• Sonuç bulunamadı

Etnisite, din ve önyargı: Üniversite öğrencileri örneği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Etnisite, din ve önyargı: Üniversite öğrencileri örneği"

Copied!
249
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI

SOSYOLOJİ BİLİM DALI

TÜRKİYE’DE ETNİSİTE, DİN VE ÖNYARGI:

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÖRNEĞİ

ALİ ZAFER SAĞIROĞLU

DOKTORA TEZİ

Danışman

PROF. DR. KÖKSAL ALVER

(2)

2

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

BİLİMSEL ETİK SAYFASI

Ö

ğr

enc

in

in

Adı Soyadı ALİ ZAFER SAĞIROĞLU

Numarası 09410500106

Ana Bilim / Bilim Dalı SOSYOLOJİ / SOSYOLOJİ

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tezin Adı TÜRKİYE’DE ETNİSİTE, DİN VE ÖNYARGI: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÖRNEĞİ

Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.

(3)

3

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

DOKTORA TEZİKABULFORMU Öğ re nc in in

Adı Soyadı ALİ ZAFER SAĞIROĞLU

Numarası 09410500106

Ana Bilim / Bilim

Dalı SOSYOLOJİ / SOSYOLOJİ

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Köksal ALVER

Tezin Adı TÜRKİYE’DE ETNİSİTE, DİN VE ÖNYARGI: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÖRNEĞİ

Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan TÜRKİYE’DE ETNİSİTE, DİN VE ÖNYARGI: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÖRNEĞİbaşlıklı bu çalışma 23/05/2014 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından doktora tezi olarak kabul edilmiştir.

(4)

4

ÖNSÖZ

Bu çalışma boyunca benim yanımda olan ve bana yardım eden, bir âdetin ötesinde teşekkür borcum olan çok sayıda insan var. Öncellikle Selçuk Üniversitesi “Sosyoloji Bölümü ailesinin” her bir üyesine şükranlarımı sunmalıyım. Bölümün sıcak atmosferi, pek çok öğrenci gibi, benim için de rahat ve huzurlu bir akademik çalışma ortamı anlamına geliyor. Yıllar önce koptuğum ve “buruk” olduğum akademik çalışmalara tekrar dönmemde büyük katkısı olan Prof. Dr. Abdullah Topçuoğlu’na; bütün doktora programı boyunca, sadece teze değil “hayata” da kılavuzluk eden Prof. Dr. Köksal Alver’e; özellikle alan araştırması sırasındaki rehberliği nedeniyle Prof. Dr. Abdullah Koçak’a; adeta fahri bir danışman gibi benden yardımlarını esirgemeyen ve varlığı ile “iyiliğe şahitlik” eden Prof. Dr. Cem Şafak Çukur’a teşekkürün ötesinde minnet borçluyum. Ders döneminde, her biri derslerinde kazandırdıkları ile “ufku”mu değiştiren, genişleten hocalarımız Prof. Dr. Yasin Aktay, Doç. Dr. Ertan Özensel ve Doç. Dr. Ramazan Yelken’e şükranlarımı sunuyorum.

Alan araştırması sırasında Ankara, Konya, Diyarbakır ve Van’da bana yardım eden çok sayıda gönül zengini insan oldu. Onların her birine şükran borçluyum. Tezin yazım safhasında, gerek okuyarak gerek tashih işlerinde yardım ederek katkıda bulunan Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Uğur Çağlak, Seyfeddin Kurt, Fatih Uslu’ya teşekkür ediyorum.

Ortak bir hayatı paylaştığımız, bunun içinde bu çalışmanın ve hayatın bütün yükünü ve sıkıntılarını benimle beraber omuzlayan eşim Gonca Hanım’a, kızım Ayşe İsra’ya minnettarım, teşekkür borçluyum. Ve son olarak varlık vesilem anne ve babama minnetle…

(5)

5

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Öğ re nc in in

Adı Soyadı ALİ ZAFER SAĞIROĞLU

Numarası 09410500106

Ana Bilim / Bilim

Dalı SOSYOLOJİ / SOSYOLOJİ

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Köksal ALVER

Tezin Adı TÜRKİYE’DE ETNİSİTE, DİN VE ÖNYARGI: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÖRNEĞİ

ÖZET

Etnisite ve din olguları doğrudan bireysel ve toplumsal kimliklerin belirlenmesinde başat rol oynayan kavramlardır. Çoğu zaman birbirleri ile rekabet ve çatışma halinde görülürler. Bu rekabet ve çatışmanın en kolay izlenebileceği saha gruplar arası ilişkiler; konu ise önyargılardır. Genel olarak dini tutumların – etnik temelli olanlar başta olmak üzere – önyargıları azalttığı düşünülür. Bunun aksine sonuç veren çalışmalara da rastlamak mümkündür. Bu noktada “din”in olmasa da, “din algıları”nın nasıl şekillendiği üzerinde düşünülmesi gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma dört farklı şehirde, altı farklı üniversitede öğrenimine devam eden iki etnik gruba mensup genç katılımcıların arasındaki önyargıları dini tutumların nasıl etkilediğini incelemek üzere tasarlanmıştır. Çalışmanın sonuçları, yaygın olarak kabul edilen bir takım kanaatlerin geçerlilik ve güvenirliliğini tekrar düşünmek gerektiğini ortaya koymaktadır.

(6)

6

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Öğ re nc in in

Adı Soyadı ALİ ZAFER SAĞIROĞLU

Numarası 09410500106

Ana Bilim / Bilim

Dalı SOCIOLOGY / SOCIOLOGY

Programı master doctorate Tez Danışmanı Prof. Dr. Köksal ALVER

Tezin Adı ETHNICITY, RELIGION AND PREJUDICE IN TURKEY: UNIVERSITY STUDENTS SAMPLE

SUMMARY

Ethnicity and religion are the concepts which play a dominant role in determining individual and collective identity. Many times, a competition and conflict seem with each other. This competition and conflict can be observed most easily in the field of inter-group relations and in the themes of prejudices. In general religious attitudes - especially those based on ethnicity - is thought to reduce prejudice. The contrary results’ studies can also be seen. At this point, how not only 'religion', but also "perception of religion" is being shaped the prejudice as a phenomenon that needs to be considered emerges. This study was designed to examine how the religious attitudes affect the prejudices between two different ethnic groups among the young participants who is studying in four different cities and six different universities. The results of the study indicate that the validity and reliability of some commonly accepted opinions should think again.

(7)

7

İÇİNDEKİLER

BİLİMSEL ETİK SAYFASI ... 2

DOKTORA TEZİ KABUL FORMU ... 3

ÖNSÖZ ... 4 ÖZET ... 5 SUMMARY ... 6 İÇİNDEKİLER ... 7 TABLOLAR LİSTESİ ... 13 ŞEKİLLER LİSTESİ ... 17 GİRİŞ ... 17 BİRİNCİ BÖLÜM ... 24 ETNİSİTE DİN VE ÖNYARGI ... 24 1.1. ETNİSİTE ... 24 1.1.1. Etnisiteyi Tanımlamak ... 24 1.1.1.1. Tanımlama ... 30 1.1.1.2. Sınır Meselesi ... 32 1.1.1.3. Kültür ... 37

1.1.1.4. Ortak Soy ve Tarih Tasavvuru ... 40

1.1.2. ETNİSİTE VE KURAM ... 43

1.1.2.1. İlkçi (Özcü) (Prımordıalıst) Kuram ... 44

1.1.2.2. Araçsalçı Kuramlar ... 52

1.1.2.3. İnşaacı Kuramlar ... 57

1.1.2.4. Marksist Kuramlar ... 61

1.1.2.5. Kuram Tartışmalarına Entegre Bir Yaklaşım ... 62

(8)

8

1.2.1. Toplumsal Bir Kurum Olarak Din ... 67

1.2.2. Değişen Din Algıları ... 70

1.2.3. Dini Tutumları Ölçmek ... 72

1.3. ÖNYARGI ... 76 1.3.1. Önyargıyı Tanımlamak ... 76 1.3.1.2. Kalıpyargı (stereotype) ... 80 1.3.1.3. Ayrımcılık ... 84 1.3.2. Önyargıların Kaynakları... 85 1.3.3. Önyargı Kuramları ... 87

1.3.3.1. Sosyoloji Temelli Önyargı Kuramları ... 88

1.3.3.2. Psikoloji Temelli Önyargı Kuramları ... 96

1.3.4. Önyargıları Azaltmak ... 102

1.3.5. Önyargıları Ölçmek ... 106

İKİNCİ BÖLÜM ... 108

ALAN ARAŞTIRMASININ METODOLOJİSİ VE BULGULARI ... 108

2.1. ARAŞTIRMANIN METODOLOJİSİ ... 108

2.1.1. Araştırmanın Konusu ve Problem Durumu... 108

2.1.2. Araştırmanın Amaç ve Varsayımları ... 110

2.1.3. Araştırmanın Evren ve Örneklemi ... 113

2.1.3. Veri Toplama Süreci ... 115

2.1.4. Araştırmanın Kapsam Ve Sınırlılıkları ... 115

2.1.5. Araştırmada Kullanılan Veri Toplama Araç ve Teknikleri ... 116

2.1.5.1. Dini Tutum Ölçeği ... 116

2.1.5.2. Sosyal Mesafe Ölçeği ... 118

(9)

9

2.1.5.4. Duygu Termometresi ... 120

2.1.5.5. Sosyo Demografik Veri Ölçeği ... 120

2.2. ALAN ARAŞTIRMASININ BULGULARI ……… 120

2.2.1. SOSYO- DEMOGRAFİK BULGULAR ... 120

2.2.2. DİNİ TUTUM ... 133

2.2.2.1. Dini Tutum Alt Ölçek Bulguları ... 133

2.2.2.1.1. Sekülerizm Tutumu Alt Ölçek Bulguları ... 133

2.2.2.1.2. Dış Güdümlü Dini Tutum Alt Ölçek Bulguları ... 135

2.2.2.1.3. İç Güdümlü Dini Tutum Alt Ölçek Bulguları ... 135

2.2.2.2. Dini Tutum Alt Ölçek Puanlarının İç Grup Karşılaştırması ... 136

2.2.2.2. Dini alt ölçek puanlarının iç grup ikili karşılaştırması. ... 136

2.2.3. SOSYAL MESAFE ... 137

2.2.3.1. Türklere Sosyal Mesafe Puan Bulguları ... 138

2.2.3.2. Katılımcıların Kürtlere sosyal mesafe puan bulguları ... 140

2.2.3.3. Grupların dış grup sosyal mesafe puanlarını soru düzeyinde karşılaştırılması ... 142

2.2.3.4. Türk ve Kürt gruplarının iç grup ve dış gruba dair sosyal mesafe puanlarının karşılaştırılması ... 145

2.2.3.4.1. Grupların iç grup sosyal mesafe puanlarının karşılaştırılması ... 145

2.2.3.4.2. Grupların dış grup sosyal mesafe puanlarının karşılaştırılması .... 145

2.2.4. ÖNYARGI ... 147

2.2.4.1. Gençlik Değerleri Üzerine Bir Değerlendirme ... 147

2.2.4.2. Önyargı Sıfatlarının İstenirlilik Puanlarına Dair Bulgular ... 147

2.2.4.3. Gruplara Dair Önyargı Bulguları ... 150

(10)

10

2.2.4.4.1. Türk Katılımcıların İç Grup Ve Dış Grup Önyargı Bulguları ... 152

2.2.4.4.2. Kürt Katılımcıların İç Grup Ve Dış Grup Önyargı Bulguları. ... 154

2.2.5. DUYGU ... 156

2.2.5.1. Katılımcıların İç Ve Dış Gruplara Yönelik Duygu Bulguları ... 156

2.2.5.2. Katılımcıların iç grup ve dış grup duygu puan ortalamalarının karşılaştırılması. ... 159

2.2.6. KİMLİK ÖNCELEME ... 161

2.2.6.1. Katılımcıların Kimlik Önceleme Bulguları ... 161

2.2.6.2. Üniversitelere Göre Kimlik Önceleme Bulgularını Karşılaştırması ... 162

2.2.7. ÇAPRAZ TABLOLAR ... 164

2.2.7.1. Dini Tutum- Sosyal Mesafe İlişkisi ... 164

2.2.7.2. Dini Tutum- Önyargı İlişkisi ... 173

2.2.7.2.1. Katılımcıların Dini Tutum Önyargı İlişkisi ... 173

2.2.7.3. Dini Tutum- Duygu İlişkisi ... 183

2.2.7.4. Dini Tutum- Kimlik Öncellemesi İlişkisi ... 188

2.2.7.4.1. Gruplara göre dini tutum alt ölçek puanları kimlik öncelleme ilişkisi. ... 188

2.2.7.4.2. Kimlik önceleme durumlarında, etnik kimliklere göre dini tutum alt ölçek puanlarının karşılaştırılması. ... 192

2.2.7.5. Sosyal Mesafe- Önyargı İlişkisi ... 193

2.2.7. 5.1. Dış grup sosyal mesafe puanları ile dış grup önyargı istenirlilik puanları arasındaki ilişki. ... 193

2.2.7.5.2. Dış Grup Sosyal Mesafe Soruları Düzeyinde Dış Grup Önyargı İstenirlilik Puanlarının Dağılımı. ... 194

(11)

11

2.2.7.6.1. Dış grup sosyal mesafe puanları ile dış grup duygu puanları

arasındaki ilişki. ... 197

2.2.7.6.2. Türk ve Kürt katılımcıların dış grup sosyal mesafe puanlarıyla dış grup duygu puanlarının dağılımı. ... 198

2.2.7.7. Sosyal Mesafe- Kimlik Önceleme ... 201

2.2.7.7.1. Kimlik önceleme durumlarına göre dış grup sosyal mesafe puanlarının karşılaştırılması. ... 201

2.2.7.7.2. Kimlik önceleme durumlarına göre, dış grup sosyal mesafe puanlarının gruplara arasında karşılaştırılması. ... 203

2.2.7.8. Önyargı- Duygu ... 204

2.2.7.8.1. Grupların dış grup önyargı istenirlilik puanları ile dış grup duygu puanlarının ilişkisi. ... 204

2.2.7.9. Önyargı- Kimlik Öncelemesi İlişkisi ... 207

2.2.7.10. Duygu- Kimlik Önceleme İlişkisi ... 210

2.2.7.10.1. Kimlik önceleme durumuna göre grupların dış grup duygu puanlarının karşılaştırması. ... 210

2.2.7.10.2. Gruplara göre etnik kimliğini ve inanç kimliğini önceleyenlerin dış grup duygu puanlarının karşılaştırması ... 211

SONUÇ VE TARTIŞMA ... 213

EKLER ... 223

Ek-1 Dini tutum ölçeklerinin faktör yükleme ve croncbach alpha değerleri ... 223

Ek- 2 Uygulama grubu tarafından değerlendirilen önyargı sıfatların frekans değerleri ve ortalama istenirlilik puanları ... 224

Ek: 3 Gruplar için seçilen sıfatları frekans ve yüzdelik değerleri. ... 227

Ek: 4 Katılımcıların iç grup ve dış grup hakkında seçtikleri sıfatların frekans değerleri ve ortalama istenirlilik değerleri. ... 230

(12)

12

KAYNAKÇA ... 241 ÖZGEÇMİŞ ... 248

(13)

13

TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1: Etnisitenin doğasına, temellerine ve sınırlarına dair dört yaklaşımın özeti..67

Tablo 2. Katılımcıların gruplara göre cinsiyet dağılımı ... 120

Tablo 3.Katılımcıların yaş ortalamaları ... 121

Tablo 4. Katılımcıların ailelerinin ortalama aylık gelirleri ve sınıflandırılması ... 122

Tablo 5.Katılımcıların ailesinde çalışan sayısı ... 123

Tablo 6. Katılımcıların ailesinin kişi sayısı ... 124

Tablo 7. Katılımcıların doğdukları yer ve hayatlarının büyük bölümünü geçirdikleri yer dağılımı. ... 124

Tablo 8. Katılımcıların baba ve annelerinin en son mezun oldukları okul dağılımı 125 Tablo 9. Katılımcıların baba ve annelerinin iş dağılımı ... 126

Tablo 10. Katılımcıların ağırlıklı olarak evlerinde konuştukları dil dağılımı ... 126

Tablo 11. Katılımcıların etnik kimlikleri ve etnik kimliklerin üniversitelere göre dağılımı ... 127

Tablo 12. Katılımcıların etnik kimlik bağlılık derecelerinin gruplara göre dağılımı ... 129

Tablo13. Türk ve Kürt gruplarda etnik kimlik bağlılık derecelerinin karşılaştırılması ... 129

Tablo 14. Katılımcıların inanç kimlikleri ve üniversitelere göre dağılımı ... 130

Tablo 15. Katılımcıların inanç kimlik bağlılık derecelerinin gruplara göre dağılımı ... 132

Tablo 16. Türk ve Kürt gruplarda inanç kimlik bağlılık derecelerinin karşılaştırılması ... 132

Tablo 17. Dini tutum alt ölçek puanları ... 133

Tablo 18.Dini alt ölçek puanlarının gruplara göre karşılaştırılması ... 134

Tablo 19. Dini tutum alt ölçek puanlarının iç grup karşılaştırması ... 136

Tablo 20.Katılımcıların dini alt ölçek puanlarının iç grup ikili karşılaştırması ... 136

Tablo 21. Katılımcıların ölçeklerden elde ettikleri puanlara ait tanımlayıcılar ... 137

Tablo 22. Türklere karşı sosyal mesafe ölçeğine verilen yanıtların etnik kimliklere göre karşılaştırılması ... 138

(14)

14

Tablo 23. Kürtlere dair sosyal mesafe ölçeğine verilen yanıtların etnik kimliklere

göre karşılaştırılması ... 141

Tablo 24. Grupların dış grup sosyal mesafe puanlarının soru düzeyinde karşılaştırılması ... 143

Tablo 25. Grupların iç grup sosyal mesafe puanlarının karşılaştırılması ... 145

Tablo 26. Grupların dış grup sosyal mesafe puanlarının karşılaştırılması ... 146

Tablo 27. İstenirlilik puanı en yüksek ve en düşük on sıfat ... 147

Tablo 28. Katılımcılar tarafından en fazla ve en az frekansla seçilen on sıfat ... 148

Tablo 29. Katılımcıların gruplara dair ağırlıklandırılmış önyargı istenirlilik puanlarının ve grupların iç grup ve dış gruba dair ağırlıklandırılmış puanlarının karşılaştırılması. ... 150

Tablo 30.Türk katılımcıların iç grup ve dış grup hakkında en fazla seçtikleri on sıfat ait frekans değerleri ve ortalama istenirlilik puanları. ... 152

Tablo 31. Kürt katılımcıların iç grup ve dış grup hakkında en fazla seçtikleri on sıfat, bunların frekans değerleri ve ortalama istenirlilik puanları. ... 154

Tablo 32. Katılımcıların Türklere ve Kürtlere yönelik duygu puanlarının frekans ve yüzdelik değerleri ... 156

Tablo 33. Türk katılımcıların iç ve dış gruplara yönelik duygu puanlarının frekans ve yüzdelik değerleri ... 157

Tablo 34. Kürt katılımcıların iç ve dış gruplara yönelik duygu puanlarının frekans ve yüzdelik değerleri ... 158

Tablo 35. İç grup ve dış grup duygu puan ortalamalarının karşılaştırılması. ... 159

Tablo 36. Katılımcıların iç grup ve dış grup duygu puanlarının karşılaştırılması ... 160

Tablo 37. Katılımcıların gruplara göre kimlik öncelleme bulguları ... 162

Tablo 38. Katılımcıların etnik ve inanç kimliklerini öncelemelerinin üniversitelere göre dağılımı ... 163

Tablo 39.Grup dışı sosyal mesafe puanları ile dini tutum ölçek puanlarının karşılaştırılması ... 165

Tablo 40. Dini tutum alt ölçek puanları ile iç grup ve dış grup sosyal mesafe puanlarının ilişkisi ... 172

(15)

15

Tablo 42. Katılımcıların iç grup önyargı tutumları ile aralıklı dini tutum alt ölçek tutumlarının ilişkisi ... 177 Tablo 43. Katılımcıların dış grup önyargı tutumları ile aralıklı dini tutum alt ölçek tutumlarının ilişkisi ... 181 Tablo 44. Dini Tutum Duygu İlişkisi ... 184 Tablo 45. Dini Tutum Dış Grup Duygu Puanlarının Gruplara Göre Karşılaştırması ... 185 Tablo 46. Gruplara göre dini tutum alt ölçek puanları kimlik öncelleme ilişkisi. ... 188 Tablo 47. Kimlik önceleme durumlarına göre dini tutum alt ölçek puanlarının

gruplara göre karşılaştırılması. ... 192 Tablo 48. Dış grup sosyal mesafe puanları ile dış grup önyargı istenirlilik puanları arasındaki ilişki. ... 194 Tablo 49. Dış grup sosyal mesafe puanlarıyla dış grup önyargı istenirlilik puanlarının dağılımı ... 195 Tablo 50. Dış grup sosyal mesafe puanları ile dış grup duygu puanları arasındaki ilişki. ... 198 Tablo 51. Türk ve Kürt katılımcıların dış grup sosyal mesafe puanlarıyla dış grup duygu puanlarının dağılımı. ... 198 Tablo 52. Türk ve Kürt katılımcıların dış grup sosyal mesafe puanlarının kimlik önceleme durumuna göre iç grup karşılaştırılması. ... 201 Tablo 53. Dış grup sosyal mesafe puanlarının, kimlik önceleme durumuna göre gruplar arasında karşılaştırılması. ... 203 Tablo 54. Grupların dış grup önyargı istenirlilik puanları ile dış grup duygu

puanlarının ilişkisi. ... 205 Tablo 55. Grupların dış grup duygu puanlarıyla dış grup ön yargı istenirlilik

puanlarının karşılaştırılması. ... 205 Tablo 56. Kimlik önceleme durumuna göre grupların dış grup önyargı istenirlilik puanlarının karşılaştırılması. ... 207 Tablo 57. Gruplara göre etnik kimliğin ve inanç kimliğin önceleyenlerin dış grup duygu puanlarının karşılaştırılması. ... 208 Tablo 58. Kimlik önceleme durumuna göre grupların dış grup duygu puanlarının karşılaştırması. ... 210

(16)

16

Tablo 59. Gruplara göre etnik kimliğini ve inanç kimliğini önceleyenlerin dış grup duygu puanlarının karşılaştırması ... 212

(17)

17

ŞEKİLLER LİSTESİ

Şekil 1. Dini alt ölçek puanlarının gruplara göre karşılaştırılması... 134

Şekil 2. Katılımcıların gruplara dair ağırlıklandırılmış önyargı istenirlilik puanlarının ve grupların iç grup ve dış gruba dair ağırlıklandırılmış puanlarının kategorilere göre karşılaştırılması...151

Şekil 3. Katılımcıların gruplara dair ağırlıklandırılmış önyargı istenirlilik puanlarının ve grupların iç grup ve dış gruba dair ağırlıklandırılmış puanlarının gruplara göre karşılaştırması...151

Şekil 4. İç grup ve dış grup duygu puan ortalamalarının karşılaştırılması...160

Şekil 5.Katılımcıların iç grup ve dış grup duygu puanlarının karşılaştırılması...161

Şekil 6. Dış grup sosyal mesafe puanlarının sekülerizm tutumu ile karşılaştırılması...167

Şekil 7. Dış grup sosyal mesafe puanlarının dış güdümlü dini tutum ile karşılaştırılması...167

Şekil 8. Grup dışı sosyal mesafe puanlarının iç güdümlü dini tutum ile karşılaştırılması...168

Şekil 9.Türk katılımcıların iç ve dış gruba dair önyargı tutumları ile dini tutum alt ölçekleri arasındaki ilişki katsayılarının ilişkisi...175

Şekil 10. Kürt katılımcıların iç ve dış gruba dair önyargı tutumları ile dini tutum alt ölçekleri arasındaki ilişki katsayılarının ilişkisi ...176

Şekil 11. İç grup önyargı – aralıklı sekülerizm tutumu ilişkisi...178

Şekil 12. İç grup önyargı – aralıklı dış güdümlü dini tutum ilişkisi...179

Şekil 13. İç grup önyargı – aralıklı iç güdümlü dini tutum ilişkisi ...180

Şekil 14. Dış grup önyargı – aralıklı sekülerizm dini tutum ilişkisi...181

Şekil 15. Dış grup önyargı – aralıklı dış güdümlü dini tutum ilişkisi...182

Şekil 16. Dış grup önyargı – aralıklı iç güdümlü dini tutum ilişkisi ...183

Şekil 17. Dış grup duygu – sekülerizm tutumu ilişkisi...186

Şekil 18. Dış grup duygu – dış güdümlü dini tutum ilişkisi ...187

Şekil 19. Dış grup duygu – iç güdümlü dini tutum ilişkisi ...187

Şekil 20. Gruplara göre sekülerizm kimlik önceleme ilişkisi...189

(18)

18

Şekil 22. Gruplara göre iç güdümlü dini tutum kimlik önceleme ilişkisi...191 Şekil 23. Grup dışı sosyal mesafe puanlarıyla grup dışı önyargı istenirlilik puanları karşılaştırılması...197 Şekil 24. Dış grup sosyal mesafe ve dış grup duygu puanlarının sorular düzeyinde karşılaştırılması...199 Şekil 25. Türk ve Kürt katılımcıların dış grup sosyal mesafe puanlarının kimlik önceleme durumuna göre karşılaştırılması...202 Şekil 26. Dış grup sosyal mesafe puanlarının, kimlik önceleme durumuna göre gruplar arasında karşılaştırılması...203 Şekil 27. Grupların dış grup duygu puanlarıyla dış grup ön yargı istenirlilik puanlarının karşılaştırılması...206 Şekil 28. Kimlik önceleme durumuna göre grupların dış grup önyargı istenirlilik puanlarının karşılaştırılması...208 Şekil 29. Gruplara göre etnik kimliğin ve inanç kimliğin önceleyenlerin dış grup duygu puanlarının karşılaştırılması...209

(19)

19

GİRİŞ

İnsanlığın bireysel ve toplumsal tarihinde kimlik meselesinin yeri gündemden hiç eksik olmamıştır. Herhangi bir konu yoktur ki, kimlik ile irtibatlandırılmasın. İnsanlar, tarih boyunca sevinçlerini, üzüntülerini, hüzünlerini, düşüncelerini, duygularını, savaşlarını, barışlarını, kısaca bütün kültür ve medeniyetlerini kimlik alanının imkanları ile kurdular, yıktılar ve yeniden kurdular.

Ancak insan üzerinde bu kadar etkili olan kimlik olgusunun, somut bir varlık olduğu savunulabilir mi? Sonuçları üzerinde konuştuğumuz, kendisi ile birlikte yaşamak zorunda olduğumuz bu “entite” nin gerçekliği neye tekabül etmektedir. Kimlik, ne tür bir “gerçeklik”tir? Ya da bir “gerçeklik” midir? Yoksa Anderson’un ileri sürdüğü gibi bir “tasavvur” mudur? Gerçekliğini insanın kendi eli ile inşaa ettiği toplumsal bir yapı mıdır?

Bütün bu sorular ve onların akrabaları da aslında tam olarak yine kimliğin kendisine işaret ediyor. Yani “kim” sorusunun hem kendisi hem de cevabı “kim”lik etrafında şekilleniyor. Can yakıcı biçimde, düşünen bütün varlıkların öyle ya da böyle muhatap olmak zorunda olduğu bir soru. Bilimi bir tanımlama ve tarif etme meselesi olarak kabul edersek, bütün bir bilim tarihini de bu eksende değerlendirebiliriz. Dar anlamı ile felsefeden, siyaset bilimine; psikolojiden antropolojiye kadar birçok bilim dalı bu sorunun uyandırdığı tecessüsün şehvetine kapılmaktan kendini alamamıştır.

İnsan, bilginin konusu olan bir tecessüsün ötesinde kendi varlığına delil aramanın yakıcı zorunluluğundan kendini alıkoyamamıştır. Doğrusu bir ontolojik arayış biçimi olarak, kendi varlığına delil aramak ayrıcalığı varlıklar içinde müstesna bir varlık olarak insanlara bahşedilmiş olmakla beraber, bu ayrıcalıklı azap bütün insanlara teşmil edilemez. Zira insan varlığının yakıcılığı da üreticiliği de burada nihandır. “Kim” olduğuna cevap arayan bir derde düşmüş demektir. Cevap bulan hayat bulur, bulamayan ademe mahkum. “Kim” olduğuna ama “doğru” ama “yanlış” bir cevap aramaya koyulan insan bir merakın peşine düşer ve bazen uzaya bazen yeryüzünün fersah fersah altına iner. Doğaya hükmeder, doğaya meydan okur. Hastalıkları yener, vahşi hayvanları terbiye eder. Ancak bütün bu merakın

(20)

20

merkezinde bulunan kendisine gelince, diğerleri için bulduğu cevaplar kadar net cevaplar bulamaz. En aciz kaldığı yine kendisidir. İnsan, kendisine düğümlenir, tekrar kendisinde çözülür. Bu bitevi döngü hayatın dinamiğidir, hayatın kendisidir.

Kimlik olgusunun ontolojik boyutu pek çok toplumsal kurumunda merkezinde yer alır. Din(ler), insanlar ile Yaratıcı arasında bu konuda “köprü” vasıtası olmuştur denilse yeridir. İnsanın kendisi üzerine düşünme imkânı, onun varlığını delillendirme gayretidir. Çünkü insan kâh yıldızlara bakarak, kâh kendi eliyle yaptıkları ile bazen de kendisine gelen bir “elçi” ile kendi varlığını delillendirmeye çalışır. Bazen bir din “icat” eder, bazen bir dine “icabet” eder. Bütün gayesi kendisini “varlık alemine” gönderene “işin sırrını ve aslını” sormak ve ondan cevap almaktır.

Modern diye tabir edilen, zamana muğlak bir çizgi çeken dönemleri 19. yüzyılın sonlarından başlatırsak, aynı dönemlerde kimlik olgusunun da bir milat geçirdiğini kabaca söyleyebiliriz. Zira buraya kadar, biraz da dilin edebi imkânlarından istifade ile anlatılmaya çalışılan kimlik olgusunun ontolojik boyutunun ağırlığı, daha siyasal eksenli bir merkeze kaymıştır. Daha açık bir ifade ile modern zamanlardan önce kimlik olgusunun sınırları, tanımları bugünkünden çok daha açık ve nettir. Zira ontolojik olarak cevabı aranan bu sorunun cevabını verecek kurumlar mevcuttu. Bugün içinde aynı mekanizmaların geçerli olmadığı anlamına gelmeyen bu önerme, aynı zamanda başka eksenlerin de devreye girdiğine işaret etmektedir.

Kimlik oluşumunda temel rol oynayan kurum din idi. Bir insanın kimliklenmesi içinde doğduğu toplumun şartlarına bağlı idi ve en nihayet bunun temel belirleyicisi dini kimlikler etrafında şekillenmekte idi (Baron, 2007: 35). Bugün için kimlik konularının eksenini oluşturan kavramlar, kadim zamanlarda kültürel birer unsurun olmanın daha fazla dışına taşmıyordu. Ancak 19. yüzyılın sonlarında yaşanan gelişmeler toplumsal alanda da değişim ve yeniliklere sebep oldu. İnsanlar “etnisite”yi icat etti. Daha öncede var olan bu kavram, yeni bir heyecanla tekrar önem kazandı. Sadece kendisi değil beraberinde yeni kavramların da doğmasına sebep oldu. Daha önceleri din eksenli bir “millet” aidiyeti toplumsal

(21)

21

hayatta belirleyici iken, artık rakip olarak etnisite eksenli bir “ulus” kavramı ortaya çıktı. Ulus kavramı sadece toplumsal bir iddia ile değil, siyasal bir proje olarak da varlık buldu. Bu projenin adı “ulus- devlet” idi.

Ulus devletler, kuruldukları andan itibaren doğal olarak kendilerinden önceki rakip yapılar ile bir hesaplaşma içerisine girmişlerdir. Dolayısıyla, modern çağlar siyasal alanda din ile “devlet”in, toplumsal alanda ise “etnik” kimliklerin mücadelesine sahne olmuştur.

Şüphesiz insan ilişkileri, ister günlük hayat içerisinde olsun ister kurumsal yapılar düzeyinde olsun, önyargıların hayat buldukları alanlardır. İnsanlar, birbirleri ile kişisel veya grup düzeyinde bir takım “kanaatler”e dayanarak ilişki kurarlar. Bu kanaatler olumlu veya olumsuz olabilir. Dolayısıyla içerisinde hem işbirliği hem de çatışma imkânlarını bulundurur. Ancak genel olarak önyargılara dair “önyargılı” bir tutum olduğu açıktır. Önyargılar olumsuzluk çağrıştıran bir kalıpyargı ile “etiketlenmişler”dir.

Oysaki önyargılar, insan zihninin kaçınılmaz bir işleyiş biçimidir. Hakkında olumlu kanaatler taşıdıklarımız da önyargıların muhatabıdırlar. Bu açıdan bakıldığında, insan zihni yaşadığı karmaşık ve kaotik bir dünyada olup biten her şeyi olup bittiği şekilde belleğine alamaz. Bunun yerine “kısa yol”lar kullanır. Bunlar kalıpyargılardır. Eşya ve olaylar basitleştirilerek, genelleştirilir ve bir kalıpyargı haline sokulur. Daha sonra bu kalıpyargılar ile kanaatler oluşturularak önyargılar inşaa edilmiş olur. Kalıpyargılar ve önyargılar toplumsal birer varlık olarak toplumsallaşma süreçleri ile edinilir. Diğer bir deyişle, kalıpyargılar ve önyargılar insandan insana aktarılarak taşınırlar, yani “bulaşıcı” özellik taşırlar. Daha önce belirtildiği gibi, kalıpyargılar ve önyargılar, tek başına faydalı ve kaçınılmaz bir fonksiyonu yerine getirirler. Ancak bunların olumsuz olanlarının harekete dönüştüğü durumlarda bir başka olgu ortaya çıkar; ayrımcılık.

Ayrımcılığın kaynağı kalıpyargılar ve önyargılardır. Ayrımcılığa giden yol, bazı durumlarda yüzyıllar boyunca oluşmuş ve nesilden nesile aktarılmış toplumsal kalıpyargı ve önyargılara dayanır. İnsanlar, bunların nasıl oluştuğunu bilmedikleri

(22)

22

gibi üzerinde düşünmeyi veya sorgulamayı da çoğu zaman akıllarına getirmezler. Nitekim kalıpyargılar ve önyargılar aynı zamanda “zihinsel bir konformizm”dir.

Ayrımcılık, bir davranış biçimi olarak “hareket”tir. Bir hareketin oluşumunu üç aşamada değerlendirmek mümkündür. Öncelikle, insanlar muhatap oldukları “şeyler” hakkında bir takım “duygular” edinirler. Bu duygular ile bir tutum edinilir. Tutumlar “düşünce”ye ve ardından “davranış”a dönüşür. Dolayısıyla, bir hareketin ortaya çıkışı duygu, tutum ve davranışlar olarak üç boyutta ele alınmalıdır.

Çalışmamızın alan araştırması kısmı bu üç boyutta ele alınmıştır. Önyargıların davranışsal boyutunu göstermesi açısından “sosyal mesafe” ölçeği ile grupların birbirlerine karşı potansiyel davranışları anlaşılmaya çalışılmıştır. İkinci olarak önyargıların tutum boyutunu açıklığa kavuşturmak üzere “önyargı sıfat listeleri”ne müracaat edilmiştir. Ve son olarak önyargıların duygusal boyutunu göstermesi açısından “duygu termometresi” kullanılmıştır. Bütün bunlar üzerinde dinin etkisini göstermesi için anket çalışmasının başında üç alt ölçek boyutu (sekülerizm, dış güdümlü ve iç güdümlü dini tutum) içeren bir “dini tutum ölçeği” kullanılmıştır.

Temel olarak anket soruları ile dini tutumların önyargıların üç farklı boyutundaki etkilerinin ve seçilen grupların birbirlerine olan önyargılarını dini tutumlarının nasıl etkilediği anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Alan araştırması, gruplar arası ilişkiler üzerine kurulmuştur. Seçilen gruplar, aynı zamanda Türkiye’nin uzun ve köklü meselelerinin de çözümüne ışık tutabilmesi düşüncesi ile seçilmiştir. Örneklemin Türkiye’nin dört büyük şehrinde (Ankara, Konya, Diyarbakır, Van) altı farklı üniversitede (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi) okuyan öğrencilerden seçilmiş olması, çalışmanın aynı zamanda bir gençlik araştırması hüviyeti kazanmasına da vesile olmaktadır. Çalışmanın genç katılımcılardan oluşması, içinde bulundukları grupların gelecekte yönelecekleri siyasal ve toplumsal tutum ve davranışlara da ışık tutması açısından önem kazanmaktadır.

(23)

23

Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm “Etnisite, Din ve Önyargı” başlığı altında, üç kavramın alan araştırması çerçevesindeki teorik tartışmalarına ayrılmıştır. Dolayısıyla birinci bölüm de kendi içerisinde üç alt bölüm altında toplanmıştır. “Etnisite” bölümünün ilk kısmında, etnisite kavramının tanımlamasındaki güçlüklere işaret edilerek, bir “Tanımlama Girişimi”nde bulunulmuş, ardından kavramsal sınırlara dikkat çekmek üzere “Sınır Meselesi” ele alınmıştır. Ayrıca etnisite kavramını oluşturan ayırt edici nitelikler olarak “Kültür” ve “Ortak Soy ve Tarih Tasavvuru” üzerinde durulmuştur. Etnisite kavramına ilişkin kuramsal tartışmalar ikinci bir başlık altında, “Etnisite ve Kuram” adı ile beş farklı kuramın görüşleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. “Din” alt başlığı altında ilk olarak “Toplumsal Bir Kurum Olarak Din” in yeri, ardından “Değişen Din Algıları” ve “Dini Tutumları Ölçmek” meselesi ele alınmıştır. Birinci bölümün son alt bölümü olan “Önyargı” alt bölümü; “Kalıpyargı” ve Ayrımcılık” başlıklarından oluşan “Önyargıyı Tanımlamak”, “Önyargıların Kaynakları” ve sosyoloji ve psikoloji temelli “Önyargı Kuramları”nın ele alındığı üç alt bölümden müteşekkildir.

Çalışmanın alan araştırmasının yer aldığı ikinci ana bölüm “Araştırmanın Metodolojisi” ve “Verilerin Analizi” başlıklı iki alt bölümden oluşmaktadır. Birinci alt bölümde araştırmanın metodolojisi; konusu ve problem durumu, amaç ve varsayımları, evren ve örneklemi, kapsam ve sınırlılıkları, kullanılan veri toplama araç ve teknikleri anlatılmıştır. İkinci alt bölümde ise toplanan verilerin analizlerine dair bulgular gösterilmiştir. Bu kısım yedi bölümden meydana gelmektedir; Sosyo demografik bulgular, dini tutum, sosyal mesafe, önyargı, duygu, kimlik önceleme ve çapraz tablolara dair bulgular gösterilmiştir. Araştırmanın sonuçları ve bunlara dair tartışmalar “Sonuç ve Tartışmalar” başlığı altında ele alınmıştır.

(24)

24

BİRİNCİ BÖLÜM

ETNİSETE, DİN VE ÖNYARGI 1.1. ETNİSİTE

1.1.1. ETNİSİTEYİ TANIMLAMAK

Etnisite veya etnik grup, üyeleri arasında gerçek veya tahayyül edilmiş ortak bir geçmiş imgesi olduğuna inanan, kendini başkalarından farklı kabul eden insan topluluğuna verilen isimdir. Etniklik bir sosyal kimliktir ve kültürel farklılıklar üzerinden kurulur. Ortak kabul edilen geçmiş imgesinin birden fazla unsuru bulunur. Kültürel miras, tarih, anavatan kabul edilen bir coğrafya, bölgesel dil, ideoloji, adet, gelenek, görenek, ritüel, din, mutfak kültürü, giyim kuşam adetleri, fiziksel benzerlikler gibi çeşitli unsurlar sayılabilir. Bu unsurların bir kaçı aynı anda bir arada bulunabilir. Her birinin bir arada bulunması beklenmez.

Çin hanedanı “Han” gibi üyelerinin sayısı milyonları bulan kalabalık grupların yanında, sayıları birkaç bini geçmeyen Afrika kabileleri gibi küçük gruplar da etnik grup sınıflaması içinde değerlendirilebilir.

Etnisite kavramının etimolojik kökeni kadim Yunan diline dayanır. “Ethnos” ve onun sıfat hali “Ethnikos” kelimesi, günümüzde İngilizcede “ethnicity” ve “etnic”, Türkçede ise “etnisite” ve sıfat hali ile “etnik” olarak kullanılmaktadır. Kavramın etimolojik kökenleri ile ilgili bilgiler kavramın anlam çerçevesinin anlaşılması için önemli ipuçları vermektedir (Bolaf, 2003: 90). “Ethnos”, kadim Yunan ve ilk dönem Hıristiyanlık zamanlarında tek tanrı inancı taşımayanlar için, “dinsiz”, “putperest”, “pagan”; daha sonra ise Hristiyanlığa inanmayanlar için kullanılan bir kelime idi. Kalabalık, sürü ve ulus (nation) anlamlarında da kullanılırdı. “Ethnie” kelimesine Grekçe metinlerde çeşitli anlamları karşılamak üzere rastlanabilir. “İlyada’da ‘arkadaş takımı’ anlamında ‘ethnos etarion’ veya ‘insan kalabalığı’ anlamında ‘ethnos leon’; Homeros’ta ‘Akha veya Likya kabilesi’ anlamında ‘ethnos Achaion ve Lukion’; Odeysseia’da ‘şanlı ordu müfrezeleri’ ve ‘ölü’ anlamında ‘kluta ethnea nekron’; yine İlyada’da ‘arı kovanı’ ve ‘kuş sürüsü’ anlamında ‘ethnea melisson ve ornithon’, Pindaros’ta ‘erkek ve kadın ırkları’

(25)

25

anlamında ‘ethnos aneron ve gunaikon’ veya Heredotos’ta ve aynı şekilde Attikalı hatiplerde ‘Med halkı’ veya ‘millet’ anlamında ‘medikon ethnos’ ifadelerini görüyoruz. Kavramın Platon’daki haberciler kastı (Ethnos kerukion) gibi belli bir ‘kabile’ veya ‘kast’i Ksenophon’da ‘kadınları anlatan’ (thelu ethnos) ifadesi gibi cinsiyet için kullanıldığına da rastlıyoruz. Son olarak kelime eni Ahit yazarları ve Kilise Babaları tarafından Hristiyanlar ve Yahudiler hariç bütün milliyetçi gruplar anlamında ‘pagan’ (pagan ta ethne) olarak kullanılmıştır” (Aktaran: Özdemir ve diğerleri, 2008: 331). Kadim Yahudi literatüründe “ ulus”, “Yahudi olmayan” ve “Musevi olmayan” anlamlarında da kullanılmıştır (Mc Donald ve Chapman, 1989: 12).

Kavramın etimolojik kökenlerinin istidlal ettiği anlamlar göz önünde bulundurulduğunda; etnisitenin veya etnik grup kavramlarının en geniş alamı ile ‘sürü, kalabalık, insan yığını’ gibi topluluk ifade eden bir çerçeve çizdiği söylenebilir. Anlam halkası daha da daraltıldığında, kavramın ‘halk, ulus, millet” kavramlarına denk gelen bir karşılığı vardır. Diğer taraftan, ‘kabile, kast, cinsiyet’ ifade eden bir başka boyutu daha dikkat çekicidir. Ayrıca, inanç formları ile bağlantılı olarak din dışı olan anlamında ‘pagan, dinsiz, putperest’ veya kendi dininden olmayan bağlamında ‘Hristiyan olmayan, Yahudi veya Musevi olmayan’ anlamında kullanıldığı görülmektedir.

Etnisite kavramı, 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar ırksal özellikleri de içine alan bir ifade olarak karşımıza çıkmaktadır. 19. yüzyıl sonlarına ve 20. yüzyıl başlarına kadar etnisite kavramı ırk, ulus gibi kavramlar ile ilintili bir anlam içermekte idi. Çok uzak olmayan bir tarihe kadar; Amerika’da Yahudi, İtalyan, İrlandalı gibi Anglo Sakson olmayan ve baskın gruptan kabul edilmeyen, aşağılık (inferior) görülen grupları kibarca tanımlamak için kullanılan bir terim iken (Eriksen, 2004: 15), kıta Avrupa’sında tarihsel olarak aynı atalardan gelen ve toprak birliği içinde yaşayan ‘ulusal karakter’ (nationhood) kavramına yakın bir anlam da kullanılmakta idi. Ancak her iki coğrafyada da etnisite kavramının sıklıkla kullanılmaya başlanması, ikinci dünya savaşının hemen ertesine denk gelir. Kavramın bu tarihlerden sonra yaygınlık kazanmasının sebebi, savaş sırasında Nazi Almanya’sının Yahudilere uyguladığı sistematik soykırımın çağrıştırdığı kötü ünlü ‘ırk’ kavramının

(26)

26

eleştirilerinden uzak kalmak olmalıdır (Malesevic, 2004: 1). Halen etnik grup gibi kavramlar, İngiltere’de sadece azınlıkları, özellikle beyaz olmayan göçmenleri ve aşağı (inferior) görülenleri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Baskın ve çoğunluk grupları kendilerini etnik olarak tanımlamazlar. Etnisite kavramı günlük hayatın içerisindeki kullanımı itibarı ile azınlık meselelerine ve ırksal ilişkilere işaret eder (Akıllı, 2003: 41).

Her ne kadar etnisite kavramının tanımlamalarında kültürel farklılıklara vurgu yapılsa da, biyolojik ve soya dayalı farklılıklara da örtük bir biçimde göndermeler yapan imaları ortadan kaldırmak mümkün olamamaktadır (Smith, 1986: 46). Ancak etnisite ile ilgili tanımlama girişimlerinin genel olarak kültür kavramının ekseninde oluşturulmaya çalışıldığı açıktır.

Bilindiği kadarı ile etnisite kavramını, kültür kavramı ile bağlantılı olarak ilk kullanan 1896 yılında G. Vacher de la Pouge olmuştur. Pouge kavramı daha çok sosyo-psikolojik hususiyetleri ile ele almıştır. Tanımlama daha çok fiziksel özelliklere dair bir vurgu içerse de; Pouge, etnisitenin farklı “ırk”lardan olan bireyler tarafından oluşturulabileceğini ifade etmiştir. Farklı ırkları etnisite çatısı altında toplayan unsurun tarihsel bağlar olduğunu, ancak bunun da tam anlamı ile bir “ulus” kavramı ile karıştırılmaması gerektiğini savunmuştur. Zira ulus daha derin dayanışma bağları ile birbirlerine bağlanmış toplulukları ifade eden bir kavramdır.

Weber dışında, sosyolojinin erken dönem kurucularından hemen hiç biri etnisite kavramına özel bir önem atfetmemişlerdir (Eriksen, 2004: 15). Max Weber etnisite ile yakın kavramlar arasındaki sınırı aydınlatmaya çalışmıştır. Weber’e göre ırk, köken birlikteliğine; etnisite, köken birlikteliğine dair göreceli bir tahayyüle; ulus ise tutkulu ve yoğun bir siyasi beraberliğe tekabül eder. Etnisite, bir grup kimliğidir. Etnik grup üyeleri, göreceli olsa da aynı kökenden geldiklerine, kolektif hatıralardan oluşan ortak bir tarihsel hafızaya, ortak gelenek ve göreneklere sahip olan veya olduğunu tahayyül eden bireylerden meydana gelir. Kan bağının olup olmadığından ziyade, bahsi geçen unsurlar ile inşa edilmiş bir “topluluk ruhu”nun varlığı söz konusudur (Bolaf, 2003: 94).

(27)

27

Weber’e göre; etnik grup, topluluk tahayyülüne olan sübjektif bir inanca dayanan sosyal bir gerçekliktir. Ancak bu tahayyül etnik grubu meydana getirmez, etnik grup tahayyülün oluşmasına sebep olur. Bu grubu oluşturan itici faktör ise güç ve statü arayışıdır. Weber’in bu düşünceleri zamanın evrimci akımlarına karşı ilk kez farklı bir çıkış olarak değerlendirilmiştir. Zira insanlar arasındaki sosyo kültürel farklılıkların ve davranışların ırk temelinden farklı bir açıklamasını ilk defa Weber yapmıştır (Banton, 2007; 22).

1969 yılında yayınlandıktan sonraki 30 yıl boyunca etnisite kavramı ile ilgili tartışmalarda bir klasik haline dönüşen “Ethnic Groups and Boundaries” isimli eserinde de, Fredrik Barth selefi olan Weber’in yolunu takip ederek, kültür olgusuna vurgu yapmaya devam etmiştir. Barth, etnisite kavramını hem içsel bir kimliklenme hem de dışarıdan yapılan bir kimlik tanımlaması olarak ifade etmiştir. Etnik kimlik oluşum süreci iç grup ile dış grup arasında sürekli devinim halinde olan bir süreçtir. Bu süreç hem grubun kendi içerisinden hem de gruplar arası etkileşim üzerinden devam eden bir etkileşim halidir (Cohen,1978; 386). Barth gibi etnisite kavramı üzerine yoğunlaşan ilk dönem bilim adamlarının bir kısmının kültürel değerlerin yanında, ırk düşüncesini çağrıştıran bir biçimde, grup içinde biyolojik devamlılıklara da referans vermeleri dikkat çekicidir. Anlaşılan o ki, özellikle Barth gibi ilk dönem antropologlar, etnisite olgusunu, kültürel birliktelikler yanında, biyolojik benzerlikler üzerinden de ilişkilendirme temayülündedirler (Barth, 1969: 11).

Etnisite kavramının sosyal bilimlerde sıklıkla kullanımı 1970’li yıllara denk gelir. Etnik azınlıklar, çok kültürlülük gibi tartışmaların Amerika’da yoğunlaştığı bu tarihlerde “ethnicity” isimli bir yayın çıkarılması da, kavramın yaygınlaşmasında önemli rol oynamış olmalıdır (Bolaf; 2003. 90). 70’li yıllarda etnisite kavramı etrafındaki tartışmalar daha çok “dil yapı”larına dair tartışmalardan çıkmıştır. Bu dönemde etnisitenin evrensel bir olgu olduğu ve insanların, egemen kültürlere karşı kendi köklerini araştırmaya duydukları merakla ilintili olduğu görüşü hâkimdi. 80’li yıllarda, etnisite daha otantik bir kavram olarak ele alınmaya başlandı. “Farklı olma” teması etnik gruplar için daha sık müracaat edilen bir kavram oldu. Daha açık bir ifade ile etnisite daha az sanayileşmiş ve sanayileşmiş topluluklardan ayrılmış yapıları tanımlamak üzere kullanılan bir kavram olarak görülmeye başlandı.

(28)

28

Dolasıyla kavram zamanla, etnik gruplardan ziyade etnik azınlık kavramı ile birlikte anılır hale geldi (Young,2002: 27).

Etnik grup kimliğini iç grup dış grup ekseninde tanımlamak, kimlik olgusunun iki farklı boyutuna işaret eder. Kimlik, dışarından yüklenen bir olduğu kadar, özenenin kendisine yüklediği anlam ile de yakından ilgilidir. Gruplar da bu anlamda; bir gruba mensup kişinin kendi grubunu tanımlaması ve grup üyesi olmayan, dışarıdan birinin grubu tanımlaması ekseninde düşünülmelidir. Bir gruba dair dışarıdan birinin algısı ile grubun mensubu olan birinin kendi grubuna dair kimlik algısı arasında farklılıklar olması son derece normaldir. Tajfel tarafından geliştirilen “Sosyal Kimlik Kuramı” da (Social Identity Theory) tam da bu eksen üzerine kurulmuştur (Demirtaş, 2003: 124).

Cohen, etnik grup kimliklerinin “iç içe gömülmüş” ve “dikotomik işleyen içsel ve dışsal bir takım süreçlerden oluştuğuna” işaret eder. Bu kimliklerin anlamları bazen politik bir hareketin ihtiyaçları için daraltılabilir veya genişletilebilir. Bazen bir ortak ata figürüne dayanır veya dayanmaz (Cohen,1978: 386). Bir başka ifade ile etnik kimliklerin öne çıkan ve çıkmayan unsurlarından bahsetmek en isabetli yoldur. Dolayısıyla etnik kimlik tanımlamaları ile ilgili tartışmaların ana eksenlerinden birini nesnellik sorunu oluşturur.

Kültürü, bir semboller sistemi olarak tanımladığımız zaman, sistemi oluşturan bütün unsurların – tarih, din, dil, adet gibi- objektifliğinin, aynı kültürü paylaştığını düşünen ve hisseden bireylerin “sübjektif ufuklarının çakışması”ndan ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Çakışan bu ufukların oluşturduğu kültüre dair beslenen aidiyet hissi etnik grup kimliğini oluşturur.

Bu noktadan hareketle, etnik bir grubun objektif kabul edilen sınırlar ve grubun kendisi için tayin ettiği sübjektif sınırlar içeresinde kavranabilecek bir olgu olduğu söylenmelidir. Etnik bilinç sübjektif bir bilinçtir, ancak objektif bir takım karakteristiklere dayanır. Diğer bir deyişle, kolektif bir kültür bireylerin bilinçlerinde çeşitli ve farklı biçimlerde inşa edilebilir. Bu çeşitlilik ve farklılıklar belli noktalarda ortak hale gelirler. Din, dil, tarih, örf, adet, gelenek v.b. pek çok objektif kültür öğesi, her bir bireyin zihninde çeşitli ve farklı bir biçimde oluşsa da, bunların ortak buluşma

(29)

29

noktaları etnik grup kimliklerini meydana getirir. De Vos’un ifadesi ile etnisite; “aynı kültür boyutunda yer alan bir insan grubunun sübjektif, sembolik ve amblematik amaçlarla, grup içinde dayanışma sağlamak ve öteki gruplarla farklılıkları vurgulamak için kullandığı etnik kimliğin içselleştirilmesi ve davranışa dönüştürülmesi durumudur” (Özdemir v.d. , 2008: 331).

Kavram üzerindeki objektif ve sübjektif eksenin kaynağı, etnik grup kimliğinin bir sosyal kimlik olması ile ilintilidir. Sosyal kimlikler “biz” ve “onlar” ekseni üzerine kuruludur. “Biz” iç gruba, “onlar” dış gruba gönderme yapar. Bu nedenle diğer sosyal kimlikler gibi, etnisite kavramı üç temel unsura dayanır; birincisi, ister kişisel bir tercih ister dışarıdan empoze edilmiş olsun, etnik grup kimliğine aidiyet besleyen biri “biz” ve “onlar” şeklinde dikotomik bir düşünce biçimi geliştirmek durumundadır. Diğer bir deyişle, “öteki”siz bir grup kimliğinden bahsedilemez. İkinci olarak, ortak kimlik grup üyeliği üzerinden tanımlanmalıdır. Grup üyelerinin aidiyetlerine dair bir bilinçlerinin olması ve grup dışındakiler tarafından da grup farklılığının tanınması gereklidir. Üçüncüsü, öteki gruplara dair, aşağı yukarı benzer biçimde, ortak bir takım önyargıların grup üyeleri tarafından benimsenmesi gerekir (Bolaf, 2003: 94).

Benzer biçimde, Yinger de etnik grubu tanımlarken üç noktaya dikkat çeker; öncellikle etnik grubun, diğerleri tarafından dil, din, ırk ve anavatan ile ilintili kültür açısından farklı olduğu algısı bulunmalıdır. Grup üyelerinin de kendilerini farklı algılaması gerekir. Son olarak gerçek veya tahayyül edilen ortak bir köken ve kültür etrafında yürütülen faaliyetlerin paylaşılıyor olması beklenir. Şüphesiz bunlar kâmil anlamda bir etnik grubun teşekkülü için gerekli özelliklerdir. Bu unsurların bazılarının eksikliği veya düşük derecelerde bulunması etnik grubun varlığını ortadan kaldırmaz. Hatta bazı durumlarda, örneğin ulus düşüncesi etrafında örgütlenmiş olanlarında, etnik gruplar bir ortak köken ve kültür etrafında bir takım etkinliklerde bulunabilirler veya bir olay karşısındaki tepkileri onları bir araya getirebilir. Ancak bir araya gelen grup üyelerinin tamamı kendilerini grubun üyesi olarak tanımlamayabilir. Yinger bu durumu “örtük etnisite” (hidden ethnicity) kavramı ile açıklamaktadır (Yinger, 1994: 4).

(30)

30

Eriksen, etnik grup kimliğinin “metaforik ya da hayali akrabalıkla özelleştirilmiş (diğerleriyle bir zıtlığa dayanan) bir sosyal kimlik olarak” (Eriksen, 2004: 27) tanımlanabileceğine vurgu yapar. Ancak bunun yanında etnisitenin işaret ettiği siyasi ve örgütsel boyut da göz ardı edilemez. Genel olarak, ister toplumsal ister siyasi veya ekonomik boyutlarına vurgu yapılsın, bir kimlik inşa etme zemini olarak etnisite, içte benzerlikler, dışta ise farklılıklar üzerinden hayat bulan bir olgudur. “Bir etnik grubun üyesi olmak, sosyal kimlik edinme sürecidir. Bu süreç üyesi olduğu gruba dair ve öteki gruplara dair tanımlamaları arasındaki etkileşimden ibarettir” (Wallerstein, 1960: 131). Etnik gruba dair girişilen bütün tanımlama çabalarının bir yönü ile benzerlikleri, diğer yönü ile farklılıkları işaret ettiği açıktır. Farklılıklar beraberinde “öteki” meselesini gündeme getirir.

Öteki, bir “yabancı”dır. Dolayısıyla etnik kimliklerin sınırları belirlenirken yabancı olma durumu belirleyici bir rol oynar. Batı Avrupa ve Amerika ülkelerinde etnisite kavramının kullanımı bu konuda zihin açıcı bir örnek teşkil eder. Batı dünyası için etnisite ve etnik kavramları Avrupalı olmayan grupları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Yabancı kabul edilen bu grupların kültür öğeleri, örneğin, etnik müzik, etnik mutfak, etnik sanat gibi ayrıştırıcı bir kategori olarak kullanılır. Bir İngiliz için Fransız mutfağı değil, Çin mutfağı etnik yemekler olarak tanımlanmaya daha uygundur. Afrika müziği etnik müzik olarak isimlendirilebilir, ancak Alman müziği bu kategoride değerlendirilmez. Genel olarak, yabancı bir kültüre ait bu tür varlıklar ekzotik (exotic) olarak isimlendirilir. Aslında tam da bu isimlendirme yerli olmayan, yabancı ve çoğu zaman da tuhaf olanı ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla Avrupa eksenli (Euro-centric) bu tür düşünme biçimi, etnik eksenli (etno-centric) düşünme biçimleri için eşsiz bir emsal teşkil eder (Bolaf, 2003: 96).

1.1.1.1. TANIMLAMA

Etnisite olgusunu tanımlama girişimlerinin hemen hepsinin, nihai olarak geldikleri noktalardan biri kavramın “muğlaklığı ve müphemliği” meselesidir (Bolaf, 2003: 90). Aslında kavram üzerine yapılan bu tartışmasadece etnisiteye mahsus değildir. Etnisite kavramı üzerindeki muğlaklık ve müphemlik tartışması, genel

(31)

31

olarak sosyal teori alanındaki pek çok kavram için de geçerli olan problematik bir alana işaret etmektedir; sosyoloji gibi tanımlayıcı girişimler kavramların bütün anlam alanlarını kapsayan, “efradını cami ağyarını mani” bir neticeye varmaya çalıştıkça, sonuçsuz kalan bir kısırlığın içine düşmekten kendilerini alıkoyamamaktadırlar. Nitekim insan hayatına dair olgular ve algılar sürekli bir devinim içerisinde bulunur. Bu nedenle teorik olarak sınırları çizilmeye çalışılan her kavram, gündelik hayat içerisinde çoğu zaman kendisine çizilmeye çalışılan sınırların dışına taşmaktadır.

Kavramı tanımlamaya yönelik zorluğun iki temel noktası olduğu ileri sürülebilir. Öncelikle etnisite olgusu, yaşayan bir toplumsal varlık olarak, modern bir olgudur. Etnisite kavramının 19. yüzyılın sonralarından itibaren kullanılmaya başlanan bir kavram olduğu daha önce belirtilmişti. Koloni dönemleri ile birlikte daha önce kullanılan ırk kavramının yetersiz kalması ile etnisite kavramı daha geniş bir kullanım alanı kazandı. Irk kavramının etnisite kavramına yerini terk ettiği alanın daha fazla genişlemesi ise İkinci Dünya Savaşı sonrasına denk gelir. Nazi Almanya’sının Yahudilere uyguladığı soykırım (genocide) deneyimi, ırk kavramının tekrar telaffuz edilmesini çok daha güç bir hale getirmiştir. Etnisite kavramının çok uzun olmayan tarihi ve çoğu zaman, örtük ve imalı bir biçimde, ırk kavramının yerine kullanılması, kavramın tanımının kapalı ve bulanık kalmasına sebep olmaktadır.

Kavramın muğlaklığına ve müphemliğine dair tartışmaları derinleştiren ikinci nokta ise “post modern dönem” olarak ifade edilen bir zihniyet dönüşümüne işaret eder. Post modern diye tabir edilen dönem “büyük anlatıların büyüsü”nü yitirdiği dönemdir. Bu sadece etnisite için değil, ulus, sınıf, cinsiyet gibi pek çok toplumsal olguyu da içine alan, oldukça geniş ve derinlikli bir tartışmanın kendisi ile ilgilidir. Bu anlayış, kavramların ve kimliklerin akışkanlığına (fludity) ve karmaşıklığına (complexity) dikkat çeker. Post modern anlayış, kimlik gibi merkezileştirici kavramlardan ziyade “sökümcü” (de- constructivist) ve “merkez kaç” (de –centered) eksenli çözümlemeler yapar. Her geçen gün daha fazla küreselleşmenin etkilerinin hissedildiği dünyada kimliklerin yekpareliğinden bahsedilemez. Etnisite de dahil bütün kimlikler hibrit (hybridity) hale gelmektedir (Downing ve Husband, 2005: 20).

(32)

32

Bu noktada, post modern teoriler açısından kimliklerin dört hususiyeti öne çıkar; kimlikler kırılgan, değişken, çok katmanlı ve geçici karakteristik özellikler gösterir (Downing ve Husband, 2005: 20). Bu özellikler kavramın üzerindeki bulanıklığı ve kapalılığı artırır.

Ancak kavramın tanımı üzerindeki bu zorluklar onun gerçekliğini ortadan kaldırmaz. “Etnisite soyut ancak gerçektir” (Barth, 1969: 15). Etnisitenin gerçekliği doğrudan gözlenemese bile, onu dolaylı olarak gözlemek mümkündür. Etnisite altyapısal bir imkân olarak düşünülmelidir. Bu altyapı siyasi, ekonomik, ticari, sosyal, dini v.b. pek çok alanda kendini gösterebilir. Kimi zaman siyasi bir amacı gerçekleştirmek, kimi zaman kültürel farklılığı vurgulamak, kimi zaman ise dini duyguya alan açmak için etnisite kavramının kullanıldığını görmek mümkündür (Downing ve Husband, 2005: 19).

Etnik özelliklerin en sık ve kolayca kullanıldığı alan siyasi alandır. Kimi zaman örtük bir biçimde bir grubu dışlamak biçiminde ayrımcı şekilde, kimi zaman önyargıların kolaylıkla üzerine kondurulabildiği, elverişli bir zemin olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle ayrımcılığın en sık biçimde karşımıza çıktığı zemin etnik kimliklerdir. Zaman zaman etnosentrik veya ırkçı bir tutum ve davranış olarak, kimi zaman etnik temizlik ve soykırıma kadar varan daha vahşice bir politik hareket olarak karşımıza çıkar.

1.1.1.2. SINIR MESELESİ

Etnisite gibi devingen kavramlara dair tanımlayıcı cümleler kurmak, “telefon bir iletişim aracıdır” önermesi kadar geçerlidir. Telefon, icat olunduğu tarihte bir iletişim aracı olarak bulunmuştur ve günümüzde de halen bu fonksiyonunu yerine getirmektedir. Ancak, içinde yaşadığımız çağ mezkûr önermenin sınırlarını ilk gün ki sınırlarının çok ötesine taşımıştır. Zira telefon; günümüzde bir iletişim aracı olmanın yanında bir bilgisayar, sosyal medya aracı, internet tarayıcısı, oyun ve / veya eğlence aracıdır aynı zamanda. Hatta yerine göre, marka ve modeline göre bir sosyal statü sembolü, bir kimlik taşıyıcısı olarak bile görev icra etmektedir. Ayrıca bir telefonun insanlar üzerinde psikolojik, sosyal, ekonomik ve benzeri birçok etkisinden bahsedilebilir. Telefon metaforu gibi, genel olarak sosyal kimlik kavramları, özelde

(33)

33

etnisite kavramı, ilk kullanıldığı zamanki anlam sınırlarının ötesinde anlam kalıpları sunmaktadır. Hala etnisite, kültür eksenli kimlik tartışmalarının temel kavramıdır. Ancak aynı zaman da ulus, sınıf, ırk gibi akraba kavramların içinden de kendisini soyutlayacak bir zemine kavuşabilmiş değildir ve kavuşabilecek gibi de görünmemektedir.

Bu nedenle etnisite kavramı ile ilgili girişilecek bütün tanımlama girişimleri, onun ile ilintili olan, çoğu zaman sınırları birbirinin içerisine girmiş diğer kavramları da tanımlamaktan geçmektedir. Zira tam olarak da bunların aralarına belirgin bir sınır çekmek oldukça zor görünmektedir. Etnisite kavramının bilimsel çerçevesini çizmenin en etkin yolu, kavramın ilintili olduğu ve iç içe geçtiği yakın kavramlar ile aralarındaki sınırları ve geçiş noktalarını belirlemekten geçmektedir.

Toplumsal kavramlar arasında sınırlar çizmek güçtür. Kimlik ile ilgili kavramlarda bu güçlük bir kat daha artar. Öncelikle etnisite kavramı, geleneksel olarak sosyal ve politik çerçeveler içinde tanımlanırken, günümüzde kavramın ekonomik boyutları da hararetli biçimde tartışılmaktadır. Örneğin; etnik sınıf kavramının yeni bir etnik aidiyet unsuru olduğunu savunanlar olduğu gibi, sınıf bilincinin, etnisitenin yerini alacak bir kimliklenme biçimi olduğunu savunanlar da ortaya çıkmıştır (Brass, 1991: 35). Diğer taraftan kavramın tamamen psikolojik bir mesele olduğunu savunan ve sınırlarını bu çerçevede çizmeye çalışan girişimler olduğunu da belirtmek gerekir.

Etnisite kuramı tartışmalarında sınır meselesi önemli bir yer tutar. Etnisite meselesi ile ilgilenen ilk antropologlardan biri olan Frederick Barth, “Ethnic Groups and Boundaries” başlıklı klasik eserinde kültür kavramları üzerinden, etnisite ile benzer kavramlar arasındaki çizgileri belirginleştirmeye çalışmıştır. Kavramlar arasındaki sınır hem gerçek ve hem de soyuttur. Gerçekliğini toplumsal hayatın farklı pratiklerinde gözlemlemek mümkündür. Ancak soyuttur, zira bu pratiklerin ilintili olduğu kavramları somutlaştırmak neredeyse imkânsızdır. Benzer tartışmalar ırk, ulus gibi kavramlar için de geçerlidir. Bu tartışma “ortak değerler”in etnik grup kimliğinin gelişmesine katkıda bulunmaktan ziyade, toplumsal etkileşimin ve

(34)

34

etkileşimin içindeki rollerin şekillenmesinde önemli olduğu sonucunu doğurmaktadır (Barth, 1969:15).

Etnisite kavramının sınırları, akışkan ve değişken bir karakter gösterir. Tarih boyunca kavrama yüklenen anlam çerçevelerinin değişmesi bir tarafa, anlam üzerindeki sınırlar, coğrafi sınırlar arasında dahi farklılıklar gösterir. Avrupa’da etnik bir grubun tanımlamasında kullanılan parametreler ile Ortadoğu, Afrika veya Uzak Doğu coğrafyalarından herhangi birinde kullanılan parametreler arasında ciddi farklılıklar vardır.

Birçok etnik grup kimliğinin sınırları yavaş yavaş, fark edilmesi oldukça güç bir biçimde değişir. Bazı kimliklerin sınırları ise süratle ve gözle görülür şekilde değişir. Sınırların değişmesinde grup üyelerinin gönüllükleri esastır (Horowitz, 1981: 113). Bu nedenle grup üyeleri grup kimliğine ne şekilde anlam yüklerlerse sınırlar o istikamette değişir. Bu değişimin ivmesi ve sınırları arasında derece farkından da bahsetmek mümkündür.

Şüphesiz kimliğin sınırları ile ilgili bahsedilenler bireysel farklılıklar gösterir. Bir grup kimliğinde görülen değişiklikler grubun bütün üyelerini kapsamaz. Her değişimde, üyelerin bir kısmı grubun sınırlarının dışında kalırken, gruba yeni üyeler de katılabilir.

Etnik kimliklere katılımın doğum ile gerçekleştiği en yaygın ve ilk anda ilk akla gelen seçenektir. Ancak evlilik gibi sonradan ve gözle görülebilecek biçimde olan sınır değişikliklerinden de bahsetmek mümkündür. Bireysel olarak kendisini daha sonra bir gruba ait hisseden bireyler için de benzer şeyler söylenebilir. Bu tamamen bireyin kendini nasıl hissettiği ile alakalı bir durumdur.

Kimliklerin sınır değişimi, tüm grup üyelerinin tamamının grupla ilgili davranış kalıpları ve kimlik kriterlerinin bütün olarak değişime uğraması şeklinde de görülebilir (Horowitz, 1981: 114). Zira etnik kimliğe dair kriterlerin mutlak unsurlar ifade etmediği, bir takım özelliklerin varsayıldığı daha önce de ifade edilmişti.

Etnik kimliklerin sınırları zaman içerisinde daralabilir veya genişleyebilir. Bu durum özellikle tarihsel derinliği olan kimliklerde daha net biçimde gözlenir. Bin yıl

(35)

35

veya yüz yıl önceki Türklük anlayışı ile bugünkü Türklük anlayışı arasında farklılıklar vardır. Ancak farklılıklar kavram ile ilgili devamlılıkları da ortadan kaldırmaz. Bir başka deyişle, etnik grup kimliklerinin sınırları içerisinde, sınırın içerisinde devam eden ve farklılaşan özelliklerden bahsetmek daha doğru olacaktır.

Etnik sınıflandırmalar, etnik kimliğin formlarının ve derecelerinin farklılık arz eden bir karaktere sahip olmasından dolayı her sosyo kültürel sisteme göre değişkenlik gösterir (Barth, 1969: 14). Barth bu önermesini daha da açmak için iki metafordan yararlanır. “Balon” ve “poşet çay” metaforları.

Etnik kimlikler “balon”a benzer. Balonunun yüzeyini, etnik kimliklerin sınırı olarak kabul edelim. Yüzeye karşı hem içeriden hem de dışarıdan bir basınç uygulanır. Bu basınç balonun hem formunu hem de konumunu değiştirir ve belirler. Bir etnik kimlik grup üyesi hem grup içinden hem de çevreden gelen bir basınç altında kimlik anlayışını inşaa eder. Dolayısıyla etnik kimlik “balonu”nun ne kadar genleşeceği veya daralacağı ve nerede konumlanacağı içinde yaşanılan sosyo kültürel ortama bağlıdır (Rex, 1989: 93).

İkinci metafor “poşet çay”dır. Etnik kimlikler kendi başlarına çay yaprağına benzer. Çay yaprağının formu ve niteliği, sıcak su ile birleştiği noktada değişikliğe uğrar. Su ile birleşen çay yaprağı içindeki özünün bırakır ve çay olarak tüketilen sıvı ortaya çıkar. Neden poşet? Çünkü etnik kimlikler modern olgulardır. Bir biçimde “suni”dir ve “inşa edilen” süreçlerdir. Ayrıca tek tek yapraklar bir poşet içinde bir araya toplanarak işlevsel hale gelir. Etnik kimlikler bireysel olmaktan ziyade gruba dayalı sosyal bir hareket olarak karşımıza çıkar.

Etnik kimlikler sosyo kültürel ortamların içerisinde form ve derece kazanan olgular olarak, sınırları içinde bulundukları ortam ile şekillenmektedir. Bu ortam “yapısal” veya “durumsal” olabilir (Rex, 1989: 93). “Sosyal sınırlar toplumun organizasyonu ile ilgili değildir. Sosyal sınırlar yaşamın organizasyonu ile ilgilidir” (Wallman, 1979: 207). Diğer bir ifade ile etnik ilişkileri, yapısal kurallar değil hayatın akışı içerisindeki karşılıklı etkileşimler, yüz yüze gelişler belirlemektedir.

(36)

36

Etnik kimliklerin durumsal halleri ile ilgili Rex çarpıcı bir örnek verir (1989: 94). İngiltere’de hangi ırktan olursa olsun, bürokratik yapıya karşı insanların “biz” ve “onlar” biçiminde bir kategorik düşünme biçimi vardır. Şüphesiz bu durum bu ayrımın yapılmasını gerektiren, örneğin resmi kurumlar ile ilgili işlerde gözlemlenebilir. Diğer taraftan beyazlar, diğer ırklardan olan örneğin siyahları veya Asyalıları “öteki” olarak tanımlarlar. Asyalılar, örneğin Güney Asyalılar kendi içlerinde Hindistanlılar, Pakistanlılar, Bangladeşliler, Keşmirliler, Hindular, Sihler, Müslümanlar, Urdular gibi çok çeşitli kategorilerde kendi grup tanımlamalarına göre “ötekiler” oluştururlar. Gündelik hayat içeresinde karşılaşılan birisi ile ortak (biz) veya karşıt (onlar) bir kimlik ortaya çıkarmak, o kimliklerin yapısallığı ile ilgili olmaktan ziyade durumsal bir konudur. Bu nedenle etnik kimlikler ile ilgili girişilen tanımlama gayretlerinin bir kısmı, gündelik hayatın durumsal halleri ile çelişki ortaya koyabilir.

Diğer bir ifade ile etnisite kendi başına objektif bir olgu değildir. Etnik kimliklerin sınırları genişleyebilir, daralabilir. Küçük farklılıklar veya benzerlikler ortaya çıkarılabilir. Bir durumda birleşme noktası olan etnik kimlikler, bir başka durumda ihtilaflara kaynaklık edebilir. Bütün bunlar zorunlu olarak etnisitenin yapısından kaynaklanmaz. Yapısal olduğu kadar durumsal hallerin de düşünülmesi gerekir.

Ancak ille de yapısal bir yönü vurgulanacak ise etnisitenin katalizör durumundan bahsedilebilir (Eller, 1999: 11). Gruplar arasında büyük kültürel farklılıklar zorunlu olarak ihtilaflara sebep olmaz. Tersi de söz konusudur. Küçük farklılıklar aynılaşmayı beraberinde getirmez. Dolayısıyla etnisitenin sebep olduğu ihtilaf veya ittifaklar başka durumlarla - örneğin politik - ilgili olabilir.

Etnik grup kimlik sınırlarının, değiştirilemez olduğu yapılar ve durumlar bulunur. Bunun en açık örneği, etnik sınırların ırk sınırları ile birleştiği, buluştuğu noktalardır. Siyahi bir etnik grup mensubunun bu kimliğini değiştirmesi mümkün değildir şüphesiz. Her ne kadar kimliğe dair birçok diğer ortak oluşturulabilse de, etnik kimlik ile ırk kimliğinin belirsizleştiği noktalar da grup kimlikleri sabit kalır.

Şekil

Tablo 1: Etnisitenin doğasına, temellerine ve sınırlarına dair dört yaklaşımın  özeti (Yang, 2000: 56)  Kuram  İlkçi  (Primordialist)  İnşaacı  (Constructivist)  Araçsalcı  (Instrumentalist)  Entegre  (Integrated)  Doğası  Dışarıdan atfedilir,
Tablo 4. Katılımcıların ailelerinin ortalama aylık gelirleri ve sınıflandırılması
Tablo 7.  Katılımcıların doğdukları yer ve hayatlarının büyük bölümünü  geçirdikleri yer dağılımı
Tablo 10.  Katılımcıların ağırlıklı olarak evlerinde konuştukları dil dağılımı
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

Modelde merkezileşme derecesi yüksek, grup tatmini az, kişisel tatmin.. yüksek, iletişim hız ve doğruluk

Unsurların den­ gelenmesi ve amaca uygun biçimde aksama­ sız yürümesi için; bu süreci, tam sorumluluk ve tam yetkiyle yürütecek bir sanatçı gereki­ yor ki buna rejisör

iki sene ara ile tertip olu­ nan bu sergilerden sonra, Lon­ drada görmek fırsatını bulundu­ ğumuz sergide teşhir olunan eser­ leri mukayese edersek, Fahrün-

Bu isimlendirme İsa’nın ölümünü müteakip aynı yüzyıl içerisinde ilk olarak Antakya’da daha sonra da başka yerlerde İsa’nın takipçilerini ifade etmek

Bazı araştırmalarda kadın ve erkek arasında benzer olarak kaygı ve depresyon 1 semptomları gözlense de (Noel ve diğ. 2013: 333) çoğunlukla kadınların erkeklere göre

Bu çalışmanın amacı, farklı sosyal kimlik motivasyon- larını (özsaygı, ayırt edilme, ait olma, süreklilik ve etki- lilik), farklı gruplara (Kürtler, Avrupalılar,

Dolayısıyla; hayali temas kuramı diğer temas kuramları gibi gruplar arası endişenin azalmasına dair bulgular sunmaktadır (Crisp ve Turner, 2009), ama doğrudan bir teması ima

Bu bulgular doğrultusunda bireylerin GKÖ ve SMÖ puan ortalama- larının düşük olduğu; sosyodemografik özelliklerinin gruplararası kaygı düzeyine ve sosyal