Hurrıye
J
/«Şvs
KtşUf
^
l ' « 0 1
D izi
Aziz Nesin, 'Okuduğum Kitaplar' adıyla kitaplaşan okuma notlarında edebiyatçılara fırça çekiyor
Geğirseler keramet
saçtıklarını sanıyorlar
N e sin 'in okuma
notlarını kitaplaştıran
oğlu Ali Nesin şöyle
diyor: "Aziz Nesin
genel yargıya kendini
teslim etmeden, kendini
akıntıya bırakmadan, bir
kitabı eleştirmekten,
hatta kimileyin yerden
yere vurmaktan
çekinmemiştir."
Ü
NLÜ yazar Aziz Nesin yazdıkları kadar doğru bildiğini hiç sakınmadan söylemesiyle de tamnan biriydi. Bu özelliği yaşarken sık sık başına bela açsa da, o gene de sözünü hiç sakınmadı.Aziz Nesin'in ölümünden sonra oğlu Ali Nesin tarafından yayına hazırlanan
çalışması 'Okuduğum Kitaplar', onun bu özelliğinin dostları söz konusu olduğunda da değişmediğini gösteriyor.
Aziz Nesin okuduğu bütün kitaplar
hakkında düşüncelerini küçük notlar halinde bir kenara yazmış ve bunları da bir klasörde toplamış.
İşte o notlaran seçmelerden oluşan
'Okuduğum Kitaplar', edebiyat
dünyasından pek çok ünlü isim ve eser hakkında Nesin'in gerçek düşüncelerini ortaya koyuyor.
Kitabı yayma hazırlayan Ali Nesin bu notların kesinlikle bir eleştiri yazısı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, bunların bir yazarm okur olarak tuttuğu, kendi kişisel beğenisini, görüşünü yansıtan şeyler olduğunu söylüyor.
Ali Nesin bu notların ikinci bir yönünün
de Aziz Nesin'in düşünsel dürüstlüğünü
izahçılığı kadar dobra sözleri, alacağı
tepkiyi hiç düşünmeden doğru bildiği her
şeyi söylemesiyle de tanınan Aziz Nesin
geride bıraktığı yazılarla da tepki
toplamaya devam ediyor. Okuduğu
kitaplar üzerine tuttuğu notları
dosyalayan Aziz Nesin'in bu
notlarından oluşturulan kitap, edebiyat dünyasından
pekçok ünlü ismi hayli kızdıracağa benziyor.
PEYAMİ SAFA VE AHMET OKTAY'A
Bunlarda derin ve bilgili
görünme tutkusu var
'ly T 'L A S İK üse öğrenimi görmemiş -ivm eyazarların çoğunda görülen o öğrenim
eksikliğini kapama, örtüp gizleme özentisi Tekin
Sönmez'de de görülüyor.
Bu nitelik Peyami Safa'da da çok beliıgindir. Bunlar ille de bilimsel yazmak, derin yazmak
tutkusundadırlar. Örneğin
Ahmet Oktay bu bilgili-
hatta bilgin- görünme
tutkusunun doruğuna varmıştır yazılarında. Bunlar çok aydın görünme çabası, hatta telaşı içindedirler.
Gerçekte yalın yazamazlar da...
Yalın yazmanın, çok daha derin ve geniş bilgi gerektirdiğinin
ayrımında bile değillerdir. Çok kısa söylenebilecek bir sözü, döndürüp dolaştırıp uzatıp dolambaçlı anlatmayı yeğlerler. Böylece zor anlaşılmakla yazın ustalığı gösterdiklerini, yazıda seçkinleştiklerini sanırlar. Örneğin-ben uyduruyorum- 'bir' ya da 'bir insan' diyecekleri yerde 'ikiden bir eksik insan' demeyi severler ve böyle söylemeye özenirler.
■ (3 Mayıs 1981)
IMPARATOR'UN YAZARI EROLTOY'A
yansıttığını belirterek şöyle söylüyor:
“Yazarı kim olursa olsun, ne kadar tanınmış olursa olsun, Aziz Nesin genel yargıya kendini teslim etmeden, kendini akıntıya bırakmadan, bir kitabı
eleştirmekten, hatta kimileyin yerden yere vurmaktan çekinmemiştir.”
Aziz Nesin okuduğu kitaplar üzerine
notlar alırken acımasız eleştirileri kendisi için de yapmaktan çekinmiyor. Gustave
Flaubert'in Madame Bovary romanını
okurken yazdıkları gibi:
“Bu romanı okumakla, çok şükür bir ayıptan, bir utançtan kurtuldum. Öyle seviniyorum ki... Özellikle bir yazarın, klasik başyapıttan ve bu arada Madame
Bovary'yi okumamış olması ne büyük
eksikliktir. Ben bu utancı yıllarca çektim de bitürlü bu romanı okumaya fırsat bulamadım. Flaubert ve özellikle Madame
Bovary'si üstüne konuşulurken utançla
sustum. Demek Madame Bovary'yle yetmiş yaşında tanışacakmışım. Benim yazgım bu: Güzel ve çekici kadınlarla hep yaşlılığımda arkadaş oldum.”
İşte Aziz Nesin'in bir çoğu dostu olan edebiyatçılar hakkmdaki çarpıcı görüşlerini yansıtan kitaptan bazı bölümler:
Ne denli kötü
yazıyor, aman...
İnsan sevdiği kişinin yazarsa, iyi de yazmasını istiyor. Ne yazık her zaman olmuyor bu... Örneğin Erol
Toy işte... (Ülkü Tamer'in sık sık yaptığı ad karıştırma
şakasıyla Erol Tolstoy) Ne denli kötü yazıyor, aman... öykülerinin bende uyandırdığı ürküntüyle okumadım kitaplarını, imzalayıp verdiği iki kitabı da... 1973 yılında çıkan İmparator adlı kitabı bir yıl içinde altı basım yaptı. Her basım beşbinden, 30 bin. Görülmemiş, ya da çok az görülmüş bir başarıydı bu. Büyük kapitalistimiz
Vehbi Koç'un yaşamı anlatılıyormuş. Benim okuduğum
8. basımıydı. Ökudum ama ne zorlukla... Bu romanı okumak, bir okurun başına gelebilecek büyük felaket.
ŞİİR KİTAPLARI İÇİN İLHAN BERK'E
Şiirleri adamın deli
olduğunun belgesi
İlhan Berk, üç şiir kitabı Aşıkane
adlı kitabında toplamış, A dam Yayınları, 1983.
Beş şiir kitabını döne döne okudum bütün gün ve acıyorum günüme... Çok yazık oldu.
Hele şu İlhan Berk... Deli bu
VADİ
Bir vadiyi uyandırıp döndüm: / Bir şiir işi için.
Bir başka örnek:
SU BİRİKİNTİSİ
Kırmızı toprakta / Bir su birikintisi/ Yolun ağzında. Örnekleri en kötü şiirlerinden seçmiyorum, hepsi böyle... Tek dizeli bir şiiri var -şiir demeyeutanıyorum- o dizenin altına diye yazmışım, şu:
ŞİİR
Uyandım, oralarım ıslak.
'höst'
adam ve şiirleri de deli olduğunun belgesi... Hele şu T aşbaskısı adlı kitabındaki şiir diye verdikleri... Bütün bir boş sayfada, bir başlık ve iki dize, kimileyin tek dize... B unlar da dizeyse... İşte birkaç örnek:
Bu yazılmaz değil şiirde... Şeytan aldatmacasının şiire girmeyeceğini
söylemiyorum, girer, ama şiir olur.
İlhan Berk ve onun
gibiler, gerçek eleştirilere uğramadıkları, tersine kendi gruplarında ya da özel ilişkileri ortammda sürekli övüldükleri için öyle şımarmışlar, kendilerini öyle büyük görmeye başlamışlar ki, geğirseler keramet saçtıklarını, şiir söylediklerini sanıyorlar.
■ (16 Nisan 1983)
CADI FIRTINASI İÇİN DEMİRTAŞ CEYHUN'A
Sakız gibi uzattıkça uzatıyor
Demirtaş yazdıklarından daha güzellerini yazabilirmiş de sanki yazmıyormuş gibi geliyor bana. Bu yüzden kızıyorum. Bir yapaylık, bir zorlama var yazılarında. Göze batan en büyük iki eksikliği bence şu:
1- Hiç tutumlu davranmıyor. Sakız gibi uzattıkça uzatıyor. Romanda gereksiz doldurmalar var. Örneğin, 327 sayfalık Cadı Fırtınası, yarıya inebilir ve çok daha güzel olurdu. 2- İkinci eksikliği, takırtukur yazması. Romanını
okurken, sanki demir çenberli tekerlekleri olan bir at arabasında, bozuk kaldırım taşları üzerinden ine çıka gidiyor gibi içimde sürekli bir sarsıntı duyuyorum. İçim dışıma çıktı' dedikleri gibi oluyorum. Salt Demirtaş Ceyhun'un romanında değil, kimi ünlü yazarları okurken de böyle oluyorum. Bu kez bu konu üzerinde çok düşündüm. Takırtukurluk, bu iticilik nereden ileri geliyor?
■ (2 Temmuz 1984)