ozel patoloji b ii 04 05.hafta erkek genital sistem patolojisi

154  Download (0)

Tam metin

(1)

Erkek Genital Sistem Patolojisi

Prof.Dr. Ahmet GÜLÇUBUK

İstanbul üniversitesi Veteriner

Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı

(2)

Erkek Genital Sistem

1. Scrotum

2. Testis kapsulu (Tunika Vaginalis) • Tunika visseralis

• Tunika albuginea • Tunika vaskuloza 3. Testisler

(3)

4. Epididimisler

5. Funikulus spermaticuslar

6. Vesikula seminalisler

7.Prostat

(4)
(5)
(6)
(7)
(8)

Sperm Üretimi

a. Çoğalma (goniogenezis)

b. Büyüme-olgunlaşma (spermatogenezis) c. Başkalaşma (spermiogenezis)

Fötal testisteki Leydig hücrelerinden salınan testosteron, dihidrotestosteron’a dönüşerek mezonefrik (Wolff) duktusların ve dış genital organların direkt ve indirekt farklılaşmasına etkilidir.

(9)

Erkek Genital Sistemde görülen anomaliler

 Hermafroditism: Erkek ve dişi genital organlarının veya cinsiyetle ilgili bazı göstergelerin aynı

hayvanda birlikte bulunması halidir. En çok domuz, keçi ve koyunlarda rastlanır

I)Gerçek hermafroditism (Hermaphroditismus

ambliglandularis-H.verus): Her iki cinse ait genital organlar ve gonadların bulunmasıdır.

Gonadlardan birisi testis diğeri ovaryum olabildiği gibi bir ya da her iki gonad ovaryum ve testis

(10)
(11)

Gerçek hermafroditism kendi içinde de üç gruba ayrılır.

a)Hermafraditismus glandularis bilateralis

her iki tarafta da hem ovaryum hem testis bulunur

b)H.gl.unilateralis: Bir tarafta ovaryum ve testis

veya ovotestis , diğer tarafta ise yalnızca ovaryum veya yalnızca testis bulunur.

c)H.gl. Alterans: bir tarafta testis, diğer tarafta ovaryum.

(12)

II)Yalancı hermafroditism (Hermaphroditismus

spurius): Aslında erkek veya dişi olan bir hayvanda

karşı cinsiyete ait ovaryum veya testislerin bulunmasıdır.

Tek bir gonad dokusu bulunur, ancak eklenti

organlar mutlaka tersidir. Örneğin gonadlar testis iken eklenti organlar dişidir (vagina).

Tersi durumda da ovaryum ile birlikte penis bulunur

.

(13)
(14)
(15)
(16)

• Kriptorşidizm:

• Testislerden bir veya ikisinin fötal dönemde

skrotuma inmeyip, karın boşluğunda veya

kanalda kalması olarak bilinir.

• Testisin normal olarak skrotuma inişi için

hem testesteron, hem de Müller engelliyici

hormona gereksinim vardır.

• Testislerin dorsal karın duvarından

skrotuma inişi sadece memelilere özgü bir

durumdur.

(17)

• Testislerin tam inişi, köpekler dışındaki

birçok türde doğumdan önce tamamlanır.

• Köpeklerde testislerin skrotuma inişi genellikle üç aylıkken tamamlanır. Hormonal çalışmalar, kriptorşidik köpeklerde • LH seviyesinin daha düşük olduğunu ve kriptorşidik testisin LH inhibisyonunu indüklediğini ileri sürmektedir.

(18)

• Kriptorşidizm genellikle sol tarafta görülür, sol

tarafta gerçekleştiğinde testis karın

boşluğunda,

• sağ tarafta olduğunda ise inguinal kanalda

saptanır.

(19)
(20)

Testisler, kanatlılarda, sürüngenlerde ve

balıklarda karın boşluğundadır.

Testislerin vücudun dışında bulunmasının

nedeni vücut ısısından 5-7

o

C daha aşağıda

bir ısıda bulunması gerekliliğinden dolayıdır.

Kriptorşidizmde ise vücut ısısına maruz

kalmasından dolayı dejenerasyon ve

nekrozlar şekillenir.

(21)
(22)

• Kanatlılarda ise testisler karın boşluğunda

olmasına rağmen yüksek ısıdan

etkilenmezler. Bunun nedeni testislerin hava keseleriyle bağlantılı

olmaları ve sürekli hava sirkülasyonuyla soğutulmalarıdır. • Kriptorşitik testisin makroskopik ve mikroskopik görünümü testisin lokalizasyonuna ve etkilenen hayvanın yaşına bağlıdır. • Özellikle tunikalardaki belirgin fibrozis yaşlı

hayvanlarda kriptorşitik testislerin bir özelliğidir.

(23)

• Etkilenen testisler küçük ve sert kıvamlı olup

histolojileri şiddetli derecedeki hipoplaziye benzer. • Testis hipoplazilerinde gözlenen intratubuler konkrementler benzer şekilde kriptorşid testislerde de görülebilir.

(24)

Atlar dışındaki türlerde görülen kriptorşizm

vakalarının genellikle kalıtsal olduğu ve

otozomal resesif bir genle taşındığı kabul

edilmektedir.

(25)

• Kriptorşitik bir testisde tümör gelişme

sıklığı (özellikle de sertoli hücre tümörü)

(26)

Hypospadie:

Uretra deliğinin (meatus

eksternus) penisin alt yüzünde olmasıdır.

Hayvanlarda bu durum genellikle

(27)

Köpekte hypospadias

(28)

• Epispadias: Uretra deliğinin (meatus

eksternus) penisin üst yüzünde olmasıdır.

• Tunika vaginalis:

Periton ile aynı yapıda ve

onun devamı şeklinde olan çok ince bir

mezotel tabakasıdır. Tunika vaginalis

boşluğu (kavum vaginale) periton

boşluğuyla ilişkilidir

(29)
(30)

• Bu nedenle de asites, anazarka ya da lokal

lenfödem oluşumuna neden olan durumlarda kavum vaginalede sıvı toplanabilir.

• Kavum vaginalede biriken seröz veya seröfibrinöz karekterdeki bu sıvıya hidrosel adı verilir.

Hidrosel, funikulus spermatikusun torsiyonu veya variksi, inguinal herni ve seröfibrinöz periorşitis durumlarında meydana gelir.

(31)
(32)

• Hidroselin uzun süre devam etmesi halinde

tunika vaginaliste kalınlaşma ve

sertleşmelerle birlikte, kalsifikasyonlar

meydana gelir.

• Ayrıca kavum vaginalede fazla miktarda kan

toplanmasına hematosel adı verilir.

(33)

• Hematosel’de yine travmatik etkenler ve

hemorajik diyeteze bağlı hastalıklar ile

funikulus spermatikusun tromboflebitleri

neden olur.

• Hematosel’de tunika vaginalise yapışmalar,

kireçlenmeler ve kan kitlesinin enfekte

olduğu durumlarda ise periorşitisler

şekillenir.

(34)

Varikosel

• Spermatik kordondaki (funikulus

spermatikus) pleksus pampiniformis

venalarının varis şeklinde genişlemesidir.

Primer (idiyopatik) olabileceği gibi, venöz

tıkanıklık (örn.dışarıdan baskı) nedeniyle

de oluşabilir.

(35)

Varikosel

(36)
(37)

İnfertilitenin etiyolojik kriterleri ve görülme

oranları

Varikosel 38,17 İdiyopatik 24,78 Tıkanma 13,15 Normal 9,86 Kriptokidism 3,58 Antisperm antikorlar 2,52 Ejakulatör bozukluk 1,29 İlaç 1,00 Endokrinopati 1,00 WBC 1,00 Seksüel bozukluk 0,59 Testiküler Bozukluk 0,47 Genetik 0,23 Ultrastrüktür 0,23

Sertoli hücresi kaynaklı 0,23 Kanser 0,18 Vücut ısısı 0,06 Radyasyon 0,06 Sistemik hastalıklar 0,06 Testis kanseri 0,06 Diğer nedenler 1,48

(38)

Spermatosel

• Epididimis kanallarının ve rete testisin sperma ile dolması ve kistik bir biçimde genişlemesidir. Teke ve boğalarda

(39)

spermatik granulom

• Spermaların sperma kanalları

dışına çıkması sonucu bağ

dokuda oluşturduğu tüberküloz

benzeri granulasyon dokusudur.

Daha çok boğalarda görülür.

(40)

• Sayılan bu sebepler dolayısıyla spermlerin

kanalda birikmesi sonucu kanalda keseler

şeklinde genişlemeler meydana gelir. Burada

biriken spermler dejenerasyona ve nekroza

uğrar.

• Kanal epitelinde dejenerasyon ve nekrozlar

meydana gelir ve zamanla kanal duvarının

yırtılmasıyla bu dejeneratif ve nekrotik

(41)

interstisyumda bunlar

tüberküloz düğümcüklerine benzer düğümcükler meydana getirirler.

Böylelikle spermatik

(42)

• Makroskobik olarak

bunlar kaput ve korpus epididimiste fındık

büyüklüğüne varan

kitleler şeklinde görülür. • İçlerinde sarımtrak

renkte, peynirimsi

yapıda şekilsiz bir kitle görülür.

(43)

Mikroskobik olarak da; epididmis kanallarının kesecikler tarzında

genişleme ve nekrotik materyal gözlenir.

Epididmis kanallarında yer yer dev hücreler ve

(44)

• Kanal epitelinde atrofi, dejenerasyon ve nekroz gözlenir. • İnterstisyumda ise sperma yığınaklarının çevresinde histiosit ve Langhans dev hücrelerinden oluşan demarkasyon hattı görülür.

(45)

Spermatosel ve spermatik granulom

lezyonları kalıcıdır ve hayvanlarda infertilite

problemlerine yol açabilir.

(46)

Testis Torsiyonu

• Testislerde spermatik kordun kendi etrafında dolanması sonucu testis dolaşımının bozulup

testilerin total nekrozu ile sonlanan bir

durumdur. Kedi

köpeklerde, domuzlarda nadiren görülür

(47)

insanlarda oldukça önemlidir.

İlk 4 ile 6 saatte müdahale ile geri döndürülebilir bir patoloji olup 48 saatten sonra ise maalesef testisin alınması gerekmektedir.

• Hastalar tipik olarak testislerine ve testis derisi skrotumlarına el değdirtmek istemez ve çok yoğun acı çekerler. kesin tanı doopler usg ile konulur. tedavisi ise cerrahi detorsiyon ve fiksasyondur.

(48)
(49)
(50)
(51)
(52)
(53)

• Tunika vaginalisin yangısı (periorşitis):

Tunika vaginalisin seröz, serofibrinöz,

hemorajik ve irinli karakterde olan

yangısıdır.

Travmatik olaylar, komşu organ ve

dokulardaki enfeksiyonların lenfogen

ulaşması ve enfeksiyöz hastalıklar.

(54)

Şiddetli periorşitisler nedene bakılmaksızın

epididimitisin bir komplikasyonudur.

Trypanasoma brucei enfeksiyonu endemik

olduğunda ve Brucella ovis ya da

Actinobacillus seminis ile koçlar enfekte

olduklarında belirgin derecede artış görülür.

Ayrıca

kedi enfeksiyöz peritonitisi

,

tuberkülozis

ve

kazeöz lenfadenitis

sonucu

görülür.

(55)

Akut periorşitislerde makroskobik olarak tunika vaginalisin parietal ve visseral yüzleri pembe veya kırmızı renkte olup şişmiş ve ödemlidir. • Ayrıca yer yer

peteşilerde görülür. Kavum vaginalede seröz, seröfibrinöz, kanlı ve irinli bir

eksudat bulunur.

• Bir koç'un epididimitisinde sekonder olarak gelişen periorşitis. Tunika

vaginalisin boşluğunu fibrin ve ödem sıvısı doldurmuş durumda.

(56)

• Seröz ve seröfibrinöz

görünüm daha çok

bruselloz ve ruam

enfeksiyonunda görülür,

kanlı periorşitler traumatik durumlarda

görülür.

• İrinli eksudat

ise koç ve tekelerin

pseudotuberkülozunda görülür.

• Kronik olaylarda ise kalınlaşma ve yapışmalar

görülür.

(57)

Testitste hipoplazi

• Testislerin gelişemeyip küçük kalmasıdır. • Kriptorşizm ve interseks (hermafroditism) durumlarında da görülür.

• Ancak esas önemli olan skrotum içinde

komplike olmamış testis hipoplazileridir. • Bütün evcil hayvanlarda görülür. Ancak en çok boğalarda görülür. Ergenliğe kadar gözlenemeyen hipoplastik testis normal boyutunun ¼’ü kadardır ve skrotum içerisinde rahatça hareket edebilir. • Kesin teşhis skrotal

(58)

Prader orşidometresi

• İki taraflı hipoplaziler klinik olarak skrotal ölçüm yapılmadıkça gözden kaçabilir.

Hipoplastik testisin

kıvamı, dejenere testise oranla normale çok

yakındır ve kesit yüzü taşkındır.

(59)

Aynı yaştaki 4 koç'un testis ve epididimisleri. Testis hipoplazisilerinin şiddetli olanı (sol üst) ile normale (sağ alt) geçişi vardır.

(60)

Sebepleri

 Germinal hücrelerde sayısal veya gelişimsel yetersizlik, germ hücrelerinin çoğalmasında görülen yetersizlik

 Aşırı derecede gonosit ölümüne neden olan

(61)

• Ayrıca çinko yetersizliği,

hipotalamo-hipofizer yolun ya da testisin

kendisini tutan endokrin bozukluklardan

kaynaklanabilir.

• Yine boğalara puberte döneminde verilen

lüteinleştirici hormonda testis hipoplazisi yapar.

• Memeli hibridlerinde spermatogenezis

kısmen veya tamamen durduğu için testis

hipoplazisi her zaman görülür. Örn. Katır, bardo v.s • Kromozomal anomaliler- XXY karyotipi (insanlarda Klenifelter sendromu)

(62)

• Klenifelter sendromunun özellikleri • küçük testis ve prostat, aspermi, sıklıkla göğüs genişlemesi. • Kedilerdeki benzer sendromda üç renkli, kamplumbağa kabuğu şeklinde ve beyaz,siyah, turuncu renklidirler (dişi kedi, calico cat). Bu kediler genelde dişidir, ancak erkek olduklarında mutlaka testis hipoplazisi şekillenir.

(63)

• Histolojik olarak hipoplaziler hafif,orta ve

şiddetli olarak üç kategoriye ayrılabilir.

• Hafif derecedeki hipoplazilerde genellikle

tubuluslarda spermatosit ya da daha ileri

devrelere kadar aktif spermatogenezis

vardır.

• İntratubuler dev hücreler bu tipin bir

özelliğidir

.

• Ancak b

azı durumlarda

sadece

sertoli

hücreleri bulunur.

(64)

• Hafif derecedeki hipoplazileri, testis

dejenerasyonundan ayırt etmek zordur,

özellikle postpubertal boğalardaki

hipoplazinin üstüne dejenerasyonun

eklenmesiyle durum iyice zor hale gelir.

Testis hipoplazilerinde genellikle yangısal

hücre infiltrasyonu görülmez, ancak İsveç’in

kırmızı beyaz boğalarında lenfosit

(65)

• Orta derecedeki hipoplazilerde tubulusların

%50’si veya daha fazlasında tubuluslar

hipoplastiktir.

• Şiddetli hipoplazilerde tubulusların çoğu ya

da hepsi küçülmüş olur, sadece sertoli

hücreleri ya da sertolilerle birlikte kök

hücrelerin bazal tabakası kalır.

• Bazal membranlar kalınlaşır ve hyalinidir,

peritubuler bağ dokuda artış vardır.

(66)

Bir kedide testis hipoplazisi. Seminifer tübüller sadece Sertoli hücreleri ve birkaç germ hücresi içerir. Vakuollü Sertoli hücrelerinde dejenerasyon gözlenmekte. İnterstisyel endokrin hücreleri (Leydig hücreleri) çok

(67)

Testiküler hipoplazili bir domuz yavrusunda spermatogenezis durmuş. Görünüm olgunlaşmamış (prepubertal) testis ile aynıdır.

(68)

• Testis Dejenarsyonu: Testisin parankimini

oluşturan ve tubulus seminiferusları kaplayıp dolduran germinal epitel dokunun hidropik ve vakuoler dejenerasyonudur.

Sebepleri:

1. Isı (Termal yıkım): Çevre ısısı (özellikle koçlarda), kriptorşitik, ektopik ve skrotumda aşırı yağ

dokusu bulunan testisler ile skrotal dermatitis, ödem, hidrosel ve periorşitis durumlarında ısı artışına bağlı testis dejenerasyonları görülür.

(69)

Koçlarda testislerin termal dejenerasyonlarından sonra iyileşme 3-6 ay arasında olabilmektedir.

2. Enfeksiyonlar

: Brucella, ruam, tüberküloz

orşitleri.Babesioz, anaplazmoz ve

tripanozomiazisteki yüksek ateş sonucu,

Besnoitioziste testis dejenerasyonu ve

(70)

3. Beslenme yetersizlikleri

Vit.A yetmezliği, gece körlüğü, çinko eksikliği, Kedilerde hipervitaminozis A

4. Dolaşım bozuklukları ve funikulus spermatikus torsiyonları

(71)

6. Kimyasal maddeler, tuz ve radyasyon Kimyasal maddeler: tretamin,bisulfan,isopropil metal sulfonat, kadmiyum. Kadmiyum kloridin subkutan enjeksiyonu vasküler endoteli yıkımlar. Ayrıca amfoterisin B ve gentamisin spermatogenezi engeller.

(72)

• Röntgen ışınlarının (X radyasyonu) yol açtığı

testis dejenerasyonundan sonra ilk rejenerasyon bulguları 10. haftada görülür ve rejenerasyonun tamamlanması için de yaklaşık 30 hafta

(73)

7. Hormonlar. FSH sertoli hücrelerinde androjen

bağlayıcı proteinlere bağlanarak spermatogenezisi uyarır, LH ise Leydig hücrelerine etki ederek

testosteron salgılanmasını uyarır. Bu

hormonlardan birinin ya da daha fazlasının

dışardan verilmesi ya da dengesiz yapımı testis dejenerasyonuna neden olur.

(74)

8. Yaş, yaşla birlikte testiste gelişen dejeneratif değişiklikler vasküler lezyonlara bağlıdır.

Dejenere testis başlangıçta makroskopik olarak ödemle büyüyebilir ancak çoğunlukla boyutu küçülür. Başlangıçta ya da hızla ilerleyen

dejenerasyonda testis yumuşak ve sarkık olup turgoru eksiktir, kesit yüzü taşkın değildir.

(75)

• Tunika albuginea belirgin olarak buruşuk

görülebilir. Parenkim ile stromanın ayrılması birbirine paralel değildir ve dejenerasyonun sonunda sıkı kıvamlı küçük testis oluşur.

• Epididimis çoğunlukla testisten az etkilendiğinden oransız şekilde büyük görülür.

• Testis devam eden dejenerasyon ve fibrozisle giderek sertleşir, değişen derecelerde

(76)

Mikroskopik olarak başlangıç devresinde

spermatozoonların

olgunlaşmasında bozukluk ve spermatidlerde dejenerasyon vardır, birçok spermatid

nekrotik iken bazıları da

karakteristik spermatidik çok çekirdekli dev hücreler

(77)

• Spermatidler hidropik ve vakuoler dejenerasyona uğrar ve yerlerinden

sökülerek tubulusların içini doldurur.

(78)

• Tubulusları örten germinal epitelin

tamamen yerinden kalkmasıyla

bazal

membran açığa çıkar

ve tubuluslar kollabe

olur bazal membranlarda hyalini

kalınlaşmalar görülür.

• Leydig hücrelerinde artış göze çarpar,

tubulus seminiferuslar içinde kireçlenme

fuayeleri göze çarpar.

(79)
(80)
(81)
(82)

Sonu

: Fertilitenin azalmasına veya tamamen

durmasına neden olur.

Bunun sebebi tetstisin parankimi olan

germinal epitel dokusunun rejenere olma

yeteneğinin olmayışıdır. İleri derecelerdeki

testis dejenerasyonları testisin fibrozisi ile

son bulur.

(83)

ORŞİTİS

• Testisin bakteriyel ve viral etkenlere bağlı

yangısıdır. Ancak hayvanlarda daha çok

bakteriyel orşitisler önemlidir.

• İnsanlarda viral orşitislerin en önemlisi

kabakulak

virusu olmasına rağmen evcil

hayvanlarda doğrudan testise yerleşen viral

orşitler yoktur.

• Ancak bir çok viral hastalığın testise

yansıması söz konusu olabilir.

(84)

• Örneğin sığırlarda viral diare, yaban sığırlarında coryza gangraneza

bovum, boğalardaki deneysel mavidil

enfeksiyonlarında orşit oluşabilir.

• Ancak buradaki etki

doğrudan testis parenkimine değil, spermatik arterlere bağlı gelişen arteritis sonucu şekillenir.

• Koyun çiçeğinde

nodüler orşit görülür. • Yine kedi FIP’i,

• köpek distemper’ında da orşitler şekillenebilir. FİP’te periorşit, distemperde sertoli hücrelerinde inklüzyonlar görülebilir.

(85)

Bir kedide, feline infeksiyoz peritonite bağlı gelişen pyogranülomatoz orşitis.

(86)

• Bakteriyel orşitlerin en önemlisi

Brusellozdur

. Bunu tüberküloz ve ruam izler.

• Ayrıca Actinomyces(corynabacterium)

pyogenes,

• E.coli,

• Haemophilus spp,

• Salmonella spp.

• Chylamidia psittaci enfeksiyonlarına bağlı

orşitler şekillenir.

(87)

• Klinik olarak orşit tanısı konulan

olguların büyük çoğunluğu aslında epididimittir

(88)

• Orşitisler interstisyel, intratubuler ya da

nekrotik olabilir.

• Evcil hayvanlarda travma dışında

rastlanılan orşitler aslında az sayıdadır.

• Ancak testis dejenerasyonuyla karışabilen

hafif interstisyel orşitler vardır ve bunlar

genellikle hematojen enfeksiyonlar sonucu

gelişirler.

(89)

• İnterstisyel orşitler enfeksiyoz ya da

immunolojik olabilir, yıkımlanmış

tubulustan sızan antijene karşı şekillenir.

• Aygırlarda görülür.

• Aygırlarda çoğunlukla perivasküler olan

(90)

• Brucella orşiti:

Testis dokusuna kan yoluyla

gelen etken tubulus seminiferusların

germinal epiteline yerleşir. Hastalık

boğalarda, domuzlarda, köpeklerde, teke ve

koçlarda görülür.

• Etken burada üreyerek germinal epitellerde

dejenerasyon, desquamasyon ve nekroza

neden olur.

• Bu sırada etkenin tubulus seminiferuslar

içerisinde yayılması sonucu bütün testise

yayılır.

(91)

• Brucella orşiti akut ve kronik seyirli olabilir.

• Akut nekrotik orşitis ve epididimitis’de testis ve epididimis büyür, şişer ve yumuşak bir hal alır. Ancak zamanla bu kıvam giderek sertleşir.

• Hastalık ilerleyince yersel nekrozlar oluşur ve bunların birleşmesiyle meydana gelen büyük nekroze alanlar ve

bunları çevreleyen

demarkasyon hattı meydana gelir .

(92)

Bazen de bu nekrotik yapılar

irinleşir ve çevrelerinde kalın bir fibröz kapsül bulunur.

Kronik ve granulomatöz

orşitiste, testislerde tüberküloz benzeri düğümler oluşur.

Kavum vaginalede başlangıçta seröz-irinli ve fibrinli bir eksudat toplanır.

Tunika vaginalisin parietal ve viseeral yaprakları üzerinde

pıhtılaşmış, kalın bir fibrin kitlesi birikir.

(93)

Brucella orşitinin akut

evresinde tubulusların içi nekroze olmuş hücre

artıkları, dökülmüş epiteller ve az sayıdaki lökositlerle dolu durumdadır. İnterstisyumda ise lökosit, histiyosit ve plazmositten zengin yangılı ödem sızıntısı bulunur.

(94)

• Ayrıca testis parankimindeki damarlarda da

nekrotik vaskülit şekillenir.

• Kronik ve granulomatöz orşitte

ise testis

dokusu içinde, tüberküloz düğümcüklerine

benzeyen

miliyer granulomlar

bulunur.

(95)

• Brucella orşitinin sonu:

• Tek taraflı da olsa, şiddetli yangının yarattığı yüksek ateşin sağlam testise de yansıması

nedeniyle (termal dejenarsyon) kısırlık (infertilite) oluşturur.

• Akut nekrotik orşit tüm testisin nekrozu ile sonlanabilir.

• Kronik granulomatöz orşit, testislerin küçülmesi ve sertleşmesiyle (fibrozis) son bulur.

(96)

• Epididimitise bağlı skarlaşmalar kanal

tıkanıklıklarına ve buna bağlı olarak

spermatosel ve spermatik granulom

oluşumuna neden olur.

• Tunika vaginalisteki fibrinli eksudatın

organizasyonu

(periorşitis)

testis kesesinde

adezyonlara neden olur.

(97)
(98)
(99)

Pseudotuberküloz orşiti

• Koç ve tekelerin

testisinde irinli ve apseli orşitler yapar. Testislerde meydana gelen lezyonlar nodüler testis nekrozu niteliğindedir. • Etkeni Corynabacterium pseudotuberculosistir. Enfeksiyonun kaynağı lenf düğümlerindeki apselerdir.

(100)

• Apselerin açılmasıyla dışarı çıkan irin ortalığı kirletir ve etken ortama yayılmış olur.

• Hastalık etkeni özellikle kırkım yaralarından vücuda girer, bunun dışında hematojen ve lenfojen yayılma ve dermatocenter cinsi kenelerle yayılma sonucu meydana gelir.

(101)

• Makroskobik olarak testislerin dış yüzünde

ceviz büyüklüğüne

varan, yumru biçiminde apseler bulunur.

Bunların bazıları

patlamış olup, dışarı fistüllenmiştir ve

içlerinden yeşilimtrak sarı renkte bir irin sızar. Testislerin kesit

yüzlerinde de irili ufaklı apseler görülür.

• Mikroskopik olarak

kazeifikasyon nekrozuna uğramış testis dokusu

çevresinde de lökositler, makrofajlar ve en dışta fibröz bir kapsül

bulunur. Makrofajlar arasında Langhans tipi

dev hücrelere de rastlanabilir.

(102)

• TÜBERKÜLOZ ORŞİTİ VE EPİDİDİMİTİ: • Boğa ve domuzlarda rastlanır. Kedi ve

köpeklerde nadirdir.

Üç yolla yayılabilir

1. Hematojen (boğa ve domuzlarda).Etken interstisyuma yerleşir.

2. Kanaliküler olarak: yani prostat ve vesikula seminalisteki Tbc lezyonlarının testise kanal boyu inmesi (daha çok insanlarda görülür)

3. Lenfogen yayılma: Testis ve epididimise komşu bulunan dokulardaki Tbc. Lezyonlarının lenf damarlarıyla yayılması.

(103)

Milier tipte veya kronik granulomatöz tipte lezyonlar oluşur. Milier testis ve epididimis tüberkülozunda

testislerin kesit yüzünde topluiğne başı

büyüklüğüne varan sarımtrak boz renkte kazefiye düğümcükler görülür. • Epididimiste de benzer görünümler mevcuttur. Kronik tüberküloz lezyonlarında sarımtrak renkte ve geniş kitleler halinde kazeifikasyon nekrozuna uğramış bölgeler seçilir. Bu

lezyonlar oldukça ışınsal bir yerleşim gösterir.

(104)
(105)

Mikroskobik olarak milier Tbc lezyonları

interstisyumda tipik düğümcükler yapar.

Bunlar epiteloid ile Langhans tipi dev

hücrelerinden oluşmaktadır.

Ayrıca lenfositlerde ortamda bulunur.

Düğümcükler ince fibröz bir kapsülle

çevrelenmiştir, bu düğümcükler

ortalarından kazeifikasyon nekrozuna

uğramış hatta kireçleşmiştir.

(106)
(107)

Kronik Tbc orşitinde ise lezyonlar tubulus

seminiferuslar ile diğer sperma kanallarında

yer alır.

Kanalların içi kazefiye olmuş homojen

kitleler ile epiteloid hücreler, Langhans tipi

dev hücreler, lenfositler ve dökülen epitel

hücreleriyle dolu durumdadır.

(108)

• Testis Tbc. Sonu

; testis ve epididimisteki

lezyonlar kalıcıdır, sperma ile etken dişi

hayvanlara geçebilir ve uterus

tüberkülozuna neden olabilir.

(109)

Ruam orşiti

Hematojen olan genelde

akciğer ruamından kaynaklanır ve interstisyumdaki damar

duvarlarında lezyon yapar.

Lenfojen yayılan ise deri ruamı yoluyla olur.

Testis tüberkülozundaki gibi, testisin kesit yüzünde

topluiğne başından mercimek büyüklüğüne varan boz beyaz renkli düğümcükler görülür.

• Mikroskobik olarak iki türlü ruam lezyonu görülür. • Birincisinde ortaları karyoreksise uğramış, sık lökosit yığınakları, bunların çevresinde epiteloid hücreler, en dışta da yoğun lenfosit yığınakları ile zayıf

fibröz bir bağ dokudan oluşan kapsül yer alır.

(110)

İkincisinde ise; ortada karyoreksize uğramış

az sayıdaki lökositlerle epiteloid hücreler ve

Langhans tipi dev hücrelerinden oluşan

(111)

Prostatta metaplazi

• Prostat bez ve duktuslarını örten silindirik ve kübik epitelin yassı epitele dönüşmesiyle meydana gelir. • Sebebi östrojen hormonu verilmesi veya

kastre edilen hayvanlarda östrojeni yüksek bitkilerle beslenmeleri (yüksek

östrojenik etkiye sahip

Trifolium spp. ailesine ait

yonca türleri) sonucu

meydana gelebildiği gibi, sertoli tümörlerine bağlı östrojen salgılanması

nedeniyle de meydana gelebilir.

(112)

• Etkilenen epitel,

artıklarının (squame) lümene döküldüğü

yüzeyden itibaren çok katlı yassı epitele

dönüşüm başlar.

• Nötrofil ve makrofajlar artıklarının birbirleriyle kaynaşması sonucu

oluşan amorf kitlelere lümende çok sayıda rastlanır.

• Bazal hücrelerin artmış proliferasyonuna bağlı olarak yassı hücreli

metaplazi gelişir. Köpeklerde bu tip metaplazi prostat

yangılarına da eğilimi arttırır.

• Buna bağlı olarak irinli prostatitler

(113)

• Kısırlaştırılan koçlar birkaç hafta süreyle potansiyel östrojenik uyarıya sahip yeşil yonca meralarında beslendiğinde eklenti bezlerde (özellikle bulbouretral bezde) yaygın metaplastik değişiklikler olur.

• erkek kuzularda ise, östrojen verilmesi

sonucunda metaplaziye uğrayıp dökülen prostat epitelinin üretrayı

tıkaması sonucu üremi meydana gelir.

(114)
(115)

Prostat hiperplazisi:

a. Glanduler b. Fibromusküler c. Kistik hiperplazi Sebepleri: Yangı, arterioskleroz, tümöral

üremeler, idrar retensiyonu, köpeklerde fazla çiftleşme, yaş’a bağlı androjen

yetmezlikleri ve

androjenlerle östrojen dengesinin bozulması

(116)

Prostat hiperplazisi

• Prostat hiperplazisindeki en önemli faktör yaşlanmayla birlikte değişen androjen ve östrojen dengesizliğidir. Köpeklerde 4-5 yaşlarında dikkati

çekmeye başlar ve ileri yaşlarda %80 oranında görülür.

(117)

• Hayvanlarda klinik bulgu olarak idrar güçlüğü

(dizüri) ve rektuma yapılan basınca bağlı olarak konstipasyon şekillenir, insanlarda konstipasyon gözlenmez. • Prostat hiperplazisinde asiner hücre hiperplazisinin androjenler tarafından, stromal hiperplazinin ise östrojenler tarafından yapıldığı düşünülmektedir.

(118)

• Köpeklerde prostat hiperplazisi iki devre halinde gelişir.

• Genç köpeklerde ilk devrede epitelyal hiperplazi testisin interstisyel hücreleri (Leydig hücreleri-testosteron salgılanması) ve normal androjen üretimiyle ilişkilidir.

• Ayrıca testislerde henüz identifiye edilmemiş

östrojen benzeri

molekül salgılanması da rol oynar.

(119)

• İkinci devre olan kistik devrede androjen yapımında ve testislerin interstisyel hücre aktivitesinde (testosteron düzeyinde) azalma vardır, ancak

östrojenik maddenin yapımı devam eder.

• Bununla birlikte, yaşlı köpeklerde dolaşımdaki testosteron düzeyi

azalmasına rağmen, hipertrofik ve

hiperplastik dokuda 5-α redüktaz tip II enzimi aracılığıyla

testosterondan türeyen dihidroksitestesteron (DHT) düzeyi artar.

(120)

• Düşen testosteron

düzeyine rağmen, artan DHA ve östrojen düzeylerinin sinerjik etkiyle hiperplaziye neden olduğu düşünülmektedir. • Deneysel çalışmalar; yaşa bağlı olarak artan östrojen seviyelerinin, prostatın parankim hücrelerinde DHT reseptörlerinin ekspresyonunu (dışa vurumunu) arttırdığı ve dolayısıyla DHT’nin etkinliğini arttırarak nodüler hiperplazinin gelişimini sağladığını göstermiştir.

(121)

• Hiperplastik prostat dokusu normal

boyutundan dört kat veya daha fazla büyük olup yüzeyi düzensiz ve nodulerdir. Bazı

olgularda normal iki loblu yapısı kaybolur (köpeklerde).

(122)

• Palpe edilebilen

fluktuan kistler ile venöz ve lenfatik ektaziler

kapsülün hemen altında bulunabilir.

• Kesit yüzü asiner ve stromal hiperplazinin derecesine , kistlerin

varlığı ve boyutuna bağlı olarak değişebilir.

(123)

• Kesit yüzündeki

lobcuklar çevresinde birer fibröz kapsül bulunur.

• Lobcukların içinde kistler bulunur, kesit yüzünden süt benzeri bir sıvı akar.

(124)
(125)
(126)

• Mikroskobik olarak bez epitelinden kaynaklanan adenomatoid hiperplazi, stromal hiperplazi ve kistik oluşumlar mevcuttur. Üreyen silindirik ve

kübik epiteller bezlerin içine doğru papillifer uzantılar yapar.

(127)

Bezlerin bazıları ise atrofik, bazılarıda

kistik hal almıştır. Kistik bezlerde epitel

atrofisi de görülür. Üreyen bez

epitellerinde vakuoler dejenerasyon

ve şiddetli desquamasyon hali de

(128)

Bazı kistlerin içinde korpora amilasealara rastlanır. Çoğu hiperplazi olaylarında interstisyel dokuda (stromada) da üremelere gözlenir. Üreyen bağ doku

içerisinde yer yer veya yaygın olarak lenfosit infiltrasyonu göze

(129)

Prostat hiperplazisi sonucunda;

1. Büyüyen prostatın rektuma basınç

yapmasına bağlı olarak konstipasyon

şekillenebilir. Aynı etkiye bağlı olarak

perianal herniler ve rektum divertikülleride

meydana gelebilir.

(130)

2. Büyüyen prostatın üretraya basınç

uygulaması nedeniyle

idrar güçlüğü

görülebilir. Ayrıca idrar kesesi duvarına

yaptığı basınç nedeniyle kesenin kas

tabakasında hipertrofi meydana gelebilir.

3. Üreterlerde genişleme ve

hidronefroz

gelişebilir.

(131)

• Prostatitler

• Genellikle irinli, daha az olarak da kataral

olur.Daha çok köpeklerde görülür. Yardımcı

faktörler bezin hiperplazisi ve

metaplazisidir.

• Yapıcı sebepler ise; E.coli, Proteus vulgaris,

Streptokok, Brucella canis ve prostatik

(132)

• Oluşum yolları

• uretra;vesika ürinaria ve böbrek

yangılarından

akanaliküler

olarak

• Testis, epididimis.Duktus deferens ve

vesikula seminalisteki yangılardan

kanaliküler

olarak

• Hematojen

(133)

• Prostata, testis,

epididimis ve üriner kanal yolu ile

(kanaliküler) gelen etkenler bez dokuda,

hematojen ve lenfojen olarak gelen etkenler ise interstisyumda yangıya neden olular.

(134)

Prostatitlerde, kanlı ya da irinli idrar, üretral

akıntı, inkontinens ya da disüri (ağrılı idrar

yapma) gibi bulgular mevcuttur.

Hastalığın seyrine göre akut, yaygın ve irinli prostatit, yersel irinli prostatit ve kronik

prostatit şeklinde üçe ayrılır.

(135)

• Apseler küçük ve çok sayıda olabilir ya da büyük ve nekrozla

birliktedir.Apseler içleri çikolata rengindeki bir irinle dolu kistleri

andırır.Bu apseler karın boşluğu veya perineal bölgeye çıkıntı

yapabilirler.

• Bu nedenle de

metastatik sepsis, septisemi ve

peritonitise neden olur. Periproktal (rektum

çevresi) dokuda

flegmon oluşur.Ani yırtılmalarda ölüm şekillenebilir.

(136)

• Kronik prostatitlerde prostat düğümlü bir

manzara almıştır ve sert kıvamdadır. Apselerin çevresinde fibröz birer kapsül bulunur, ayrıca interstisyumda yersel veya yaygın bir bağ doku üremesi göze çarpar.

(137)

• Mikroskobik olarak, akut prostatitlerde yangının süre ve şiddetine bağlı

olarak kataral veya irinli olabilir.

• Kataral değişiklikler asinuslarda

(138)

• Bez epitellerinde üreme, desquamasyon ve dejenerasyon görülür. Bezlerin lümeni dökülen epitel ve lökositlerle dolu durumdadır. Yangının ilerlemesiyle stromada da lökosit infiltrasyonu görülür. • Yıkıma uğrayan asinusların bulunduğu bölgede apseler şekillenir.

• Bunlar daha sonra

birbirleriyle birleşerek bütün bezi içeren

(139)

Akut prostatitler yoğun nedbe dokusu

oluşumuyla iyileşebilir ya da özellikle

duktusların tıkanmasına bağlı olarak

kronikleşebilir.

Kronik prostatitlerde; yersel veya yaygın bağ

doku üremesi gözlenir.Prostatik epitel

atrofiktir, ayrıca yassı epitele metaplazi ve

loblarda kistik genişlemeler göze çarpar.

(140)

• Özellikle duktuslar çevresindeki fibromüsküler stromada lenfosit ve plazmosit infiltrasyonları görülür.

(141)
(142)

Balanopostitler

• Penis ve prepusyumun kataral, purulent veya

difteroid tipte yangısı.Lezyonun niteliğine göre

pustülöz, nekrotik, apseli, ülserli ve folliküler

• Sebepleri:

Travmatik, kimyasal, toksik, termik

ve enfeksiyöz

• Enfeksiyöz sebepler

• Sığır herpes virus 1 (IBR-IPV), boğalarda

parainfluenza-3

(143)

• At herpes virus tip 3, köpek herpes virus,

koç herpes virus (boğa,inek,koyun,keçi –

vesiküler ekzantem), Corynabacterium

renale, Haemophilus somnus, Mycoplasma

spp, Ureaplasma diversum, atlarda dourine

(trypanosoma equiperdum)

(144)

Boğalarda sığır herpes virus-1

(IBR,IPV)

• glans ve prepusyumda küçük, gri-beyaz opak nekroz odakları oluşur. Glans peniste keskin erozyon ve ülserler kalır.

• Mikroskopik olarak nötrofil birikimi, epitel nekrozu ve stromada lenfosit infiltrasyonu görülür.

• Dejenere epitel hücrelerinde intranükleer inklüzyonlar görülür.

(145)

• Teke herpesvirularında

glans, forniks ve tüm üretrayı tutan yaygın supuratif ve nekrotik balanopostitis gelişir.

• Atların koital ekzantemi

(at herpes virus-3) penis ve prepusyumda oluşan püstüller sonradan

ülserleşir ve

büyüklükleri 15mm’den fazla olur.

(146)

• Balanopostitler tedavi edilmezlerse adezyonlarla, fimosis ve parafimozis ile son bulur.

• Ayrıca mukozadaki yangı korpus kavernosuma yayılabilir, sistitis oluşabilir.

• Prepusyumda fistüller, hatta atrofi, elefantiazis ve peniste gangren halleri baş gösterebilir.

(147)

• Dourine (Trypanasoma equiperdum).

Tek tırnaklılara özgü bir hastalık olup, penis ve prepusyum mukozalarının bulaşıcı, sümüksel, veziküllü ve ülserli yangısıdır.

Etken genelde çiftleşmeyle, bunun dışında da kan emici sinek, böcek ve yarasalarla da bulaşabilir.

(148)

• Tipik olarak

prepusyumda ödem görülür.

• Ödem kısa sürede

skrotum ve karın altına yayılır.

• Akut dönemde fimosis ve parafimosis oluşabilir. Penis ve prepusyum mukozasında sarımtırak boz renkte,müköz eksudat bulunur.

Bir süre sonra glans ve korpus peniste

mercimekten bezelye büyüklüğüne varan,

sarımtırak kırmızı renkte düğümcükler oluşur.

(149)

• Bu düğümcükler 12-36 saat içinde ülsere

dönüşür. Ülserler nedbeleşerek

iyileştiklerinde keskin sınırlı beyaz benekler

halinde Dourine plaklarını (leukoderma)

oluştururlar.

• Bu plaklar pigment azlığına ilişkindir ve

hastalığın sinir ipliklerine yayılması sonucu

meydana gelirler.

(150)
(151)
(152)
(153)
(154)

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :