• Sonuç bulunamadı

Başlık: "NEFSU'L-EMR" RİSALELERİYazar(lar):DURAN, Recep Cilt: 14 Sayı: 0 Sayfa: 097-106 DOI: 10.1501/Felsbol_0000000106 Yayın Tarihi: 1992 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: "NEFSU'L-EMR" RİSALELERİYazar(lar):DURAN, Recep Cilt: 14 Sayı: 0 Sayfa: 097-106 DOI: 10.1501/Felsbol_0000000106 Yayın Tarihi: 1992 PDF"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Yard. D o ç . D r . Recep D U R A N

Sözcük olarak "nefsu'1-emr" kısaca " k e n d i n d e " karşılığıyla çevrile­

bilir. A m a biraz d a h a u z u n bir karşılık k u l l a n m a k t a n kaçınılmazsa

"ol-duğu-hal-üzere-oluş", "olduğu-şekil-üzere-oluş" d a h a u y g u n bir

karşı-lıktır. Gerçi b u r a d a b i r " ü s t ü n e d ö n m e " , bir " t e k r a r " sözkonusudur, an­

cak bu zorunlu bir " ü s t ü n e d ö n ü ş " t ü r , bir zarurî " t e s e l s ü l ' d ü r , a m a

" b â t ı l " bir teselsül değildir.

"Nefsu'1-emr" k a v r a m ı A. Ali Tusi (öl. 1483)'nin deyişiyle " a ç ı k ç a

a n l a t ı l a m a y a n a m a t a m a m e n m ü p h e m d e o l m a y a n " bir k a v r a m d ı r .

Nefsu'l-emr'den a m a ç " h â r i ç " değildir, ç ü n k ü nefsu'l-emrde m ü m k ü n

bir varlık olan " A n k a " hâriçte var değildir. Nefsu'l-emrden a m a ç "zi­

h i n " de değildir, ç ü n k ü bir d ü ş ü n e n zihin ister v a r olsun ister v a r ol­

masın nefsu'l-emr'de bir varlık olan " A n k a " v a r d ı r

1

.

Bu problem, y a n i nefsu'1-emr problemi, Cürcani'nin vermiş olduğu

örneklerle " i h t i y a ç " , " i s t i ğ n a " , " i s t i l z a m " , "iktizâ',', " z a t i a r a z l a r " ,

" h a k î k î a r a z l a r " ı n varlığı-yokluğu meselesi, felsefede t a r i h b o y u n c a

düşünürlerin kendisinden k a ç a m a d ı ğ ı , felsefenin ezeli problemi olan

külliler meselesiyle d o ğ r u d a n m ü n a s e b e t i olan bir problemdir. İslâm

D ü n y a s ı n a m e n s u p düşünürlerin çoğuna göre külliler " g e r ç e k t e n var"

değildirler, a n c a k " g e r ç e k t e n yok" da değildirler. Mesele bir " o r t a "

b u l m a k d a değildir. Y a n i b u r a y a " O c k h a m l ı U s t u r a s ı " t a t b i k edilerek

bir netice alınamaz. Çünkü, " i r c a ve b e r t a r a f e t m e k meseleyi halletmek­

t e n ziyade o r t a d a n k a l d ı r m a y a m ü n c e r olur. H a l b u k i m ü h i m olan şey

meseleleri o r t a d a n kaldıracak yerde izahına ç a l ı ş m a k t ı r . "

2

İ ş t e

Cürcani'-* "Nefsu'1-Emr Risaleleri" diye adlandırdığımız bu çalışma bir dizi çalışmayı içermekte­

dir. Halihazırda tamamlanmış Gelenbevi (öl. 1790)'nin aynı adlı, konuyu daha ziyade "bilgi"

açısından ele aldığı risalesini çalıştık, ancak henüz yayınlayamadık. Elde etme şansına sahip ol­

duğumuz ancak henüz çalışamadığımız, burada kendisinden söz edilen (bkz. not: 5) Devvani

nin İsbâl al-Cavhar al-Mufarık adlı eseri de bu konuya bağlı bir eserdir.

. 1 Alaaddin Ali Tusi, Tehafütü'l-Felâsife (Kitâbu'z-Zuhr), çev. R. Duran, Ankara 1990, s.

147.

(2)

n i n b u risâlesindeki t a v r ı b u b a k ı m d a n d i k k a t e değer bir tavırdır. Çünkü

o, bu risalesinde problemi y o k s a y m a k t a n ziyade çözmeye çalışmıştır.

A n c a k o bu problemle u ğ r a ş m a s ı n d a yalnız kalmış değildir. Bildiğimiz

kadarıyla "nefsu'1-emr" problemiyle Cürcani'den b a ş k a Nasir Tusi,

Ali Tusi, Ali Kuşçu, bilmediğimiz biri ya da birileri

3

, K e m a l P a ş a z a d e ,

Gelenbevi, Devvani, Erdebili gibi düşünürler uğraşmışlardır.

Osmanlı k ü l t ü r ü n e m e n s u p mütefekkirler t a r a f ı n d a n y a k ı n d a n t a k i p

edilmiş olan ve Osmanlı k ü l t ü r ve t e f e k k ü r ü n ü n bağlı b u l u n d u ğ u İslâm

D ü n y a s ı tefekkür t a r i h i n i n de önemli simalarından biri olan Seyyid

Şerif Cürcani (1340-1413)'nin

4

, kendisinden önce sözkonusu o l m a y a n

5

ve Cürcani t a r a f ı n d a n o r t a y a atılan " h â r i c " ve "nefsu'1-emr" h a k k ı n d a k i

düşünceleri ele a l ı n m a y a ve üzerinde düşünülmeye değer düşüncelerdir.

Tahkiku'l-Eşya, Tahkiku Nefsi'l-Emr ve'l-Fark beynehu ve

beyne'l-Haric

6 adıyla da anılan bu risalenin birçok nüshası b u l u n m a k t a d ı r . D r .

S. G ü m ü ş bu risalenin İ s t a n b u l Süleymaniye K ü t ü p h a n e s i n i n çeşitli

3 S.Ş. Cürcani'nin meşhur eseri Ta'rifat'ına yapılmış "mütemmimât"ı kimin ya da kim­

lerin yaptığını bilemiyoruz. Ancak bu "ek"te bir hayli bilgi bulunmakta olduğundan burada

yapılan alıntılar gerçek anlamda Osmanlı tefekkürünü ortaya koyacak niteliktedir. Bu konuda

rastlayabildiğimiz tek bilgi Osmanlı Müellifleri'nde Bursalı M. Tahir'in verdiği çok kısır bilgidir:

"Matbu Ta'rifât-ı Seyyid Tetimmesi de kendisi tarafından ilâve edilmek suretiyle yazılıp basıl­

mıştır." (Osmanlı Müellifleri, Hazırlayanlar: A. Fikri Yavuz, İsmail Özen, Meral Yay. İstanbul,

1972, cild, I. s. 36). Burada kendisinden söz edilen kimse Abdullah Hulusi Efendi (öl. 1305/

1887)'dir.

4 Cürcani hakkında yapılmış müstakil bir çalışma: Dr. Sadrettin Gümüş, Seyyid Şerif Cür­

cani ve Arap Dilindeki Yeri, İstanbul 1984.

5 Mevlevi Muh. Ali b. Ali el-Tahanevi, Kitab Keşşaf-ı Istılâhâti'l-Fünûn, Kalküta 1862'

den ofset basım İstanbul 1984, c. II, s. 1404. "Nefsu'1-emr" kavramını Cürcani'den önce kimse­

nin kullanmadığı iddiası Tahanevi'nindir. Bu iddia tartışılabilir. Cürcani'nin yaptığı yeni bir

"anlam yükleme" de olabilir. Bu konu ayr:ca incelenmeye değer bir konudur. Yine Celaleddin

Devvani'nin Muhammad b. Hasan at-Tusi (öl. 1067) nin (Esasında burada bir karışıklık

sözko-nusudur. Bazı kaynaklar Tusi'den söz edildiğinde Nasır Tusi'yi kastetmektedirler (GAL II, 284,

75'de Patna II, 453, 2629. 5), bazıları Hasan et-Tusi' diye bir düşünürden söz etmektedirler (K.

Dobraça, Katalog Arapskih Turksih i Perzijskih Rukopisa, Sarajevo, 1963, s. 471). Bu konu ay­

dınlatılması ve bir neticeye bağlanması gereken bir konudur. İsbât al-Cavhar al-Mufarık veya

Risala al-Akl al-Kull (fakat "al-Kulli" değil) adlı eserini Nafs al-Amr adıyla şerhetmesi de bizi

bu fikrimizde destekler mahiyettedir. Çünkü Cürcani'nin kendisinin de en önemli şerhçilerinden

biri bulunduğu İci'nin meşhur eseri el-Mevakıf fi ilmi'l-Kelam''Asi birçok yerde "nefsu'1-emr"

ibaresi geçmektedir:

(s. 64);

(s. 114);

(s. 164) gibi. (Şerhu'l-Mevakıf, İstanbul, 1286;.

(3)

bölümlerinde o n ü ç nüshası b u l u n d u ğ u n u söylemektedir

7

.

Brockelmann'-ın nerede b u l u n d u ğ u n u belirtmeden Tahqiq Nafsa'l-Amr adıyla zikrettiği

8

eser de bu risale olmalıdır.

Bizim çalışmamızda esas aldığımız n ü s h a l a r d a n biri 1. Sarajevo

(Saraybosna) Gazi H ü s r e v Beğ K ü t ü p h a n e s i n d e 1102 e n v a n t e r n o ' l u

n ü s h a

9

, diğeri 2. Süleymaniye K ü t ü p h a n e s i Lâleli Koleksiyonundaki

2581 no'lu n ü s h a (Bu a r a d a Süleymaniye Lâleli K o l . 3030 (59b) n o ' l u

n ü s h a n ı n d a görüldüğünü a n c a k b u n ü s h a n ı n o k u n a m a y a c a k derecede

b o z u k olduğunu kaydedelim), bir başkası 3. Süleymaniye K ü t . İ z m i r

Kol. 757 no'lu n ü s h a , bir başkası 4. Süleymaniye K ü t . Giresun Kol.

109 no'lu n ü s h a , bir başkası da 5. Süleymaniye K ü t ü p h a n e s i E s a t Efen­

di Kolleksiyonu 3734 n o ' l u n ü s h a d ı r .

Sözkonusu risalenin Cürcani'ye ait olduğu Sarajevo nüshasının

başında, Lâleli n ü s h a s ı n ı n s o n u n d a m e t i n içinde belirtilmiştir. Cürcâ­

n î ' n i n eseri Ta'rifat'ın Mütemmimat'ındaki10 bir ifade de b u n u t e ' y i d

etmektedir. Dolayısıyla bu risalenin Cürcani'ye ait oluşu h a k k ı n d a her­

h a n g i bir t e r e d d ü d e m a h a l y o k t u r .

7 a.g.e., a.y., dipnot 99.

8 Brockelmann, GAl, II, 217-1.

9 Bu nüshayı Kasım Bobraça, Katalog Arapksih Turskih i Perzijskih Rukopisa, I. Cilt,

Sarajevo 1963, s. 430'da şöyle tanıtıyor: Risala fi'l-fark bayna Nafsi'l-amr ve'l-Hâric li's-Seyyid

eş-Şerif el-Cürcani (Risala fi Tahkik Nafs al-Amr). Kratko tumaçenje o razlici vaniskog izgleda

(fi'1-haric) od Sayyid Şarifa (Ali b. Muh. al-Gurgani), umro 816/1413. y. Brock. II, 216, 6.

10 Kilab al-Ta'rifât, Flügel neşri, Jurjani, Kitab al-Ta'rifât. Definitiones viri meritissimi

sejjid scherif Ali ben Mohammed Dschordschani. Accedunt definitiones Theosophi

Mohji-ed-dın Mohammed ben Ali vulgo ibn arabi dicti. Primum edidit et adnotatione critica instrusit

Gustavus Flügel, Lipsiae, 1845; yine İstanbul tarihsiz; "Mütemmimat'ı ile birlikte basımı İs­

tanbul 1327. Bu basımda iç kısım Cürcani'nin Ta'rifât'ı, kenarları eserdeki maddelerin ayrıntılı

şekilde ve çeşitli yazarlardan alıntılarla (meselâ "nefsu'1-emr" le ilgili olarak Şerhu't-Tecrid'den

bir alıntı yapılmıştır) açıklanması şeklinde.

(4)

S E Y Y İ D Ş E R İ F CÜRCANİ'NİN " N E F S U ' L - E M R " V E

N E F S U ' L - E M R ' L E " H A R İ Ç " A R A S I N D A K İ F A R K I

İNCELEDİĞİ RİSALESİ

R a h m a n v e R a h i m olan Allah'ın adıyla.

Bil ki, "gerçekleşmiş" şeyler, ya aklın bir farzıdır veya hakîkîdir.

Gerçekleşmiş bir şey aklın farzetmesiyle gerçekleşmiş ise sadece derrake

kuvvesinde v a r d ı r . Gerçekleşmiş şey hakîkî olursa derrake kuvvesi dı­

şında var olur ve hakîkî olan şey aklın farzetmesi olsun olmasın v a r d ı r .

İşte, aklın farzetmesi olsun olmasın v a r olan bu şeyin nefsu'l-emr" de

v a r olduğu söylenir. Hakîkî olan da, ya "kendine nazaran'' hakiki'dir,

veya " k e n d i dışındakilere n i s b e t l e " hakiki'dir. B u , (-"kendi dışındakilere

nisbetle hakîkî olan"-) hariç diye adlandırılır.

O halde nefsu'l-emr d e r r a k e kuvvesi dışıdır ve h â r i ç t e n d a h a ge­

neldir; haric de, bir başka a n l a m d a olmak üzere, zihinden d a h a geneldir.

Zihinde b u l u n a n , h â r i ç t e b u l u n m a s a da, sadece zihinde bulunsa da hâriç

h a k k ı n d a t a s d i k olunur. Kendileri bakımından v a r olanlar için de böyle­

dir. Nefsu'l-emr hâriçten d a h a genel ise, bir a n l a m ( m â n â , yüklem)

hâric h a k k ı n d a t a s d i k o l u n d u ğ u n d a nefsu'l-emr h a k k ı n d a t a s d i k olun­

m u ş olur. Mesela, "Cisim h â r i ç t e m ü r e k k e p t i r " diye t a s d i k olunursa,

cisimin nefsu'l-emr'de m ü r e k k e p olduğu t a s d i k o l u n m u ş olur. A m a "ken­

disinde ö y l e " olduğu a n l a m ı n a olmak üzere, "nefsu'l-emr'de -öyle ol­

duğu- t a s d i k " olunursa o şey hâriçte m e v c u t değilse " h â r i ç b a k ı m ı n d a n "

t a s d i k olunmuş olmaz. H â r i ç t e v a r o l m a y a n h â r i ç t e bir şeyle sıfatlan­

m a z . A m a "kendisine n a z a r a n " böyle olması (-bir şeyle sıfatlanması-)

caizdir. Çünkü, h â r i ç t e yok-olan ( m a ' d û m ) siyahlık " k e n d i n d e " bir var­

lıktır, a m a h â r i ç t e bir varlık olarak tasdik olunmaz. Bu, olumlu önerme­

lerde böyledir.

Olumsuz önermelere gelince: Olumsuz önermelerde nefsu'l-emr

hâriçten d a h a d a r kapsamlı (ehass, d a h a özel)dır. Öyleyse "Nefsu'l-emr'­

de siyahlık beyazlık değildir" denirse, bu önerme hâriç b a k ı m ı n d a n da

tasdik olunmuş olur. A m a tersi doğru olmaz. Nasıl ki, " s i y a h l ı k " hâriç­

te v a r değilken "Siyahlık h â r i ç t e v a r değildir" önermesi doğrudur, oysa

bu önerme nefsu'l-emr h a k k ı n d a doğru değildir. Bildiğin gibi, bu " D a h a

genelin çelişiğinin d a h a özelin çelişiğinden d a h a özel" ( " E a m m ı n naki­

zının ehassın n a k i z ı n d a n ehass") olması gibidir.

(5)

" İ h t i y a ç " , " i s t i ğ n a " , " i s t i l z a m " , " i k t i z â " , " z a t i a r a z l a r " , "hakîkî

a r a z l a r " , bildiğin üzere, zatları itibarıyla nefsu'l-emr bakımından ("ken­

dileri b a k ı m ı n d a n " , "olduğu şekil üzere o l u ş " b a k ı m ı n d a n ) gerçekleşen

şeylerdendir.

Yanlışlıkların çoğu, " k e n d i n d e l e r " i n m a h i y e t i ile " h â r i c " i n mahiye­

tini v e y a " z i h i n " i n m a h i y e t i n i k a r ı ş t ı r m a k t a n k a y n a k l a n m a k t a d ı r . B u

k o n u d a , b u n l a r ı n asıllarının ne olduğunu bilen kimseye inceliklere ve

hakikatlere h a k k ı y l a m u t t a l i olmak kolay olur; b u n l a r ı bilmeksizin ise

aklî ilimlere vakıf olmak zor gibidir.

Yazdığımız bu risaleyle nefsu'l-emr ve nefsu'l-emr'le hâriç ve zihin

arasındaki farkın araştırılması sonuç vermiştir.

(6)

NOTLAR*

'Kısaltmalar:

E: Süleymaniye Kütüphanesi Esat Efendi Koleksiyona (3734/7, 41 ).

G: Süleymaniye Küt. Giresun Kol. (109/9, 33

b

-34

a

).

İ: Süleymaniye Küt. İzmir Kol. (757/ 15, 8

b

-9

a

, başka bir sayfa numaralaması ile 26

b

-27

a

).

SHB: Yugoslavya, Sarajevo Husrev Beğ Kütüphanesi (1102/10, 295-296).

SL: Süleymaniye Küt. Laleli Kol. (2581, 8. varak).

1 G'İ'de den sonra var.

2 SHB'de yok.

3 İ'de den sonra var.

4 SHB'de başlık şu şekildedir

5 SL, SHB'de

6 SL'de

7 G, SHB'de yok.

8 SL'de

9 E, SHB, SL'de yok; den sonra E'de ; SHB'de var.

10. den sonra SL'de var.

11 SHB, SL'de

12 den sonra SL'de var.

13 SL'de

14 İ'de

15 E'de

(7)

16 den sonra G'de var.

17 SL'de ; E'de ; İ'de (?).

18 yerine SL, SHB'de var.

19 SHB'de

20 İ'de yok.

21 SHB'de yok, yerine var.

22 SHB, SL'de

23 SL'de den s o n r a v a r .

24 SL'de yanlış olarak

25 SHB'de

26 SHB, SL, I'de yok.

27 E'de yok.

28 SHB, SL'de

29 G'de

30 SHB, SL, G'de

31 SL'de

(8)

33 E'de

34 İ'de

35 G'de

36 E, İ'de

37 G'de

38SL'de

39 yerine t, SHB'de . E'de

40 G'de yok.

41 G'de

42 İ'de yok; G'de

43 G'de

44 E'de

45 İ'de yok.

46 yerine G'de

47 SL, SHB'de yok.

48 SHB'de yok.

49 SHB'de . SHB nüshası burada bitiyor. G nüshasında den sonra

"1127 ibaresi bulunmaktadır.

5 0 SL, İ , G ' d e y o k .

51 SL, İ, G'de

52 SL, G, E'de yok.

(9)
(10)

"Nefsu'lemr: Ma'nası " H a d d i zâtında şeyin kendisi"dir. " E m r "

-den kasıt "kendisinde şey"dir. Eğer "Şey nefsu'l-emr'de, m e v c u t t u r "

dersen bunun mânâsı "O şey hadd-i zâtında mevcuttur"dur, ve "hadd-i

zâtında nıevcuttur"un mânâsı, "onun varlığının bir düşünenin düşün­

mesi (i'tibar) ve, ister bu farzetme ihtira'î olsun isterse intiza'i olsun

bir farzedenin farzetmesiyle olmadığı"dır. Tersine her tür farzetme

ve i'tibardan kat-ı nazar edilse bile o şey mevcuttur. Bu varlık ya asli

varlıktır, yani harici varlıktır, veya gölgesel (zilli) yani zihni varlıktır.

Öyleyse "nefsu'l-emr" haric'i ve zihin'i içine alır. Fakat o hâriçten

mutlak olarak daha geneldir, çünkü her "hâriçte mevcut" olan kesin­

likle nefsu'l-emrdedir ve bir bakımdan da zihinden daha geneldir,

çünkü her "zihinde mevcut olan nefsu'l-emrde mevcut değildir, mesela

5'in çift sayı olduğu düşünülürse, zihinde bulunduğu için zihnî olmakla

birlikte nefsu'1-emre mutabık olmadığı için yanlış olur. Şöyle de dene­

bilir: "Bir şeyin nefsu'l-emrde mevcut olmasının anlamı, onun varlı­

ğının intiza'î farza ilişkin olsun ya da olmasın, ama ihtiri'i farza ilişkin

olmamasıdır. O halde hakiki ilimler nefsu'l-emrde her iki anlamda

mevcutturlar, intiza'i farza ilişkin ıstılâhi ilimler birinci anlamda değil

ama ikinci anlamda nefsu'l-emrde mevcuttur. İkinci anlam birinciden

mutlak olarak daha geneldir. ( . . . ) Eski Mantıkçılar "hâriç" ve

"nefsu'l-emr" ayırımı yapmamışlardır." (Keşşaf-ı Istılahat-ı Fünûn, c. I I , s.

1403 vd.).

Referanslar

Benzer Belgeler

Bir proje olarak ele alınan açık kaynak kodlu bir yazılımdan yeni bir sürüm türetmek ya da var olan sürüme yama oluşturmak için bilgi merkezleri, işletim sistemleri

Birinci sınıf öğrencilerinin %4.8'i, dördüncü sınıf öğrencile­ rinin % 12.0 si fakülteye girmeden önce eczacılık mesleği hakkında bilgilerinin olmadığım, aynı

Adalet insan hayatının çeşitli görünümlerinde bulunur: Toplumsal davranışlarda adalet; karar ve hükünıde adalet; iktisadi adalet

First, we give an algorithm for the unique determination of the potential q ∈ V of the three-dimensional Schr¨ odinger operator from the spectral invariants that were

İşlerini anlamlı bulan, işleri ile ilgili gerekli bilgi ve beceriye sahip, işi ile ilgili konularda insiyatif kullanabilen ve işler üzerinde bir etkiye sahip olduğunu

The systematic uncertainty from the efficiency (shown in the “Efficiency” column) in- cludes two terms: the efficiency parameterization and the difference between data and MC.

Çalışmada, nicel ve nitel faktörlerin birlikte değerlendirildiği çok kriterli bir karar verme yöntemi olan Analitik ağ süreci yardımıyla Türkiye’deki beyaz eşya

Kuleli vd., 2001 yılında gerçekleştirmiş olduğu çalışmada Türkiye’deki Ramsar Sözleşmesine dahil sulak alanlarındaki kıyı çizgisi değişimlerini