Fazıl Gökçek
*Türk edebiyatının hemen her dönemi ile ilgili çalışmaları bulunan Orhan Okay’ın Yeni Türk edebiyatı sahasına ilişkin çalışmaları içerisinde Mehmet Akif hakkında yazdıklarının özel bir önemi vardır. Ahlâk ve zihniyet dünyası bakımından mirasçısı olduğunu hiç tereddüt etmeden söyleyebileceğimiz Mehmet Akif’i en iyi anlayan ve anlatan araştırmacıların başında onun geldiği kuşkusuzdur. Mehmet Akif hakkında müstakil makaleleri ve bir kitabı bulunan Orhan Okay, yakın zamanda bu yazılarını ve kitabını gözden geçirerek bir araya getirmiş ve anlamlı bir bütüne kavuşturarak tek kitap hâlinde yayımlamıştır. Mehmed Âkif: Bir Karakter Heykelinin Anatomisi1
adıyla 1989 yılında yayımlanan kitap ve çeşitli tarihlerde farklı yerlerde yayımlanmış makaleler Mehmed Âkif: Kalabalıklarda Bir Yalnız Adam adıyla bir araya getirilmiştir.2
Bunun dışında çeşitli dergilerde kendisiyle yapılmış söyleşiler de “Mülakatlar” başlığı altında bu kitabın sonuna eklenmiştir.
Önsözden sonra yedi bölümden oluşan kitapta ilk olarak Mehmet Akif’in derli toplu bir biyografisi bulunmaktadır. Bu biyografinin özgün taraflarından biri Mehmet Akif’in çocukluk ve ilk gençlik yıllarına ait hatıra ve izlenimlerinin şiirlerine yansı-malarına da yer verilmiş olmasıdır. Kitabın ikinci bölümü Mehmet Akif’in “karakteri-şahsiyeti”ne ayrılmıştır. Eserlerinde telkin ettiği ahlâk ile yaşantısı arasında fark bulunmayan Mehmet Akif hakkında bu bölümde verilen bilgiler ve yapılan tespitler de şairin şiirleriyle desteklenmiş ve zenginleştirilmiştir. Mehmet Akif bu bakımdan
* Prof. Dr., Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, (fazil.gokcek@ege.
edu.tr). Yazı geliş tarihi: 28.03.2018. Kabul tarihi: 30.03.2018.
1 Ankara: Akçağ Yayınları, 1989, 143 s. 2 İstanbul: Dergâh Yayınları, Nisan 2015, 226 s.
istisna şahsiyetlerden biridir; kendi yaşantısı ve ahlâkı ile eseri arasında hiçbir çelişki yoktur. Orhan Okay’ın, kitabın bu bölümünde altını çizdiği en önemli hususlardan biri budur. Bu bahiste Orhan Okay’ın en çok üzerinde durduğu hususlardan biri de Akif’in istibdat karşısındaki tutumu, buna bağlı olarak II. Abdülhamit’e ve daha sonra bu bakımdan onu aratmadıklarını düşündüğü İttihat ve Terakki mensuplarına öfkesidir. Hürriyeti büyük bir değer olarak kabul eden ve bu bakımdan Namık Kemal’in yolunda olan Mehmet Akif’in şahsiyetinin en önemli taraflarından biri ferdî ve içtimaî hürriyet hususundaki bu tutumudur. Orhan Okay’a göre o, “içinde yaşattığı ideal bir hürriyet rejimine” inanmaktadır ve buna sonuna kadar bağlı kalmıştır. (s. 28) Orhan Okay, Akif’i bu hususta çağdaşı şairlerle de karşılaştırarak onun karakter farkını vurgular. II. Abdülhamit’i 1909’dan önce ölçüsüzce öven bazı şairler, padişahın hal’inden sonra bu defa “sert, ölçüsüz ve haksız tenkitlerde” bulunmaya başlamışlardır. Buna karşılık Mehmet Akif’in şiir kitaplarında ve “Safahat’tan önce yazdığı, neşredilmiş veya yakınları elinde kalmış şiirlerinden bildiklerimiz arasında devrin padişahını öven bir kaside, bir manzume, hatta tek bir mısra bile” yoktur. Okay’a göre, “Akif’in saraya karşı, önce methiye yazmamak suretiyle pasif, daha sonra birtakım tenkitlerde bulunmak suretiyle aktif direniş tavrı, hem hayatını idare eden prensiplerinden, hem de mizacından kaynaklanmaktadır. Kendisini yakından tanıyanların tabasbustan, dalkavukluktan ve riyadan uzak, hürriyete âşık, mert ve vefalı, haksızlığa karşı taham-mülsüz bir karakter olarak gösterdikleri Âkif’ten yaşayan devlet adamlarına medhiye yazması beklenemezdi.” (s. 22)
Kitabın “Düşünce Dünyası” başlıklı ikinci bölümü “Sanatkâr, idealize ettiği karakteri, eserinde şahsiyetleştiren adamdır.” şeklinde çarpıcı bir hüküm cümlesiyle başlar. Mehmet Akif’in ilk şiir kitabında cemiyetin yaralarını teşhir ettiğini, bu yaralar için “henüz” tedavi çareleri zikretmediğini belirten Orhan Okay, bununla birlikte bu şiirlerde “yer yer kurtarıcı ışıkların parıldadığını” (s. 58) da görebileceğimizi ifade eder. Bu parıltılar zamanla ışığa dönüşecek ve şairin Asım adıyla yayımladığı kitapta aynı isimdeki karakterde somutlaşacaktır. Başka deyişle Asım, Mehmet Akif’in ilk kitabından itibaren niteliklerini belirlemeye başladığı ve altıncı kitabına kadar tedricî olarak tekemmül ettirdiği yeni karakterin ve neslin adıdır. Bu karakterin en bariz vasfı “ilme ve ahlâka sarılmak”tır. Altıncı kitapta Köse İmam ve Hocazade’nin konuşmaları aracılığıyla nitelikleri çizilen Asım, Batı’da müspet ilim tahsil etmiş, ahlâk ve fazilet bakımından ise kendi dinî ve millî köklerine bağlı bir karakterdir. Mehmet Akif, ge-leceğin Türkiye’sini bu neslin kuracağına olan inancını dile getirmiştir. Orhan Okay, kitabın bu bölümündeki “Asım’ın Nesli” alt başlığını, Mehmet Akif’in bu idealinin gerçekleşmemiş olmasından duyduğu üzüntüyle bitirmiştir: “Asım’ın nesli üzerinden başka nesiller geçmiş, fakat Âkif’in özlediği gerçek kurtarıcı nesil hâlâ gelmemiştir.” (s. 61) Ancak Mehmet Âkif gibi o da gelecekten ümitli olduğunu eklemeyi ihmal etmemiştir. Bu bölümün “İslam İdeali ve Türk Milliyetçiliği” isimli ikinci alt
başlı-ğında ise Akif’in “İstiklal Marşı”nı yazdığı Milli Mücadele yıllarında düşünce olarak geldiği nokta üzerinde durulmuştur. Mehmet Akif için “Tam bir Türk milliyetçisiydi.” diyen Orhan Okay, şairimizin “Ben kavmiyet aleyhinde bir adamım, milliyet aleyhin-de aleyhin-değil.” sözüne atıfta bulunarak bunun kavmiyet fikrini dışlayan bir milliyetçilik anlayışı olduğunun altını çizmiştir. Gerçekten de Mehmet Akif’in karşı çıktığı fikir “kavmiyetçilik”tir. Orhan Okay’a göre Mehmet Akif, özellikle Balkan Savaşları ile ilgili şiirlerin bir araya geldiği Hakkın Sesleri adlı eserinde ve sonrasında Fatih Kür-süsünde, Hatıralar ve Asım’da, “o yıllar için çok haklı olarak büyük bir bölünmeden doğan korkusu” sebebiyle kavmiyet fikrine şiddetle karşı çıkmış ve “zaman onu haklı çıkarmıştır.” (s. 61) Yine Orhan Okay’ın ifadesiyle “Vatanına, toprağına, bayrağına, milletinin faziletlerine, diline, sanatına onun kadar bağlı pek az insan görebiliriz.” (s. 63) Milliyetçilik de esasen budur.
Bir Servet-i Fünun şairi olan Cenap Şahabettin, Mehmet Akif hakkındaki bir yazısında onu sadece çağının değil bütün Türk edebiyatının en büyük destan şairi olarak nitelemiştir. Orhan Okay da Mehmet Akif kitabının “Edebî Hayatı ve Sanatı” başlıklı üçüncü bölümünde “Destan ve Hamaset Şairi” başlığı altında onun sanatının bu tarafını öne çıkarmıştır. Sözlüklerin destanları “milletlerin yaşadığı olağanüstü felaket ve bahtiyarlık vakalarının edebî mahsulleri” olarak tanımladığını hatırlatan Orhan Okay, Mehmet Akif’in şiirinin bir bütün olarak bu çerçevede ele alınabileceği kanaatindedir. “Mehmed Âkif (...) büyük felaketlere, savaşlara, vatanın toprak kayıpla-rına, mağlubiyetlere ve zaferlere şahit olmuş” (s. 93) ve bunları çağdaşı şairlerden bariz bir üstünlükle destanlaştırmıştır. Gerçekten de Balkan Savaşı faciasını ve Çanakkale Zaferi’ni ondan daha kuvvetli anlatabilmiş bir şairimiz yoktur. Bu bakımdan onun eseri destan türünün yukarıda işaret edilen tanımına uygundur ve o Cenap Şahabettin’in onun hakkında verdiği hükmü bütün kapsamıyla hak etmiştir. Orhan Okay’ın kitabın önemli bir kısmını bu bahse ayırmış olması bu bakımdan anlamlıdır. Yine bu bölümde Orhan Okay’ın kullandığı “dinî lirizm ve duanın şiiri” ifadesi de Mehmet Akif’in şiiri-nin karakteristik vasıflarındandır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Akif’ten söz ettiği bir yazısında “Bu kudretli adamın bir lâhza kendi içine dönmemiş olması şiirimizin hazin bir talihidir”3 şeklinde bir hüküm verir. Orhan Okay’ın kitabında “Dinî Lirizm
ve Duanın Şiiri” başlığı altında yazılanlar, Tanpınar’ın verdiği bu hükmün sorgulan-ması gerektiğini gösterir. Evet, belki o daha çok toplumu anlatmış bir şairdir, ama ilk şiir kitabındaki “Tevhid Yahut Feryad”dan başlayarak onun şiirinde bir lirik damar da vardır. Hakkın Sesleri’ndeki şiirlerin çoğu, Hatıralar’daki bazı şiirler, Asım’daki bugün her okuduğumuzda tüylerimizi diken diken eden Çanakkale şehitleriyle ilgili mısralar ve son kitabı Gölgeler’deki birçok şiir, Orhan Okay’ın ifadesiyle onu “yer yer 3 Ahmet Hamdi Tanpınar, “Son 25 Senenin Mısraları”, Edebiyat Üzerine Makaleler, 2. bs., İstanbul:
icâz mertebesine yücelttiği lirizmi ile” (s. 123) de büyük bir şair olarak kabul etmemiz gerektiğini ortaya koymaktadır.
Kitabın bu bölümündeki yazılardan biri de Orhan Okay’ın daha önce hocası Mehmet Kaplan için hazırlanan armağan kitapta yayımlanmış olan4 “Mehmed Âkif’in
Bazı Şiirlerinde Şekil-Muhteva İlişkileri” başlıklı makalesidir. Bu makale kitaba biraz kısaltılarak alınmıştır. Yazıda Orhan Okay, Tevfik Fikret’in şiirin şekli ile muhtevası arasındaki ilişkiye şuurlu biçimde eğilen ilk şair olduğunu, onun eski müstezat nazım şeklinin serbest bir uygulamasını hatırlatan çabalarıyla nazmı nesre yaklaştırdığını, bu çabanın “şiirin yapısı ile muhtevası arasındaki bağı yakalama endişesi” ile açıklanabi-leceğini belirtir. Fikret’in ve diğer Servet-i Fünun şairlerinin nazım şeklinin yanı sıra vezin üzerinde de düşündüklerini ve aynı şiir içerisinde farklı ruh hâllerinin ifadesine uygun düştüğünü düşündükleri farklı vezinleri kullandıklarını hatırlattıktan sonra sözü Mehmet Akif’e getirir ve Akif’in ilk şiirlerini yayımladığı yıllarda bu meselelerin ko-nuşulup yazıldığını ifade eder. Mehmet Akif’in de bu düşüncelerin etkisinde kalarak veya çağının modasına uyarak özellikle ilk Safahat’ta yer alan şiirlerinin birçoğunda aynı şiir içerisinde farklı aruz vezinlerini kullandığı bilinmektedir. Bu makalede Akif’in ilk şiir kitabındaki bu şiirler üzerinde duran Orhan Okay, özellikle “Fatih Camii” şiiri üzerinden Mehmet Akif’in bu uygulamayı nasıl gerçekleştirdiğini incelemiştir. Bu şiirin on dört beyitlik ilk bölümünün vezni ve nazım şekli sonraki bölümden farklıdır. İlk bölümle ikinci bölüm arasında kelime seçimi ve cümle tipleri bakımından da bariz farklar vardır. Tasvir ağırlıklı ilk bölümde terkipli ve sanatkârane bir dil kullanılırken tahkiye ağırlıklı ikinci bölüm konuşma diline yakındır. Bu düzenlemenin tesadüfi olmadığını belirten Orhan Okay, bu ve benzeri şiirlerin bize Mehmet Akif’in devrinin vezin ve nazım şekli ile ilgili tartışmalarına yabancı kalmadığını gösterdiğini ifade eder. Sonraki yıllarda vezinle ruh hâli arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu şeklin-deki kabul değerini veya geçerliliğini yitirmiş, Mehmet Akif yine çağının anlayışına uyarak sonraki kitaplarında bu tür uygulamalara fazla yer vermemiştir.
Orhan Okay’ın Mehmet Akif hakkındaki en önemli yazılarından biri olan ve bu kitaba da alınan “Tarih-i Kadim Münakaşaları Dışında Tevfik Fikret ve Mehmet Akif” başlıklı makale, ilk olarak Marmara Üniversitesi’nin Mehmet Akif’in ölümünün ellinci yılı münasebetiyle hazırladığı kitapta5 yayımlanmıştır. Bu yazı, Mehmet Kaplan’ın,
“Aynı içtimaî, siyasî ve iktisadî şartlar altında yaşayan, aşağı yukarı aynı yaşta bulu-nan insanlar arasında müşterek bir ruhun teşekkül etmesi gayet tabiî bir hadisedir.” sözünden ve Yahya Kemal’in Mehmet Akif’i Tevfik Fikret’in “felsefede muarızı olduğu derecede sanatta muakkibi” saymasından yola çıkılarak kaleme alınmıştır. 4 Mehmet Kaplan’a Armağan, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1984, s. 211-220.
5 Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif Ersoy, İstanbul: Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
İki şairin karşılaştırıldığı bu yazıda, Yahya Kemal’in “şiirin dili ve tekniği mesele-sine münhasır” tespitlerinin dışında Fikret ve Akif’i “temalar bakımından” birbirine yaklaştıran unsurlar üzerinde durulmuştur. Başlıkta belirtildiği üzere Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’in, “Tarih-i Kadim münakaşaları dışında” yani ideolojik zıtlıkların da dışına çıkılarak karşılaştırıldığı yazıda, iki şair arasında birçok benzerliğin bulunduğu ortaya konulmuştur.
“Safahat’taki Dostları” başlıklı bölümde Ali Şevki Efendi, Hasan Basri Çantay, Hüseyin Avni Ulaş, Fatin Gökmen, Ferid Kam, Neyzen Tevfik, Şerif Muhiddin Targan için birer alt başlık açılmıştır. Ayrıca Safahat’ta bir şekilde isimleri geçen kişilerle Mehmet Akif’in ilişkilerine de “Safahat’taki Diğer Dostları” alt başlığıyla kısaca değinilmiştir. Adına müstakil başlık açılan isimlerden Ali Şevki Efendi’yi Mehmet Akif’in ilk şiir kitabındaki Köse İmam şiiriyle kurguya dönüştürdüğü, bu şiiri “Kar-deşim Ali Şevki Efendi Hocaya” ibaresiyle ona ithaf ettiği, aynı kişiye Asım’da eserin ana karakterlerinden biri olarak ve yine Köse İmam adıyla yer verdiği bilinmektedir. Diğer isimler de ya kendilerine bir şiir veya şiir kitabının tamamı ithaf edilerek veya adlarına şiir yazılarak Safahat’ta yer almışlardır. Orhan Okay, bu bölümde, dostluğa çok önem veren ve bazı dostlarına yakın olmak için ev değiştirmeyi bile göze alan Meh-met Akif’i, dost çevresiyle ve devrinin insanları içerisinde göstermeyi amaçlamıştır.6
Kitabın en ilginç bölümlerinden biri “Kırkların Bir Ağızdan Söyledikleri”dir. Bu bölümde Mehmet Akif’in ölümü dolayısıyla dostları ve sevenleri tarafından yazılmış olan tarih manzumeleri değerlendirilmiştir. Bölümün başlığı da Mehmet Akif’in yakın dostu olan ve Süleymaniye Kürsüsünde’yi kendisine ithaf ettiği Fatin Gökmen’in şairin ölümü dolayısıyla yazdığı tarih kıtasından alınmıştır. Kıta şudur:
Mum gibi yandı ciğer çünkü vatan türküsünü Hep geçen kapkara günlerde terennüm etdi Çıktı kırklar bir ağızdan dediler tarihin İçimizden vatanın şairi Âkif gitdi
Tarih düşürme geleneği hakkında da bilgi verilen bu bölümde Mehmet Akif’in ölümü için düşürülen tarihlerin çözümlemeleri yapılmış, ayrıca bunları kaleme alan isimler ve Mehmet Akif’le münasebetleri hakkında da bilgi verilmiştir.
Kitabın sonuna Orhan Okay’la Mehmet Akif hakkında yapılmış yedi mülakat eklenmiştir. Bunlar 1987 yılından itibaren çeşitli süreli yayınlarda yayımlanmış müla-katlardır. Bu mülakatlar, Orhan Okay’ın Mehmet Akif’i sadece eseriyle değil ailesiyle, 6 Muhtemelen Orhan Okay’ın bu yazısının ilhamıyla Turgay Anar’ın editörlüğünde Mehmet Akif Ersoy
Fikir ve Sanat Vakfı ve Pendik Belediyesi’nin işbirliğiyle “Ummana Dökülen Irmaklar-Mehmet Akif Ersoy’un Dost Çevresi” üst başlıklı bir proje kapsamında 2017 yılında kırk civarında kitapçık yayım-lanmıştır.
yetiştiği muhitle, aldığı eğitimle, dost çevresiyle, kısacası bütün yönleriyle tanıdığını gösteriyor. Böylece Orhan Okay’ın Akif ve eseri hakkında verdiği hükümlerin dayan-dığı temelleri de öğrenmiş oluyoruz. O Mehmet Akif hakkındaki çalışmalarında şairi bir taraftan Fuat Köprülü’nün usulüne uyarak içinde bulunduğu ve yetiştiği ortamla, diğer yandan da hocası Mehmet Kaplan’ın metin merkezli yaklaşımıyla ele alarak değerlendirmiştir.