîd Ebü’l-Me‘âlî Muhammed Berke Han tahta geçti. Ancak onun

31 Ayn-câlât: Filistin’nin Nablus ile Beysân kentleri arasında bulunan küçük bir kasabanın adıdır.

Adını da Hz. Dâvûd ile Calût arasında vuku bulan savaş esnasında, söz konusu mevkide Câlût’un Hz. Davut tarafından öldürülmesinden almıştır. Hamevî, Mu‘cemü’l-Büldan, VII, s. 177.

32 Süleyman bi Abdilkavi et-Tûfî (716/1316), el-İntisârâtü’l-İslâmiyye fî Keşfi Şübehi’n-Nasraniyye I-II,(thk. Sâlim b. Muhammed el-Karnî), Mektebetü’l-‘Abîkân, Riyad 1419/1998, I,

26; Takkûş, Târîhu’l-Memâlîk, s. 60.

33 Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 38. 34 Malatî, Nüzhetü’l-Esâtîn, s. 73-74. 35 Yiğit,“Memlükler”, DİA, XXIX, s. 90. 36 Sübkî, Raf‘u’l-Hâcib, I, s. 30.

37 Kâsım Abduh Kâsım, Asru Selâtini’l-Memâlîk, 1415/1994, Dâru’ş-Şürûk, Kahire, s. 16. 38 Takkûş, Târîhu’l-Memâlîk, s. 94-97.

(29)

14

saltanatı uzun sürmedi ve isyan eden emîrlerin baskılarına dayanamayıp tahtı terk etmek mecburiyetinde kaldı (675/122-677/1279).39

Berke Han’dan sonra emîrlerden Seyfüddîn Kalâvûn’un çabasıyla Berke’nin yedi yaşındaki kardeşi el-Melikü’l-Âdil Seyfüddîn Sulamış tahta geçti ve Kalâvûn da kendini Atabeg olarak ilan etti. Kalâvûn üç ay içinde Baybars’a bağlı Memlûkler’i tasfiye ederek Sultan Sulamış’ı tahttan indirip kendini sultan ilan etti (678/1279).40 Kalâvûn on bir yıl tahtta kaldı. Bu süre zarfında Baybars gibi İlhanlılar, Ermeniler ve Haçlılarla mücadele etti. Kalâvûn’dan sonra oğlu el-Melikü’l-Eşref Halîl tahta geçti (688/1290-690/1293). Sultan Halîl, Haçlıların elinde bulunan Âkka’ya saldırarak iki yüzyıldan beri bölgede bulunan Haçlı varlığına son verdi. Sultan Halîl bir suikast sonucu öldürülünce Kalâvûn’nun dokuz yaşındaki oğlu el-Melikü’n-Nâsır yönetime geçti.41

Melikü’n-Nâsır42 üç defa tahta çıktı. Birincisinde (693/1294-694/1294), el-Melikü’l-Âdil Zeynüddîn Ketboğa’nın ona karşı yürüttüğü şiddetli muhalefet neticesinde tahtı bırakmak zorunda kaldı. Melikü’n-Nâsır’ın yerine tahta geçen el-Melikü’l-Mansûr Hüsâmüddîn Lâçin (695/1296-698/1299) iki yıl sonra bir suikast sonucu öldürülünce Melikü’n-Nâsır ikinci defa tahta geçti.43Melikü’n-Nâsır’ın bu dönemi yardımcısı Baybars ile birlikte İlhanlılara karşı yürüttüğü savaşlarla geçti. Bu savaşlar esnasında Güney Mısır’daki Araplar tarafından çıkarılan isyanı asker göndererek bastırdı.44

Melikü’n-Nâsır’ın ikinci sultanlığı on yıl sürebildi. Bu sürede sürekli emîrlerin baskılarına maruz kalıp sonunda tahtı bırakmak zorunda kaldı. Ancak bir yıl sonra saltanatı Baybars’den geri alarak üçüncü defa tahta geçti (709/1310-741/1341). Meliku’n-Nâsır üçüncü defa tahta çıktığında yirmi beş yaşındaydı. Bütün yetkileri eline alarak emîrlerin tahakkümünden kurtuldu. Meliku’n-Nâsır bu

39 İbn İyâs, Bedî‘u’z-Zuhûr fi Vekâi‘d-Dühûr, 1, s. 75-76; Şefik Câsır ve Ahmed Mahmud,

“el-Memâlîkü’l-Bahrî ve Kadâuhüm ala’s-Salibiyyîn fi’ş-Şâm”, el-Câmi‘atu’l-İslâmiyye

bi’l-Medineti’l-Münevvere, c. 21, sy. 81-82, 1988, s. 124. 40 İbn İyâs, Bedî‘u’z-Zuhûr fi Vekâi‘d-Dühûr, 1, s. 80-95. 41 Yiğit,“Memlükler”, DİA, IX, s. 91.

42 Malatî, Nüzhetü’l-Esâtîn, s. 79-80.

43 İbn Tağrîberdî, en-Nucûmu’z-Zâhire, VII, s. 41-55. 44 Takkûş, Târîhu’l-Memâlîk, s. 211-215.

(30)

15

dönemde otuz bir yıl tahtta kaldı.45 O bu dönem içerisinde Suriye’yi Haçlılardan temizledi, İlhanlıları yenerek Moğol tehlikesini ortadan kaldırdı. Böylece içte ve dışta istikrarı sağlayarak Memlûkler Devletini en geniş sınırlarına ulaştırdı.46

Sübkî’nin yaşadığı 728/1327’den 771/1369’e kadar kırk üç yıllık iktidarda bulunan sultanlar şunlardır:

El-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalâvûn üç sefer tahta oturmuştur (692/1293-693/1294, 698/1299-708/1309, 709/1310-741/1341).

El-Melik el-Mansûr Seyfüddîn Ebû Bekr b. Melik en-Nâsır Muhammed (741/1341).

El-Melik el-Eşref Alaâüddîn Küçük b. en-Nâsır Muhammed (741/1341-742/1342).

El-Melik en-Nâsır Şihabüddîn Ahmed b. Melik en-Nâsır Muhammed (742/1342).

El-Melik es-Sâlih İmâdüddîn Ebü’l-Fedâ İsmail b. Melik en-Nâsır Muhammed (742/1342-745/1345).

El-Melik el-Kâmil Seyfüddîn Şaban b. Melik en-Nâsır Muhammed (745/1345-746/1346).

El-Melik el-Muzaffer Zeynuddin Hacı b. en-Nâsır Muhammed (746/1346-747/1347).

El- Melik Muhammed (I.Saltanatı 747/1347-751/1351).

El-Melik es-Salih Salâhüddîn b. Melik en-Nâsır Muhammed (751/1351-754/1354).

El-Melik en-Nâsır Bedrüddîn Ebü’l-Meâli el-Hasan b. Melik en-Nâsır Muhammed (II. Saltanatı (754/1354-761/1361).47

El-Melik en-Nâsır Muhammed’in Torunları Devri (7611361-783/1382).48

45 Mahmud Şâkir, et-Târîhu’l-İslâmî, s. 37.

46 Komisyon, el-Mevsû‘atü’l-Mûceze fi Târîhi’l-İslâmî, (der. Ebû Saîd el-Mısrî), s. 76-80.

47 Bahse konu sultan ve görev süreleriyle ilgili detaylı bilgi için bkz. Malatî, Nüzhetü’l-Esâtîn, s.

84-111.

(31)

16

Taceddin es-Sübkî’nin doğumu el-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalâvûn’un (741/1340) üçüncü dönemine tekabül etmektedir. Buna göre Sübkî on üç yaşına kadar Melikü’n-Nâsır’ın iktidarda bulunduğu dönemde yaşamıştır. El-Melikü’n-Nâsır bu son dönem iktidarında bütün yetkileri eline alarak devlet içerisinde var olan siyasî krizi sonlandırmış, devleti iç siyaset açısından istikrar ve sükûnete kavuşturduğu gibi dış siyaset açısından da itibar kazandırmıştır. Ayrıca Hama bölgesinin Memlûkler’e geçmesiyle Suriye’nin tümü Memlûkler’in hâkimiyeti altına girmiştir.49 Melikü’n-Nâsır’ın bu başarılı ve istikrarlı siyaseti sayesinde devletin iktisadi durumu iyice düzelmiş ve kalıntıları günümüze kadar ayakta kalan muazzam cami, medrese, han, hamam, çeşme ve saraylar inşa edilmiştir.

El-Melikü’n-Nâsır’ın ölümünden sonra, Burcî Memlûkler’in iktidarı ele geçirmesine kadar geçen kırk iki yıllık sürede, el-Melikü’n-Nâsır Hasan (748/1347-752/1351), 755/13554-762/1361) ve el-Melikü'n-Nâsır’ın torunlarından el-Melikü’l-Eşref Şaban (764/1363-767/1367) dönemleri hariç, başarısız küçük sultanların başa geçmesi, iktidarın sürekli el değiştirmesi ve emîrlerin isyan etmesi gibi nedenlerden dolayı devlet bir istikrar sağlayamamıştır. Bunun neticesinde Bürciye Memlûkler’i, Seyfüddîn Berkûk öncülüğünde yaptığı bir iç darbeyle Bahrî Memlûkler’in hâkimiyetine son vermiştir (783/1381).50

Diyebiliriz ki; Memlûkler Devleti, gerek civardaki devletlerden gelen tehlikelere maruz kalma gibi haricî etkenler nedeniyle, gerekse taht kavgası ve idarecilerin sürekli değişmesi gibi dâhilî bazı etkenlerden dolayı olsun sık sık kargaşa içerisinde olmuştur. Ancak merkezi idarenin nizamı sağlam olduğu için iki buçuk asırdan fazla ayakta kalmayı başarabilmiştir.

1.1.1.2. İdarî Nizam

Memlûkler Devletinin idârî yapılanması, merkezde (Kahire) mutlak otoriteye sahip sultanlar şeklindeydi.51 Merkeze bağlı vilayet ve emirliklerden oluşan idârî teşkilatlara nâib ve valiler nezaret ederdi. Devletin her tarafında sultanların

49 Yiğit, “Memlükler”, DİA, XXIX, s. 90-93. 50 Yiğit, “Memlükler”, DİA, XXIX, s. 90-97. 51 Kâsım Abduh, Asru Selâtini’l-Memâlîk, s. 11.

(32)

17

buyruklarını halka ulaştırmak ve vuku bulan olaylar hakkında onları haberdar etmek için güçlü bir posta teşkilatı bulunurdu. Söz konusu posta teşkilatının merkezi, Kahire’deki Kal‘atü’l-Cebel olup faaliyetleri çeşitli güzergâhlar üzerinden yapılırdı.52

Devletin önemli işlerinin görüşülmesinde; Atabegu’l-Asker, halife, vezir, dört mezhebin baş kadıları ve emiru’l-umerâ’dan oluşan yirmi dört kişilik şura heyeti sultanların veya sultan nâiplerinin nezaretinde toplanırdı.53

Türk Memlûklerden en güçlü ve nüfuzlu olan Atabegler orduya komutanlık ederlerdi. Bu komutanlar, yönetimde sultandan sonra gelen en nüfuzlu kişilerdir.54

Sultan birçok defa yetkisini büyük emîrler vasıtasıyla kullanırdı. Çocuk yaştaki sultanlar dönemlerinde ise devlet tamamıyla üst düzey kumandanlar tarafından idare edilirdi. Ayrıca Memlûkler Devletinde merkez teşkilatında bulunan ve sultanların tüm yetkilerini kullanabilen Nâib-i Sultan denilen vezir bulunurdu.55

Memlûklerde, devlet teşkilatının sağlamlaştırılması için sultanlar tarafından divânlar kurulmuştur. Örnek babından bu divânlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:

1. Devletin her türlü ticarî ve siyasî yazışmalarını yapan ve Katibu’s-Sırr nezaretinde çalışan Divânü’l-İnşâ; bu divânda görev yürütecek olanlar, devletin ve sultanın bütün sırlarına vakıf olmalarından ötürü, sır saklayabilen ve güvenilir kişilerden olması gerekirdi. Dolayısıyla bu görev, son derece güvenilir âlimlere tevdi edilirdi.56

2. Devletin mâlî işleriyle ilgilenen ve Nâzır-ı Mâl başkanlığında çalışan Divân-ı Nazar; devletin mâlî işleriyle ilgili en büyük divân olup maaş ve ödemeler bunun üzerinden ödenirdi. Bu divân Divânu İstifâ-yi Devlet, Divânu İstifâ-yi Sohbet ve Divânu Beyti’l-Mâl denilen üç bölümden müteşekkildi.57

52 İbrahim Hasan, Târîhu’l-İslâmî es-Siyâsi ve’d-Dinî ve’s-Sekâfi ve’l-İctimâî I-IV, Dâru'l-Cîl,

Beyrût 1416/1996, IV, s. 329.

53 Kalkaşendî, Subhu’l-A‘şâ, IV, s. 18. 54 Kalkaşendî, Subhu’l-A‘şâ, IV, s. 18. 55Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 366-370. 56 Kalkaşendî, Subhu’l-Aʽşâ, I, s. 123.

(33)

18

3. Nâzır-ı Hâs başkanlığında çalışan ve sultanların mâlî işlerine bakan Divân-ı Hâs; bu divân el-Melikü’l-Nâsır Muhammed b. Kalâvûn tarafından kurulup Sultan Berkûk, Divânü’l-Hizâne’yi de buna katarak daha da geliştirdi.58

4. En önemli divânlardan biri de sultanlar, emîrler ve ordu mensuplarının iktâsının yazışma ve işlemleriyle ilgilenen Ceyş’tir. Bu da Divânu’l-Ceyşi’l-Mısrî ve Divânu’l-Ceyşi’ş-Şâmî olmak üzere iki divândan müteşekkildi. Bizzat sultan tarafından seçilen divân başkanına Sahibu Divâni’l-Ceyş, Sahibu Divâni’l-Memâlîk, Kâtibu’l-Memâlîk, Şühûdu’l-Memâlîk ve Müstefiler denirdi.59

5. Dîvânü’l-Ahbâsi’l-Mebrûra; cami, ribât, zâviye, hangâh ve medrese gibi hayır müesseselerinin yapımı, onarımı ve bu müesseselerle ilgili işlemlerin yürütülmesi için kurulmuştur.

6. Dîvânü’l-Mürteceât (İstîfâü’l-Mürtecea); azledilen veya ölen emîrlerin işlemleri ve müsadere edilen malların muhafazasıyla ilgilenirdi.60

Zikrettiğimiz durumlar genellikle devletin merkezi olan Mısır ve civarıyla ilgilidir. Sübkî’nin hayatının büyük bölümünü geçirdiği Şam diyarının da idarî nizam açısından Mısır’dan pek farklı olmadığı bilinmektedir. Nitekim Şâm’ın yönetim ve idaresi, merkezde (Kahire) bulunan sultanların görevlendirdiği kişilerce yürütülürdü. Şam’ın idarî nizamı ise coğrafi şartlara bağlı olarak merkeze bağlı altı nâiblik/valilik tarafından idare edildiği kaydedilmektedir.61 Bu valilikler sırasıyla şu şekildedir:

1- Bu valiliklerin en büyüğü, Sübkî’nin de içinde yaşadığı Dımaşk valiliğidir. Kalkaşendî (821/1418), buna “Şam’daki saltanat kefaleti” adını vermektedir.62

2- Halep Valiliği; stratejik konumundan dolayı sultanlar tarafından her zaman özel bir ehemmiyet verilmiştir. Buna bağlı birçok alt temsilcilikler bulunurdu.63

58 Kalkaşendî, Subhu’l-Aʽşâ, III, s. 523.

59 Atiyyetü’l-Cezzâr, “en-Nizâmü’l-Askerî fi Devleti’l-Memâlîk”, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans

tezi, Câmi‘atu’l-İslâmiyye Külliyetü’l-Adâb, Gazze 1428/2007), s. 60-66.

60 Memlûklerdeki divânlarla ilgili geniş bilgi için bkz. Kalkaşendî, Subhu’l-A‘şâ, IV, s. 28-35; Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 370-378.

61 Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 205. 62 Kalkaşendî, Subhu’l-A‘şâ, XII, s. 5. 63 Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 208.

(34)

19

3- Trablus Valiliği; buna bağlı beş tane küçük temsilcilik vardı.64 4- Hama Valiliği; merkezi Hama’da bulunmaktaydı.65

5- Safed Valiliği; merkezi, Safed şehrindeydi.66

6- Kerek Valiliği; buna, bağlı temsilcilikler bulunmamaktaydı.67

Şam bölgesindeki vilayetlerde görev yapan valilere, Melikü’l-Umerâ denilirdi. Bunların her biri büyük sultanlığın küçük bir sureti konumundaydı; bunların da sultanlar gibi her birinin Memlûkler’i, tâbiîleri ve taraftarları bulunmaktaydı. Bir başka deyişle her biri küçük bir sultanlık görümündeydi. Bundan dolayı büyük tarihçi Kalkaşendî bunlara “el-Memâlîkü’ş-Şâmiyye”68 adını vermektedir.69

1.1.1.3. Sübkî’nin Siyasîlere Karşı Tutumu

Sübkî’nin, devletin içinde yaşadığı bu tür siyasî karışıklıklardan etkilenmemesi mümkün değildir. Zira onun gibi samimi ve dürüst âlimlerin, hükümdarlardan sadır olan hatalara karşı susmaları veya Müslümanlar için faydalı olan öğüt ve tavsiyeleri söylememeleri düşünülemez. Bu itibarla Sübkî, İslâm’ın ruhuna ters düşen siyasî davranışları hiçbir zaman tasvip etmezdi. Hükümdar ve idarecilerden sadır olan yanlış davranışlara karşı sessiz kalmayarak her fırsatta onları eleştirirdi. Nitekim onun, sultanlar hakkındaki şu ifadeleri onlara karşı duruşunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır:“Ümmetin ‘büyük imam’ı olan sultanın baş vazifesi; orduları hazırlamak ve Allah’ın sözünü yükseltmek için farz olan cihadı yürütmektir. Zira sultanlar; yesin, içsin ve istirahat etsin diye Müslümanların başına geçmemişlerdir”70

64 Kalkaşendî, Subhu’l-A‘şâ, IV, s. 241. 65 Kalkaşendî, Subhu’l-A‘şâ, IV, s. 243. 66 Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 209.

67 Söz konusu nâibliklerin kuruluşları:658/1260 yılında yapılan Ayn-câlût savaşından sonra Dımaşk

ve Haleb Nâiblikleri kurulmuştur. 741/1341 yılında ise Hama Nâibliği ortaya çıkmıştır. Kerek Nâibü's-Saltanalığı ise 661/1263 yılında Sultan Baybars zamanında meydana gelmiştir. Safed Nâibliği 664/1266 yılında, Trablus Nâibliği ise 667/1269 yılında kurulmuştur. Âşûr,

el-Asru’l-Memâlik, s. 206-207.

68 Kalkaşendî, Subhu’l-A‘şâ, XIII, s. 164. 69 Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 210.

70 Abdulvehhâb b. Ali es-Sübkî, Muîdü’n-Ni‘am ve Mübîdü’n-Nikam, (thk. Muhammed Ali

(35)

20

Nâibu’s-Sultan denilen hükümdar yardımcılığı makamında bulunanlara yönelik şu tavsiyeleri önemlidir:

“Onların sorumlulukları sultanlarınkinden daha ağırdır. Zira sultanın, amme maslahatına aykırı bir şeyi emretmeleri halinde, onlar bunu kabul etmeyip düzeltmelidirler. Yönetimleri altında yaşayan halk arasında hiçbir fark gözetmeksizin; küçüğü, büyüğü, zengini, fakiri, güçlüsü, güçsüzü tüm halkın sorunlarıyla ilgilenmelidirler. Görevlendirmelerde hakka riayet etmelidirler. Her bir kalede, insanlara dinlerini öğretmek için bir fakîhi bulundurmalıdırlar.”71

Sübkî, devletin her bir yerleşim yerine, maaşı hazineden karşılanmak üzere bir doktoru tayin etmesine karşın, bu tür yerlerde doktor gibi bir âlimin tayin etmemesini şiddetle eleştirir.72 Âlimlerin sultanlara karşı asıl vazifelerinin ise şu hususlar olduğunu söyler:

“Âlimlere düşen görev, devletin üst kademelerinde görev yapanları, görevlerini hakkıyla yerine getirmemeleri durumunda ikaz etmeleridir. Onlara, Müslümanlara zülüm edip haksız yerde mallarını gasp etmeleri nedeniyle sahip olduğu nimetlerden mahrum bırakılmış hükümdarları örnek göstermeleri gerekir. Âlimler, bu hataları işleyenleri gördüğünde onları uyarmalı ve bu tür kötü davranışlardan sakınmaları için onlara öğüt vermelidirler.”73

1.1.2. Sosyal Durum

Bilindiği üzere bir toplumun sosyal durumu, o toplumun siyasî durumunu en iyi şekilde yansıtmaktadır. Zira bir toplumda sabit ve istikrarlı bir siyaset izlendiği müddetçe o toplumun sosyal hayatı da istikrarlı olur, o topluluk refah ve mutluluk içerisinde yaşar. Buna karşın bir toplumda siyasî kriz ve istikrarsızlık sürdüğü sürece toplumda da huzursuzluk, kargaşa ve düzensizlik hâkim olur.

1.1.2.1. Memlûklerde Sosyal Tabakalar

Memlûk toplumunda sosyal hayat çeşitli sınıf ve tabakalardan oluşmaktaydı. Bu durum görünüş ve özelliklerde fark edilebiliyordu. Aynı şekilde hak ve ödevler

71 Sübkî, Muîdü’n-Ni‘am, s. 21-22. 72 Sübkî, Muîdü’n-Ni‘am, s. 22. 73 Sübkî, Muîdü’n-Ni‘am, s. 17.

(36)

21

açısından da sosyal hayat çeşitli tabakalardan meydana gelmişti.74 Memlûk toplumu ana hatlarıyla şu sınıflardan müteşekkildi:

Yönetici sınıf; bu sınıfa “Harbiye” veya “Ricâlü’s-Süyûf” adı verilmekteydi. Devletin en üst makamında bulunan sultanlar, Memlûkler ve büyük emîrlerden oluşan bu sınıf, toplumun varlıklı kesimini oluşturmaktaydı.75 Devletin en büyük geliri olan iktânın büyük bir kısmı bu tabakadakilere ve onlara bağlı olanlara verilirdi. Bunlar günlük yaşamda da insanlar arasına pek karışmamış, sürekli insanlardan uzak olmayı tercih etmişlerdir. Soy bakımından da halka karışmamayı tercih etmiş; eşlerini genellikle kendisiyle aynı ırktan olan kızlardan seçmişlerdir. Ayrıca hâkim sınıfında bulunanlar için Türkçe bilmek ve konuşmak temel şart olarak konulmuş ve Türkçe bir isim alınması zorunluluğu getirilmiştir. Söz konusu sınıftakilerin bu tür davranışları halkla kendi aralarında büyük bir kopukluk yaşanmasına neden olmuştur.76 Bu sınıftakilerin çoğunluğu Türk asıllı olmakla birlikte aralarında Çerkez, Moğol, Çin, İspanyol, Alman, Balkan ve diğer milletlerden olanlar da vardır.77 İktâ payı bunların rütbesine göre dağıtılmış; büyük emîre, rütbe ve başarılı olma durumları göz önünde bulundurularak bir köyden on köye kadar iktâ verilmiştir. Bir asker bir köyün yarısı kadar alabilmiştir. Bazen iktâ bir kumandan ve ona bağlı askerlere ortaklaşa verilmiş; komutan üçte birini, askerleri ise üçte ikisini almışlardır.78

İdarî ve adlî görevlilerin sınıfı; bu sınıf divân, eğitim-öğretim ve yargı görevlilerini yerine getiren din adamlardan oluşmaktadır. O dönemde din adamlarına sarık kullanmalarından dolayı “Cema‘etü’l-Mu‘ammimîn/sarıklılar topluluğu” veya “Ehlü’l-‘İmâme/sarık ehli” denmiştir. Âlimler, Memlûkler dönemi boyunca önemli ayrıcalıklara sahip olmuş; hem sultanlar tarafından hem de halk tarafından saygı

74 Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 220.

75 Tarihi kaynakların verdiği bilgilere göre, bu sınıftakiler ülkenin gelirinin büyük bir kısmını kendi

servetlerine katıp onunla müreffeh bir hayat yaşıyorlardı. Örnek babında, bazı sultanların dönemlerinde saray mutfağında günlük tüketilen et miktarı yaklaşık 20.000 rıtıl idi. Sultan Sâlih mutfağında günlük 36.000 rıtıl et tüketilirdi. Sultan Nâsır’ın döneminde Ramazan ayında yaklaşık 1000 kıntar şeker tüketiliyordu. Bu rakam oğlu Sâlih zamanında 3000 kıntara ulaştı. Ahmed b. Ali el-Makrîzî, es-Sülûk li Ma‘rifeti Duveli’l-Mülûk I-VIII, (thk. Muhammed Abdulkadir Atâ), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût 1418/1998, III, s. 247, s. 313; IV, s. 54; V, s. 8.

76 Takkûş, Târîhu’l-Memâlîk, s. 558-559. 77 Âşûr, el-Asru’l-Memâlîk, s. 220.

Referanslar

Benzer Belgeler

Sonuç olarak genelde şartlı mültecilerin özelde ve daha yoğun olarak Suriyelilerin Eskişehir yerel basınındaki temsilinde çok boyutlu ve karmaşık bir arka

Onu takip eden Sâbit, Seyyid Vehbî, Tarihçi Râşid, Arpaemînizâde Sâmî, Çelebîzâde Âsım, Antakyalı Münîf, Diyarbekirli Hâmî, Koca Ragıb Paşa, Haşmet, Sünbülzâde

Semerkandî, “ve’s- sahîhu mikdarü ma tecüzü bihi’s-salât” yani sahîh olan namazın caiz olabileceği en az kıraat miktarıdır diyerek Hâkim’in İmam Muhammed’den

Örgütsel bağlılık literatürü incelendiğinde, zaman içinde örgütsel bağlılığın tek bir sınıflandırma yaklaşımı ile açıklanmasındaki güçlüğün araştırmacıları

«Dünyada bu de­ rece meraklı, heyecanlı roman ç k ra- mıştır» diye harıl harıl kesip biriktirir­ ler, kupurlar koca aynalı dolabın ‘ çek - meşini

Anahtar Sözcükler: Serebral arterio venöz malformasyon, Serebral arterio venöz fistül, Endovasküler tedavi, Cerrahi tedavi. Dosya Bilgileri

1885-1907 yılları arasında Osmanlı kırsal nüfusunda yaşayan kadınların orta- lama 7 çocuk doğurdukları dikkatten kaçmamalıdır 2. Ankette askerlere 15-35 yaş

İşçi sınıfına mensup kadınların, orta ve üst sınıf kadınlarının statü göstergele- rinden biri olan sürücü belgesine sahip olmaları veya araç kullanmaları, bu