AHMET MİTHAT EFENDİ’NİN ROMANCILIĞI
Yılmaz Daşcıoğlu
*AHMET MİTHAT EFENDİ’S UNDERSTANDING OF NOVEL IN RELATION TO CHANGING PERCEPTIONS ACCORDING TO PERIODS
ÖZ: Türk edebiyatında roman türünün görünmesi modernleşme sürecinin çer-çevesinde gelişmiştir. Bu yüzden 19. yüzyıl romanları Batılı modelin eksiksiz izlenmesi gerektiği inancıyla değerlendirilmiş; bu bağlamda dönemin en çok yazan romancısı Ahmet Mithat Efendi’nin romancılığı değersiz görülmüştür. Oysa son dönemde modernizmin her yerde tekil ve kusursuz bir model olarak izlenmesinin mümkün olup olamayacağı tartışmaları yeni bir fark ediş ortaya çı-karmıştır. Bu çerçevede bakıldığında Mithat Efendi’nin özellikle geleneksel an-latıların kimi ögelerini yoğun biçimde kullanması da yabancı form – yerli içerik – yerli söylem formülasyonu bakımından değerlendirilebilir nitelik taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Ahmet Mithat Efendi, modernleşme, roman, anlatı tekniği.
ABSTRACT: The emergence of the novel in Turkish Literature flourished along-side with social transformation in the wake of the last century and the moderni-zation project. That is why 19th century Turkish novels are almost always read and received with references to western models which provided the evaluation criteria, as well. The novels of Ahmet Mithat Efendi, one of the most proli-fic writers of that period, however, have been regarded as insigniproli-ficant and too 1 Bu metindeki kimi görüşler daha önce Ahmet Midhat Efendi (2012) kitabı içinde yayımlanan “Hace-i
Evvel’den Üst-Kurmaca Ustasına: Ahmet Mithat Efendi’yi Nasıl Okumalı?” adlı yazımızda da dile getirilmiştir.
* Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.
conventional. So, this paper deals with discussions on the possibility of taking modernism and modern techniques as unique/ideal model and shed light on a newly increasing awareness of the novels of Ahmet Mithat, whose extensive use of certain elements borrowed from traditional narratives can be reconsidered in terms of authentic content and native discourse amalgamated with western form.
Keywords: Ahmet Mithat Efendi, modernization, novel, narrative technique
...
19. yüzyıl modernleşme sürecinin ürünü olan roman türünün, Türk edebiyatında-ki esedebiyatında-ki anlatılardan farklı ve yenileşme döneminde tanışılan yeni bir edebî tür olduğu genel kabul görmüş bir kanaattir. Anonim bir nitelik taşıyan bu görüşün tartışmasız kabul edilmesinde şüphesiz romanın, 19. yüzyılın pozitivist anlayışını ve modernleş-menin karakteristik özelliklerini edebî söyleme dönüştürmesinin rolü vardır. İlk Türk romancılarının örnek aldığı romantik ve realist yazarların metinleri, kusursuz ve tekil bir model olarak Cumhuriyet’ten sonraki yıllara kadar bu etkisini sürdürmüştür. Bu modelin ayırıcı özelliği, içinde yaşanılan duyulur gerçeklik dünyasının dışında me-tinsel bir gerçeklik oluşturması; bu iki gerçekliğin birbirine tam olarak benzemesinin arzulanmasına karşın ikisi arasındaki geçişin kesinlikle koparılması gerektiği inancı-dır. Yani yazarın içinde yaşadığı gerçeklik alanına mümkün olduğunca çok benzeyen ama aynı zamanda ondan bağımsız, özerk bir metinse gerçeklik kurulmalıdır. Bu iki gerçeklik alanı arasındaki geçişliliği engelleyecek en önemli tutum, sosyal ve tarihsel bir figür olan yazarın kendisini metinde doğrudan göstermekten kaçınması olacak-tır. Kendisini bir anlatıcının arkasına gizleyen yazar, aynı zamanda bu özerk metnin inandırıcılığını sağlamak için kişilerin gerçek kişiler, mekânların gerçek mekânlar; ilişkilerin gerçek ilişkiler (gibi inandırıcı) olmasını sağlamakla yükümlüdür.
İlk Türk romanları tam da bu noktalarda modele uymak sorunu yaşamışlardır. Yazarlar kendisini metnin dışında tutmayı başarabilmekte zorlandığı gibi mekân tasvirlerinde ve özellikle karakter oluşturmada zorluk çekmişlerdir. Bunlar arasında Ahmet Mithat (1844-1912), özellikle yazar-metin ilişkisi konusundaki aykırılığı ile karakterize edilmiştir. Bu durum dönemin en çok yazan yazarının roman konusun-daki bilgi ve yeteneğinin sorgulanmasına yol açmış; hatta başka sebeplerle birlikte değersizleştirilmesinin dayanaklarından birisi haline getirilmiştir. Bunun dönemlerin roman sanatına bakışındaki çerçeve ile ilgili olduğu gibi yenileşme dönemi yazarları konusunda ideolojik bir tutumdan da kaynaklandığı düşünülebilir. Yani erken dönem Türk romanının Namık Kemal ile başlatılan “sanatkârane”, “edebî” bir çizgi ile Ah-met Mithat’ın başlattığı düşünülen “popüler” çizgi üzerinde kurulup geliştiği düşün-cesi aynı zamanda Namık Kemal’in Sultan II. Abdülhamid karşıtı, Ahmet Mithat’ın ise onun yanında yer alması olgusu ile de ilişkili gibi görünüyor. Böylece Namık Kemal ideolojik olarak kanona dahil edilirken Ahmet Mithat dışlanmış oldu. Bu aynı
zamanda gerek II. Meşrutiyet sonrasında ve gerekse Cumhuriyet’in ilk döneminde etkisini gösteren bir yaklaşımdır.
Roman türündeki ürünlerin bu yaklaşımdaki parametrelerden birisini oluştur-muş olması aynı zamanda dönemin yazarlarının hedef olarak seçtiği ideal okur kav-ramı konusundaki çelişkiyi de ortaya koymaktadır. Bu bağlamda M. Nihat Özön’ün Tanzimat dönemi okuru konusunda yaptığı tasnifi hatırlamakta yarar var. Tanzimat döneminde “yüksek”, “okumuş tabakadan başka okuması olmadan, fakat şehirliliğin verdiği bir hayat ufku genişliği ve bilgisiyle öteki okumamışlardan ileri bulunan çok kalabalık bir zümre” ve “hayat ve görgü ufukları kendi dar çerçevesini aşmamış olan gene kalabalık bir zümre” olmak üzere üç grup okur bulunduğunu söyleyen Özön, Ahmet Mithat okurunun ikinci grup olduğunu ileri sürer.2 Anlaşılıyor ki Mithat’ın
okur kitlesi yazar tarafından bir piramit biçiminde çizilen bu gruplandırmanın tam ortasını teşkil ediyor. Elbette piramitin üstünü “yüksek” diye nitelendirilen ve Namık Kemal’den Halit Ziya’ya çekilen çizgideki okur kitlesi oluşturmaktadır. Burada bir sorun olduğu açık ve bu sorunlu yaklaşım Ahmet Mithat’ın edebiyat tarihindeki yeri-ni haksız bir biçimde belirlemiş bulunuyor. Aslında Namık Kemal de dahil Tanzimat yazarlarının hemen tamamının halkı edebiyat yoluyla eğitmek düşüncesinde oldukla-rı bilinmekle beraber, bu amaca büyük ölçüde Ahmet Mithat ulaşabilmiştir. Bu nokta Ahmet Mithat’a bakıştaki sorunlu yönü ortaya koyduğu gibi Ahmet Mithat’ın romanı araç olarak görmesini de açıklayıcı niteliktedir.
Halka yönelme ve araçlaştırma Ahmet Mithat romancılığının yerilmesinin bir nedeni iken, bir başka önemli gerekçe onun romanlarındaki yapı özelliğidir. Namık Kemal’den Ahmet Hamdi Tanpınar’a kadar uzanan çizgide Ahmet Mithat romanla-rında genellikle “haşviyat”ın, “istitrat”ın bir kusur olarak karakteristik bir yer tuttu-ğu gerekçesiyle küçümsenmiştir. Onun romancılığına bu tür küçümseyici bakışın en çarpıcı ifadeleri Tanpınar’ın3
“Roman sanatı, hangi seviyede olursa olsun okuyucu ile kitabın baş başa kalmasını ister. Ahmed Mithat Efendi ise daima üçüncü bir şahıs gibi aradadır. Hattâ daha fenası okuyu-cuyu romanın mutbağına kadar götürür, onu üst üste değişen tekliflerle hikâyenin ilk şartı olan hakikaten olmuş vehminden mahrum eder.” (…) “Onun sanatı yoktur, daima halka yönelen iyi niyetleri vardır.”
şeklindeki cümleleri olmuştur. Böylece bir yandan Türk toplumuna okumayı öğreten adam diye nitelenmesine karşılık bir taraftan da kötü, savruk, roman sanatını bilme-yen yazar imajı çizilmiştir.
Yine çok dile getirilen bir başka özellik onun romanlarının geleneksel Türk anla-2 Özön, M.N., Türkçe’de Roman, İstanbul: İletişim Yayınları, 1985, s. 110.
tı ve oyunlarındaki kimi ögeleri yoğun bir biçimde taşımasıdır. Pertev Naili Boratav,4
Ahmet Mithat’ta eski hikâyecilik geleneğinin –hem de her çeşit hikâyelerden– izleri-ni bulmanın mümkün olduğunu belirterek incelemesinde şu tespitleri yapar:
“… tıpkı meddahlar gibi okuyucularıyla konuşur, onların fikirlerini sorar, onların söy-lediklerine iştirak edip etmeyeceklerini kollar, mukadder suallere cevap verir v.s. hikâ-yelerinin ve romanlarının sonunda, hattâ icap ettikçe ortalarında sık sık ahlâkî, terbiyevî telkinler yapmaktan, kıssadan hisse çıkarmaktan geri kalmaz: Bütün bunlar meddah hikâyelerinin başlıca karakterlerindendir. (…) Ahmet Mithat’ın hikâyelerinden tam ma-nasıyla meddah hikâyesi olanlar bile vardır: onun hikâyelerinden, 1875’te çıkmış olan “Karı Koca Masalı” böyle bir eserdir. Daha yenilerinde, meselâ 1884 tarihli “Obur” hikâ-yesinde obur tipini veren “Fil Tahsin” ile başka şahıslar, meselâ “Şekerzade”, “Anber Molla”, “Hekimbaşı Devai Efendi” tam manasıyla meddah hikâyesinin, kalıplaşmış bir takım seciye ve karakterleri çizen tiplerin aynıdır. 1889 tarihli “Dolaptan temaşa” ise sade “meddah”ların değil, ortaoyunu ve karagöz sanatçılarının da biraz değişik şekille-riyle ele almış oldukları bir temadır: hafif, hoppa bir kadın karşısında ağırbaşlı bir çelebi ile azılı bir kabadayıyı rakip mevkiinde bulunduran ve bunun doğuracağı komik sahne-lerden istifade ederek karakter tasvirleri ve örf tenkidleri yapan bir hikâye teması.”
Bununla birlikte Boratav’a göre “halk hikâyelerinde bulunmayan tez, muharririn içinde yaşadığı sosyal muhit, bu muhiti karakterlendiren tarihî an, dünya görüşü ve bu görüşe dayanan tenkid fikri” bakımından Ahmet Mithat aynı zamanda modern romanın da temelini atmıştır.
Görülüyor ki Ahmet Mithat Efendi, özellikle romancı yönüyle küçümsenmiş olsa da görmezden gelinememiştir. Nitekim son otuz yıldır Ahmet Mithat Efendi’ye, özelde onun romancılığına bakışta bir değişme gözlenmektedir. Son dönem araştır-macıları yalnızca Cemil Meriç’in5 ifadesiyle, Ahmet Mithat Efendi’nin “Türk
roma-nını yaratan adam” olduğu düşüncesini benimsemekle kalmamış aynı zamanda onun romanlarında yukarıda kusur olarak görünen birtakım özellikleri alternatif modern-leşme kavramı bağlamında değerlendirmeye başlamışlardır. Bu iki tutum arasındaki en önemli fark birincilerin roman anlayışı ve dönemin genel ideolojisindeki tek tipçi yaklaşıma karşılık ikincilerin Batı’da gelişen postmodern yaklaşımlardan beslenerek hem edebîlik meselesini hem de romanda modelin, modernizmde Batı merkezciliğin tekilliğine olan itirazlardan yola çıkmış olmalarıdır.
Sözün burasında Franco Moretti’nin edebiyatta merkez-çevre ilişkisini konu edindiği “Dünya Edebiyatı Üzerine Düşünceler” adlı makalesindeki görüşleri hatır-lamakta yarar var:
4 Boratav, P.N., “İlk Romanlarımız”, Folklor ve Edebiyat I, Adam Yayınları, s. 304-319. 5 Meriç, C., Kırk Ambar, İstanbul: Ötüken Yayınları, 1980, s. 181.
“Edebi sistemin periferisine ait olan kültürlerde (yani, Avrupa’nın içindeki ve dışındaki hemen hemen bütün kültürlerde), modern roman ilk olarak özerk bir gelişme şeklinde değil, Batı’nın formel etkisi (genellikle Fransızlar veya İngilizlerin etkisi) ile yerel mal-zemeler arasında bir uzlaşma şeklinde doğmuştur.”6
diyen Moretti, modern ulus edebiyatların doğuşundaki etkilenme ilişkisini ağaç ve dalga metaforları üzerinden açıklıyor. Ağaç, ulusal değerleri; dalga ise dış kültürden etkilenmeyi ifade ediyor. Buna göre ulusal kültürün faktörleri ile örnek alınan edebi-yatın ilişkisi bir içerik-biçim ilişkisi biçiminde gelişiyor. Yerel malzemenin yabancı biçimle kaynaşması yerel anlatı sesini doğuracaktır.
Bu görüşler Tanpınar’a kadarki edebiyat tarihçilerimizin ilk romanları değerlen-dirme konusunda, modele (yani yabancı forma) tereddütsüz bağlanmalarının Mithat Efendi’nin romanlarındaki modelden sapan özellikleri kusur olarak değerlendirdikle-rini açıklamaya yeter. Gerçekten de Tanpınar’ın, son dönem eleştirmenlerinden Jale Parla7 ve Nüket Esen’in8 o kadar üzerinde durdukları Karı Koca Masalı adlı
roman-dan hiç söz etmemesi; “konusunu metnin yazılışı” olarak niteleyen Berna Moran9 ile
Yavuz Demir’in10 dikkatlerini çeken Müşahedat’ı yalnız bir yerde ve küçümseyici
bir dille anması, roman sanatına bakıştaki değişmeye dayanır. Muhtemelen Tanpınar yazarla okur arasında yazma problemi çerçevesinde bir diyaloga benzeyen Karı Koca Masalı’nı roman saymıyor, Müşahedat’ı ise Ahmet Mithat’a özgü bir yazı tecrübesi kabul ediyordu. Çünkü Namık Kemal’den Tanpınar’a kadar (ve hatta Mithat Efen-di bağlamında olmak kaydıyla Tanpınar dolayısıyla yarım asır sonrasına kadar da) roman hayatın alternatifi olan bir gerçeklik düzlemi olarak algılanıyordu. Bu ger-çeklik düzleminin dışından gelecek ve onun kendi bütünlüğünü bozacak olan her öge yabancıydı ve girmemeliydi. Tam da bu yüzden Namık Kemal Paris’te Bir Türk romanını Paris’i görmeden yazması dolayısıyla Ahmet Mithat’ı şarlatanlıkla suçlar.11
Bu tavır yukarıda alıntıladığımız Tanpınar’ın düşüncesiyle uyumludur. Klasik roman anlayışı, romanın içindeki ve dışındaki dünyayı kategorik olarak farklı görüyor ama çelişmesini istemiyor idi. Bir bakıma iki alternatif gerçeklik düzleminin birbirine iliş-meyen; hayatın romana geçişinde metinsel özerkliğe dönüşmesi istenen bir yaklaşım söz konusu idi. Oysa Ahmet Mithat romanları hayatın içinde bulunuyordu ve ondan 6 www.newleftreview.org/article/download_pdf?language=tr&id. Çev. Osman Akınhay
7 Parla, J., Don Kişot’tan Bugüne Roman, İstanbul: İletişim Yayınları, 1985, s. 76-80 ve bkz. Parla, J.,
Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım, İstanbul: İletişim Yayınları, 2011.
8 Esen, N., Beliyat-ı Mudhike ve Karı Koca Masalı ve Ahmet Mithat Kaynakçası, İletişim Yayınları,
2011, s. 69-73 ve bkz. Esen, N., Modern Türk Edebiyatı Üzerine Okumalar, İletişim Yayınları, 2010.
9 Moran, B., Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I, İletişim Yayınları, 1990, s. 50-51.
10 Demir, Y., Zaman Zaman İçinde Roman Roman İçinde Müşahedat, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2002. 11 Namık Kemal, Namık Kemal’in Mektupları, Haz. Fevziye Abdullah Tansel, C. IV, Ankara: Türk Tarih
bağımsız olarak örülen metinler değildi. Bu, hayatın da romanın da aslında bir kur-maca, bir oyun olduğu biçimindeki postmodernist anlayışla simetrik bir benzerlik taşır. Simetrik, çünkü postmodernist anlayış her ikisini de kurmaca olarak görürken, Ahmet Mithat’ın ise hem hayatı hem romanı bileşik kaplar gibi geçişken gerçeklik alanları olarak düşündüğü anlaşılıyor. Belki de özellikle Zola üzerinden yüklendiği batılı realizm anlayışını eleştirmesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Yani Zo-la’nın temsil ettiği “mesleği” dış gerçeklikten koptuğu için ona göre “ahlâksız” ko-nuları işliyordu.12 Dolayısıyla Ahmet Mithat için romanın kuruluşu metnin ve türün
teknik sorunları ile okurun ihtiyacı arasındaki gerilimde belirleniyordu.
Edebiyat tarihlerinde Namık Kemal’le başlayıp Halit Ziya’ya ulaşan ve edebî yahut sanatkârâne roman diye anılan çizginin romanları, romanı hayatın karşısına koyarak bir bakıma toplumun aktüel hayatından uzaklaştırmış oldular (bu bağlamda salon edebiyatı suçlamalarını hatırlamakta yarar var). Ahmet Mithat ise adeta okuyu-cusuyla birlikte kurduğu metinlerinde, hayat ile metin arasındaki farkı ortadan kal-dırarak romanlarının bizzat kendisini bir sorunsal haline dönüştürmekle bir bakıma dönemi için yeni bir yol tuttu. Bunu yabancı formla yerli içeriği kaynaştırmak arzu-sunun bir sonucu olarak görmek gerekir. Franco Moretti’nin edebiyatta merkez-taşra çerçevesinde ortaya attığı etki üçgeninin (yabancı biçim-yerel malzeme-yerel biçim) bu bağlamda açıklayıcı olduğunu düşünüyoruz.13 Yabancı formla yerli içeriği
kaynaş-tıramayan Namık Kemal-Halit Ziya çizgisi, yerel forma da ulaşamamıştır. Bir yandan model alınmak istenen yabancı form, içeriği de yabancılaştırmış; öte yandan tipleş-tirmede, tasvirde vs. bütün kusurlarına karşın Ahmet Mithat çizgisi (modelin tekilliği inancıyla) değersizleştirilerek yerel bir forma ulaşma yolu tıkanmıştır.
Sonuç olarak farklı/alternatif modernleşme tartışmaları için üzerinde çalışılabi-lecek verimli bir külliyat ortaya koymuş olması Ahmet Mithat’ı, farklı modernlikler-den söz edebilme imkânını kendisinde en çok taşıyan bir yazar olarak çağdaşlarının önüne geçirir. Yazmayı hayatının gayesi haline getirmiş, çağının anlayışına ters dü-şen teknikleri cesurca uygulamaya girişmekten çekinmeyen bir romancı olarak ede-biyatımızın en dikkat çekici kalemlerinden birisidir.
12 Gökçek, F., “Romana ve Romancılığa Dair Bir Tartışma”, Küllerinden Doğan Anka Ahmet Mithat
Efendi Üzerine Yazılar, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2012, s. 61-78.
13 Koç, O.-Şahin, M.M., “Romanın Dünyası: Ahmet Mithat Efendi’nin Çengi Romanında Parçalı Zihin
Üslupları”, Uluslar arası Dil Yazın Deyişbilim Sempozyumu Bildirileri, C. II, Sakarya, 2010, s. 95-106.
KAYNAKLAR
Boratav, P.N., “İlk Romanlarımız” (s. 304-319), Folklor ve Edebiyat I, Adam Yayınları, 1991, 467 s.
Demir, Y., Zaman Zaman İçinde Roman Roman İçinde Müşahedat, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2002.
Esen, N., Modern Türk Edebiyatı Üzerine Okumalar, İletişim Yayınları, 2010, 256 s.
Esen, N. (Haz.), Beliyat-ı Mudhike ve Karı Koca Masalı ve Ahmet Mithat Kaynakçası, İletişim Yayınları, 2011, 230 s.
Gökçek, F., “Romana ve Romancılığa Dair Bir Tartışma”, Küllerinden Doğan Anka Ahmet Mithat Efendi Üzerine Yazılar, Dergâh Yayınları, 2012, s. 61-78.
Koç, O.-Şahin, M.M., “Romanın Dünyası: Ahmet Mithat Efendi’nin Çengi Romanında Par-çalı Zihin Üslupları”, Uluslar arası Dil Yazın Deyişbilim Sempozyumu Bildirileri c. II, s. 95-106, Sakarya, 2010.
Meriç, C., Kırk Ambar, İstanbul: Ötüken Yayınları, 1980, 487 s.
Moran, B., Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I, İletişim Yayınları, 1990, 256 s.
Moretti, F., “Conjektures on the World Literature”, New Left Rewiev, II, 1, Jan-Feb., 2000, Pp. 54-68; yazının Türkçesi (çev. Osman Akınhay) newleftreview.org/article/download_ pdf?language=tr&id.
Namık Kemal, Namık Kemal’in Mektupları, Haz. Fevziye Abdullah Tansel, IV c., Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1969.
Özön, M.N., Türkçe’de Roman, İstanbul: İletişim Yayınları, 1985, 242 s. Parla, J., Don Kişot’tan Bugüne Roman, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005, 389 s. , Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım, İstanbul: İletişim Yayınları, 2011, 287 s. Tanpınar, A.H., Haz. Abdullah Uçman, XIX: Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: YKY, 2010,