* A * 0 J? I t W . 0 & — T ■HM ■ ■ * M g e n f f t i s ü £ f i <•-> -w ? m n . "/**►»** *r~-t*r*•***•
6 - f O N T E L G R A F - 22 M «r t 1938
N A
Mart; “Tuluat,, mektebi
nin, temeddün bayramıdır.
(Naşid janrı) nda (Naşd) le başlıg&n inkılâbın
35 inci yıldönümünü kutluluyoruz.
35 yıllık neş’vemize; bugün yapacağımız “ Tetviç „
töreni, kafamızdaki (Telâkki medeniyeti) nin
“ Te k e vvün , ünü k ıv ıra c a k tır.
Cümhuriyetten evvelki çağlarda ; çarpık kafaların , çapraşık zihniyet
leri ile: «Huîiuru hâkim» de:
«Mekbûlu - üç- şehâde».
Gorülmiyen; İç timaî kıymeti bir «Hiç!» olan sanat kâr, bugün: Aka demik bir haysi - .yet taşıyor. Dev let memuru olu - yor, imtiyaz ah - yor; ve nihayet: Kendine duyulan ranlıklar, böy-(Behzat» tan başlayarak sırası ile: (Galip, Muh sin ve M. Kemal Küçük) e kadar; bu defa da büyük sanat mücahidi (Naşit) e, ayni coşkunlukla tek - ar ediliyor.
30 seneden beri (Sanat) ına dört elle sarılıp çektiği binbir mihnet ve meşakkate rağmen:
«Sabit kademim, yine o reyin ü- zerinde» mazmununa, - bir an in- raf etmemiş bir sadakatle - med lul olan Naşit, bu nin: yalların yıp rattığı yorgunluğunun, Karşılığını görüyor. Namına, - devlet elile - a- •Mİnr ve ihtifaller yapılıyor.
İnsanlığın, (Kudret) e inanma - nın hak ve kıymet tanımanın tek kelime üe: Sanat severliğin, bütün temayül ve tahassüsleri, heyecanla hay kınlıyor. «Kaza» ya kalmış ( Fa zilet) farzları) nın, edasına başla nıyor.
Eskiden sanat, «Ceraim» den sa - yılır; (Sanatkâr) üe (M ücrim ), he men hemen müradif manalarda kullanılırdı. Yaşayış âleminde hiç bir kıymeti olmıyan, insanlığın - maatteessüf - bu en bedbaht, ta lihsiz ve mevkisiz adamı, «Medeni hukuk» undan da iskat edüir; an - cak: «Sabıka» sicilindeki sırada yer alırdı.
Kadı ve naibin,, «Mesmû’ uş -şehâde» değil deyu hükmettiği: bu cemiyet mahkûmuna, «Akidei a - vam» da da: - «Namazı kılınmaz!» - itikadı beslenirdi
(Filozof) un, dinsiz (!) manasına alSndığı gibi: (Maskara, mezzak, «mezahın muharrifi» soytarı ve pai- yaiço) da (Sanatkâr) lâfzı üe ayni hiznya yazıldığından; bu tabirler, düne kadar - örf dilinin müradif- lerı arasında kullanılırdı.
(Atatürk) kültürü, geri çağla - rın, istihfaf lügati olan: «Aktör a- dam!» ı, bugünkü dile; «Büyük sa natkâr!» diye çevirdi.
- İşte çağımızın fikir fazileti — Binaenaleyh biz (Naşit) i alkışla - makla; yalnız onun sanatkâr şahsi yetini, iktidar ve kabiliyetini değil, bizzat tes’it ve ilân ederek anladı ğımız telâkki ve tefekkür medeni yetimizi de alkışlamış oluyoruz.
Tuluat:
Edebiyatın, irticai dediği: Sünûh serveti.
Halk dilinde biz bunu, (Düşün - meden bulmak) manasına: «Hazır cevaplık» ve «Doğuşat» diye kul - lumrız.
Yaradılışın ve yaratma kudreti o- lan: «Fıtret» ın, çok az kimselere müyeser kaldığı bu kabiliyet, (Hamdi ve Abdi) den sonra: Bizde - maalesef - basma kalıp mazbut kı-
lişelerin ezberciliği manasına alın mış ve bugüne kadar da; - yine e- sefle söylüyorum: - ayni şekli mu
hafaza etmiştir.
Bu hayal «Bidıat» a yapılan ilk
Ç i n g e n e l e r , i c n d ı r t a c a K bir r e v ü
(isyan) (Nşit) in başkanlığı altın - da başladı. Binaenaleyh: kadrini, ya kalmadan - çok sonra anladığı - mı? bu adamı, ben bu, janrın ne esküeri arasında sayıyor; ne de es kilerin kopyesi olan: şimdiği oa
-“ K c a . d i g u T G , . ' i i j . w i , a . e
çı k a t a n
N a ş i d ,
“A y n a -
r o z . . , u n " Â d e m j n i . a d a m
e r m e k l e
m e ş g u l
paganlar fasüesine karıştırmak is tiyorum.
Ben onu bir «Tulûatçı» olmaktan ziyade «Tulûat» ta teknik ve temed dün kuran bir inkılâpçı, bir sanat kahramanı olarak alıyorum.
Düşünün bir kere... Tam; 35 se ne. Durmadan, dinlenmeden din - lenmeği düşünmeden, yaz tatüi yapmadan, - yapmadığı halde - u- sanmadan; senenin bütün sezonun- ca işleyen bir hançere.
«Sınıfsız, imtiyazsız» her dilden konuşan; her kafaya hitap eden, hi tabını dinleten; düşündüren, gül - düren, güldürürken öğreten; en ba sit insanda bile; hayret takdir, ve his tetkik uyandıran bir kafa, tam: 35 sene mütemadiyen çalışıyor. Kudret kaymyan ve zekâ fışkıran istidadile, her insanda sempati ya- pıyor.
Ahmet Vefik paşa) nm ilk kal - kmmasile başlıyan sanat seferber - liği, evvelâ (Reşat Rıdvan) a, son ra rahmetli (Kemal) e; daha sonra da: (Fahri) ve Naşit) e intikal etti. (Kalkış kafilesi) ne paşadan sonra; kumanda eden: (Reşat Rıdvan, Ke mal Küçük, Fahri İsmet ve Naşit) ler, başka başka yollardan ayni ga yeyi güttüler. Hepsinin kafasında ayni (ihtilâl) in, imzalanmış plân - lan, zabta geçmiş notları, zafer ve- deden krokileri vardı.
(Kemal) yaşasaydı; tiyatroda fik rî inkılâp yapacak; kültür kuracak;
«Tiyatro akademisi» nin ilk mües - sislerinden olacaktı.
Geniş kültürlü Fahri, bu uğur - da epeyce ter döktü.
Ecel, acele etti; emeline erdire - mediği (İsmet) i ölüme erdirdi.
(Naşit), daha âcil davranmış; - veraset intikalini beklemeden - işe başlamıştı. Arkadaşları ayrılın ca; arta kalanı tamamladı. Onların
kafalarında tasarlanan ve tatbik- sizlikten kabuk bğlıyan fikrî inkı lâbı, o, tek başına- fiilen - yaptı.
Onun bu fedakârlığı, yalnız ken dinde kalmamış; meslekdaşlarından da yardım görmüş olsaydı, gaye, ta mamlanacak; ortaya noksansız çı kacaktı.
(Fedakârlık) diyorum. Çünkü: yirmi küsür senedir gedikli bir an ane halinde teneke devirmekle gül- dürülmeğe alıştırılmış bir kütleyi, bu defa ağır (piyes) lerle piyazla - mak; ayni neş’eyi, - alışılmamış bil vasıta ile - aksatmadan iade etmek, her halde kolay değildi.
Bunu biliyor ve düşünüyordu. Güvendiği istidadını, bütün ihti- rasile kullandı. Kendini, yalnız seyrettiren değil, dinleten bir a - damdı: Emellerini yapmakta; ka bul ettirip tatbike başlamakta güç lük çekmedi. Fakat; yalnızdı.
Didinirken: - müzaheret şöyle dursun - «Allah razı olsun!. İşini rastgetirsin.» Hattâ, sadece: Bir «Kolay gele yahu; yaptığm nedir?» diyen çıkmadı
Fakat; kıskananlar, diş biliyenler, önüne çıkanlar, yolunu kesenler, fikrinden caydırmak istiyenler oldu.
O bize (Tiyatro medeniyetini), düşünmüş, tasarlamış değil; bizzat getirmiş adamdır.
«Şehir tiyatrosu» gibi devlet de lâleti ile; resmî himayetle değil; bizzat kendi teşebbüsü, kendi aşkı, kendi varlığı ve kendi fedakârlığı i- le yapmıştır.
Kendi başma çırpınmış, kurmuş, yapmış ve yaşatmıştır.
Nazariye serdetmek, kafiye yu - varlamak, mutalealarda bulunmak gibi «Lâf»ü Güzâf»la çene çalmakla değil; otuz beş senenin, 365 gü - nünden müteşekkel her senesinde; - sıhhat ve istirahat kaydi düşün - meden - olanca kudretiyle, kafasiy- lç, nefesiyle; hırpaladığı hançere- siyle; - binnefis - yapmış ve tahak kuku için : Parçalamrcasına çalış - mıştır.
Binaenaleyh kendi zaferinin âbi desini, kendi muzaffer elile diken Naşit, - istidadı gibi - bu hususta da kimseye borçlu değildir. Titat- ro
«Rejise» etti. «Mizansen» koydu; tevzi salâhiyetini da tamamen reji söre bıraktı.
Maamafih san’at aşkı ve titizliği ra» lara, «Saz» la çalman yerli «Koş
ma» lara alıştırdı.
«Köy düğünü» deyince hatıra ge len bütün bir köylünün meydanda
toplanışı; köyün ağası, eşrafı, ima- ile, çok defa perde çeken, «Kondo- mı, muhtarı, hacısı, hocası, kadım,
j
vit» lik, süflörltk ve rejisörlük eden (kızan) ı, bütün erkânı ile büyük tiyatro mütefekkiri (Kemal__ «Köy meydanı» na çevirdiği Küçük) ün. «Kadir, velûd ve sem-tarihimizde ondan bahsedecek | sahnesinde toplayıp — hepsini, te- P ^ik aktör» ü Naşit, kalbinin bü- kalemler, onu yalnız b ir m üceddid, ker teker lehçe, şive, eğlence, an’a- tün ilham kapılarım, ardına kadar J ~*:1 ' ’ ne, sazile, sözile, kostümlü oyunla- aÇ>P: harikulâde bir mazhariyet
o-rile, muazzam «revü» ler halinde lan istidadına, kendi de inanmak karşımıza sıraladı. istiyerek nefsindeki büyük bir
iti-Eski (Darülbedayi) in «Talebe ve madla, kafasını bütün kayıdladan gecesi» ne mukabil; kendi, sıy ırdl- defteri- kitabl> söflörü,, rejisörü., hepsini bir tarafa bırakıp bir inkılâbcı değil, - bilfiil - kurdu
ğu (Halk tiyatrosu) ile bir san’at bânisi olarak kaydedeceklerdir.
NELER YAPTI?
Bunları sıralamak uzun gider Hiç yazmamak, o da doğru değil Halkın her seviyedeki tabakasını tatmin eden sahnesinde, hep bera ber memnuniyetle seyrettiğimiz bu şeylerden bazılarını hatırlıyalım.
Temsillerine ayni saatte başlıyan, ayni saatte biten muayyen bir inti zam verdi.
Dekorları (Nakkaş) tan boşatıp, (Ressam) a nikâhladı.
Kantoları kaldırdı. Kostümleri yeniledi.
(Ziya) teşkilâtı yaptı.
(Peru^) dan başlayıp (Şamram Hanım) a kadar gelen kartlaşmış kantolar yerine: (Lâz, zeybek, se petçi ve Kazaska) gibi millî rakıs- lar koydu.
Müzikli kuvaretler, varyeteler gi bi, asra uygun oyunlar yaptı.
Halkı, «Ayak oyunları» denilen oyunlarile birlikte oynanan Anado lu türkülerine, köy havalarına,
«Ho-zabitan
tiyatrosunda da haftada bir gece - halka mahsus - ucuz biletli ve zengin programlı: «Halk geceleri» tertib etti.
Her gün başka bir «tip
ruhiyesini canlandırmak, ve her de fasında değişen başka bir karakte rin, meşreb ve mizacını, - mükem meliyet derecesindeki iktidarile - yaşatmak suretile; «Tulûat» ı yek nesaklıktan kurtardı.
Her «Komik» veya aktörün bece remediği san’at ve temessül ince likleri gösterdi
(İbiş) in kıdemli yerini (Artist) e ve «Komiki şehir» in gedikli şöhre tini de (Komediyen) e verdi.
Ehliyet gösteren «Amatör» ü, ge- veliyen «Alaylı» ya tercih etti.
«Tulûatçı» lıkla tanındığı hal>^: (Vodvil, komedi, rin
gi janra aid olursa olsun - sahneye çıkardığı hiç bir eseri, «Prova» sız oynamadı.
gülmek kabiliyetini kaybetmiş de necek kadar zevkan kalender bir kitleyi, yalnız kafasının belâgati ve . , .. yalnız serâzâd ruhunun, kahkaha nı haleti ;
lar kopartan kudretıle; güldürmek istediği de oldu.
Hiç hayret etmeden ilâve etmeli yiz ki; - ayni kudrette tanziıi im kânsız bulunan bu «Orijinal» likle- rile - janrindeki eşsizliğine - hiç düşünmeden- «Âmentü» yü basa cağımız Naşit, böyie yaradana ağı nıp çıktığı zamanlarda; daha fazla muvaffakiyet gösterdi.
Halk üzerinde daha büyük sem pati yaptığından, bıraktığı tesir de o nisbette büyük oldu. Çünkü Na şit, bu gibi müstesnalıklarda, «Şa heser» den bir nişane, veya «Nü- mune» falân değil; «Deha» dan bir - rütbe aşağı: «Hazreti şâheser» in bizzat «şahsı - ziruhu» yani kendi dir.
C em aldim Server
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi