• Sonuç bulunamadı

Türk Van Gogh'u Fikret Mualla:Yıl 1928 Fikret Mualla ilk defa Berlin'de tımarhaneye giriyor

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türk Van Gogh'u Fikret Mualla:Yıl 1928 Fikret Mualla ilk defa Berlin'de tımarhaneye giriyor"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

( S a y f a

5

R Ö P O R T A J

A R A Ş T I R M A

Artık, o, polis için de, dostları

için de istenmeyen adam dı...

7*3

Türk Van Gogh’u

Y I L

1

F. Muallâ

defa

Berlin'de

tımarhaneye giriyor

Y a z a n : Orfıan KOLOĞLU

Cemal Nadir’in, 1930’larda Türkiye'deki sanat anlayışını yansı­ tan bir karikatürü.

Bay Milyoner — Bir yağlı boya resim almak istiyorum I... «d » grubu — Emredersiniz bayım... Hangisini takdim edelim? Bay Milyoner — Hangisinin yağı İyi İse...

s

F

İK R E T MuaUâ’nm tek kopyacılığını içki içişin­ de buluruz. San’atcımn içmesi, hem de çok içmesi ge­ rektiği inancına katılmış, fa ­ kat kısa zamanda bunda da di­ ğerlerinden sıyrılıp kişiliğini ortaya koymuştur.

Resme daldığı anların dışın da, kendini ayağının alçıda o l­ duğu anlardaki kadar yalnız hissediyordu. İstanbul’daki pek muhafazakâr çevresinden, işı- tim emiş derecede serbest bir cemiyetin ortasına düşüvermesi yetmiyormuş gibi, lisan sıkıntı sı da çekiyordu. Saint-Joseph ve Galatasaray’da öğrendiği Fransızca, henüz yirm isine bas­ mamış bir delikanlının Alman meyhaneleri ve sanat çevrelerin de kendine bir yer yapması ve sözünü dinletebilmesi için ta bü ki yeterli değildi. Bu yüz­ den, konuşmadan anlaşmayı sağlayan, birleştirici unsur iç­ kiye, resm i kadar büyük bir iş tahla sarıldı. Onu dinlemek is­ tem eyenler biie hiç olmazsa bedava içki uğruna çevresinde toplanıyorlardı. Böylece, Fik­ ret’in çok ihtiyacı olan bir ga rip dialog (ik ili konuşma) ku­ rulmuş oluyordu. Onlar nere den ve nasıl geldiğini düşün meden, ısmarlayana fazla bir minnet hissiyle bağlanmadan kafaları tütsülüyor, Fikret de, sanat âlemindeki içki adabım öğreniyordu. Kısa zamanda

sı-a

L s

içkiye de Alm anya'da alışan sanatçının, hayatı boyunca

' T V

herhangi b ir kadınla ilişki kurduğu işitilm em iştir

zıncaya kadar içen, küfreden, kavga çıkaranlar sınıfına girdi.

KADINLARLA

İLİŞKİLERİ

Zaman zaman da içki bir zırh oluyordu ona: Varlığına dayana madiği yalanlar ve bazan da gerçekleri unutabilmek için.

Bu gerçeklerin başında ka­ dın konusu gelir Fikret Mu allâ’nm cinsi bir sapıklığı as­ la olmamıştır, ancak bunun al­ ternatifi de yoktur: Yani, bir kadınla cinsi münasebeti hiç işitilmemiştir.

Delikanlılık çağında mahalle sindeki kızlara baktığım büen yok. Hafızalarda, daima çok şık giyinen ve etrafıyla hiç il­ gilenmeyen bir genç olarak kal­ mıştır.

Çevresinin genç, güzel kızlar la dolu, kendisinin de cinsi ar­ zular ve kalb oyunlarım en çok hissedeceği çağda bulunduğu Almanya yıllarında da böyle bir macerasını bilen yok. B ir güç­ süzlük mü? Başarsız bir tecrü be mi? Ailesindeki hayal kırık ­ lıklarının etkisiyle kadım ideal

bir seviyede muhafaza isteği mi?

Çok yıllar sonra bunu bir başka kadına: «B ir Almanı sev miştim... Akıllısın, zekisin ama çirkinsin, hem de topal, diye­ rek reddetti. Ben de kendimi iç­ kiye verdim » şeklinde izah et­ miştir. Olayla anlatılışı arasın­ da geçen otuzbeş yıl gerçek üze­ rinde ne kadar silinti yapmış­ tır? Bilinemez; sadece bilinen ve gerçek olan o yıllarda içki ve çıngar dozunu gittikçe art­ tırdığıdır. Bunun tabü sonucu, arada bir geceyi karakolda ge çirmektir.

İLK TIMARHANE

İçm ek istemese bile, meyha­ neden başka evi ve dostlarıyla toplanabileceği yeri olmayan insan ne yapar? Ailesi kovmuş­ tu, kadınlar itiyor, son zaman­ larda evden de para gelmez o l­ du... «Doldur garson.. Ver ar­ kadaşlara da!»

İçkinin hürmeti şişeyedir, İçene değil. Gerçi henüz genç ve dayanıklıydı. Ayık ve içkili düşünceleri ve bunların ifade tarzları arasında büyük bir fark yoktu. Olsa olsa aynı etim leleri, aynı fikirleri, bazan kü­

für eşliğinde, daha yüksek per­ deden tekrarlıyordu. Gelgele lim doktorlar bu farkın varlık veya yokluğunu akıllarına büe getirm ezler, hele polisler, asla. Kısa yoldan sarhoş diyorlardı, alkolik diyorlardı. ve yaratılan skandal alışılmış ölçüleri aşarsa deli diyorlardı. Teşhis zorluğu­ nu ortadan kaldırmak İçin dok torların hemen sarılıverdikleri bir isim de vardı: «Alkolik De- liriyum ».

İlk defa 1928 yılında B erlin’ de Fikret Muallâ bu teşhisle ve desintoksikasyon (vücudunun alkolden tem izlenm esi» amacıy­ la, akıl hastanesine yatırıldı Artık polis için istenmeyenler, tanıyanları için de deliler sını­ fına girmişti.

TÜRKİYE'YE DÖNÜŞ

Almanya’dan Fransa’ya geçti Alabildiğine hudutsuz ve sorum- suz bir özgürlüğün ve dünya sanat âleminin başkenti Paris Fikret’i bir anda sardı. Oraya yerleşmiş olan Türk kadın res­ samı Hâle Asaf ile de tanış mıştı.. Körolası parasızlık; mec buren, hudutsuz bir araştırma ve değerlendirme cabası içinde, on binlerce ressam arasından

her yıl birkaçm i dünya sanat tarihine yerleştiren Montpar- nasse ve Saint Germain’in ha­ yaliyle dolu olarak Türkiye’ye döndü.

Mustafa Kem al devrimlerinin Bay’lı Bayan’lı Türk îstanbulu ne 10 yıl öncesinin fesli çarşaf lı şehrine, ne de Avrupamn ken dişine yön verm iş olan cemiye tine benziyordu. Tlirk toplumu tarihindeki en büyük değişikli­ ğin oluşumu İçindeydi; fakat,

çok genç yaşta memleketten ayrılmış, hele temel kültürünü ihmal etmiş olmak, Fikret Mu allâ’nm bu oluşumu değerlen­ dirmesine imkân vermiyordu Reaksiyoner mi oldu? Asla!. Yeni harfleri öğrenen genç kız­ ları bir tablosuna konu yapmak tan asla çekinmedi, ancak gü dümlü bir sanatın, em irle yü rütülen sanatın ressamı olam ı­ yordu. Fildişi kulesine çekilip içinden geleni yapan ressamlar smıfmdandı; sosyal mücadele nin değil, fildişi kulenin ada­ mıydı.. Kendi seçtiği konunun, yerin İçinde yaşamalı, hissetti­ ğini işlemeliydi O zaman ha­ rikalar yaratabiliyordu.

Bu yüzden, tayin edildiği Ay­ valık Orta Okulu resim öğret­ menliğinden «Elektriği olmayan şehirde resim hocasına da İh­ tiyaç yoktur» diye istida vere­ rek istifa etti

______ YARIN:

---KİMSE İS VERMİYOR

Kişisel A rş iv le rd e İs ta n b u l Belleği T a h a T o r o s Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Dizide okuyucunun daha az tanıdı­ ğı sanatçılarla ilgili ciltler, özellikle de çağımıza daha yakın dönemlerle ilgili klasikleşmiş yazarlara ayrılacak

Okmeydanı ile sim­ geleşmiş her biri birer sanat eseri olarak tasarlanmış bu dikilitaşlan bulabilmek bugün zorlu bir araştır­ mayı, hatta arkeolojik

Kültür endüstrisinin ideolojisi, panzehirini yine kendi içinde taşır (Dellaloğlu, 2001: 96). Endüstri’nin kendisiyle çelişir hale gelebilmesi için, belirli bir

Verilen bilgilere göre ayrıca darülkurra, Cumhuriyet döneminde önce sağlık müzesi, ardından müftülük binası, 1968’den sonra Kültür Bakanlığı’na bağlı

Aya Yorgi manastırı, denize i- nen sert bir yamacın üzerinde inşa edilmiş olduğundan burası halk ara­ sında «Krimnos» yâni «Uçurum» manastırı diye de

Numune Maks.. fazla tokluk kazanımı elde edilerek üstün bir tokluk değerine ulaşılmıştır. Saf epoksi Zn nanopartikül ilaveli numunelerin postkür uygulanmış ve

Kemal paşa zade Sait beyin mnhtumu babaaum- j el yazısile yazılmış bazı notlarını j görmem için bana

Each academic year also produces a generation of educated young people who find a place less and less easily in modern Morocco. The super­ vision of the library was