T A N I T M A L A R
Akdes Nimet K U R A T B.F. G e n i n g (Hening?), A.Kh. K h a l i k o v . Ranniye Bolgarı na Volge. İdil (Volga) boyunda ilk Bulgarlar. Bolşe-Tarhan mezarlığı. Sovyetler Bir liği, Bilimler Akademisi. Kazan'daki Dil, Edebiyat ve Tarih Enstitüsü.
" N a u k a " (Bilim) yayınlarından. Moskova 1964, 195 ss ve X I X levha. Sovyetler Birliğinde arkeolojik araştırmalara büyük bir önem verildiği ötedenberi malûmdur. Kazılarda çıkarılan "maddî kültür izleri" tarih yönünden aydınlatılmağa çalışılmakta, yazılı vesikaların bulunmadığı devirlerin gün ışığına kavuşturulması yolunda bu arkeolojik buluntular bilhassa büyük değer taşımaktadır. Mamafih Sovyetler Birliğin'de "Tarihin aydınlatılması" ancak "Marksizm açısı"ndan yani "Tarihî materyalizm" esas tutularak, yapılmakta olduğunu ta baştan belirtmek yerinde olur; dolayısiyle "kapitalist" memleketlerdeki "burjua" tarihçileri ve arkeolog larının görüşleri ve tefsirlerinin "gayri ilmî" olarak bir yana itildiğini de ayrıca kaydetmemiz gerektir. Sovyetlerde, "Besmele" kabilinden, muhak kak, Marksizm klâsiklerinden, başta Marks, Lenin, Stalin'in eserlerinden iktibaslar yapılmakta ve geçmiş devirlerin sosyal problemlerinde "sınıflaş-malar"ın daima önsafta yer almış olduğu gösterilmeğe çalışılmakta idi. Meselâ "kabirler", "defin merasimleri ve adetleri"nden bahis edildiği zaman, hemen "zengin"ler, "üst tabaka" ile "fukara"ların mezarları, ka birlerin yapılış tarzı ve içinde bulunan eşyadaki farklar göz önünde tutula rak, çok eski devirlerde dahi cemiyetler içinde "sınıf farkları" olduğu gös terilmeğe bilhassa gayret edilmekte idi ve hâlâ da öyledir.
Arkeolojide (ve bazı başka sahalarda da) bu çeşit yorumlamalar, ma mafih Stalin'in ölümünden sonra (1953), "materyalist tarih görüşü" pren sip olarak değişmemekle beraber, Stalin'in adı tamamiyle bir yana itilmiş ve Marks ile Lenin'in isimleri de o kadar çok zikredilmez olmuştur. H a t t â bazı arkeolojik eserlerde "Marksizm klâsikleri"ne artık hiç yer verilmemek tedir. Bu kabil eserlerden biri de 1964 te Moskovada çıkan "Volga (İdil) Bulgarlarının ilk devirlerine ait" olup Türk tarihini yakından ilgilendir mektedir.
Bu eser B.F. G e n i n g (ve aslen Kazan Türklerinden olan) A.Kh. K h a l i k o v (Halik oğlu) tarafından yazılmış ve şu başlığı taşımaktadır: Ranniye Bolgarı na Volge (İdil boyunda ilk -veya erken- Bulgarlar). Yani eserin adından da görüldüğü veçhile Bulgarların İdil boyuna gelişleri ve
yerleş-2 5 8 AKDES NİMET KUBAT
meleri konusu ele alınmıştır. Yazarlardan ikincisinin (Halikov'un) Kazan Türklerinden oluşu ayrıca dikkat çekicidir; Halikov yirmi yıldanberi İdil boyu arkeolojisi mütehassıslarından biri olarak ad kazanmış ve 1966 yılı Nisanında, Sovyetler Birliğinde en büyük ilmî paye olan "Doktor" (Tarih ilimleri Doktorasını Kazan Üniversitesinde başarı ile kazanmıştır. Gening de (asıl adı Hening olması gerekir, yani Alman menşelidir) yine tanınmış arkeologlardan biridir.
A.Khalikov, N.F.Kalinin ile birlikte, "1945-1952 yıllarında arkeolojik çalışmaların neticeleri" adıyla, Orta İdil sahasındaki kazılar hakkında güzel bir etüd neşretmişlerdi (Kazan 1954). Halikov bilhassa Kazan'ın doğusuna düşen, Çirmiş (Mari)lerin arkeolojisi üzerinde çalışmış, kazılar yapmış ve 1962 de "Çirmiş (Mari) bölgesi ahalisinin tarihçesi" adiyle mühim bir eser yazmıştı. Bilimler Akademisi tarafından neşredilen ve Sovyetler Birliği arkeolojik araştırmaları hakkında mühim tetkikleri ihtiva eden "Materyal-ler"in 97 numaralı nushasında, Orta İdil boyundaki "Abaşev kültürü" adını taşıyan tetkiklerde, A.Khalikov tarafından, "Mari (Çirmiş) Muhtar Cumhuriyeti sahasında Abaşev kültürüne ait buluntular" adiyle mühim bir yazı neşredilmişti (ss 157-266 ve X I I I levha). Khalikov bu defa "Taş ve bronz devrinde Orta İdil boyu" adiyle büyük bir eser hazırlamış ve bununla "Tarih ilimleri doktoru" payesini almıştır. Bu suretle, "İdil boyunda erken Bulgarlar" adlı eser hazırlayan her iki arkeologun da sahalarının tam ehli oldukları meydandadır. Dolayısıyle bu eserin ilmî değerinin de yerinde olması lâzım gelir. Tanınmış arkeolog olup Orta İdil arkeologyasına ait birçok yazı neşretmiş olan ("Orta İdil boyu arkası arkeolojisine ait mater-yeller", 1954; "En eski Bulgar uruğlarına dair" 1957) N.Y. P e p e r t ' i n re daksiyonunda çıkması, tanıtmakta olduğumuz esere ayrıca önem kazan dırmaktadır.
"İdil boyunda erken Bulgarlar" iki sahifelik bir giriş, dört fasıl ve an tropolojik tetkik olmak üzere tertiplenmiştir. Birinci fasılda -"Bolşe- Tar-h a n " (Büyük TarTar-han) mezarlığı; ikinci fasılda- "Orta İdil boyunda VIII.-IX.y.yıl kalıntıları"; I I I . fasılda -"Bulgar uruğlarının etnik durumları ve menşeleri" ve IV. fasılda- "Orta İdil boyunda Bulgar uruğları" ve M.S. Akimova tarafından yazılan "Erken Bulgarların antropolojisi" anlatılmış tır. Bu dört fasıldan I. si müştereken kaleme alınmış. I I . ve IV. sü A.Khali kov ve I I I . sü de Gening tarafından yazılmıştır. Eser, esas itibariyle, 1950 de meydana çıkarılan, İdil nehrinin sağ tarafındaki "Büyük T a r h a n " mezar lığındaki maddî kalıntılarla ve aynı zamanda diğer bir kaç "mezarlık" ile
(bilhassa "Tankeev mezarlığı") mukayeselerden çıkan neticelere dayan maktadır.
"Giriş"te, eserin mahiyeti ve çalışma tarzı işte bu "mezar'lardan fay dalanma yönünden aydınlatılmıştır. Eserin I. faslını "Büyük Tarhan Mezar lığı" teşkil ediyor. Burası, İdil (Volga) nehrinin sağ tarafında İdil'den 7
TANITMALAR 2 5 9 klm. mesafede, Züye (Sviyaga) nehrine dökülen, " T a r h a n k a " çayı üzerin
dedir ve "Bol'şiye T a r h a n ı " (Büyük Tarhan) köyü yakınındadır. " T a r h a n " adı ise buranın vaktiyle, her halde Kazan Hanlığı veya Altın Orda devrin den kalma bir isim olduğuna delâlet eder. "Büyük Tarhan Mezarlığı"nın bulunması ise 1939-41 de buralardan bir şose yolunun geçmesi ile bağlıdır. Yol kazılırken, insan kemiklerine rastlanmıştır; 1945 te de bir evin temeli kazılırken, üç mezar kalıntısı meydana çıkmıştı; 1947-48 yıllarında "buz h a n e " için çukur açılırken, yine bir mezar kalıntısına rastlanmış ve bronz d a n bilezikler bulunmuştu. 1950 de ise bir evin bahçesi, bir inşaat müna sebetiyle kazılırken, çokça eşyayı ihtiva eden bir mezarlık meydana çıkarıl mıştı ; bunlar arasında demir makaslar, bakırdan süs eşyası ve bir altın bile zik vardı (mamafih bu eşya ortadan kaybolmuştur). İşte bu sahayı araştır m a k maksadı ile 1950 de A.Khalikov'un idaresinde bir arkeolojik ekip,
"Büyük T a r h a n " a gelmiş ve kazılara başlamıştı. Burada bazı mezarlar ve bir takım eşya meydana çıkarılmış, ve bunların, V I I I . y.yılın ikinci yarısı ve IX. y.yılın ilk yarısı olmak üzere "Erken Bulgarlar"a ait oldukları görü şü öne sürülmüştü.
Buraya, 1957 de A.Khalikov ve B.F.Gening idaresinde yeni bir arke olojik ekspedisiyon gönderilmiş ve daha geniş ölçüde kazılarda bulunulmuş tu. 1960 da da Gening'in nezaretinde yine kazılar yapılmıştı. Netice itibariy le 358 mezar üzerinde araştırmalar yapılmakla beraber, bu "Mezarlığın" aslında 700-800 kadar kabirden ibaret olduğu tahmin edilmektedir. Kabir lerin tetkikinde bilhassa: "defin merasimi"nin tesbiti, "kabir tipleri", "iske letlerin yatırılış istikametleri", "mezarlara konan eşya" ve bilhassa "hayvan kemikleri" (başta at olmak üzere) ve "silâh"lar (kılıç, ok, hançer, süngü, kalkan) mühim rol oynamaktadır. Ayrıca "seramik" (çanak-çömlek) ve "süs eşya" (bilezik, boncuk v.b.) ile maddî hayatta kullanılan "alet"ler bilhassa "makaslar" ile, şayet varsa' "sikke" ve umumiyetle "maddî kültür izleri" bu mezarların tarihini (zamanını) tesbit etmek bakımından ehemmiyetlidir. "Defin merasimi" ve "defin usulleri" ile bağlılığı bakımından, mezar da, ölülerle birlikte bulunan "at kafa tası" veya "yiyecek kalıntıları"nın da ayrıca önemi büyüktür. Ölü ile birlikte bütün bir "at"ın, veya bazı parça larının beraber gömülmesi adeti, çok eskidenberi Türk göçebelerinde tes bit edilen bir âdettir. İbni Fadlan (M.s. 922 lerde) bu âdetin Oğuzlar'da geniş ölçüde tatbik edildiğini kaydetmişti. Mezara, yemek için konan hay van (koyun), ölünün bunu yiyeceğinin tasavvur edildiğini göstermektedir.
"At" ise, ölünün, ata binip gezmesini temin içindi. Mamafih "yemek" ola rak mutlaka " e t " faslından birşey olması da şart değildi; İbn Fadlan, me zarlara "nabiz" denen ve ağaç kaplara konan ve galiba bir mai halinde olan bir "mezar yemeği"nm konduğunu da kaydetmiştir. Buna benzer âdetin, "Erken Bulgarlar"da da bulunmadığı iddia edilemez. Mezarlarda çıkan dar boğazlı testiler, galiba, bu maksadla kullanılmıştı; kaplar, umu miyetle, ölünün baş uçuna sağ veya sol tarafına ve bazen başın tam uçuna konmakta idi.
2 6 0 AKDES NİMET KURAT
Mezarlarda bulunan kaplar üç gruba ayrılmaktadır: Çark ile yapılan testiler, elle yapılan çömlekler ve elle yapılan kaplar. "Büyük T a r h a n " mezarlığında alet, silâh veya süs kabilinden çok az eşya bulunmuştur. İş aletleri olarak bilhassa kadın iskeletleri yanında balçıktan yapılan "çıkrık"-lar bulunmuş, bir de erkek mezar"çıkrık"-larında çokça demirden makas"çıkrık"-lar görül müştür. Makaslar, umumiyetle, erkek iskeletlerinin sağ tarafında, bel hiza sında bulunmaktadır. Aynı veçhile, erkek mezarlarında, ateş elde etmek için kullanılan demir-çelik çubuklar ve çakmak taşları da konmuştur; bun lar umumiyetle sağ taraftadır; demir (çelik) parçası, çakmak ve fitilin bir keten kesede taşındığı anlaşılıyor. Kadın mezarlarında, bunların ağaçtan bir mahfaza içinde saklandığı görülüyor.
Silâh makulesinden ise, okların demirden uçları bulunmuştur; mama fih bunların sadece majik, rituel (âyinle ilgili) mahiyette oldukları, hem
adedlerinin çokluğu, hem de mezarın türlü yerlerine konmasından anlaşıl maktadır. Bazı mezarlarda at eğeri takımının bazı parçaları da (ağızlık, üzengi, toka) vardır. Ayrıca üç adet "kalkan" kalıntısı da bulunmuştur. Bütün bu eşya, bilhassa seramiklerin resimleri ve şekilleri kitabın sonundaki levhalarla güzel bir şekilde bir arada gösterilmiştir. Ziynet ve giyim eşyası, eğer takımı, bazı iş aletleri, bu mezarlıktaki "kültür tipi"ni aydınlatmak itibariyle mühimdir; bu hususlar yazarlar tarafından çok iyi bir tarzda iş lenmiş, mukayeseler yapılmış, bunların mahiyeti ve menşeleri hakkında bilgi verilmiştir.
Bu, "Büyük T a r h a n " mezarlığının "Erken Bulgarlara", yani Azak de nizi çevresinden İdil boyuna gelen ilk Bulgarlar'a ait olduğu da şüpheye mahal bırakılmayacak bir tarzda tesbit edilmiştir. Mezarlığın eskiliğine gelince, zamanın tesbitinde, orada bulunan bir kaç sikke işe yaramıştır. Bunlardan birisi, Sasanilerden Hüsrev I I . nin 30 ncu saltanat yılında (619 M.s.) vurulan bir Sasani dirhemi, ikinci sikke ise Harezim'de basılmıştır ve Arapça yazısı bulunuyor, " M u h a m m e d " sözü okunabiliyor. Bu sikke H a rezim'de Arap fütuhatı devrine, yani V I I I . y.yıla aittir. Üçüncü sikke ise bir Abbasî dirhemi parçasıdır; şimdiki tahmine göre 159-193 Hicrî (775-809 Milâdî) yıllarında basılmış olması lâzımgelir.
Eşya kalıntıları bakımından "Büyük T a r h a n " mezarlığına en çok benzeyen mezarlıkların başında, "Mıdlan-Şay" mezarlığı geliyor. Bu me zarlık, Vyakta nehrine akan Çeptsa çayı boyundadır; orada meydana çıkarılan 19 aded küfi yazılı sikkeden, buranın V I I I . y.yıl sonu ve IX. y.yılın ilk yarısına ait olduğu katiyetle tesbit edilmiştir. "Mıdlan-Şay" mezar lığında bulunan at ağızlıkları, üzengiler, kılıçlar, ağaçtan kaplar, ok uçları, bakır ve demir tokalar, elhasıl 40 kadar türlü eşya'nın, "Büyük T a r h a n " mezarlığındakinin tıpkısı olduğu görülmüştür. Aynı veçhile Mordva-Mokşi mezarlıklarındaki eşya da mukayese için ve zamanı tesbit bakımından çok faydalı olmuştur. V I I I . y.yıl sonu ve IX.'y.yıl ilk yarısına ait "Saltov"
me-TANITMALAR 2 6 1 zarlığında çıkan eşya arasında, "Büyük T a r h a n " mezarlığına benziyen eşya da vardır. İşte eşyalar arasında bu benzerlikler ve sikkelerin yardımı ile, "Büyük T a r h a n " mezarlığının, V I I I . y.yılın ikinci yarısı ve I X . y.yılın ilk yarısına (yani 750-850 M.s.) rastladığı anlaşılıyor. Mamafih eşya arasında d a h a erken bir zamana, VII.-VIII. y.yıllara ait olanları da mevcuttur; meselâ çıkık (patlak) gözlü boncuklar bunlardandır. Ayrıca VII.-VIII. y. yıl yapısı bir yüzük te bulunmuştur. Bunlar nazarı itibare alınırsa "Büyük T a r h a n " mezarlığının başlangıcının V I I . - V I I I . y. yıl arasında olması lâzım-gelir.
Bu mezarlığı yapanların etnik menşeleri ise, bilhassa defin şekli bakı mından, Aşağı Don boyu ve Doğu Avrupa'nın güneyinde meydana çıkarı lan "Bulgar eserleri"ne benzemesi itibariyle, bunların da "Bulgar" olduk ları meydana çıkmaktadır. Bilhassa Don'un sol sahilindeki "Tsımlyan me zarlığı" ile Tuna Bulgarlarının "Yeni Pazar" mezarlığındaki eşya ile "Bü yük T a r h a n " mezarlığındaki eşya arasındaki benzerlik, bu görüşü tamamiy-le tasdik etmektedir. Bu surettamamiy-le, "Büyük T a r h a n " mezarlığı, V I I . y.yıl sonu ve V I I I . y. yıl başlarında aşağı Don boyu veya Azakdenizi çevresin den göçeden ve Orta İdil boyuna gelen bir Bulgar zümresi tarafından mey d a n a getirilmiştir.
Orta İdil boyunda tesbit edilen ve üzerinde araştırmalar yapılan "Me zarlıklar" arasında bilhassa "Tankeevka" adı ile bilinen bir mezarlık dik kati çekmektedir. Burası eski Kazan vilâyeti, Spas kazasına (İdil'in sol sahilinde, sonraki Bulgar şehrinden bir az güneyde) bağlı idi. Bu mezarlık, A.Khalikov tarafından araştırılmış ve bazı arkeologların kabul ettikleri veçhile, Fin-ugor değil, Türk menşeli bir kavime ait olduğu tesbit edilmiştir. Bu sahadaki arkeolojik araştırmalar ve bilhassa, A.Khalikov'un çalışmaları ve incelemeleri neticesinde, Orta İdil boyuna Türk menşeli kavimlerin geliş leri, şimdiye kadar kabul edilen tarihlerinden daha çok evvel vukubuldu-ğunu ve galiba, Yedi-Su'daki (Semireç'ye) Usun'larla bağlantısı olduvukubuldu-ğunu göstermektedir. Orta Asya ile Orta İdil boyu arasındaki benzeyişleri bil hassa seramik-testilerle tesbit edilmektedir. Ayrıca, Kama nehrine dökü len Meşe ırmağı boyundaki "Rojdestvenskoye" mezarlığının, bütün diğer mezarlıklardan tarih cihetinden en eskisi olduğu biliniyor; bunu bazı araş tırıçılar, meselâ İdil Bulgarları üzerinde birçok tetkikleriyle tanınan A.P. Smirnov, Slavlara (yani Ruslara) ve V I - V I I I . y.yıllarına ait olduğunu iddia etmişti. Halbuki, Khalikov bu görüşün yanlış olduğunu söyliyerek bunun Slavlarla hiç bir ilgisi olmadığını ve Bulgarların İdil boyuna geliş lerinden önceki bir zamanda meydana geldiğini kabul etmiştir.
I I I . fasıl Bulgarların etnik teşekkül ve menşelerine aittir. Sovyetler Birliğinde, takriben 1940 lardan itibaren kavimlerin etnik teşekkülü mese lelerine çok önem verilmiş ve bunun "etnogenez" usulleri ve görüşleri ile halledilmesine çalışılmıştı. Belli bir sahada, arkeolojik kazılar ve antropo lojik incelemelere dayanılarak, "en eski yerli" halk tesbit ediliyor ve hali
2 6 2 AKDES NİMET KURAT
hazırda orada yaşayan ahalinin menşei buna göre izaha çalışılıyordu. Bu "araştırmalar" sonunda, meselâ Azerî Türklerinin menşei "Türk değil" Medler'e kadar çıktığı, yani İndo-Avrupai olduğu, veya Özbeklerin menşelerinin, aslında Türk değil, Türkistanda bundan iki bin yıldan önce leri yaşayan ve Türk olmıyan bir takım kavimlere bağlanıyordu. Aynı veç hile İdil-Ural sahasında yaşayan bugünkü " T a t a r " l a r ve Başkurtların, Türk menşeinden gelmedikleri, Orta İdil boyunda binlerce sene M.ö. yaşa yan bir takım kavimlerden (bunlar arasında erkenden Slavların da karış ması ile meydana gelen zümrelerden) neşet ettikleri öne sürülmekte, O r t a İdil boyu halkından bir kısmının ancak sonradan "Türkleştikleri" öne sü rülmekte idi. Sovyetler Birliğinde tatbikine çalışılan bu "etnogenez" usulü n ü n esas hedefi, oradaki Türk kavimlerine, kendilerinin aslında hiç te
" T ü r k " olmadıklarını, sözde "ilmî tetkiklerle", isbata çalışmaktı. Buna bir de "Marr nazariyesi" diye bilinen ve aslında tamamiyle yanlış olan bir takım "dil nazariyeleri"de karıştırıldı ve böylelikle, Türk kavimlerinin
"Türklüklerini" red ve inkâr etmeleri için birtakım görüşler öne sürüldü. Tanıtmakta olduğumuz eserde ise, bizi memnun eden cihet, bu gibi ilmî olmayan görüşlere fazla yer verilmediğidir; mamafih, Sovyetler Birliğinde hala devam edip giden şartlar içinde, bu görüşlerden büsbütün vazgeçmek te henüz mümkün değildir.
Eserde, Bulgarların menşeleri hakkında şimdiye kadar öne sürülen nazariyelerin kısa bir hülâsası nakledilmiştir. Bu münasebetle A.P.Smir-nov'un, "Bulgarların aslında, Alan-Sarmat menşeli olup, Azak çevresinin otokton ahalisi oldukları, ve M.s. I. bin yılında "Türkleştikleri" nazariyesi de zikredilmiştir. A.P.Smirnov'a göre, "Büyük Bulgar devleti" parçalan dıktan sonra, Bulgarların bir kısmı, V I I . - V I I I . y.yıllarda İdil ve K a m a boyuna gelmiştir. Fakat meydana çıkarılan arkeolojik malzeme karşısında, Smirnov'un, Bulgarlar hakkındaki görüşü, yani onların Alan-Sarmat men şeli oldukları nazariyesinin hiç bir esasa dayanmadığı açıkça görülmüştür. Kavimler Büyük Göçleri sırasında (M.s.IV. y. sonu ve V. y.başlarında) Karadenizin şimalindeki türlü kavimler hakkındaki bilgiler (tanıttığımız eserde) sıralandıktan sonra, Bulgarlara ait ilk sarih kaydın, Bizans İmpara toru Zenon tarafından, 480 de, Bulgarları Gotlara karşı harbe davet ettiğine ait, Antakyalı Johannes'in "Kroniği"ndeki bir kayıt teşkil ettiği belirtilmiştir. İşte bu Bulgar zümreleri, 370 (M.s.) lerde başlayan H u n hareketiyle birlikte aşağı Don'dan Batıya doğru ilerlediklerinde, galiba bir müddet Azak denizi çevresinde kalmışlardı. VI. y.yılın ikinci yarısında Bulgarlar "Kutrigur" ve "Utigur" diye iki kısma bölünmüşlerdi. Göktürk hâkimiye tinin, 556-571 yıllarında Hazardenizi çevresi ve Kafkasların şimalinde ya yıldığı sıralarda, Azak denizi yakınlarında yaşayan Bulgarlardan bir kıs mının da GökTürklere tabi oldukları anlaşılıyor; bu G ö k T ü r k hâkimiye tinin, 630 yıllarına, yani GökTürklerin Çin hâkimiyetine düşmelerine kadar devam etmiş olması mümkündür.
TANITMALAR 2 6 3 Gök-Türk Kağanlığının zâfa uğraması üzerine, Bulgarlar kendi başla
rına, Kubrat'ın idaresi altında, büyük bir devlet kurdular ("Büyük Bulgar devleti"). Fakat az sonra Hazarların yükselişleri ve Bulgarların bir kısmını idareleri altına almaları, Bulgarlardan bir kısmının Orta İdil boyuna göç etmeleriyle neticelenmiştir (Bkz. Artamonov'un "Hazarların Tarihi", Leningrad 1962; (tanıtılması): A.N. K u r a t , Tarih Araştırmaları Dergisi, sayı 4-5 (1967, ss. 197-236). Bu sıralardaki etnik durum ve hareketler, Artamonov'un eserinde haritada gayet iyi bir şekilde gösterilmiştir
(ss. 121 ve 134).
Azakdenizi çevresindeki Bulgarlara ait olduğu anlaşılan "mezar"lar ve bulunan eşya üzerindeki araştırmalar neticesinde, bunlarla, Yedi-Su'daki
"Usun"lar (M.ö. I I I . - M . s . I I I - I V . y. yıllar) arasında bağlantılar bulun duğu tesbit edildiği cihetle, Bulgar uruğlarının, aslında, vaktiyle Yedi-Su'da oturmuş oldukları ihtimalim ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, M.s. I.nci bin-yılın ortalarında, Batı Sibiryada bazı Türk kavimlerinin Orta İdil boyuna geldikleri de tesbit edilmektedir; bu suretle Orta İdil sahasında Türk unsu runun süratle çoğaldığı ve otokton Fin zümrelerinin de "Türkleştirilmesi" hareketinin kuvvetlendiği anlaşılıyor. Yapılan antropolojik tetkikler sonunda en eski Bulgar zümrelerinin meydana geliş sahası olarak bugünkü Kaza kistan'ın doğu kısımları ve " U s u n " Türk uruğları camiası olduğu belir mektedir. Bu husustaki görüşler Gening ve Khalikov tarafından teferruatlı bir şekilde işlenmiş ve inandırıcı delillere dayandırılmak istenmiştir. "İdil boyunda erken Bulgar" adlı eserin en mühim kısımlarını, eski Türk tarihi ile ilgili olması itibariyle de, şüphesiz, bu meseleye ayrılan sahifeleri teşkil etmektedir; bununla aynı zamanda, müelliflerin, "etnogenez" gibi dar görüşlerin tesirinden kendilerini kurtardıkları da anlaşılıyor; bu ise ilim ba kımından büyük bir kazançtır.
Eserin IV. faslı, "Orta İdil boyunda Bulgar uruğları"na hasredil miştir. Bu meselenin aydınlatılmasından önce, Orta İdil boyunda yaşayan türlü kavimler ve zümreler hakkında, arkeolojik araştırmalar ışığı altında, bilgi verilmektedir. Bura kavimleri "Fin-ugor" grupuna ait olup, İdil'in sağ tarafında, Züye nehrinin batısında, Mordva (Mokşı), Kama'nın şima linde, Çirmiş (Mari) ve Ar (Udmurt) 1ar olmak üzere üç zümreden ibaretti. Orta İdil boyunun, sonraları Bulgar sahası olarak tanınan yerlerin, Bulgar lardan önce, IV-VII. y.yıllarda, "İmen'kovski kültürü" adı altında bilinen bir zümre tarafından işgal edilmiş olduğu meydana çıkmıştır. Bu zümrenin etnik mensubiyeti hakkında türlü görüşler öne sürülmüş, "Slav" nazariye sinden başka, "Fin-ugor" " M a c a r " oldukları kabul edilmek istenmişse de, Gening tarafından onların "Türk "gurupuna dahil oldukları görüşünün doğru olduğu çok daha mümkündür (s. 142). Anlaşılan, "Erken Bulgar"lar işte bu "İmen'kovski kültürü"ne mensup uruğlarla temas etmişlerdi. Bulgar ların bilhassa Mordva-Mokşı'larla da erkenden temas ve tesir ettikleri anla şılıyor ; bu tesirler bilhassa Mordva mezarlarında bulunan at takımlarında
2 6 4 AKDES NİMET KURAT
kendini göstermiştir. Mordva dilindeki Türkçe unsurların da işte bu Bulgar larla temas neticesinde hasıl olduğu anlaşılıyor. Erken Bulgarların aynı veç hile K a m a nehrinin kuzeyindeki Vyatka (Nukrat) ile Vetluga nehirleri ara sında yaşayan Mari (Çirmiş)lerle de temasa geldikleri biliniyor.
Bulgarların, mamafih, V I I I - I X . y. yıllarda yerli kavimlerle karışma dıkları, kendi hususiyetlerini, etnik bütünlüklerini muhafaza ettikleri görü lüyor. Fakat X.y.yıldan itibaren (başlarında) Bulgarların siyasî faaliyeti birdenbire hızlanmış ve Orta İdil boyunda büyük bir "Bulgar Devleti" kurulmuştur. Bu Devletin yerli unsurlarım, Bulgarlardan önce buraya gel miş olan Türk unsurları ve muhtelif Fin zümreleri teşkil etmekle beraber, Devleti kuran ve yürüten unsur ise Bulgarlardı. Yerli Türk unsuru ise "Tan-keevka mezarlığı"nda çıkarılan kalıntılarla tesbit edilmiştir. Yerli Türk zümreleri ile karışan Bulgarlar'ın tekrar "Türkleştikleri" anlaşılıyor; daha doğrusu aslında Türk menşeli olan Bulgarların bu defa Orta İdil boyundaki " T ü r k " unsuru ile büsbütün karıştığı görülüyor. Fakat Devlet kuran unsu run "Bulgar" adım taşıması keyfiyeti, Bulgar Devletine giren bütün Türk unsurlarının da aynı adı taşımasını icabettirmiştir. Bu kısım A. Khalikov tarafından kaleme alınmış, gerek arkeolojik belgeler ve gerekse yazılı kaynak larla teyit edilmek suretiyle, başarılı bir etüd halinde işlenmiştir.
Eserin sonuna eklenen antropolojik araştırma, M.C.Akimova (her halde Rus olacak) tarafından yazılmıştır. "Büyük T a r h a n " mezarlığındaki iskeletlerin, "Tankeevski" mezarlığındakilerle mukayesesi neticesinde, bunların bir birine hiç benzemedikleri de tesbit edilmiştir. Diğer yandan,
"Büyük T a r h a n " mezarlığındaki iskeletler, "Bulgar "şehrindeki mezarlık larda bulunan iskeletlerle mukayese edilmiştir; alınan neticede: Bulgar ların sonraki devirlerde, eskisine nisbetle antropolojik bakımdan tamamiy-le değiştiktamamiy-lerini de göstermektedir. Yani "Erken Bulgar" unsurları, hem yerli hem de sonraları mütemadiyen doğudan gelen yeni Türk zümreleriy-le (bilhassa Kıpçaklar) geniş ölçüde karıştıkları tesbit edilmiştir ki, bu hu sus tarihî olaylarla tamamiyle teyit edilmektedir.
"İdil boyunda erken (ilk) Bulgarlar" adlı eser, Tataristan Cumhuri yetinde de, tamamiyle ilmî esaslara bağlı kalınmak üzere, eserler yazılma ğa başladığını açıkça göstermek itibarı ile büyük bir önemi haizdir. "İdil Bulgarları" problemi, bugünkü Kazan Türklerinin (Tatarlarının) menşei ve bir "millet" olarak gelişmesi cihetinden, arkeologlar ve tarihçiler tara fından ehemmiyetle üzerinde durulmuş bir mesele idi. Sovyetlerde yukarda da belirtildiği üzere, (Rus olmayan) kavimlerin menşeleri ve gelişmeleri hususunda, "etnogenez" esaslarını, yani mümkün mertebe eskiye giderek, "yerli" unsurları tesbite ve aynı zamanda, bu "yerli" unsurların erkenden "Slav" (Rus)larla temas ve tesirleri hususuna çok önem verilmekte idi. Bu görüşle hareket edildiği taktirde "yerli" unsurların " T ü r k " oldukları bir yana bırakılacak ve menşelerini diğer kavimlere, meselâ Slavlara,
bağ-TANITMALAR 2 6 5
lamak yolu tutulacaktı. Nitekim A.P.Smirnov, yine yukarda belirtildiği üzere, eski Bulgarları, Alan-Sarmatlardan çıkarmak istemişti. Slavlar ile Sarmatlar arasında bağlar kurulmak istendiğinden, bu suretle Bulgarlar ile Slavlar (yani Ruslar) arasında bir bağ kurulacak ve dolayısıyla, Bulgar ların halefleri olan bu günkü Kazan ili Türkleri (Tatarlar) demek ki, Rus ların çok eskiden "kardeşleri "idi. Bu "kardeşliğin" dolayısıyle bugün için bilhassa önemi büyük olmalı idi. Tamamiyle "siyasî" bir maksad taşıyan bu görüş, B.F. Gening ve A.Khalikov'un tetkikleriyle esasından red edil miş ve yanlış olduğu gösterilmiştir. Dolayısıyle, "erken Bulgarlar"m, Türk menşeli olduklarından başka, Orta İdil boyu ahalisinin, galiba IV. y.yıldan itibaren geniş ölçüde Türk kavimleri tarafından işgal edildiği de, arkeolo jik araştırmalar neticesinde açık olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Bununla,
Kazan Türklerinin (oradaki resmî isimleri ile: Kazan Tatarlarının) etnik menşei meselesi de hiç bir şüphe götürmez bir şekilde aydınlanmış oluyor; yani Kazan Türkleri, Bulgar Türkleri ile Kıpçak Türklerinin karışmaları ile meydana gelmişlerdir.
Eserin başka bir hususiyeti de Bulgarla ilgili çok zengin bir bibliyoğraf ya konmasıdır. Bunlar arasında yalnız Rusça değil, diğer dillerde çıkanları da konmuş, "burjuva" eserleri diye bir yana itilmemiştir. Ayrıca biz bu eserden, Taşkent'te M a h m u t Kâşgarinin Divanı Lügat it-Türk'ünün, neş-redildiğini ve Özbekistan'da Türk dillerinin ciddî olarak araştırıldığını da bir daha görmüş oluyoruz. Tanıtmağa çalıştığımız bu "Erken Bulgarlar" eserinde en mühim kısımları kaleme alan A.Khalikov'un, arkeoloji saha sında çok tanınmış bir bilgin olması ise, Tataristanda hali hazırda Orta İdil boyu arkeolojisi, Tarihi ve bilhassa "Bulgar devri"ne büyük bir önem verildiğinin yeni bir misalidir. Bu sahadaki çalışmaların başarılı bir şekil de devamını dilerken, B.F.Gening ve A.Khalikov'un İdil boyunda erken Bulgar gibi mühim bir eserle Türk tarih ilmine önemli bir katkıda bulun duklarını bilhassa belirtmek yerinde olur.
Akdes Nimet K U R A T
Alexandre B e n n i n g s e n et Ch(antal) L e m e r c i e r - Q u e l q u e j a y . La presse et le mouvement national chez les Musulmans de Russie avant ıg20. (Rusya
Müslümanlarının 1920 den önce matbuat ve millî hareketleri) Paris-La Haye Mouton and Co. 1964. 386 pp. Paris'te Sorbonne'a bağlı "Ecole Pratique des Hautes Etudes" tarafından bir müddetten beri Rusya Müslümanlarına ait mühim tetkikler yapılmakta ve yayınlanmaktadır. Bu kabilden olmak üzere 1959 dan beri "Gahiers du monde russe et sovietique" adiyle bir mecmua neşredildiği gibi, 1960 da, Kazan Türkleri arasında Komünist Mir-seyit Sultan Galiyef tarafından yürütülmek istenen, yeni tip "Sosyalizm"e ait neşredilen bir eser bilhassa büyük bir önemi haizdir. Bu eser Alexandre Benningsen ile Chantal Quelquejay tarafından kaleme alınmıştır. Bu eseri ilerde tanıtacağımız vâadı ile, bu defa yine aynı yazarlar tarafından bastırı lan "Rusya Müslümanlarının 1920 den önceki matbualatı (dergi ve gazete) ve millî hareketleri" adlı eserlerini bahis konusu edeceğiz.
Al. Benningsen ve Ch. Quelquejay, on yıldan fazla Rusya Müslüman ları meselesini tetkik konusu olarak almışlar ve hakikaten bu sahada başarılı bir çok iş yapmışlardır. Rusçaya vukufları (Benningsen aslen Rusya'lı meş hur bir aileye mensuptur) ve Türk dillerini de öğrenmiş olmaları kendileri ne bu sahada tetkik imkânlarını sağlamaktadır. Ayrıca Rusya'daki Türk kavimlerine karşı sempati beslemeleri bu tetkikleri büsbütün canlandırmak tadır. Bu kabilden olmak üzere, kendileri, Paris'te, yukarda adı geçen müessesede Rusya'nın dışında türlü kütüphanelerde ve bilhassa Finlân-diyada, Helsinki'de, muhafaza edilen dergi, gazete ve kitapların mik rofilmlerini çekmişler ve bunların kataloglarını teksir yolu ile yayınlamış l a r d ı . İ ş t e şimdi tanıtacağımız eser bu türlü çalışmaların bir mahsulüdür.
Matbuat'ın, her devirde, fikirleri yaymak hususunda oynadıkları rol herkesçe malûmdur. Batı Avrupa'da "Demoktatik idare"nin yerleşmesinde,
"matbuat hürriyeti"nin ne kadar mühim bir âmil olduğunu tekrarlamağa lüzum dahi yoktur. Ayni veçhile ve belki de ondan daha fazla olarak, yeni uyanmaya başlıyan bir milletin, her türlü fikir hareketleri ve edinmeğe çalıştığı birçok bilgi, işte "gazete" ve "dergi"ler vasıtasiyle yayılmakta ol duğu ve dolayısiyle "gazete" ve "dergi"lerin bu milletlerin hayatında, yal nız "uyandırıcı" değil, ileriye doğru itici, yürütücü rolü olduğunu da hiç
2 7 0 AKDES NİMET KURAT
m a n " gazetesine hasredilen sahifeler teşkil etmektedir. Bu münasebetle İsmail Beyin hayatı ve faaliyeti gayet açık bir şekilde ve takdirle aksettiril miştir: "Tercüman" gazetesi 10 Nisan 1883 tarihinde, Bahçesaray'da in tişara başlamıştı. Yarısı Türkçe, yarısı Rusça idi: işte bu ilk nushasının fo tokopisi de dercedilmiştir. (s. 38-39). 1905 ten itibaren " T e r c ü m a n " gaze tesi yalnız Türkçe olarak çıkmaya başladı ve İsmail Bey'in vefatına kadar devam etti (1914).
" T e r c ü m a n " gazetesi 1905 Rus İhtilâline kadar Rusyada çıkmakta olan yegâne gazete olmak hasebiyle, çok büyük bir önemi haizdi. Tanınmış ya zarlardan Kazanlı Cemalettin Velidi'nin dediği gibi, " T e r c ü m a n " gaze tesi, en büyük Rus gazetesi olan "Novoye Vremya"dan bin defa, ve hattâ meşhur İngiliz gazetesi olan "Times"tan, kendi muhiti dairesinde daha te sirli olmuştu". "Tercüman" gazetesinin en büyük hususiyeti Kırım'da, İstanbul'da, Kazan'da, Bakû'de ve Taşkent'te, tahsilleri yerinde olan kim seler tarafından, okunup anlaşılması ve fikirlerinin benimsenmesi idi. Mama fih, adları sayılan bu memleket ahalisinin aşağı tabakası için " T e r c ü m a n " m dili tamamiyle yabancı idi; fakat o devirde İstanbul'da çıkan gazetelerin Anadoludaki halk tarafından kolayca anlaşılmadığı da hatırdan çıkmasın. " T e r c ü m a n " gazetesinin ana prensibi: "Dil'de, fikir'de ve iş'te birlik" şiarı ile ifade edilmişti. Bununla Türk kavimleri arasında " U m û m î bir Türk dili" yaratılmasına çalışılacaktı. Bu dilin esasım ise Osmanlı Türk-çesi teşkil edecekti. Tamamiyle sun'i bir şekilde yapılması istenen böyle bir "edebî dilin" umûmileşmesi ancak bir ihtimalle mümkün olabilecekti: Rusyadaki bütün Türk kavimlerinin bir "siyasî" bünye içinde birleşmeleri, yani İstiklâllerini kazanarak bir Devlet içinde yaşamaları. Yani "Devlet otoritesi" ile belki de böyle bir " U m u m î Türkçe" kabul ettirilecek ve umû-mileştirilecekti. Halbuki buna maddeten hiç bir imkân ve ihtimal yoktu ve İsmail Bey Gaspralı'nın en az uğraştığı ve meşgul olduğu saha da "siyaset" idi; o, bilakis Rus makamlarını ve Rus hükümetini hiç bir hususta kuşku landırmak istemiyor ve bu hususta fevkalada titizdi; hattâ bu yüzden ken disi bir çok defa serzenişlere bile maruz kalmış ve "Rus Çarlarının uşağı" olarak vasıflandırılmıştır. Mamafih Gaspralı İsmail Beyin " U m û m î Türk dili" yaratmak hususundaki çabaları yine de çok faydalı oldu; çünkü, yukarda da belirtildiği üzere, Türk ülkelerinin her birinde tahsilleri olan kimseler, bilhassa ulema zümresi ve Medresede okuyanlar, " T e r c ü m a n " m dilini mükemmel anlıyorlar ve İsmail Beyin ortaya attığı fikirleri takip ede biliyorlardı. İşte " T e r c ü m a n " vasıtasiyledir ki, başta Kazan ilinde olmak üzere, haddi zatında "Batı medeniyetine intisab " yolunda ilk adım teşkil eden "Cedidcilik" hareketi süratle yayılmıştı. Ancak 1905 teki Rus İhtilâ lini müteakip, her tarafta yerli ve milli matbuat geliştikten sonra, "Ter c ü m a n " gazetesi Kırım'a münhasır kaldı. Bütün bu hususlar Benningsen ve Quelquejay tarafından teferruatiyle belirtilmiştir.
Rusya'da 1905 İhtilâlinden sonra, "Matbuat hürriyeti"nin ilânı üze rine, Kazan ve Orenburg başta olmak üzere, Müslüman-Türk gazete ve
TANITMALAR 2 7 1
dergilerinin süratle çoğaldığı müşahede edildi. Bu faaliyete, eserin I I . Bölümü hasredilmiş ve İsmail Ramiyef'ten Vakitli Tatar Matbuatı'na, ve diğer bazı neşriyata dayanılarak, birçok bilgi nakledilmiş, bilhassa Kazan Türkleri'nin matbuatı hakkında bazı isabetli görüşler serdedilmiştir. Bu mat buat, artık millî şuur sahibi olan Kazan Türkleri burjuvavizisi, tüccarları ve iş adamlarının millî ve dinî isteklerinin tercümanı mahiyetinde idi. Aynı zamanda, Kazan Türkleri arasında zayıf da olsa, belirmeğe başla yan "Sosyalist" görüşler de dile getirilmek üzere idi.
Kazan'da meşhur misyoner İlminski'nin tavsiyesi üzerine 1872 de açılan ve esas gayesi "Tatarları Ruslara yaklaştırmak" (yani Hıristiyanlaş-tırmak) olan bir "Rus-Tatar Muallim Mektebi" açılmıştı. Bunun tedris dili Rusça idi. İşte bu mektebin talebeleri arasında, Kazan'daki Rus Üni versiteleri (student) ve Rus aydınlarının tesiriyle, Kazan aydınları arasında Sosyalist ve "İhtilâlci" fikirler yayılmağa başladı. 1905 İhtilâlinin getirdiği "serbesti" bu gibi cereyanların birdenbire artmasına yol açmıştı. Mamafih bütün bu gibi cereyanlar Ruslar arasında dahi henüz başlangıç safhasında olduğu cihetle, umûmî seviye bakımından çok daha aşağı bir durumda olan, hele "işçi sınıfı" diye vasıflandırılan alt tabakanın mevcut olmayı şından Kazan Türkleri arasında "sosyalist" hareketlerin çok mahdut kalacağı aşikardı.
Kazan Türklerindeki matbuat iki cepheye ayrılmıştı: 1 - Kadimciler neşriyatı
2 - Cedidciler neşriyatı
Benningsen ve Quelquejay'in eserinde bu hususta gayet güzel tasnifler yapılmış ve misaller getirilmiştir. İsmail Bey Gaspralı tarafından tatbikine başlanan ve "Usulü Gedid" (yeni usul) diye bilinen ve Kazan ilinde çok ta raftar bulan yeni tedris usulü, Kazan İlinde "Cedidcilik" diye tanınmıştı. Buna karşı hayli kalabalık olan ve eski usulün muhafazasını istiyen, birtakım cahil mollalar, işanlar, "bay"lar (zenginler) cephe almışlar ve " K a d i m c i " diye tanınmışlardı. "Cedidcilik" ise ayni zamanda sosyal hayatta da deği şiklik, yenilik istiyen, Batılaşmaya doğru giden, ve İslâmiyeti her türlü hu-rafattan kurtarmayı gaye edinen bir hareket haline gelmişti. Bundan ötü rü "Kadimciler", "Cedidciler'e" adetâ "dinsiz" nazariyle bakmaya başla mışlardı. Rus hükümeti de Rusya'daki Müslümanların terakki etmelerini Rusya için tehlikeli saydığından, "Kadimcileri" desteklemekte idi. Fakat 1905 İhtilâlinden sonra, "Cedidciler" daha rahatça çalışmak imkânlarını buldularsa da, 1908 den sonra Rusya'da reaksiyonun tekrar kuvvetlenmesi üzerine, Rus hükümeti "Kadimcileri" desteklemekte devam etti. Bu hâl 1917 İhtilâline kadar sürüp gitti. Mamafih, "Cedidcilik "hareketi boyuna ge lişti ve hattâ taassubun kalesi sayılan Buhara'ya kadar tesirini göstermeğe başladı.
2 7 2 AKDES NİMET KURAT
Bu "Cedidci" faaliyetin merkezi Kazan şehri idi. Zaten Kazan, bir müddettenberi medreseleri, mektepleri ve bilhassa açık fikirli tüccar (bur juvazi) ve çok sayıdaki matbaası ile, Rusya Türkleri'nin "medenî merkezi"
derecesine yükselmişti. En mühim cihet de, vaktiyle nasıl (IX.-X. y.y.) Türkistan'lı tüccarlar İslâmiyetin "misyonerliği"ni yapmışlarsa, bu defa Kazan'lı tüccarlar da, İsmail Bey Gaspralı'nın telkiniyle gelişen, "Türk ülük" ün propagandasını yapmakta idiler. Bir taraftan genç Tatar molla ları, muallimleri, diğer yandan işte bu tüccarlar Kazak-Kırgız bozkırların da, Türkistan şehirlerinde, "Cedidcilik"le birlikte "Türkçülük" fikirlerini de yaymışlardı. Bu hususta en büyük âmil de Kazan'daki " T a t a r " neşriyatı idi. Benningsen ve Quelquejay bu faaliyetler hakkında etraflı bilgi vermişler ve Kazan'da çıkan dergi ve gazetelerin bu hususta nasıl mühim bir rol oy nadıklarım göstermişlerdir.
Eserde, Kazan'da çıkan gazete ve dergiler, mevzuları ve siyasi istika metlerine göre tasnife tabi tutulmuş (s.102-103), çıktığı tarihler ve şehirler
(Kazan'dan başka yerlerde de Kazan Türkçesi ile gazeteler ve dergiler intişar etmekte idi) gösterilmiştir. Eserde tesbit edildiği üzere, 1902-1916 yılları arasında mecmuu 63 yayından, 22.'si Kazan'da, 10.'u Astarhan'da, 10.'u Orenburg'da, 7.'si St. Peresburg'da, 5.'i Ufa'da, 3.'ü Moskova'da, 3.'ü Uralsk'te, 3.'ü Tomsk (Sibirya'da)'ta, 1.'i Troitsk'teve 16.'sı Samara (bugün kü Kuybışev)'da çıkmıştı. Bunlar hakkında, bazan teferruatlı, bazan kısa ca bilgi nakledilmiştir; tabii, yukarda adı geçen İsmail Ramiyef'in Vakitli
Tatar matbuatı esas tutulmuştur. Mamafih bu dergi ve gazeteler tanıtı lırken, bazılarının üzerinde daha fazla durularak, icra ettikleri tesirlere göre daha geniş bilgi verilmesi yerinde olacaktı. Bu noksana ileride temas edeceğiz.
29 Ekim 1905 te Kazan'da çıkmaya başlayan en mühim gazete "Ka zan Muhbiri" idi. Bunun sahibi, Kazan Türkleri aristokrat ailelerinden, tanınmış avukat Seyitgerey Mirza Alkin ve başyazarı da Yusuf Akçura Bey idi. Türkiye'de, Harbiye Mektebinden çıktıktan sonra, Abdülhamit I I . ta rafından Fizan'a sürgün edilen Yusuf Akçura Bey, Paris'e kaçmış ve orada
"Ecole des Sciences Politiques" de tahsilini ikmal etmişti. Milliyetçi ve " T ü r k ç ü " fikirlerle dolu olan Yusuf Akçura Bey, Paris'te iken yeni cereyan lar ve Batı demokrasisini de yakından görmek ve tetkik etmek imkanını bul muş, Fransız Profesörlerinden aldığı ilhamlarla Türk dünyası için de bir takım yeni hareketler tasarlamaya başlamıştı. Rus İhtilâli üzerine, asıl doğduğu memlekete, Kazan'a dönmek imkânı bulmuş ve burada, sayıları ancak iki-üç olan (bunlardan birisi Sadri Maksudi Beydir) Avrupa tahsilli Kazan Türklerinin en mühim simalarından biri olmuştur. "Kazan Muh-biri"nin çıkarılmaya başlaması Yusuf Akçura Beye faaliyeti için mükem mel bir fırsat teşkil etmişti. Bu gazete siyasi temayülü itibariyle "liberal"di, ayni zamanda "Türkçülük" careyanını da temsil etmekte idi. "Kazan Muh biri", Yusuf Akçura Beyin, Türkiye'de "Meşrutiyet" ilânından sonra
İs-TANITMALAR 2 7 3 tanbul'a gitmesinden sonra da bir müddet devam etmişse de, mecmuu 404
sayı teşkil eden bu mühim gazete 22 Ekim 1910 da abone azlığından kapan mıştır. "Kazan Muhbiri"nden Helsinki Kütüphanesi ve diğer yerlerde nüs hası bulunmadığından, Benningsen ve Quelquejay, bu neşriyat hakkında daha geniş bilgi verememişler ve her hangi bir fotokopi de koyamamışlardır.
Kazan'da çıkan diğer bir mühim gazete de "Yulduz" (Yıldız) idi. Sadri Maksudi Beyin büyük biraderi Hadi Maksudi tarafından neşrine baş lanmış (15 Ocak 1906) ve Şubat 1917 İhtilâlinden sonra da devam etmiş ve galiba Oktober İhtilâlinden sonra kapanmıştır. Gazetenin sahibi ve baş muharriri, Kazan Türklerinin en tanınmış simalarından biridir; gazeteci likle birlikte bilhassa maarifteki hizmetleri, mektep kitapları müellifi ola rak ad kazanmıştır. Tanıtılan eserde, Hadi Maksudi Beyin Ankarada öl düğü yazılmışsa da (s.68, not), her halde bir yanlışlık eseri olacaktır (Ab dullah Battal Taymas'ın "İki Maksudiler" adlı kitabındaki (s.66) bir kayıd iyice anlaşılamamıştır). Hadi Maksudi Bey Kazan'da ölmüş olmalıdır.
Kazan'dan sonra, "kültür merkezi" olarak Orenburg şehri mühim bir mevki işgal etmişti; bunun sebebi Orenburg'da altın madenleri ocakları sahibi multimilyoner Zakir ve Şakir Ramiyef'lerin, Kazan Türkleri arasın da yeni fikirlerin yayılması için "Vakit" gazetesi ve "Şura" dergisi adiyle iki mühim neşriyatın maddi kısmını üzerlerine almaları idi. Bir de, Oren burg'da, Ahmed bay Hüseyin oğlu'nun "Medrese-i Hüseyniye"adiyle büyük bir irfan yurdu kurması ile de Orenburg Rusya'nın her tarafından yeni fi kirli kimseleri çekmişti. Orenburg'da, 21 Şubat 1906 tarihinde çıkmaya başlayan "Vakit" gazetesi, Oktober İhtilâlinden sonra da bir müddet de vam etmiş, 1918 yılı 26 Ocak tarihinde, Revkom (Bolşevik İhtilâlci Komi tesi) tarafından kapatılmıştır. İstanbul'da, Mülkiye Mektebinden mezun olan Fatih Kerimî Beyin idaresinde intişar eden "Vakit" gazetesi, gazete nin sahipleri olan Tatar burjuvazisinin önderleri sayılan, büyük endüstri ve altın madenleri sahibi olan Ramiyefler'in siyasi ve kültür telâkkilerinin tercümanı vazifesini görüyordu. Siyasî görüş itibariyle liberal ve kültür cep hesiyle Türkçü ve dolayısiyle dil bakımından da İsmail Bey Gaspralı'nın fikirlerini benimseyen zihniyet, "Vakit" gazetesiyle yalnız Kazan Türkleri değil, Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmenler üzerinde de tesir yap mağa çalışmakta idi. "Vakit" gazetesi, hakikaten, bu sıralarda Rusya'da çıkan Türkçe gazeteleri arasında en mükemmeli ve en ağır başlısı idi. Bu hususta, Benningsen ve Quelquejay bir çok bilgi vermekle beraber(ss 72-75) teferruata girmek istememişlerdir; her halde eserde tatbik olunan metod buna elverişli değildir. Halbuki bu gazete üzerinde daha çok durulması ve gazetenin karakterini belirtmek için, bazı sayının içindekilerinin dahi be lirtilmiş olması yerinde olurdu. Helsinki Kütüphanesinde, "Vakit" gaze tesinin 1915 yılına ait bir çok nüshası mevcuttur. H a r p zamanına ait olması itibariyle sansür edilmekle beraber, bu gazetede, yine de Rusya'nın iç duru mu ve bilhassa Rusya Müslümanları hakkında çok mühim haberler veril mekte idi.
2 7 4 AKDES NİMET KURAT
Bu cümleden olmak üzere, "Vakit" gazetesinin 19 Ağustos 1915 tarih ve 1847 no.lu sayısını kısaca tanıtmak yerinde olur. Gazetenin en başında, az sonra bahsedilecek olan, "Şura" dergisinin son nushasının mündericatı nakledilmiş ve "Kazan zemstvo'su ve Müslümanlar" adlı, imam Hasan Menaşi tarafından kaleme alınan mühim bir başmakale konmuştur. "Zem-stvo" -mahallî idaredir ve bilhassa Rus köylerinde maarif işleri, hastaneler ve sanat mektepleri açmak yolunda semereli faaliyet yapmaktadır. Bu maksatla Ruslarla birlikte Müslümanlardan da "vergi" alınmakta ise de, Müslüman köyleri bu faaliyetin tamamiyle dışında bırakılmışlardır. İşte başmakalede bu hususlar tenkid edilmekte ve Müslüman köylerinde de bu işe hemen girişilmesi lüzumu üzerinde durulmaktadır.
Bu sayıda çıkan en mühim yazı, " D u m a " d a yani Rus Parlamento-su'ndaki müzakerelere ait nakledilen ve beş sütun tutan bilgilerdir. O ta rihlerden az önce "Duma"daki beş "solcu" Sosyal-Demokrat (Bolşevik) mebusu tevkif edilmiş ve muhakemeleri yapılması istenmişti. İşte bu müna sebetle " D u m a " d a hararetli münakaşalar olmuştu. Sosyalist mebuslardan
(Gürcü) Çhenkeli (sonraları: Asker ve Amele Sovyetleri başkanı) hükümeti bu hususta şiddetli tenkit ve mevkufların hemen serbest bırakılmalarını is tedi. Sosyal-Revolüsyonerlerden Kerenski (sonraları: Geçici hükümetin baş kanı) hükümete şiddetle çattı ve bu "Bolşevik" mebusların hemen salıve rilmelerini istedi. Bu münasebetle Mecliste "sağcılar" ve "solcu"lar arasın da sert sözler ve küfürler teati edildi. "Vakit" gazetesinin, "solcu"ları tuttuğu da açıkça sezilmektedir. "Dumada"ki bu münakaşalar ve "Bolşe vik" mebusların korunmak istenmesi olayı, çok sonraları, "Bolşevikler" hâkimiyeti ele geçirdikten sonra- 5/18 Ocak 1918 de Bolşeviklerin "Rusya Kurucu Meclisi"ni dağıtmaları ve kendilerinden başka hiç bir "Parti"ye yaşamak hakkı vermemeleri keyfiyeti hatırlanırsa, 1915 Ağustosunda, Çar lık rejimi zamanının, sonraki Bolşevik devrine nisbetle çok daha " h ü r " olduğu hükmüne varmamak mümkün değildir.
"Vakit"in aynı sayısında, o sıralarda Müslümanların "Dini Müesse-se"lerinin başına Safa Bayezidov adlı bir zatın (St. Petersburg'da imam ve ahund) "Müftü"lüğe tayini, Rusya Müslümanları tarafından ağır tenkit lere uğramıştı. Çünkü bu zat hem ilmiyle hem de şahsiyeti ile hiç de böyle bir mansaba lâyık değildi. Bayezidov'un düpedüz Rus Çar hükümetinin ajanı olduğu herkesçe malûmdu. İşte bu tayini protesto ederek türlü gazete lerde yazılar çıkmıştı. Tanınmış muharrir Ayaz İshaki Bey de bir protesto mektubu neşretmişti. Bu defa "Vakit" gazetesi bu protesto mektubunu ikti basla, olduğu gibi neşretmiş ve Rus hükümetini sert bir şekilde tenkit etmiş ti. Demek ki, harp içinde dahi, Çarlık hükümetinin bazı kararlarını tenkit etmek imkânı vardı. Halbuki sonraları (ve hâlâ) Sovyetlerin idaresi hakkın da en ufak bir tenkit, yazarın hayatına mal olmuştur (ve olmaktadır). "Va kit" gazetesinin bu nüshasında, Rusya Türkleri'nin maarifi, kültür hayat ları ve bilhassa mekteplerine, yeni çıkan kitaplara ait birçok bilgi verilmiş
TANITMALAR 2 7 5 ve ilânlar neşredilmiştir. Bu itibarla, "Vakit"ten o sıralardaki durum ve
kültür faaliyetleri (ve tabii harp hakkında) birçok bilgi edinmek mümkün oluyor. Benningsen ve Quelquejay, bazı mühim gazete ve dergi'den daha geniş ölçüde bahs ve bazı iktibaslar yapmış olsalardı daha faydalı olacak ları muhakkaktı.
Aynı veçhile, Orenburg'da Ramiyef biraderlerin parası ile çıkan ve başında, Rusya Müslümanlarının en mümtaz simalarından biri olan edip, tarihçi, din âlimi ve pedagog Rızaeddin Fahreddin'in durduğu,
"Şura" dergisine de, fikrimizce çok az yer verilmiştir. Birbuçuk sahifede, (75—77 s s) böyle mühim bir organ hakkında bir fikir vermek imkânsızdır. 10 Ocak 1908 de, onbeş günde bir çıkmak üzere, intişara başlayan " Ş u r a " mecmuası, gayet muntazam olmak üzere, 1918 Ocağına (18 Ocak ?) kadar devam etmiştir. Rızaeddin Fahreddin başta olmak üzere, Türkistan, Kazak ve Kırgız ülkesi dahil, bütün Rusya Müslümanlarının (Azerbaycan ve Kaf-kaslılar hariç) en mümtaz kalem erbabı bu mecmuaya katılmışlardı. Bu bakımdan "Şura" dergisi bütün Rusya Müslümanlarının müşterek bir organı haline getirilmişti.
Her halde, yine eserde takip olunan kaidenin dışına çıkmamak kaygusu ile, Benningsen ve Quelquejay, " Ş u r a " n m takip ettiği yol ve yaymaya ça lıştığı görüşler hakkında ancak kısmen bilgi vermekle yetinmişlerdir. Bunun la beraber, nakledilen hususlarda, " Ş u r a " n m çok yüksek kalitesi tebarüz ettirilmiş ve bu derginin Rusya Müslümanları arasında "Türkçülüğe" en çok hizmet eden bir organ olduğu belirtilmiştir. Aynı sahifede "Şura" der gisine Rusçadan birçok tercümeler, iktibaslar da konulmak suretiyle, Rus ya Müslümanlarının Rus kültürü ile aşina olmaları için çalışıldığı da kaydedilmiştir.
"Şura" mecmuasının, Bolşevik İhtilâlinden önceki devirde, Rusya Müslümanlarının terakkisi yolundaki hizmetleri sayılıp bitirilmeyecek derecede çoktur. Bu derginin sahifelerinde dil, edebiyat, din, felsefe, tarih, biyografya ve fen olmak üzere her türlü konulara yer verilmiş ve tam bir
"modern" zihniyetle meseleler aydınlatılmağa çalışılmıştır. Hiç mübala asız denilebilir ki, "Şura" mecmuası yalnız Rusya Müslümanlarında değil, umumiyetle bütün İslâm dünyasında, en ileride gelen ve üstün kalitede olan bir dergi idi. "Şura" dergisinin 1918 de Bolşevikler tarafın dan kapatılması, dolayısiyle, Rusya Türkleri için millî ve medenî kültür sahasında en büyük darbelerden birini teşkil etmiştir.
Kazan'da ve bazı diğer yerlerde, 1905 İhtilâlini takiben "sosyalist" hareketlerin belireceği aşikârdı. Nitekim bu görüşü öne süren bazı yayın lar yapılmağa, gazete ve dergiler dahi çıkartılmağa başlanmıştı. Tanıtılan eserde bu hususta da bilgi verilmiş ve bilhassa (o sıralarda "solcu" diye tanınan) Ayaz İshâki Beyin başında durduğu "Tancıların" faaliyeti üzerinde durulmuştur. Bu grup Kazan'da " T a n Yulduzu" adı ile bir gazete çıkararak, Sosyal-Revolüsyonerlere yakın görüşleri yaymaya çalışmaları ve " ' T a n " gazetesi çıkarmaları dolayısiyle " T a n c ı " diye adlandırılmışlardı.
2 7 6 AKDES NİMET KURAT
Aynı veçhile "ilk Tatar Bolşevik gazetesi" olarak bilinen ve başında Hüseyin Yamaşev'in bulunduğu " U r a l " gazetesi de çok kısa olarak tanıtıl mıştır (S. 88). Bolşevikler devrinde bu " U r a l " gazetesi, tabiatiyle "İhti lâlci ve İnkılâpçı" hareketlerin önderi sıfatiyle göklere çıkarılmışsa da, bu gazetenin o zaman Kazan Türkleri arasındaki tesirinin çok mahdud olduğu muhakkaktır.
Kazan'da birçok mizah dergisi de çıkmış olup bunların çoğu "ilerici" mahiyette idi. Bunlardan en mühimi "Yalt-Yult" (Şimşek) dergisi idi. Eser de bu mizah dergisinden sitayişle bahsedilmektedir (s. 91-92). "Yalt-Yult" dergisi oldukça "sol" olmakla beraber, Kazan'da çok takdir kazanmıştı. Kazan'da, 10 Aralık 1912 tarihinde çıkmaya başlayan "Kuyaş" (Gü neş) gazetesi de mühim bir yer tutmaktadır. Fatih Emirhan gibi tanınmış bir yazar tarafından idare edilen bu gazete, müstakil, liberal bir organ olup, solcu olmakla baraber "sağlam milliyetçilik" görüşünü yaymağa çalışıyor du. Eserde "Kuyaş"a ait takdirkâr sözlerin kullanılması tamamiyle yerin dedir.
Rusya Müslümanları arasında Şubat İhtilâlinden önce yayınlanan en mühim dergilerden biri de, şüphesiz " A n " (Ang-zekâ, intelligence) dergi sidir. Bu dergi etrafında Kazan Türklerinin en mümtaz yazarları, ilim adam ları toplanmışlardı. Ayda bir çıkan (bazen daha seyrek) bu derginin naşir ve muharriri Ahmetgerey Hüsnü olup, başlıca yazarlar arasında şu zevat bulunuyordu: Şehit Ahmedeyev, Alimcan İbrahimı (ov),Mecit Gafuri (şair), K. Yuldaşev (şair), Cemalettin Velidi (dil alimi ve mütefekkir), M. Ali (Ra-him-Türkolog), Fatih Seyfi, Ş. Rahmankulu (lügatçı), Fatih Emirhan, Ne cip Dumavi (şair), Said Sünçeley (şair), Fethi Burnaş, Kerim Tinçurin (şair), Necip Asri, Muzaffer Hanefi v.b.. Bu isimlerin o devirdeki Kazan Türk lerinin "kaymak zümresi"ni teşkil ettiğini ve umumiyetle "ilerici" (yani koyu
"Cedidci") olduklarını söyledikten sonra bu "An" dergisinin de karakterini belirtmiş oluruz. Benningsen ve Quelquejay, eserin 94. sahifesinde bu dergi hakkında takdirkâr cümlelerle kısaca bahsetmişlerdir. Halbuki buna ait daha geniş yer ayrılması gerekirdi. Helsinki Kütüphanesinde bu mecmuanın birçok sayısı mevcuttur. "An" dergisi, Kazan Türkleri arasında, " Ş u r a " gibi, fakat başka açıdan, kültür meseleleri üzerine parmak basmış ve "dil"
"edebiyat" gibi bu devrin aktüel meselelerini ele almış bulunuyordu. Bu cümleden olmak üzere, meselâ " A n " dergisinin No 17 sinde (28/9/1915) Alimcan İbrahim tarafından: "Tatar imlâsında yana ağımlar" (Tatar imlâsında yeni cereyanlar) adiyle "imlânın düzeltilmesi"ne ait çok mühim bir makale çıkmış ve bu yazı sonra da devam ettirilmiştir. Yine aynı müel lifin, No 21-22 de (15/12/1915) "Tatar sarfları" adiyle çok ilmî bir tenkit tahlil yazısı çıkmıştı. Bu çeşit yazılar, o sıralarda Kazan Türkleri arasında, kendi "dil, imlâ ve sarf (gramer)" meselelerine verdikleri ehemmiyeti gös termek itibariyle çok mühimdir. Bu dergide, Kazan Türklerinin kültür me seleleri, "Batı"ya mı, "Doğu"ya mı (yani İslâm Şark âlemine mi)
yönel-TANITMALAR 2 7 7
mesi problemleri de bahis konusu edilmiştir. Bu kabilden ölmek üzere, Kazan Türkleri'nin en değerli muharrir-âlimlerinden birisi olan Cema lettin Velidi tarafından kaleme alınan ve "Şarktan-Garb'e" (Doğudan-Ba-tıya) adını taşıyan ve İslâm âleminin uyanması ve din meselelerine temas eden çok mühim bir yazısında (yıl 1916, No 2) şu satırları okuyoruz: "Mede niyet altında çiğnenerek helak olmamak, veya onun içinde eriyip gitmemek için milletin öz tarihi, öz maneviyatı olması şarttır; medeniyet halkın öz maneviyatına yavaşça karışarak, millî renk alması iledir ki, yani tekâmül üzerinde yapıldığı takdirde, o milleti ayaktan düşüremez, yıkamaz. Mede niyet, milletleri ölümden kurtarmak için bir ilâçtır, tedavi usulüdür; fakat her bir ilâç ve tedavide olduğu gibi onun da ölçüsü vardır, yavaşça (ted ricen) alınması gerektir". Bu yazının devamı daha sonraki nüshalarda çık mıştır (No. 3. 10/11/1916; No. 4. 22 /11 /1916). Cemalettin Velidi bu yazı larında Rusya Müslümanları (ve bilhassa Kazan Türklerinin) "Tatar hal kının hangi yolla gitmesi gerektiğini, Şarka mı, yoksa Garbe'mi gitmesi hususlarım" incelemiş ve netice itibari ile "Batı" ya yönelmesi gerektiği üzerinde durmuştu. Zaten bu sıralarda Kazan Türkleri artık tam manasiyle
"Batı"ya, yani Batı Avrupa medeniyetini benimsemek yolunda büyük adım lar atmış bulunuyorlardı. Cemalettin Velidi sırf milliyetçi olduğundan (ve bir müddet Kazan'da "Kurultay" gazetesini çıkardığı için) Bolşeviklerin Çekası tarafından Kazan'da hapise atılmış, sonra serbest bırakılmıştır. Benningsen ve Quelquejay " A n " dergisinin bütün bu hususiyetlerine temas edemedikleri için, tabiatiyle, bu derginin mahiyetini gereği kadar aydınlatamamışlardır.
Benningsen ve Quelquejay yazdıkları bu eserde, zaten gazete ve mec muaları ancak umûmi hatlariyle tanıtmayı ve Rusya Müslümanlarının
"periyodik matbuatları"m bir kül olarak ele aldıkları cihetle, her bir gazete veya mecmua üzerinde teferruatı ile durmaları imkânsızdı. Kendilerinden bu hususta fazla talepte bulunmak da pek yerinde olmaz. Mamafih, yukarda da belirtildiği üzere, bu hususta bir iki istisna yapabilirlerdi. Bu kabil neşri yat hakkında daha teferruatlı bilgi vermek için her şeyden evvel tam bir kol-leksiyona malik olmak şarttır; aynı veçhile gazete ve dergilerin dillerine de tamamiyle vakıf olmak mecburidir; bu şartlar yerine getirilmedikçe temas edilen cihetlerin eksik kalacağı aşikârdır. Mamafih bu iki Fransız araştırı cısının yine de büyük müşkülleri yendikleri, Türkçeyi ve lehçelerini öğren dikleri göz önünde tutulursa, yaptıkları iş hakikaten şayanı tebriktir.
Bu devir Kazan matbuatında bir de Orta İdil boyunda yaşayan Müs lümanların "adları" üzerinde de büyük münakaşalar yapılmıştı. Halkın adı ne olacaktı? " T a t a r " m ı ? " T ü r k " m ü ? Herkes bu kavmin "Türk menşeli" olduğunda müttefikti. Fakat herkesin kabul edeceği isim üzerinde anlaş mazlık vardı. Yerli halkın kendisinin " T a t a r " diye adlanmasından hoşlan madığı, daha ziyade "Müslüman" denmesini istediği de malûmdu; çünkü
2 7 8 AKDES NİMET KURAT
Şahabeddin Mercani, Müstefad ül-Ahbar'ında. " T a t a r " adını müdafaa etmişti. " T a t a r " dilinin müdafilerinden Kayum Nasiri de "Tatarcı" olarak tanınmıştı. Fakat, "Türkçülük" tesiri ile, tanınmış yazarlarla, tarihçiler, âlimler,-bilhassa Rızaeddin Fahreddin- " T ü r k " adım müdafaa etmekte idiler. Genç tarihçilerden Aziz Gubaydullin de " T ü r k " adı taraftarı idi. İşte bütün bu meselelere ait, gerek " Ş u r a " ve gerekse "Vakit", "Yulduz" ve diğer gazete ve dergilerde birçok yazı çıkmış ve bu mesele herkes tarafın dan ilgi ile takip edilmişti. Mamafih yine de kat'i bir karara varılmamakla beraber "Kazan Türkleri" (veya Şimal Türkleri) adını benimseyenler, yani "Türkçüler" cephesi kuvvetli olmakla beraber, " T a t a r " adını kabul etmek istiyenler de az değildi. Bu konu ta İhtilâle kadar devam etmiş, bun ların yankıları "periyodik" matbuatta ikide bir kendini göstermiş ve niha yet Bolşeviklerin hâkimiyeti ele almalarını müteakip zecrî bir şekilde çözül müştü. Sovyetler, tıpkı Çarlık Rusyasında olduğu gibi "Türkçülükten" dehşet duydukları için, Kazan Türklerine " T ü r k " adını taşımayı menet-mişler ve " T a t a r " adını hem oradaki halka ve sözde "Cumhuriyet"e koymak suretiyle bu meselenin içinden çıkmışlardır. Benninğsen ve Quelquejay'in eserinde, "matbuattaki" bu münakaşalar hakkında her hangi bir kayıda rastlanmıyor.
Eserde Azerbaycan'daki " m a t b u a t " a çok geniş bir yer ayrılmış ve bunun önemi belirtilmiştir. Bakû'de petrol sanayiinin gelişmesiyle bazı Azerî Türkleri de süratle zenginleşmişlerdi. Aynı zamanda Azerilerden, Rus gim-nazyumu ve St. Petersburg'daki veya başka şehirlerdeki Üniversitelerde tahsil yapanlar da çoğalmıştı. 1875 te Bakû'de intişara başlayan "Ekinci" gazetesinin sahibi ve başmuharriri, Tiflis gimnazyumunda tahsilini yapmış olan Hasan Bey Melikov Zerdabi idi. 1904 te Bakû'de intişara başlayan ve Azerî Türkleri üzerinde büyük tesiri olan " H a y a t " gazetesi (sahibi Azerî Türkleri milyonerlerinden Zeynel Abidin Tagiyef idi), yine Rus Üniversi tesinde okumuş olan Alimerdan Bey Topçubaşı ve Ağaoğlu Ahmet Bey lerin idaresinde çıkmıştı.
Mamafih Azerbaycan'daki "millî uyanış" hareketine bir de Hüseyin-zade Ali Bey gibi, büyük "Türkçü" de katılacak ve Baku hakikaten büyük bir "millî" faaliyet merkezi haline gelecektir. "Kaspiy" adiyle Rusça bir gazeteden başka burada çok sayıda Azerice gazete ve dergiler çıkmıştır; bunların başında "İrşat" ve "Fuyuzat" gibi mühim neşriyat gelmektedir. Bunlar arasında en çok dikkati çeken Tiflis'te çıkan "Molla Nas-reddin" dergisidir. Celil Mehmed Kuli tarafından çıkarılan bu mizah dergisi, bütün Rusya Müslümanlarını ilgilendiren maarif meseleleri üzerin de durmakta, fevkalade isabetli karikatürleri ile en mühim konuları dile getirmekte ve bilhassa "Kadimcileri" (bugünkü tabirle" "gericileri") teş hir etmekte idi. "Kadimcilerin" nasıl Rus hükümetinin desteği ve buyruğu ile hareket ettikleri bu karikatürlerle açıkça belirtilmiş ve halk uyanıklığa davet edilmişti.
TANITMALAR 2 7 9 Tanıtılan eserin kapağında ve birçok yerde "Molla Nasreddin"den
karikatürler konmak suretiyle, yazarların bu dergiye hususî bir değer ver dikleri de açıkça görülmekte ve kolayca izah edilmektedir. Çünkü bu kabîl " m i z a h " dergileri halk üzerinde en çok tesir yapan neşriyatın ba şında gelmektedir. Azerbaycan'daki gazete ve dergilerin çokluğu ve yük sek bir seviyeye ulaştıkları da, eserde, belirtilmiştir. Bu ise, Azerbaycan-da kültür seviyesinin yüksek bir dereceyi bulmasının bir neticesi idi. Eserde bu hususlar çok güzel bir şekilde, levhalar ve tablolarla, aksettiril miştir. Mamafih Azeri matbutatının tesiri daha ziyade ''mahallî" idi ve Kafkasların şimaline pek geçmiyordu. Buna karşılık, eserde birçok defa belirtildiği gibi, Kazan matbuatı " b ü t ü n Rusya (Pan-russe) ölçüsünde" olup, bu sıfatla bilhassa "Pantürkist ve Panislâmist" fikirlerin yayıcısı rolünü üzerine almıştı.
Eser'de gazete ve dergi sahihleri ve yazarları hakkında mümkün mer tebe çok mühim biyografik malûmat verilmiştir. Bununla, 1917 yılı İhti lâline girerken, Rusya'daki aydınların kimler olduğu ve nitelikleri hakkın da bilgi edinmek mümkün oluyor. Kitap'ta, Bolşevik İhtilâlini müteakip Rusya Müslünanları (ve diğer milletlerin dahi) matbuatının devam et tirildiği ve 1918 Nisanında ancak, Rusya " İ ç savaş"ın başlaması üzerine, Sovyetler tarafından bu gibi neşriyatın durdurulduğu kaydedilmektedir. 1917 Şubat İhtilâli ile 1918 yılı Nisanına kadar Sovyetler ilinde çıkan gazete ve dergiler hakkında nakledilen bilgiler de çok mühimdir; fakat, bunlardan ancak bir kısmı ele geçirildiğinden, verilen malûmat ta çok değildir. Meselâ Bolşevik İhtilâli çıktığı zaman Moskova'da Ayaz İshaki Bey tarafından çıkarılan "îl"gazetesi, galiba, Kazan Türklerinin en mühim organı idi; fakat bu gazetenin Rusya'nın dışında, galiba, bir iki nus hası ancak görülmüştür. Tesadüfen elimize geçen " İ l " gazetesinin, 21 Mart 1918 (No 23 (131), 22 Mart 1918 (No 28 (131) (sic) ve Mart 24. 1918 (No 26(129) nüshaları, Kazan Türkleri'nin Bolşevizme nasıl cesa retle karşı koyduklarını gösterecek mahiyettedir. Moskova'daki "Milli Ş u r a " n ı n organı mahiyetindeki bu gazetede Bolşeviklerin hareketleri açıkça tenkit edilmekte idi. Meselâ 21 Mart 1918 tarihli nüshasının Ayaz (İs haki) tarafından kaleme alınan ve "Reaksiya aldında" (reaksiyon yak laşırken) adlı başmakale şu cümle ile başlıyordu: "Bolşevikler devrinin Rusya'da çok büyük tepkiler yarattığı malûmdur. Bolşeviklerin dinler hakkındaki "dekret" (kanunları) leri, manastırların mülklerinin müsa dereleri, bin yıldanberi hıristiyanlıkla beslenmiş olan cahil Rus kara hal kında Bolşeviklere karşı büyük düşmanlık yarattı. Askeri (orduyu) bitir mek hakkındaki emirleri, fermanları, yedi-sekiz yüz yıldanberi asker olan Kazaklar (yani Rus Kazaklarında) büyük bir adavet yarattı. Mülkün biti rilmesi, bütün mal ve mülkü zabtetmelerine ait fermanları, yüzde doksan sekizi küçük mal ve mülk sahibinden mürekkep Rusya halkının havsalasına hiç sığmadı. Dünyayı uçmah'a (cennet) çevirmek hayali uğruna, ayrı millet lerin bütün hukuklarını bitirmek, onların topraklı muhtariyetlerini
as-2 8 0 AKDES NİMET KURAT
ker ile yıkmak, onların bütün milli, medeni müsseselerini Nikolaya (yani Çar Nikola) rahmet okutur derecede yıkmak, bitirmek, onları kendi leri diledikleri gibi yaşamak hakkından mahrum etmek, gayri Rus mil letlerin Rus revolütsiyonu'na (İhtilâli) karşı olan bütün inanç ve imanını kırmış, yok etmiştir." Ayaz İshaki Bey bu tarzda Bolşeviklerin Türk millet lerine yaptıkları bütün fenalıkları sayıp dökmüş ve Rusya'daki Türkleri birbirleri ile nizalarını bir yana koyarak, Bolşeviklere karşı mücadele de birleşmeğe davet etmişti. Makale şu cümlelerle son bulmaktadır: "İhtilâlin başındanberi bir araya gelmek hususunda yazılan makaleler, söylenen sözler boşa çıktı. Hali hazırda ise, Kırım harabesi (yani Kırım da Bolşeviklerin yaptıklar facialar), Hokand harabesi (Hokand da 8 Şu batta Bolşevik-Rus katliamları) ve Kazan rezaleti (Kazanda Bolşevik lerin bütün millî teşkilatları dağıtmaları), belki de bu kısa sözün mana sını anlatır. Belki düşman (Bolşevik) boynumuzdan tutup, aziz imanı mızı almak istediğinde ancak, bu durumu anlamaya başlarız. İhtilâl zama nında birleştirmediğimiz kuvvetlerimizi, belki de şu reaksiyon (yani Bol şeviklere karşı tepki) zamanında birleştirebiliriz. Belki...."
" İ l " gazetesinin aynı sayısında "Hokand faciaları"na da geniş yer verilmiş, ve 8 Şubat 1918 de Türkistandaki halis bir Türk şehri olan ve oradaki "Millî hükümetin" merkezi ilân edilen Hokand şehrinde Bolşevikler ve Ruslar tarafından yerli Müsüman Türk ahalisine yapılan müthiş katliam ve yağmalar tafsilatıyle anlatılmıştı. Hokand'dan Türe Hocaoğlu tarafından gönderilen bu yazı gazetinin 21 Mart ve 24 Mart (1918) nushalarında devam ettirilmişti. Aynı veçhile Kazak Türkleri ara sındaki Bolşevik takibatına geniş bir yer verilmişti. " İ l " gazetesindeki bu çeşit yazılardan Bolşevik idaresinin Rusya'daki Müslümanlara " ö l ü m " den başka bir "hikmet" getirmedikleri açıkca anlaşılmakta idi. Tabiatiyle Sovyet makamlarının bu gibi neşriyata tahammül edemiyecekleri aşikârdı. Nite kim, Kazan ilindeki bu çeşit "millî" neşriyat, Moskova'daki Müslüman Komiserliği (reisi Mullanur Vahitov, muavinleri Alimcan İbrahimov ve Başkurt Şerif Manatov) tarafından kapattırıldı.
Bennigsen ve Quelquejay, Sovyet devrinin başlangıcındaki bu çeşit neşriyat hakkında daha çok bilgi vermiş olsa idiler, eserlerinin daha çok kıymet kazanacağı muhakkaktı. Halbuki ellerinde bu gibi gazete ve der giler gayet az olduğundan teferruata girişememişler, umumi hatları çiz mekle yetinmişlerdir. Bolşevik devrinin ilk aylarındaki bu çeşit Müslüman-Türk matbuatına karşı "yumuşak" davranışlarının asıl sebebi, iktidara gelişlerinin daha ilk haftasında ilân etmiş oldukları meşhur "Rusya ve Doğu illeri Müslümanlarına hitap"ta belirtilen "ezilen Müslüman mil letlerinin kendi istedikleri gibi millî hayatlarını tanzim edebilecekleri" vadine uygun hareket eder gibi görünmek isteyişlerinden ileri gelmiştir. Diğer yandan gerek Kazan'da ve gerekse Moskova'daki gazete sahipleri ve yazarlar, güya Bolşevik İhtilâli olmamış gibi davranıyorlar ve gazeteleri
TANITMALAR 2 8 1 vasıtasıyle Bolşeviklere tesir yapabileceklerini zannediyorlardı. Halbuki onların bu ümitleri tamamiyle boşa çıktı. Lenin ve Stalin, kendilerine tamamı ile alet olan "Müslüman Komiserliği" vasıtasıyle, Rusya Müs lümanları arasında her türlü "millî" hareketi kökünden söküp atmak siyasetine girmişler ve bunu başarı ile yapmakta idiler. Hattâ, " İ l " gaze tesinin Martın sonları ve Nisan başlarına kadar devam etmiş olması bile bir anakronizmdi.
Diğer yandan Bolşeviklerle anlaşmak ve hattâ millî meseleleri çöz mek için onlardan faydalanmak imkânlarını düşünen bir zümre türemiş ve 1917 yılının sonundan itibaren Bolşevik doktrinlerini benimsemiş gö rünmüş ve yeni rejimin sadık hizmetkârı rolünü üzerine almıştı. Bolşevik ler daha iktidarı ele geçirmeden propagandaya çok büyük önem vermiş olduklarından, gazete, dergi, broşür ve afişler vasıtasıyle halkı kazanmak yolunda büyük gayretler sarfetmişlerdi. İktidarı ele geçirdikten sonra bu yoldaki gayretleri büsbütün artmıştı. Bu defa Kazan Türkleri-Bolşevik-leri de " T a t a r c a " gazete ve dergiler çıkarmaya giriştiler. Onlara bu husus ta kızıl Rus neşriyatı örnek oluyordu; dolayısıyle bütün meseleler aynı açıdan aydınlatılmakta ve halledilmek istenmekte idi. Hele "İç h a r p " başladıktan sonra (1918 Mayıs), "milliyetçi" ve " d i n c i " gruplara "bur juva uşakları, "İhtilâl aleyhdarlığı" (kontr-revolütsiyoner) damgaları vurul muş ve onlara karşı amansız mücadeleye girişilmişti. İşte bu devrin ka rakterini bu çeşit neşriyat aksettirmektedir. Benningsen ve Ouelquejay'in eserinde bu devrin matbuatı hakkında, tabii ancak, umûmî mahiyette, bilgiler nakledilmiştir. Şayet bazı teferruata girişilse ve bazı tipik misaller verilse eser daha canlı bir karakter almış olurdu. Anlaşılan ellerine bu cins gazete ve dergiler geçmediğinden bu nevi tafsilâta girişilmemiştir. 1920 yılına kadar devam eden ve çoğu daha ziyade "yerli"-mahallî karakter taşıyan bu devir matbuatının belli başlı gazete yazarları, " C e -didci" devrinden kalan kimseler yani "Kızıllaşmış" "Bolşevikliği benimser" görünen aydınlar olduğu müşahade ediliyor. Fakat 1920 den sonra, "Cumhuriyetlerin" kurulması ve gittikçe Moskovadaki Ko münist Partisi merkezine sıkıca bağlanılması neticesinde, yerli matbuat karakterini kaybetmiş, ve Moskovada çıkan " P r a v d a " ve "İzvestia" ga zetelerine göre ayarlanmak yoluna girilmiştir. Eserde, periyodik'lerin an cak 1920 yılına kadar getirilmesinin sebebi de budur.
1920 de Rusyada "İç savaş"ın sona ermesi ile "monolit" matbuatın hâkim olması, yani " P r a v d a " ve "İzvestia"ya göre ayarlanması sonunda, Rusyadaki Müslüman-Türk kavimlerinin çok çeşitli ve halâ "millî karak teri" taşıyan periyodik yayınları sona ermişti. 1936-38 yıllarındaki müt hiş takibat yıllarında (Yejovşçina devrinde) Kazan ili ve diğer Türk il lerinde onbinlerce münevver, din adamı ve cemaat işlerinde tanınan kimseler, bilhassa dil, edebiyat ve tarih sahasında isim yapmış olan âlim kimseler, imha edilmiş, Türk kavimleri tamamiyle öndersiz bırkılmıştı. Buna