entellektüel bakış
Şahin A L P A Y - N ilüfer K U Y A Ş Fax: (212) 505 62 55Yaşar Kemal için romancılıkta en önemli şey ‘kendi yolunda yürümek’
Sanat moda olmamalı
3. GÖZ
Sivil çözüm
Hakkari yakınlarındaki Köprülü - Çukurca’da konuşlanan 1. Ko mando Tugayı'nın komutanı Tuğ general Fikri Gönültaş, Genelkur m ayın düzenlediği basın turuna katılan gazetecilere PKK’ya karşı verilen mücadele konusunda bri fing veriyor. Bir ara şöyle diyor: "Halkı kazananın başarılı olacağı nın bilincindeyiz...” işte “sivil çö züm” dediğimiz şeyin en veciz ifa: desl: “ Halkı kazanmak...”
Birkaç “insan hatası” sonucu, ilkinde bir meslektaşınkiyle karış mış şekilde çıktığı için, iki kez ba sılmak talihsizliğine uğrayan ge çen yazımda anlatmaya çalıştı ğım gibi, “askeri çözüm” denen şey büyük ölçüde başarılmış durumda.
PKK’nın şu veya bu şekilde destek alabildiği köy ler boşaltılmış. Öteki köylerde yaşayan aşiretler, ko rucu yapılıp maaşa bağlanmış. Büyük yerleşimler, PKK’ya aktif destek sağlayan unsurlardan “temizlen miş." Ordu girişmek zorunda kaldığı iç güvenlik hare katında, gerilla yöntemleri uygulayan düşmana karşı nasıl savaşabileceğini tecrübeyle öğrenmiş: “Alan kontrolü” denilen strateji ile yerleşimlerin çevresi ve stratejik noktalar denetim altına alınmış. Sınırötesi operasyonlarla PKK, K. Irak’ın içlerine doğru sürül müş. PKK’nın Türkiye’de 2, K. Irak’ta 2 olmak üzere toplam 4 bin militanı kaldığı tahmin ediliyor.
Görevli 215 bin dolayında askere rağmen dağları tamamen kontrol altına almak, maalesef, imkansız. Lice'nin kuzeyinde PKK hala eroin imalinde kullanı lan hint keneviri tarımı yapabiliyor. Büyük yerleşimle ri birleştiren yollarda hala saat 19.00’dan sonra gü venlik garanti edilemiyor.
Bu noktaya dahi ulaşmanın bedeli çok büyük oldu. Ülkeyi bölmek, kardeş kavgası çıkarmak, demokrasi yi tümüyle yıkmak için uğraşan ayrılıkçı terör örgütü ne karşı mücadelede sadece ordumuz bugüne kadar
3500şehit verdi. Kahraman subay ve askerlerimizin katlandığı güçlükleri ve fedakarlığı anlatmaya söz cükler yetmez. Mücadelenin manevi bedeli öyle ki, bunun yanında yılda harcanan (rivayete göre) 10 mil yar doların lafı bile edilemez.
Bu muazzam bedel karşılığında, özellikle büyük yerleşimlerde sükunet sağlanmış. Silopi’nin doğu sunda hemen hemen tek ekonomik faaliyet, korucu luk, yani devletten alınan ayda azami 25 milyon m a aş. Silopi’nin batısında ise ekonomik hayat yavaş y a vaş canlanıyor. Gezinin sonunda birkaç saat geçirdi ğim Diyarbakır, bu canlanmanın timsali. Arsa ve t a rım arazisi fiyatları fırlamış.
Eğer makro - ekonomik istikrar sağlanır, yatırım ların önündeki engeller kaldırılır, ülke hem yerli hem de yabancı yatırımcılar açısından cazip hale gelir s e ... Güneydoğu ve Doğu’ya vaad edilen ekonomik teşvikler tümüyle ve genişletilerek uygulanırsa... GAP projesinde yol alınırsa... 0 takdirde terörü do ğuran bataklığı, yani işsizlik ve yoksulluğu ortadan kaldıracak kalkınma hamlesini başarabiliriz. Bu da sivil çözüm, yani halkı kazanma yönünde çok önem li bir atılım olur.
Ancak ekonomik kalkınma “ PKK sorunu” nun al tında yatan “ Kürt sorunu” nu çözmeye, yani “halkı kazanmaya” yetmez. Türkiye’yi yönetenlerin soru nun askeri ve sosyo - ekonomik yönü yanında bir de psikolojik yönü olduğunu hala kavrayabildiğim san mıyorum. Kürt kimliğini tanımak konusunda laftan pek az öteye gidebildiğimiz için, bölge halkının psi kolojik olarak kazanıldığını söylemekten maalesef çok uzağız.
Kürt sorununu halletmeden, yani Kürtlere dillerini ve kültürlerini serbestçe geliştirme hakkını tanıma dan; şiddeti dışlayan Kürt milliyetçilerine demokratik rekabete serbestçe katılma imkanını açmadan, hal kı kazanamaz, PKK sorununu tam olarak çözemeyiz. Sorun, elbette hemen yarın çözülebilecek bir soru n değil. Uzun vadeli ve çok cepheli. Askeri cephede hayli yol aldık. Öteki cephelerde de iler lemenin tam zam anı. Bu ordunun değil, sivil yöne timin görevi.
E m ail: s.a lp a y@ m illiye t.com .tr
ŞAHİN
ALPAY
... ♦...
Yaşar Kemal’in yeni romanı Fıratın Suyu Kan Akıyor Baksana, yarın Milliyet’te yayınlanmaya başlıyor. Onun kitaplarında bugüne kadar tanıdığımız düşler ve mücadeleler diyarı Çukurova bu kez arka planda; yazar, her zaman kendine kaynak aldığı destan geleneğinin atası Homeros’un ülkesine uzanmış bu kez. Kan gibi akan Fırat’ın suyundan Sakarya’ya, Kurtuluş
Savaşı’na, Batı Anadolu’nun dönüşümünden, günümüz İstanbul’una kadar gelen bir serüvene dalmış. Ama Yaşar Kemal’in derin temalannı, bir mecburiyet gibi karşımıza çıkan şiddeti ve insan ruhunun direncini bu kitapta da buluyoruz. Söyleşimizin ikinci bölümünde Türkiye’nin kültür tarihini ve
romancılığın kaynaklarını konuştuk.
T
zenginliklerini kaybetti ürkiye bazı kültür Sizce 1908’de yahut daha sonra yeni bir birlikte yaşama modeli kurma şansı var mıydı? Yeni romanmızda biraz da bu şansın kaçınlışmı anlatmıyor musunuz? Derindeki politik/ tarihsel m otif bu mu?1908’deki Genç Kalemlerle başlayan dil arınması hareketi önemli
bir hareketti, OsmanlIdan Türklüğe dönüş. O yıllarda Türkçe’ye, Türk tarihine, kültürüne dönüş Turancılıkla karıştırıldı, bu da bir ırkçılığa dönüştü. Bu ırkçılık da Türkiye’ye çok zarar verdi, daha da veriyor. Oysa Türkçe’ye, Türk kültürüne, daha doğrusu Anadolu Türk kültürüne dönüş bir ulus yaratmak çabasıydı. Bu çaba Türk dilini geliştirdi. Bu yüzden büyük şairler, yazarlar kazandı Türkiye.
Oysa Anadolu birçok kültürden oluşmuş bir toprak parçasıydı. Tarih boyunca bu kültürler ve insanlık kültürleri hep birbirlerini beslemişlerdi. Bu yüzden de Anadolu kültürleri insanlık kültürüne kaynaklık eden kültürlerden biri olmuştu. Cumhuriyet çağında Türk kültürüne açılan kapı öteki Anadolu kültürlerine de açılsaydı kültürler birbirlerini besler, böylelikle Türk kültürü yalnız kalmaz, yakın kültür alışverişleri Anadolu kültürlerini toptan geliştirdiği gibi, Türk kültürünü de daha çok geliştirirdi. Daha bu olanağı yitirmiş değiliz.
Anadolu her zaman bütün kültürleriyle birlik bütünlük göstermiştir. Bu mozayığı bozmak Anadolu kültürüne çok şeye maloldu.
1923Terden sonra Anadolu Türk kültürüne dönüş çabası 1950'lerde durdu, bu yüzden de dünya kültürüne çok az katkımız oldu. Mozayık kültür sürüp gidebilseydi bugün insanlık kültüründe büyük bir yerimiz olabilirdi.
Yukarıda söylediklerim benim durmadan yazdıklarım, söylediklerim. Romanlardaki derdim başka. Evrensele ancak yerelden ve ulusal kültürlerden gidilir. Bir de kendi özsel kültürünün üstüne, insanlık kültürünü
özümsemek var. Yani öykünmemek, özümsemek.
■
Sizin romanlarınızı okuyunca, insan devlet - çeteler ilişkisinin hiç de yeni olmadığını anlıyor. Yine de Susurluk sizi şaşırttı mı? Romanlannızda adeta abartılan bir çürümeyi hayat neredeyseaştı...Hayat sanatı taklit edebilir mi? Bu çeteyi 1950’lerden bu yana devlet yarattı gibi geliyor bana. 1950'lerden önce de var mıydı? Kimi olaylar gösteriyor ki vardı. Çeteleşmek bir devlet için bir ölüm kalım sorunudur. Hele bu çağda...Bu ülkenin insanlan çetelerin sızdığı bir devlete layık değil. Cumhuriyet kurulurken bu devletin kurucuları çetelerden kurtulmak için
büyük bir savaşım verdiler. Çünkü çetelerle birlikte ne bir savaş kazanılır, ne de bir devlet kurulurdu. Kurucular bunun
bilincindeydiler. Bugün de çetelerden kurtulacağımızı sanıyorum. Çünkü insanlarımız onuruyla yaşayacak bir devleti hak etmiş insanlardır. Çeteleri ve daha birçok kötülüğü yakınlarda aşacağımıza inanıyorum. Çünkü o boynu bükük sandığımız Anadolu halkı, kadim, köklü kültürüyle birçok kötülüğün, zulmün üstesinden gelmiştir. Bundan sonra da gelecektir. Düşmez kalkmaz bir Allah demişler atalar.
İnsan bir takım kötülükleri zaman içinde sezinliyor da, gerçekle
karşılaşınca şaşkınlık içinde kalıyor. Şimdi şaşkınlık içindeyiz, ben de öyle, ne yapacağımızı
bilemiyoruz. Ama biz insanlık içinde onurumuzla yaşamaya mecbur bir ülkenin insanlanyız.
Yaşam çoğu zaman sanata öykünmesini bilmiştir. Derin bir konu. Sanat insanın en büyük gerçeklerinden biridir. O doğaya öykünmez.
■
Türkiye’de romanın bugüne kadar genel olarak politika üstüne oturduğu görüşüne katılır mısmız? Politikadan kaçış mümkün mü Türkiye'de roman için?Romanlarım politika
üstüne oturtanlar var. Bunlar beni hiç ilgilendirmiyor. Benim işim bu değil. Roman otursa otursa insancıl
gerçeklerin ve yaşamın üstüne oturur. Çünkü insanoğlu başı sıkıştığında, yaşamı güçleştiğinde kendine bir dünya kurar, düş ve mit dünyası yaratır ve o dünyaya sığınır. Kişiler de, toplumlar da aynı şeyi yaparlar. Şimdiye kadar insanoğluna yarattıklan düş, mit dünyaları yardımcı olmuştur.
Benim romanlanm benim kişiliğimin dışmda oluşmuyor. Belki ben de onlara
+
sığmıyorum yaşamımı sürdürmek için. Bugünlerdeki savaşımım politikaysa ben politikanın içindeyim. Barışı istemek, insanın inşam sevmesini istemek, insanın insanı
öldürmemesini, aşağılamamasını istemek politikaysa eğer, benim romanlanm da politikanın içinde.
■
Kendi köklerinize bağlarmız hiç koptu mu?Kendi köklerimden en küçük bir kopmam olsa, olduğu gün, romanı bıraktığım gün olurdu. Daha yüreğimin kökünde Çukurova toprağı bütün görkemi ve tazeliğiyle, börtü böceği, insanı, diliyle öyle duruyor. Sonuna kadar da böyle duracak. İnsan yılan gibi kabuk değiştiremez. Değiştirdik sananların yazar olarak, her hangi bir şey olduklarım sananların hallerine bir baksana.
‘Dil kaynağına ulaştım’
■
Romanda sizin açtığınız yoldan pek yürüyen çıkmadı: neden?Niçin benim yolumdan yürüsünler ki, herkesin kendi yolunda yürümesi gerek. Sanat moda olmamalı. Her iyi romancı bir kişiliktir. Bir dili, bir biçimi, içeriği vardır. Bizim gençlerden de kişilikli sesler geliyor.
■
Dünyanın ve Türkiye’nin size bakışmdaki en büyük farklar nedir?Öbür ülkeler dedikodu yapmıyorlar. İnsana sövmüyorlar da. Yazarlığa derinlemesine eğiliyorlar.
Elbette, bir Fethi Naci’nin eleştirileri Batılı birçok eleştirmenin
eleştirilerinden çok daha ciddi ve emek verilmiş, Batılılardan daha derinlemesine yazılmış eleştiriler.
■
Çok gençken gezgin aşık olmakla, yazılı edebiyat arasında zor bir seçim yaptmız. Hiç pişman oldunuz mu?Bir destan anlatıcısının, halk aşığmm yazılı edebiyata geçmesi zor bir iş. Yalnız destan anlatıcılar dili iyi kullanmak zorundalar. Dillerinde her hangi bir aksama olursa halk onlan dinlemez, onlarla alay bile ederler. Onun için anlatıcılar
ustalarından bir de dili iyi kullanmayı, zenginleştirmeyi öğrenirler. Benim yazılı edebiyata geçişim çok zor oldu, dedim ya, bir de bunun kolaylığı vardı, anlatıcılıkta büyük dil kaynağına ulaşmıştım. Dil kaynağının olması bir romancı için bulunmaz bir nimettir.
HER iyi
romancı bir
kişiliktir. Bir
dili, bir biçimi,
içeriği vardır.
Bizim
gençlerden de
kişilikli sesler
geliyor
Taha Toros Arşivi