• Sonuç bulunamadı

Necip Fazıl:Zıt kutupların mürşidi:Necip Fazıl, Şeriatçı bir Kürt devlet, kurmak için ayaklanan Şeyh Sait'i şöyle tanımlıyordu:Oyuna gelmiş cahil din adamı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Necip Fazıl:Zıt kutupların mürşidi:Necip Fazıl, Şeriatçı bir Kürt devlet, kurmak için ayaklanan Şeyh Sait'i şöyle tanımlıyordu:Oyuna gelmiş cahil din adamı"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SAYFA CUMHURİYET

DİZİ

Necip Fazıl, şeriatçı bir Kürt devleti kurmak için ayaklanan Şeyh Sait’i şöyle tanımlıyordu:

Oyuna gelmiş cahil din adamı

Y

akın tarihimizle ilgili

olayları araştıran ve

bu konuda resmi ta­

rihle ters düşen

Necip Fazıl’

ın ko­

nuyla ilgili gösterdiği belgeler,

bilirkişi olarak seçilen tarihçi­

ler tarafından gayri ciddi bulu­

nuyor. Gerçekten de Necip Fa­

zıl birçok olayı

(Şeyh Sait, Vah­ dettin ve M enemen Olayı)

irde­

lerken ya duyumları ya da rejim

muhalifi şahsiyetlerin kinle yaz­

dığı anılan

“kuvvetli vesika”

diye

sunuyor.

Elindeki yazılı vesikaları da ter­

sinden ‘okuduğunu’ yine

“Vahdet­ tin”

davasında bilirkişi olan Doç.Dr.

Seçil Akgün

1980’de mahkemeye

sunduğu raporda açıkça belirtiyor:

“Kitabın ana teması Kurtuluş Sa- vaşı’na başlamayı ilkin kimin dü­ şündüğü çerçevesinde işlenmiştir. Aynca Yazar 179. sayfada Vahdet- tin’in

Atatürk’e

altın kesesinden 30 Ura verdiğini öne sürmektedir. Kal­ dı ki, Vahdettin’in Türkiye’den ka­ çarken yanında olduğu söylenen 150 bin Ura parayı

“bahşiş parası”

ola­ rak nitelendirmektedir. Dolayısıy le Vahdettin'in Mustafa Kemal’e ver­ diği rivayet olunan 30 Ura büyük bir meblağ sayılmamalıdır.

Gayri ciddi kanıtlar

Yazann yapıtlarının çoğunluğu şiir kitapları, roman türünde edebi eserlerdir... Bir şair muhayyilesiyle rivayete dayalı söylentileri geliştire- rek ortaya koyduğu bu kitabın ver­ diğimiz örneklerle görüldüğü gibi bilimselUkten çok uzak olduğu fark edilmektedir.

...Kitapta kanıtlanmaya çalışılan, Atatürk’ün Anadolu’ya geçişinde V ahdettin tarafından görevlendiril­ diği büinen bir gerçektir... Bizzat Atatürk'ün ifadesi ortada iken baş­ ka kanıtlar ortaya sürmek, y azann Atatürk’e olan hoşnutsuzluğunu pe­ kiştirmekten başka bir işe varama­ maktadır. Bu tarihsel gerçekler, da­ ha sonra Mustafa Kemalve arkadaş­ larının Vahdettin tarafından idama mahkûm edilmesi, Kuvvay-ı Milli- ye’ye karşı örgütlenen Hilafet Ordu­ su gerçeğini, Vahdettin’in Kurtuluş Savaşı’nı engeUeme çabalarını ve Vahdettin’in düşman kuvvetlerine iltica etmesi gerçeğini değiştirme­ mektedir. Bu konularda Vahdettin'i suçsuz göstermek için y azann orta­ ya koy duğu hususlar ise doyurucu olmamaktadır.

„.Yazar, Vahdettin’in Ulusal Kur­ tuluş Savaşı'nın önderi olduğunu

Necip Fazıl:

Zıt kutupların

‘mürşidi’

Mİy a s e

İ

lknur

3

\^ a h d e ttin

davası ’nda bilirkişi olan

Doç. Dr. Seçil Akgün ’ün

deyimiyle, "Bir şair

muhayyilesiyle rivayete

davalı söylentileri

geliştirerek tarihsel

gerçekmiş gibi ortaya

koyan’’ Necip Fazıl,

Şeyh Sait isyanı

hakkında şunları yazar:

Şeyh Said ’in îngilizlerin

adamı ve müstakil

Kürtlük ideali peşinde

olduğu şeni bo­

yalandın.. O, dini

zedelenmeye doğru

giden bir Türk gibi

hareket etü ve

neticelerini hiç

düşünmeden kendi öz

hükümetini, Ankarayı

toslamaya davrandı.

öylesine derinine işlemeye çalışmış­ tır ki, bunu kanıtlamak içüı 11

“kat’i

vesika”

ortaya koyarak bunlann açıklamasını y apmay a çalışmakta­ dır. Bu vesikaların kat'iliği ve belge- selliği konusunda kitaptan şu ör­ nekle yetinmek istiyorum:

‘Vesika-

lann en ehemmiyetlisi Şeyhülislam

Mustafa Sabri Efendi’nin

Mısır’da

basılan eseridir. Ben bu eseri gö­

zümle görmedim ve içinden hiçbir

parçaya aslı ve tercümesiyle şahit

olmadım.’

Takdir buyurulur ki, büyük bir kıs­ mı bu gibi cümleleri kapsayan 3-4 basılmış eser ve eser sahiplerinin gö­ rüşlerinden oluşan, üstelik bu kay­ naklar hakkında da yeteri kadar bi­ limsel aydınlatma yapmay an bir ki­ tap, bilimsel bir eser olarak nitelen­ dirilemez. Tarihsel açıdan gavri cid­ didir.”

A

H M E T E M İN Y A L M A N ’I N V U R U L M A S I

A sıl tah rik sah ibi

Yalman ’dır...

N

ecip Fazıl, sadece CHP’

ye muhalefet yapmıyor,

Vatan ve Cumhuriyet

gazeteleri ile de polemiklere

giriyordu. Özellikle Vatan

gazetesinin Başyazarı

Ahmet Emin Yalman’la

giriştiği

polemiklerde hakaret ve tehdit

içeren eleştirilerde bulunuyordu.

22 Kasım 1952’ de Malatya’da

Yalman vurulunca, Necip Fazıl,

azmettirici suçlamasından

yargılanıp yine hapse girer.

Şair, bu olayla ilgili şu

değerlendirmeyi yapacaktır:

“Asıl tahrik ve tesir sahibi, eğer kendisini yaralayanlar birkaç münfail ve gafil müslüman ise, bizzat Ahmet Emin Yalman’dır. Yani ben, sırf müslüman ve gerçek Türk olduğum için kendisinden nefret duyuyorum da, niçin binlerce ve milyonlarca müslüman ve gerçek Türk, aynı nefreti kendi başlarına, için için sırf onun fikir ve hareketleri yüzünden beslemiş olmasm?”

Necip Fazıl, aynca böyle bir

hadisenin bütün ümidini

bağladığı

Adnan Menderes’i

müşkül durumda bırakacağını

ve Menderes’in kendisine

uzatacağı elini çekmesine

neden olabileceğini belirterek

iddialanıı temelsizliğini ispata

çalışır. O olayda hiçbir tesiri

bulunmadığını söyleyedursun,

Ahmet Emin’i vuran

Hüseyin Üzmez

kendisiyle yapılan bir

söyleşisinde “Mürşid”inin

söylediklerini tekzip ediyor:

A hm et Em in Yalman. “Ahmet Emin Yalnıan'ı ben vurdum. O zaman Başvekil Adnan Menderes Malaty a’ davdı. Biz 6 kurşunu onun ay aklan dibine serdik. Fakat bunda üstadın yazılarının büyük etkisi olmuştu. Diyordu ki:

‘Bir davanın büyüklüğü o

davanın toprak üstüne döktüğü

kan lekelerinin büyüklüğü ile

ölçülür. Bu cümleyi okuduktan

sonra iki gün uyuyamadım.’”

Suikast öncesinde şairin Büyük

Doğu ’da Yalman'la ilgili

yazdıkları dikkate değer.

“Ahmet Emin Yalnıan'ın höt demeden yüreğine indirdiğimiz gün...Gerçek inkılap başlamış olacaktır."

“Üstat”

Necip Fazıl, Cumhuri-

yet’in ilk yıllarındaki gerici ayak­

lanmaların faillerini tanımlarken

aynı şablonu kullanıyor:

“ Din ba­ ğımlısı olmaktan öteye suçlan bulun­ mayan zav allı, masum ve yaptığı işin sonunu hesaplamayacak derecede cahil güruh...”

Necip Fazılın

penceresinden Şeyh Sait

Cumhuriyet döneminde ilk bü­

yük ayaklanma

Şeyh Sait İsyanı

ol­

du. Laik cumhuriyeti yıkarak yeri­

ne şeriat esasına dayalı bir Kürt dev­

leti oluşturmak için ayaklanma baş­

latmakla suçlanan Şeyh Sait de, Ne­

cip Fazıl’a göre dinine bağlı ve ak­

lında ayaklanma fikri olmamasına

karşın cehaleti nedeniyle hükümet

kuvvetleri taralından ayaklanmaya

zorlanmış ve oyuna gelmiş cahil bir

din adamı. Şair, Şeyh Sait olayını

şöyle yorumluyor:

“Şeyh hadisesinin iç yüzü, en titiz incelemelerimize göre şöyledir:

O taraflarda Şeyh Said isimli, ba­ tini irşad ve tasarruf ehliyeti son de­ rece şüpheli, Nakşi şeyhi olduğu id­ diasında, daha ziyade muhitini sevk . ve idare siyaseti ve satıh üstü güdüm dehası bakımından hünerli, zengin ve büyük nüfuzlu bir ağa vardır. En büyük meziyeti olarak bu adam şe­ riat bağlılığında müstesna bir şiddet ve hiddet sahibidir. Fakat bu şiddet ve hiddetin kullanılacağı yeri ve de­ receyi tayin edebilme irfanmdan mahrum...

İşte bu adam, Allah ve Resulüne bağlı her ferdin hak vermesini ge­ rektiriri bir ruh haleti içinde, son­ rasını görmeksizin, daha 1925’inilk

M

A D lR N A D l İL E P O L E M İ K

S ü p er m ü rşidlik

haddim değil!

I

slami çevreler tarafından

mürşid kabul edilen ve

kendisini bir davanın lideri

gibi gören Necip Fazıl’a

Cumhuriyet Gazetesi

Başyazarı

Nadir Nadi

de bir

isim takar:

“Süper M ürşid”

Cumhuriyet gazetesinde Necip

Fazıl’la ilgili yeralan kimi

haberlerde

“Süper M ürşid”

takma adı kullanılarak alay

edilir. Buna fena halde

bozulan Necip Fazıl, cevap

vermekte gecikmez:

“Kalem im den yediği darbeler ta kuyruk sokumuna kadar işlemiş bir gazete, İliç olmazsa biraz eter koklayıp acısını belli etmeyen bir eda takınacağı yerde, benim bahsim oldu mu, bir travma tesiri ile çığlık bastığının ve saçlarını

yolduğunun farkında olmadan, sözüm ona bu lakap oyununa girişir ve bana şöyle der:

-Süper Mürşid!

Ayol, siz benim kendi kendime mürşit dediğimi ne vakit duydunuz ki, bir de buna Süper ilave ediyorsunuz? Estağfınıllah efendim, Mürşid olm ak kim, ben kim!..

Mürşid, İslanıiyette, fertleri büyük istifaya ve ilahi marifete götüren, Allah'da fani olmuş ve nefsaniyeti kalmamış

muazzam kahraman tipidir. İnsanoğlunun yaratılış sırrını tahakkuk etmiş olan bu kamil kimseler yanında ben Mürşid

N adir Nadi. değil, Mürid bile olamam. Benim yaptığını, bu ebediyet süvarilerinin büyük kervanına topal ayağıyla katılmış bir köpekçik rolüdür.

Fakat bu köpekçik rolü öyle üstün bir makamdır ki, onu çerçevelemeye küfür yobazlarının beyninde müsamaha yoktur. Fakat bilin ki, hakiki m ürşidleıin benim gibi köpekçikleriyle sizin kahramanlarınız arasında, hakiki mürşidle hakiki köpek arasındaki fark vardır!..’

Yarın: Topkapı ‘da

tahrik suçlaması

basamaklarında olup bitenlerden üzgün ve rejime o zamandan küs­ kündür. İşte bu adanı, çevresinde düğün davetlileri olarak300-500 at­ lı, Piran köyünde kardeşi

Şeyh Ab-

dürrahim’in

konağına iniyor. Top­ luluk içinde kendisinin farkında ol­ madığı, jandarma tarafından ara­ nan birkaç adanı öldürme mahkû­ mu vardır... Jandarma vaziyeti öğ­ renip de Piran'a bir baskın yapma­ ya gelince bunlar hep birden Piran- h mahkûmun evine çekilip siper alı­ yorlar. Jandarma kolunun başında­ ki subay gayet akıllı bir hareketle Şeyh Said’in karşısına çıkıyor ve mahkûmların kanuna teslimi için Şeyhin vasıta olmasını rica ediyor. Şeyhin karşılığı gayet ince, zarif ve anlayışlıdır:

Herşey mahkûmlar

yüzünden!

-Hoş geldiniz, safa geldiniz! İs­

teğinizde haklısınız! Şu var ki, biz

şimdi dünya saadetini kutlama tö­

reni içindeyiz. Bu vaziyette bize ka-

tılanları teslim olmaya zorlayanla­

yız. Şu gördüğünüz silahlı kalaba­

lık da buna razı olmaz. Bir hadise

çıkabilir. Buyurun, siz ve askerle­

riniz de bize misafir olun, hep be­

raber yiyip içelim.. Düğün bitip biz

de buradan ayrılmaya, kalabalık da­

ğılmaya başlayınca onlan alıp gö­

türün! Hatta o zaman mahkûmları

elimle teslim etmenin çarelerini dü­

şüneyim!

Jandarma subayı bu haklı teklifi kabul etmiyor, mahkûmların sığuı- dığı evi kuşatıyor ve neticesi ma­ lum...”

Necip Fazıl, olayuı anlattığı şekil­

de cereyan ettiğini tasdiklemek için

yine vesika diye duyumlara başvu­

ruyor:

“Bu güne değin hiç kimsenin duy­ madığı, bilmediği, merhum Van me­ busu

İbrahim

Arvas’tan dinlediğim ve o muhitin birçok yaşlı adanuna teyid ettirdiğim bu gerçek, işin bü­ tün ruhunu ifşa edici ve başlı başı­ na muhkem bir tez belirtici mahi­ yet arzeder ve bilmeyerek de olsa Şeyh Said'in isyana nasıl itildiğini açı­ ğa vurur.

Ankara’yı toslayan şeyh

Şimdi en ince bir nokta:

Şeyh Said vak’a üzerine Vilayet merkezine bizzat gidip durumu izah edeceği yerde, yüksek bir dağ tepe­ sindeki köyüne çekiliyor ve üzerine hükümet kuvv etleri yüklenince, bes­ lediği ruh haleti yüzünden, kendisi­ ni karşı koyma ve isyana geçme ha­ reketine mecbur ve memur sayıyor ve gümbürtü kopuyor.

Şeyh Said ay aklanışı bütün vata­ na şamil gösterilecek, hadiseye dış düşman tahrikleriyle alakalı mana­ lar verilecek, kısmi seferberlik ila­ nına kadar gidilip bütün ohavalide omuz üstünde baş ve taş üstünde taş bırakılmayacak; ortalık sindirilince de neler yapılacağı, ne devrimlere yol açılacağı görülecekti.

Öyle oldu; Meclis'te

‘ben Müslü-

manı Müslümana kırdırtmam!'

di­ yen

Ali Fethi

Bey’i düşürdüler, ismet­ siz

İsmet Paşayı

hükümetin başına geçirdiler ve haydi büsbütün sıkıştı­ rılan, şimdiki adliye sıkı yönetim, haydi kısmi seferberlik, haydi ‘

Hıya-

net-i Vataniye

Kanunu’na ek,

‘dini

alet ederek zihinleri karıştırma ha­

reketine girişenlerin vatan haini sa­

yılacaklarına’

ait madde, haydi şu, haydi bu; ve peşinden meşhur

‘Tak-

rir-i Sükun

Kanunu',huzurvesiiku- nu sağlama ismi altında gık demeyi yasaklayıcı hükümler ve onun arka­ sından istiklal Mahkemeleri ve vic­ dan törpüsü nice zulüm fermanları...

İsteseydi sınıra giderdi

Şeyh Said’in İngilizlerin adamı ve müstakil Kürtlük ideali peşinde ol­ duğu şeni bir yalandır. Öyle olsaydı ilk başarılarının ardından cenup is­ tikam etinde sınıra doğru sarkar, Irak Kürtleri ve İngilizlerle irtibat kurar ve davasına belli başlı bir çev­ re içinde girişirdi. O, dini zedelen­ meye doğru giden bir Türk gibi ha­ reket etti ve neticelerini hiç düşün­ meden kendi öz hükümetini, Anka- rayı toslamay a davrandı. Bu davra­ nışın sakameti yanında samimiyeti açıktır ve Şeyh Said’e Mahkemede vereceği cevaptan da anlaşılacağı gi­ bi, Kürtlük gayreti ve İngilizlerle ir­ tibat zilleti isnat etmek vicdansız­ lıktır. *’

Yarın: Menemen olayı

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

The Fifth Conference “ Nuclear Science and Its Application”, 14-17 October 2008. the picture the comparison o f the calculated and experimental spectrum o f energy is

Mitolojide kimera, tek bedende çok kimlikli yarat›k, a¤z›ndan alevler püskürten bir aslana benzeyen yarat›¤›n bafl› aslan, gövdesi keçi ve kuyru¤u y›lan fleklinde

A n ta ly a 'd a 25 Şubat’ta yaşamını yitiren K oç H olding’in Kurucusu ve Şeref Başkanı Vehbi Koç’un büyük kızı Semahat Arsel, ba­ basının

Osmanlı musikisinin en önemli kurumların- dan olan mehterhane, görüldüğü gibi savaş ve yürüyüş havaları çalan askeri bir bando olmak­ tan öte, ilahiler

taubuluıı eski şehremini Ord. Cemil Toi)U/.luııun cenazesi, dün yapılan hazin bir türenle kaldırılmış ve Zinclrlikuyu Asri Me­ zarlığındaki aile

Etraf tarafından görünmek için buralara gelen insanlar başka bir mekana alışmaya başladıklan zaman, ki galiba bu grup yavaş yavaş TIKE’ye kaydı bile, buranın işi çok

Cumhuriyetten sonra Osmaıılı hanedanına mensup olduğu için yurda döneme-

Çekirdek sayısı yazlık armutlarda en az Eğri Sap 4 çeşidinde 4.5 adet ve en fazla Kiraz 2 çeşidinde 7 adet olarak, güzlük armutlarda en az Uzun Zingil Hamşon 4.5 adet ve en