ressam
Sabiha Rüştü dapre natür çalışıyor , zamanın en tanınmış mimarı Da-
rengo, İtalyan Sefareti binasiyle
birlikte, 46 sene evvel, Kiı^eçbur- nundaki «Memduh Paşa Yalısı»nı da yap mıştı.v Değerli sanatkâr Sabiha Rüştü’nün yalı bahçesinde, hangar yavrusu atölyesin- deyiz. Bir şövalede büyük bir «Transfigura- tion» kopyası, öbüründe bitmiş bir Rumeli Hisarı ve Boğaz içi, daha ötede Madam Be- zaz’ın İtalyan klâsiklerini hatırlatan, nefis portresi. Şurada Michel Angelo’dan sada katle kopya edilmiş bir baş, ötede...
Sabiha Rüştü, Münih’te resim tahsil
ettikten sonra yıllarca Pariste çalışmış, İm- pressioniste’leri takip eden devrin üstadı Paul Signac’a talebelik etmiştir. Geçen se- neki İtalya seyahatinden dönüşte .Filarmo ni derneğinde açtığı sergi, sanat severlerin hayranlık ve takdirini kazanmıştı.
Sanatkâr, bu hayranlığın maddî ifade sini gördüğünü de gülümsiyerek nakledi yor. Yine, diyor ki:
— «Ekim’in ilk haftasında tekrar İtal- yaya gideceğim. Kışı orada geçirdikten son ra döneceğim.»
— «Her halde dönücünüzde bir sergi daha açarsınız?»
— «Zannediyorum. İtalyada, bugünkü İtalyan sanatının en meşhur iki, üç ressa mından biri olan Chirico ile çalışıyoruz. Bu ressamı yakından tetkik ediyorum. Görü yorum ki, mücerret resimde gayet aşırı git tiği halde son zamanlarda bir nevi realizme dönüyor. İşte şu renkli röprodüksiyonlara bakın siz de. Chirico’da ayrıca portrelere
peyzaj karıştırmak, natürmortla peyzajı
Konuşan: Zahir GÜVEMLİ
birleştirmek gibi temayüller de var. Zira bir tek resim nev’i; yani yalnız portre, yal nız peyzaj, yalnız natürmort, bugünün sa natkârını tatmin etmiyor. Daima daha iyi ifade imkânlarını arıyorlar. Picasso öyle de ğil mi? Günümüzün en ileri ressamı olduğu halde, emin olup, eski üstadları kopya etti ği zaman, aslından ayırmağa imkân bula mazsınız. Kübizme varabilmek, hakikaten kübizmi tatbik edebilmek için sanatkârın mutlaka. resim sanatının geçirdiği tekâmül safhalarını nefsinde yaşaması lâzım. Biz zat denemesi şart. Nitekim Picasso son se nelerde yine bir nevi realizme dönmüştür. Bu da gösteriyor ki, resim sanatında görü len aşırılıklar, hakikatte ressamın kendini muvaffakiyetle ifade için yaptığı aramalar dır: Varılmış bir gaye değil. Her araştırma, ressama yeni şeyler öğretiyor; fakat sonun da mutlaka klâsik devrin mükemmelliğine dönmek zarureti var. Ben de müzelerde yıl larca eser kopya ettim. Her defasında, hu susiyle matière bilgisi üzerinde çok şeyler öğrendim. Biz, burada, böyle bir bilginin varlığından haberli değiliz. Bir kaç unsur la tablo yapmağa çalışırız. Halbuki onlar boyayı ezmek için, tabloya şeffaflık, renk
lere parlaklık vermek, eserin kalıcılığını
temin etmek için ne vasıtalara başvurur- ' lar, bilmezsiniz! Yalnız bu matière bilgisi
v
Sabiha Rüştünün eski ve güzel krokilerin den biri: Şaziye Berin Kurt. Ressamın desen sağlamlığı, bilhassa Alman sanatının üslûp noktasından çalışmasında bıraktığı izler bu
krokide dahi görülüyor.
bile, bir ressam için uzun bir çalışm; mev zuudur...»
Bu sırada, resimlerinde daima sezilen ve Almanyada çalıştığını belli eden kons- trüksiyon sağlamlığına işaret ettim. Sabiha Rüştü:
— «Doğru,» dedi. «Bence resmin te
meli desendir. Desen, daima desen.. Siyah - Beyazı anlamadan resim yapmanın imkânı
yoktur!» •sabiha Rüştü ye ni bitirdiği «Ma lam Bezaz» ın portresi yanında, atölyesinde...
351
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi