Erkek Genital Sistem Patolojisi
Prof.Dr. Ahmet GÜLÇUBUK
İstanbul üniversitesi Veteriner
Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı
Erkek Genital Sistem
1. Scrotum2. Testis kapsulu (Tunika Vaginalis) • Tunika visseralis
• Tunika albuginea • Tunika vaskuloza 3. Testisler
4. Epididimisler
5. Funikulus spermaticuslar
6. Vesikula seminalisler
7.Prostat
•
Sperm Üretimi
a. Çoğalma (goniogenezis)
b. Büyüme-olgunlaşma (spermatogenezis) c. Başkalaşma (spermiogenezis)
Fötal testisteki Leydig hücrelerinden salınan testosteron, dihidrotestosteron’a dönüşerek mezonefrik (Wolff) duktusların ve dış genital organların direkt ve indirekt farklılaşmasına etkilidir.
Erkek Genital Sistemde görülen anomaliler
Hermafroditism: Erkek ve dişi genital organlarının veya cinsiyetle ilgili bazı göstergelerin aynı
hayvanda birlikte bulunması halidir. En çok domuz, keçi ve koyunlarda rastlanır
I)Gerçek hermafroditism (Hermaphroditismus
ambliglandularis-H.verus): Her iki cinse ait genital organlar ve gonadların bulunmasıdır.
Gonadlardan birisi testis diğeri ovaryum olabildiği gibi bir ya da her iki gonad ovaryum ve testis
Gerçek hermafroditism kendi içinde de üç gruba ayrılır.
a)Hermafraditismus glandularis bilateralis
her iki tarafta da hem ovaryum hem testis bulunur
b)H.gl.unilateralis: Bir tarafta ovaryum ve testis
veya ovotestis , diğer tarafta ise yalnızca ovaryum veya yalnızca testis bulunur.
c)H.gl. Alterans: bir tarafta testis, diğer tarafta ovaryum.
II)Yalancı hermafroditism (Hermaphroditismus
spurius): Aslında erkek veya dişi olan bir hayvanda
karşı cinsiyete ait ovaryum veya testislerin bulunmasıdır.
Tek bir gonad dokusu bulunur, ancak eklenti
organlar mutlaka tersidir. Örneğin gonadlar testis iken eklenti organlar dişidir (vagina).
Tersi durumda da ovaryum ile birlikte penis bulunur
.
• Kriptorşidizm:
• Testislerden bir veya ikisinin fötal dönemde
skrotuma inmeyip, karın boşluğunda veya
kanalda kalması olarak bilinir.
• Testisin normal olarak skrotuma inişi için
hem testesteron, hem de Müller engelliyici
hormona gereksinim vardır.
• Testislerin dorsal karın duvarından
skrotuma inişi sadece memelilere özgü bir
durumdur.
• Testislerin tam inişi, köpekler dışındaki
birçok türde doğumdan önce tamamlanır.
• Köpeklerde testislerin skrotuma inişi genellikle üç aylıkken tamamlanır. Hormonal çalışmalar, kriptorşidik köpeklerde • LH seviyesinin daha düşük olduğunu ve kriptorşidik testisin LH inhibisyonunu indüklediğini ileri sürmektedir.
• Kriptorşidizm genellikle sol tarafta görülür, sol
tarafta gerçekleştiğinde testis karın
boşluğunda,
• sağ tarafta olduğunda ise inguinal kanalda
saptanır.
Testisler, kanatlılarda, sürüngenlerde ve
balıklarda karın boşluğundadır.
Testislerin vücudun dışında bulunmasının
nedeni vücut ısısından 5-7
oC daha aşağıda
bir ısıda bulunması gerekliliğinden dolayıdır.
Kriptorşidizmde ise vücut ısısına maruz
kalmasından dolayı dejenerasyon ve
nekrozlar şekillenir.
• Kanatlılarda ise testisler karın boşluğunda
olmasına rağmen yüksek ısıdan
etkilenmezler. Bunun nedeni testislerin hava keseleriyle bağlantılı
olmaları ve sürekli hava sirkülasyonuyla soğutulmalarıdır. • Kriptorşitik testisin makroskopik ve mikroskopik görünümü testisin lokalizasyonuna ve etkilenen hayvanın yaşına bağlıdır. • Özellikle tunikalardaki belirgin fibrozis yaşlı
hayvanlarda kriptorşitik testislerin bir özelliğidir.
• Etkilenen testisler küçük ve sert kıvamlı olup
histolojileri şiddetli derecedeki hipoplaziye benzer. • Testis hipoplazilerinde gözlenen intratubuler konkrementler benzer şekilde kriptorşid testislerde de görülebilir.
Atlar dışındaki türlerde görülen kriptorşizm
vakalarının genellikle kalıtsal olduğu ve
otozomal resesif bir genle taşındığı kabul
edilmektedir.
• Kriptorşitik bir testisde tümör gelişme
sıklığı (özellikle de sertoli hücre tümörü)
Hypospadie:
Uretra deliğinin (meatus
eksternus) penisin alt yüzünde olmasıdır.
Hayvanlarda bu durum genellikle
Köpekte hypospadias
• Epispadias: Uretra deliğinin (meatus
eksternus) penisin üst yüzünde olmasıdır.
• Tunika vaginalis:
Periton ile aynı yapıda ve
onun devamı şeklinde olan çok ince bir
mezotel tabakasıdır. Tunika vaginalis
boşluğu (kavum vaginale) periton
boşluğuyla ilişkilidir
• Bu nedenle de asites, anazarka ya da lokal
lenfödem oluşumuna neden olan durumlarda kavum vaginalede sıvı toplanabilir.
• Kavum vaginalede biriken seröz veya seröfibrinöz karekterdeki bu sıvıya hidrosel adı verilir.
Hidrosel, funikulus spermatikusun torsiyonu veya variksi, inguinal herni ve seröfibrinöz periorşitis durumlarında meydana gelir.
• Hidroselin uzun süre devam etmesi halinde
tunika vaginaliste kalınlaşma ve
sertleşmelerle birlikte, kalsifikasyonlar
meydana gelir.
• Ayrıca kavum vaginalede fazla miktarda kan
toplanmasına hematosel adı verilir.
• Hematosel’de yine travmatik etkenler ve
hemorajik diyeteze bağlı hastalıklar ile
funikulus spermatikusun tromboflebitleri
neden olur.
• Hematosel’de tunika vaginalise yapışmalar,
kireçlenmeler ve kan kitlesinin enfekte
olduğu durumlarda ise periorşitisler
şekillenir.
Varikosel
• Spermatik kordondaki (funikulus
spermatikus) pleksus pampiniformis
venalarının varis şeklinde genişlemesidir.
Primer (idiyopatik) olabileceği gibi, venöz
tıkanıklık (örn.dışarıdan baskı) nedeniyle
de oluşabilir.
Varikosel
İnfertilitenin etiyolojik kriterleri ve görülme
oranları
Varikosel 38,17 İdiyopatik 24,78 Tıkanma 13,15 Normal 9,86 Kriptokidism 3,58 Antisperm antikorlar 2,52 Ejakulatör bozukluk 1,29 İlaç 1,00 Endokrinopati 1,00 WBC 1,00 Seksüel bozukluk 0,59 Testiküler Bozukluk 0,47 Genetik 0,23 Ultrastrüktür 0,23Sertoli hücresi kaynaklı 0,23 Kanser 0,18 Vücut ısısı 0,06 Radyasyon 0,06 Sistemik hastalıklar 0,06 Testis kanseri 0,06 Diğer nedenler 1,48
Spermatosel
• Epididimis kanallarının ve rete testisin sperma ile dolması ve kistik bir biçimde genişlemesidir. Teke ve boğalarda
spermatik granulom
• Spermaların sperma kanalları
dışına çıkması sonucu bağ
dokuda oluşturduğu tüberküloz
benzeri granulasyon dokusudur.
Daha çok boğalarda görülür.
• Sayılan bu sebepler dolayısıyla spermlerin
kanalda birikmesi sonucu kanalda keseler
şeklinde genişlemeler meydana gelir. Burada
biriken spermler dejenerasyona ve nekroza
uğrar.
• Kanal epitelinde dejenerasyon ve nekrozlar
meydana gelir ve zamanla kanal duvarının
yırtılmasıyla bu dejeneratif ve nekrotik
interstisyumda bunlar
tüberküloz düğümcüklerine benzer düğümcükler meydana getirirler.
Böylelikle spermatik
• Makroskobik olarak
bunlar kaput ve korpus epididimiste fındık
büyüklüğüne varan
kitleler şeklinde görülür. • İçlerinde sarımtrak
renkte, peynirimsi
yapıda şekilsiz bir kitle görülür.
Mikroskobik olarak da; epididmis kanallarının kesecikler tarzında
genişleme ve nekrotik materyal gözlenir.
Epididmis kanallarında yer yer dev hücreler ve
• Kanal epitelinde atrofi, dejenerasyon ve nekroz gözlenir. • İnterstisyumda ise sperma yığınaklarının çevresinde histiosit ve Langhans dev hücrelerinden oluşan demarkasyon hattı görülür.
Spermatosel ve spermatik granulom
lezyonları kalıcıdır ve hayvanlarda infertilite
problemlerine yol açabilir.
Testis Torsiyonu
• Testislerde spermatik kordun kendi etrafında dolanması sonucu testis dolaşımının bozulup
testilerin total nekrozu ile sonlanan bir
durumdur. Kedi
köpeklerde, domuzlarda nadiren görülür
insanlarda oldukça önemlidir.
İlk 4 ile 6 saatte müdahale ile geri döndürülebilir bir patoloji olup 48 saatten sonra ise maalesef testisin alınması gerekmektedir.
• Hastalar tipik olarak testislerine ve testis derisi skrotumlarına el değdirtmek istemez ve çok yoğun acı çekerler. kesin tanı doopler usg ile konulur. tedavisi ise cerrahi detorsiyon ve fiksasyondur.
• Tunika vaginalisin yangısı (periorşitis):
Tunika vaginalisin seröz, serofibrinöz,
hemorajik ve irinli karakterde olan
yangısıdır.
Travmatik olaylar, komşu organ ve
dokulardaki enfeksiyonların lenfogen
ulaşması ve enfeksiyöz hastalıklar.
Şiddetli periorşitisler nedene bakılmaksızın
epididimitisin bir komplikasyonudur.
Trypanasoma brucei enfeksiyonu endemik
olduğunda ve Brucella ovis ya da
Actinobacillus seminis ile koçlar enfekte
olduklarında belirgin derecede artış görülür.
Ayrıca
kedi enfeksiyöz peritonitisi
,
tuberkülozis
ve
kazeöz lenfadenitis
sonucu
görülür.
Akut periorşitislerde makroskobik olarak tunika vaginalisin parietal ve visseral yüzleri pembe veya kırmızı renkte olup şişmiş ve ödemlidir. • Ayrıca yer yer
peteşilerde görülür. Kavum vaginalede seröz, seröfibrinöz, kanlı ve irinli bir
eksudat bulunur.
• Bir koç'un epididimitisinde sekonder olarak gelişen periorşitis. Tunika
vaginalisin boşluğunu fibrin ve ödem sıvısı doldurmuş durumda.
• Seröz ve seröfibrinöz
görünüm daha çok
bruselloz ve ruam
enfeksiyonunda görülür,
kanlı periorşitler traumatik durumlarda
görülür.
• İrinli eksudat
ise koç ve tekelerin
pseudotuberkülozunda görülür.
• Kronik olaylarda ise kalınlaşma ve yapışmalar
görülür.
Testitste hipoplazi
• Testislerin gelişemeyip küçük kalmasıdır. • Kriptorşizm ve interseks (hermafroditism) durumlarında da görülür.• Ancak esas önemli olan skrotum içinde
komplike olmamış testis hipoplazileridir. • Bütün evcil hayvanlarda görülür. Ancak en çok boğalarda görülür. Ergenliğe kadar gözlenemeyen hipoplastik testis normal boyutunun ¼’ü kadardır ve skrotum içerisinde rahatça hareket edebilir. • Kesin teşhis skrotal
Prader orşidometresi
• İki taraflı hipoplaziler klinik olarak skrotal ölçüm yapılmadıkça gözden kaçabilir.
Hipoplastik testisin
kıvamı, dejenere testise oranla normale çok
yakındır ve kesit yüzü taşkındır.
Aynı yaştaki 4 koç'un testis ve epididimisleri. Testis hipoplazisilerinin şiddetli olanı (sol üst) ile normale (sağ alt) geçişi vardır.
Sebepleri
Germinal hücrelerde sayısal veya gelişimsel yetersizlik, germ hücrelerinin çoğalmasında görülen yetersizlik
Aşırı derecede gonosit ölümüne neden olan
• Ayrıca çinko yetersizliği,
hipotalamo-hipofizer yolun ya da testisin
kendisini tutan endokrin bozukluklardan
kaynaklanabilir.
• Yine boğalara puberte döneminde verilen
lüteinleştirici hormonda testis hipoplazisi yapar.
• Memeli hibridlerinde spermatogenezis
kısmen veya tamamen durduğu için testis
hipoplazisi her zaman görülür. Örn. Katır, bardo v.s • Kromozomal anomaliler- XXY karyotipi (insanlarda Klenifelter sendromu)
• Klenifelter sendromunun özellikleri • küçük testis ve prostat, aspermi, sıklıkla göğüs genişlemesi. • Kedilerdeki benzer sendromda üç renkli, kamplumbağa kabuğu şeklinde ve beyaz,siyah, turuncu renklidirler (dişi kedi, calico cat). Bu kediler genelde dişidir, ancak erkek olduklarında mutlaka testis hipoplazisi şekillenir.
• Histolojik olarak hipoplaziler hafif,orta ve
şiddetli olarak üç kategoriye ayrılabilir.
• Hafif derecedeki hipoplazilerde genellikle
tubuluslarda spermatosit ya da daha ileri
devrelere kadar aktif spermatogenezis
vardır.
• İntratubuler dev hücreler bu tipin bir
özelliğidir
.
• Ancak b
azı durumlarda
sadece
sertoli
hücreleri bulunur.
• Hafif derecedeki hipoplazileri, testis
dejenerasyonundan ayırt etmek zordur,
özellikle postpubertal boğalardaki
hipoplazinin üstüne dejenerasyonun
eklenmesiyle durum iyice zor hale gelir.
Testis hipoplazilerinde genellikle yangısal
hücre infiltrasyonu görülmez, ancak İsveç’in
kırmızı beyaz boğalarında lenfosit
• Orta derecedeki hipoplazilerde tubulusların
%50’si veya daha fazlasında tubuluslar
hipoplastiktir.
• Şiddetli hipoplazilerde tubulusların çoğu ya
da hepsi küçülmüş olur, sadece sertoli
hücreleri ya da sertolilerle birlikte kök
hücrelerin bazal tabakası kalır.
• Bazal membranlar kalınlaşır ve hyalinidir,
peritubuler bağ dokuda artış vardır.
Bir kedide testis hipoplazisi. Seminifer tübüller sadece Sertoli hücreleri ve birkaç germ hücresi içerir. Vakuollü Sertoli hücrelerinde dejenerasyon gözlenmekte. İnterstisyel endokrin hücreleri (Leydig hücreleri) çok
Testiküler hipoplazili bir domuz yavrusunda spermatogenezis durmuş. Görünüm olgunlaşmamış (prepubertal) testis ile aynıdır.
• Testis Dejenarsyonu: Testisin parankimini
oluşturan ve tubulus seminiferusları kaplayıp dolduran germinal epitel dokunun hidropik ve vakuoler dejenerasyonudur.
• Sebepleri:
1. Isı (Termal yıkım): Çevre ısısı (özellikle koçlarda), kriptorşitik, ektopik ve skrotumda aşırı yağ
dokusu bulunan testisler ile skrotal dermatitis, ödem, hidrosel ve periorşitis durumlarında ısı artışına bağlı testis dejenerasyonları görülür.
Koçlarda testislerin termal dejenerasyonlarından sonra iyileşme 3-6 ay arasında olabilmektedir.
2. Enfeksiyonlar
: Brucella, ruam, tüberküloz
orşitleri.Babesioz, anaplazmoz ve
tripanozomiazisteki yüksek ateş sonucu,
Besnoitioziste testis dejenerasyonu ve
3. Beslenme yetersizlikleri
Vit.A yetmezliği, gece körlüğü, çinko eksikliği, Kedilerde hipervitaminozis A
4. Dolaşım bozuklukları ve funikulus spermatikus torsiyonları
6. Kimyasal maddeler, tuz ve radyasyon Kimyasal maddeler: tretamin,bisulfan,isopropil metal sulfonat, kadmiyum. Kadmiyum kloridin subkutan enjeksiyonu vasküler endoteli yıkımlar. Ayrıca amfoterisin B ve gentamisin spermatogenezi engeller.
• Röntgen ışınlarının (X radyasyonu) yol açtığı
testis dejenerasyonundan sonra ilk rejenerasyon bulguları 10. haftada görülür ve rejenerasyonun tamamlanması için de yaklaşık 30 hafta
7. Hormonlar. FSH sertoli hücrelerinde androjen
bağlayıcı proteinlere bağlanarak spermatogenezisi uyarır, LH ise Leydig hücrelerine etki ederek
testosteron salgılanmasını uyarır. Bu
hormonlardan birinin ya da daha fazlasının
dışardan verilmesi ya da dengesiz yapımı testis dejenerasyonuna neden olur.
8. Yaş, yaşla birlikte testiste gelişen dejeneratif değişiklikler vasküler lezyonlara bağlıdır.
Dejenere testis başlangıçta makroskopik olarak ödemle büyüyebilir ancak çoğunlukla boyutu küçülür. Başlangıçta ya da hızla ilerleyen
dejenerasyonda testis yumuşak ve sarkık olup turgoru eksiktir, kesit yüzü taşkın değildir.
• Tunika albuginea belirgin olarak buruşuk
görülebilir. Parenkim ile stromanın ayrılması birbirine paralel değildir ve dejenerasyonun sonunda sıkı kıvamlı küçük testis oluşur.
• Epididimis çoğunlukla testisten az etkilendiğinden oransız şekilde büyük görülür.
• Testis devam eden dejenerasyon ve fibrozisle giderek sertleşir, değişen derecelerde
Mikroskopik olarak başlangıç devresinde
spermatozoonların
olgunlaşmasında bozukluk ve spermatidlerde dejenerasyon vardır, birçok spermatid
nekrotik iken bazıları da
karakteristik spermatidik çok çekirdekli dev hücreler
• Spermatidler hidropik ve vakuoler dejenerasyona uğrar ve yerlerinden
sökülerek tubulusların içini doldurur.
• Tubulusları örten germinal epitelin
tamamen yerinden kalkmasıyla
bazal
membran açığa çıkar
ve tubuluslar kollabe
olur bazal membranlarda hyalini
kalınlaşmalar görülür.
• Leydig hücrelerinde artış göze çarpar,
tubulus seminiferuslar içinde kireçlenme
fuayeleri göze çarpar.
Sonu
: Fertilitenin azalmasına veya tamamen
durmasına neden olur.
Bunun sebebi tetstisin parankimi olan
germinal epitel dokusunun rejenere olma
yeteneğinin olmayışıdır. İleri derecelerdeki
testis dejenerasyonları testisin fibrozisi ile
son bulur.
ORŞİTİS
• Testisin bakteriyel ve viral etkenlere bağlı
yangısıdır. Ancak hayvanlarda daha çok
bakteriyel orşitisler önemlidir.
• İnsanlarda viral orşitislerin en önemlisi
kabakulak
virusu olmasına rağmen evcil
hayvanlarda doğrudan testise yerleşen viral
orşitler yoktur.
• Ancak bir çok viral hastalığın testise
yansıması söz konusu olabilir.
• Örneğin sığırlarda viral diare, yaban sığırlarında coryza gangraneza
bovum, boğalardaki deneysel mavidil
enfeksiyonlarında orşit oluşabilir.
• Ancak buradaki etki
doğrudan testis parenkimine değil, spermatik arterlere bağlı gelişen arteritis sonucu şekillenir.
• Koyun çiçeğinde
nodüler orşit görülür. • Yine kedi FIP’i,
• köpek distemper’ında da orşitler şekillenebilir. FİP’te periorşit, distemperde sertoli hücrelerinde inklüzyonlar görülebilir.
Bir kedide, feline infeksiyoz peritonite bağlı gelişen pyogranülomatoz orşitis.
• Bakteriyel orşitlerin en önemlisi
Brusellozdur
. Bunu tüberküloz ve ruam izler.
• Ayrıca Actinomyces(corynabacterium)
pyogenes,
• E.coli,
• Haemophilus spp,
• Salmonella spp.
• Chylamidia psittaci enfeksiyonlarına bağlı
orşitler şekillenir.
• Klinik olarak orşit tanısı konulan
olguların büyük çoğunluğu aslında epididimittir
• Orşitisler interstisyel, intratubuler ya da
nekrotik olabilir.
• Evcil hayvanlarda travma dışında
rastlanılan orşitler aslında az sayıdadır.
• Ancak testis dejenerasyonuyla karışabilen
hafif interstisyel orşitler vardır ve bunlar
genellikle hematojen enfeksiyonlar sonucu
gelişirler.
• İnterstisyel orşitler enfeksiyoz ya da
immunolojik olabilir, yıkımlanmış
tubulustan sızan antijene karşı şekillenir.
• Aygırlarda görülür.
• Aygırlarda çoğunlukla perivasküler olan
• Brucella orşiti:
Testis dokusuna kan yoluyla
gelen etken tubulus seminiferusların
germinal epiteline yerleşir. Hastalık
boğalarda, domuzlarda, köpeklerde, teke ve
koçlarda görülür.
• Etken burada üreyerek germinal epitellerde
dejenerasyon, desquamasyon ve nekroza
neden olur.
• Bu sırada etkenin tubulus seminiferuslar
içerisinde yayılması sonucu bütün testise
yayılır.
• Brucella orşiti akut ve kronik seyirli olabilir.
• Akut nekrotik orşitis ve epididimitis’de testis ve epididimis büyür, şişer ve yumuşak bir hal alır. Ancak zamanla bu kıvam giderek sertleşir.
• Hastalık ilerleyince yersel nekrozlar oluşur ve bunların birleşmesiyle meydana gelen büyük nekroze alanlar ve
bunları çevreleyen
demarkasyon hattı meydana gelir .
Bazen de bu nekrotik yapılar
irinleşir ve çevrelerinde kalın bir fibröz kapsül bulunur.
Kronik ve granulomatöz
orşitiste, testislerde tüberküloz benzeri düğümler oluşur.
Kavum vaginalede başlangıçta seröz-irinli ve fibrinli bir eksudat toplanır.
Tunika vaginalisin parietal ve viseeral yaprakları üzerinde
pıhtılaşmış, kalın bir fibrin kitlesi birikir.
Brucella orşitinin akut
evresinde tubulusların içi nekroze olmuş hücre
artıkları, dökülmüş epiteller ve az sayıdaki lökositlerle dolu durumdadır. İnterstisyumda ise lökosit, histiyosit ve plazmositten zengin yangılı ödem sızıntısı bulunur.
• Ayrıca testis parankimindeki damarlarda da
nekrotik vaskülit şekillenir.
• Kronik ve granulomatöz orşitte
ise testis
dokusu içinde, tüberküloz düğümcüklerine
benzeyen
miliyer granulomlar
bulunur.
• Brucella orşitinin sonu:
• Tek taraflı da olsa, şiddetli yangının yarattığı yüksek ateşin sağlam testise de yansıması
nedeniyle (termal dejenarsyon) kısırlık (infertilite) oluşturur.
• Akut nekrotik orşit tüm testisin nekrozu ile sonlanabilir.
• Kronik granulomatöz orşit, testislerin küçülmesi ve sertleşmesiyle (fibrozis) son bulur.
• Epididimitise bağlı skarlaşmalar kanal
tıkanıklıklarına ve buna bağlı olarak
spermatosel ve spermatik granulom
oluşumuna neden olur.
• Tunika vaginalisteki fibrinli eksudatın
organizasyonu
(periorşitis)
testis kesesinde
adezyonlara neden olur.
Pseudotuberküloz orşiti
• Koç ve tekelerin
testisinde irinli ve apseli orşitler yapar. Testislerde meydana gelen lezyonlar nodüler testis nekrozu niteliğindedir. • Etkeni Corynabacterium pseudotuberculosistir. Enfeksiyonun kaynağı lenf düğümlerindeki apselerdir.
• Apselerin açılmasıyla dışarı çıkan irin ortalığı kirletir ve etken ortama yayılmış olur.
• Hastalık etkeni özellikle kırkım yaralarından vücuda girer, bunun dışında hematojen ve lenfojen yayılma ve dermatocenter cinsi kenelerle yayılma sonucu meydana gelir.
• Makroskobik olarak testislerin dış yüzünde
ceviz büyüklüğüne
varan, yumru biçiminde apseler bulunur.
Bunların bazıları
patlamış olup, dışarı fistüllenmiştir ve
içlerinden yeşilimtrak sarı renkte bir irin sızar. Testislerin kesit
yüzlerinde de irili ufaklı apseler görülür.
• Mikroskopik olarak
kazeifikasyon nekrozuna uğramış testis dokusu
çevresinde de lökositler, makrofajlar ve en dışta fibröz bir kapsül
bulunur. Makrofajlar arasında Langhans tipi
dev hücrelere de rastlanabilir.
• TÜBERKÜLOZ ORŞİTİ VE EPİDİDİMİTİ: • Boğa ve domuzlarda rastlanır. Kedi ve
köpeklerde nadirdir.
Üç yolla yayılabilir
1. Hematojen (boğa ve domuzlarda).Etken interstisyuma yerleşir.
2. Kanaliküler olarak: yani prostat ve vesikula seminalisteki Tbc lezyonlarının testise kanal boyu inmesi (daha çok insanlarda görülür)
3. Lenfogen yayılma: Testis ve epididimise komşu bulunan dokulardaki Tbc. Lezyonlarının lenf damarlarıyla yayılması.
Milier tipte veya kronik granulomatöz tipte lezyonlar oluşur. Milier testis ve epididimis tüberkülozunda
testislerin kesit yüzünde topluiğne başı
büyüklüğüne varan sarımtrak boz renkte kazefiye düğümcükler görülür. • Epididimiste de benzer görünümler mevcuttur. Kronik tüberküloz lezyonlarında sarımtrak renkte ve geniş kitleler halinde kazeifikasyon nekrozuna uğramış bölgeler seçilir. Bu
lezyonlar oldukça ışınsal bir yerleşim gösterir.
Mikroskobik olarak milier Tbc lezyonları
interstisyumda tipik düğümcükler yapar.
Bunlar epiteloid ile Langhans tipi dev
hücrelerinden oluşmaktadır.
Ayrıca lenfositlerde ortamda bulunur.
Düğümcükler ince fibröz bir kapsülle
çevrelenmiştir, bu düğümcükler
ortalarından kazeifikasyon nekrozuna
uğramış hatta kireçleşmiştir.
Kronik Tbc orşitinde ise lezyonlar tubulus
seminiferuslar ile diğer sperma kanallarında
yer alır.
Kanalların içi kazefiye olmuş homojen
kitleler ile epiteloid hücreler, Langhans tipi
dev hücreler, lenfositler ve dökülen epitel
hücreleriyle dolu durumdadır.
• Testis Tbc. Sonu
; testis ve epididimisteki
lezyonlar kalıcıdır, sperma ile etken dişi
hayvanlara geçebilir ve uterus
tüberkülozuna neden olabilir.
Ruam orşiti
Hematojen olan genelde
akciğer ruamından kaynaklanır ve interstisyumdaki damar
duvarlarında lezyon yapar.
Lenfojen yayılan ise deri ruamı yoluyla olur.
Testis tüberkülozundaki gibi, testisin kesit yüzünde
topluiğne başından mercimek büyüklüğüne varan boz beyaz renkli düğümcükler görülür.
• Mikroskobik olarak iki türlü ruam lezyonu görülür. • Birincisinde ortaları karyoreksise uğramış, sık lökosit yığınakları, bunların çevresinde epiteloid hücreler, en dışta da yoğun lenfosit yığınakları ile zayıf
fibröz bir bağ dokudan oluşan kapsül yer alır.
İkincisinde ise; ortada karyoreksize uğramış
az sayıdaki lökositlerle epiteloid hücreler ve
Langhans tipi dev hücrelerinden oluşan
Prostatta metaplazi
• Prostat bez ve duktuslarını örten silindirik ve kübik epitelin yassı epitele dönüşmesiyle meydana gelir. • Sebebi östrojen hormonu verilmesi veyakastre edilen hayvanlarda östrojeni yüksek bitkilerle beslenmeleri (yüksek
östrojenik etkiye sahip
Trifolium spp. ailesine ait
yonca türleri) sonucu
meydana gelebildiği gibi, sertoli tümörlerine bağlı östrojen salgılanması
nedeniyle de meydana gelebilir.
• Etkilenen epitel,
artıklarının (squame) lümene döküldüğü
yüzeyden itibaren çok katlı yassı epitele
dönüşüm başlar.
• Nötrofil ve makrofajlar artıklarının birbirleriyle kaynaşması sonucu
oluşan amorf kitlelere lümende çok sayıda rastlanır.
• Bazal hücrelerin artmış proliferasyonuna bağlı olarak yassı hücreli
metaplazi gelişir. Köpeklerde bu tip metaplazi prostat
yangılarına da eğilimi arttırır.
• Buna bağlı olarak irinli prostatitler
• Kısırlaştırılan koçlar birkaç hafta süreyle potansiyel östrojenik uyarıya sahip yeşil yonca meralarında beslendiğinde eklenti bezlerde (özellikle bulbouretral bezde) yaygın metaplastik değişiklikler olur.
• erkek kuzularda ise, östrojen verilmesi
sonucunda metaplaziye uğrayıp dökülen prostat epitelinin üretrayı
tıkaması sonucu üremi meydana gelir.
Prostat hiperplazisi:
a. Glanduler b. Fibromusküler c. Kistik hiperplazi Sebepleri: Yangı, arterioskleroz, tümöralüremeler, idrar retensiyonu, köpeklerde fazla çiftleşme, yaş’a bağlı androjen
yetmezlikleri ve
androjenlerle östrojen dengesinin bozulması
Prostat hiperplazisi
• Prostat hiperplazisindeki en önemli faktör yaşlanmayla birlikte değişen androjen ve östrojen dengesizliğidir. Köpeklerde 4-5 yaşlarında dikkatiçekmeye başlar ve ileri yaşlarda %80 oranında görülür.
• Hayvanlarda klinik bulgu olarak idrar güçlüğü
(dizüri) ve rektuma yapılan basınca bağlı olarak konstipasyon şekillenir, insanlarda konstipasyon gözlenmez. • Prostat hiperplazisinde asiner hücre hiperplazisinin androjenler tarafından, stromal hiperplazinin ise östrojenler tarafından yapıldığı düşünülmektedir.
• Köpeklerde prostat hiperplazisi iki devre halinde gelişir.
• Genç köpeklerde ilk devrede epitelyal hiperplazi testisin interstisyel hücreleri (Leydig hücreleri-testosteron salgılanması) ve normal androjen üretimiyle ilişkilidir.
• Ayrıca testislerde henüz identifiye edilmemiş
östrojen benzeri
molekül salgılanması da rol oynar.
• İkinci devre olan kistik devrede androjen yapımında ve testislerin interstisyel hücre aktivitesinde (testosteron düzeyinde) azalma vardır, ancak
östrojenik maddenin yapımı devam eder.
• Bununla birlikte, yaşlı köpeklerde dolaşımdaki testosteron düzeyi
azalmasına rağmen, hipertrofik ve
hiperplastik dokuda 5-α redüktaz tip II enzimi aracılığıyla
testosterondan türeyen dihidroksitestesteron (DHT) düzeyi artar.
• Düşen testosteron
düzeyine rağmen, artan DHA ve östrojen düzeylerinin sinerjik etkiyle hiperplaziye neden olduğu düşünülmektedir. • Deneysel çalışmalar; yaşa bağlı olarak artan östrojen seviyelerinin, prostatın parankim hücrelerinde DHT reseptörlerinin ekspresyonunu (dışa vurumunu) arttırdığı ve dolayısıyla DHT’nin etkinliğini arttırarak nodüler hiperplazinin gelişimini sağladığını göstermiştir.
• Hiperplastik prostat dokusu normal
boyutundan dört kat veya daha fazla büyük olup yüzeyi düzensiz ve nodulerdir. Bazı
olgularda normal iki loblu yapısı kaybolur (köpeklerde).
• Palpe edilebilen
fluktuan kistler ile venöz ve lenfatik ektaziler
kapsülün hemen altında bulunabilir.
• Kesit yüzü asiner ve stromal hiperplazinin derecesine , kistlerin
varlığı ve boyutuna bağlı olarak değişebilir.
• Kesit yüzündeki
lobcuklar çevresinde birer fibröz kapsül bulunur.
• Lobcukların içinde kistler bulunur, kesit yüzünden süt benzeri bir sıvı akar.
• Mikroskobik olarak bez epitelinden kaynaklanan adenomatoid hiperplazi, stromal hiperplazi ve kistik oluşumlar mevcuttur. Üreyen silindirik ve
kübik epiteller bezlerin içine doğru papillifer uzantılar yapar.
•
Bezlerin bazıları ise atrofik, bazılarıda
kistik hal almıştır. Kistik bezlerde epitel
atrofisi de görülür. Üreyen bez
epitellerinde vakuoler dejenerasyon
ve şiddetli desquamasyon hali de
Bazı kistlerin içinde korpora amilasealara rastlanır. Çoğu hiperplazi olaylarında interstisyel dokuda (stromada) da üremelere gözlenir. Üreyen bağ doku
içerisinde yer yer veya yaygın olarak lenfosit infiltrasyonu göze
Prostat hiperplazisi sonucunda;
1. Büyüyen prostatın rektuma basınç
yapmasına bağlı olarak konstipasyon
şekillenebilir. Aynı etkiye bağlı olarak
perianal herniler ve rektum divertikülleride
meydana gelebilir.
2. Büyüyen prostatın üretraya basınç
uygulaması nedeniyle
idrar güçlüğü
görülebilir. Ayrıca idrar kesesi duvarına
yaptığı basınç nedeniyle kesenin kas
tabakasında hipertrofi meydana gelebilir.
3. Üreterlerde genişleme ve
hidronefroz
gelişebilir.
• Prostatitler
• Genellikle irinli, daha az olarak da kataral
olur.Daha çok köpeklerde görülür. Yardımcı
faktörler bezin hiperplazisi ve
metaplazisidir.
• Yapıcı sebepler ise; E.coli, Proteus vulgaris,
Streptokok, Brucella canis ve prostatik
• Oluşum yolları
• uretra;vesika ürinaria ve böbrek
yangılarından
akanaliküler
olarak
• Testis, epididimis.Duktus deferens ve
vesikula seminalisteki yangılardan
kanaliküler
olarak
• Hematojen
• Prostata, testis,
epididimis ve üriner kanal yolu ile
(kanaliküler) gelen etkenler bez dokuda,
hematojen ve lenfojen olarak gelen etkenler ise interstisyumda yangıya neden olular.
Prostatitlerde, kanlı ya da irinli idrar, üretral
akıntı, inkontinens ya da disüri (ağrılı idrar
yapma) gibi bulgular mevcuttur.
Hastalığın seyrine göre akut, yaygın ve irinli prostatit, yersel irinli prostatit ve kronik
prostatit şeklinde üçe ayrılır.
• Apseler küçük ve çok sayıda olabilir ya da büyük ve nekrozla
birliktedir.Apseler içleri çikolata rengindeki bir irinle dolu kistleri
andırır.Bu apseler karın boşluğu veya perineal bölgeye çıkıntı
yapabilirler.
• Bu nedenle de
metastatik sepsis, septisemi ve
peritonitise neden olur. Periproktal (rektum
çevresi) dokuda
flegmon oluşur.Ani yırtılmalarda ölüm şekillenebilir.
• Kronik prostatitlerde prostat düğümlü bir
manzara almıştır ve sert kıvamdadır. Apselerin çevresinde fibröz birer kapsül bulunur, ayrıca interstisyumda yersel veya yaygın bir bağ doku üremesi göze çarpar.
• Mikroskobik olarak, akut prostatitlerde yangının süre ve şiddetine bağlı
olarak kataral veya irinli olabilir.
• Kataral değişiklikler asinuslarda
• Bez epitellerinde üreme, desquamasyon ve dejenerasyon görülür. Bezlerin lümeni dökülen epitel ve lökositlerle dolu durumdadır. Yangının ilerlemesiyle stromada da lökosit infiltrasyonu görülür. • Yıkıma uğrayan asinusların bulunduğu bölgede apseler şekillenir.
• Bunlar daha sonra
birbirleriyle birleşerek bütün bezi içeren
Akut prostatitler yoğun nedbe dokusu
oluşumuyla iyileşebilir ya da özellikle
duktusların tıkanmasına bağlı olarak
kronikleşebilir.
Kronik prostatitlerde; yersel veya yaygın bağ
doku üremesi gözlenir.Prostatik epitel
atrofiktir, ayrıca yassı epitele metaplazi ve
loblarda kistik genişlemeler göze çarpar.
• Özellikle duktuslar çevresindeki fibromüsküler stromada lenfosit ve plazmosit infiltrasyonları görülür.
Balanopostitler
• Penis ve prepusyumun kataral, purulent veya
difteroid tipte yangısı.Lezyonun niteliğine göre
pustülöz, nekrotik, apseli, ülserli ve folliküler
• Sebepleri:
Travmatik, kimyasal, toksik, termik
ve enfeksiyöz
• Enfeksiyöz sebepler
• Sığır herpes virus 1 (IBR-IPV), boğalarda
parainfluenza-3
• At herpes virus tip 3, köpek herpes virus,
koç herpes virus (boğa,inek,koyun,keçi –
vesiküler ekzantem), Corynabacterium
renale, Haemophilus somnus, Mycoplasma
spp, Ureaplasma diversum, atlarda dourine
(trypanosoma equiperdum)
Boğalarda sığır herpes virus-1
(IBR,IPV)
• glans ve prepusyumda küçük, gri-beyaz opak nekroz odakları oluşur. Glans peniste keskin erozyon ve ülserler kalır.
• Mikroskopik olarak nötrofil birikimi, epitel nekrozu ve stromada lenfosit infiltrasyonu görülür.
• Dejenere epitel hücrelerinde intranükleer inklüzyonlar görülür.
• Teke herpesvirularında
glans, forniks ve tüm üretrayı tutan yaygın supuratif ve nekrotik balanopostitis gelişir.
• Atların koital ekzantemi
(at herpes virus-3) penis ve prepusyumda oluşan püstüller sonradan
ülserleşir ve
büyüklükleri 15mm’den fazla olur.
• Balanopostitler tedavi edilmezlerse adezyonlarla, fimosis ve parafimozis ile son bulur.
• Ayrıca mukozadaki yangı korpus kavernosuma yayılabilir, sistitis oluşabilir.
• Prepusyumda fistüller, hatta atrofi, elefantiazis ve peniste gangren halleri baş gösterebilir.
• Dourine (Trypanasoma equiperdum).
Tek tırnaklılara özgü bir hastalık olup, penis ve prepusyum mukozalarının bulaşıcı, sümüksel, veziküllü ve ülserli yangısıdır.
Etken genelde çiftleşmeyle, bunun dışında da kan emici sinek, böcek ve yarasalarla da bulaşabilir.
• Tipik olarak
prepusyumda ödem görülür.
• Ödem kısa sürede
skrotum ve karın altına yayılır.
• Akut dönemde fimosis ve parafimosis oluşabilir. Penis ve prepusyum mukozasında sarımtırak boz renkte,müköz eksudat bulunur.
Bir süre sonra glans ve korpus peniste
mercimekten bezelye büyüklüğüne varan,
sarımtırak kırmızı renkte düğümcükler oluşur.