• Sonuç bulunamadı

Balkan Savaşları'ndan Milli Mücadele'nin sonuna kadar Tarsus kazasında şehit olanlar üzerine bir araştırma

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Balkan Savaşları'ndan Milli Mücadele'nin sonuna kadar Tarsus kazasında şehit olanlar üzerine bir araştırma"

Copied!
213
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TARİH ANA BİLİM DALI

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ BİLİM DALI

BALKAN SAVAŞLARI’NDAN MİLLİ MÜCÂDELE’NİN

SONUNA KADAR TARSUS KAZASINDA ŞEHİT OLANLAR

ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

NURİ ÇOLAK

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Danışman

PROF.DR. NURİ KÖSTÜKLÜ

(2)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

BİLİMSEL ETİK SAYFASI

Adı Soyadı NURİ ÇOLAK

Numarası 014202051002

Ana Bilim / Bilim Dalı TARİH / ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ Programı Tezli Yüksek Lisans x Doktora

Ö

ğrencinin

Tezin Adı BALKAN SAVAŞLARI’NDAN MİLLİ MÜCADELE’NİN SONUNA KADAR TARSUS KAZASINDA ŞEHİT OLANLAR ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.

Nuri ÇOLAK (İmza)

(3)

ÖNSÖZ

Bu araştırmanın amacı, Balkan Savaşları’ndan Millî Mücâdele’nin sonuna kadar Tarsus Kazası’ndan şehit olanları tespit etmektir. 10 Yıl Savaş olarak da adlandırılan Balkan Savaşları’ndan Millî Mücâdele’nin sonuna kadar Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Tarsus’un da şehitlerini tam olarak tespit etmek mümkün olmayacaktır. Çünkü askerlik şubesi kanalıyla cepheye gidenlerin yanı sıra gönüllü olarak cepheye giden şehitlerimiz de mevcuttur. İşgaller sırasında şehit olan binlerce isimsiz kahraman da mevcuttur. Biz bu çalışmamızda sadece kaynaklarda adı geçen şehitleri tespit etmeye çalıştık.

Araştırmamızın temel kaynağını Tarsus nüfus müdürlüğünde iki cilt halinde bulunan Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterleri oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra Millî Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan “Şehitlerimiz” isimli eserdeki kayıtlardan da büyük ölçüde yararlanıldı. Her iki eserde de kayıtlı bulunan şehitler karşılaştırılarak aynı olan şehit isimleri birleştirildi. Farklı olan şehitler ise farklı listelerde gösterildi. Böylece Balkan Savaşları’ndan Millî Mücâdele’nin sonuna kadar Tarsus Bölgesi’nden şehit olanların kayıtları araştırmamız içerisinde sunulmuştur.

Araştırmamız süresi içerisinde, şehitler üzerine yapmış olduğu benzer çalışmalarından, bilgi ve birikimlerinden yararlandığım tez danışmanım, hocam Prof. Dr. Nuri KÖSTÜKLÜ Bey’e, Haymana kazasında benzer çalışmayı yaparak benim için bir örnek oluşturan Halit BİLİCİ’ye teşekkürlerimi arz ederim. Araştırmamızın temel kaynağını oluşturan Tarsus Nüfus Müdürlüğü’nde bulunan Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterlerinin incelenmesinde gerekli kolaylığı gösteren Nüfus Müdiresi ve çalışanlarına da teşekkürü bir borç bilirim.

(4)

İÇİNDEKİLER

BİLİMSEL ETİK SAYFASI ... i

ÖNSÖZ ... ii ÖZET ... vii SUMMARY ...viii KISALTMALAR ... ix TABLOLAR LİSTESİ ... x GİRİŞ ... 1

I. ARAŞTIRMANIN AMACI VE ÖNEMİ ... 1

II. ARAŞTIRMANIN MUHTEVASI... 2

III. ARAŞTIRMANIN METODU ... 2

IV. ARAŞTIRMANIN KAYNAKLARI ... 3

1. Askerlik Şubesi Kayıtları ... 3

2. Tarsus Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterleri... 3

a. Muhtevâ ve Şekil Bakımından Özellikleri ... 4

BİRİNCİ BÖLÜM TARİHİ, SOSYAL ve İDARİ YÖNÜYLE TARSUS... 6

I. TARİHÇE ... 6

1. Tarsus Adı ... 6

2. İslâmiyet’ten Önce Tarsus... 7

a. Kizvatna Krallığı ... 7

b. Hititler Devri ... 8

c. Kueliler Devri... 8

d. Asurlular ve Mısırlılar Devri... 9

f. Makedonyalılar Devri... 10

g. Selefkiler (Selefkoslar) Devri ... 11

h. Romalılar Devri... 12

ı. Bizanslılar Devri ... 13

3. İslâm’ın İlk Yıllarında Tarsus ... 13

(5)

b. Türkmenlerin Bölgeye Gelişi... 16

c. Osmanlılar Döneminde Tarsus... 17

4. Millî Mücadelede Tarsus ... 18

a. Millî Mücadele Öncesi Genel Durum ... 18

b. İşgal ve Sonrasındaki Olaylar ... 22

c. Kuva-yı Millîye’nin Teşkilatlanması ... 24

5. Millî Mücadele’de Tarsus Cephesi ... 25

a. Birinci Eshâb-ı Kehf Savaşı ... 25

b. Kavaklıhan Savaşları... 26

c. Panzin (Kar Boğazı) Savaşı... 26

d. Ateşkes Antlaşması ... 27

e. Hacı Talip Savaşı... 27

f. Bağlar Savaşı ... 28

g. İkinci Hacı Talip Savaşı... 29

h. Karadirlik Savaşı... 29

ı. İkinci Eshâb-ı Kehf Savaşı... 29

i. Ankara Anlaşması... 30

k. Tarsus’un Kurtuluşu ve İşgal Sırasında Yapılan Tahribat ... 30

II. TARSUS’UN SOSYAL YAPISI ... 32

1. Tarsus’un Demografik Yapısını Oluşturan Aşiret ve Boylar... 32

2. Tarsus’ta Belli Başlı Boylar... 35

a. Kusun Boyu... 35 b. Ulaş Boyu... 36 c. Kuştemür Boyu ... 37 c. Esenlü Boyu ... 37 e. Gökçelü Boyu... 38 f. Elvanlı Boyu ... 39

g. Orhan Beğlü Boyu ... 39

(6)

1. Bugünkü Tarsus ... 40

2. Tarsus İlçesi İdarî Birim Listesi... 41

İKİNCİ BÖLÜM TARSUS KAZASINDAN ŞEHİT OLANLARIN LİSTESİ... 46

I. LİSTELERLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR... 46

II. ŞEHİTLERİN SAVAŞ VE CEPHELERE GÖRE DÜZENLENMİŞ GENEL LİSTESİ ... 48

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ŞEHİTLER ÜZERİNE BAZI DEĞERLENDİRMELER... 142

I. ŞEHİTLERİN GENEL OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ ... 142

1. Şehitlerin Savaşlara Göre Genel Dağılımı ... 142

2. Şehitlerin Yaşlarına Göre Genel Dağılımı ... 143

3. Şehitlerin Medenî Durumlarına Göre Dağılım ... 144

4. Şehitlerin İsimlerine Göre Dağılımı... 145

5. Şehitlerin Yerleşim Birimlerine Göre Dağılımı... 150

II. TRABLUSGARP SAVAŞI VE ŞEHİTLERİ ... 153

III. BALKAN SAVAŞLARI VE ŞEHİT OLANLAR... 154

IV. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA ŞEHİT OLANLAR ... 156

1. Birinci Dünya Savaşı’na Kısa Bir Bakış... 156

2. Şehitler Üzerine Değerlendirmeler ... 157

a. Şehitlerin Cephelere Göre Dağılımı ... 157

b. Şehitlerin Şehitlerin Şahâdet Zamanları... 158

c. Şehitlerin Yaş Durumu... 158

d. Şehitlerin Medenî Durumlarına Göre Dağılımı ... 159

e. Şehitlerin İsimlere Göre Dağılımı ... 160

f. Şehitlerin Yerleşim Yerlerine Göre Dağılımı... 162

3. Çanakkale Cephesi’ne Kısa Bir Bakış ... 165

(7)

a. Şehitlerin Şehâdet Yerleri Üzerine Bir Değerlendirme... 167

b. Şehitlerin Yaş Durumu... 168

c. Şehitlerin İsimlerine Göre Dağılımı ... 169

d. Şehitlerin Medenî Durumlarına Göre Dağılımı ... 170

e. Şehitlerin Yerleşim Birimlerine Göre Dağılımı ... 170

V. MİLLİ MÜCADALE’DE ŞEHİT OLANLAR... 173

1. İstiklâl Savaşı’na Kısa Bir Bakış... 173

2. Şehitler Üzerine Değerlendirmeler ... 176

a. Şehitlerin Şahâdet Yerlerine Göre Dağılımı ... 176

b. Şehitlerin Yaş Durumlarına Göre Dağılımı ... 177

c. Şehitlerin Medenî Durumlarına Göre Dağılımı... 178

d. Şehitlerin İsimlerine Göre Dağılımı... 179

e. Şehitlerin Yerleşim Yerlerine Göre Dağılımı ... 181

3. Tarsus’un Kurtuluşu’nda Şehit Olanlar ... 182

a. Tarsus’un Kurtuluşu’na Kısa Bir Bakış ... 182

4. Şehitler Üzerine Değerlendirmeler ... 184

a. Şehitlerin Şehâdet Yerlerine Göre Dağılımı ... 184

b. Şehitlerin Yaş Durumları ... 186

c. Şehitlerin Medenî Durumlarına Göre Dağılımı... 187

d. Şehitlerin İsimlere Göre Dağılımı... 188

e. Şehitlerin Yerleşim Yerlerine Göre Dağılımı ... 189

5. İç İsyanlarda Şehit Olanlar... 190

SONUÇ VE ÖNERİLER... 191

BİBLİYOGRAFYA ... 193

SÖZLÜK ... 196

(8)

ÖZET

Bu çalışmamızda, Balkan Savaşları’ndan Millî Mücâdele’nin sonuna kadar Tarsus Bölgesinden şehit olanları tespit etmeye çalıştık. Temel kaynağımız Tarsus Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterleri oluşturmuştur. Bununla birlikte, Millî Savunma Bakanlığınca Şehitlerimiz kitabı da ikinci temel kaynağımız olmuştur.

Araştırmamızda, Tarsus Nüfus Müdürlüğünde bulunan Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterlerinin incelenmesi yapılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterlerinde kayıtlı bulunan şehitlerin listesi çıkarılmıştır. Bu liste, MSB tarafından hazırlanan Şehitlerimiz isimli kitapta yer alan Tarsus Bölgesindeki Şehitlerle karşılaştırılarak kayıtların birleştirilmesi sağlanmıştır.

Araştırmamızın ikinci bölümünde; Tarsus kazasından şehit olanların genel listeleri verilmiştir. Bu bölümde her iki kaynakta bulunan şehit isimleri ve bilgileri italik ve siyah punto ile, sadece VMVD’nde bulunan şehitler italik ve sadece Şehitlerimiz kaynağında bulunan şehitler ve bilgileri de normal yazı ile yazıldı.

Çalışmamızın üçüncü bölümünde; şehitler üzerine bazı değerlendirmelerde bulunduk. Bu değerlendirmeler genel olarak, Şehitlerin savaşlara, cephelere, yaşlarına, isimlerine, medenî durumlarına, yerleşim birimlerine şahâdet yerleri ve zamanlarına göre dağılımları yapılmıştır. Tarsus bölgesindeki şehitlerin savaşlara göre dağılımları şöyledir: 1016 şehidin 2 tanesi Balkan Savaşları’nda, 1 tanesi İç İsyanlarda, 254 tanesi İstiklâl Savaşı’nda ve 749 tanesi de 1. Dünya Savaşı’nda şehit olmuşlardır. Şehitlerden 9 tanesinin de hangi savaşta şehit olduğu bilinmemektedir.

(9)

ABSTRACT

In our study we aimed to find out the people who died a martyr till the end of the national struggle. Our fundamental sources are Vefâyâta Mahsus Vukuât Registers, and the book “Our Martyrs” prepared by the ministry of national defend.

For our study we examined VMVR in Tarsus birth registration office. After the examination we had a list of the martyrs registered VMVR. We compared our list with the book ‘Our Martyrs’ which includes the list of the martyrs prepared by MND, and combined the two lists.

In the second part of our study, general lists of the martyrs that die a martyr in the city of Tarsus are given. In this part, names of the martyrs available in both sources are given in bold and italics, the ones that are found in VMVR are given in italics, and the ones that are found only in ‘Our Martyrs’ are given in a regular way.

In the third part of our study we made some comments on the martyrs according to the wars, fronts, their ages, their names, their marital status, their settlement places, the place and time they died a martyr. Distribution of martyrs according the wars in Tarsus is as follows: out of 1016 martyrs 2 in Balkan wars, 1 in local revolts, 254 in the war of independence, and 749 in the First World War. Additionally, it is not known in what war 9 people died a martyr.

(10)

KISALTMALAR a.g.e. :Adı geçen eser.

a.g.t. :Adı geçen tez

Bkz. :Bakınız

C. :Cilt

Çev. :Çeviren

Haz. :Hazırlayan Hst. :Hastane (si) K.E. :Kânun-ı Evvel K.S. :Kânun-ı Sâni M. :Milâdi

Mhrb. :Muhârebe (si)

MSB. :Millî Savunma Bakanlığı Msk. Nm. :Mesken Numarası R. :Rumi

s. :Sayfa T.E. :Teşrin-i Evvel T.S. :Teşrin-i Sâni

TVMVD :Tarsus Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterleri VMVD :Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterri

(11)

TABLOLAR

Tablo 1: Varsak Boylarının Cemaat Sayısı İtibariyle Tahrir Defterlerine Göre

Dağılımı ...34

Tablo 2: Tarsus İlçesi İdarî Birim Listesi ...42

Tablo 3: Çamlıyayla İlçesi İdarî Birim Listesi...43

Tablo 4: Osmanlının Son Döneminde Tarsus’un Mahalleleri ...44

Tablo 5: Günümüzde Tarsus’ta Bulunan Mahalleler ...44

Tablo 6: Tarsus Şehitlerinin Listesi ...49

Tablo 7: Tarsus Bölgesindeki Şehitlerin İsim Listesi ...145

Tablo 8: Tarsus Bölgesindeki Tüm Şehitlerin Yerleşim Birimlerine Göre Dağılımı ...151

Tablo 9: Birinci Dünya Savaşı Şehitlerinin İsim Listesi...160

Tablo 10: Birinci Dünya Savaşı’ndaki Şehitlerin Yerleşim Yerlerine ve Cephelere Göre Dağılımı ...162

Tablo 11: Çanakkale Şehitlerinin İsimlere Göre Dağılımı...169

Tablo 12: Çanakkale Şehitlerinin Yerleşim Birimlerine Göre Dağılımı...171

Tablo 13: İstiklâl Savaşı Şehitlerinin İsimlere Göre Dağılımı...179

Tablo 14: İstiklâl Savaşı’ndaki Şehitlerin Yerleşim Yerlerine Göre Dağılımı ...181

Tablo 15: Tarsus Bölgesindeki Şehitlerinin İsimlere Göre Dağılımı...188

(12)

GİRİŞ

I. ARAŞTIRMANIN AMACI VE MUHTEVASI

Yakınçağ Türk tarihi çeşitli çalkantıların, problemlerin ve değişimin yaşandığı bir dönem olarak karşımıza çıkar. Özellikle Balkan Savaşları’ndan itibaren başlayan süreç, adeta Balkanlarda ve müteakiben Anadolu’da Türk varlığının tartışmaya açıldığı çok kritik gelişmeleri içerir1. Millî Mücadele Dönemi millî tarihimizin en müstesna dönemlerindendir.

Bu dönemin ehemmiyeti, Türk milletinin yaptığı mühim savaşlardan ve verdiği ağır imtihanlardan kaynaklanmaktadır. Zira bu dönemde Türk milleti bir “var olma- yok olma” mücadelesi vermiştir. Bu mücadele neticeleri itibariyle de ehemmiyet arz etmektedir. Eğer Millî Mücadele kaybedilmiş olsa idi, asırlardır üzerinde yaşadığımız vatanımız elimizden alınacak ve de millî birlik ve beraberliğimiz bozulmuş olacaktı. Millî Mücadelemizin zaferle neticelenmesi halinde de vatan ve millet bütünlüğümüz temin edilecek ve bu bütünlük ebediyete intikâl ettirilecekti. Nitekim netice Türk vatanının ve milletinin bütünlüğü şeklinde tecelli etmiştir. Yalnız 1918 ile 1922 yılları arasında cereyan eden bu büyük mücadele zaferle neticeleninceye kadar, milletimiz büyük sıkıntılar çekmiş ve bütün zorluklara rağmen olağanüstü bir gayret ve fedakarlık sergilemiştir2.

Bilindiği gibi, Millî Mücâdele tarihimiz henüz ilmî olarak bütün mahalleri ve yönleri ile ele alınıp incelenmiş değildir. Bir milletin varlığını ve istiklâlini koruması için artık en son imkânlarını seferber ettiği böyle bir mücâdelenin ilmî olarak incelenip tarihinin yazılıp, gelecek nesillere intikal ettirilmesi zarureti vardır. Bu zaruret yeni Türk devletinin bekâsı ile yakından ilgilidir. Çünkü, cumhuriyetten sonra yetişen ve yetişecek olan yeni nesiller, Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi şartlarda, nasıl kurulduğunun ve bu uğurda ne kadar şehit verdiğimizin şuurunda olursa; ancak o zaman cumhuriyetin ve Atatürk İnkılâplarının korunmasında daha azimli ve kararlı olacaktır3.

Millî hafızaya sahip çıkmayan, onları yeni nesillere aktarmayı bilmeyen milletler hassasiyet cevherlerini, yaşama güçlerini, enerjilerini kaybederler4. Biz de bu noktadan

1 Nuri Köstüklü, Vatan Savunmasında Mevlevihaneler, Çizgi Kitabevi, Konya 2005, s. 1.

2 Cihat Yıldırım, Millî Mücadele Döneminde İçel Sancağı, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Selçuk

Üniversitesi, Konya 1998, s.1.

3 Nuri Köstüklü, Millî Mücâdele’de Denizli, İsparta ve Burdur Sancakları, Atatürk Araştırma Merkezi Yay.,

Ankara 1999, s. 9.

(13)

hareketle Balkan Savaşları’ndan, Millî Mücadele’nin sonuna kadar geçen sürede Tarsus kazasından “Şehit” olanlar yönünden bakmak istedik.

II. ARAŞTIRMANIN MUHTEVASI

Araştırma zaman olarak, Trablusgar Savaşı’ndan (1911) Millî Mücâdele’nin sonuna kadar (1922) geçen süreyi kapsamaktadır, ancak bazı değerlendirmelerde bulunabilmek için öncesine de atıflarda bulunulmuştur.

Araştırma mekân olarak, bugünkü Tarsus ve Çamlıyayla ilçeleri ile bunlara bağlı köyleri kapsamaktadır. Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterlerinin düzenlendiği dönemde Çamlıyayla (Namrun), Tarsus’un bir kasabası iken bugün ilçe olarak ayrılmıştır.

III. ARAŞTIRMANIN METODU

Araştırmamızın ilk safhasında Tarsus Nüfus Müdürlüğünde bulunan ve iki ciltten meydana gelen Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterlerinin incelenmesi ile başlamıştır. Tarsus nüfus müdürlüğünde bulunan ve eski yazı ile yazılmış bu defterlerin tetkiki ile defterlerde bulunan şehitlerimizin listesi çıkartılmıştır. Bu liste Millî Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan “Şehitlerimiz”5 isimli kitapta yer alan şehitlerle karşılaştırılarak doğru bir liste hazırlanmaya çalışılmıştır.

Çalışmalarımızda karşılaştığımız güçlüklerden birisi de köylerin tespitidir. Günümüzde birçoğunun isimleri değişmiş veya önceden Tarsus sancağına bağlı iken bugün başka idarî birimlere bağlanmıştır. Şehitlerimiz adlı eserde bütün kayıtlar günümüz idarî durumuna göredir. Araştırmamızın I.Bölüm’ünde Tarsus tarihi hakkında genel bilgiler verilmiştir. II. Bölüm’de ise; Tarsus kazasından şehit olanların genel listesi verilmiştir. III. Bölüm’de ise Şehitler üzerine kısa değerlendirmelerde bulunulmuştur.

5 MSB, Şehitlerimiz, Osmanlı-Rus, Osmanlı-Yunan, Trablusgarp, Balkan, I.Dünya, İstiklâl, Kore, Kıbrıs, İç

(14)

IV. ARAŞTIRMANIN KAYNAKLARI 1. Askerlik Şubesi Kayıtları

Millî Savunma Bakanlığı kayıtları dikkate alınarak hazırlanan Şehitlerimiz adlı V ciltlik eser, şehitlerle ilgili araştırmalarda önemli veriler sunmaktadır.

Bu eserde, Osmanlı-Rus, Osmanlı-Yunan, Trablusgarp, Balkan, I.Dünya, İstiklâl, Kore, Kıbrıs, İç Güvenlik şehitleri illere göre verilmektedir. Bu yayında şehitlerle ilgili şu bilgiler bulunmaktadır: sıra no, savaş, cephe, birlik bilgileri, lâkap, baba adı, adı, sınıf, rütbe, doğum yılı, ilçe, bucak, köy, ölüm tarihi, ölüm yeri, askerlik şubesi ve özel birlik.

2. Tarsus Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterleri

VMVD, şehitler konusunda fevkalade kıymetli ve sağlıklı bilgileri içeren önemli bir kaynaktır. Özellikle Balkan Savaşları’ndan Millî Mücadele’ye uzanan tarih diliminde şehitler konusunun yanı sıra pek çok sosyal tarih konuları için de bize bazı kıymetli ipuçları sunan VMVD yakın dönem tarih araştırmalarında henüz yeterince fark edilmeyen kaynaklar arasındadır6.

VMVD, Osmanlı döneminde sancak veya kaza merkezi olup da günümüzde il veya ilçe olan idarî birimlerin nüfus müdürlükleri arşivlerinde bulunmaktadır. Ne yazık ki bunların birçoğu kıymetinin anlaşılamaması üzerine günümüze kadar saklanamamıştır. Birçoğu da yangın vs. gibi afetlerle yok olmuşdur. Mersin vilayet konağında 1924 yılında çıkan yangın neticesinde, burada bulunan VMVD de yok olmuştur. Günümüze kadar ulaşan defterlerin bir kısmının sayfaları yıpranmış ve bazılarının da üzerlerine yazılar yazılmıştır.

VMVD kayıtları, 1900’lü yıllardan itibaren tutulmaya başlamıştır. Üzerinde çalıştığımız Tarsus Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterleri, Rumi 1319, Milâdi 1903 yılı kayıtlarından itibaren başlamaktadır. Tarsus İlçe Nüfus Müdürlüğünde bulunan iki defter Ölüm 1 ve Ölüm 2 olarak adlandırılmış olsa da tarafımızdan Defter Numarası 1 ve Defter Numarası 2 olarak tasnif edilmiştir.

6 Nuri Köstüklü, Balkan Savaşları’ndan Millî Mücadele’ye “Şehitler” Üzerine Yapılacak Bilimsel Araştırmalarda Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler, Dokuzuncu Askeri Tarih Kongresi, Harbiye (İstanbul), 22-24 Ekim 2003, s.2.

(15)

a. Muhtevâ ve Şekil Bakımından Özellikleri

VMVD’nin her sayfasında; en üstte “vukuât”, “vefat idenin” yazılarının altında sırayla “sicil numarası”, “kayıt tarihi”, “kaza”, “mahalle veya karyesi”, “sokağı”, “mesken numarası”, “nev-i mesken”, “ilm ü haber tarihi”, “isim ve şöhret ve sıfat ve sanatı”, “peder ve validesi isimleri”, “mahall ve tarih-i veladeti”, “milleti”, “Müteehhil ise kimin zevci veya zevcesi olduğu”, “mahall-i vefatı”, “tarih-i vefatı”, “sebeb-i vefatı”, “esasen nüfustaki mahall-i kaydı” matbu ifadelerinin yazıldığı sütunlar bulunmaktadır.

Tarsus Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterlerinde kayıtlar 1319 (1903) senesinde itibaren tutulmaya başlanılmıştır. Birinci defterde müteselsil numarası 1’den başlayarak her sayfada 25’er kişilik kayıt yapılarak devam etmiştir.

Defterlerdeki kayıtlar genel olarak incelendiğinde vefat sebepleri çoğunlukla hummadan, ishalden, eceliyle, şehiden vb.dir. Sebeb-i vefâtlarına bakılarak sosyal tarih açısından çok önemli sonuçlara ulaşılabilir. Defterlerin incelenmesi sırasında Rumi takvimden milâdi takvimin kullanılışına geçişi tespit etmek mümkündür. 2 numaralı defterin son sayfalarına doğru bazı tarihler milâdi olarak kayıt düşülmüştür. Defterlerde milâdi tarihlerin dışında Latin alfabesi hiç kullanılmamıştır. Defterlerin Tarsus Nüfus Müdürlüğünde hangi şartlarda muhafaza edildikleri tespit edilememiştir.

1 numaralı deftere 96’ya kadar sayfa numarası verilmiş iken sonrasındaki sayfalara tarafımızdan kurşun kalemle numara verilmiştir. 1 numaralı defter 295 sayfadan ibarettir. Defter 152. sayfada nüfus müdürünün mührü ile kapatılmış fakat defterin devamında başka kapatma olmamıştır. Müteselsil numarası da kaldığı yerden devam etmiştir. 1 numaralı defterin en son kaydı 21 K. Sani 1333 tarihlidir. Nüfus müdürlüğündeki memurlar tarafından 1333 (1917) tarihi 333 şeklinde yazılmıştır. Defterlerde böyle kısaltarak yazma bol miktarda vardır. 1 numaralı defterin sonuna kadar kayıt devam etmiş ve defterin son müteselsil numarası 7356’dır.

2 numaralı defterin ilk kaydı 2 K. Sani 334 (1918) olarak başlamıştır. Müteselsil numarası 1’den başlayarak devam etmiştir. Deftere hiç sayfa numarası verilmemiş, yalnız defter 202 sayfadan ibarettir. 1 numaralı defterden farklı olarak her yıl yeni numara ile başlamıştır. Yıl sonlarında ise heyetin kapatmasına riayet edilmemiştir. Defter 168’inci sayfaya kadar kullanılmış gerisi boş bırakılmıştır. 2 numaralı defterin bazı yerlerinde

(16)

kayıtlar milâdi olarak düşülmüştür. Defterin 136 ile 142. sayfalarının arası boştur. Defterdeki son kayıt tarihi 20 Eylül 927’dir.

2 numaralı defterin sonlarına doğru olan kayıtlarda bazı tutarsızlıklar da görülmektedir. Şehitlerin ölüm tarihleri olarak muhtemel ki kayıt tarihleri esas alınmıştır.

TVMVD ile Şehitlerimiz kitabı muhteva bakımından karşılaştırıldığı takdirde bazı farklı türde bilgilerin bulunduğu görülmektedir. VMVD’de şehitlerin “anne ismi”, “medenî durumu” ve “eşinin adı” bulunurken, bu bilgiler “Şehitlerimiz” kitabında mevcut değildir. Şehitlerimiz kitabındaki “ Birlik Bilgileri”, “ Rütbe”, “Askerlik Şubesi” kayıtları VMVD’de bulunmamaktadır.

(17)

BİRİNCİ BÖLÜM

TARİHÎ, SOSYAL VE İDARÎ YÖNÜYLE TARSUS

I. TARİHÇE

Eski zamanlarda Ovalık Kilikya denilen bugünkü Çukurova’nın, şimdiye kadar mevkiini muhafaza etmiş olan en eski şehirlerden bir olan Tarsus, çok uzun ve eski bir tarihi geçmişe sahiptir. Tarsus’un ilk çağlardan beri ma’mur bir şehir olduğu tarihi vesikalardan ve yapılan arkeolojik kazılardan anlaşılmaktadır. Ancak ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu hususunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Yapılan kazılarda M.Ö. 5000 yıllarına uzanan yerleşim kalıntılara rastlanmaktadır. Bu hususta en kuvvetli ihtimal Tarsus’un Fenikeliler tarafından kurulmuş olabileceğine dair fikirlerdir. Hem Heredot hem de Şemseddin Sami tarafından bu fikir ileri sürülmüştür. Gerçekten bu yörede ilk yaşayanların Fenikeliler olduğu bilinmektedir. Her ne kadar yapılan kazılar şehrin muhtelif tarihi devirlerindeki durumunu izaha kâfi değilse de, genel olarak Tarsus’un tarihî gelişimi hakkında bir fikir verdiği muhakkaktır. Hemen ifade edebiliriz ki, Tarsus, tarih boyu tek bir devletin elinde kalmış bir şehir değildir. Yapılan araştırmalarda tespit edilebildiği kadarıyla yaklaşık her 50 yılda bir el değiştirmiştir. Bunun sebebi şehrin son derece önemli stratejik bir noktada bulunmasıdır. Bu nedenle her kralın gözü orada olmuştur7.

1. Tarsus Adı

Tarsus şehri, Anadolu’nun yeri ve adı değişmeyen en eski beldelerinden biridir. Şehrin ismi kaynaklarda Tarsos (Taooos) ve Tarsol, Osmanlı kaynaklarında Tarsus, Tersus veya Tersis şeklinde kaydedilmiştir. Bunun yanı sıra, Tarsa, Tarse, Tarso, Tarsi ve Tarz isimleri kullanılmıştır8.

Bu şehre Tarsus isminin verilişi hususunda gerek Yunan mitolojisinde gerekse eski müelliflerin eserlerinde çeşitli bilgiler vermektedirler. Bunlardan bazıları kısaca özetlenirse:

7 Ahmet Akgündüz, Tarsus Tarihi ve Eshâb-ı Kehf, İstanbul 1993, s.11.

8 Ali Sinan Bilgili, Osmanlı Döneminde Tarsus Sancağı ve Tarsus Türkmenleri, Kültür Bak. Yay., Ankara

(18)

1. Eski Yunan mitolojisine göre Pegasos yahut Bellerefontes Kilikya ovasında yolunu şaşırmış ve Tarsus’un bulunduğu yerde ayağı sakatlanmış olduğundan bu şehre, Yunanca ayak tabanı anlamına gelen Tarsos ismi verilmiştir.

2. Başka bir Yunan mitolojisine göre Perseus, bu vadide rüyasında attan inerken ayak tabanını kaybeder ve bu mevkide bir şehir inşa ettirir.

3. Başka bir efsanede, bu şehrin kurucusu eski Kilikya ilahı olarak da bilinen Herakles Sandon’dur. Gerçekten Herakles’in resmi (M.Ö. IV. asra ait) sikkeler üzerinde görülmektedir.

4. Kilikya’nın eski ilahı olarak bilinen ve zamanın hükümdarı olan Tarkon’un bu şehri kurmuş olabileceği üzerinde durulmaktadır. Bu fikre göre, Asur hükümdarları içinde Tarkon, Tarhund ismine sık sık rastlanmaktadır. Bu cümleden olarak Tarsus isminin Tarhon veya Tarhund’dan geldiğini kabul edebiliriz. Sonradan bu kelime Asurca Tarzı, Aramice Tarz, Yunanca’da Taros ve Latince’de de Tarsus’a dönüşmüş olmalı9.

Bu efsane ve rivayetlerden hangisinin daha sağlıklı olduğunu tespit etmek mümkün görünmemektedir. Bu da bizi Tarsus’un tam olarak kim tarafından, ne zaman kurulduğunun ve ilk kurulduğunda adının ne olduğunu net olarak tespit etmenin mümkün olmadığı sonucuna götürmektedir. Bilinen tek şey Tarsus’un eski tarihlerden beri meskun bir mahal olduğudur.

2. İslâmiyet’ten Önce Tarsus a. Kizvatna Krallığı

Kizvatna Krallığının M.Ö. 1650’li yıllarda yaşadığı, yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilmiştir. Hititlerin çağdaşı olan Kizvatnaların Hititler ile bir anlaşma yaptıkları Tarsus’taki Gözlükule mevkiinde yapılan kazılardan anlaşılmaktadır10. Tarsus’taki bu kazılardan ve özellikle anlaşma metinlerinden anlaşılıyor ki, Kizvatna Krallığı Tarsus civarında yaşamıştır. M. Ö. XIV. yy’da Hitit İmparatorluğuna katılan Kizvatna Krallığı,

9 Ahmet Akgündüz, Tarsus Tarihi ve Eshâb-ı Kehf, İstanbul 1993, s.11-12. 10 Firuzan Kınal, Eski Anadolu Tarihi, Ankara 1962, s.102.

(19)

bundan sonraki mevcudiyetini Hitit İmparatorluğu içinde M.Ö. 1200 yıllarına kadar sürdürmüştür11.

b. Hititler Devri

M.Ö. XIX. asırda Kızılırmak havzasına yarleşmiş olan Hititlerin buraya hangi yönden geldiği kesin olarak tespit edilememiştir. Arkeologlarla filologlardan bir kısmı Hititlerin, M. Ö. XX. asrın başlarında Kafkaslar yolu ile doğudan, diğer bir kısmı da boğazları aşmak suretiyle batıdan Kızılırmak havzasına geldikleri fikrindedirler12.

Tarsus, M.Ö. 1500 yıllarında Hitit Federasyonuna katılmıştır. Bundan sonra Tarsus, Hititlerin oldukça mühim bir şehri olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Hititler M. Ö. XII. asrın sonlarında batıdan gelen akınların etkisiyle yıkılmış ve yerine birçok krallıklar kurulmuştur13.

c. Kueliler Devri

Doğu ve batı sınırları henüz tespit edilemeyen bu krallığın güneydeki sınırı Akdeniz’e kadar uzanıyordu. Hititlerin yıkılmasından sonra Kilikya bölgesinin Kueliler hakimiyeti altına girdiği anlaşılmaktadır. Kue’ye ait bir çok şehir sayılıyordu. Fakat Kue’nin merkezi Silifke çevresinde Timur şehri olduğu ve Tarsus’un da bir ara Kue’ye başkentlik ettiği bilinmektedir.

Hudutları hayli geniş olduğu anlaşılan Kuelilerin tarihleri hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Sonraları bazı olaylar yüzünden Kue Krallığı’nın, III. Tiklatpalasor ve halefi V. Salmanassar zamanlarında bir Asur eyaleti haline sokulmuş olduğu anlaşılmaktadır. II. Sargon (M. Ö. VIII. asır) devrinde ise Kue doğrudan doğruya Asurlar tarafından idare ediliyordu. Hatta bu tarihlerde Asur krallarının Tarsus’ta heykelleri dikilmiştir14.

11 Kasım Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına Bir Bakış, İstanbul 1964, s.41. 12 Akgündüz, a.g.e., s.19.

13 Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına Bir Bakış, İstanbul 1964., s.41-49. 14 Ener, a.g.e., s.239.

(20)

ç. Asurlular ve Mısırlılar Devri

M. Ö. 1976 senesinde Asur Meliki Semramis’in Tarsus civarını zabt ettiği bilinmektedir. Bu bölge, M. Ö. 1612 senesine kadar Asurlular tarafından idare olunmuş ve o tarihte Mısır Firavunlarından VIII. sülalenin V. hükümdarı III. Totemosiz buraları istila etmiş ve tabii olarak bu yerler Asurlulardan Mısırlılara intikal etmiştir. Mısırlıların hükümeti çok genişlediği için bu yerler bir hareket noktası edinilmiş ve bu yüzden çok büyük önem kazanmıştır15.

M.Ö. 1015 tarihine kadar Mısırlıların elinde kalmış ve o tarihte tekrar Asur hükümdarı Tarsus’un bulunduğu yerleri geri almıştır. Ancak Asur hükümdarının kötü idaresinden dolayı sonra tekrar Mısırlıların eline geçmiştir. Daha sonra ortalama 50’şer yıl ara ile bazen Mısırlıların bazen de Asurluların eline geçmiştir16.

Asurlular için Çukurova’nın zengin gümüş yataklarının, bol ormanlarının mümbit arazisinin ve özellikle Akdeniz kıyısında önemli bir ticaret merkezi olan Tarsus’un çok büyük bir önemi vardı. Bu nedenle önce Kuelileri ortadan kaldırmışlar ve daha sonra bölgede kendilerine rekabet edecek olan Yunanlıları bertaraf etmişlerdir17.

Asur Kralı III. Salmanassar, Kilikya’ya karşı M.Ö. 839-834 senelerinde yaptığı dört sefer neticesinde Kral Katei’yi Kilikya’nın başkenti Tarsus’tan tard ederek, yerine Asurların dostu olan Kate’nin kardeşi Kirri’yi tahta geçirdiği bilinmektedir. O halde Tarsus bu tarihten itibaren istisnalar haricinde Asurların hakimiyetini tanıyan veyahut tamamen Asurlulara tâbi olan Kilikya Prenslerinin idare merkezi olmuştur. Bu vaziyetin Asurların son zamanlarına kadar devam ettiği kabul edilmektedir18.

Bu bölge Asurluların elinde iken devrin İran hükümdarı Keyhüsrev, Mısır firavunu ile ittifak ederek Anadolu’nun bu kısmını paylaşmışlardı. Bu kralların ölümü ile oğulları arasında çıkan anlaşmazlık sonucu bu bölge olduğu gibi İranlıların eline geçmiştir19.

15 Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına Bir Bakış, İstanbul 1964, s.54 vd. 16 Akgündüz, a.g.e., s.21.

17 Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına Bir Bakış, İstanbul 1964, s.58.

18 M. Necati Çıplak, İçel Tarihi (Tarihi-Turistik Zenginlikleri), Ankara 1968, s.36 vd. 19 Akgündüz, a.g.e., s.21.

(21)

e. Kilikyalılar ve Persler Devri

Kilikyalılar, bir ara Asurlara bağlı olarak ve Asurların yıkılması (M. Ö. 612) ile de Çukurova’da müstakil bir devlet kurmuşlardır. Böylece Kilikya’da ilk defa yerli bir devlet kurmuş oluyordu. Bu krallık coğrafi ve stratejik durumdan faydalanmasını bilmiş ve kısa bir zamanda hudutlarını genişletmiştir. Kilikya Krallığı’nın kuruluşundan Syennessis’in büyük emeği vardır. Kendisi devletin kurucusu sayılır20.

Kilikyalılar doğudaki komşuları olan İranlılarla iyi geçinmek istiyorlardı. Fakat İranlılar daha farklı düşünerek Çukurova’yı ellerinde bulundurmayı amaçlıyorlardı. Nihayet M. Ö. 401 yılında Pers Hükümdarı Dârâ’nın oğlu Kyros, ordusu ile Tarsus üzerine yürümüştür. Kilikya Kralı Syeennesis, maiyeti ile birlikte dağlara çekilmiş ve Tarsus dolayısıyla Kilikya, Pers İmparatorluğuna bağlı bir Satraplık (Eyalet) haline gelmiştir21.

Kilikya Kralı Syeennesis, Kyros’la anlaşarak ona asker ve para yardımında bulunurken diğer yandan da oğlunu Pers İmparatoru Artakserkses’e göndererek kendisine sadık kalacağını bildiriyordu. M. Ö. 410 da Kyros’un Pers İmparatoru ağabeyi Artakserkses ile yaptığı savaşta İmparatorluğa bağlı bir Satraplık haline getirdi. Tarsus da bu tarihten itibaren İmparatorluğa bağlı Kilikya Satraplığı’nın merkezi durumunda kalmıştır22.

Kilikyadaki Pers egemenliği M. Ö. IV. yy. ortalarına kadar sürmüştür. Bu dönemde Tarsus sikkelerinde Pers Satrapları Tribazos, Parnabazos, Datames, Mazaios’un adları görülmektedir23.

f. Makedonyalılar Devri

Genç yaşta Makedonya’nın XXIV. Kralı olan Büyük İskender tahta geçer geçmez doğu seferine başlayarak Asya’ya geçti. M. Ö. 333 senesinde Büyük İskender, Pers Kralı III. Darius ile karşılaşmak için orta Anadolu’dan hareketle Toroslara gelmiş ve Gülek Boğazı’ndan geçmeye muvaffak oldu. Buradan Tarsus’a doğru yapılan yürüyüş esnasında kendisine Pers Satrap’ı (Valisi) Arsames’in şehri tahliye etmek istediği haberi ulaştı. Fakat

20 Çıplak, a.g.e.,40 vd.

21 Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası Rehberi, (Tarsus Rehberi), 1986, s.23. 22 Akgündüz, a.g.e., s.22.

(22)

daha önce kendisine, halkın, Arsames’in Tarsus’u yağma ve tahrip etmesinden korktukları haberi verilmişti. Bunun üzerine İskender, en iyi süvari kıtalarını maiyetine alarak süratle Tarsus’a doğru hareket etti. Arsames hiçbir şey yapmaya fırsat bulamadan Tarsus’u terk edince şehir harpsiz teslim alınmış oldu24.

İran ordusunun İssos (Dörtyol) ‘ta toplandığını duyan İskender, süratle buraya gelerek III. Darius ile İssos harbini yaptı. Darius yenilerek kaçtı ve Tarsus Satrap’ı bu harpte öldürüldü. Tarsus vâliliğine İskender’in muhafızı Balakırros tayin edildi. Bu muharebeden sonra Tarsus, Makedonyalıların Kilikya’daki merkezi haline geldi25.

Tarsus, bu tarihten Büyük İskender’in İran’ı zaptettiği tarihe (H.Ö.956) kadar İranlıların elinde kaldı. Devrin İran hükümdarı Dârâ ile Büyük İskender arasındaki muharebe Tarsus yöresinde geçmiş olup, Dârâ’nın hemşerisi ve kızı Büyük İskender’e esir düşmüştür.

Büyük İskender burada Dârâ’nın kızı Rukisâmâ ile evlendi ve Tarsus’u hareket merkezi haline getirdi. Burada kısa bir süre durduktan sonra Büyük İskender, karısı ve anasını hocası Arısto’ya bırakarak Hindistan’a sefere çıktı. Ayrıca Aristo’yu Tarsus’a vâli yaptığı da söylenmektedir. Ne var ki bu sağlam verilere dayanmamaktadır. Hindistan’dan galip olarak dönerken Babil’de vefat etmesi üzerine kumandanları, Büyük İskender’in ülkesini paylaştılar (H.Ö.933). Bu paylaşmada Tarsus, Büyük İskender’in seraskeri Selefkos’a düştü. Böylece bu bölgede Selefkiler devri başlamış oldu26.

g. Selefkiler (Selefkoslar) Devri

İskender’in ölümünden sonra Selefkos’a kalan Tarsus’ta artık Selefkiler devri başlamıştır. Sonra bu kumandan vefat etmiş ve onun ülkesi de oğulları arasında paylaşılmıştır. Daha sonra Mısır hükümdarı Batlamyos burayı zapt etmiş ve bir vâli atamıştır. Dünya tarihi bakımından önemli bir dönem olan ve Doğu ile Batı’nın kaynaşacağı “Helenistik Çağ” böylece başlamıştır27.

24 Akgündüz, a.g.e., s.23.

25 Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına Bir Bakış, İstanbul 1964, s.72. 26 Akgündüz, a.g.e., s.23.

(23)

Tarsus ve civarı Selefkilerin elinde bulunduğu sırada meydana gelen III. Suriye Harbi’nde Tarsus, Mısırlılar tarafından zapt edildi ise da, şehir Mısırlıların elinde uzun müddet kalmayarak tekrar Selefkilerin hakimiyetine geçmiştir28.

Selefkiler döneminde Akdeniz kıyılarında ticaret bakımından Kilikya göze çarpmaktadır. Tarsus, İskenderiye’den sonra en önemli ilim ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Zira Selefkilerin, ticaret ve ilme fazlaca önem verdikleri bilinmektedir29.

h. Romalılar Devri

Makedonya Krallığı ortadan kalktıktan sonra Roma’da Anadolu’ya ve Doğu Akdeniz’e doğru yayılma isteği başlamıştır. Akdeniz’de üstünlük kurmaya çalışan Romalılar, Kilikya kıyılarında üst üste yaptıkları baskınlarla bu bölgeyi kontrolleri altına almayı başarmışlar ve bölgeyi bir Roma eyaleti haline getirmişlerdir (M.Ö. 66)30.

Sezar, M. Ö. 47 senesinde Farnakes’e karşı yaptığı askeri harekât karşısında Tarsus’ta bulunarak orada vilayet meclisini toplamış ve eyaletin yeni idare nizamını kararlaştırmıştır. Sezar, Tarsuslulara iyi davrandığından dolayı olsa gerektir ki, Tarsus halkı Sezar’ın tarafını tutmuşlardır. Nitekim M. Ö. 43-42 senelerinde Tarsuslular Sezar taraftarı olduklarından şiddetli cezalara çarptırılmışlardır. Fakat Philippi muharebesinden sonra kendilerinin maruz kaldıkları bütün zarar ve ziyan fazlası ile telafi edilmiştir31.

Tarsus, Roma egemenliği altında iken yaklaşık üç yüz yıl kadar el değiştirmediği için bu mesut devre içinde fevkalâde bir inkişaf ve terakkiye mahzar olmuştur. Öteden beri Kilikya’nın başşehri olan Tarsus, Romalılar zamanında da bu yerini muhafaza ederek bütün eyaletin idarî ve siyasî merkezi olma vasfını korumuştur. “Umum Meclisi” burada toplanırdı ki, bu meclis daha sonra Karakalla (M. S. 211-217) zamanında “Müstakil Umumî Meclis” adını almıştır. Bu durum gösteriyor ki Tarsus’un, eyalet merkezi olarak, diğer şehirlerin hepsinin üstünde ayrı bir yeri vardı32.

28 Akgündüz, a.g.e., s.24.

29 Yurt Ansiklopedisi, İçel Mad. 30 Yurt Ansiklopedisi, İçel Mad. 31 Çıplak, a.g.e., s.62.

(24)

M. S. IV. yy,’ın sonuna doğru Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla Kilikya ve Tarsus, Doğu Roma’nın sınırları içinde kalmıştır. Daha sonraki yıllarda Tarsus, iç çekişmeler ve mezhep kavgaları yüzünden örf-âdet ve gelenekleri bozulmaya ve şehir gerilemeye başlamıştır33.

ı. Bizanslılar Devri

Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması (M.S. 476) sonucunda Batı Roma İmparatorluğu da çökmüştür. Dolayısıyla Roma İmparatorluğunun mirasına Doğu Roma yani Bizanslılar sahip çıkmışlardır. Bundan sonra Müslümanların Anadolu’ya gelişlerine kadar Tarsus, Bizanslıların hakimiyeti altında kalmıştır. 610 yılına kadar Bizans’ta taht kavgaları ve bir takım iktisadî sıkıntılar meydana gelmişse de topraklarını muhafaza etmişlerdir. 610 yılında Bizans imparatoru olan Heraklius, duruma hakim olmak istemişse de muvaffak olamamıştır. Bu arada Sasaniler, Suriye, Filistin ve Antakya’yı da işgal edip, Anadolu’ya yönelerek Üsküdar’a kadar gelmişlerdir. Bu arada Bizanslı Papazların Avrupa’ya çağrıları ile büyük bir Haçlı Ordusu hazırlayarak Sasanilerden işgal edilen yerleri geri almışlardır. Bu olay, Hıristiyanların I. Haçlı Seferleri olarak tarihe geçmiştir34. Daha sonra İslâm orduları Tarsus ve çevresine birçok sefer düzenlemişlerdir.

3. İslâm’ın İlk Yıllarında Tarsus

İslâmiyet’in doğuşundan kısa bir süre sonra, Hz. Ebubekir’in hilâfeti zamanında, Tarsus’un bağlı olduğu Suriye Bölgesi, siyasî ve askêri bakımdan çok hareketli bir safhaya girdi. Bu devrede, Tarsus’un bizzat kendisi fethedilmediyse de, şehrin idarî ve coğrafî durumu itibariyle bağlı olduğu Şam (Suriye) bölgesinin fethine 634-635 yılında başlandı. Halid b. Velid komutasındaki İslâm orduları Yermük ve daha sonra Bizans imparatoru Heraklios’u yenerek ileride bu bölgenin tamamının elde edilmesi bakımından önemli bir başarı elde etti. Yermük muhârebesi bütün Şam (Suriye) Vilâyeti’ni Müslümanların fütuhatına açtı. Ecnadeyn Muharebesi devam ederken Hz. Ömer halife seçildi. Halife Hz. Ömer(r.a.), Halid b. Velid (r.a.) in yerine Ebu Ubeyde’yi başkomutan olarak tayin etti. Bu

33 Akgündüz, a.g.e., s.26.

(25)

esnada yenilgiye uğrayan Bizans İmparatoru Heraklieos geri çekilmeye başladı. Ve Müslümanların Dimisk’a yani Şam’a doğru ilerleyişlerini durdurmak için bir antlaşma yaptı. Bu antlaşma, ilk etapta Müslümanlar için de çıkarlarına uygun idi. Antlaşmaya göre, Tarsus, Adana ve Misis gibi şehirler silahtan arındırılacak, Suriye ile Bizans arasındaki bu topraklarda bir tampon bölge oluşturulacaktı. Ancak, bu antlaşma, meydana gelen bazı olaylar ve şartların değişmesine binaen daha sonraki devirlerde Müslümanlar tarafından tanınmadı35. Böylece Tarsus ve havâlisine yapılan ilk ciddi akınlar, Hz. Ömer (r.a.)’in hilafeti zamanında başlamış oldu.

Halid b. Velid komutasındaki İslâm orduları 635’de Hımız’ın ve 636 tarihinde de Tarsus’un bağlı bulunduğu askeri mıntıkanın merkezi olan Kınnesrin üzerine yürüdü ve burayı ele geçirerek Bizans İmparatoru Heraklios’u bir defa daha yenilgiye uğrattılar. Kınnesrin’in fethi tamamlandıktan sonra Ebu Ubeyde ve onun komutanlarından Halid b. Velid, Meysere b. Mesruk ve Ubâde b. Es-Sâmit komutasındaki Müslümanlar, 637 yılında Halep ve Antakya bölgesini ele geçirerek biraz daha Tarsus’a yaklaşmış oldular. Bu fetihten kısa bir süre sonra da aynı yıl içinde Tarsus’u fethettiler36.

Halife Hz. Osman’ın ölümünden sonra, Muaviye ile Hz. Ali’nin arasının açılmasından Rumlar istifade ederek tekrar Kilikya’ya girerler ve Antakya’ya kadar olan İslâm memleketlerini alırlar. Muaviye Rumlarla yaptığı antlaşmada, Ceyhan Nehri’ne kadar olan araziyi Rumlara terk eder. Daha sonra, iç karışıklıkları düzelttikten sonra, Muaviye Kilikya’yı tekrar almak için bir ordu gönderir ve Yesir adlı bir kumandan idaresindeki bu ordu Rumlarda bulunan bu yerleri ele geçirir. Muaviye buraya bir vali gönderir. Muaviye’nin ölümü üzerine yerine geçen oğlu Yezit zamanında tekrar iç karışıklıklar olur ve bunları fırsat bilen Rumlar Kilikya’yı tekrar alır. Daha sonra da devam eden iç karışıklıklar yüzünden Anadolu tamamen unutulur ve Rumlar Kilikya’ya iyice yerleşirler. Arap valilerden bir kaçının da Rumlarla işbirliği yapması bunların yerlerini daha da sağlamlaştırır. Emevi halifeleri, buraların Suriye’ye yakınlığından dolayı, İçel’e çok önem vermişlerdir. Değişik valilerin idare ettiği Kilikya’ya , Mervan zamanında, Konya da dahil edilir (689). 718 yılında halifelik Emevilerden Abbasilere geçince, bu saltanat değişikliğinden faydalanan Rumlar Kilikya’yı tekrar ele geçirir ve 718 yılından 853 yılına kadar onların elinde kalır. 853 yılında Kilikya Ülkesi Abbasilerin bir eyaleti haline gelir.

35 Akgündüz, a.g.e., s.28-29. 36 Akgündüz, a.g.e., s.29 vd.

(26)

Fakat Abbasiler devrinde de Rum mücadelesi dinmez. Aralıklarla Rumlar Kilikya’ya hücum ederler ama hiç birinde de netice alamazlar37.

a. Selçuklular ve Memluklular Devrinde Tarsus

XI. yy. ortalarında Selçuklular yeni bir siyasî güç olarak tarih sahnesinde yerlerini almaya başladılar. Muhtelif yıllarda Anadolu’ya akın ya da keşif seferleri yapan Selçuklular, 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’ya yerleşmeye başladılar. Bu muharebede yenilen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes ile bir barış antlaşması yapıldı. Daha sonra Ermenilerin elinde bulunan Tarsus taraflarına çekilen Romanos Diogenes, Bizans tahtına geçen Mihail Durasin’in kendisinin üzerine gönderdiği Antronikas Dukas ile girişiği muharebeyi de kaybetti ve daha sonra öldürüldü38.

Moğolların Tarsus bölgesini istila etmeleri üzerine, Selçukluların son devirlerinde bu bölgeye yerleştirilmiş olan Türkmenler de tâbi oldukları devletle bağlarını kopardılar. Türkmenlerin bir kısmı ise, Moğolların baskısına karşı çıkarak başka bölgelere özellikle Suriye tarafına göç ederek Memlüklere sığındılar. Bölgede mevcut olan Türkmenlerden Moğolların tabiiyetini kabul etmek istemeyen gruplar üzerine Hülagu ve Abaka zamanlarında kuvvet sevk edildi. İşte bu şiddete binaen Türkmenlerden bir kısmı Bizans uçlarına, bir kısmı da Memluk Devleti’ne sığındı39.

Bölgede Selçuklular, Moğolların baskısı altında idi. Zira hiçbir gücü kalmamış ve yıkılmaya yüz tutmuştu. Ancak bir süre sonra Moğolların da bölgedeki üstünlüğünün gerilediği görüldü. İşte tam bu devrede, gelecek yüzyıllarda, Tarsus bölgesi için çok önemli iki gelişme oldu. Bunlardan birincisi, Mısır’da, Abbasilerin zayıflaması üzerine, Türk vâlilerin kurmuş olduğu Memluk Devleti’nin hakimiyetinin güçlenerek Tarsus bölgesine doğru genişlemesi, ikincisi ise, Moğolların bölgedeki gücünün zayıflaması üzerine, daha önceki yüzyıllarda bölgeye yerleştirilmiş olan ve Moğolların himâyesini kabul etmeyen Türkmenler tarafından, Adana, Tarsus, Misis, Sis, Ayaş (Yumurtalık) ve Payas havâlisinde Ramazanoğulları Türkmen Beyliğinin kurulmasıydı40.

37 İçel İl Yıllığı 1967, (Tertip ve Reaksiyon, Kâzım Erbil), Ankara, s.42-43; Akgündüz, a.g.e., s.32-51. 38 Akgündüz, a.g.e., s.51-52.

39 Akgündüz, a.g.e., s.57.

(27)

b. Türkmenlerin Bölgeye Gelişi

Bilindiği gibi Türklerle Müslümanların ilk münasebetleri Hz. Ömer devrinde başlamıştı. Türklerin ilk olarak İslâm Devleti hizmetine girmesi ise Muaviye’nin son yıllarına rastlamaktadır. Muaviye’nin komutanlarından Ubeydullah b. Ziyad, 674’te Buhara seferinde dönerken iki bin okçudan ibaret bir Türk birliğini getirerek Basra’ya yerleştirmişti41.

Abbasilerin hilafeti esnasında yine Anadolu seferlerine devam edildi. Müslümanların eline geçen Anadolu şehirlerine özellikle Horasan ordusundan önemli kuvvetler yerleştirildi. Halife Mehdi, Fergana, Esbicab, Belh, Harzem, Herat ve Semerkand halkı ile İranlılar, Sugutlar ve Türklerden pek çok ahaliyi Anadolu’ya gönderdi. Gerek bu suretle gerekse kendi isteği ile gelen bu Türkler, Tarsus, Misis, Anazarba, Adana, Maraş, Hades (Göynük), Malatya, Amid, Meyyafarik, Ahlat, Malazgirt, Kalikala şehirlerine yerleştirildiler42.

Bu şekilde Anadolu’nun güney ve doğu tarafları ve Tarsus sınır bölgesi kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskân olunmuştu. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Harun Reşid, Memun ve Mutasım devrinde bu Türklerin miktarı daha da artırıldı. Halife Memun ordusunda bizzat kendisinin isteğiyle Türklerden bir nüve teşekkül ettirmiş ve zamanında meydana gelen bazı isyanların bastırılmasında bu Türklerin büyük rolü olmuştu. Mutasım zamanında da Türklerden muntazam ve planlı askerî birlikler teşkil edildi.

Anadolu’nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, Müslüman Türkmenlerin Anadolu’ya doğru akınlarının tekrar yoğunluk kazandığı bir devredir. Sultan Alparslan ile başlayan Anadolu gazaları yıldan yıla artarak devam etti. Anadolu’nun bir kısmı fethedildikten sonra, o sırada Bizanslıların elinde bulunan Kilikya’ya yönelmişlerdi. Toroslar aşılıp Çukurova (Kilikya)’ya girildi43.

Ramazanoğulları Adana, Tarsus, Sis, Misis, Ayas, Payas ve havâlisine yerleşmiş Yüreğirli bir Türkmen boyuna mensup olup Oğuzların Üçoklu kolundandır. Bugünkü Tarsus’un köyleri arasında isimleri görülen Ulaş, Kuş-timur, Elvanlı, Gökçeli, Karaisalı,

41 Akgündüz, a.g.e., s.64. 42 Akgündüz, a.g.e., s.64.

(28)

Esenli gibi isimler de Ramazanoğulları’nı meydana getiren aşiret beylerinin meskun oldukları yerlere verilen kendi isimlerinden başkası değildir44.

Üçokların Yüreğir boyundan bazı aileler, buraların fethinden önce bu bölgeye geldiler. Adana, Misis, Tarsus arasındaki ovaların otlaklık hakkını Ermenilerden satın alarak Çaldağı (Adana) çevresini kendilerine merkez edindiler ve bu boya ait cemaatler bu bölgeye yerleşince ikamet ettikleri yerlere kendi adlarını verdiler. Bugünkü Adana’ya bağlı Yüreğir kazası da bu isimlendirmeden kalma bir hatıradır45. Ramazanoğulları ve diğer Türkmen grupları, 1336-1375 yılları arasında bölgedeki şehirlerin fethedildiği yıllarda buralara yerleşmelerini tamamladılar. Önce Ermeni topraklarında otlak ve ziraatla ilgili kiralama ve satın alma faaliyetleriyle; daha sonra da şehirlerin fethine binaen buralara yerleşmeye başladılar. Tarihî olayların akışı göz önünde tutulursa, 1338-1339 yılından itibaren bu bölgeye yerleşmeye başladıkları şüphesizdir. Çünkü 1337’de Kilikya Ermeni Krallığı Memluklara yenilerek cizye vermeye mecbur kalmıştı. 1338 yılında ise, Ayas şehri fethedildi. Memluk Sultanı Nâsır, bu başarısından sonra fethe katılan Türkmenlere ve emirlerinden bazılarına emirlikler verdi. Bu defa köylerin ve çiftliklerin imarında Ermeniler kullanılmaya başlandı ve 1339’da Ermenilerle barış yapıldı. Bunun üzerine Moğolların desteğini, bir kısım topraklarını, savaşlar ve Memluklara yenilmesi nedeniyle malî gücünü ve nüfusunu kaybeden Ermeniler, içine düştükleri bu sıkıntıdan kurtulabilmek için, muhtemelen 1338-1339 yılından itibaren Misis, Adana ve Tarsus ovalarının otlaklık hakkını Ramazanoğulları’na sattılar46. Öyle anlaşılıyor ki; bu bölgede Ramazanoğulları Memluklara tabiiyeti kabul etmekle birlikte, fırsat buldukça kendi hesaplarına da hareket etmekten çekinmemişlerdir.

c. Osmanlılar Döneminde Tarsus

Osmanlılarla Memluklar arasında 1485’ten 1490 yılına kadar beş ya da altı yıl süren muhârebelerden sonra, 1491’de yapılan sulh antlaşması ile iki taraf arasında yeniden barış sağlandı. Ancak, bu barış, muhârebelerde yenik düşmüş olan Osmanlılar için bir mütâkere antlaşması mâhiyetinde idi. Ara sıra çıkan bazı engeller bertaraf edilmek suretiyle bu barış

44 Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına Bir Bakış, İstanbul 1964, s.180. 45 Kâsım Ener, Ramazanoğulları Türkmen Beyliği, İstanbul 1985, s. 7-9. 46 Kâsım Ener, Ramazanoğulları Türkmen Beyliği, İstanbul 1985, s. 7.

(29)

on beş sene kadar devam ettiyse de, Osmanlılar Memluklara karşı muvaffakiyetsizliği hazmedememişlerdi. İşte bu esnâda İran’a doğru hareket eden Osmanlı ordusu, nihâyet Çaldıran Savaşı’ndan dönerken savaşa katılmayan Dulkadiroğulları Bey’i Alâüddevle’nin üzerine yürüdü, onu öldürdükten sonra (13 Haziran 1515) Çaldıran Savaşı’nda yararlılıkları görülen Alâüddevle’nin kardeşi Ali Bey’e Dulkadir Beyliği verildi. Bu arada bazı bölgeleri ele geçirilen Tarsus, adana ve Sis gibi şehirlerin idaresi de Ali Bey’e verildi. Buraların idaresi muhtemelen 1516’da Memlukların üzerine giden ordunun bölgeyi tamamen eline geçirmesine kadar onun elinde kaldı47.

Osmanlı hükümdârı Yavuz Sultan Selim, Memlukların, kendisine karşı Şehzâde Kasım’ı yanlarında tutup Osmanlı tahtına namzet göstermelerini ve Safevi Hükümdârı Şah İsmail ile ittifâk etmelerini vesile yaparak Memluklarla harbe karar verdi. Kendisi maiyetindeki ordu ile 1516 Haziran’ında İstanbul’dan hareket etti. Ağustos 1516’da Mercidabık’ta karşı karşıya gelen her iki orduda da ileri gelen emirler vardı. Yapılan muharebede Memluk kuvvetleri dağıldı. Sultan Kansu Gavri muhârebe meydanından kaçarken üzüntüsünden meydana gelen nüzüll sebebiyle vefât etti. Bu muharebeden sonra Osmanlı ordusu daha da ilerleyerek Kilikya dahil bütün Halep ve Suriye bölgesini ele geçirdi. Memluklarla yapılan antlaşma ile onlara bırakılmış olan Tarsus bölgesi, bütün yöreleriyle bir daha terk edilmemek üzere Osmanlılar tarafından fethedilmiş oldu48.

4. Millî Mücadele’de Tarsus

a. Millî Mücadele Öncesi Genel Durum

1914’den 1918’e kadar dört yıl süren Birinci Cihan Savaşı’nda, bütün Türkler gibi Mersin ve Tarsus halkı da bu savaşlara katılmışlar, bütün cephelerde büyük kahramanlık ve fedakârlık göstermişlerdi. Bilhassa bu savaşın ilk yıllarında o zamanki askeri kurul ve konuşa göre aynı şehir halkından kurulan birlikler arasında Çanakkale muharebelerine katılan Mersin ve Tarsus’un en seçkin ve genç erleri bu savaşlarda büyük kayıplara uğramışlardı. Kaybı olmayan ev yok gibi idi. Durum yürekler acısı idi. Bu arada ocağı sönerek kapıları kapanan evler de az değildi. Köylerde tarım işleri yaşı geçkin ihtiyarlarla

47 Akgündüz, a.g.e., s.105.

(30)

kadın ve çocuklara kalmıştı49. Mondros Mütârekesi’nin imzalanmasından hemen sonra Mersin ve çevresi Fransızlar ve İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Sonra buradan düşmanı atmak için Mersin ve çevresi Kuva-yı Milliye’nin en güçlü direniş cephelerinden birini oluşturmuştur.

Tarsus, iktisadî hayatı felce uğratan I. Dünya Savaşı’nda çok şey kaybetti. Buna rağmen Fransızların ve İngilizlerin gözü bu bölgede idi. Özellikle Çukurova’nın verimliliği ve Tarsus’un tarihi ve stratejik bir konumda bulunması, bu ülkelerin iştahını kabartıyordu. Tarsus’taki Amerikan Koleji ve Fransız Rahibe Okulu, kültürel yayılma ve casusluk bakımından birer araç olarak kullanılıyordu. Nitekim daha savaş sürerken bu tür olaylardan biri bir tesadüf sonucu ele geçirilmişti. Temmuz 1918’de bir gece yarısı Mersin Limanı açıklarında bir sandalda ele geçirilen içi belge dolu bir torbayla ilgili soruşturma, kalabalık bir casusluk ağını ortaya çıkarmıştı. Kıbrıs’taki İngiliz casusluk merkezi ile bağlantı içinde oldukları ve liman açıklarında demirleyen bir İngiliz savaş gemisine askerî belge kaçırdıkları belirlenen bu teşkilatın üyeleri, ağır hapis cezasına çarptırılmışlardı. Ne var ki, Mondros Mütârekesi’nden sonra suçlular serbest bırakılmışlardır50.

I. Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti için bir kabusa dönüşmüş ve neticede Talat Paşa Hükümeti 8 Ekim 1918’de istifa etmiştir. Bu istifadan sonra Tevfik Paşa’ya hükümeti kurma görevi verilmiş, ancak Tevfik Paşa hükümeti kurmada başarısız olunca, 14 Ekim 1918’de A. İzzet Paşa sadrazam tayin edilmiş ve bir hükümet kurulmuştur. Ahmet İzzet Paşa Hükümetinin ilk icraatı, Osmanlı Devleti’nin aleyhine seyreden savaşı bitirmek olmuştur. Wilson Prensipleri çerçevesinde bir sulh yapmak düşüncesiyle İtilaf Devletleri’nden mütâreke talebinde bulunmuştur51.

Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, padişahın da onayını almak kaydıyla Bahriye Nazırı Rauf Bey, Hariciye Nezareti Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Kurmay Yarbay Sadullah Bey’i mütâreke görüşmeleri için görevlendirmiştir. 26 Ekim’den 30 Ekim 1918’e kadar süren müzakereler neticesinde 31 Ekim 1918 öğleden sonra işlemek üzere 25 maddelik Mondros Mütârekesi imzalanmıştır. Bunun üzerine Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Yıldırım

49 Kurtuluş Savaşında İçel, (Haz. “Kurtuluş Savaşında İçel” Tarihini Yazma Komitesi, İstanbul 1971, s. 19. 50 Akgündüz, a.g.e., s.517-518.

51 Cihat Yıldırım, Millî Mücadele Döneminde İçel Sancağı (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Selçuk

(31)

Orduları Grup Komutanlığına acele şifre ile ateşkes antlaşmasının imzalandığını bildirmiştir52.

“Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına Fevkalâde müstaceldir: 2877

4, 20- sonra

Bugün 31 Ekim 1918 öğleden sonra muteber olmak üzere Birleşik Devletlerle ateşkes imza edilerek bu Devletler Delegeleri olayı Bulgaristan, Suriye ve Irak’ta bulunan Orduları Komutanlarına bildirmişlerdir. Ateşkes şartlarına kesin surette uyulması ve bu bildirinin alındığının bildirilmesi gerektir. Geniş açıklama ayrıca bildirilecektir 31 Ekim 1918.

Sadrazam ve Başkomutanlık Kurmay Başkanı Ahmet İZZET” 53

Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olduktan sonra bir taraftan askeri durum ile uğraşırken diğer taraftan ileri günler için de komutanlar, idâre âmirleri ve halkla temasa geçmişti. Bu arada Sadrazam ve Başkomutanlık Kurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa ile yaptığı yazışmalar çok çetin olmuştu. Ateşkes şartlarının çok kaypak olması dolayısıyla İngilizlerin anlaşmaya uymayacaklarına dâir uyarmalarda bulunmuş, birtakım uydurma nedenlerle İskenderun ve güney bölgelerini işgal edeceklerine değinmiş, böyle bir durum karşısında ateşle mukabele edeceğini bildirmiştir54.

Osmanlı Devleti’nin bir nevi tasfiyesine temel teşkil eden Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra, kısa bir süre içinde İtilaf Devletleri mütareke hükümlerini hayata geçirmeye başladılar. İtilaf Devletleri öncelikle Osmanlı ordularının terhisi ile ilgili hükümleri uygulamaya koymuşlar ve bu terhis ve teslim işlemlerinin takvimini dahi tespit etmişlerdir. Mütareke hükümlerinin uygulanışındaki bu önceliğin nedeni, daha sonrası için planlanan işgaller sırasında bir mukavemetle karşılaşmamaktır. Neticede Çukurova bölgesine bakarsak, bu havalideki askerî birlikler terhis edildiği ve kolordu ve tümen

52 Cihat Yıldırım, a.g.t.,s. 16; Kurtuluş Savaşında İçel, s. 24. 53 Kurtuluş Savaşında İçel, s. 24.

(32)

komutanlıkları Toroslar’ın kuzeyine çekildikleri için İngiliz ve Fransız işgal birlikleri hiçbir askeri mûkavemet ile karşılaşmadan işgalleri gerçekleştirmişlerdir55.

Mütâkerenin yürürlüğe girmesiyle birlikte Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na atanan Mustafa Kemal görevi Liman Fon Sandres’ten devralmak için Raca’dan Adana’ya gelmiş ve bu göreve başlamıştır. Mütârekenin uygulanmasından doğabilecek herhangi bir işgale hazırlıklı olmak için Yıldırım Orduları Grup Komutanı Mustafa Kemal Paşa görevi devraldığı günlerde Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne ve diğer ordu komutanlarına şu tavsiye ve isteklerini bildirmiştir.

1- Askeri birlikler, ordu, kolordu ve tümenler dağıtılabilir. Ancak, jandarma iç asayişi sağlamakla görevli olduğundan kuvvetlendirilmesi zaruridir. Bu bakımdan genç muvazzaf subay ve astsubaylarla genç doğumlu erler jandarmaya kaydırılmalıdır.

2- Salıverilecek yedek subaylardan istekliler, bilhassa güneyde emniyet komiseri, komiser yardımcısı ve bucak müdürlüklerine atanmalıdır.

3- Menzil, depo ve askerî birliklerde fazla olan ağır ve hafif silâhlarla cephane ve malzeme Anadolu’ya ve Afyon bölgesine acele taşınmalı, yiyecekler ise birliklere ve jandarma kuruluşlarına dağıtılmalıdır.

4- Askerlerin salıverilmelerinde genç doğumlular geciktirilmelidir.

5- Güney bölgesi halkına bilhassa dağ köylerine bol silâh ve cephane dağıtılmalı, dağlar arasındaki müsait yerlerde ve emin ellerde silâh ve cephane saklanmalıdır.

6- Bezgin ve bitkin durumda olan halk gelecek için uyarılmalıdır56.

Mondros Mütârekesi imzalanınca, İtilaf Devletleri’nin ilk işlerinden biri Mütâreke’nin 16. maddesi gereğince 12 Kasım 1918’de İngiliz Generali Clark imzasıyla, II. Ordu Komutanı Nihat Paşa’ya şu notayı yolladılar:

“1 Aralık 1918 Cuma günü öğleye kadar bütün Osmanlı birlikleri Ceyhan Irmağı’nın batısına, 5 Aralık’tan önce de Adana-Tarsus demiryolunun kuzeyine çekileceklerdir. 14 Aralık 1918’de ise Osmanlı birliklerinin tümü Pozantı’nın batısına geçmiş olacaktır.

55 Yıldırım, a.g.t., s.20-21.

(33)

Osmanlı birlikleri, bütün ağır ve hafif silahlarını Katma İstasyonu’nda İngilizlere teslim edecekler ve terhis işlerini Pozantı’nın batısında yapacaklardır57.”

b. İşgal ve Sonrasındaki Olaylar

16-17 Aralık 1918 gecesi bir İngiliz savaş gemisi Mersin Limanı açıklarına geldi. Sabahın erken saatlerinde gemiden iskeleye çıkan bir İngiliz subayı Mersin Mutasarrıfı Galip Bey’e İngiliz Hükümeti’nin bir notasını iletti. Tercüme edilen notada:

“Ateşkesin 7. maddesi uyarınca ve son anlaşmaya göre asayişi sağlamak amacı ile Kilikya’nın işgâline Mersin’den başlanacağı, çıkarmanın istasyon yakınındaki iskeleden yapılacağı, Osmanlı idâresine ve memurlarına karışılmayacağı, işgâlin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması, herhangi bir karşı koyma sorumluluğunun idâre âmirliğine ait olacağı” bildiriliyor ve “iskele civarı meydanlığı, İngiliz fabrikaları, istasyon binası ve Amerikan Koleji’nin işgâl edileceği ve gerekli tedbirlerin alınması” isteniyordu. Galip

Bey, telgrafhanede Adana vâlisi ile yaptığı görüşme sonunda gerekli talimatı almış, İngilizlerin isteğine uyarak emniyet tedbirlerini işgâl edilecek bölgeye kaydırmıştı58. İngilizlerin Amerikan Kolejine ve fabrikalara yerleştirdikleri Hintli birliklerin ardından 1500 kişilik bir Fransız birliği Mersin’e girdi. Bunlardan sadece 150’si Fransız askeri olup gerisi “Kamavor” denen Ermeni gönüllülerinden oluşuyordu. Hintli Müslüman askerlerin çıkışı Ermenileri hayal kırıklığına uğratmıştı. Silâhlarının kabzalarını kavramış, parmakları tetikte, hemen ateş edecek durumda iskele meydanına ilerleyen Hintli Müslümanlar, karşılarında Türk Jandarmalarını gördüklerinde “Şahadet Kelimesi” getirmeye başlamışlar, Türk Jandarmasının aynı şekilde karşılık vermesi üzerine anlaşmışlardı. Bu anlaşma, İngiliz işgâli süresince devam etmiş, birçok defalar Ermenilerin nankörce yaptıkları saldırılar bu askerlerin müdahalesiyle önlenmiştir59.

19 Aralık 1918’de Fransızlar Tarsus’u işgal ettiler. Tarsus’ta o zaman daha sonra Mersin vâliliği de yapan Ahmet Hilmi Bey kaymakam bulunuyordu. Aynı gün Suriye’deki Fransız güçlerinin Mersin’e gelmesi ile Mersin- Tarsus yöresi Fransız askerinin yığıldığı bir bölge durumuna geldi. Bir süre sonra Tarsus işgal komutanlığına Yüzbaşı Coulet atandı.

57 Akgündüz, a.g.e., s.518.

58 Kurtuluş Savaşında İçel, s. 39-40; Akgündüz, a.g.e., s.518.

(34)

İşgal komutanlarını sınırsız yetkilerle donatan Fransızlar, hemen hemen tüm görevlileri değiştirerek yerlerine Fransız subaylarını veya yandaş olarak gördükleri bazı kimseleri atıyorlardı. Yöredeki Türk askerî gücünü etkisiz duruma getirmek için jandarma teşkilatını karma bir yapıya dönüştürüp Ermenilere de burada görevler verdiler. İşgal komutanlığı ayrıca bir de milis teşkilatı ve gümrük kurdu60. Ayrıca işgal komutanlığı bununla da kalmıyor ve yöre halkı içindeki azınlıkların sayısını artırmaya çalışıyordu. Özellikle Beyrut’tan getirilip buraya yerleştirilen Ermenilerle birlik olan gönüllü Ermeniler, köy ve kasabaları yağmalıyor, Müslümanların dinleri ile alay ediyor ve gelip geçenlere küfür ederek halkı tahrik ediyorlardı. Nitekim, Hancı Abdo adında bir Müslüman’ın dinine küfür edilmiş, o da dayanamayarak Ermenilere saldırmıştır. Ermeniler Abdo’yu göğsünden hançerle yaralamışlardı. Bunun üzerine zaten patlamaya hazır bomba haline gelen halk, “Abdo Olayı”nın neticesinde olayların şiddetlenmesi üzerine iç savaş tehlikesi ile karşı karşıya gelen Fransızlar, buradaki Karamovları çekerek yerlerine Tunus ve Cezayir’den getirdikleri askerleri yerleştirdiler61.

Vatanlarının elden gitmekte olduğunu anlayan yöre halkı, devletten yardım ve destek alamayınca, kendi başlarının çaresine bakmanın yollarını aramaya başlamışlardı. İşgale karşı ilk teşkilatlanma hareketi ilk günlerde başladı. Çeşitli yerlerde toplanan halkın ileri gelenleri, İslâm Hayır Cemiyeti adı altında bir teşekkül meydana getirdiler. Bunun yanında gizli teşkilatlar da kurulmaya başlandı. Teşkilatların çekirdeğini genelde Fransızların görevden el çektirdiği Osmanlı yöneticileri oluşturuyordu62.

İngiliz ve Fransızlar işgâlin başlamasından bir süre sonra işgâl mıntıkalarını iki nüfuz bölgesine ayırmışlardı. Suriye ve Kilikya Fransız, Irak, Filistin İngiliz nüfuz bölgesi idi. İngilizler, Nisan 1919’da bu bölgeler üzerinde bir antlaşmaya varmak için görüşmeye başlamışlardı. Buna göre, İngilizler, Suriye ve Anadolu’nun güney bölgesini Fransızlara bırakarak buralardan bütün birlik ve malzemelerini çekmişler, son olarak 20 Kasım 1919 tarihinde generalleri Mac Andrew de karargâhı ile Mersin’den ayrılmıştı. Fransızlar işgâl bölgelerini ikiye ayırmışlardı:

1- Düşman Arazi-i Meşgule-i Garbiyesi- Suriye Mıntıkası;

60 Akgündüz, a.g.e., s.519. 61 Akgündüz, a.g.e., s.520. 62 Akgündüz, a.g.e., s.520.

(35)

2-Düşman arazi-i Meşgule-i Şimaliyesi- Urfa, Antakya Maraş dahil Batısı Mersin Alata çayına kadar Kilikya63.

İngilizlerin bu bölgeyi boşaltmaları bölge halkının işine yaramadı. Fransızları bu bölgenin tek hakimi yaptı. Zulümler iyice artmaya başladı. İngilizler ile Fransızlar arasındaki yetki karmaşası sona ermiş, zemin, Fransızların dilediklerini yapmaya müsait hale gelmişti. Bu durum da Kuva-yı Milliye’nin teşkilatlanmasını hızlandırıyordu.

c. Kuva-yı Milliye’nin Teşkilatlanması

İngiltere ve Fransa arasında görüşmeler sürerken Sivas’ta toplanan bir kongrede Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri’nin yurt çapına yaygınlaştırılması kararlaştırılmıştı. Bu karar gereğince hemen hemen her kasabada kurulmuş olan teşkilatlar, Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin şubelerine dönüştürülüyordu.

Tarsus’taki Müdafa-i Hukuk’un teşkilatlanmasına Belenkeşlik64 eşrafı önderlik etti. Zira Tarsus, işgal altında idi. Bu nedenle şimdilik çalışmalarını Belenkeşlik’te yürütecekti. 19 Mart 1920’de oluşturulan bu teşkilatın başına Hacı İshak Efendi getirildi. Bu zatın idarecilik kabiliyetinin iyi olmadığı anlaşıldığı için kısa bir süre sonra Halimbeyzade Salih Bey, başkanlığa getirildi. Teşkilatta öncelikle Tarsus Nehri’nin doğusuna yerleşmeye başlayan gönüllü müfrezelerin yiyecek, giyecek ve malzeme ihtiyaçlarını koordineli bir şekilde karşılamak amacıyla çeşitli birimler oluşturuldu. Ayrıca yöredeki Fransız birliklerinin istihbaratı ile ilgili olarak bazı şahıslara vazife verildi.

Tarsus Müdafa-i Hukuk Teşkilâtı’nın durumu: 1- Başkan: Belenkeşlik’ten Hacı İshak Ağa65 2- Üyeler: Evcili’den Ramazan Hoca, 3- Koruma’dan Esat Mustafa Ağa,

63 Kurtuluş Savaşında İçel, (Haz. “Kurtuluş Savaşında İçel” Tarihini Yazma Komitesi, İstanbul 1971, s. 93-94. 64 Belenkeşlik, Mersin’in kuzeyinde merkeze bağlı bir köy. O zamanki mülki teşkilâtta Belenkeşlik Tarsus’a

bağlı idi.

(36)

4- Esenli’den Halil Efendi; 5- Yampar’dan Hüseyin Efendi;

6- Çelebili’den Hacı Sakar Ömer Efendi: 7- Belenkeşlik’ten Mehmet Hoca

Müdafa-i Hukuk’a bağlı olarak Binbaşı Emir Aslan Bey, gönüllü müfreze adı altında askeri teşkilat kurmaya çalışacaktı. Mart 1920’de tamamlanan bölge teşkilatlanmaları Mersin ve Tarsus Grup Komutanlıklarına bağlı olarak bir araya getirildiler. Bundan sonra durumu haber alan Fransız kuvvetleri ile ilk çatışmalar başladı66.

5. Millî Mücâdele’de Tarsus Cephesi a. Birinci Eshâb-ı Kehf Muharebesi

Tarsus Cephesinde Kuva-yı Milliye ile Fransızlar arasındaki ilk ve önemli çatışmadır. Eshâb-ı Kehf mağarası Tarsus’un 14 km kadar kuzeybatısında Bencülüs dağı yamaçlarında bulunmaktadır. 19 Nisan 1920’de anılan yer yakınlarında cereyan ettiği için bu adı almıştır. Tarsus’tan çıkan ve devrin modern silâhları ile donatılmış olan 300 mevcutlu bir düşman birliği Eshâb-ı Kehf dağı eteklerine kadar gelmiş, burada derme çatma silâhlarla ve o günlerin imkânları ile kurulmuş olan mevcudu 70 kişilik Yedek Üsteğmen Veli Haşim (Çiftçi)67 komutasındaki Tozkoparan müfrezesi tarafından Sucular köyü civarında savaşa zorlanmıştır. Savaş şiddetli bir şekilde 2 gün devam etmiş neticede ilerlemek imkânını bulamayan düşman hayli zayiat vererek geri çekilmek zorunda bırakılmıştır. Bu savaş, Tarsus grubu cephesinde verilen ilk savaş olduğundan düşmanın başarı gösteremeden geri dönmesi mücahitlerin ve halkın moralini yükselttiği gibi diğer müfrezelerin de bir an önce kurulmasında etkili olmuştur68.

66 Kurtuluş Savaşında İçel, s. 165; Akgündüz, a.g.e., s.521-522; Yurt Ansiklopedisi, İçel Maddesi. 67 Veli Haşim (Çiftçi), Mersin’in Musalı köyünde 1891 yılında doğmuştur. Asıl mesleği öğretmenlik ve

çiftçilik olup 1928’de Mersin’de vefat etmiştir.

Şekil

Tablo 2: Varsak Boylarının Cemaat Sayısı  İtibariyle Tahrir Defterlerine Göre   Dağılımı 88 BOYLAR  1519 1523 1526 1536 1543 1572  Kusun  84 94 92 90  104  112  Ulaş  69 68 58 61 70 71  Kuştemür  38 40 34 31 38 47  Esenlü  35 34 34 37 37 37  Gökçelü  27 27
Tablo 3: Tarsus İlçesi İdarî Birim Listesi
Tablo 4: Çamlıyayla İlçesi İdarî Birim Listesi
Tablo 5: Osmanlının Son Döneminde Tarsus’un Mahalleleri
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

Anahtar Kelimeler: Birinci Dünya Savaşı, Kadro Dergisi, Kadrocular, Burhan Asaf Belge, İsmail Husrev Tökin, Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Yakup Kadri

Türk Kadını dergisinin içeriğinde kadına dair, eğitim, aile hayatı, kadın ve terbiye, annelik, kadınlık, feminizm, moda, kadın hakları, kadınlığın ilerleme yolları,

Alaeddin Keykubad’ın deste- ğiyle İslam düşüncesi ve fütüvvet ilkelerine bağlı kalan Ahilik, tekke ve zaviye- lerde şeyh-mürid ilişkilerini, iş yerlerinde usta, kalfa

Bunlar, gök cisimlerinin belli biçimlerinin, özellikle ay ve güneş tutulmalarının, müneccimlerce felaket simgesi olarak görüldüğü ve hükümdar için tehlikeli

備急千金要方 緒論 -論大醫精誠第二 原文

As the grade of histologic inflammation increased, we noted liver surface appeared more yellowish, even more reddish and congested (Pearson coefficient of 0.188, p=0.000),

Buna ra~men yukar~daki de~erlendirmeleri, göz önünde bulundurup (iltizam süresinin iki y~ll~~a dü~mesi, önceden Kütahya'da üretimin di~er yerlere göre az olmas~~ fakat

Böy- lece bu çal~~mayla daha önce merhum Faruk Sümer taraf ~ndan bir cümle ile i~aret edilip geçihni~~ olan ve ilim âlcmince daha sonra üzerinde durul- maya!' bir