• Sonuç bulunamadı

Başlık: 1944 - 1945 DERS YILININ AÇILIŞ SÖYLEVİYazar(lar):ENVER, Ziya KaralCilt: 3 Sayı: 2 Sayfa: 123-128 DOI: 10.1501/Dtcfder_0000000333 Yayın Tarihi: 1945 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: 1944 - 1945 DERS YILININ AÇILIŞ SÖYLEVİYazar(lar):ENVER, Ziya KaralCilt: 3 Sayı: 2 Sayfa: 123-128 DOI: 10.1501/Dtcfder_0000000333 Yayın Tarihi: 1945 PDF"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Dekan Prof. ENVER ZİYA KARAL Sayın arkadaşlarım, değerli talebelerim.

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin yeni ders yılını, hepinize sağlık ve başarı temennileriyle açıyorum.

Yeni ders yılınız kutlu olsun.

Dokuz yıldır Fakültemiz, birlikte yaptığımız bir ders ile açılır. Şimdiye kadar yapılan açış dersleri klâsik ilmin çerçevesi içinde kaldılar. Bugün yapılacak ders evvelkilerine göre bir özellik taşır.

Dersin konusu Cumhur Reisimizin, geçen 19 Mayısta Stadyumda gençliğe ve millete söylemiş oldukları nutuklarıdır.

Fakülte denince akla derhal bir ilim ve bilim yeri gelir. Fakülte öğretiminde, talebeye ilim konuları tanıtılır; onlara ilim metodu öğre­ tilir. İlmî hakikati, kendi kendilerine yaptıkları araştırmalarla, bulacak şekilde hazırlanırlar. Bu türlü çalışmalar Fakültenin havasında bir tek zihniyeti hâkim kılar: İlmî zihniyet. Bu türlü çalışmalar Fakülte mensup­ larını bir tek hakikatin arayıcısı yapar: İlmî hakikat.

Fakat milletlerin hayatında öyle zamanlar olur ki, fakültelerde bile, ilim hakikatinin yanında bir başka hakikat yükselir: Milletin varlığı hakikati; Devletin dünya devletleri kavgasında şerefle tutunma ve şerfle yaşama hakikatidir.

"İlim en hakikî mürşiddir,, diyoruz, fakat bu düsturun şartı vardır. O şart da "hayat,, tır. Bir milletin hür ve müstakil bir hayatı olmadıkça; ne ilmin ne de ilme bağlı mefhumların o millet fertleri için hiç bir değeri olamıyacağı tabiidir.

Bir an için dünyanın beş yıldanberi geçirmekte olduğu olayları göz önünde bulunduralım. Bu beş yılı milletlerin hayatında en büyük imti­ hanların verildiği devir olarak görüyoruz. Bu imtihanda bazı dev cüsseli devletlerin bir ölüm kalım savaşından sonra tarihin kaydetmemiş olduğu felâket ve acıları tanıyarak yerlere serildiklerini gördük. Bazı devlet­ lerin de tedavisi muhakkak asırlar sürecek olan derin yaralar alarak sendelediklerini görüyoruz. Bu kanlı trajedinin içinde Türk milletinin

şerefli varlığını devam ettirmesi kendi millî arzularımızın dışında tesa­ düflerin yarattığı bir durum mudur? Şüphesiz hayır. Bu her şeyden önce bir siyaset dehasıdır. Biz bu dehanın tecellisini devlet rejimimize yani Cumhuriyete borçluyuz. Millet ferdî olarak hepimizin acıları, hepimizin ümitleri kendi arzu ve irademizle baş olarak seçtiğimiz Cumhurreisimizin dimağında ve yüreğinde toplanmaktadır. Bu

(2)

124 . ENVER ZİYA KARAL

sebepledir ki Cumhurreisimizin her sözü ve her haraketi millet arzu iradesinin bir sembolüdür. Ve yine bu sebepledir ki Cumhurreisimizin 19 Mayıs nutukları kendi düşünce ve duygularımızın onun şuurunda kemalini bulmuş akislerinden başka bir şey değildir.

Şu halde biz 19 Mayıs nutkunda Türk milletinin şerefli bir millet olarak var oluşunun ve yine şerefli bir millet olarak var olması şartla­ rının siyasî felsefesini okuyoruz.

*

Reisicumhurumuzun nutuklarını bir defa daha dinledik. Nutuk o kadar açık ve aydınlıktır ki onu ne tefsire ve ne de tahlile hiç bir ihti­ yaç duymayoruz. Bu itibarla ben onu ancak, yakın tarihimizden aldığım misallerle tekit etmek için sözüme devam ediyorum.

Cumhurreisimizin nutuklarında Maarif meselesi ön plânda gel­ mektedir. Cumhuriyet rejimi Türkiyenin mukadderatına el koyduğu vakit bu meseleyi tamamen ihmal edilmiş bir halde buldu.

Bu sebeple, bir taraftan düşman ordulariyle savaşılırken diğer taraftan halkımızı kemiren cehalete, bilgisizliğe ve irfansızlığa karşı mücadeleye girişildi. Zamanla bu mücadele bütün milletimizin iştirak ettiği heybetli bir meydan muharebesi şeklini aldı. Çeyrek asırdır devam etmesine rağmen bu muharebeyi henüz kazanmış bulunmuyoruz. Fakat yakın bir gelecekte onda da kat'î neticeyi alacağımıza dair canlı işaretlerin belirdiğini görüyoruz.

Köy Enstitülerimiz, Teknik Okullarımız, Yüksek Okul ve Üniver­ sitelerimizle Türkiyenin çehresini değiştireceğiz. Hepimizin idealinde yaşıyan büyük ve müreffeh Türkiyeye varmak için yegâne yolumuz maariftir, kültürdür. Zaten bütün vatan ve milllet problemleri, hep maarife bağlıdır ve ancak onun gelişmesiyle kabili haldir.

Saltanat rejimi, medreseye, tekkeye, mescide dayanmıştı. Türkiye Cumhuriyeti ise yalnız ve yalnız müsbet bilgi ifade eden Maarifi temel olarak kabul etmiş bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti için vatanın mukad­ deratı Maarifin seyrine bağlıdır.

Devlet ve Milletimizin hayatında bu derece ehemmiyetle yer alan Maarif davasının başarılmasında birinci derece ödev sahibi olan öğretmen, öğrenci ve münevverlerimizdir.

Ebedî Şef Atatürk, Millî Şef İnönü, söyledikleri nutukların bir çoğunda bu ödevin değerini belirtmekten geri kalmadılar. Onlara göre

Türkiye Cumhuriyeti rejiminin gerçek sahibi gençliktir. Rejimin istikbali, garantisi gençliğin çalışmasında ve karakterindedir.

Çeyrek Asırlık Cumhuriyet hayatımız gençliğin bu güvene lâyık olduğunu isbat eden olaylarla doludur. Birkaç ay önce bazı okullarımızda birkaç öğretmenin devletin siyasetine aykırı hareket etmiş olmaları bütün

(3)

Türk gençliğine leke sürmez. Gençlik, kurtuluş parolasına her vakit olduğu gibi bağlıdır. Bu parola umumi olarak şudur:

Çalışmak, daima çalışmak, daima daha çok çalışmak.

Memleketin bizden bekledikleri vardır. Bunların başında vatan hizmeti gelir. Bu hizmet kanunların dışında dolambaçlı yollara saparak muhayyel Cennetlere gitmekle yapılmaz. Bu hizmet yıkıcı, şüpheye düşürücü, millî enerjiyi yıpratıcı çalışmalarla da yerine getirilmez.

Halk hakimiyetine dayanan rejimlerde gerçek milliyetçi, vatanse­ verliğini halk için çalışmasiyle ve eseriyle ispat etmeğe mecburdur.

Bu vatan için bu memleket için en çok çalışmış en çok didinmiş Atatürk'ün vatan vazifesini ne şekilde telâkki ettiğini öğrenmek için şu satırlarını okuyalım.

"Arkadaşlarım ben diğer meslekdaşlarımdan fazla bu vatan ve bu millete borçlu olduğum vazifeden başka bir şey yapmadım. Eğer mütevazı bir muhassala varsa bunu yine milletin bana müteveccih olan enzarı itimadına medyunum,,.

Vatana borçlu olduğumuz vazifelerin hudutsuz olduğunu bu satır­ lardan anlıyoruz. Vatan borcunu lâf ile, dedikodu ile ödemek imkânının olmadığını ve müsbet iş çıkarmak lâzım geldiğini yine bu satırlar göstermektedir.

Cumhurreisimizin nutuklarının ikinci kısmı devletimizin temelini teşkil eden prensiplerin izahına ayrılmıştır. Millî Şefimizi bu yoldaki düşüncelerini söylemeğe sevkeden sebep Cumhuriyet nesillerine verilmesi gereken siyasî terbiyenin gerçek manasını anlatmaktır.

Devletimizin prensiplerini hep biliyoruz. Bunlar altı ok veya altı prensip diye tanıdığımız milliyetçilik, halkçılık, cumhuriyetçilik, devlet­ çilik, lâyiklik ve inkilâpçılıktır. Bu prensipler son çeyrek asırda başardığımız inkılâbın karakterini teşkil ederler. Bu itibarla onları inkılâbımızın dışında görmeğe veyahut inkılâbımızın taşıdığı mananın ötesinde anlamağa cevaz verilemez.

Bizim inkılâbımıza gelince, o ne yalnız bir içtimaî hamledir, ne de sadece hızlı bir tekâmül. İnkılâbımız, inkılâp kelimesinin ilk anda hatır­ lattığı ihtilâl manasından başka ondan daha geniş ve devamlı bir değişme, bir savaş terimidir.

Kendinden önce yapılmış ve kendinden sonra yapılan inkılâplara benzemez. Şekli ile, ruhu ile, metodu ile yepyeni ve orijinal bir hadisedir.

Bütün inkılâplar siyasî veya içtimaî veya iktisadî partilerin eseri oldukları halde Türk inkılâbı Türk milletinin en geniş anlamda hürriyet ve istiklâline kavuşmak için milletçe başardığı örnek bir inkılâptır.

(4)

126 ENVER ZİYA KARAL

Bu itibarla devletimizin prensipleri de Türk milletinin ruhunda asırlarca yaşamış, fakat bugünkü şekilleri ile ifade edilmemiş siyasî düşünce ve temayüllerin prensipleridir.

Kahraman Atatürk bu prensiplere nasıl varılmış olduğunu şöyle anlatmaktadır:

"Devletin prensipleri idarede ve siyasette, bizi aydınlatıcı ana hat­ lardır. Fakat bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların dogmaları ile asla bir tutulmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kayde­ den yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.„

Millî Şefimizin nutuklarında maarifimize ve devletimizin prensiple­ rine geniş yer ayırmalarının şümullü bir mânâsı vardır. Bu mânâyı anlamak için gençlik bayramından önceki günleri bir an için düşünelim. Huzur bozucu bir fikir cereyanının okul sıralarında masum okurlarımıza kadar yayılmış olduğunu hatırlıyoruz. Bugün Irkçılık ve Turancılık diye isimlendirdiğimiz bu ceryan yollarını şaşırmış birkaç kişinin söz­ de marifeti idi. Bunların esas fikirleri Türklüğü inhisar altına almak,

birçok vatandaşları kendilerince taayyün etmiş ölçülerine göre Türk camiası dışına çıkarmak ve istiklâl savaşımızın nimeti olan millî bütün­ lüğümüzü parçalıyarak, Misakı Millî hudutlarımız haricinde kalmış ülkeler fethederek ırkçılık temellerine dayanan bir Türkiye kurmaktı. Halbuki bu davanın akıl, fikir ve mantık bakımından tutar tarafı Olmadığını yakın tarihimizin olayları işaret etmektedir. Meselâ Türklük için Söz ile, yazı ile çalışmış olan Ziya Gökalp, devrinde ırk ve millet hakkında düşüncesini şöyle anlatır:

"Bir insan dilde ve duyguda müşterek bulunduğu insanlarla bera­ ber yaşamak ister. Çünkü insanî şahsiyetimiz bedenimizde değil ruhu-müzdadır. Maddî meziyetlerimiz ırkımızdan geliyorsa manevî meziyetle­ rimiz terbiyesini aldığımız cemiyetimizden geliyor.,,

Panislâmizm ve pantürkizm siyasetlerinin tasfiyesini yaparak milletimizi millî siyaset yoluna koymak için bütün ömrünce çalışmış olan Atatürk'ü dinlersek doğru yoldan sapmış olanların gaflet derecesini daha iyi anlarız.

Atatürk, bugünkü devletimizin kurulduğu gün, yani 23 Nisan 1920 de millî kurtuluşumuzun siyasî kadrosunu şöyle çizdi:

"Hiç bir hudut tanımıyarak dünyada mevcut bütün Türkleri bir devlet halinde birleştirmek gayri kabili istihsal bir hedeftir. Bu, asırların ve asırlarca yaşamış olan insanların çok acı çok kanlı hadisatla ortaya koyduğu bir hakikattir.

Pantürkizm siyasetinin muvaffak olduğuna ve dünyayı sahai tatbik yapabildiğine tarihte tesadüf edilmemektedir.

(5)

Bizim vuzuh ve kabiliyeti tatbikiye gördüğümüz mesleki siyasî, millî siyasettir. Bu da hududu milliyemiz dahilinde herşeyden evvel kendi kudretimize dayanarak muhafazai mevuudiyet ederek millet ve memleketin hakikî saadet ve ümranına çalışmaktır. „

Atatürk bu fikirlerini bir çok defalar tekrarlamak zorunda kaldı. İstiklâl savaşımıza millî renklerimizin dışında bir karakter verilmek istendiği vakit kuvvetli mantıki ile hakikati milletin gözü önüne ser­ mekte bir an tereddüt etmedi. 1921 yılında Panislâmcılara ve Pantürk-çülere şöyle hitab ettiğini görüyoruz:

"Büyük hayaller peşinden koşan, yapamıyacağımız şeyleri yapar gibigi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Efendiler! büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine cel-bettik. Biz pansilâmizm yapmadık, belki "yapıyoruz, yapacağız,, dedik. Düşmanlar da "yaptırmamak için bir an evvel öldürelim !„ dediler. Pan­ turanizm yapmadık; "yaparız, yapıyoruz, yapacağız,, dedik ve yine "öldürelim,, dediler. Bütün dava bundan ibarettir. Biz böyle yapmadığı­ mız ve yapamadığımız mefhumlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın adedini ve üzerimize olan tazyikatını tezyit etmekten ise haddi tabiiye, haddi meşrua rücu edelim! Haddimizi bilelim! Binaenaleyh, Efendiler, biz hayat ve istiklâl isteyen milletiz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı ibzal ederiz.,,

Aziz dinleyiciler!

Ebedî Şefimizin yıllarca önce söylemiş oldukları bu sözlerle biraz evvel okuduğumuz Millî Şefimizin 19 Mayıs nutkunda geçen fikirleri arasında hiç bir fark yoktur. İki büyüğümüzün bütün çalışmalarında olduğu kadar düşüncelerinde de hâkim olan vatan ve millet anlamı realisttir.

Onlar hasretini çekmedikleri muhayyel ufukların cazibesini tanıma­ dılar. Fakat her Türk ailesinin uğrunda evlâtlarından birini kurban verdiği Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da bulundular.

Oralarda kendileri gibi duyan, kendileri gibi inanan yüzbinlerce Türkle beraber, saldıran düşmana karşı dögüştüler. Bu belli vatan uğrunda döğüştükleri, didindikleri ve ıstırap çektikleri için de biz bugün burada bulunuyoruz.

Büyük millet mutlaka çok geniş topraklar ve çok kalabalık nufus manasına gelmez. Bir milletin büyüklüğü herşeyden önce millî ruhunun tecellisi şeklindedir. Mensup olmakla iftihar ettiğimiz Türk milleti hiç bir zaman mucizeler yaratmak için sayı üstünlüğünü esas almamış ve kendi saadeti için diğer milletleri felâkete, sefalete ve zulme boğmamıştır.

Daha onaltıncı asırda Avrupada Katolikler ve Protestanlar birbirlerini diri diri gömerken Türkler idarelerine aldıkları milletlere inanç hürlüğü bağışlamışlardır.

(6)

128 ENVER ZİYA KARAL

Yine onaltıncı asırda kanunnamelerin tayin ettiği miktardan fazla bir para gönderen Mısır Valisi halkı soymak suçundan dolayı Divanı Hümayun huzurunda muhakeme edilmiştir.

Arkadaşlar! bu da Türkün istismar bilmiyen ve mülkiyete saygı gösteren sağlam karakterinin bir delilidir.

Aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen milletimizin bu karakterinin sapasağlam kaldığını Atatürk'ün şu sözleri apaçık anlatır:

"İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya memleket­ lerinin saadetine hâdim olmağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır.,,

Muhterem arkadaşlarım ve değerli talebelerim!

Türk milletinin tarihinde onun ruh asaletini anlatan daha binlerce ve binlerce olaylar vardır. Fakat asla unutmamamız lâzımdır ki bu olay­ ların en önemlisi dünya tarihine Türk mucizesi adiyle geçen Türk İn­ kılâbıdır.

Milletimizin inkılâpçılık ruhu İstiklâl savaşımızda olduğu kadar bu­ gün de yüreklerimizde yanmaktadır. Ve böyle olduğu için Fakültemizin kapısında yazılı vecizenin taşıdığı hakikatin arkasından güven ile gide­ biliriz:

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Profesör, Doçent, Asistan ve Öğrenci arkadaşlarıma, ilim yolunuz açık olsun, temennisiyle sözlerimi bitiriyorum.

Referanslar

Benzer Belgeler

Daphne oleoides birliği; Astragalo heldreichii-Daphnetum oleoidis birliği, araştırma alanımızda Davras Dağı’nın batı ve güneybatıya bakan yamaçlarında kalker

The regulation aims; to protect soil and water quality, sustainability of renewable natural resources to avoid erosion and to abate negative effects of

Doğa sporları etkinlikleri de, etkinlik çeşidine göre, doğal alanlarda bir çok ekolojik bozulmalara neden olabilmektedir.. Bu olumsuz çevresel etkiler Tablo

Günümüzde kentsel alt yapı sistemleri ve peyzaj tasarımı ile ilgili etkileşimlere neden olan karmaşık kentsel gelişme süreçleri ile karşı karşıya

Lütfü ÇAKMAKÇI Ankara Üniversitesi Mehmet ÇELİK Ankara Üniversitesi Aykut Namık ÇOBAN Ankara Üniversitesi Ahmet ÇOLAK Ankara Üniversitesi Reyhan ÇOLAK

Serbest atmosferle mağara atmosferi arasındaki hava akımının yokluğu durumunda ise, mağara havası, mağarayı çevreleyen kayaçların termal ve nem karakteristiğine uyum

Keza, marjinal faydanın doğrusal veya artan eğilimde olduğu durumlarda da hoşgörülen hırsızlık üzerinden bir gıda transferi mümkün olmayacaktır.. Karşılık

Yaşam alanlarında yaşlı ve engelli gibi farklı özellik ve kapasitede bireylerin de yaşadığı bilinciyle bireylerin yaşam kalitesini artıracak tasarımların yapılması