A B D U L L A H _ ÇEVDET (Doktor) — “ Genç Türkler” neslinden, ' serbest fikirliliği ile tanınmış muharrir ve gazeteci; çok verimli bir mütefekkir mütercim, şair, göz hekimi; 9 Eylül 1868 de Arapkirde doğdu; 1932 de Ikin- citeşrinin 28-29 gecesi kalb sektesinden îs- tanbulda öldü. Kabri Mevlevihanekapısı me zarlığında yol üzerindedir. Mamûretülâziz As kerî Rüşdiyesini bitirdikten sonra Istanbula gelerek Kuleli Askerî İdadisine giren Abdul lah Cevdet, buradan imtihanla Askerî Tıbbi- yeye kabul olunmuş ve Yüzbaşı rütbesiyle göz hekimliği diploması almıştır.
Rıza Tevfik 1913 de Nevsâli Milliye gön derdiği bir makalede Abdullah Cevdet için şunları yazıyor:
“ Ben doktoru tanıyalı yirmi sene kadar olur. O vakit kendisini bir tıbbiyeli olarak ta nımıştım. Edebiyat,
fakat inkılâbkâr, hat tâ İsyanperver bir e- debiyat onun ruhunu ateşliyordu. O za manlar, meşhur K e malin nefehatı ile genç ve hayalperest gönüllerin yaşadığı demlerdi. Gençlik ve o gençliğin başında A li Ferruhlar, Abdül- halim Memduhlar K e
malin üslûbiyle hitab Abdullah Cevdet
etmeğe özeniyorlardı. (Kesim: h. çizer) Abdullah Cevdet, Abdüihalim Memduhu ya landan tanımıştı, ve ona az çok medyunu şük ran olduğunu itiraf ederdi. Doktorun eş’arın- da o zamanın ateşi vardır ve sönmemiştir. Kahriyat namiyle Avrupada neşretmiş oldu ğu mecmuai eş’ar, o ateşin kıvılcımlarıdır. Bu kitapta şair, istibdadı cür’etkâr bir lisanla istihkar ediyor.
Herkesin tapdığı İstibdadın Çiğnedim satvetini, kudretini Nice yıl azraü sebatii dadın Bekledim gamlı sırrı fikretlni.
gibi kıt’alarla bu sinirli kitab baştan başa do ludur. Bu heyecanlı şair, başka şeylerle meş gul olmıya idi, şüphe yok ki bizde hamiyet ve
ANSİKLOPEDİSİ — 37 ABDULLAH CEVDET
hamaset vâdisinde en güzel şiirler vücude ge tirecek, ve henüz edebiyatımızda müstakilen mevcut olmıyan bu cins eş’arı ibda edecekti. Lâkin edebiyatın bu türlüsü kendisini siya siyata, içtimaiyata, felsefiyata zorla şevket miş ve Abdullah Cevdet bütün bu mesail ile uğraşmıştır.”
1897 de sürgün olarak gönderildiği Trab- lusgarptan îsvicreye kaçan Abdullah Cevdet, Jöntürklerin Cenevrede çıkardığı Osmanlı ga zetesi muharrirleri arasına katılmış, ayni yıl içinde de “ Kahriyat” i neeretmişti. “ Avrupa- mn, içinde ömrü gurbetimin en büyük kısmı geçen Isviçredir” diyen ve bu ömrü:
Vatana vakfedip tababetimi Gömdüm tsviçreye şebabetimi.
Beytinde yâd ve terennüm eden Abdullah Cevdet, Cenevrede “ Imprimerie Internationa le” adiyle bir matbaa kurdu, 1904 yılının 1 Eylülünde de îctihad mecmuasını çıkarmağa başladı; ayni yıl içinde de kendi telif ve ter cümelerini ve başkalarının eserlerim yaymlı- yan “ Kütüphanei îctihad” ı kurdu. Bir sene sonra da, 1905 de, matbaası, mecmuası ve kü tüphanesi ile Mısıra naklederek Kahirede yer leşti; orada ademi merkeziyetçi Genç Türk- ler fırkasına girdi. îkinci Meşrutiyetin ilânın dan sonra 1911 de îstanbula geldi. Bir müd det sonra da Dozy’nin İslâm düşmanlığı ülkü- siyle yazdığı “ Essai sur l ’Histoire de l’lsla- misme” isimli kitabını “ Tarihi İslâmiyet” a- diyle tercüme ve neşre başladı; bu eserin, ve bilhassa İslâmiyet aleyhinde çok ağır olan mukaddimesinin tercümesi Türkiyenin, bu arada bilhassa îstanbulun Müslüman ekseri yetini rencide etti. Abdullah Cevdet ağır hü cumlara uğradı. “ Tarihi İslâmiyet” de Türki- yede yasak edildi.
O zamanlar müfrit muhafazakâr zümre den nükteci bir zat Abdullah Cevdete, “ A.bdül- lât Cevdet” diyerek Arabların îslâmiyetten evvelki putlarından birinin adiyle muhakkak ki eşine az rastlanan zarafet eserlerinden bi rini göstermişti. Balkan Harbi içinde, hürri yet ve İtilâf fırkası hükümeti tarafından ît- tihad ve Terakki fırkasına mensub poletika mevkufları arasına, îttihadçı olmadığı halde hür fikirliliği kâfi bir tehlike görülerek, A b dullah Cevdet de katıldı. Bundan sonra İçti hadı bir ara Iştihad ve Âlem adlariyle devam ettirmeğe çalıştı ise de, Umumî Harbin ikinci
yılında, 13 Şubat 1915 de tekrar kapandı; ve bu kapanış devri oldukça uzun, mütareke ile Ittihad ve Terakki fırkasının dağılışına kadar sürdü. 1 İkinteşrin 1918 de mecmuasını çıkar mağa başlıyan Abdullah Cevdet, bir ara Da mat Ferid sadaretinde sıhhiye müdiri umumî si tayin edidi.
“ İşgal kuvvetlerine taraftarlık göstermek gibi siyasî ve millî hatalar işlemiştir. Din bağ larından olduğu gibi millet ve vatan duygula rından da uzak ve milletlerarası bir fikir ada mı olmak hevesini gütmüş, hareketlerinde, yazılarında reybî ve kararsız, fakat daima canlı ve çalışkan insan mizacı göstermiştir. Lâtin harflerinin kabulünü ilk ileri sürenler den biri de odur. Herhalde kusurlarına rağ men, taassuba karşı savaşmış, serbest düşün ceyi yaymak hususunda devamlı gayretlerde bulunmuş bir fikir adamı olarak hatırlamak lâzımdır” (İnönü Ansiklopedisi).
Bahaî mezhebinden bahseden bir maka lesinde, peygamber hakkında hürmetsiz tâbir ler kullanması, dört buçuk yıl süren uzun bir dâvaya sebeb oldu. Muharrir muhakemesinin ilk safhasında iki yıl habse mahkûm edildi, hakkında verilen son karar da peygamberlere sövmek suçunun kaldırılması oldu.
Abdullah Cevdet bu muhakemeden son radır ki hakkındaki son ve en ufak tereddüt lerde silinen dinsiz muharrir simasını aldı. Öyle ki, tabutu musalla taşma konduğunda, cemaat cenaze namazına durmağa hazırlanır ken liberal bir genç, Vefa Lisesi tarih mual limi İlhan Şevket, “ Abdullah Cevdet” ismin den yanıldıklarını, ölünün maruf bir dinsiz olduğunu söylemişti. Cenaze namazım “ Töv- beinasuh olabilir” diyen o zamanki Ayasofya imamı kıldırdı.
Abdullah Cevdet, büyük ve küçük telif ve tercüme yetmişe yakın eser sahibi bir mu harrirdir. Uzun ve kısa aralarla otuz yıl neş re muvaffak olduğu İçtihaddaki makaleleri ve şiirleri, bilhassa rübaüeri de hatırlanırsa, adı, Türkiyenin en verimli kalem sahipleri ara sına geçer. Bir tâbi olarak da büyük simadır. Ömer Hayyamı, Mevlânayı ve Shakespeare’i millî kütüphanemize maletmeğe çalışan ilk mütercimlerden biri oluşu da Abdullah Cev det için, tercümelerinin edebî kıymetini müna kaşaya lüzum görmeden, şereftir. Fransızların
ABDULLAHÇAVUŞ SOKAĞI — 38 — İSTANBUL
san’at ve tefekkürü faiklaştırmış muharrir lerinden Gustave Le Bon’u Türkiyeye ilk ta nıtanlardan biri Abdullah Cevdet olmuştu, öyle ki, Le Bon memleketimizdeki hayranla rını Fransada bulamamıştır denilebilir.
Yanında çalışmış işçiler arasında, mec mua ve matbaa sahibi bir patron olarak fe v kalâde tamahkârlığı söylenirdi; fazla gayret ve emek karşısında adamlarını taltif etmek zevkinden mahrum imiş. Bakkalın öteberi sar dığı kâğıtlara makale yazdığı da meşhurdur. Muharrirlerin karşılaştıkları mürettib hatala rından en hazin ve gülünçlerinden birine de Abdullah Cevdet uğramıştı, bu büyük adamın bir şiirinde :
Vatanın bir öksüzüyüm
mısraı, eski yazıda “ sin” harfinin düşmesiyle:
Vatanın bir öküzüyüm
şeklinde çıkmıştı.
Abdullah Cevdet, Mehmed Cevdet adın da lise fransızca öğretmenliği yapan bir oğul ile “ Gül” adında tiirk kadınlığının iftihar ede ceği münevver bir kız evlât bırakmıştır.
Kahriyattan sonra yazdığı şiirleri “ Dağ dan Gelen Ses” ve “ Düşünen Musiki” adında iki kitapta toplamıştır. Bunların içinde öyle güzel ve kuvvetli parçalar vardır ki, Abdullah Cevdet başka hiçbir şey yapmasaydı şöhreti ni temin edebilirdi.
Abdullah Cevdet fransızca ve farsça da şiirler yazmıştır. Fransızca şiirlerim de beş küçük kitapta toplamıştır.
Bir mütercim olarak evvelâ Shakespea- re’in trajedileriyle uğraştı ve ondan altı eser verdi: “ Hamlet, Makbet “ Macbeth” , Jül Sezar “ Julius Caesar” , Kıral L ir “ King Lear” , An- tuvan ve Kleopatra “ Antony and Cleopatra” , Romeo ve Jülyet “ Romeo and Juliet” .
Diğer edebî ve İlmî tercümelerinin başlı- calan, asıl adları ve tercümelerine Abdullah Cevdetin verdiği isimlerde şunlardır:
Schiller’den Giyom Tel “Wilhelm T ell” A lfieri’den îstlbdad “ Della Tiranide” , Hüküm dar ve Edebiyat “Del principe delle lettere” , Byron’dan Silyon Mahbusu “ The prisoner of Chillon” ; J. M. Guyau’dan Terbiye ve Veraset “ Education et hérédité” ; Emil Boutmy’den İngiliz kavmi “ Essai d’une psychologie politi que du peuple anglais au X IX ème siècle” ; Gustave Le Bon’dan Ruhül Akvam “ Les lois psychologiques de l’évolution des peuples” ;
Asrımızın Nususu Felsefiyesi “ Les aphoris mes du temps présent” ; Avrupa harbinden alman psikolociyai dersler “ Enseignements psychologique de la guerre européenne” ; Dün ve Yarın “ Hier et demain” ; Amelî Ruhiyat “ Les incertitudes de l ’heure présente” ; İlmi Ruhu itçimaî “ Psychologie des peuples” ; Ö- mer Buyse’den Amerika Terbiye Usûlleri “ Méthodes américaines d’éducation générale et technique” ; Jasques Norvicov’dan Harp ve Sözde İyilikleri “ La guerre et ses prétendus bienfaits” ; Baron Holbach’dan Aklı Selim “ Le bon sens ou idées naturelles opposées aux idées sur natureles” ; Hindli Muhammed Ghu- ri’den Müslümanlar Uyanınız “ İkazı Müslim” ; Celâleddin Rumî’den “ Dilmestii Mevlâna” adı ile seçme şiir tercümeleri.
Bibi. : Nevsâli Millî; İnönü Ansiklopedisi; İslâm Ansiklopedisi; Haşan Aksonlu, N ot; Hayri Tevfik, Not.
A B D U LLAH Ç AV U Ş SOKAĞI — Fatih kazasının Samatya nahiyesinin Çakırağa ma- hallesindedir (B. : Çakırağa mahallesi). Ab- düllâtif Paşa sokağiyle Küçük Langa caddesi arasındadır. Yangın yerinde açılmış, tesviyesi yapılmış, fakat henüz tanzim edilmemiş bir sokaktır. Üzerindeki evler yeni beton yapı ve orta halli aile meskenidir. Küçük Langa cad desi kavşağının karşısında bulunan bir bele diye elektrik lâmbasiyle aydınlatılmıştır.
Bibi. : REK, Gezi notu.
A B D U L L A H Ç ELE B İ (K a v a f; — On yedinci asırda yaşamış bir Yeniçeridir. 1679
(1090) da ki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadaretine rastlar, Aksarayda Ocak mütekai di olarak otururken karısı bir bezzaz yahudi ile zinâ baskını vermiş, zaniye, Rumeli kazas keri Beyazı zade Abmed Efendi tarafından, Türkiye adliyesi tarihinde bir eşine daha rast- lanmıyan recim, halk tarafından taşa tutula rak keşkek (linç) edilmek suretiyle idam ce zasına çarptırılmıştı ; hüküm de Sultan A h med meydanında Burmak sütunun dibinde ye rine getirilmişti (B. : Recim Vak’ası ve Ahmed Efendi, Beyazî zade).
Bibi : Silâhdar tarihi, I: Râşıd tarihi, I.
A B D U L L A H Ç ELEBİ (Keysudar j — On yedinci asır ortalarında İstanbulun en namlı meczub dervişlerinden; Selânik kadılığından azlinde Îstanbula gelmiş, Keysudur Mehmed Efendiye mürid olmuş, cezbei İlâhiye