• Sonuç bulunamadı

Başlık: vIİKOTOKSİ!'\LER: HAYVAi\' VE İNSAi': SACUC;1 'ı'Ö.\'Ü!'\DE!'\ Öi\'E:\IİYazar(lar):KAYA, SezaiCilt: 31 Sayı: 3 DOI: 10.1501/Vetfak_0000000217 Yayın Tarihi: 1984 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: vIİKOTOKSİ!'\LER: HAYVAi\' VE İNSAi': SACUC;1 'ı'Ö.\'Ü!'\DE!'\ Öi\'E:\IİYazar(lar):KAYA, SezaiCilt: 31 Sayı: 3 DOI: 10.1501/Vetfak_0000000217 Yayın Tarihi: 1984 PDF"

Copied!
22
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

A. V. Vet. Fak. Derg, 31 (3) :388-409 1984

:vIİKOTOKSİ!'\LER: HAYVAi\' VE İNSAi': SACUC;1 'ı'Ö.\'Ü!'\DE!'\ Öi\'E:\Iİ

Sezaİ Kaya*

Mycotoxins: Their significance on ~nimal and human health

Sunınıary: The Iıuıpose of this review was to evaluate the potential hazards caused by m)'coto:ı:inson animal and human health. Foods and feeds are frequently' contaminated with molds during harvestin, starage, processing and handiing befare reac!zing the human and animal consıımer. Factors capable ~f favoring mycoto:ı:in contamination of these compounds are lIsually! almost clear, including improper harvesting and starage methods for ]eeds and feeds tuffs that can favor fungus growth and contamination. Reports from marry part of the world on incidence and levels of mycoto:ı:ins,especially aflatoxins, in feeds andfeedstuffs indicate reason.for concem, particularly! in tropical and sub-tropical regions and in those cOlmtries importing these products from those areas. The main products contaminated 11)' "!.J!cotoxinsare peanut meal, hazelnut, com and

com products ,rice, cottenseed products, sunflower meal, and other maıry grains and mixed feeds containing arry ~f these components. Data on the presence of the m~tabolite such as aflatoxin J11 in daiı)! prodııcts and eggs provide eri-dance of contaminated feeds. Alan)' of the ubiquitous molds hm;e been shown to produce toxin. SurvC)'s in several countries for m)'cotoxins have revealed that Jeeds and.feedstuff\' have been contaminated b)' aflatoxins, ochratoxins, citrinin,

sterigmatoC)!stin, patı/lin, :::.earalenon,penicillic acid, trichothecenes (T-2 toxin, deo."qnivalenol, niıalenof and diascetoxysciıpenof), alternariof, PR- Toxin, kojic acid, sporidesmin, tenuazonic acid and ngot afkaloids.

The presence of known-toxiıı-produciııg nlOlds can not necessarily' show the presence of n~yocotoxins, nor caıı the lack of a mold show that tlze sample has not bem wntaminated with a m)'cotoxin. Some molds produce toxins only under rest-tricted conditions and oıılyıIJartiCllfar strains of some species are toxigl'nic. Tht:), are a group ıif extreme0' toxic and same of them Izepatocarcinogenic tlzat ma)'

(2)

MiKOTOKSiNLER: HAYVAN VE İNSAN SAGLlGI. ..

pose a threat to animal and human health when present in feeds and food sources. Along with their acute toxic action, studies with animals s!wwed that maı!;)' m)'cotoxins, especial!)' aflatoxins, have a stmng carcinogenic activil)' on at least eight species of aninzals, including monkf')l. In addition, alterations in lher mito-kondrial activit)', fat!)' injiltration, impaircd Iırotein and RNA s)'nthesis, re-duced immunologic response to diseases and deereased !iver vitamin A C(!Iltentand reduced production and weight-gain are all indicath'e of the metabolic as/ıect of dietaıy m)'cotoxins.

In this review, ll!;vcotoxinsiııfeeds and feedstuffs, their origin, some plZ)'sical and ehemical prolmties were deseribed. The conditüms effecting the growth of molds and the properties of their 1l!;)'cotoxin.'i)'lıthesis were exjJlained. The m)'co-toxin residue leı'elsfound infeeds andfeedsli!ffs and somefooddstuffs were given.

The m)'cotoxin residue lwels Iıermilled to be found infeerIr and feedstuffs were mentioned. The biologiral and toxicological effects of 177)'cotoxinsfor animal and human health were deseribed. The diagnosis, treatment and control of 177j'-colJxicosis were discussed.

Özet: renz ve besinler üretimlerinden tiiketimlerine kadar küflerle sık sık kontamine edilirler. Bu maddelerde mikatoksin kontaminasyolııl1lu kola)'laştıran en önemli fak tijdel' l/)',f,nnolma)'an tarımsal işlemler ve depolanma )'öntemleridir. Mikotoksin probleini ile özellikle tropik ve sub-tropik iklimin hüküm sürdüğü ülkelerde sıkça karşılaşılmaktadır. Mikotoksinlede kontamine edilen ba.:jlıca ürünlerfıstık unu, mısır ve ürünleri, /ıiıinç, /ıamuk tohumn unu, G;)'çiçekküspesi gibi fada )laf! ihtiva eden maddelerle bazı tahıtlardır. Yem ve yem hammadde-lerinde en fada karşılaşılan mikotoksin çeşitleri şunlardır: Aflatoksinler, ok-ratoksİnler, sitI'inin, sterigmatosistin, patulin, zearalenon, penisitlik asit, triko-tesenler, alternaryol, PR-toksin, kojik asit, sporidemsin, tenuazonik asit ve ergot alkaloidleri. Her hangi bir maddede tohin üreticisi olarak bulunan ki{(/erin bulunması mikotoksinlerin varlığını gösterenziyebileceği gibi, bir kQfün bulunma-maması da bir mikotoksinle kontaminas)'on olmadığımı işaret etmf')ıebilir. Zira küfler toksinini belli şartlarda üretir/er ı:e sadece bazı suşlar toksin üreticisidir. Akut toksik etkileri )ıanında, başta aflatoksinler olmak ü.zere mikotoksinlerin birfoğunun kaısinojenik etkileri de bulunmaktadır.

Bu makale kapsamında, )'em ve )'em hammaddelerinde sıkça karşılaşılan mikotoksinler ile bunlann bazı fiziksel ve kim)'aJal özelliklerinden bahsedildi. Küflerin gelişmesi ve mikotoksin sentezlemıelerini etkilf')'en faktö'rlere değifıilrli. Yem ve )'em hammaddelerinde karşılaşılan mikatoksin residü dÜZf'),leri ile bu maddelerde bulunmasıııa izin. verilen miktarlan verildi. A1ikotoksinlerin insan ve ha)'vanlardaki etkilerine de,~inildi. iHikotoksin zehirlenmelerinin teşhis, te-davi iıe kontrolları ince/m di.

(3)

390 SElAİ KAYA

Giriş

Herhangi bir hayvancılık endüstrisindeki başarı, işletmenin bu-lunduğu yöreye uygun ırkın seçilmesi, yeterli ve dengeli beslenme ve iyi bir bakım ve hastalıklarla savaş ilc elde edilir. Bunların herhangi birindeki eksiklik yada yetersizlik başarıyı önemli ölçüde etkiIer. Hay-vanlara yedirilecek yemin bileşimine giren maddelerin miktarı ve çeşit-liliği kadar, bu maddelerin hijyenik kaliteleri de önem taşır. Zira, man-tar invazyonlarına ve dolayısıyle mikotoksinlere bağlı olarak yem ve yem haın maddeIerinin mikrotoksinlede kirlenmesiyle sık şekilde kar-şılaşılmaktadır.

Besinler, yem ve yem hammaddeleri, üretim-tüketim zincIrı arasındaki herhangi bir aşamada, uygun olmayan koşullarda depolan-dıklarında veya bulunduklarında, mantarlar üreyerek onlarda isten-meyen değişikliklere ve bozulmalara neden olurlar. Önceden, üreyen mantarların besinlerin sadece görünüşünde değişiklik yaptığı düşünü-lerek, az küflenmiş olanların insanlar, ileri derecede küflenmiş olan-ların hayvanlar tarafından tüketilmesinde önemli bir sağlık sakınca-sı yaratmayacağı sanıımıştı. İngiltere'de i960'lı yıııarda özellikle ka-natiılarda karşılaşılan toplu zehirlenme olayları ve daha sonra sürdü-rülen çalışmalar (5,48), yem ve besinlerin mikatoksinlerIc kirlenmesi-nin sanıldığından daha ciddi boyutlarda doğal kirlenme sorunu ol-duğunu göstermiştir.

Günümüze kadar varlığı ortaya konan mantar türlerinden 250 kadarının mikatoksin oluşturdukları ve bunlar içinde 20 kadar mi-kotoksin çeşidinin insan ve hayvanlarda sıklıkla zehirlenmelere neden olduğu anlaşılmıştır (6,55).

Doğal kirletici olarak besin ortamından izole edilen ve insan sağ-lığı yönünden önem taşıyan mikatoksin çeşitleri arasında aflatoksin'ler, okratoksiııler, zearaleııoıı, sitrinin, patutiıı, peııisillik asit, sterigmatosistiıı, PR toksin, k~jik asit, trikotesenler ('1'-2 toksiıı, deoksiııivalenol, lıivaleılOl, diasetoksiskiıpenol), sporidesmiıı, ergot alkaloidleri, alternariol ve feııüazoııik asit bulunur (40, 48), 62). Sıralanan bu çok sayıdaki mikatoksin ara-sında, hemen hemen tüm hayvan türlerinde ve insanlarda aşırı dere-cede toksisite göstermeleri, ayrım göstermeksizin hcl' çeşit besin mad-desi ve yemde yaygın bir kirlenme ve dolayısıyle sık sık zehirlenmdere neden olmaları ve aralarında maymunlarında bulunduğu bir çok hay-van türünde karsinojenik etkili olmaları ve ayrıca küfIü yemleri yiyen

(4)

MjKOTOKSiNLER: HAYVAN VE JNSAN SAGUGI. .. 391

hayvanların et ve bunlardan sağlanan ürünlerinde kalıntılarına rast-lanmalan nedeniyle aflatoksinlrr halen yoğun şekilde araştırılan en önemli mikotoksin grubunu teşkil ederler (51, 56, 58, 59, 61).

Mantarlar tahıl ve çeşitli besinlerde, besin ve ekonomik değer kay-bına yol açan nedenlerin başında gelirler. Her yıl dünya tahıl ve yağlı tohum üretiminin o o i'den fazlasının mantarların yol açtığı küflenme ve çürüme sonucu işe yaramaz haıc geldiği hesaplanmıştır (22, 55, 58).

Bu derleme yazı kapsamında, yem~ ve besinlerde mantarların gelişmesi ve mikotoksin sentezini etkileyen faktörler ile mikotoksin zehirlenmelerinin tanı, sağıtım, önlenmesi ve kontroluna topluca değinilecek, bireysel olarak aflatoksinlerden geniş biçimde, diğer ba-zılarından da kısaca bahsedilecek,ir.

Mantarlann gelişmesi ve mikotoksin oluşumunu etkileyen faktörler

Mantarların gelişmesi ve dolayısıyle mikotoksin oluşumunu et-kileyen faktörlerin başında ortamın ısısı, rutubet içeriği, havalandır-ma, substrat v.s. gelir. Aspergillus ve Penicilliıım gibi anbar küfleri

%

\3- i8 oranında rutubet bulunan depolarda çok çabuk ürerler (2i,28). Bu nedenle normalolarak, yemlerdeki rutubet derecelerinde de üre-yerek bir sorun olarak ortaya çıkabilirler. Ortamın rutubet oranı

%

9'un altına düştüğünde aflatoksijenik mantarlar üreyememektedirler (6 I). Bunun için, hasat edildikten hemen sonra tahılların rutubet oranının bu kritik değer altına indirilmesi özellikle önem taşır.

Mantarlar genellikle 20-30°C'de ürerler. Ayrıca, ortamın ısısı mantarların gelişmesi yanında sentezlenen metabolitlerin cinsine de etki yapar (46). Peııicilliıım viridicatımı 5- iOaC'de bile okra toksin-A oluşturabilmektedir. Bunun sonucu, özellikle soğuk iklimin hüküm sürdüğü bazı ülkelerdeki besin maddeleri ve yemlcr yoğun ve yaygın şekilde okratoksinlcrle kirle'nebilmektedir (58).

Yem, yem hammaddeleri ilc besin çeşidi de, genellikle toksijenik mantarların gelişmesinde ve mikotoksin sentezlenmesinde etkili ol-maktadır. Ancak, aflatoksijenik mantarların gelişmesi yönünden bir substrat bağımlılığı söz konusu değildir. Bu nedenle, bu tür mantar-lar her türlü maddede üreyebilirler ve toksin sentezleyebilirler (62). Bundan dolayı, mısır, arpa, yulaf, buğday, pirinç, darı gibi ürünlerle, pamuk tohumu, soya fasülyesi, yer fıstığı ve ayçiçeği gibi yağlı

(5)

tohum-SEZA! KAYA

lar v~ dolayısıyle bunlardan hazırlanan karma yemler sıklıkla mantar

infeksi yon u na uğra ya rak mi kotoksi nlerle kon tami ne ola

bilmektedir-ler (-18, 58, 59).

Mantarlar aerobik mikroorganizmalardır. Ancak, üremeleri

için oksijen gereksinmeleri bakımından mantar türleri arasında

önem-li ayrımlar söz konusudur. Ortamdaki oksijenin

%

4Sden l'e kadar

azalması Aspergillııs f/avııs'un geli~mesini \T sonuçıa aflatoksin

oluşu-munu önemli derecede azalıtlğl gibi (28), karbon dioksit

yoğunluğu-nun artması da aynı tarzda etki gösterir (25).

Basınç ve ezilmeden dolayı tohumluk ve tanclerde meydana

ge-lebilecek çatlak ve kırılmalar küflcrin infestasyonunu kolaylaştırır.

Bu nedenle, hasat ve bunu izleyen işlemler esnasında mahsüllün

ze-delenmemesine önem verilmelidir (6 I).

Aflatoksinler

Fizikselve kim)'asal üzellikleri: İsmini Aspergillııs Jlavııs'un A ve FLA

harflerinin birleşmesinden alan aflatoksinler Aspergillus, Penirillium

ve Rhizopus soylarında bulunan çeşitli mantar suşlarınca

sentezlenir-ler (60). Günümüze değin, izolasyonu ve identifikasyonu başarılmış

17 türevi bulunmuştur. (25, 58). Ancak, aflatoksin terimi, genellikle

aflatoksin Bı, B2, Gı, G2 ilc M 1 ve M2 olmak üzere altı ana bileşiği

kapsar (1,3).

Normal ısı derecelerine son derece dayanıklı olan aflatoksinlerin

tümüyle parçalanmaları için 300°C'ya da daha yüksek ısı derecelerine

gerek vardır (Lı). Bu nedenle, sütlerin pastörizasyonu esnasında

afla-toksin miktarında azalma görülmemektedir. (I, 52). İkiyüzotuz

dere-cede 25 dakika süreyle pişirilen ekmeklerde, başlangıçtakine göre

hala '/~ 40'a varan oranda aflatoksin bulunduğu belirtilmiştir (7).

Sodyum hipoklorit, amonyak ve potasyum permanganat gibi

kuv-vetli alkali ve oksitleyici maddeler karşısında aflatoksinler süratle

par-çalanırlar (57) .

.:Hetabolizmaları: Ağızdan alınan aflatoksinler sindirim

kanalın-dan hızla cmilirIer (4/1). Absorbsiyona ilişkin rakamsal değerler

01-mamakla beraber, doğal zehirlenme olaylarının çoğunun aflatoksink

bulaşık yem ve besinlerin yenilmesiylc olması şüphesizdir (58).

(6)

MiKOTOKSiNLER: HAYVAN VE iNSAN SAGUGI. ..

Radyoaktif karhonla ipretlenmiş aflatoksin Bı'in vücutta

dağı-lımı üzerinde yapılan çalışmalarda (36, 49), radyoaktivitenin,

özellik-le, karaciğer ve kas gibi dokularda daha fazla dağılım gösterdiği

sap-tanmıştır. Alınan toksinin % 85-90'nı ilk 24 saat içinde süt ve idrarla

atılır (4). Sığır (3) ve koyunlarda (38) yapılan çalışmalarda, alınan

af-latoksinin sığırlarda

%

O. 18'inin koyunlarda % O. I'nin sütle

aflatak-sin M ı şeklinde çıkarıldığı anlaşılmıştır. Aflatoksin alımı

durdurulduk-tan sonra 6-9 gün içinde toksinler vücuttan tümüyle atılmaktadır (38).

Aflatoksinlerin biyotransformasyonları, başta Bi türevi olmak

ü-zere, yoğun şekilde incelenmiştir. Ancak, elde edilen bilgiler henüz

yeterli olmaktan uzaktır. Bu konuda yapılan çalışmalarda,

kendileri-nin doğrudan toksik etkili olmadıkları, karaciğerde uğradıkları

meta-bolik değişiklikler sonucu meydana gelen türevIeri yolu ile toksik

et-kilerini oluşturdukları bdirlcnmiştir (11, 3i, 41). Anılan

türevIerin-den en önemlisi aflatoksin B1"-2, 3 epoksittir. AfJatoksin B2'nin de

Bı'e çevrildikten sonra etkili olduğuna inanılmaktadır (53).

Yukarıda değinildiği gibi, aflatoksin molekülü karaciğerde bir

etkileşme aşaması geçirmektedir. Bu molekül karaciğer hücreleriyle

birçok noktada reaksiyona girer. DNA ve R:.\A polimerazlar hızlı

bir şekilde inhibe olurlar. Benzer etkiler insan ve hayvan hücre

kül-türlerinde de görülür (62). Özellikle, RNA sentezindeki

değişiklikler-den etkilenen protein sentezi önemli derecede bozulur.

RNA-poli-meraz etkinliğinin inhibisyonu aflatoksinin enzime olan doğrudan

etkisinden çok, toksin-kroma tin etkileşimi sonucu bozulan kromatin

kalıp etkinliğinin dolaylı bir sonucudur. RNA - polimerazın

inhibis-yonu sonucu DNA transkripsiyonu bozulur. Bunun sonucu da D~A'ya

bağlı RNA sentezi, ve nihayet bazı proteinlerin sentezi azalır (1i, 29,

53, 62).

Aflatoksinlerin biyolojik ve toksik etkileri: Laboratuvar ve evcil

hay-vanlarda aflatoksinlerlc zehirlenmc, hayvanın cinsine, ırkına, yaşına,

cinsiyetine, yemdeki toksin düzeyine ve toksine maruz kalma süresine

bağlı olarak akut, subakut, kronik ve karsinojenik olarak ortaya çıkar

(13, 33, 43).

Evcil hayvanların çoğunda zehirlenme oluşturan yemlerdeki

tok-sin düzeyleri, 10-100 ppm arasında ya da daha aşağıdadır (62). Bu

değer, ördeklerde 0.3 ppm ve buzağılarda 2.2 ppm olarak

(7)

tok-~94 SEZAİ KAYA

sin miktarları hayvanlara zararlı olmamaktadır (13). Ancak, 0.02

ppm'den fazla aflatoksin içeren yemi yiyen hayvanların sütlerinde

tok-sin bulunabileceği belirtilmiştir (9). Hayvanların çoğunda letal doz

50miktarları 0.5- iO mg

i

kg arasında değişir. Örneğin, bu değer

gün-lük ördek ve ratta, sırasıyla, 0.37 ve i .O mg

i

kg, 2 i günlük erkek ve

dişi ratta, sırasıyla, 5.5 ve 7.4 mg! kg (60), 21 günlük farede 63 mg!

kg (61), piliçte 6.5 mg! kg (43), buzağıda 1.8 mg! kg (32) olarak

he-saplanmıştır.

Aflatoksine duyarlılık bakımından hayvan türleri genellikle üç

gruba ayrılırlar (25): İlk grupta bulunan ördek, alabalık, kobay,

tavşan, köpek, genç rat ve hindide aflatoksinlerin letal doz 50 değeri

1 mg ya da daha azdır. İkinci grupta bulunan domuz, maymun, rat,

buzağı, sülün ,piliç, ferret ,hamster, inek, mink, bıldırcın ve bazı

tavuk ırkıarında bu değer genellikle iO katı fazladır. Son grupta yer

alan fare ve koyun aflatoksinlere son derece dirençlidirler.

Aflatoksinler içinde toksisitesi en fazla incelenen B ı türevidir;

bu, denenen tüm biyolojik sistemlerde etkili bulunmuş ve tesiri

bakı-mından en güçlü olanıdır. Bunu azalan etki gücü sırasıyla Glı ve

izler. Bu yönden M lı B ı'e benzer özellik gösterir (45, 60).

Aflatoksinlerle zehirlenmede canlı organizmasında karşılaşılan

başlıca bozukluk karaciğer hasarıdır. Akut olgularda müköz

memb-ranlarda sarılık ve yaygın kanama alanları görülür. Karaciğerde

yaygın sentrilobuler nekroz ve yağ birikimi vardır (39). Kronik

olay-larda, karaciğer sirozu, solma ve kaslarda sarılık belirgin

semptom-lardır. Karaciğer hücre hasarı daha az dikkati çeker. Safra

kanalların-da hiperplazi ve periportal [ibroz ile assites ve mezenterik ödem

pre-dominnant durumundadır (I 3, 39).

Hayvanlarda aflatoksikoziste karşılaşılan başlıca belirtiler şöyle

sıralanabilir: Gelişme hızında, yem tüketiminde ve yemin

değerlen-dirilmesinde azalma, karaciğer bozukluğu, sarılık, iç organlarda

ka-namalar, sürgün, bitkinlik, kıl örtüsünde değişme, ölümlerin artışı

ile uzun süre az miktarda toksin alınması ile özellikle karaciğerde

kan-ser oluşumu, ayrıca, yararlanmaya eğilim artışı, kanın pıhtılaşma,

böbrek fonksiyonunda ve immun cevapta bozulma ve strese uyum

ye-teneğinde azalma görülür (13, 18, 30). eriner sistem hasara

uğraya-bilir ve yavru atma görülebilir. Doğum ağırlıkları, süt verimi azalır

ve hatta süt tümüyle kesilebilir (18;. KanatIılarda yumurta verimi

(8)

MiKOTOKSiNLER: HAYVAN VE İNSAN SAGUGI.". 395

(23). Serum ve karaciğer vitamin A içeriği azalır. Karaciğer vitamin A bakımından tümüyle yoksun kalabilir (2). Protein sentezi inhibe olur. Bu etki özellikle gençler ve süt emenler bakımından önemlidir

(31) .

KarsinojelZik etkileri: Aflatoksinler ve bunlarla bula~ık besinler,

aralarında maymunların da bulunduğu çqidi hayvan türlerinde bili-nen en güçlü karaciğer karsinojenidirler (58,61). Karsinojenik et-kiye duyarlılık hayvanın yaşı, cinsiyeti, mikrozomal enzim indüksi-yonu, değişik toksin türevIerinin karaciğeri etkilemeleri ve bazı bes-lenme yetersizlikleriyle değiştirilebilir (62). Erkek ratlarda saf haldeki

i ppm aflatoksin Bi 41 haftada, O. O 15 ppm ise 68 haftada

% ı

00

ora-nında karaciğer kanserine yol açmaktadır (63). Hatta, besinlerde bu-lunabilecek 1 ppb gibi son derece düşük aflatoksin Bi tümör

oluşumu-na önder olabilmektedir (64).

insan sağlığı yönünden aflatoksinlerin önemi: Primat1ar da dahil bir

çok hayvan türündeki etkilerine bakılarak (58), aflatoksinlerin in-sanlarda primer karaciğer kanserinde etken olmaları konusu önemli tartı~malara neden olmaktadır. Gerçekten, insanların da duyarlı hay-vanlara benzer şekilde cevap verebilecekleri dikkate alınırsa, afla tok-sinle bulaşık betok-sinleri yemeye maruz toplumlarda primer karaciğer kanseri ile aflatoksinler arasında sıkı bir ilişkinin varlığı kaçınılmazdır (61). Tropik bölgeler gibi sıcak ve rutubetli, aynı zamanda besin maddelerinin noksanlığı nedeniyle, bunlar arasında bir seçim yapma olanağı bulunmayan, halkın çoğu kez yer fıstığı V.s. ile beslendiği yer-lerde, zengin protein kaynağı olan ve bu nedenle protein tamamlayı-cısı olarak kullanılan fıstık tanelerinin As. flavus ile bulaşık olduğu durumlarda, bu konu üzerinde durulması gereken önemli bir nokta-dır. Özellikle, diğer besin maddelerini bulamadıkları için fazla mik-tarda yer fıstığı ve pirinç gibi gıdaları tüketen fakir toplumlarda pri-mer karaciğer kanseri raslantı sıklığının yüksek olması ve bunun da "diyetteki aflatoksin miktarı ile sıkı bağımlılık göstermesi, ister istemez

insanı bu ~ekilde düşünmeye götürmektedir (ll, 59). Okratoksinler

Başta Aspeıgil!us ochraceusve Peııicil!ium viridicatum olmak üzere iki türe bağlı 10'a yakın suş tarafından sentezlenen bir grup mikotok-sinclir (48). Okratoksin A,B,C,A'mn metil esteri, B'nin metil ve etil esteri olmak üzere çqitleri vardır. Bunlardan okratoksin A ve seyrek

(9)

396 SEZAI KAYA

olarak da okratoksin B besinlerde doğal kirletici olarak bulunur. Di-ğerleri sadece laboratuvar ~artları altında üretilen mantar kültürü or-tamından izole edilmi~lerdir (58). Toksijenik mantarlar dü~ük ısı de-recelerinde toksin sentezleyebilmeleri nedeniyle, özellikle, dünyanın soğuk iklime sahip ülkelerinde sık kar~ıla~ılan bir mikotoksikozis çe~i-didir. Bu nedenle, böyle soğuk ülkelerdeki çe~itli tahıllar okratoksin-lerle genellikle doğal olarak bula~ık haldedir. Bunun sonucu, Dani-marka ve Kanada'da bazı tahıllarda 27.5 ppm gibi çok yüksek düzey-de okratoksin A bulunmu~tur (48). Toksin ihtiva eden yemleri yiyen hayvanların etlerinde ve bunlardan sağlanan çe~itli ürünlerde, alınan toksin miktarıyla orantılı olarak, kalıntılarına rastlanır. Okratoksin A hayvanların kas ve yağ dokusunda 2 hafta, karaciğer ve böbreklerin-de 3-4 hafta süreyle kalabilmektedir (I 2).

Deği~ik hayvan türlerinin okratoksin A'ya duyarlılıkları farklılık arzeder. Letal doz 50 miktarları 3.4-30.3 mg

i

kg arazında deği~ir. Di~iler okratoksine erkeklerden daha duyarlıdır. Okratoksin A hay-vanlarda ba~ta böbrek ve karaciğerde bozukluklara neden olur. Hay-vanlarda, klinik olarak i~tiahsızlık, bitkinlik ve sürgün gibi özel olma-yan klinik belirtiler dikkati çeker. Domuzlarda mikotoksik nefropati diye bilinen hastalık, proksimal tubullerin, yaygın dejcnerasyonu, tu-bül epitelinde atrofi, renal korktekste interstisyel fibroszis ve bazı glo-merüllerde hyalinizasyonla karakterizedir (I 3, 58). Okratoksin A ve C günlük ördek ve civcivIerde karaciğer, böbrek ve proventrikulusta kanamalar yapar. Broylerlerde belirgin bir ~ekilde geli~me hızında yava~lama ve böbreklerde büyümeye yol açarlar. Şiddetli okratoksi-kozda kanatlılarda demir eksikliği tipinde hipokromik-mikrositer ane-mi ~ekillenir. Yumurta veriane-mi ve yem tüketiane-mi azalır. Yüksek düzeyde okratoksin A ihtiva eden rasyonla beslenen ergin kanatlılarda yumurta ve canlı ağırlık kazancında azalma meydana gelir (I 2). Kanatlı yem-lerinde bulunabilecek 4 ppm okratoksin yumurta üretiminin durma-sına neden olabilmektedir (24).

Gebeliğin belli zamanlarında, bir kez dahi olsa, okratoksine ma-ruz kalan ratlarda teratojenik etki göstermektedir. Mutajenik yada karsinojenik olduğuna ilişkin kesin veriler yoktur (10).

Özellikle, Balkan tIkelerinde görülen ve "Balkan nefropatisi" diye bilinen ve çoğunlukla kırsal kesimde ya~ayan halkta kar~ıla~ılan hastalıkla, okratoksin A içeren besinlerin tüketimi arasında oldukça yakın bir ilişkinin bulunduğu belirtilmiştir (59).

(10)

Sitrinin

MiKOTOKSINLER: HAYVAN VE INSAN SAGUGI. .. 397

HayvanIarda, yukarıda bahsediIen okratoksin A'ya benzer nef-rotoksik etkisi olan sitrinin, Penicillium citrinllm ve bir dizi PeniciIlium ve AspergiIlus cinsi mantar tarafından sentezlenir. Tahıllarda 80 ppm gibi son derece yüksek düzeyIeri iIe karşıIaşılmıştır (48). Sitrinin civ-civIerde su tüketiminde artma, sürgün, jejunumda kanarna, karaciğer-de mozayik görünümü ve böbrekIerde büyüme gibi subakut toksisiteye neden oIur. P. citrinllm ile buIaşık mısırı

%

62 oranında ihtiva eden rasyonla beslenen piliçlerde gelişme hızında depresyon, organ atrofisi, safra kesesinde genişleme, lenfoid dokuda azaIma, kalp ve iskelet kas-larında myopati, karaciğerde sentriIobuler nekroz, gIomerüler atrofi ve hiperpIazi görüImektedir. (12).

Sterignıatosistin

Sterigmatosistin(Ier) başta Aspergillus versicolar ve A. nidulans ol-mak üzere çeşitli AspergiIlus soyIarı, Penicillium luteum ve Bipolaris

so-rakiniona tarafından sentezIenir. 0- metiI sterigmatosistin ve

Aspertok-sin isimIi iki türevi vardır. Kimsayasal yönden aflatoksinlere benze-yen sterigmatosistin doğalolarak kontaminant halinde tahıllarda on-lar kadar sık buIunmazlar. Aynı zamanda, karsinojenik etkiIeri de görülür (48, 62). Her ne kadar yukarıda adı geçen mantarlar tabiatta yaygın şekiIde buIunurlarsa da, besinlerde toksinIerin oluşumunu kolaylaştıran faktörler hakkında az biIgi vardır. A. nidulans suşları mısır ve yer fıstıkIarından izaole edilmiştir (12). Japonya'da uzun süre depoIanan pirinçIerde 0.8-16.3 ppm düzeyinde sterigmatosistin bu-lunmuştur (48).

Patulin ve Penisi1lik asit

Patulin başta Aspergilllls clavatus, Penisillik asitde A. ochraceus

oImak üzere tabiatta çok yaygın şekiIde bulunan 50'ye yakın mantar suşu tarafından sentezlenirler. Tahıllarda hangi ölçüde bulunduk-larını söylemek zordur. Ancak, küflü siIajlarda 1.5-40 ppm patulin'e ve mısırlarda 5-231 ppb düzeylerinde penisiIlik asit'de rastlanmıştır. Rodentlerde bir çok kez deri altı veriImeleri halinde kanser oluşumuna neden oIdukları anlaşılmıştır. (48).

Saha şartlarında, hayvanIarda patuIin'Ie zehirlenmelere iIişkin kesin buIgular yoktur. Ancak, Japonya'da sığırlarda ölümlerle sey-reden bazı zehirlenme olaylarında, yemden P. patulum izole edilmiş

(11)

398 SEZAİ KAYA

ve adı geçen mantarla inokule edilen yemin fare ve boğalarda sinirsel belirtiler, beyin kanaması ve ölüm meydana getirdiği saptanmıştır (12). Zearalenon (F-2 toksin)

Zearalenon, Fusariıım roselim ve. diğer Fusarium cinsine ait man-tarlar tarafından sentezlenen, öströjenik etkili, fenolik resorsilik asit makrolid bir mikotoksindir. Mantarın gelişmesi esnasında ısının 12-14 derece altına düşmesi devrelerinde toksin sentezi özellikle hızlanır. Bugüne kadar bq türevi bulunmuştur (48).

Zearalenon hayvan yemlerine katılan başta mısır, çavdar ve buğ-dayolmak üzere tahıllarda doğ~l kirletici olarak yaygın şekilde bu-lunan ve ekonomik yönden önem taşıyan en önemli mikotoksinlerden birisidir. ABD'nde 1968-1969 yılları arasında mısırlarda yapılan bir tarama çalışmasında (58) ,analiz edilen 576 nümunenin

%

1'inde 0.45-0.8 ppm düzeyinde zearalenon bulunmuştur. Aynı ülkede, iklim koşullarının toksijenik Fusarium suşlarının gelişmesine uygun olduğu 1972 yılında yapılan bir diğer çalışmada (14), analiz edilen 223 mısır nümunesinin

%

1Tsinde O. 1-0.5 ppm arasında zearalenon tesbit edilmiştir. Zambiya'da mısırdan hazırlanan birada 4.6 ppm, ABD'nde mikitoksikoza yol açan yemlerde 2909 ppm gibi zon derece yüksek düzeylerde zearalenona rastlanmıştır (48).

Yemlerde bulunan toksin düzeyi ilc bu yemleri yiyen hayvanlar-da karşılaşılan östrojenik sendrom arasınhayvanlar-da sıkı bir ilişki vardır. Yem-leri n uzun süre az miktarlarda alınmaları sonucu dişi hayvanlarda vul-va ve memede ödemli şişme, yumurtalıklarda atrofi, fertilite bozukluk-ları, yavru atma, anöstrüs, sık östrüs gibi belirtiler görülür (12, 13, 58).

Saf zearalenon 25-100 ppm ile yada aynı düzeyde toksin bulu-nacak şekilde küflü mısır katılarak hazırlanan rasyon la beslenen yu-murta tavuklarında üreme performansına ters etkisi olmamaktadır. Vücut ağırlığı, yumurtaya gelme yaşı, yumurta ağırlığı, albümin ora-nı, kabuk deformasyonu ve kuluçkadan çıkma da benzer şekilde etki-lenmemektedir (35). On gün süreyle 300 ppm zearalenon yada

%

10 oranında Fusariumla kontamine mısır ihtiva eden yem yedirilen bir haftalık civcivlerde, kontrollere göre yüksek düzeyde ağırlık kazancı görülmüş, ama aynı mısırı

%

20 oranında kapsayan yemi yiyenlerde performans kontrollere benzerlik arzetmiştir (I 2).

Hayvan yemlerine anabo1ik steroid olarak katılan bir çok sente-tik öströjenik hormon yanında, yemlerin öströjenik etkili zearalenon

(12)

MIKOTOKSİNLER: HAYVAN VE İNSAN SAGUGI. .. 399

sentezleyebilen mantarlarla doğalolarak küflenmesi, gerek hayvanlar-da ve gerekse böyle yemleri yiyen hayvanlarhayvanlar-dan elde edilen besinleri tüketen insanlarda beklenilmeyen hormonal denge bozukluğu riski yaratabileceği belirtilmiştir (54).

Bugün bazı ülkelerde, hayvanlarda gelişmenin hızlandırılması amacıyla bazı sentetik zearalenon türevleri piyasaya sunulmuştur (12). Trikotesenler

Trikotesenler dört halkalı 12,13 - epoxy-trichothes-9-cne çatı-sına sahip, kültür ortamında 30'dan fazla türevi izole edilmiş bir grup mikotoksindir. Ancak, bunlardan T -2 toksin, nivalenol, diasetoksiskir-penol ve deoksinivalenol (vomitoksin, Rd-toksin) diye bilinen dört türevi doğal kirletici olarak besin ortamından izole edilmiştir (48). Trikote-senicr Fusarium, Cephalosporium, Myrothecium, Trichoderma ve Trichothechium grubuna dahil çok sayıda mantar türü tarafından sentezlenirler. Bunlardan Fusarium türü mantarlar tarım ürünlerinde sıklıkla küflü çürümeye neden olduklarından, en önemlileridir. Diğer-lerine tahıllarda daha seyrek rastlanır. Ama bunların toksijenik suş-larıyla dünyanın hemen her yerinde karşılaşılmaktadır (62).

Trikotesen mikotoksinler, genellikle birbirine benzer etki gösterir-ler. Hepsi de doğrudan temas halinde dermatite neden olurlar. Az mik-tardaki tek bir uygulama bile uzun süren yangıya yol açar. Daha faz-la miktarfaz-ları nekroza yol açar (24., 62). Anılan bu etki kazara, labo-ratuvarlarda çalışanlarda da görülmüştür. Elli ng gibi çok az T-2 tok-sine rat derisi duyarlılık gösterir. Bu sebeple toksinierin tanı ve miktarı-nın hesaplanmasında duyarlı bir yöntemi teşkil eder (62).

Öldürücü etki bakımından T -2 toksinin farede periton içi letal doz 50 miktarı 3.04, ağızdan rat, alabalık ve günlük civcivierde söz konusu değer sırasıyla 3.8, 6. 1 ve 5.25 mg

i

kg; diasetoksiskirpenol için adı geçen değer farede damar içi

ıo.

O ,ratta periton içi 0.75 ve ağız-dan 7.3 mg

i

kg olarak hesaplanmıştır (58). En az toksisite gösteren trikoderminin rattaki söz konusu miktarı 500 mg

i

kg' dır (62).

Trikotesenlerle subakut veya kronik olarak zehirlenen hayvan-larda başlıca ağız boşluğu lezyonları, mide-barsak kanalı ile çeşitli dokularda peteşiyel ve ekimotik tipte kanamalar, kan şekillenmesinin ve diğer hızla çoğalan dokuların radyomimetik etki ile baskı altına alınması sonucu granulositopcni, anemi ve immun cevapta bozulma

(13)

400 SEZAİ KAYA

görülür (12, 62). Ayrıca, böyle hayvanlarda iştahsızlık ve kusma he-men daima karşılaşılan belirtilerdir. Domuzlarla deoksinivalenol'un minimum emetik dozu 0.2 mg j kg olarak hesaplanmıştır (12). Yapılan kronik yedirme denemelerinde, ala balıkların 0.4 ppm T -2 toksine 12 ay, rastların 10 ppm toksine 8 ay süreyle tolerans gösterdikleri anlaşıl-mıştır (62). Domuz rasyonlarındaki 3.4 ppm düzeyindeki T -2 toksin yem tüketimini

%

20, 40 ppm ise

%

90 oranında azaltabilmektedir. Diğer bir Fusarium metaboliti olan diasetilskirpenol parenteral veril-diğinde domuzlarda mide kanamalarına, kusma, letarji, açlık belirti-leri, sık sık pisleme ve arka kısmın parezisine yol açmaktadır (I 2).

Fusarium tricinetum ile kontamine mısır ihtiva eden rasyonlar hin-dilerde yemin değerlendirilmesinde ve ağırlık kazancında azalmaya, nekratik ağız lezyonları ve ölüme yol açmaktadır. Benzer etkiler F. puae ve F. sporotrichioides inokule edilmiş rasyonlarla da meydana getiril-mektedir (12).

Rat ve farelerde yapılan çalışmalarda karsinojenik etkileri görül-memiştir (62). Farelerde gebeliğin 7-1 i günleri arasında bir sefer l-L.5 mg j kg miktarlarda periton içi yolla T -2 toksin verildiğinde fö-tüste çeşitli şekil bozuklukları ile ölüme yol açmıştır (58).

Trikotesen'ler bir çok bitki ve hayvan hücre kültüründe sitotok-sik ve sitostatik etki gösterirler. Toksinler seçkin şekilde hücre bölün-mesini etkilerler. Anılan bu etki iyonizasyon radyasyonla meydana getirilene bcnzer şckilde ortaya çıkar. Hücre kültürü ortamına

0.5-ı.

O ng j ml yoğunluğunda katılan toksin adı gcçcn etkiyi meydana ge-tirir (62).

Trikotesen türevi en azından 5 mikotoksin oluşturan Stachybotrys atra ile bulaşık yemierin yenilmesi sonucu ileri gelen Stachybotryo-toxicosis Rusya'da çiftlik hayvanlarında önemli kayıplara neden ol-muştur. 1958-59 kışı esnasında, Ukrayna'da söz konusu küfle bulaşık yemlerin yenilmesi ile çoğu ölümle sonuçlanan 4000 sığırın zehirlen-diği belirtilmiştir. Adı geçen olayda hayvanlarda görülen ilk belirtiler ateş, süt veriminde azalma, sürgün, tükrük salgısı artışı ve iştah azal-masıdır. Daha sonra sürgün şiddetlenmiş, kas seyrimeleri görülmüş ve kollaps gelişmiştir. Zehirlenmenin başlangıcından sonra 4-6 gün ve bazanda LO gün içinde ölüm görülmektedir. Hayvanların kanındaki lökosit miktarı 500-700jmm3'e kadar düşmektedir. Olaydan atIar ve . piliçler de etkilenmektedir (12, 4}).

(14)

MİKOTOKSİNLER: HA YVAN VE İNSAN SAGLlCr ... 401

Yakla~ık 40 yıl kadar önce insanlarda, bir kış boyu dışarda kala-rak küflenen tahıllarda Fusarium türlerinin varlığına bağlanan Ali-menter Toxic Alcukia diye bilinen bir hastalık görülmüştü. Ancak gü-nümüzde modern Jıasat, besin üretimi ve depolama tekniklerinin kul-lanılması sonucu bu hastalık kaybolmuş ve yeni olaylar görülmemiş-tir (58).

Sitreoviridin

Penicillium citreo-viride tarafından sentezlenen nörotoksik etkili bir mikotoksindir. Sitreoviridin deney hayvanlarında merkezi sinir siste-mini doğrudan etkileyerek paraliz, konvülziyon ve sonuçta solunum ve kalp yetmezliğinden ölüm meydana getirir. İnsanlarda adı geçen küfle bula~ık pirinçlerin yenilmesinden sonra nörotoksik etkilere yol açmıştır (12).

Rubratoksinler

Penicillium rubrum tarafından Rubratoksin A ve B olmak üzere iki mikotoksin olu~turulur. Bu küf mısırda, baklagillerde ve çqitli tarımsal ürünlerde, fistıklarda, ayçiçeğinde ve kepeklerde sıkça bu-lunur. Rubratoksinler birlikte bulunduklarında aflatoksinlerin etki-lerini güçlendirirler. ABD'de kendileri ya da aflatoksinlerle birlikte küflü mısır zehirlenmelerinin büyük çoğunluğundan sorumlu tutulmak-tadırlar. Rubratoksinlcr hayvanlarda organ ve dokularda kanama-lara, karaciğerde nekroza ve böbrek tubül epitelinde dejeneras-yonlara neden olur (12, 13).

Luteoskyrin, Sikloklorotin ve Rugulosin

Başlıca Penicillium islandicum olmak üzere en azından 15 farklı tipte mantar tarafından meydana getirilirler. Yakla~ık bir ay süreyle anılan küfle bulaşık pirinç kültürü yedirilen ratlarda post nekrotik tipte karaciğer nekrazuna yol açarlar. Bu mikotoksinlerin metabolit-leri karaciğer karsinojenedir. 1963 yılında Japonya' da toplam 13.610 piliçten 2891 'inde ölümle sonuçlanan bir toplu zehirlenmeye neden oldukları belirtilmi~tir (12, 40).

Sporidesınin

Sporidesmium bakeri tarafından meydana getirilen hepatotoksik etkili bir mikotoksindir. Sporidesmin hayvanlarda şiddetli karaciğer

(15)

402 SEZAİ KAYA

hasan ve safra kanallarında tıkanmaya yol açar. Bu son etkisinden do-layı fotosensitizasyon geli~ir. Sporidesminin yol açtığı mikotoksikoz-lara ba~lıca koyunlar ve seyrek olarak da sığırlarda rastlanır. Kobay ve tav~anlarda da deneysel zehirlenmeler ~ekillendirilebilir (12, 48). Diğer rnikotoksinler

Yukarıda sıralanan mikotoksinlerden başka tahıllarda, yemler-de ya da otlaklarda doğalolarak bulunabilcn diğer bazı mikotoksin-ler de vardır. Bunlardan crgot alkaloidleri dışındakilerin insan ve hay-van besinlerindeki doğal düzeyleri, ta~ıdıkları önem ve olu~turdukları sağlık riski henüz tümüyle aydınlatılmı~ değildir. Söz konusu miko-toksinler ile meydana getirdikleri küflcrin ba~lıcalarını ~öylece sırala-yabiliriz: Alternariol ve alternariol monometil eter (Alternaria tanuis ıve A. dauci), Tenuazanik asit (Alternaria tenuis ve Aspergillus tamatrii), Ergot alkaloidleri (Claviccps, Penicillium ve Aspergillus türleri), PR toksin (Penieillum roqueforti) ve K~jik asit (Aspergillus flavus ve A. aryzae) (48).

M,ikotoksin zehirlenmelerinin tanısı ve sağıtım.I Mikotoksinlerin sebep olduğu zehirlenmeler konakçı ve çevre fak-törlerine göre önemli derecede değişen kompleks problemlerdir. Akut zehirlenmelerin tanısı ve neden oldukları ekonomik kayıp kolayca belirlenebilir. Ama süt veriminde giderek azalma, yemden yararlan-ma ve canlı ağırlık kazancının dü~mesi ve bağı~ıklık sisteminin etkilen-mesi ile ortaya çıkan kronik zchirlenme olayları ~üpheli kalabilmekte-dir. Mikotoksinlerden ileri gelen zehirlenmeleI'in tanısında hekim ve laboratuvar i~birliği birinci derecede önem ta~ır. Tanı, klinik mua-yenenin değerlendirilmesi, kullanılan yem ya da besinin mikolojik ve mikotoksinler yönünden kimyasal analizi ile biyolojik deneyIere dayanılarak yapılır (50).

Klinik olarak mikotoksinlerden ileri gelen zehirlenme olaylarının: a- hastalık nedeninin kolaylıkla belirlenemernesi; b-bulaşıcı olma-ması, c-nakledilememesi; d- bağı~ıklık sisteminin uyarılmaması; e-uygulanan sağıtırnın az etkili olması ve f-olayların genellikle mevsim-sel olu~u gibi bir çok ortak yönü vardır (28, 50). Bu nedenle sıralanan özellikleri taşıyan olaylarla kar~ılaşıldığında, öncelikle bir mikotoksin zehirlenmesi akla gelmelidir.

(16)

MIKOTOKSiNLER: HAYVAN VE İNSAN SAGUCr. ..

Mikatoksin zehirlenmeleri ile mikatoksin çqidiniıı tanısında ve kirlenme düzeyinin belirlenmesinde laboratuvar analizlerinin önemi çok fazladır. Zira, yemlerde bulunabilecek toksin miktarı ve maruz kal-ma süresi, neden olan iliJkiyi ifade etmeyebileceği gibi, yem1er genel-likle birden fazla mikotoksinle de kontamine olabilmektedir (50). Ay-rıca, mikatoksinlerin tanısında doku kültürü ve bazı deney hayvan-ları ilc bakteri suJhayvan-larıyla yapılan biyolojik deneyler de azımsanmayacak öneme sahiptir.

Mikotoksinlerden ileri gelen zehirlenmclerin hiç birisi için etkili bir sağltım bilinmemektedir. Aflatoksikoziste proteince zengin besin-!erin (20), vitamin A (27) ve vitamin D'nin (8) koruyucu etkisi vardır. Proteinlerin koruyucu etkileri yapılarındaki sülfidriııi amİno asİtlerden ileri gelir. Bu nedenle, glutation ,sistein ve metionin gibi glutation ön maddelerinin ve tiyosülfatın aku t aflatoksikoziste tedavi edici drğerleri vardır (20). Broyler yemlerinde bulunacak

%

30 proteinin 6 ppm af-latoksine kaqı tam koruma sağlayacağı belirtilmiJtir (5). Sporidesmin' le birlikte verilmesi halinde çinko sülfat sığırları toksik etkilere kar~ı koruyabilmektedir (i 2).

Hayvanlara kuvvetlendirici ilaçların verilmesi yararlıdır. Sügüt ve diüretikler verilerek taksinin vücuttan atılmasının çabukla~tırıl-ması, hayvansal kömür verilerek sindirim kanalında bulunan taksi-nin adsorbsiyonla emilmesinin önlenmesi, paralizi d urumlarda uya-rıcı ilaçların kullanılması önerilir (6). Mikotoksikoz tanısı konulan olaylarda en etkili uygulama, hayvanlara toksinle bula~ık olan yemin verilmemesidir (50).

Yem ve yem hammaddeleri ile besinlerde bulunmasına izin verilen mikotoksin düzeyleri

Günümüzde çoğu ülkeler, küflenmelerden ileri gelen sağlık sa-kıncalarının giderilmesi, besin ve yemlerin hijyenik kalitelerinin ko-nınabilmesi amacıyla, bunlarda bulunmasına izin verilen en yüksek mikotoksin miktarlarının sınırlandırılmasına ilişkin oldukça sert ya-sal kısıtlamalar koymuşlardır. Bu yönden, bugün için üzerinde en faz-la durufaz-lan aflatoksinlerin bazı hayvansal yem ve yem hammaddelerin-de bulunmasına izin verilen en yüksek düzeyleri ppm olarak bazı ül-kelerde şöyledir: Belçika'da karma yemIerde 0.04; Kanada'da insan besini olarak kuııanılan maddeler için 0.005, hayvansal yeıı:lerde O. 1; Fransada yem ilkel maddeleri için 0.7, doğrudan yem olarak

(17)

kuııanı-SEZAt KAYA

lan yem ilkel maddelerinde 0.05, ergin ördekler dı~ında siit h<ıyvanı ve kanatlılara verilen yemlerde 0.02 ve diğer karma yemlerde O.Oi ;

İtalya'da insan ve hayvanların tüketimi için hazırlanan besinlerde 0.05; ABD'nde her ~'e~it hayvan yeminde 0.02 ppm'dir. Aynı ül-kede insan besinlerinde aflatoksin kalıntısına izin verilmemektedir. Ayrıca, sütte 0.5 ppb'den yukarı kalıntılara müsaade edilmemektedir (13, 37).

Yukarıda sıralandığı gibi, bu kadar sert ve sıkı denetim tedbir-lerinin her türlü besin endüstrisinde üretimi, ihracat ve ithalatı olum-suz yönde etkileyebileceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Mikotoksin zehirlemnelerinden korumna

Öncelikle aflatoksinler olmak üzere diğer mikotoksinlerden ileri gelebilecek zehirllenmelerden korunmak için bazı genel ve özel ön-. lemler alınabilirön-. Bu önl(~mlcrden ba~lıcalarını modern çiftçilik yön-temlerinin kullanılması te~kil eder. ABD Tarım Ba~kanlığınca bu a-maçla yayımlanan bültende söz konusu uygulamaların önemi vurgu-lanml~tlr. Anılan bültende, sağlam, hasarsız, mantarlardan yoksun ve ya~ayabilir tohumlukların kullanılması, mahsülün olgunla~ınca süratle hasat edilmesi ve bunu takiben rutubet içeriğinin belli bir düze-ye inene dek kurutulması, ürünün hasardan korunması ile fazla kir-liliklerin toplanmasından kaçmmak gibi önerilerde bulunulmaktadır. (lG). Burada en kritik devre hasatı izleyen dönemdir. Zira, mahsül hala yüksek rutubetlidir ve böyle durumlarda da küflenme ve miko-toksin şekillenme riski fazladır. Bu nedenle, hasattan hemen sonra mahsül rutubet düzeyi belli bir seviyeye inene dek kurutulduğunda (örneğin, aflatoksinler için

%

11 altına) ve bundan sonra depolan-dığında küflenme ve mikotoksin şekillenme olasılığı ortadan kalka-caktır (19, 61).

Ayrıca, özellikle aflatoksin üreticisi küflerin geli~mesine direnç gösteren bazı fİstık türlerinin geli~tirilmesinin de mikrotoksinlerden korunmanın bir yolu olabileceği belirtilmi~tir (42). Aflatoksikozisin denetim altına alınmasında ümit veren bir yöntem de amonyak, pro-piyonİk asİt ve tolnaftat gibi antifungal maddelerle yem ya da besin-!erİn muamele edilerek mantar İnfestasyonunun ve sonuçta miko-toksin ~ekillenmesinin kontrol altına alınmasıdır (16, 26).

Mikotoksin kontaminasyonu tüm uğra~ılara rağmen bazan kaçı-nılmazdır. Bu durumda iki ~ey yapılabilir: Birincisi, küflenmi~ ve

(18)

MIKOTOKSiNLER: HAYVAN VE iNSAN SA(;UGI. ..

dolayısıyle toksinle bula~ık yemi ya da besinleri kullanmamak; ikincisi, söz konusu maddeleri bazı kimyasal madddelerle muamele edip ve toksin içeriği tahrip edildikten sonra kullanmaktır (15, 25, 57). Bu amaçla, amonyak ve metilamin gibi antifungal maddelerle muamele edildikten sonra pamuk tohumu unlarının aflatoksin düzeyinin 0.334-ppm' den 0.003-0.007 ppm'e kadar indiği bulunmu~tur (34). Bugün, ABD'nde aflatoksinle kontamine pamuk tohumu unlarının amonyak-Iandıktan sonra süt hayvanlarına verilmesi için kurulmu~ birçok fah-rikanın bulunduğu belirtilmektedir (I 6). KüfIü yem yada besinleri tekrar kullanılabilir hale getirmek için ba~ vurulabilecek bazı yön-temler ~u ~ekilde sıralanabilir: Çe~itli solventIerle mikotoksinle kon-tamine yağlı tohum unlarından mikotoksinlerin uzakla~tırılması (61), elektronik seçicilerle özellikle flöresans yayan fıstık tanelerinin ayrıl-ması (I 6), ve yem yada besinlerin otoklavda yüksek ısı derecelerinde veya güne~ ı~ığında uzun süre tutulması.

Öneriler

Sahada ve depolanma esnasında, ko~ullar uygun olduğunda, her zaman mikotoksin kontaminasyonu olabileceği göz önünde tutul-malıdır. Bunun için üretimden- tüketime kadar bütün i~lemlerin usulüne uygun yapılmasına çok önem verilmelidir. Hayvan yeti~tiri-cileri yemıcrini uygun ~ekillerde depolamaya ve sürekli biçimde kont-rol etmeye kendilerini alı~tırmalıdır. Küflü yemler hayvanlara kesinlikle verilmemelidir. Hayvansal yem ye ürünler gerek hazırlanmadan önce gerekse sonra sürekli biçimde mikotoksinler bakımından analiz edilmeli-dir. Diğer ülkelerde olduğu ~ekilde, besin v.eyemlerde mikatoksinler için kabul edilebilir tolerans düzeyi belirlenerek, bu düzeyi a~an yem, yem hammaddesi ve besinlerin tüketimine izin verilmemelidir. Yemlerde mantar infestasyonunu ve dolayısıyle mikotoksin olıı~ıımıınu önlemek için etkili, ekonomik ve uygulanabilir kimyasal maddelerin ara~tırıı-ması, bugün bu sahada yapılacak çalışmaların en önemli kısmını te~kil edecektir.

Literatür

I. Allcroft, R. and Carnaghan, R.B.A. (1963): Croımdnut toxicity: Aıı exami'ıatioıı for toxiııiıı!ıııınarıfood products from aııimals fed toxic groımdııut Illeal. Vel. Rcc. 75:2:)9-263.

2. Allcroft, R. and Lewis, G. (1%3): Groııııdııut Ioxicity in call1e: E>periıııelltal poisoniııg qf calves and areport qf cliııical ejfects iıı older eatlle.Vet. Rcc. 75 :487-493.

(19)

SEZAİ KAYA

3. Alloetroft, R. and Roherts, B.A. (ı 968): Toxi" glOlılıdııııt meal: The relallOlLıhijl bcl-weeıı of aflaloxiıı Bi iıılake by cows aııd cxaclioıı of aflaıoxiıı 1\1ı iıı milk. Vet. Ree. 82:

116-118.

4. Allcroft, R., Roberts, B.A. and Vloyd, M.K. (1968): Excıctiflll daflaloksiıı ilZ Lac/a-liııg COI/.'S. fcl. Cosnıcl. Toxico!. 6:619-625.

:). Arafa, A.S. et aL. (I 979): RC1'iew of ajlaloxicosis iıı (JIıiııwl/ırodııc/iolı. Fccdsıuffs, 5 i (38): %,52.

i;. Arda, M. (19ll0): Mıkoloji. A.C.Veteriner Fakiillcsi Yayınları: 366, Dcrs Kitabı 2!i1.

7. Atlı, A. ve Köşker, Ö. (I 980) : Buğda), 111/ "C ck//lckı~ afla/oksiıı OlllpllllllVCslabili":si ii;;c-lilıC aıaşlırıııalar. Ihlisas le? ö;;cıleri, 1, A.C. Basımcvi, Ankara.

ll. Britton, W.M. and Wyatt, R.D. (1979): [ııflııcncc ~fvilamiıı j) OIZclıick aflaloxicosis.

Poııll. Sci. 58 (4): 1039.

9. Brown, J.F. (1977): Rcgıılaloıy coıısideralioıı çf ajlaloxiıı iıııcgard lo aııimal fccd safe!y.

Pro-cecdings of ıhe annual mceting of the US Animal Health Ass'ın. 81: 211--2 14.

LO. Brown, M.H., Szezeeh, G.M. and Purmalis, B.P. (1976): TcralogclZic aııd luxic ~f fccls of ochraloxiıı A iıırals. Toxicol. App. Pharmacol. 37 :331-338.

iı. Campbell, T.C. and Stoloff, L. (19",): [ııı/ılicalioıı of U,)'coloxiııs for hllııWIl health ..l.

Agr. Food. Chenı. 22 (6): 1006--1011.

12. Clarke, j.M.L., Harvey, D.G. and Humphreys, D.J. (1981): Veleriıımy loxicolug)'.

2 ıh cd. 13aillicre Tinelal!' London.

13. Edds, G.T., Mcycrholz, G.W. and Abbitt, B.(1978): Allaloxiıı aııd oıher //lold /olxiııs iıı !iveslock nııd jıoııltr)'feed. In proceedings eighty-second annııal meeting to the US Animal Hcallh Ass'n, Bııfra10, NY Oct. 29-31, Nov. 1-3, 1978. Richmond, Virginia 22 228, USA, VS Annııal Heallh Association, 221-224.

14- Eppley, R.M. et aL. (1974): SIlTUC) of co"ıfor fıısnriaııı IOX1I1S..J.A.O.A.C. :)7 :632--635.

IS. Fishbaeh, H. and Campbell, A.D. (ı 9(j8) : lvot.: 011dccoıı/nmiıw/ioıı çf the nflaloxills ..J.A. A.C. 43 (1):28.

16. Goldblatt, L.A. and Donear, F.G. (I 977): Reıiew of Jlremıtioıı, elimiııntivıı aııd

detoxi-jimtioıı ~f aflatoxiııs. Archivcs de L'instilllt Pastem de Tunis, 54 (1-4): 4211-422.

17. Gurtoo, H.L. and Motycka, L. (1976): Effccts of scx differetlcc 011 thc iıı vitıo aııd iıı "iw ıııe/abolisııı of aflatioxiıı B ı by thc mt. Can. Res. 36 (ı 2) : 4663--4671.

18. Hamilton, P.M. (1976) : Effeets of aflatoxiıı 011aııiıııal; a/ld ıhc iııterrelatioııshijı with

'lUtrili-011. FeedstulE, 48 (18): 22-23.

19. Harris, B. and Richter, R.L. (1977): The problcııı çf 1II)'COtoxiılS iıı mf/le. Fccdstuffs. 49 ('16):21.

20. Hatch, R.C. et atl. (1979): E.'j,erimetl/al iııduced nmt aflntoxico,iJ III gon/s trcated wiıh ctl!r/ııınlraı, glıııhnlihioıı /lroeCllrosors or thiosıillaıe. Am ..l.Vet. Res. 40 (1) ~SO:)-5ıı.

(20)

\1iKOTOKSINLER: HAVVA»,; VE iNSAN SAGLlGI.

2ı. Hesseltine, C. W. et all. (I 9GGi: Aflalox;Tljimııaliolı b)' AJ.flalI1J. Hacı. Rev. 30: 79:;-805.

n.

Hesseltine, C. W. et aU. (I 9(8): Laboratmy slTldieJ 011ılıe fomIa/ioTl of ojlaliox;ıı iııfom.

ges. Mycologia, CO:304-312.

23. Howarth, H. and Wyatt, R.D. (I 976) : E,fje,;ıs of dieltıı)' aflllloxiıı oııferıih~)', IWlc/lflbih~r aııd progCllY jmjiiTInalıee oj Imiler breeder Iıeııs. App. En"İron. Microbiol. :3ıC',): 680-684.

24. İstanbulluoğlu, E. (1977): Ki;fler 1"emikoloks;lıler. Vel. Hek. Dcrn. Dcrg. 47 (4) :):,-60 . .25. Keyl, A.C. (I978): lvI)'eoloxinJ iıı enllle. Iıı Tll)'eoloxir fımg; "u'eOloxiTls, mycoloxicoJeJ. Vol. 2

(Ed. by T.D. Wyllie "nd L. (;. Morc1ıalıs), :\cwyork, CSA.Mcrkcl Dekkcr. 2-28. 2G. Khan, S.M., Maggon, K.K. and Venkitasubbramanian, T.A. (l978): Iıılıibi.

lioıı of aj/aloxiıı biosyııılıesis by 10lTlııflaıe. App. Em,iron. :\1icrobio1. 3(j (2): 270-272.

27. Kriz, H. (I 970): Tlıe elfca, of iıjl~l/o.\'iTls011ı!te viiıımiıı .1 slarage iTl ılıe liı'CT of rlıiekeıı,. ACla,

Vel. Brno, 39:131-134.

28-.. Lillehoj, E.B. (I 973) : Fred sourees aııd eOTldiliolıs eoııdurh'e protlTleliolı of ~Jlaloxiııs, 0'/11<1. ıoxi;)s, FIISıııilııTl loxiıı aTld ;::earaleıımıe. J.A.V.M.A. 163 (1 i): 1281-1284.

29. Lynch, G.P. (1972): kf)'eoloxillJ iufeedsııırls aııd ılıeiı ef.fecls 011dili,) caııle. J.Dairy Sci. 55 (9): I2'~3-125:1~

30. Lynch, G.P. et al. (1970): Rcspolise of da;,y ralves lo aflaıoxiıı coıılaıııi'lf/led feetl ..J.Dairy Sci. 53:G7-7L.

3 I. Lynch, G.P. et al. (197 I): Respolise qf da;')' ralves lo oıal doses of a[la/oxilı. J. Dairy Sci. :;+ (ll): lG8!l.1698.

32 . Lynch, G.P. et aı. (1972): ResjJonse of ralves lo a single dose of a[laloxilı ..J.Anim. Sei. :~5 (ı): 65-68.

33. Lynch, G.P. et al. (1973): Aflaloxiıı aTld ııitıogm balllTlee iıı ılıe )'G/mg calı'es ..J.Dairy Sei. 56: 1145.1158.

3.1. Mann, G.E. et aL. (1971): AflaıoxiTl iııaelimıioıı, e!teıııiml aııd biologieal properlies of alil, /Iloııia and /Ile(yhlaıııiTle /rea/ed col/eTlseed meal ..J. Agr. Food Chcm. 19 (6) : 1155-1 1.')9. 35. Marks, H.L. and Bacon, C.W. (197li: fııf/llCl1re of Fusaıiımı-iııejeeled ranı aııd r~2 011

layııiııg Iıms. Poult. Sc.i. 55 (.'i): 1864-1870i.

3G. Michaels, S.M. and John, R.C. (1973): Ti"sue dislribulioıı aııd ıııeıabohsm of aj/aloxiıı

B,'C" iıı blOiler dıieken. App. :\ficrobio1. 2':i (':i): 763-7G9.

37. Müske, W. and Schulze, H. (1981): ]-fijchslmengenl'egelııııgm fııl' /Il)'eoloxiııe iıı lebeıısıııiı-leln. bı ]ıırgm Reiss (198 I): :iı1)'COıoxilısiıılebensmilfeln, pp. 489-509. GlIestav Fisher Ver. lag.

38. Nabney, J. et al. (1967): lvIelabolism of aflalo.\in in sheep: Excrelion pal/eiıı iıııhe [acıaliııg

ewe. Fd. Cosmc!. Toxico1. 5:11-17.

39. Newberne, P.M. (1973): Clıl'onie aflatoxieosis. J.A.V.M.A. 163 (I i): 1262-1267.

(21)

~OB SEZAi KAYA

40. Newberne, P.M. (I 974): The new world 71~yeoll)xins-animaland hwnan healıh Clinicaı

To"ical. 7 (2): 161.-177.

41. Patterson, D.S.P. and Roberts, B.A. (1972): Ajlaloxinıııelabolisııı in diıeılit'er homoge-lIale, ıhe reial;ı'e imporıance of rnersible (J'cio/Je,ııoenoııeredııcıian a7ld heıııiaceıalformalion. Fd. CosmeL Toxicol. 19: 50ı-~>12.

42. Pettit, R.E. et aL. (I 977) : RfdııdilJll of "1)'rolosin conlaıııinalioıı i,ı peanııls ıhroııgh resislant

(;Grieıyde/.'elo/mıenl. Archives ,Ic L' insıilııt Pastelir de TlInis. 54 ~1.-4): .101-510. 43. Pier, A.C. (I 'l7G): Biological efferıs and diagnosıir /noblems of "I)'coloxico,is in pol"III)'. In

procecding of 25 ıh westcm poıılıry disease conference and LO th poııltry health sym-posiıım. March 8-1 I, Or,ines. Califorııia. USA.

44 Polan, C.E., Hayes, j.R. and Campbell, j.R. (1974): CoıwmıpliOlI andjale o/a(laıoxin Riby larlali,ıg CLJW.<'.1.Agr. Food Chcm. 22 (4): 635-63B.

45. Purchase, I.F.H. (1967): ACılı ıosirity qf '!ilaıoxin M, and M, ;,1 one-dny-old dilekliııgs.

Fd. Cosmet. Toxioeal.: 6. 339-342.

41ı. Schindler, A.F., Palmer, j.G. and Eisenberg, W.V. (1967): Aflaloxin {nodııclion by

A,/mgiliııs {I(wııs as relaud lo varioııs lem/Jeralııres. App. Microbiol. 1:): 1006-1009. 47. Schumaier, G. et aL. (ı 9G3): Sıachybolryoıoxicosis0/ chicks. Poıılı. Sci. 42 (ı): 70-7'1.

48. Scott. P.M. (1978): l\1.rcoıoxins ın feeds and i,ıgredienls and ıheir origiıı. Fed. ProL. 41 (:,): 38:i-39H.

4'l. Shank, R.C. and Wogan , G.N. (I 96~)): Dislribıılion and exaelion o(C" labeled a(laıosin

Bı in Ihe ral. Fed. Proc. 21: 627.

50. Sh re eve, 8.j. and Patterson, D.S.P. (I 'l/'i) : Mycoloxicosis. Vel. Rcc. 97 (1) : 279-280.

5 i . Shreeve, B.j., Patterson, D.S.P. and Roberts, B.A. (1979): The carryoı'er o( a(laloxin, oc/ıralo"iıı aııd ~earalenonfrom naluralil' conlamin(Judfeed lo lis.<Ilesııri,ıe and milk of dair)' eou:s.

Fd. Cosmet. 1'o"ieol. 17 (2):\.')1--152.

52 Stolo££, L. et al. (1975): Slability o( aflaıo"in Mıiıı milk ..J. Dairy Sci.c)8 (12): ı

789-1793.

:)3 Swenson, D.H. et al. (1977): Allaıoxin B, 2,3-oxid as a plObable iıılermediale in ıhe com-leııl hinding ~/ a(la/oxins B, and R, lO ral liı.e" D.;VA and ,.ihosomal-R.XA in viı.o. Can. Res. 37 (1): 172-l81.

54. Şanlı, Y. (1980): Besinlerde kiifleııme olgusıı re mikoloksiııler. Gıda Bilim ve Teknolojisi Dergisi, 3(3-4): 127-147.

5:-,. Şanlı, Y., Ceylan, S. ve Kaya, S. (1982): Tavuk,remlniııde Ve}'cııı ilkel maddeleriilde aj: In/oksinler. A.Ü. Vel. Fak. Derg. 29 (3--4): 473--492.

56. Thurm, V. (ı 977): Orgaııizalioıı aııd resıılIs of ıı!ycoloxiıı eo,ı/rol iıı ıhe GDR. Zcszıy Prob-lemove Postepo\\' Nauk Rolniczyclı, 189: 149-154.

57. Trager, W. and Stolo££, L. (1967): Possible ,.eae/ioııfor ajlaıoxi,ı deloxifiealioıı. J.Agr. Food Chem. 15 (4): 679-G81.

(22)

MiKOTOKSiNLER: HAYVAN VE INSAN SAGLlGI. .. 41)1)

58. W.H.O. (1980): ElIl'iroıımenıalhcalıh erileria ll. ,\1j'coloxiılS. Gencva, World I-1ealılı Or-ganization, pp. 1.127.

59. Wilson, 8.J. (ı 97R) : lla~mds of ıı~ı'coloxinsiıı public healıh. fed. I'roc. 4 i (5): 37:-,-3R.!. 60. Wogan, G.N. (I ')(j6;: Cheiiıical ııalu)c and biological e[{ect.ı of ıhe aflaloxiııs. Bac. Rcv. 30

(2): 460-470.

61. Wogan, G.N. (1968): Aflaloxiıı riJkr aııd (oıılrol measure.L Feci. Proc. 27 (3): 932-928. 62. Wogan. G.N. (1975): 1I1},((Jloxiııs.Ann. Rev. Plıarmac.ol. 1:;:437-451.

63. Wogan, G.N. and Newberne, P.M. (ı 9(7) : Dose-respoııse r!lfllııclcrisıiCJ of oj/a/oxiıı Bi

wrciııogeııeJis iıı ıhe ral. Can. Res. 27 (12): 2370. 237G.

64. Wogan, G.N. and Paglialunga, S. (I 974) : CarciııogeııitilJ' qf syııleli, aflaloxiıı 111, iıı ral.

Fd. Costnet. Toxİcol. ı2 :3Bı-3R4.

G5. Wong, Z.A. and Hsieh, D.P.H. (1978): The rlfeclJ of phenoba)bila[ pretıealmeııl 011 ıhe

lııelaboliJm aııd IO.licokiııeıicsof aj7aloxilı B ,iıı ıhe rhcsus moııke;-. Toxicol. App. Plıarm~col. 45(1): 272-273.

Referanslar

Benzer Belgeler

Several studies suggested the possibility of using histological examination to identify prohibited tissues and organs that have been added as adulterants to the Turkish type

Bu Derginin tamamı ya da Dergide yer alan bilimsel çalışmaların bir kısmı ya da tamamı 5846 sayılı yasanın hükümlerine göre Ankara Üniversitesi Veteriner

Olguların radyografileri IEWG (International Elbow Working Group) dirsek değerlendirme standartlarına göre 4 ayrı pozisyonda çekildi ve değerlendirme bu standartlara göre

According to the results, average HMF values of the flower honey and honeydew honey samples stored at 10±2 °C and 22±2 °C for one year did not exceed 40 mg/kg, which is given as

In conclusion, results of the present study indicate that BSA (5mg/mL) supplemented lecithin based extender preserved sperm motility, plasma membrane functional

Antimikrobiyal duyarlılık test sonuçlarına göre, izolatların sulphamethoxazole (%100), ampicilline (%90,6), eritromisine (%71,9), oksitetrasiklin (%62,5), streptomisin’e

determined that all of the samples which were positive for BoHV-1 antibodies were also positive for CpHV-1 antibodies and serum antibody titers were higher than

On the other hand, although no conscious selection of LEP-Sau3AI polymorphism was made on the Holstein cows examined in this study, B allele frequency may be elevated as